Büyük Birlik Partisi

GENEL BAŞKAN GÜNDEMİ

2017-12-27 16:22:45

“ORTADA YANLIŞ ANLAŞILMA VE EKSİKLİK VARSA BU DÜZELTİLMELİDİR”

Genel Başkanımız Mustafa Destici, ortada bir yanlışlık ve eksiklik varsa bunun düzeltilmesi gerektiğini söyledi.

  Genel Merkez Binamızda haftalık basın toplantısında konuşan Destici, Şemdinli şehitlerine rahmet diledi.
  Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Kederli üzüntülü ailelerine, Silah arkadaşlarına ve büyük Türk Milletimize başsağlığı diliyorum. Yaralı gazilerimize yüce rabbimden acil şifalar niyaz ediyor ve şu anda bu dondurucu kış soğuklarında tüm terör örgütü üyelerine karşı içeride ve dışarıda kahramanca mücadele eden güvenlik güçlerimizin, Mehmetçiklerimizin, polislerimizin korucularımızın rabbim yar ve yardımcısı olsun diyorum.” Dedi.
  Terörle mücadele Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinin başında geldiğini ifade eden Destici, “Geçmiş dönemler içerisinde doğru mücadele yapıldığı, yanlış mücadele yapıldığı, eksik mücadele yapıldığı dönemler oldu ama bugün terörün tüm unsurlarına karşı topyekûn ciddi bir mücadele var. Sonuç alan bir mücadele var. Biz bu mücadeleye sonuna kadar destekliyoruz, bu mücadelede sonuna kadar devletimizin, güvenlik güçlerimizin ve hükümetin yanında olduğumuzu bir kere daha ifade ediyorum.
” Diye konuştu.
  Suriye'nin kuzeyindeki gelişmelerin Türkiye açısından birinci derecede izlenmesi gereken ve en ciddi tehdidi barındıran gelişmelere sahne olmakta olduğunu kaydeden Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Astana'da başlayıp Soçi'de devam eden zirvelerde ki görüşmeler yakın takip edilmelidir ve önümüzdeki 29 / 30 Aralık'ta yine Soçi'de bir zirve gerçekleştirilecektir. Daha önce Amerika Birleşik Devletleri Suriye konusunda maalesef Türkiye'yi yalnız bırakmakla kalmamış tam tersine Türkiye'ye şu anda hasma ne bir tutum içerisine girmiştir. Türkiye'nin açık ve net terör örgütü olarak nitelendirdiği, değerlendirdiği PKK'lıları PYD’lileri, YPG’lileri destekler eğitir ve onlarla birlikte bir strateji geliştirir noktadadır. Tabii Rusya ve İran ile Suriye noktasında süren görüşmeleri biz olumlu bulduğumuzu daha önce de ifade ettik lakin olumlu bulurken dikkatli ve tedbiri de elden bırakmamız gerektiğini ısrarla söyledik. Geldiğimiz noktada da yine bu hususa azami derecede dikkat gösterilmesi gerektiğini söylüyoruz. Türkiye Suriye'nin kuzeyinde ya da Suriye'nin tamamın da etnik ve mezhebi temelli bir siyasi çözüme 'Evet' demiyor ve ne olursa olsun dememelidir. Bizim için hassas olan nokta Suriye'nin kuzeyidir. Tüm terör unsurlarından temizlenmeden yine bir siyasi çözüme Evet diyemez ve bu süre içerisinde de Afrin başta olmak üzere PYD ve YPG’lilerin şu anda kontrol ettiği, barındığı noktaların tamamına Türkiye operasyon yapmalı ve buraları bu süre zarfında kontrol etmesine yani Türk Silahlı kuvvetlerine devredilmesini de şart olarak koymalıdır.” Şeklinde konuştu.
 Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Yoksa bunun dışındaki çözümler Suriye'nin de Türkiye’nin de hayrına olmaz. Bunun dışındaki çözümler ABD, Rusya başta olmak üzere Emperyalist ve Siyonist çevrelerin, taşeronların ve işbirlikçilerin işine yarar.” İfadelerini kullandı.
  Kudüs konusu ile ilgili Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun ezici çoğunlukla aldığı kararı alkışladıklarını ifade eden Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Lakin işin burada noktalanmamasını, hem İslam İşbirliği Teşkilatı'nın, hem uluslararası kuruluşlar nezdinde sürdürülen girişimlerin devam ettirilmesini aynı dozajlarda çünkü bu şarttır, bir boşluk oluşturulmalıdır ve bu boşluktan İsrail'in ve Amerika'nın istifade ederek kendi politikalarını uygulama imkânı verilmemelidir. İsrail'in yayılmacı ve işgalci terörist politikalarına da asla müsaade edilmemelidir. Bu konu gündemde geçtiğimiz haftalardaki gibi canlı ve diri tutulmaya devam edilmelidir.” Dedi.
   Hükümet tarafından Cuma günü açıklanacak olan Asgari ücret konusunu değerlendiren Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Şu anda milyonlarca asgari ücretle çalışan işçi kardeşlerimiz açlık sınırı altında bir maaşa mahkûm edilmiş ve bu maaşla hayatını idame ettirme, ailesinin rızkını temin etme peşinde çalışıyor. İşçi Sendikalarımızın Türk İş başta olmak üzere talebi çok açık ve net ortada. 1893 TL gibi bir talepte bulundular. Biz o günde söyledik, bugün de ısrarlı bir şekilde vurguluyoruz. Hükümete tavsiyemiz, önerimiz Türk- İş'in bu 1893 TL’lik teklifini gözü kapalı imzalasınlar ve burada işçi Sendikaları ile işçi kardeşlerimizle bir pazarlık konusu dahi bunu yapmasınlar. Türk – İş tarafından istenen bu rakam makul, kabul edilebilir ve karşılanabilir bir rakamdır. İşçi kardeşlerimizin, de asgari ücretle çalışan kardeşlerimizin de ana sütü gibi helal ve hakkı olan bir rakamdır. Aslında azdır ama Türkiye şartları içerisinde işçilerimizle Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlara ekonomik durumu bilerek makul ve karşılanabilir kabul edilebilir bir talepte bulunmuşlardır. Onun için bu talebi hükümetin düşünmeden kabul etmesini ve imzalamasını bir kere daha buradan teklif ediyor öneriyoruz ve Büyük Birlik Partisi olarak asgari ücretle çalışan İşçi kardeşlerimizin ve onların temsilcileri olan sendikalarının ve bu tekliflerin yanında olduğumuzu bir kere daha buradan ifade ediyoruz.” Diye konuştu.
  Taşeron İşçiler ile ilgili yapılan düzenlemeyi değerlendiren Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Öncelikle bu düzenleme adına hükümete, Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür ediyoruz. Gönül isterdi ki bu düzenleme Meclis'te yasalaşsın. Aslında en doğrusu buydu. Ama hükümet, iktidar böyle uygun gördü. Bizim derdimiz üzüm yemektir. Burada Taşeron işçilerin kadro alıp almadığı hangi şartlarda kadro alacağıdır. Biz sonuca bakıyoruz. Bu gelişmeyi olumlu bulduğumuzu ifade ediyoruz. Büyük Birlik Partisi olarak taşeron işçilerimizin başından itibaren hep yanlarında olduk. Sadece sözde de bırakmadık. Eskişehir'de taşeron işçi kurultayları gerçekleştirdik. Taşeron işçilerin sesleri solukları olma gayreti içerisinde olduk. Her türlü yaptıkları eylemin, faaliyetin yanında durduk ve kadrolarının hakları olduğunu ifade ettik.  Bugün artık bu kadroya kavuşma anları geldi. Ben kendileri içinde ülkemiz içinde milletimiz içinde hayırlı olsun diyorum.” Şeklinde konuştu.
  Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Burada kafaları karıştıran ya da tereddütlü olan bir iki husus var. Bunlardan bir tanesi Taşeron işçisi kardeşlerimizin kadroya hangi usule geçirileceği. İşte burada bir mülakat ve sınavdan bahsedilmektedir. Sayın Başbakan bu sınavın sadece bir prosedürden ibaret olduğunu ifade etmiştir. İnşallah öyle olsun ve öyle olmasının da arzu ediyoruz. Öyle olmasını da doğru olduğunu düşünüyoruz. Çünkü burada dediğim gibi siyasi bir ayrımcılığa tabi tutularak ya da işte hangi sendikaya üye olacağına ya da olmayacağına bakılarak taşeron işçi kardeşlerimiz arasında bir farklılığın gözetilmemesi lazım ve hak eden herkese bu hakkın verilmesi lazım. Mülakatla ya da başka gayelerle bu hak hiç kimsenin elinden alınmaması lazım. Bu anlamda haksızlığa uğrayacak her taşeron işçi kardeşimizin de yanında olduğumuzu sonuna kadar da yanında duracağımızı ifade etmek istiyorum.
  Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Sendikal baskı Memur sendikalarında da dile gelen bir husus. Bunu doğru bulmadığımızı, ret ettiğimizi bir kere daha buradan ifade etmek istiyorum. Her işçimiz, memurumuz özgürce istediği sendikaya, istediği derneğe, vakfa üye olabilmeli ve bu anlamda bir baskıyla asla ve kata karşılaşmamalıdır. Bu tür baskılar var ise hükümet, iktidar yetkililer bu baskıların üzerine gitmeli, eğilmeli ve bu baskıları ortadan kaldıracak tedbirleri almalı ve bu baskıyı oluşturanlar hakkında da gerekli hukuki işlemler yapılmalıdır.”   
  Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Kanun Hükmündeki Kararnameyi değerlendiren Genel Başkanımız Mustafa Destici, “696 sayılı KHK’nın 121. maddesiyle, 8 Kasım 2016 tarihli ve 6755 sayılı KHK'nin 37. Maddesine bir fıkra eklendi. Bu fıkrayla da, 15 Temmuz Darbe Girişimine müdahale eden “resmi” bir sıfat taşımayan ve resmi bir görev yerine getirmeyen sivillerde hukuki, idari, mali cezai dokunulmazlar kapsamına alındı. Bu son düzenlemedeki ilgili kanun maddesi metninin hukuk tekniği açısından eksik olması ve içeriğinde barındırdığı muğlâklıktan ötürü kamuoyunda tartışmalar yaşanmaya başlandı. Bu tartışmalar vehim ve kaygı tazyikiyle de birleşince toplum gerilmeye başladı haliyle siyasetin dili de maalesef yine bozulmaya başlandı.” Dedi.
  “Bu madde 15 Temmuz Darbe Girişimini temel ve esas alıyor lakin "…bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında” şeklindeki sınırları çizilmemiş, niteliği ve gerekçeleri belirtilmemiş ifadelerden ötürü kafada soru işaretleri üretiyor.” Diyen Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Akla gelen ilk soru, gelecekteki eylemlerin 15 Temmuz Darbe Girişimi'nin devamı niteliğinde terör eylemleri olduğuna "kim" karar verecek? Birde ilgili madde bu hâliyle, 15 Temmuz’u değil; bugünü ve yarını da kapsadığı noktasında tereddütleri arttırıyor. Böyle olunca, eylemin türü, şekli, içeriği hakkında niteleme ve sınırlama belirten ifadeler bekleniyor. İşte hükümdeki muğlâklık ve "ucu açık" durum buradan kaynaklanıyor.” İfadelerini kullandı.
  Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Bu durumu düzeltmek çok zor bir şey değil… Bu madde tekrar ele alınmalı; ya ilgili madde metninde geçen “devamı niteliğindeki…” ifade çıkarılmalı, ya da bu maddede cezai muafiyet elde eden sivillerin dokunulmazlıklarının 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz sabahıyla sınırlı olduğu, yarın bir gün bir yargıcın yorumuna bırakılmayacak şekilde net bir şekilde yazılmalıdır. Bu konu üzerinde zaten siyasi iktidarda farklı bir şey söylemiyor. Basın toplantılarında yaptıkları izahatı maddeye eklerlerse sorun kalmaz. Hukuk metinleri, yoruma kapalı bir şekilde net olmalıdır. Toplumun mutabakatı ve bu işlerle iştigal eden her kesimden hukukçuların mutabakatı azami seviyede olmalıdır. 
Dedik ya… Zaten; bu ilgili KHK maddesi meramını iyi ve net anlatabilseydi, kafaları ve gönülleri tatmin eden bir kanun düzenlemesi ürünü olsaydı, bugün “orada onu demek istemediler” ve “burada bunu demek istemedik” iddiaları ve bahaneleri havada uçuşur muydu
?”
  Genel Başkanımız Mustafa Destici açıklamasını şöyle sürdürdü: “Ortada bir yanlışlık ve yanlış anlaşılma varsa yanlışta direnmenin anlamı yoktur. Diğer yandan bu tür muğlâk ve net olmayan hukuk metinlerinden de “iç savaş” senaryoları üretmekte tehlikeli ve Türk milletinin sağduyu kodlarına aykırıdır. Bu yüzden ne bağcıyla uğraşalım ne de bağla… Maksadımız sadece üzüm yemek olsun! Biz aslında bu olaya başı başına bir beka sorunu olan toplumsal kutuplaşma ve ayrışmaları daha da keskinleştirmemek noktasından bakıyoruz. Biz Büyük Birlik Partisi olarak Türkiye’de kutuplaşma ve ayrışma etkilerinin, makul seviyeleri aşmasından endişe ediyoruz. Biz biliyoruz ki, dâhili ve harici düşmanlarımız, cepheleşerek ayrışan kişi, grup, kurum ve organizasyonların ürettiği tehditlerin ve sebep oldukları kutuplaşmaların içerisinde barındırdığı “fırsatlara” göz dikiyorlar! Gelinen aşamada bırakın siyasal görüş farklılıklarından kaynaklanan rekabet ve tartışmaları, ayrıştıkça kendini güvende hisseden toplum olmaya doğru sürükleniyoruz! Siyaset kurumu bu konuyu milli güvenlik meselesi olarak kabul etmeli bu istikamette acilen gerekli tedbirleri almalıdır. Böyle zamanlarda bilhassa aileden başlayarak devletin en tepesine kadar sorumluluk makamında olan herkes bu konuda hassas olmalıdır. Siyasetteki tartışmalı alanlar sokağa taşınmamalı, dış müdahalelere açık hale getirilmemelidir. Keskin ayrışma ve kutuplaşmanın uç sınırlara dayandığı, çevre coğrafyamızın ateş çemberi halini aldığı, hasımlarımızın arttığı ve ülkemizin her türlü dış müdahaleye açık hâle getirilmeye çalışıldığı bu günlerde, başta siyaset kurumu olmak üzere sokaktaki vatandaşımıza kadar herkesi toplumsal barış ve milli birlik noktasında yüksek hassasiyete davet ediyorum.
“KHK ile gelen düzenlemeyle, 6 bin 800'ü badem kurusu, 51 bin 700'ü gri olmak üzere, toplam 58 bin 500 hükümlü ve tutuklu tulum giyerek duruşmalara katılacak” olmasını değerlendiren Genel Başkanımız Mustafa Destici, “Büyük Birlik Partisi olarak şunu net söylüyoruz ki biz bir kere terörün her türlüsüne kimden gelirse gelsin ve kime karşı yapılırsa yapılsın şiddetin her türlüsüne karşıyız. Fakat düşüncelerin serbest bir şekilde ifade edilmesinden de yanayız. Türkiye terör belasından çok çekmiş bir ülke. Elbette ki bütün tedbirleri almak ve uygulamak zorundadır yine bu tedbirlerin alınmasında ve uygulanmasında da biz sonuna kadar devletimizin yanındayız. Türkiye bugüne kadar belki de Dünyada hiçbir ülkenin başaramadığı gibi bunca terör örgütüne ve terör hadisesi ile mücadele ederken hep hukukun içinde kalmış, demokratik hukuk devleti ilkelerini asla ve kata çiğnememiştir. Bu düzenleme ile ilgili de biz Türkiye'mizin demokratik hukuk devleti ilkelerine bağlı ve uluslararası Evrensel İnsan Hakları sözleşmelerine de uygun hareket etmesini burada öneririz. Elbette ki şuna müsaade edilmemelidir yani teröristlerin terör destekleyicilerinin mahkeme salonlarına belirli sembollerle, işaretlerle, rakamlarla, bunların üzerinde işaretli olduğu elbiselerle getirilmesini doğru bulmuyoruz bunları yanlış buluyoruz. Ama buradaki düzenleme tek tip elbise ve kötü örneklerden yola çıkarak yapılacak bir uygulama yerine bu işaretleri, sembolleri, yazıları, rakamları barındırmayan elbiseler sınırlandırılarak yapılırsa daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Bizim buradaki teklifimiz dediğimiz gibi devletimizi, milletimizi Türkiye'mizin uluslararası alanlardaki itibarını ve demokratik hukuk devleti olma ilkesini esas alınarak yapılmış bir tekliftir.



FOTO GALERİ


1

GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ