Ana Sayfa
Özgeçmişi
Aldığı Ödüller
Konuşmaları
Şiirleri
Videolar
Fotoğraf Albümü
GÖR PROJESi
Bağlantılar
AHMET YELİS - BBP İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
rustucelebi.com
Gör Projesi
SOGEV
Alperen Ocakları
Avrupa Türk Birliği
BBP DİYET BORCU OLMAYAN BİR SİYASİ HAREKETTİR

Sayın Muhsin YAZICIOĞLU, Muhsin YAZICIOGLU'nu anlatacak olursa hayat hikayesini nasıl özetleyebilir?

1945 Sivas, Şarkışla, Elmalı köyünde doğdum. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi mezunuyum. 1969'da lise yıllarımda genç ülkücüler derneğinde cemiyetçiliğe başladım. Ülkü Ocakları genel başkanlığı yaptım. 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül darbelerini yaşadım. 12 Eylül İhtilalinden sonra 7 yıl Mamak'ta olmak üzere 9 yıla yakın Cezaevinde kaldım, ama hiç ceza almadım. 19 ve 20. dönemlerde Sivas milletvekili olarak Mecliste bulundum. Halen BBP genel başkanıyım. Evliyim ve 2 çocuk babasıyım.

Sizin için bir siyasi okul olan ve yıllarca hizmet ettiğiniz Milliyetçi Hareket camiasından niçin ayrıldınız?

Ülkücü camiadan ve ülkücülükten ayrılmadım. MHP'nin siyaset yapma anlayışı ve fikri çizgideki tutarsızlıktan ve parti içi demokrasiye yeterince imkan verilmediği için partiden ayrıldım.

Siyasete bir başka parti çatısı altında devam etmek yerine niçin yeni bir siyasi parti kurma ihtiyacı duydunuz?

Gençliğimin en güzel yıllarını Ülkücü camia içerisinde geçirdim. MHP ve onun dışındaki diğer partilerle fikri çizgideki uyumsuzluklar ve tabanın isteği üzerine yeni bir parti kurma ihtiyacı duyduk.

BBP'yi diğer siyasi partilerden ayıran fark nedir? Bu farkı sokaktaki vatandaş fark edebiliyor mu?

Büyük Birlik Partisi'ni farklı kılan özelliği; insanı hiçe sayan ve Türk milletinin değerlerini görmezden gelen mevcut sisteme alternatif olmasıdır. Büyük Birlik kadrolarının, yarım yüzyıl öncesinin gerçeklerine göre kurgulanmış hantal devlet anlayışını sırf çıkarları uğruna sürdüren statükocularla kol kola yürümesi mümkün değildir. Çağın ihtiyaçlarına cevap veremeyen sisteme entegre olmaktansa, tertemiz bir numunesini oluşturduğumuz milletimizin, emanetini bize vereceği güne kadar hazır ve dinamik olmayı tercih ederiz. Çünkü biz, Türk milletinin onurunu, vicdanını ve geleceğini temsil ediyoruz. Özellikle mecliste temsil edildiği dönemde ortaya koyduğu duruş, kamuoyunca bilinmektedir. Çünkü hiçbir güç odağına dayanarak siyaset yapmayan ve bu nedenle diyet borcu olmayan bir siyasi hareketiz.

BBP kurulduğu günden bu tarafa Türkiye'ye ne armağan etti? Türkiye'ye BBP ne kazandırdı?

BBR ülkemizin kritik ve zamanlannda çıkış yapmayı göze almış partidir.   Ayrıca   Milletimizin   siyasete  ve siyasetçiye yönelik olumsuz bakışında istisna olmayı başarmıştır. Siyasetin bilinen cilvelerine hiçbir zaman tevessül etmemiş, olumsuzluklarına karşı tavır koymuş, siyasette ilkeli ve seviyeli olunabileceğini, Türk Milletinin hak ve menfaatlerini esas alarak siyaset yapılabileceğini ortaya koymuştur.

Daha yeni kurulmuş, ilk kez seçime katılmış olan AKP ve Genç Partinin toplam oy oranı % 40'lann üzerinde. Sîzce halkın tercihinin yenilerden yana olmasının nedeni nedir?

Ülkemiz 57. hükümet döneminde yaşadığı ekonomik kriz, koalisyon hükümetleri toplumda ciddi bir tepki zemini oluşturmuştur. Bu son derece tabii bir sonuçtur. Millet öfkelenmiştir. Öfkesini de bir önceki dönemde Hükümette, hatta Mecliste temsil edilen tüm partilerden çıkarmıştır. Seçim dönemini düşünün, bir yanda övülen CHP diğer yanda dövülen AKP ile, seçimlerde adeta iki partili adeta bir tercih ortamı kurgulanmıştır. Ve Milletimiz kendine daha yakın olduğunu düşündüğü AKP'yi tercih etmiştir. GPYıin aldığı oy ciddidir ve adeta toplumsal bir cinnetin sinyalidir. Bunu bıkan, ümidini kaybeden, ezilen, bezgin toplum kesiminin verdiği bir tepki olarak görüyorum.

58. ve 59. AKP hükümetinin özellikle Dış politikasını en çok eleştiren isimlerden birisisiniz. AKP'nin Dış politikadaki hataları nelerdir? AKP nasıl bir dış politika takip etmelidir?

Üzülerek kaydediyorum ki, AKP hükümeti, beklentileri boşa çıkaracak ve hatta geleceğimize ipotek koyacak icraatların altına imza atmaktadır. Temel insan haklan ve demokrasi konusunda yaşanan sıkıntıları dış destekle aşmak İsteyen hükümetin, Avrupa Birliği'nin ülke bütünlüğümüzü tehdit eden dayatmalarına duyarsız kalması, 'milli siyaset eksikliğinin' en açık yansımasıdır.Hükümetin milli hassasiyetlerimizi yok sayan siyâset tarzı. Türkiye'mizi, "Avrupa Birliği'ne girmek için kapı, kapı dolaşan ve her dayatmaya boyun eğen bir devlet" durumuna düşmüştür. AB üyeliği, "en yüce insani değerlerin temsil edildiği evrensel bir medeniyet projesi" gibi sunulmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşım, son derece yanlıştır.Çünkü bu millet sahip olduğu beşeri, coğrafi ve tarihi köklerinden filizlenecek, kendi dokusuyla uyumlu modern ve çağdaş bir medeniyeti inşaa edebilecek güçtedir.

Ülke gerçeklerimize uyup uymadığına bakılmaksızın, AB uyum paketleri ve ikiz yasaları gibi, Meclisten hızla geçiren kanunlardan endişe duyuyoruz. Kıbrıs konusundaki yalpalamalar ve ziyafet de ortada. Ayrıca son olarak Hükümetin, Askerimizin Irak'a gönderilmesi konusunda TBMM’den aldığı izin tezkeresini milli hak ve menfaatlerimizi yeterince dikkate almadan kullanmamasını da diliyorum. Bu geleceğimizi etkileyecek en kritik konudur.

Genel olarak ifade etmek gerekirse, dış politikada izlenmesi gereken temel eksen, milli hak ve menfaatlerdir. Ülkeyi yönetenler bu inançtan sapmadan, toplamı sıfır olmayan bir dış politika stratejisi takip etmelidir.

AKP'nin AB uyum yasalannı nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB uyum yasalarının içinde yer alan bazı maddeleri olumlu buluyorum. Ama bazı maddeleri ülkemiz ve milletimizin bütünlüğü açısından endişe vericidir. Diğer yandan ikiz yasaları olarak bilinen ve bu Meclis tarafından onaylanan hususlara da dikkat etmeliyiz.

Türk ekonomisinin iyiye gittiğine dair haberleri son zamanlarda sıkça duyar olduk. Henüz halka yansımayan bu iyileşme haberlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şubat 2001 ekonomik krizinin mali, sosyal ve bireysel boyutta yol açtığı travmanın etkisi bugün bile sürmektedir. Bir yandan batan şirketlere de kaybedilen milli servet, diğer yanda sadece işini ve aşını değil, bu ülkede yaşama sevincini de kaybetmiş milyonlar vardır ve bu derin yara hala sanlabilmiş değildir. Bu nedenle, makroekonomik göstergelerde ortaya çıkan sonuçlan da doğru okumak gerekir. Siyasette yaşanmış olan istikrarsızlık ve belirsizlik ekonomiye doğaldan yansır. Tek parti hükümetinin kurulmuş olması bile makroekonomik göstergelerde en az % 40 etkili olur. Ancak önemli olan sanayi de girdi maliyetlerinin azalması; mutfakta ise tencerenin kolay kaynaması, işsizliğin azalmasıdır. Ancak bu konuda ciddi bir mesafe kat edilmemiştir.

Borsanın tavan yapması, dövizin geçen yılın fiyatların bile gerisinde olması ECEVİT krizinin bittiğini mi gösteriyor? Yoksa yeni bir krizin mi müjdecisidir?

Borsanın tavan yapmasında, ondan önce TL'nin Dolar karşısında değer kazanmasında Hükümetin etkisi olduğunu söylemek gerçekçi değildir. Borsa konusu zaten Türkiye'de sağlıklı bir zemine oturmamıştır. Spekülasyonlara açıktır. Dolar kurundaki olumlu gelişmelerin temelinde ise, ABD'nin kendi ekonomisini canlandırmaya yönelik düşük kur politikası yatmaktadır. Zaten böyle bir travmayı asla istemeyiz. Makroekonomik bazı olumlu gelişmelerin yanında, cari işlemler açığında ki artış olumsuz manada dikkat çekicidir.

Bu konuda daha geniş bir vizyonu ortaya koymak istiyorum. Çünkü asıl sıkıntımız, Milli ekonomimizi her geçen gün kaybetmekte oluşumuzdur. Zira küreselleşmenin ekonomi alanında yol açtığı değişimler ve Şubat 2001 krizi bir gerçeği ortaya çıkarmıştır. Buna göre artık "Milli ekonomi" bir ülkenin en önemli stratejik güç parametresidir. Bu güç parametresi zayıf olan ülkeler, her türlü politik operasyonlara açık hale gelmekte, çıkardan krizler ile milletin kolu bükülmekte ve istenen operasyon rahatlıkla yapılabilmektedir. "Milli ekonomiden" dünyaya kapatılmış, sınırlandırılmış ve sadece vatandaşlarına açık olan bir ekonomi anlaşılmamalıdır. "Milli ekonomi", küresel ekonomik değişime uyumlu, ancak milli duruşu zafiyete uğratmayacak biçimde kurgulanmış, spekülasyonlara ve yabancı operasyonlara direnç gösterebilecek derinliğe sahip bir nitelik içermelidir. Sonuç olarak ifade etmem gerekirse, ekonomide kriz çıkar mı diye düşünmenin veya araştırmanın artık fazlaca anlamı kalmamıştır. Zira bu haliyle Türkiye, istenildiğinde ekonomik kriz çıkarılabileceği bir ülke haline gelmiştir. Asıl dikkat etmemiz gereken husus budur. Bundan bir an önce kurtulmalıdır.

Günlük 800 milyon kumar gideri olan, yılın büyük bölümünü tatilde geçiren, ceket yakmak, peçete atmak,tabak kırmak gibi eğlence anlayışı olan % 5 azınlığın dışında kalan çiftçi hayatından memnun değil, işçi memnun değil, memur memnun değil, gizli işsiz olan öğrencileri de sayacak olursak 25 milyonun üzerindeki işsiz memnun değil. Dünyanın en az GSMH'le, en fazla yolsuzluğuyla ünlü ülkemizde sosyal adaletten bahsede bilir miyiz? Bahsedecek olursak Türkiye'de sosyal adalet düzeliyor mu, bozuluyor mu?

Sosyal adaletin en temel göstergesi toplumdaki gelir dağılımıdır. Türkiye bu alan da dünyanın en çarpık dağılımına sahip ülkelerden biridir. Bu ülkede sosyal adaletin varlığından söz etmek mümkün değildir. En zenginle en fakir %20'lik kesimler arasındaki gelir farkı 11 kattan fazladır. Ve bu oran, yani gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün artmaktadır.

BBP sosyal adaleti nasıl sağlayacak?

BBPnin her alanda olduğu gibi ekonomide de yaklaşımlarının merkezinde insan vardır. Gelir dağılımının adil olması için, üretim artırılarak istihdam artırılmalıdır, tüketimden değil üretimden ve kazançtan vergi alınmalı, özelleştirmede sermayeyi tabana yayma stratejisini izlenmeli, yoksulluk ve yolsuzluk üreten sistem düzeltilmelidir. Bu konuda duruşumuza ve kadromuza güveniyorum. Aslında Türkiye'nin problemleri de, bunların çözümleri de biliniyor. Mesele hükümet olmakta değil, muktedir olmakta düğümlenmektedir.

Türkiye'de bir beyin göçü yaşanıyor. Genç yeteneklerini kaybeden Türkiye'yi nasıl bir gelecek bekliyor?

Beyin göçü ülkemizin en önemli bir sıkıntısıdır. Bu sıkıntı özellikle Şubat 2001 krizinden sonra giderek derinleşmeye başlamıştır. Çünkü bu dönemde yüz binlerce yetişmiş ve kalifiye insan da işlerini kaybettiler. 2002 yılında iki milyonu aşkın vatandaşımız ABD vatandaşlığına geçmek İçin Green Card başvurusunda bulundu. O dönemde "hayallerinizi ertelemeyin" demiştik. Çünkü kalifiye insanlarımızda bu ülkede yaşama heyecanını kaybetmişti. Oysa değişen dünyada, bilginin ve bilgiyi işleyen beyin kadroların değeri giderek yükselmektedir. Çünkü bundan sonra yüksek katma değer, bilgi merkezli ve ileri teknoloji alanlı sektörde elde edilecektir.

Bize zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Ben teşekkür ederim. Sizlere yayın hayatınızda başarılar dilerim.

Konuşma Tarihi: 2010-01-07 Geri Dön
Muhsin YAZICIOĞLU http://www.bbp.org.tr/muhsinyazicioglu