Yükleniyor...
23 Eylül 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

“Bütün gençlerimizi Alperen Ocaklarımıza davet ediyorum”

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki okul saldırısıyla ilgili önemli vurgularda bulunan Sayın Genel Başkanımız, “Bütün gençlerimizi de Alperen Ocaklarımıza davet ediyorum.” dedi. “Bütün gençlerimizi Alperen Ocaklarımıza davet ediyorum”

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’nin açıklamaları şu şekilde:

Değerli basın mensupları, kıymetli dava arkadaşlarım, kıymetli misafirlerimiz, değerli vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.

Bir haftalık olağan basın toplantımızın daha hayırlara vesile olması niyazımla hoş geldiniz, şeref verdiniz.

AYŞE YILMAZ’A TEŞEKKÜR

Bugün aramızda çok kıymetli bir misafirimiz var. Ayşe Yılmaz hanımefendi, Konya Hüyük ilçesinde doğuştan kollar olmadan dünyaya gelmiş. 29 yaşında. Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi Resim Bölümü mezunu. Pedagojik formasyon eğitimini de tamamlayarak görsel sanatlar öğretmeni olmaya hak kazanmış. Şu anda bu görevi ifa ediyor. Tebrik ediyorum.

Şunu da ifade etmek istiyorum Ayşe Hanım'ın affına sığınarak. Kolları olmadığı için ayaklarıyla resim çiziyor. Yemeğini yine ayaklarıyla yiyor. Çayı ayaklarıyla tutarak içiyor ve kimliğinin yanı sıra Ayşe Hanım aynı zamanda bizim Konya Alperen Ocakları Kadın Kolları Teşkilatı mensubumuz, teşkilat çalışmalarında da yer alıyor.

Kendisine teşekkür ediyorum. Hem bu gayreti için hem inancı için hem azmi için hem kararlılığı için bizlere ve başta ülkemiz insanı olmak üzere bütün insana örnek bir hayatı var. Kendisini burada bugün ağırlamaktan, misafir etmekten büyük memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyoruz. Ziyaretinden dolayı büyük şeref duyduğumuzu ifade ediyoruz ve basın toplantısının bitiminde de kendi yaptığı tabloyu bizlere hediye edecek. Öncesinde şükranlarımı sunuyorum. Tekrar hoş geldin, şeref verdin.

MORA KATLİAMI VE TARİHİ HAFIZA

Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım; Türk İslam tarihi zaferlerle dolu olduğu kadar maalesef acı katliamlarla ve soykırımlarla da dönem dönem yüzleşmiş bir tarihe, bir gerçeğe sahibiz.

Bunlardan en korkunç ve kanlı olanlardan bir tanesi 23 Eylül 1821'de Yunanistan'ın Mora Yarımadası'nda gerçekleştirilmiştir. Yunanlı eşkıyalar, çeteler; camiler, çoluk çocuk, kadın, erkek demeden on binlerce Müslüman Türk'ü katletmişlerdir. Bir tanesini bile canlı bırakmamışlardır.

Başta İngiliz tarihçiler olmak üzere yabancı tarihçiler, yabancı kaynaklar özellikle o gün Tripoliçe'de atların yürürken kan gölünün içinden geçtiğini söylemişlerdir. Böyle bir vahşet, böyle bir katliam gerçekleştirmişlerdir.

Tabii ki bize düşen bunu unutmamaktır, unutturmamaktır. Gençlerimize bunları öğretmektir, bunları hatırlatmaktır. Tıpkı Aliya İzzetbegoviç'in dediği gibi: Unutulan soykırım, unutulan katliamlar tekrarlanır.

TARİHTEKİ KATLİAMLAR VE YUNAN MEZALİMİ

Ve maalesef orada gereği yapılmadığı için daha sonra Selanik'te benzeri yapılmıştır. Vatan coğrafyasının pek çok noktasında Türkler, Müslümanlar soykırım denebilecek ağır katliamlara maruz kalmışlardır. Onun için bunları unutmayacağız.

Bu katliamı gerçekleştiren Yunanlıları ki benzerini Kıbrıs'ta yapmışlardır. Bir kez daha ilan etmiyoruz ki 5 asırdan fazla bir süre Türk'ün, Osmanlı'nın yönetiminde yaşamışlar ama böyle katliamlara maruz kalmamışlar. Dinlerini konuşmuşlar, dinlerini yaşamışlar. Özgür bir şekilde hayatlarını idame ettirmişlerdir.

Ama ellerine ilk fırsat geçtiğinde ne kadar Türk ve Müslüman varsa Mora'da da, Tripoliçe'de, Kıbrıs'ta da, Selanik'te de başka noktalarda da hepsini kılıçtan geçirmişlerdir ve soykırıma tabi tutmuşlardır.

GÜÇLÜ OLMA VE BİRLİK ÇAĞRISI

Onun için dün tarihte yaşananların bugün yaşanmayacağının bir garantisi yoktur. Zayıf düştüğünüz anda güçlü olmak zorundayız. Birlik hâlinde olmak zorundayız. Ve bağımsızlığımızı, devletimizin varlığını sonuna kadar muhafaza etmeliyiz ve korumalıyız.

Bir kez daha başta Mora'da, Tripoliçe'de olmak üzere Kıbrıs'ta, Selanik'te ve Balkanların diğer noktalarında Yunan caniler tarafından katledilen, Bulgar çeteleri tarafından katledilen bütün canlarımızı, bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun inşallah diyorum.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL KURULU

Değerli kardeşlerim, kıymetli basın mensupları; ABD'nin New York şehrinde biliyorsunuz Birleşmiş Milletler Genel Kurulu devam ediyor. Devlet başkanları, cumhurbaşkanları, başbakanları ülkelerini temsilen heyetlerle birlikte uğradılar. Ve bütün devlet başkanları da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşmalarını gerçekleştiriyorlar.

Tabii bu konuşmalara geçmeden önce şunu ifade etmek istiyorum. Özellikle Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve heyetine Amerika Birleşik Devletleri tarafından iki yıldır vize verilmeyerek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmasının engellenmesini bir kere daha şiddetle kınıyoruz.

FİLİSTİN, GAZZE VE İSRAİL’İN SALDIRILARI

Yine Filistin'e, Gazze'ye, komşu ya da Filistin-İsrail sözde savaşı aslında o da bir soykırımı var. Tek taraflı ABD'nin desteklediği İsrail'in gerçekleştirdiği bir soykırımı var.

Orada barışı sağlayan ülke devlet başkanlarıyla Trump bir toplantı gerçekleştirdi. Benim şahsım bence bu tür duruşlar ortaya konmadan bu meseleden ve İslam dünyasının Batı'yla olan diğer meselelerinden sonuç alınmaz. Hele ki bu alttan almacı, yumuşak tavırla İsrail durdurulamaz. Ne Filistin'de, ne Gazze'de, ne Ürdün'de, ne Suriye'de İsrail'in saldırıları bitmez.

Onun için İslam dünyasının, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın, Arap Birliği'nin bu konularda daha net bir duruş, ciddi bir duruş ortaya koyması gerekir. Bu duruş olmadığı sürece sadece konuşulur, İsrail takvimlerine, soykırımına devam eder. Başta İslam âlemi olmak üzere bütün dünya da izler.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN BM KONUŞMASI

Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları, değerli vatandaşlarım; tabii burada Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı konuşmayı bir kez daha takdirle karşıladığımızı ifade ediyoruz. Bu cesur konuşmasından dolayı şahsını ben de Büyük Birlik Partisi camiası ve şahsım adına tebrik ediyorum.

Burada özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınmasına yönelik çağrısını bir kez daha yinelemesi, yine Filistin Devleti'ni şu ana kadar tanımamış olan ülkeler tarafından tanınmasına yönelik çağrısı, yine İsrail'in saldırganlığına ve soykırım işlediğine dair net sözleri, bu konuda dünya devletlerini ve diğer kuruluşları daha aktif bir şekilde rol almaya davet etmesi, yine dünyanın diğer bölgelerinde devam eden adaletsizlikleri dile getirmesi, savaşların durması noktasında ileri attığı tezler, sözleri ve tabii ki en önemli yani işte veto hakkı olan beş ülke var.

Hani “Dünya beşten büyüktür.” demişti ya. Birleşmiş Milletler'in bu yapısıyla milletin, Birleşmiş Milletlerin karar alıcı bir noktada olmadığını ve sadece durum değerlendirmesi yapan bir örgüt hüviyeti taşıdığını ifade etmesi gerçekten kalplere şayandır.

Bir kere daha Sayın Cumhurbaşkanımıza Birleşmiş Milletler’deki konuşması için teşekkür ediyorum. Heyetine teşekkür ediyor ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni orada şanına yakışır bir şekilde temsil ettikleri için de şükranlarımızı sunuyor ve bunları bir kere daha yüksek bir sesle ifade ediyoruz.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN YAPISI VE ADALET ÇAĞRISI

Tabii bunun yanı sıra Birleşmiş Milletlerin büyük bir parçası olarak bizim de düşüncemiz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi beş ülkenin çıkarlarına göre hareket eden yapıdan çıkartılarak daha adil ve temsil gücü yüksek bir sisteme dönüştürülüyor.

İsrail yönetiminin bu uluslararası hukuku ihlal eden uygulamaları karşılıksız bırakılmamalı, siyasi, diplomatik ve ekonomik yaptırımlar mutlaka ama mutlaka gündeme alınmalıdır.

Birleşmiş Milletler mazlumların feryadını kayda geçen bir kurum değil, zulmü durduracak bir irade olmalıdır. Birleşmiş Milletlerin asıl yapması gereken bu. Bir uluslararası sistemin adalet ve insan haklarından söz etmeye hiç de hakkı yoktur.

ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ VE NETANYAHU

Şimdi İsrail'in katil ve soykırımcı Başbakanı Netanyahu, Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk edildi. Savaş kabinesiyle birlikte, bakanlarıyla birlikte. Peki ne oldu? Sonuç ne? Sonuç ne?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Fransa Cumhurbaşkanı da zikretti. Trump'ın Uluslararası Ceza Mahkemesini etkisizleştirmeye çalıştığını söyledi. Ve buna fırsat vermeyeceklerini ifade etti. Bu sözleri de alkışlıyorum.

Fransa Cumhurbaşkanı'nın pek çok açıklamasına katılmıyoruz biliyorsunuz. Ama bu sözleri, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kullandığı bu ifadeleri bütün devlet başkanlarının kullanması gerekiyordu. Ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin caydırıcılığı açısından bu çok önemlidir.

Ama ABD Başkanlığının girişimleriyle, sözleriyle Netanyahu konusunda, soykırımcı İsrail konusunda Uluslararası Ceza Mahkemesinin önüne adeta bir takoz konmuş, set yapılmış ve o hukuk hususunda ilerlemesi durdurulmuştur.

DÜNYA DÜZENİNİN ADALETSİZLİĞİ

Fakat onun karşısına bakıyorsunuz, Kosova'da bağımsızlık mücadelesi vermiş olan, yine soykırımcı Sırplara karşı bağımsızlık mücadelesini vermiş olan eski Cumhurbaşkanı Thaçi, bağımsızlık mücadelesi verirken yürüttükleri savaştan dolayı savaş suçlusu olarak yargılanmış ve 20 yıldan fazla ceza almıştır.

İşte dünya düzeninin adaletsizliği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Netanyahu'ya karşı hoşgörü, hiçbir ceza yok ama kaçın özgürlük mücadelesini verirken savaştığı için böyle bir cezaya çarptırılmıştır.

Onun için biz bütün bunları bilerek buna göre hareket etmeli ve buna göre hazırlıklı olmalıyız. Yani Türk iseniz ve Müslümansanız sadece savaşı kazanmanız yetmiyor, savaş sonrasını da kazanmanız gerekiyor.

TÜRKİYE’NİN GÜCÜ VE ADALET VURGUSU

Onun için güçlü olmak zorundasınız. Bugünkü dünyada, dünya düzeninde eğer güçlü değilseniz haklı olmanızın hiçbir anlamı, ifadesi yok.

Onun için güçlü olacağız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür ve Allah'ın izniyle daha güçlü bir devlet olacak. Yine bütün dünyaya nizamı, adaleti Türk milleti taşıyacaktır.

OKULLARDA ŞİDDET VE GENÇLERİN DURUMU

Değerli basın mensupları, tabii bizi üzen, endişeye sevk eden gelişmelerden bir tanesi de son yıllarda öğrencilerimizin, gençlerimizin içine düştüğü durumdur. Maalesef okullarımızda işte en son Kahramanmaraş'tan sonra dün de Manisa Turgutlu İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 15 yaşındaki bir genç öğrenciye silahlı bir saldırı gerçekleştirilmiştir.

Ve bu saldırıda maalesef ikisi üçü ağır olduğu üzere 8 öğrencimiz, vatandaşımız, kardeşimiz yaralanmıştır. Öncelikle yaralılarımıza Cenab-ı Hak'tan acil şifalar niyaz ediyorum. Ailelere, tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize, okul öğretimine ve tüm milletimize, eğitim camiamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Tabii saldırganı kınıyoruz, lanetliyoruz. Ona o imkânı tanıyanları elbette kınıyoruz.

ÇOCUKLAR, SİLAH VE GÜVENLİK SORUNU

Kıymetli kardeşlerim, bir çocuğun eline silah geçtiğinde artık biz sadece bir güvenlik sorunundan bahsedemeyiz. Kahramanmaraş'taki olayın ardından bugün Manisa'da da 15 yaşındaki bir çocuğun silahlı saldırıda bulunması hepimizi daha derin düşüncelere sevk etmesi gerekir. Daha kapsamlı düşünmemizi sağlaması gerekir.

Elbette güvenlik tedbirleri önemlidir. Ancak İçişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi her okulun, her öğrencinin başına bir polis dikmek de mümkün değildir. Meseleyi yalnızca sorunu gözden geçirmemize sebep olur. Çünkü çocuklarımızı korumak, olay olduktan sonra müdahale etmekten önce olayın işaretlerini önceden fark ederek tedbir almaktır.

AİLELERİN SORUMLULUĞU VE AKRAN ZORBALIĞI

Burada ailelerin sorumluluğu büyüktür. Çocuğun davranışlarını; şiddet eğilimi, akranlarıyla yaşadığı sorunlar, dışlanma, tehdit, öfke ve zorbalık gibi işaretler asla görmezden gelinmemelidir. Ebeveynlerin bu konularda daha fazla geliştirilmesi ve gerektiğinde sorumluluk almalarını sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi gerekecek.

Aynı şekilde akran zorbalığı artık basit bir çocuklar arasındaki anlaşmazlık olarak asla görünmüyor. Okul yönetimleri, öğretmenler, rehberlik servisleri, aileler ve ilgili kurumlar arasında sürekli ve koordineli bir iletişim kurumu oluşur.

Özellikle riskli davranış gösteren çocuklar için olay yaşandıktan sonra değil, öncesinde devreye giren bir erken uyarı ve rehberlik sistemi oluşturulmalıdır. Burada amaç çocukları damgalamak veya aileleri suçlamak değil, tam tersine çocuklarımızı ve ailelerimizi daha güçlü bir koruma mekanizmasının içine almaktır.

ERKEN UYARI SİSTEMİ VE OKUL GÜVENLİĞİ

Silaha erişimin önlenmesi, okul güvenliğinin güçlendirilmesi ve kolluk tedbirleri elbette ki vazgeçilmez olmalı. Fakat bunların yanında aile, okul, rehberlik birimleri, yerel yönetimler ve güvenlik birimleri arasında daha güçlü koordinasyonlar sağlanmalıdır.

Çünkü bazı olayların öncesinde mutlaka bir işaret fişeği vardır. Mesela o işareti olay yaşanmadan önce görebilmek ve çocuğa zamanında ulaşmaktır. Mesele budur. Çocuklarımızı yalnızca okul kapısında değil, evde, okulda, çevresinde ve dijital dünyada bir bütün olarak korumak zorundayız.

Bugün yaşananları sadece konuşmak değil, yarın yaşanabilecekleri önlemek için ders çıkarmak zorundayız. Ama maalesef bizde şöyle oluyor: Olay yaşanıyor. O gün ve ondan sonraki günlerde konuşuluyor. Televizyonlarda bunlar tartışılıyor. Ama üç beş gün geçtikten sonra unutuluyor. Konu sanki adi bir adli vakaymış gibi devam ediyor. Türkiye'nin gündeminden çıkıyor. Ve tekrar yeni benzer bir hadise yaşanınca tekrar konuşulmaya başlanıyor. Hâlbuki bir mesele yaşandıysa ona kökten çözüm bulup o şekilde hayatımıza devam etmemiz gerekir.

EĞİTİM, ÖĞRETİM VE DEĞERLER

Tabii burada okullarımız eğitim ve öğretim veren kurumlarımızdır. Ama okullarımızın şu anda hepimiz biliyoruz ki biz tek kanatlı uçtuğunu görüyoruz. Yani sadece eğitim, eğitim, eğitim; matematik, fen, Türkçe, işte hangi üniversiteye girmek istiyorsa ona yönelik dersler ağırlık, hocalar, kurslar...

Ama işin öğretim tarafına baktığımız zaman orada maalesef özellikle davranış bilimleri, ahlak, adalet ve toplumsal barış, arkadaşlık, kardeşlik, aile; bütün bunlarla ilgili eğitimlerin maalesef ki maalesef eksik bırakıldığını görüyoruz.

ALPEREN OCAKLARI VE GENÇLERE ÇAĞRI

Tabii bunu tamamlayan kurumlarımız var. Mesela Büyük Birlik Partisinin Şehit Muhsin Yazıcıoğlu döneminde kurduğu ve hâlâ bugün dimdik ayakta olan Alperen Ocaklarımız var.

Mesela gençlerimiz vakitlerinin bir kısmını Alperen Ocaklarımızda geçirmiş olsalar ne akran zorbalığıyla karşı karşıya kalırlar yani ne bu zorbalığı gerçekleştirirler ne zorbalıkla muhatap olurlar. Bunun yanı sıra da boş vakitlerinde dediğim gibi ne sanal bahisler, ne sanal kumarlar ya da başka gayriahlaki dediğimiz zararlı davranışlarla da yüz yüze gelmezler.

Alperen Ocaklarında kültürlerini, millî kültürlerini öğrenirler, inançlarını öğrenirler, derslerine çalışırlar, takviye alırlar ve dolayısıyla da hem ailelerine hem toplumumuza hayırlı bir evlat ve bir genç olarak yani 21. yüzyıl Alperen'i olarak yetişirler. Onun için ben bu vesileyle bütün gençlerimizi de Alperen Ocaklarımıza davet ediyorum.

FON VURGUNLARI VE SORUŞTURMALAR

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım. Gündemimizin en önemli konularından bir tanesi de fon vurgunları. Bunlar gerçekten insan hafsalasının almayacağı rakamlar konuşulur. Yani bizim telaffuz etmekte zorlandığımız rakamlar konusunda...

Bu soygun kim tarafından, kimler tarafından yapılmış diye bakıyorsunuz, devletin üniversitelerinde profesör titri almış adamlar var. Önemli noktalarında görev yapmış hocalar var. Profesörler var. Rüya bunlar. Yıllarca televizyon ekranlarından, sosyal medyadan, basından millete akıl verdiler. Yatırımcıyı yönlendirdiler. Nasıl para kazanacağını anlattılar. Dövizin nereye sıçrayacağını, altının nereye varacağını, borsanın akıbetini hep bundan anlattılar ama bir sabah uyandık gördük ki bunlar malı götürmüşler tabiri caizse.

Milyarlarca dolardan bahsediliyor değerli arkadaşlar. Bu soruşturmanın başlamış olması, bu operasyonun gerçekleştirilmesi gerçekten önemlidir ve kıymetlidir. Ve hiçbir intikaya uğramadan sonuna kadar da mühimdir.

KÜÇÜK YATIRIMCININ HAKKI VE SERMAYE PİYASALARI

Bizim Büyük Birlik Partisi olarak çağrımız açıktır. Meseleye herhangi bir kişi veya kurumu peşinden suçlayarak değil, küçük yatırımcının hakkının ve Türkiye'nin sermaye piyasalarının güvenilirliğinin korunması açısından biz meseleye yaklaşıyoruz.

Kim yaptıysa mutlaka eksiksiz bir şekilde ortaya çıkarılmalıdır. Kimin ihmali varsa yine eksiksiz olarak tespit edilebilir. Kim haksız kazanç sağlamışsa mutlaka ama mutlaka hesabı sorulmalıdır. Para nereye gitmişse bulunmalı ve tekrar borsaya da Türkiye'nin hazinesine getirilmelidir.

Suçtan elde edildiği kesinleşen mal varlığı değerleri geri alınmalı ve mağdur yatırımcının zararının karşılanmasında kullanılması sağlanmalıdır. Aynı zamanda devletimizin denetim ve gözetim mekanizmalarında bir eksiklik veya gecikme olup bulunmadığı da şeffaf bir biçimde araştırılmalıdır.

Amaç sermaye piyasalarını yıpratmak değil, tam tersine sermaye piyasalarımızı şaibeden arındırmak ve yatırımcının güvenini yeniden tesis etmektir. Türkiye'nin sermaye piyasaları birkaç kişinin ya da birkaç yüz kişinin menfaat alanı asla olmamalıdır. Küçük yatırımcının alın teri, emeği ve birikimi sahipsiz bırakılmamalıdır.

Devletimizin bütün ilgili kurumları koordinasyon içerisinde hareket etmeli, soruşturma sonuna kadar götürülmeli, yatırımcının hakkı korunmalı ve benzer hadiselerin bir daha yaşanmaması için gerekli yapısal tedbirler gecikmeden hayata geçirilmelidir.

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ VE KANDİL AÇIKLAMALARI

Kıymetli basın mensupları, değerli kardeşlerim, bugün burada Türkiye'nin güvenliğini ve geleceğini doğrudan ilgilendiren son derece önemli bir gelişme hakkında da yine kamuoyuyla düşüncelerimizi paylaşmak istiyorum.

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli basın mensuplarım; Kandil'de bulunan terör örgütü KCK yöneticilerinden Cemil Bayık'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamaları, Terörsüz Türkiye olarak ifade edilen sürecin yalnızca siyasi açıklamalar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Terör örgütünün kanlı eş başkanlarından, elebaşlarından Bayık, yaptığı açıklamalarda terörist başı Öcalan'ın özgür bırakılmasını silah bırakmanın şartlarından birisi olarak ortaya koymuş, KCK'nın İmralı'yla doğrudan temas kurması gerektiğini savunmuş ve bilindik tehdidini kullanarak “Süreç başarısız olursa büyük bir savaşa hazırız.” hadsizliğinde bulunmuştur.

TERÖRLE MÜCADELE VE TAZİYE ÇADIRLARI

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Vallahi biz Türkler savaştan hiçbir zaman kaçmadık. Kaçmayız. Türkiye'ye kefen biçmeye kalkanın sonunun korkunç olacağını da herkesin bilmesi lazım. Zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde terörü, teröristi yok etmiştir. Yok etmiştir.

Geçmişte geberen teröristleri bildirilmemişler, ailelerini yıllar sonra şimdi bildiriyorlar. Niye? Bir ümitsizlik, korku, panik olmasın diye, moral bozukluğu olmasın diye şimdi bildiriyorlar. O hainler de, başta DEM'liler olmak üzere, şimdi sözde taziye çadırları kuruyorlar. Teröristler için kuruyorlar, pervasızlığa bakar mısınız?

Kandil'deki terörist başı, açıklamalarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen yasal düzenlemelerin de örgütün yani terör örgütünün taleplerini karşılamadığını belirtmiştir.

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TALEPLERİ VE AÇIKLIK ÇAĞRISI

Değerli basın mensupları, aslında şu taleplerini bir açıkça dile getirseler de karınlarından konuşmadan biz de ne istediklerini bir görsek, bu millet bir görse, gerçek niyetlerini, gerçek taleplerini bir görsek. Ama bunu da söylemiyorlar. Karınlarından konuşuyorlar. Eksik söylüyorlar. Tamamını bize getirmiyorlar.

Değerli basın mensupları, değerli vatandaşlarım; burada üzerinde durulması gereken temel mesele tek başına bir örgüt yöneticisinin ne söylediği değildir. Asıl mesele, bu açıklamaların sahadaki fiilî durumla birlikte nasıl okunması gerektiğidir. Çünkü bir örgütün “Silah bıraktık.” demesiyle silahlı kapasitesini gerçekten ortadan kaldırması aynı şey değildir.

SÖZ DEĞİL FİİL VURGUSU

Biz söz değil, fiil istiyoruz. En temel güvenlik açısından belirleyici olan silahların nerede olduğu, mühimmatların nerede olduğu, finans kaynaklarının devam edip etmediği, insan kaynağının nasıl hareket ettiği, emir komuta zincirinin işleyip işlemediği ve örgütün gerektiğinde yeniden silahlı kapasite üretip üretemeyeceği.

Nitekim, 2026 yılı içinde yayımlanan bazı değerlendirmelerde de örgütün bazı alanlarda tasfiye adımları atmasına rağmen hâlâ Kandil, Gara, Mahmut, Sincan ve Asos gibi bölgelerde silah bırakma ve kontrol alanlarını terk etme konusunda bir adım atmadıkları görülmüştür. Orada problemler, daha doğrusu terör varlığı devam etmektedir.

KAMUOYUNUN CEVAP BEKLEDİĞİ SORULAR

Değerli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; buradan hareketle kamuoyunun cevap beklediği açık sorular vardır.

Birincisi, terör örgütünün elindeki silah ve mühimmatın tamamı nereden ve hangi yöntemle tespit edilecektir?

İkincisi, örgütün finans ve lojistik ağlarının gerçekten sona erdiği hangi somut verilerle doğrulanacaktır?

Üçüncüsü, Irak ve Suriye sahasındaki örgütsel yapılarla Türkiye'deki yapılanmalar arasında emir komuta ve insan kaynağı bağlantıları tamamen ortadan kalkmış olur mu?

Dördüncüsü, örgütün şehir yapılanmaları ve yeniden örgütlenme kapasitesi konusunda güvenlik birimlerinin elindeki önce değerlendirmeler nedir?

Ve beşincisi, bugün silah bıraktığını söyleyen bir yapının yarın yeniden silahlanmasını engelleyecek mekanizmalar nelerdir ya da bu mekanizmalar oluşturulmuş mudur?

Bu sorulması gereken sorular ve problem alanları, bunlar siyasi polemik konusu yapılacak sorular da değildir. Bunlar ciddi sorulardır. Ve cevapları da ciddi ciddi verilmelidir. Bunlar doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliğini ilgilendiren konulardır.

SİLAH, FİNANS VE ÖRGÜTSEL KAPASİTE

Değerli arkadaşlar, kıymetli kardeşlerim; bizim dikkat çekmeye çalıştığımız ya da dikkat çektiğimiz husus açıktır. Bir terör örgütünün silah bırakıp bırakmadığını anlamanın yolu, örgütün ne söylediğine değil, elindeki silahın, finansın, insan kaynağının ve örgütsel kapasitesinin akıbetidir.

Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için kamuoyunun bu sorulara açık, somut ve yönetilebilir cevaplar alması kıymetlidir. Çünkü kalıcı güvenlik açıklamalardan değil, sahada doğrulanabilen sonuçlardan oluşur. Türkiye'nin güvenliği, milletimizin huzuru ve devletimizin egemenliği bakımından temel ölçümüz de bu olmalıdır.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ VE DEVLETİN KARARLILIĞI

Değerli basın mensupları, kıymetli kardeşlerim; Türk milletinin hafızasında terörle mücadelenin bedeli, rakamlardan ve siyasi söylemlerden çok daha ağır bir anlam taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliği hiçbir örgütün, hangi terör örgütü olursa olsun, tehdidine, hiçbir silahlı yapının şartlarına ve hiçbir kapalı pazarlığın belirsizliğine terk edilemeyecek kadar önemlidir.

Terörsüz Türkiye hedefinin gerçek karşılığı, silahın susmasıyla birlikte silahlı kapasitenin, finansın, insan kaynağının, lojistiğin ve yeniden yapılanma imkânının da ortadan kalkmasıdır. Devletin kararlılığı, milletin huzuru ve hukukun üstünlüğü aynı zeminde oluşmalıdır.

Terörsüz Türkiye'nin geleceği, terör gruplarının ne söyleyeceğiyle değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahada neyi gerçekleştireceğiyle önemlidir. Ve bununla belirlenecektir. Yani belirleyecek olan yine devletimizdir ve biz inanıyoruz ki devletimiz geçmişte olduğu gibi yarın da terörün kökünü kazıyacak, devleti ve milleti ebediyen bu beladan kurtaracaktır inşallah.

TAZİYE VE CENAZE BİLGİSİ

Evet, kıymetli kardeşlerim; bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kere daha sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Biliyorsunuz Büyük Birlik Partisi kurucularımızdan, Merkez Karar Yönetim Kurulu üyemiz İbrahim Alpar ağabeyin oğlu Atilla Alpar'ı kalp krizi sonucu kaybettik. Bir kez daha Atilla kardeşimize Allah'tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Başta İbrahim Alpar olmak üzere tüm Alpar ailesine de şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına taziyelerimi iletiyorum. Bugün öğle namazını müteakip Ayaş Orta Kasabası'nda cenaze namazı kılınacak ve defin işlemi gerçekleştirilecektir. Vakti olan bütün arkadaşlarımızı da cenazeye katılmaları noktasında davet ediyoruz."