Büyük Birlik Partisi

GENEL BAŞKAN GÜNDEMİ

2017-07-21 12:52:19

"...İŞ, MEHMETÇİKLERİMİZE, POLİSLERİMİZE GELDİĞİ ZAMAN GIKLARI ÇIKMIYOR"

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, "PKK'nın sözcülüğünü yapanlara, milleti ayaklanmaya ve isyana teşvik edenlere 'tutsak' diyenlerin, iş Necmettin Yılmaz öğretmene, Şenay Aybüke Yalçın öğretmene geldiği zaman, iş mehmetçiklerimize, polislerimize geldiği zaman gıkları çıkmıyor." dedi.

  Genel merkez binasında haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemini değerlendiren Destici, hain terörün canları yakmaya devam ettiğini ifade etti.

  Ülkenin temel problemlerinin başında terör olduğunu belirten Destici, Terör her gün canımızı yakmaya şehitler verdirmeye devam ediyor. Ben bu vesileyle şehitlerimizi bir kere daha rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun. Yaralılarımıza acil şifalar niyaz ediyorum. Bölgede kahramanca mücadele eden askerlerimizin polislerimizin ve güvenlik güçlerimizin rabbim yar ve yardımcısı olsun diyorum.” Dedi.

  Terörün sadece askerleri, polisleri ve korucuları şehit etmediğini kaydeden Destici, “Hain terör sivil vatandaşlarımızı, sivil memurlarımızı da hedef alıyor. Onların da canına kast ediyor. İşte onlardan sonuncusu Tunceli'de Necmettin Yılmaz öğretmen kardeşimiz. Gepegenç yaşında hain katil PKK terör örgütünün hedefi oldu. Ömrünün baharında şehit ettiler. Ben şehidimizi rahmetle anıyorum. Ailesine başsağlığı diliyorum. Bütün eğitim camiamızın, ülkemizin ve Büyük Türk Milletinin başı sağ olsun diyorum. Diye konuştu.

  Destici, “Hain PKK terör örgütünün sözcülüğünü ve savunuculuğunu yapan siyasi uzantısı olan figürler hemen hemen neredeyse her gün medyada haksızlığa uğradıklarını, haksız yere hapishanede olduklarını kendilerine adeta zulüm yapıldığından bahsediyorlar. En son Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 15 Temmuz özel oturumunda PKK'nın siyasi uzantısı olan HDP’nin sözcüsü çıkıp içeride olan kendi milletvekillerinin tutsak olduğundan bahsediyorlar. Bu kadar hain olduklarını bu kadar kahpe olduklarını, bu kadar adi ve alçak olduklarını meclis kürsüsünden adeta itiraf ediyorlar. Hem bu devletin maaşını alıyor, hem bu ülkenin bütün imkanlarından faydalanıyor. Ama içeride olan adamları için, PKK'nın sözcüğünün yapanlar için, milleti ayaklanmaya isyana teşvik edenler için tutsak ifadesini kullanacak kadar adileşebiliyor, şerefsizleşebiliyor ve hainleşebiliyorlar. Ama iş Necmettin Yılmaz'a geldiği zaman, iş Aybüke öğretmene geldiği zaman, iş Mehmetçiklerimize, polislerimize geldiği zaman bunların gıkları çıkmıyor. Kanlı PKK terör örgütüne tek bir laf söyleyemiyorlar. Onun için bunların sözlerinin bizim nezdimizde hiçbir itibarı yoktur. Hainlerle, teröristlerle pkk'lılarla PYD’lilerle, YPG’liler ile aralarına mesafe koymadıktan sonra, onların alenen ve açıkça terör örgütü ilan edip, onları kanlı eylemlerini lanetlemedikçe yaptıklarının ya da söyledikleri sözlerinin bizim nezdimizde hiçbir itibarı yoktur.” Şeklinde konuştu.

  Defalarca Barzani ve Talabani'ye güvenilmeyeceğini, ifade ettiklerini vurgulayan Destici, “ Bunların sırf kendi konumlarını güçlendirmek adına Türkiye'ye yakınlaştıklarını ve zamanı gelince Türkiye'ye zarar vereceklerini, ihanet edeceklerini Türkiye'nin politikalarına aykırı politikalar üreteceklerini, bölgedeki başta Kerkük olmak üzere Türkmen varlığını yok etmek için her türlü eylemi içerisinde bulunacaklarını biz ifade ettik. Ama dinlenmedik. Bugün geldiğimiz noktada haklı olduğumuz çok açık ve net ortaya çıktı. 

  Türkiye açık ve net bir şekilde 25 Eylül de Kuzey Irak'ta yapılacağı ilan edilen bağımsızlık referandumunu tanımayacağını, kabul etmeyeceğini böyle bir referandum halinde fiili müdahalede bulunacağını, her türlü hakkını kullanacağını ve her türlü yaptırımı uygulayacağını açıkça ilan etmelidir. Kesinlikle 25 Eylül referandumunu yaptırmamalıdır. 25 Eylül referandumunun sonucu bugünden bellidir. Son yıllarda Kerkük, Musul, Türkmen eli bölgesinde kasıtlı olarak Türkmenlere karşı adeta bir soykırıma varan uygulamalar yapılmış, bazı bölgeleri DEAŞ tarafından, bazı bölgeleri Peşmerge tarafından, bazı bölgeleri de başka güçler tarafından işgal ettirilmiş ve Türkmenlerin pek çoğu yerlerini yurtları terk ettirilmiştir. Türkmen varlığı kasıtlı olarak azaltılmıştır. Demokratik yapı kasıtlı olarak değiştirilmiştir. Bugünlere gelinmiştir ve bugün de bir referandum sonucu ile karşı karşıya kalınmıştır. Onun için bu asla ve kata kabul edilemez. Kerkük'ten günlük bilgiler almaktayız. Şu anda orada referandum çalışmalarına da başlamışlar. Tabelalar, billboardlar her şey asılmaya başlanmış. Olay bu şekilde devam ederse orada bir iç savaş kaçınılmaz hale gelir. İç savaşın sonucun da ne olacağını hiç kimse kestiremez. Hani Barzani diyordu ya “buna karşı çıkılırsa çok kan akar.” Evet çok kan akar. Ama bilsin ki en çok da kendi kanı akar. Bunu da bilmesi lazım. Türkiye'nin bunu açık ve net bir şekilde ifade etmesi lazım. Ne pahasına olursa olsun buna müsaade etmeyeceğini ve sonuna kadar Türkmen varlığını koruyacağını, oradaki Türkmenlerle birlikte masum olan, birlikten, beraberlikten ve kardeşlikten yana olan Arap ve Kürtlerin de kendi garantisi altında bulunduğunu ifade etmelidir.” Dedi.

  İslam dünyasının kanayan bir yarasının da Filistin, Kudüs, Gazze ve Mescidi Aksa olduğunu dile getiren Destici, “Siyonist terörist İsrail Devleti fırsatını bulduğunda Filistin'de, Gazze'de Müslümanlara saldırmakta masumları katletmektedir. Mescidi Aksa'yı da aklına göre ibadete açmakta,  kapamaktadır.  Biz Filistin'e gidip ziyaret ettik. Öyle bir baskı ve abluka var ki zaten Mescidi Aksa'nın kapısını gidene kadar bütün İsrail polislerinin kontrole altındasınız. Kapının önünde otomatik silahlı İsrail askerleri var. Kapının içinden girdikten sonra sivil memurlar yanında silahsız Filistin polisi var. Filistin polisleri silahsız ama İsrail askerleri tam donanımlı silahlarla orada bekliyorlar. İstediklerini Mescidi Aksa’ya sokuyorlar, istemediklerini sokmuyorlar. Oradan çıkanlardan istediklerin tutukluyorlar, istemediklerini tutuklamıyorlar. Böyle bir halde Müslümanlar Mescidi Aksa'yı ziyaret ediyor ve orada ibadetlerini yerine getiriyorlar. Hal böyleyken bile sudan sebeplerle İsrail Mescidi Aksa'yı aklına estiğinde ibadete kapatıyor aklına estiğinde açıyor. Buna son verilmesi lazım. Mescidi Aksa'nın Müslümanların en anlamlı manevi yönden en büyük 3. ibadet yeri olduğu için bütün İslam coğrafyasının buna hassasiyet gösterilmesi lazım. İsrail'in Kudüs'ü tamamen Mescidi Aksa ile içine alacak şekilde Yahudileştirme ve ele geçirme işgal projesine asla izin verilmeyeceğinin ilan edilmesi lazım.Burada net kararlı tutumun sergilenmesi gerekir.  Katar'a ambargo uygulayan İslam ülkelerinin İsrail'e karşı gıkları çıkmıyor. Aynı yaptırımları, ya da aynı yüksek sesle İsrail'e karşı bir söz söylediklerini görmüş değiliz. Diye konuştu.

  Uluslar arası bir başka mesele olan Kıbrıs ile ilgili açıklama yapan Destici, “Kıbrıs Rum Kesimi masadan kalktı. Aslında bize göre Türkiye için de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti içinde haklılığın ortaya konması bakımından güzel bir sonuç oldu.  Kıbrıs Rum Kesiminin masadan kalkması Rumların nedenli anlaşmaya uzak ve tamamen Kıbrıs'ı aynen İsrail'in Kudüs'te olduğu gibi Kıbrıs'ın, adanın tamamını işgal etmeden yada ele geçirmeden bir anlaşmaya varmayacaklarının açık bir göstergesi olduğu ortaya çıktı. Artık bundan sonra Kıbrıs'ta masaya oturmanın hiçbir anlam ve önemi kalmamıştır. Bundan sonra Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti asla ve kata masaya oturmamalıdır yapılacak iki tane şey vardır. Ya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hemen bağımsız bir devlet olarak yoluna devam edeceğini bütün dünya’ya ilan etmelidir. Ya da Türkiye'ye ilhak etme kararını açıklamalıdır. İkincisi bizce daha doğru olacaktır. Kıbrıs diye bir konuda uluslararası gündemden düşecektir ve Kıbrıs Türkiye'nin bir parçası olacaktır. Türkiye'nin artık Kıbrıs diye bir sorunu ve problemi olmamalıdır. 

  Mecliste devam eden iç tüzük görüşmelerini de değerlendiren Destici, “Biz Büyük Birlik Partisi olarak iç tüzük değişikliğinin olumlu bulduğumuzu, onayladığımızı ve desteklediğimizi daha önce de ifade etmiştik. Bunun içeriğini okuduğunuz zaman ne görüyoruz. Milletvekillerinin genel kurula düzenli katılma şartı getiriliyor. Eskiden keyfi bir uygulama vardı. Adam milletvekili seçiliyor sonra aylarca meclise uğramıyor, meclise uğrasa bile genel kurula düzenli olarak katılmıyor, milletvekili sıfatını kullanıyor, maaşını almaya devam ediyor. Her türlü sosyal haklarından yararlanmaya devam ediyor. Buna bir son verilmesi lazım. İç tüzük değişikliği buna son veriyor. Milletvekillerinin daha ciddi bir şekilde milletvekilliğini yapmaya davet ediyor. İkinci olarak bu iç tüzük paketinde  

meclisi hızlı çalıştırmaya yönelik değişiklik var. Biliyorsunuz daha önce yapılan görüşmelerde taktiksel olarak oyalama taktikleri geliştiriliyordu. Çeşitli önergeler veriliyordu. Uzun süren konuşmalarla meclisteki çalışmalar tıkatılmaya çalışılıyordu. Şimdi bunların da önü açılmış oluyor. Meclisteki partilere çağrımız var. Bir şeyi de kavgasız olarak yapın. Kavga gürültü çıkarmadan şu içtüzük değişikliğini yapın, Türkiye'yi en azından bu konuda rahatlatın. Ondan sonra uyum yasaları, hem siyasi partiler yasasında yapılacak değişiklikler, hem seçim kanununda yapılacak değişiklikler bunlar üzerinde de ittifak edin ve anlaşın. Daha güzel bir ülke için, adalete olan güvenin en yükseklere çıktığı, huzur ve refahın arttığı bir ülkeyi, bir milleti nasıl ulaştırırız bunun gayreti içinde olunmasını biz Büyük Birlik Partisi olarak arzu ediyoruz.”

  Destici son olarak, “Darbeleri Araştırma Komisyonu çalışmalarını tamamlayarak Meclis Başkanlığı'na sundu. Bu konu henüz kamuoyuyla paylaşılmadı. Kamuoyuna yansıyan bölümleri oldu. Bu Darbeleri Araştırma Komisyonu raporu içerisinde Şehit liderimiz Muhsin başkanımızın şahadet süreci ile ilgili bölüm ilk taslak raporunda yoktu. 

Fakat ana rapora eklendi. Muhsin Yazıcıoğlu şüpheli ölüm başlığıyla. Ben daha önce Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı ile görüştüğümde bu hususun yazılmadan önce bu husus ile ilgili bizim de görüşlerimizi alınmasını ben kendilerine rica etmiştim. Ama buna gerek duymadılar.  Neticede rapora baktığımızda bu rapor bizi tatmin etmiş değildir. Kulaktan duyma ve aslı astarı olmayan bir takım bilgiler bu rapor içerisinde girmiştir. Bunlardan bir tanesi şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğluna ithaf edilen tamamı iftira olan “Bizim tarlayı sürmüşler” sözü maalesef meclis araştırma komisyonu raporuna girmiştir.  Ben buradan Komisyon Başkanına soruyorum: Siz bunu bu rapora yazdınız. Peki, Muhsin Yazıcıoğlu bu sözü nerede söylemiştir. Bunun belgesi, bilgisi nerededir. Bize ve kamuoyuna açıklayınız. Yazdığınız rapor ile ilgili ciddi olacaksınız.  Yazdığınız cümlenin, kelimenin belgesini ve bilgisini de ortaya koyacaksınız. Önce fetö'cülerin Ergenekon'u kastederek, daha sonra da birilerinin fetöcüleri kastederek kullandığı bu sözü Muhsin Yazıcıoğlu kullanmamıştır. İşte Muhsin Yazıcıoğlu’nun arkadaşları buradadır. Büyük Birlik Partisi'ni, Alperenleri, Muhsin Yazıcıoğlu'nu itibarsızlaştırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Hiç kimsenin de haddi değildir” dedi.



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ