Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'nin basın toplantısında yaptığı açıklama şöyle:
TEŞKİLAT ÇALIŞMALARI VE KONGRE SÜREÇLERİ
Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyor; haftalık olağan basın toplantımızın hayırlara vesile olması dileğiyle "Hoş geldiniz, şeref verdiniz." diyorum. İl kongrelerimize devam ediyoruz. Geçtiğimiz pazar günü de Şanlıurfa'daydık. Gerçekten tarihî ve muhteşem bir il kongresi gerçekleştirdik. Burada Şanlıurfa il teşkilatımıza; daha önce benzer kongreleri Adıyaman'da, Mardin'de, Mersin'de, Balıkesir'de, Bursa'da, Kırşehir'de, Çorum'da gerçekleştirdik. Unuttuğum varsa Denizli'de, ki Denizli yeni il başkanımız ve teşkilatı burada, onlara da ayrıca "Hoş geldiniz." diyorum, "Hayırlı olsun." diyorum. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaptığımız ilçe ve il kongrelerinde partimize olan teveccühün çok yükseldiğini, çok arttığını gördük. Bunun en büyük göstergesi yapmış olduğumuz ve muhteşem gerçekleşen il kongrelerimizdir. Bütün il teşkilatlarımıza, şu ana kadar kongrelerini gerçekleştiren bütün il teşkilatlarımıza sizlerin huzurunda bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Hepsine ve partimize, camiamıza, ülkemize ve milletimize hayırlı olsun diyorum. İnşallah kongrelerimize devam ediyoruz. İl kongrelerimizi gerçekleştirdikten sonra da Merkez Karar Yönetim Kurulumuz toplanacak, büyük kurultay tarihimizi belirleyecek. İnşallah sonbahara bırakmadan ilkbaharda da partimizin olağan büyük kurultayını büyük bir katılım ve coşkuyla gerçekleştireceğiz.
ABD'NİN VENEZUELA MÜDAHALESİ VE HAYDUT DEVLET ELEŞTİRİSİ
Değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; bir dünyanın gündemi var bir de Türkiye'nin gündemi var. Türkiye içinde bir de halkın gündemi var. Şimdi dünyanın gündeminde ne var? Amerika Birleşik Devletleri... Ki Amerika Birleşik Devletleri, Trump'ın tekrar devlet başkanı seçilmesiyle son dönemlerde attığı adımlarla bir haydut devlet görüntüsü vermeye başlamıştır. Çünkü dünya barışını kim tehdit ediyorsa o haydut devlet diye değerlendirilir. Kitaplarda böyle yazar. Dolayısıyla şu anda Amerika Birleşik Devletleri, Trump'la birlikte bir haydut devlet olma yönünde süratli bir şekilde ilerlemektedir. Tabii Amerika Birleşik Devletleri'nin son Venezuela operasyonu; Venezuela'nın seçilmiş devlet başkanı ve eşini bir gece operasyonuyla alıp kendi ülkesine götürmesi ve orada yargılaması asla kabul edilemez. Uluslararası hukuka evvelen bir de aykırıdır. Dolayısıyla da uluslararası hukuka aykırı bir şeye, bir hukuksuzluğa Amerika Birleşik Devletleri imza atmıştır. Hiçbir devletin başka bir devlete karşı böyle bir girişimde bulunma hakkı da haddi de ve bir hukuku da yoktur bu işin. Onun için Amerika Birleşik Devletleri'nin bu haydut girişimini bir kez daha şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.
ABD’NİN HEGEMONYASI VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'İN ATALETİ
Tabii gördüğümüz bu hadiseden, geçen zamandan bugüne kadar yaşadıklarımız aslında Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya devletleri üzerinde nasıl bir etki ve hegemonya kurduğunun da bir göstergesi olmuştur. Ciddi bir tepki verilmemiştir birkaç ülke dışında. Birleşmiş Milletler hâlâ toplanmamıştır. Birleşmiş Milletler üyesi bir ülkenin devlet başkanı bir başka ülke tarafından gece yarısı operasyonla alınmış ve biraz önce de söylediğim gibi hiçbir uluslararası hukuk tanınmadan yargılaması hemen, iki gün içinde yargılaması başlamıştır. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri bunu niye yapmıştır? Amerika Birleşik Devletleri'nin bunu niye yaptığı çok açık ve nettir. Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela'ya iç barış, demokrasi, hukukun üstünlüğünü getirmek için bunu yapmamıştır. Her ne kadar görünürde böyle laflar edilse de işin aslı çok açık ve nettir. Daha sonra Trump da zaten bunu dillendirmiştir. Esas mesele Venezuela'nın sahip olduğu petrol rezervleri, altın başta olmak üzere değerli madenlerdir. Dolayısıyla da Amerika Birleşik Devletleri, Maduro döneminde bunları anlaşma yoluyla alamamıştır ve şimdi yeni bir devlet başkanı seçtirmiştir. Daha önceden anlaştığı -öyle gözüküyor- ve şu anda ilk hedefi Venezuela petrolleri ve altın başta olmak üzere diğer değerli madenleri olacaktır.
EMPERYALİST MÜDAHALELERİN DÜNYADAKİ SONUÇLARI
Amerika Birleşik Devletleri'nin zaten bugüne kadar gerçekleştirmiş olduğu operasyonlara ya da diğer devletlere yaptığı müdahalelere baktığımızda nereye barış götürmüştür, huzur götürmüştür, demokrasi götürmüştür? Meksika'ya mı? Arjantin'e mi? Şili'ye mi? Orta Doğu'ya mı? Irak'a mı? Afganistan'a mı? Hatta Hindistan'a mı? Yani Amerika Birleşik Devletleri nereye müdahale etmişse orada mutlaka iç savaş çıkmıştır. Orada insanlar birbirini öldürmüştür. Ve daha da ötesi sonrasında ise o ülkelerde müthiş bir yoksulluk ve hukuksuzluk dönemi başlamıştır. Hâlâ Afganistan belini doğrultamamıştır. Irak belini doğrultamamıştır. Ve Amerika'nın müdahale ettiği bütün ülkeler hâlâ belini doğrultamamıştır. Bu ülkelerin en önemli ortak özelliği, tümünün ABD'nin müdahalelerine maruz kalmış olmaları ve tümünün de yönetimlerinin ABD tarafından belirlenmiş olmasıdır. Uluslararası hukuk ve uluslararası kuruluşlar; son örneğini Filistin'de gördüğümüz İsrail'in on binlerce sivili öldürmesi karşısındaki tavırlarıyla bir kez daha şahit olduğumuz gibi bir kurgudan ibarettir. Gelişmeleri takip eden herkes bilmektedir ki Venezuela'daki operasyonun tek nedeni, çökme sinyalleri veren ABD ekonomisine nefes aldırmak için bu ülkenin yer altı varlıklarına Amerika Birleşik Devletleri'nin el koymak istemesinden başka bir şey değildir. Bir yıl önce Kanada'ya "ABD'nin eyaleti ol." diyen ve gördüğü tepki üzerine Kanada'ya ağır vergiler koyan; Danimarka'dan Grönland'ı alacağını, son ifade şekliyle Grönland'ı ilhak edeceklerini deklare eden siyaset tarzının dünyaya barış ya da herhangi bir hayır getireceğini zannetmek ahmaklıktan başka bir şey değildir. Amerika Birleşik Devletleri'nden ve onun haydut başkanı ve yönetiminden dünyaya hayır gelmez. Bunu bileceğiz, buna göre hareket edeceğiz. Türk'ün Türk'ten başka dostu olmadığını bir kez daha görmüş olduk.
ABD'NİN YENİ PARADİGMASI VE KÜRESEL TEHDİT
Trump yönetimiyle ABD politikalarının değiştiği yorumlarını asla doğru ve gerçekçi bulmadığımızı daha önce de ifade etmiştik. Bugün de o ifadelerimizin doğruluğunun bir kez daha test edildiğini görüyoruz. ABD resmi ağızlardan "paradigma değişikliği" olarak tanımladıkları yeni politikalarını şu cümleyle zaten defalarca deklare ettiler: "Artık evrensel değerler üzerinden değil ABD'nin çıkarları doğrultusunda müdahalede bulunacağız." diye defaatle bunları dile getirdiler. Bunu açalım. "Artık başka ülkelere müdahale edeceğimiz zaman demokrasi getireceğiz, insan haklarını uygulayacağız, adaleti sağlayacağız diye bahaneler uydurmaya ihtiyaç duymayacağız. Çıkarlarımız doğrultusunda ne gerekiyorsa onu yapacağız." diye zaten açıkça ifade ettiler. Peki bu güç ya da bu şımarıklık, bu meydan okuma nereden geliyor? Amerika Birleşik Devletleri bugün artık dünyada karşısında hiçbir gücün duramayacağına inanıyor. Yani kendisini şu anda birebir devletler karşısında değil bütün dünya devletlerinden de üstün görüyor ve hepsine karşı da üstünlüğe sahip olduğunu düşünüyor. Ve dolayısıyla da bugün Avrupa Birliği, NATO, Rusya, Çin başta olmak üzere hiçbir gücün de kendi karşısında duramayacağını hatta kendi karşısına geçemeyeceğini düşünüyor. Amerika'nın geldiği nokta budur. Yani dünyayı tehdit eden bu zorbalığın, bu haydutluğun ne kadar büyük bir tehdit olduğunu anlamak için bunu mutlaka görmemiz ve bunu böyle değerlendirmemiz gerekiyor. Bugüne dek yapılan müdahalelerin zaten demokrasi, insan hakları, adaletle bir alakası yoktu. Bunu savunanlar zaten sadece emperyalizmin farklı ülkelerdeki iş birlikçileriydi. Onlar da kendi yönetimlerini devam ettirebilmek için ya da iktidara gelebilmek için, iktidarda kalabilmek için Amerika'nın bu emperyalist isteklerine ya da girişimlerine boyun eğdiler.
MİLLÎ DURUŞ VE BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN KALESİ
Peki biz ne yapacağız? Türkiye olarak ve Türk milleti olarak biz ne yapacağız? Kimliğimize ve değerlerimize sarılacak; kimliğimizin ve değerlerimizin etrafında birlik olacağız. Ayakta kalmanın, var olmanın başka bir yolu yok kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım. Büyük Birlik Partisi, doksanlı yıllarda giydiği gömleğin markasını "Yeni Dünya Düzeni" olarak duyuran küresel emperyalizme karşı Türkiye'de gösterilen en net duruşun kalesi olmuştur. İşte bu kale ayakta olduğu sürece Allah'ın izniyle Türkiye'yi kimseye yem etmeyeceğiz. Türk milletinin bölünmesine, parçalanmasına da fırsat vermeyeceğiz. Daha önce de defalarca ifade ettik. Eğer güçlü değilseniz haklı olmanızın bu dünya düzeninde bir anlamı yok. Hiçbir şey ifade etmiyor sizin haklılığınız. Şimdi Amerika-Venezuela ya da Amerika-Danimarka konusunda ya da Kanada konusunda kim haklı? Amerika'nın karşısındakiler haklı. Ama kimin dediği oluyor? Güçlünün dediği oluyor. Yani Amerika Birleşik Devletleri'nin dediği oluyor. Onun için güçlü olmak zorundayız. Hakkı ve hukuku hâkim kılmak için güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yok. Allah'ın izni ve milletimizin gayretiyle daha da güçlü olacağız. Ve İlahi Kelimetullah için Nizam-ı Âlem diye çıktığımız bu yolda yılmadan, yıkılmadan mücadele edecek ve bu nizamı Allah'ın izniyle kuracağız. Bugün Amerika güçlü gözükebilir. Geçmişte de biz çok güçlüydük. Yarının ne olacağını, yarınlarda kimin daha güçlü olacağını yine Türk milleti belirleyecektir. Ve hiç şüphemiz yoktur ki yarınlar "Türk Asrı" olacaktır ve mutlaka yine dünyaya adalet bu Müslüman Türk milletiyle birlikte hâkim olacaktır.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE AVRUPA'NIN PISIRIKLIĞI
Şimdi Avrupa biraz cesaretli olsa, biraz kendine güvense, hazırlıklı olmuş olsaydı ne yapması gerekiyordu? İki NATO üyesi ülkeyi açıkça tehdit etti Amerika Birleşik Devletleri; bir Kanada, iki Danimarka. Birleşmiş Milletler'den ses var mı? Yok. Toplantı var mı? Yok. Peki bundan sonra Birleşmiş Milletler'in ne anlamı kalmıştır? Birleşmiş Milletler ne ifade edecektir? Şahsen yapılması gereken; Birleşmiş Milletler'i yöneten genel sekreter başta olmak üzere tüm kadrolarına dünya devletlerinin açık bir uyarı vermesi gerekir. Onlara verecekleri uyarı yeterli midir? Değildir. Çünkü onlar da kimler tarafından seçildiği bilinmektedir. O zaman bu beş veto hakkı bulunan ülke dışındaki tüm ülkeler bir araya gelecek ve Birleşmiş Milletler'in yapısının yeniden şekillendirilmesini isteyecektir. Bu olmazsa Amerika Birleşik Devletleri'nin ve diğer emperyalist devletlerin bu emperyal girişimleri dünyada devam edecek; zayıf olan ezilecek, güçlü olan haksız da olsa istediğini alacaktır. Onun için buraya topyekûn bir direniş ve başkaldırı gerekmektedir. Avrupa'ya da düşen bir görev vardır. Daha ne kadar Amerika Birleşik Devletleri karşısında pısırık davranmaya devam edeceklerdir? NATO kurallarını işletmeleri gerekir. Bunu işletemiyorlarsa o zaman Avrupa da büyük tehdit altındadır. Bunu görmelidir Avrupa. Bugün Venezuela'ya yapanlar, Kanada'ya yapan, Danimarka'ya yapan; yarın canı başka bir noktayı isterse, Avrupa'nın başka bir noktasında kendi çıkarlarına başka bir müdahale gereği hissederse onu da yapmaktan çekinmeyecektir.
TÜRKİYE DÜŞMANLARINA KARŞI SERT UYARI
Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; tabii bu hadisede bazı şeylerin de su üstüne çıktığını gördük. Türkiye düşmanlarının, Türklük düşmanlarının, Türk milletini bölmeye, parçalamaya çalışanların da bunu bir fırsata çevirdiklerini gördük. Yunanistan'ın ya da PKK ve FETÖ trollerinden, Maduro üzerinden Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan hakaret ve imalarla karşılaşıyoruz. Öncelikle bunların tamamını reddediyor ve muhataplarına iade ediyoruz. Herkes karakterinin gereğini yerine getirmektedir. Hayvan dostlarımızı tenzih ediyorum, hayvanseverlerin incinmemesini istirham ediyorum ama onlar sahiplerinin gösterdiği istikamete havlayan köpeklerden farklı değildir. Yani bu Yunanlı basın mensubu ya da siyasetçiler de bu PKK ve FETÖ trolleri de sahipleri hangi istikameti gösteriyorsa oraya doğru havlamaktadırlar. Hiçbirini ciddiye almıyoruz ama tedbiri de elden bırakmamalıyız. Çünkü aynı delikten iki kere ısırılmamamız gerekiyor.
BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİN KADİM MAYASI
Tabii kimse Venezuela'yla Türkiye'yi birbirine karıştırmasın. Venezuela'yı küçümsemek için ifade etmiyorum ama Türkiye ve Türk milleti dünyada hiçbir milletle ya da devletle kıyaslanamayacak bir noktadadır, bir durumdadır. Biz daha birkaç yüz yıl önce kurulmuş bir devlet değiliz. Biz toplama bir millet değiliz. Biz bu topraklarda yaşayan ve adına büyük Türk milleti dediğimiz; Kürdüyle, Türkmeniyle, Arabıyla, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arnavuduyla, Alevisiyle, Sünnisiyle bin yıllık, en az bin yıllık bir tarihî geçmişe sahibiz. Bakın kırk yıldır PKK saldırıyor ama Kürt'le Türk'ün arasına bırakın bölmeyi, parçalamayı bir fitne dahi sokabilmiş değil. Onun için bizim mayamız sağlamdır. Dolayısıyla da bu benzetmeler bir aşağılıktan başka bir şey değildir. Onlar kendi özlemlerini dile getiriyorlar. Ne dedik? Daha önce de söyledik: Köpekler istedi diye atlar ölmez. Bu Türkiye'de kullanılmıştır. İşte "Aç tavuk rüyasında kendisini darı ambarında görmüş." Pek çok söylenecek söz vardır ama şunu açıkça ifade etmek istiyoruz: Biz, Türk milleti; Kürşat'ın kırk çerisiyle Çin Sarayı'nı bastığı bir milletin ahfadıyız. Dolayısıyla da bizim sarayımızı basacak daha anasından doğmamıştır. Buna yeltenen de mutlaka hesabını en ağır bir şekilde öder. Yani bu karikatürü yayınlayan Yunanlılara söylüyoruz: E buyurun gelin yani eğer cesaretiniz varsa! Yüz yıl önce denediniz bunu ve Ege Denizi'nin soğuk sularında boğuldunuz, akıbetiniz bu oldu. Topuklayıp kaçtınız. Gelin buyurun. Buyurun, önce siz gelin. Amerika'ya yol göstermeyin, önce siz gelin. Siz, Amerika fark etmez; feriştahı gelse Venezuela'ya yaptığını Türkiye'ye yapamaz. Çünkü biz ölürüz ama onurumuzdan vazgeçmeyiz. Biz ölürüz ama milletten aldığımız emaneti bir başkasına teslim etmeyiz. Bunu bu millet 15 Temmuz'da da göstermiştir. Denemek isteyen varsa buyursun gelsin. Biz canımızı veririz ama seçilmiş cumhurbaşkanımızı ya da vatanımızın çakıl taşını dahi hiç kimseye vermiyoruz.
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI VE SAVUNMA İŞ BİRLİĞİ
Kıymetli kardeşlerim; dedik ya Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur diye. Bizim daha önceki açıklamalarımızı takip eden arkadaşlarımız ya da basın mensuplarımız bilir. Defalarca Türk Devletleri Teşkilatı'nın ekonomik iş birliğini savunma alanına da taşıması gerektiğini ifade ettik. Çok kez bunu ifade ettik. Dün basında can Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev'in aynı cümlelerle aynı hassasiyetleri dile getirdiği bir röportajı yer aldı. Gerçekten büyük bir memnuniyet duyduk. Bu ifadeler dünyanın sürüklendiği akıbette hepimiz için yapılacak durum değerlendirmelerinin merkezinde yer almaktadır. Yani Türk Devletleri Teşkilatları Birliği iş birliğini hızlı bir şekilde güçlendirmeli; özellikle savunma sanayiinde de güçlü bir iş birliği yapmalı ve her alanda ortak bir çalışma yürütmelidir. Çünkü bu müdahale göstermiştir ki her an herkes herkese saldırabilir. Çünkü Trump'la Amerika bu konuda kötü bir örnek olmuştur. Yarın Çin diyelim ki Türkmenistan'a saldırırsa ya da Özbekistan'a ya da Rusya Kazakistan'a saldırırsa ya da Ermenistan tekrar Azerbaycan'a saldırırsa ya da Türkiye'ye herhangi bir saldırı olursa... Dolayısıyla da Türk Devletleri Teşkilatları Birliği ortak bir savunma iş birliği içerisinde bu saldırılara karşılık vermelidir. Onun için diyoruz, bir kere daha söylüyoruz. Biz ne Rus'a güvenebiliriz ne Çin'e güvenebiliriz ne ABD'ye güvenebiliriz ne Avrupa Birliği'ne güvenebiliriz. Bizim tek güveneceğimiz nedir? Soydaşlarımızdır, kardeşlerimizdir; yani Türk dünyasıdır. Onun için bir kere daha altını çizerek söylüyorum, bu söz boş bir söz değildir. Sırf slogan olsun diye söylenmemiştir. Bu tarihin bir birikimidir bu söz. Nedir o? Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Onun için bunun gereği yapılmalı ve en kısa sürede Türk Devletleri Teşkilatları Birliği savunma alanında da tüm üye ülkelerin ve gözlemci ülkelerin katılımıyla ortak bir çalışma başlatmalı ve bunu hızlandırmalı ve çok genişletmelidir.
SURİYE VE PKK/SDG TEHDİDİ
Değerli dava arkadaşlarım, kıymetli basın mensupları; buradan bizim için en yakın ve cari tehdit olan Suriye'deki gelişmelere, Suriye'de PKK varlığını da değerlendirmemiz gerekir. Asla göz ardı etmememiz gerekir. Neden? Çünkü PKK da onun uzantıları da yani SDG de bir el CIA, dolayısıyla da ABD projesidir. Nettir bu, tartışmasızdır. Saddam sonrasında Irak'ta kurulan yapılanmanın sürdürülebilirliğini sağlamak için bize göre terörist başının Türkiye'ye teslim nedenlerinden birisi de budur. PKK sonraki görevlerde kullanılmak üzere bizzat CENTCOM tarafından korunmuştur ve varlığı devam ettirilmiştir. Suriye PKK'sı yani SDG'nin, PYD ve YPG'nin kurucusu, eğiticisi, donatıcısı ABD CENTCOM'dur. Başka bir kuruluş değildir. Bu süreçte Türkiye'de bir sosyal ve siyasi kırılmayı oluşturmak üzere PKK'nın siyasi uzantıları hem ABD hem de Avrupa tarafından korunmuşlardır, kollanmışlardır, desteklenmişlerdir. Maalesef bu kırk yıllık süreç zarfı içinde terörle mücadelede büyük zaaflar yaşanmıştır. 2015 öncesi süreçten bahsediyorum. 2015 aslında terörle mücadelede bir milattır. 2015 yani o hendek olaylarından sonra, çözüm sürecinden sonra başlatılan terörle mücadele sadece güvenlik boyutunda kalmamış, terörün tüm unsurlarına karşı gerçekleştirilmiştir ve büyük de başarı sağlanmıştır. Onun için bugün Türkiye'de PKK yoktur, terör yoktur. Bugün terörsüz bir Türkiye vardır. Bugün Hakkâri'de de terör yoktur, Yüksekova'da da yoktur, Van'da da yoktur, Şırnak'ta da yoktur, Siirt'te de yoktur, Dargeçit'te de yoktur. Hiçbir yerde yoktur. Çünkü kahraman ordumuz terörü bitirmiştir. Polisimiz, güvenlik korucularımız, güvenlik güçlerimiz... Ama bu sürede mücadele tüm unsurlarına karşı yapılmıştır. Ha yüzde yüz mü yapılmıştır? Yine yüzde yüz yapılmamıştır. Yani tüm unsurlarından kastımız; eğer terörün siyasi temsilcilerine de sermayedarlarına da basındaki ya da sivil toplum örgütleri içindeki kuruluşlara da yapılsaydı bugün Türkiye'de siyasi bölücülükten de bahsetmezdik. Halbuki bugün siyasi bölücülük bakın tüm hızıyla devam etmektedir.
TERÖR ÖRGÜTÜ UZANTILARININ TALEPLERİ VE SÜREÇ
Şimdi bakıyorsunuz. Ne diyor? Bugün PKK'nın siyasi partisinin temsilcisi bakın çıkmış hadsizce, hadsizce. Ne diyor? "DEM Parti olarak," diyor, "şunun altını ısrarla çiziyoruz. Barış süreci belirsizliğe terk edilemez. Zamana yayılamaz. Başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil, Meclisten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketiyle ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somuttur. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor," diyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. "Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır," diyor. Şimdi işte eğer terör geçmişte tüm unsurlarıyla mücadele edilmiş olsaydı ne olacaktı? Bunları söyleyemeyecekti. Bunları söylemeye dahi cesaret edemeyecekti. Şimdi "Şartsız, pazarlıksız, müzakereci, silah bırakacağız," diye başladı bu PKK'lılar ve süreç böyle başlatıldı. E şimdi bakıyorsun; silah bırakma yok, kendini feshetme yok. Tam tersine, silah bırakmamış, kendini feshetmemiş, Suriye'deki yapı ayak diriyor Amerika ve İsrail'den aldığı güçle.
SURİYE VE İSRAİL ARASINDAKİ İSTİHBARAT PAYLAŞIMI
Ve ne oluyor? Suriye'yi hangi noktaya getirdiler? Bugün Suriye ile İsrail tarafları oturuyor ve istihbarat paylaşma noktasında anlaşıyor. Suriye'nin mevcut hükümetiyle İsrail hükümeti bakın nereden nereye geldi? İş nereden nereye geldi arkadaşlar? Suriye hükümetiyle İsrail oturuyor ve istihbarat paylaşımı noktasında anlaşıyor. Kime karşı istihbarat paylaşacak? Kime karşı? Hamas'la ilgili mi? Hizbullah'la ilgili mi? İran'la ilgili mi? Lübnan'la ilgili mi? Onları zaten halletti İsrail. Burada hedef Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri. Yani her ne kadar bunu işte Hamas'la, Hizbullah'la örtmeye kalksalar da asıl hedefin Türkiye olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve şimdi ne silah bırakılmış ne feshedilmiş; ne diyor, "Hızlı bir şekilde yasal ve anayasal değişiklikler yapılsın," diyor. "Öcalan'a özgürlük," diyor. Diğerlerine de söylüyor. Bütün teröristler için bunları söylüyorlar. Ama biz bir kere daha altını kalın harflerle çizerek söylüyoruz: Terör örgütü kendini tüm unsurlarıyla; yani Türkiye'deki, Irak, İran, Suriye, Avrupa kendini feshetmeden ve bütün silahlı grupları, Suriye'deki dâhil, silah bırakmadan yasal ya da anayasal olarak hiçbir adım atılamaz ve atılmamalıdır.
TERÖR ÖRGÜTÜNÜN FESHİ VE SİLAH BIRAKMA ŞARTI
Tüm unsurlarıyla silahı bırakır, gerçekten tüm uzantılarıyla kendini fesheder; o zaman elbette ki Türkiye demokratikleşme konusunda, bireysel hak ve özgürlükler konusunda Meclis oturur, konuşur ve belli kararlar alabilir. Biz başından beri bunu söylüyoruz zaten Büyük Birlik Partisi olarak kurulduğumuzdan beri. Biz her şeyi konuşabiliriz. Bizim konuşamayacağımız hiçbir şey yok. Kırmızı çizgimiz terör ve şiddettir. Silahtır. Elinde hâlâ silah olan bir terör örgütüyle, dünyanın bugüne kadar görmüş olduğu en kanlı her suçu işlemiş terör örgütüyle pazarlık yapılamaz. Ya da onların uzantılarıyla silah bırakmadan görüşülemez. Tam tersine, bu taraftan söylenmesi gerekir ki söyleniyor dönem dönem. O da nedir? Önce silahı bırakacaksın. Tüm unsurlarla kendini feshedeceksin. Ancak o zaman ben bazı şeyler konuşabilirim.
SURİYE’NİN KUZEYİNDEKİ YAPILANMA VE HAREKÂT İHTİYACI
Bakın Suriye'nin kuzeyinde ne yapılıyor? Bugün ABD'nin desteğiyle kurdurulmuş olan PKK yani SDG silah bırakmıyor. Suriye merkezi hükümetiyle anlaşmıyor. 10 Mutabakatı ki o, biz onu da kabul etmiyoruz Büyük Birlik Partisi olarak. Yani bir entegrasyondan bahsediliyor. SDG'nin yine üniformalı olarak Suriye ordusu içindeki varlığından bahsediliyor, tümenlerden bahsediliyor. Bazı noktaların SDG'ye bırakılmasından bahsediliyor. Biz Büyük Birlik Partisi olarak bunu da kabul etmiyoruz. Özgür Suriye Ordusu nasıl hiçbir pazarlığa girmeden silahlarını bırakmışsa ve Suriye merkezi ordusuna tabi olmuşsa SDG'nin yapması gereken de odur. Aslında orada da erken davranılmıştır. Orada şu denecekti: "SDG silah bırakmadan, kendini feshetmeden ÖSÖ de kendini feshetmez, silah bırakmaz. SDG de bırakacak, ÖSÖ de bırakacak," denecekti. Bakın ÖSÖ'ye bıraktırdılar ve şu anda ne oldu? SDG, Suriye askerinin karşısında tek farklı silahlı grup olarak kaldı. Hem de ABD ve İsrail desteğiyle. Onun için geçmişte yapılan hatalar tekrarlanmamalıdır. Ve vakit geçirilmeden Türkiye; şayet SDG tamamen silah bırakıp Suriye'ye entegre olmazsa en kısa sürede güçlü bir harekâtla SDG ortadan kaldırılmalı, hem Suriye'nin toprak bütünlüğü ve iç barışına katkı sağlanmalı hem de Türkiye'nin en uzun sınırı terörden ve teröristlerden temizlenmeli.
VATANDAŞIN ASIL GÜNDEMİ: EKONOMİ VE HAYAT PAHALILIĞI
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; dedik ya dış politika var, gündem var. Bir de iç gündem var. Şu anda Türkiye'nin, vatandaşın en önemli gündem maddesi ekonomi. İnanın vatandaşın büyük çoğunluğunun biraz önce konuştuğum konulardan; özellikle Venezuela, Amerika, Grönland, Kanada... Bunlar vatandaşımızın büyük çoğunluğunun gündeminde yok. Umurunda da değil. O bizim işimiz. Siyasetin işi. Yüksek siyasetin işi. Devleti yönetenlerin işi. Biz siyasi parti olduğumuz için bunları konuşuyoruz. Ama esas vatandaşın meselesi ne? Ekonomi, alım gücü, hayat pahalılığı, yüksek enflasyon, yüksek faiz. Enflasyon otuz ama benim ticaret erbabım, sanayicim, esnafım yüzde elliyle kredi kullanıyor. Önce bunun düzeltilmesi lazım. Bunun on puan üstünde rakama kredi kullandırıyor bankalar. On puan üstünde, on puan. Bu ne demektir? Esnafa, tüccara, özellikle sanayiciye "kapat" demektir. Ne kadar dayanabilecek? Ne kadar dayanabilecek? Ve bugün pek çok işletme ve fabrika satıyor, adam çıkıyor sanayiden; götürüp bankaya koyuyor parasını ya da altına yatırıyor ve diyor ki: "Ne güzel, çalışmadan kazanıyorum." Peki bunun sonucu ne oluyor? Bunun sonucu bize üretimsizlik ve işsizlik olarak dönüyor. Evet, ihracat rakamlarımız büyüyor. Ama aradaki denge korunabiliyor mu ya da tutturulabiliyor mu?
BÜTÇE AÇIĞI VE ÇİN İLE TİCARET SORUNU
Bizim ekonomimizin kötü olmasının yani şu anda zorda olmamızın iki sebebi var. Biri bütçe açığı, birisi de cari açık. Bütçe açığı nereden kaynaklanıyor? Giderlerinizin gelirlerden fazla olması. Bunun da yine en büyük nedeni ne? Faiz. Cari açık, dış ticaretinizin açık vermesinden kaynaklanıyor. Ya bizim dış ticaret açığımızın iki tane sebebi var. Bunu daha önce de ifade ettim. Biri enerji. Ona yapabileceğimiz bir şey yok. Çünkü bizde petrol ve gaz yok. Bulana kadar dışarıdan almak zorundayız. İkincisi ne? İkincisi Çin ile olan ticaretimiz. Çin'e biz 5 milyar dolar bile olmayan bir satışımız var. Ama Çin'den alışımız ne kadar? Takriben 60 milyar dolar. Yani cari açığımızın neredeyse tamamı Çin ile olan ticaretten kaynaklanıyor. Bunu biz görüyoruz da bunu ilgililer görmüyor mu? Buna rağmen nasıl oluyor da biz Çin'e, Çin vatandaşlarına vize uygulamasını kaldırıyoruz? Birisi çıksın bunun sebebini bize anlatsın. Sebebi nedir bunun? Nedir? Daha en son bir otomotiv devinin ya da firmasının, Çin firmasının Türkiye'ye tabiri caizse attığı golü, kazığı gördük. Birkaç milyar dolarlık bir yatırım yapacaktı, değil mi? BYD olması lazım. Ve onun için vergisi düşük, vergili Türkiye'ye yüz binlerce araba sattı. Yapacağı yatırımdan daha fazlasını aldı şu anda Türkiye'den ve şu anda yatırımı da yapmıyor. Yatırım yaptıklarında da bütün işçilerini Çin'den getiriyorlar. Bakın Türkiye'deki Çin yatırımlarına.
ÇİN VATANDAŞLARINA VİZE SERBESTİSİ VE DOĞU TÜRKİSTAN
Dolayısıyla da bizim böyle bir yatırıma ihtiyacımız yok. Çin'den aldığımız altmış milyar dolarlık malın yüzde seksenini biz kendimiz üretebiliriz. Oraya vereceğimiz altmış milyar doları yatırıma harcasak, üretime harcasak üç yıl içinde Çin'e muhtaç olmayacak duruma geliriz. Neden bunlar yapılmıyor? Bizim gördüğümüz niye görülmüyor? Bu kadar basit şeyler nasıl atlanıyor? Bir kere daha haykırıyoruz: Bu Çin vatandaşlarına serbest vize uygulaması derhal durdurulsun. Çin ile olan ticaret, mütekabiliyet esasları çerçevesine çekilsin. Vize uygulaması da mütekabiliyet esasları çerçevesine gelsin. Çin bize aynısını uygulamıyor. Hâlâ Doğu Türkistan'a zulüm yapıyor. Hâlâ Türkiye'ye gelen Doğu Türkistanlıların orada kalan ailelerini kamplara alıyor, işkencehanelere alıyor. Müslüman Uygur Türklerine karşı asimilasyon politikası geliştiriyor, bunu uyguluyor. Ama biz Çinlilere, bir milyar Çinli'ye, bir milyardan fazla Çinli'ye Türkiye'ye vizesiz giriş izni veriyoruz. Bu olabilecek bir şey değildir. Biz bunu asla kabul etmiyoruz. Ve bir an önce bunun değiştirilmesini ve vize uygulamasının devam etmesini istiyoruz. Ve Çin'le yapılan ticaretın bir mercekle incelenerek mutlaka ama mutlaka yeniden düzenlenmesini, vergilerinin ağırlaştırılmasını ve Türkiye'de üretilen hiçbir ürünün Çin'den üretimine izin verilmemesini tavsiye ediyoruz. Biz ürettiğimiz şeyi niye Çin'den alalım ya? Bu düşmanın tankına akaryakıt taşımaktan ya da düşmanın silahına mermi koymaktan başka bir şey değildir. Bu açık ve net. Biz bunu açıkça söylüyoruz.
EMEKLİ MAAŞLARI VE ALIM GÜCÜNDEKİ KAYIP
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; onun için bizim vatandaşımızın gündemini asla terk etmememiz gerekiyor. Bu hayat pahalılığı işte biraz önce söyledim; sebepsiz zamlar, yüksek faiz, yüksek enflasyon... Şimdi Allah aşkına düşünelim. Enflasyon yüzde 30. Emekli memur maaşı 16 bin 881 idi, 18 bin 939 lira oldu. Peki kira artışı ne kadar açıklandı? Yüzde 35. 10 bin liralık bir evde oturan emekliyi düşünüyorum kiradan. 16 bin 881 lira alıyordu. 10 bin lira kira ödüyordu. Geriye 6 bin 881 lirası kalıyordu. Bugün 10 bin lira kira ne oldu yüzde 35'le? 13 bin 500 lira oldu. 18 bin 939'dan 13 bin 500'ü çıkın. Çıksın bir arkadaş cep telefonundan. Kaç lira kaldı? Kaç lira kaldı? 8 bin 939 liradan 13 bin 500'ü çıkacaksınız. 5 bin 439 lira. Ben yaptım hesabı. Yani önceki maaşında 6 bin 881 kalıyordu kiradan sonra; şimdi kiradan sonra 5 bin 439 lira kalıyor. Eksilmiş yani. Ekmek fiyatı arttı, et fiyatı arttı, süt fiyatı arttı, otobüs fiyatı arttı, su fiyatı arttı, elektrik fiyatı arttı. Ama emeklinin maaşı düştü. Bak hesap bu kadar basit. Sayın Maliye Bakanım hesap bu kadar basit. Sayın Çalışma Bakanım hesap bu kadar basit. Bu kadar basit. Ya bu hesabı yapacaksınız ya bu hesabı bu... Başka hesaba gerek yok. Nerede enflasyon oranında artmış oluyor? Nerede? Nerede yüzde 30 artış nerede? Birisi bunu bana göstersin. Nerede burada yüzde? Eksilmiş, eksilmiş. Yani bu zamdan önce elinde 16 bin 881 geçiyor, 10 bin kira, 8 bin 939 kalıyor... Şimdi kirası olmuş 13 bin 500 ve eline 5 bin 439 lira kaldı. Bu kabul edilemez. Biz onun için buna isyan ediyoruz. Ve onun için diyoruz ki emeklinin hak kaybı ortadan kaldırılsın. Nereden bulacaksanız bulacaksınız. Nereden kesecekseniz keseceksiniz. Nereden artıracaksanız artıracaksınız. Ama emeklinin bu mağduriyetini giderip hakkını teslim edeceksiniz.
EMEKLİ HAKLARI VE KADEMELİ SİSTEM TALEBİ
Emeklinin hakkı ne? Onu da söyleyeyim, lafı yalın bırakmayayım. Daha önce de söyledim. 2023 Ocak ayına döneceğiz, üç sene önceki ocağa döneceğiz. Neydi? En düşük emekli maaşı 7 bin 500. En düşük memur maaşı kaç liraydı? Ya da kamu işçisi maaşı 11 bin. Yüzde 65'iydi. Yani üçte ikisiydi. Üçte ikisinden bile biraz fazlaydı. Yüzde 65'iydi. Bugün 60 bin liranın üzerine çıktı en düşük memur maaşı. Emekli maaşı 18 bin 939. Yani yüzde 65'ten yüzde 30'a düştü. 30,5. Yani yüzde 65'iydi en düşük memur maaşının en düşük emekli maaşı ya da kamu işçisi maaşının; bugün yüzde 65'ten yüzde 30.5'e düştü. Yani üçte birin de altına düştü. Üçte bir diyorduk ya üçte birin de altına. İşte bizim adalet ve emeklin hakkını verin dediğimiz şu: Ocak 23'e dönsün ve en düşük emekli maaşı en düşük kamu işçisi ve kamu memuru maaşının yüzde 60'ına gelsin diyoruz. "Efendim bütçe işte buna imkân vermiyor." Verecek. Yani biraz önce söylediğim gibi nereden bulunacaksa bulunacak, nereden artırılırsa artırılacak ve emeklinin hakkı verilecek. Emekli ömrünü vermiş, çalışmış. Her yerde adalet diyoruz. Biz toptancı anlayışı da doğru bulmuyoruz. Kademeli emeklilik ve kademeli emekli maaşlarını da başından beri savunageldik. Yani 9 bin gün prim ödemişle 3 bin 500, 4 bin gün prim ödemişe aynı ücreti bağlamak da doğru değildir. Yani herkes çalıştığı güne, ödediği prime, yıla göre maaş almalıdır. Burada esaslı ve köklü bir değişiklik yapılmalıdır.
HANE GEÇİM RAKAMI TESPİTİ VE SOSYAL DEVLET
Daha da önemlisi, bugünlerde çalışılıyor. Biz de daha önce rapor olarak vermiş hatta gitmiş anlatmıştık. O da nedir? Hane geçim rakamı tespiti. Tıpkı asgari ücret tespiti gibi. Madem 16 milyona ya da 5 milyon asgari ücretliye aynı anda yüksek zam yapamıyoruz ya da yapamıyorsunuz; o zaman en azından fakiri yoksulu korumak gerekir. O da şöyle: Emekli var, emekli var hocam gibi. Rektör emeklisi, maaşı iyi yani normale göre. Yenge hanım da emekli, evi var. Ya da işte Emin hocam; emekli asker, hâlâ aktif öğretim üyesi, eşi çalışıyor, evi var. Şimdi bunlara destek verin demiyoruz zaten. Bunların maaşlarını artırın demiyoruz. Kiminkini diyoruz? Tek maaş, düşük emekli maaşı diyelim, 25 binin altında emekli maaşı alanlar, tek emekli maaşı olanlar, evi kira olanlar belirlensin. Ve dolayısıyla da bunlara destek verilsin. Aynı şey asgari ücretli gibi. Kira yardımı olarak verilebilir. Çocuk yardımı olarak verilebilir. Öğrenci desteği olarak verilebilir. Bunlar verilebilir. Bunlar verilsin. Bu çalışma niye geciktiriliyor? Bir an önce bu çalışma yapılsın. Yani 16 milyon emeklinin hepsi aynı durumda değil. Ya da 5 milyon asgari ücretlinin hepsi aynı durumda değil. Biz fakirin, yoksulun, tek maaş düşük emekli maaşı olup asgari ücretli olup evi de olmayan ve geçim sıkıntısını en şiddetli şekilde hisseden ailelerin ve vatandaşlarımızın yanında olup onların ellerinden tutmak zorundayız. Sosyal devlet olmanın, hukuk devleti olmanın gereği budur. Onun için şimdi yine emekli maaşlarını, düşük emekli maaşlarını iyileştirmeyle ilgili bir çalışma yapılıyor. Cumhurbaşkanı yardımcımızın (Cevdet Yılmaz) başkanlığında oluşturulan bir komisyon tarafından; inşallah emeklimizin yüzünü güldürecek bir sonuç çıkmasını da beklediğimizi buradan ifade etmek istiyorum.
AHLAKİ YOZLAŞMA VE SOSYAL MEDYA DÜZENLEMESİ
Kıymetli kardeşlerim bakın geçim meselesi aslında sadece bir ekonomik mesele değildir. Aynı zamanda ahlakla ve adaletle de ilgili bir meseledir. Maaşlar cebe girmeden eriyorsa burada sadece bir hesap hatası değil bir yönetim ve adalet sorunu da vardır. Rakamlar değil milletimizin yaşadığı gerçek hayat şartları esas alınmalıdır. Neden kumar; sanal kumar, bahis, yasa dışı bahis, bu ve buna benzer insanlarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı, aileleri felaketlere sürükleyen bu kötü alışkanlıklar neden bu kadar yaygınlaşmıştır? İki sebebi vardır: Bir, yokluktan bir çare aramaktadır vatandaş. İki, özentiden daha lüks bir hayat istemektedir. Bu da neyi getirmektedir? Bu da eğitim meselemize de bu açılardan da daha farklı ağırlık vermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. Güzel şeyler de olmaktadır ya da teklif edilmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız tarafından sosyal ağ sağlayıcılarına 15 yaşından küçük çocuklara hesap açmama yükümlülüğü getirilmesini ve etkili filtreleme sistemleri kurulmasını öngören yasal düzenleme taslağının ay sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonuna sunulacağı açıklandı. Gelişmiş ülkelerin tamamı çocukların sosyal medya kullanımıyla ilgili yasal tedbirler almıştır ve almaktadır. Bu ülkelerin tamamının çocukların korunmasını hedefleyen tedbirler konusunda yaş sınırı ve yöntemler ülkelere göre farklılıklar göstermekle birlikte kararlı ve ciddi bir planlamayı hayata geçirdiklerini gözlemliyoruz. Hükümetimizin bu alanda yaptığı çalışmaları destekliyoruz. Ama geciktirilmeden ve ivedilikle yapılmasını bekliyoruz. Bununla birlikte internet üzerinden yürütülen kumar, işte biraz önce söylediğim bahis ve telif hakları ihlalleriyle de daha etkin bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğinin de altını bir kere daha çiziyoruz.