Yükleniyor...
15 Şubat 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Adana İl Kongremize katıldı

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Adana Olağan İl Kongremize katılarak partililerimize hitap etti, Türkiye ve dünya gündemini değerlendirerek önemli mesajlar verdi. Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Adana İl Kongremize katıldı

"Değerli dava arkadaşlarım, sivil toplum örgütlerimizin kıymetli temsilcileri ve siz yüreği vatan, millet, din, devlet, ezan, bayrak sevgisiyle yanıp tutuşan Adanalı kardeşlerim; hepinizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Adana olan ilk kongremize hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Güzel bir kongre hazırlığı yapan ve bu salonu tıklım tıklım dolduran teşkilat mensuplarımıza, kıymetli misafirlerimize, hanımefendilere, beyefendilere, genç kardeşlerime bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun, Allah razı olsun diyorum. Evet... Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber diyerek ilahi kelimetullah için nizamı alem yolunda yürüyen Alperenlere selam olsun."

ŞEHİTLER, GAZİLER VE VEFAT EDEN DAVA ARKADAŞLARI

"Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; sözlerimin başında şehit liderimiz Muhsin başkanımızı rahmetle, minnetle ve şükranla yad ediyorum. Ruhu şad olsun, mekanı cennet olsun.

Onunla birlikte partimizin kuruluşundan itibaren bizimle birlikte olan ama bu süre zarfında hayatını kaybeden tüm dava arkadaşlarımıza da Allah'tan rahmet diliyorum. Onlardan bir tanesi de, yani Büyük Birlik Partisi'nin kurucular kurulu üyesi 99 kişiden birisi de Bekir Doğan amcaydı. Kendisi dün sabah saatlerinde 107 yaşında hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun, makamı âli olsun, menzili mübarek olsun inşallah diyorum.

Kendisi askerliğinde Boraltan faciasına bizzat şahitlik etmiş. İkinci Dünya Savaşı yıllarını yaşamış. Ve daha sonra da millet memleket sevdasına, Türk Milliyetçiliği Hareketine ayrıca gönül vermiş, omuz vermiş ve bu dava uğruna kardeşini de şehit vermiş bir ağabeyimizdi. Kendisini bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yad ediyorum.

Başta geride bıraktığı kızları olmak üzere, ablalar olmak üzere tüm akrabalarına ve yakınlarına, camiamıza başsağlığı ve sabır diliyorum. Bugün bu saatlerde ikindi namazı sonrası İstanbul Marmara İlahiyet Camisi'nde kılınacak cenaze namazı ardından da toprağa verilecek ve tekrar mekanı cennet, makamı âli olsun diyorum.

Yine sözlerimin başında bu vatan için, bu devlet için, bu millet için, dini mübin için seve seve hayatını feda eden kahraman şehitlerimizi ve hayatını kaybeden kahraman gazilerimizi de rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekanları cennet olsun inşallah diyorum.

Ve vatan için, millet için, ülke için gözünü kırpmadan canı pahasına mücadele eden gazilerimize saygılarımızı sunuyoruz. Şu anda vatan vazifesini gerçekleştiren tüm mehmetçiklerimize, tüm polislerimize, tüm korucularımıza da buradan selamlarımı, saygılarımı, muhabbetlerimi iletiyorum. Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Rabbim onları mansur ve muzaffer eylesin inşallah.

ADANA’DA TAKSİCİ ESNAFIYLA KARŞILAŞMA

Kıymetli kardeşlerim; Adana girişinde teşkilatımızla birlikte bizi taksici esnafımız karşıladı. Dernek başkanımız da burada. Nerede başkanımız? Seni niye arkaya atmışlar ya? Evet... Şuraya gel, benim yerime otur. Boş burası. Gel, gel.

Öncelikle kendilerine bu nezaketli, ince, samimi tavırlarından, karşılamalarından, hoş geldin demelerinden dolayı müteşekkirim. Kendilerine, kendilerinin şahsında da bütün taksici esnafımıza sevgilerimi, saygılarımı ve muhabbetlerimi sunuyorum.

Kıymetli kardeşlerim; tabii ben de karşıladıkları yerde bir taksiye binerek taksi şoförlüğü yaptım. Kısa bir süre de olsa.

TAKSİCİLERİN EKONOMİK SORUNU VE ÖTV TALEBİ

Araba eski. Sekiz yüz on üç bin kilometre yol yapmış. Yani bir milyona yaklaşmış. manuel fides. Tabii onu kullanması daha zevkli oluyor, biliyorsunuz. Şoförler açısından.

Şimdi onu görünce dedim ki: Niye şeyi değiştirmiyorsunuz? Arabayı değiştirmiyorsunuz? Dediler: Başkanım, kazandığımız anca evi idare ediyor. Dolayısıyla da yeni bir araba almaya yetmiyor. Ama 2016’daki gibi devletimiz bizim gibi taksi, dolmuş ya da diğer işte bu işten ekmek kazanan şoförlük yapan kardeşlerimize yeni alacakları alabalarda bir ÖTV muafiyeti getirirse biz de taksileri yenileriz, dedim.

Ben de inşallah 2016'da bu hak verilmişti. Şimdi 2026'dayız. 10 yıl sonra yeniden taksici ve dolmuşçu esnafımıza, ticaret erbabımıza böyle bir hakkın verilmesi için ben de sizlerle birlikte mücadele edeceğim.

KAYIT DIŞI TAKSİCİLİK VE HUKUK VURGUSU

Başka probleminiz var mı, dedim. Dediler ki: Gayriyasal olarak taksicilik yapmaya çalışan gruplar var, dediler.

Ben de dedim ki: Burası bir hukuk devleti. Burası anayasaya ve yasalarla yönetiliyor. Dolayısıyla da yasal olarak bu hak kimin? Taksici esnafımızın. O zaman taksici esnafımız yasal olarak vergisini ödeyerek bu işi yapıyorsa, o zaman yasal olmayan her şeye biz karşı olduğumuz gibi bunu da burada doğru bulmadığımızı ve taksici esnafımızın hakkının korunması gerektiğini ifade ediyorum.

ADANA’NIN ALTYAPISI VE SEL FELAKETİ

"Başka bir şey var mı, dedim. Adana'nın altyapısından yakındılar. Gerçekten biz de şehir içinde hem o taksiyi sürerken hissettim hem de daha önce gelişlerimizde de bu gelişimizde de maalesef Adana'mızın ve ilçelerinin büyük bir altyapı problemi var. Bunu görüyoruz.

İşte son yağışlarda sel felaketleri oluştu. Özellikle FK, Sahin Beyli, Tufan Beyli ilçelerimiz, Kozan Yolu, Adana Bağlantı Yolları, Adana'nın içerisinde ciddi problemler yaşandı.

Ben öncelikle bu yoğun yağışlar sonrası gerçekleşen sel afetlerinden zarar gören, mağduriyet yaşayan bütün kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Adana'ya, Feke’ye, Saimbeyli’ye, Tufanbeyli’ye, Kozan'a geçmiş olsun.

YEREL YÖNETİM, HİZMET VE YOLSUZLUK DOSYALARI

Altyapı işi belediyenin işi, yerel yönetimlerin işi... Maalesef geçmiş dönem ve bu dönemde, maalesef özellikle bu dönemde Adana Belediyesi, bazı ilçe belediyeleri maalesef hizmetle değil; başka, başta yolsuzluk dosyaları olmak üzere başka dosyalarla gündem oldular.

Halbuki belediye başkanlarının işi nedir? Hizmettir. Vatandaşa hizmettir. Yerel hizmetlerin eksiksiz bir şekilde yapılmasıdır. Ve bununla birlikte en önemlisi nedir? Yine burada yetim hakkının, kul hakkının, beytülmalin korunmasıdır. Maalesef bu konuda eksiklikler var. Bu eksikliklerin üzerine de hukuk ciddi bir şekilde gidiyor.

Elbette ki gidecek; hukuk süreçlerinin sonunda elbette ki masum olanlar çıkacaktır ya da beraat alacaktır ya da takipsizlik kararı alacaktır. Ama bu işte dahli olanlar, suçlu olanlar da elbette ki hak ettiği cezalarla karşı karşıya kalacaktır.

Kalacaktır. Yolsuzluk, irtikap, hırsızlık; kim tarafından yapılırsa yapılsın, partisine, adına, sanına bakılmadan hesabı sorulmalıdır. Çünkü bu millete hizmet olarak dönmesi gereken paralar neticede milletin paralarıdır.

Onun için burada yürütülen hukuki süreçlere herkes sabırla tahammül etmeli ve yargının vereceği kararları beklemelidir. Nedir bizde söz? Şeriatın kestiği parmak acımaz. Bu ne demektir? Bu şu demektir: Mahkemelerin verdiği karara hepimizin boynu kıldan incedir.

Bakmayın siz televizyonlarda her gün milletin önüne getirilen programlar, yaptırılan sözde programcılar, sözde sanatçılar; şeriatın kestiği parmak acımaz dediğinde oradaki bir konuk diyor ki: Sen diyor şeriat istiyorsan Arabistan'a git, diyor. Başka bir yere git, diyor. Yani bu sözden haberi yok.

Şeriatın kestiği parmak acımaz ne demek? Mahkemelerin, adliyenin, hukukun verdiği karara boynumuz kıldan incedir demektir. Bunu bile bilmiyor. Cehalet bu kadar.

İNANÇ, KÜLTÜR VE “AFGANİSTANLAŞTIRMA” İDDİALARI

Şeriat, din, inanç, milli kültür, örf, adetten o kadar uzaklaşmışlar ki; o kadar milletten, milletin değerlerinden, inancından kopmuşlar ki bu toprakların ruhu olan bu Anadolu irfanından ve Anadolu insanının ferasetinden dahi haberleri yok.

Ama onlar ne derse desin, biz bu memlekette inancımızı da kültürümüzü de değerlerimizi de koruyacağız, koruyacağız ve koruyacağız. Biz bunları söylediğimizde efendim bizi yobazlıkla, bizi şeriat istemekle, bizi efendim işte Türkiye'yi Afganistanlılaştırmakla, sanki Taliban zihniyeti özlemi çekmekle birden itham ediveriyorlar. Sözlerin nereye gittiğini bilmiyorlar.

Buradan bir kere daha söylüyorum. Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Başkanımız... O 28 Şubat'ın karanlık günlerinde... O zamanda şöyle iddialar vardı: Bunlar Türkiye'yi İran yapacaklar. Bunlar Türkiye'yi Cezayir yapacaklar.

O zaman rahmetli şehit liderimiz Muhsin Başkanımız çıktı ve dedi ki: Beyler, efendiler; Türkiye İran olmaz, Türkiye Cezayir de olmaz. Ama biz size Türkiye'yi Suriye'de yaptırmayacağız, dedi.

O zaman Suriye'de azınlık bir cunta yönetimi vardı. Bir yüzde onluk bir mezhepçi azınlık cunta yüzde doksana hükmediyordu. İşte o Esad derecemiyor. Hafiz Esad, sonra oğlu Beşar Esad. Yüz binlerce, milyonlarca masum insanı kastettiler. İşte ülkeden kaçtıktan sonra cezaevlerindeki durum ortaya çıktı; gördük ne kadar büyük bir zulüm ettiklerini.

Şimdi ben de bunlara diyorum ki: Türkiye Afganistan olmaz. Biz buna müsaade etmeyiz. Taliban rejimi de olmaz Türkiye'de.

Bırakın bu dönemi. Yahu Selçuklu'da olmamış. Beş yüz yıl Selçuklu bu toprakları yönetmiş. Ta Azerbaycan, İran, bütün Irak, bütün o bölgeleri. En son Anadolu Selçukluları da 300 yıl burada yönetmiş. Ondan sonra 600 yıl, 6 asır Osmanlı yönetmiş. Yine Taliban gibi bir zihniyet olmamış. Olmaz. Çünkü biz Türk'üz, biz Müslümanız; bizim Müslümanlığımız Kur'an ve sünnete dayanır. Başka bir şeye dayanmaz.

DEĞERLERE SALDIRILARA KARŞI TAVIR

Kıymetli kardeşlerim, elbette ki biz bunlara karşı süsmeyeceğiz. Yani kim vatanımıza, devletimize, milletimize, inançlarımıza, değerlerimize saldırırsa misliyle cevabını vereceğiz. Hayasıza hayasız, ahlaksıza ahlaksız, vatansıza vatansız, haine hain, teröriste terörist demeye devam edeceğiz. Çünkü bunlar üç beş koldan milletimize ve memleketimize saldırıyorlar.

Birileri terör örgütleri aracılığıyla saldırıyorlar. İşte kırk yıldır PKK terör örgütüyle uğraşıyoruz. On binlerce insanımız hayatını kaybetti. Binlerce şehidimiz var. Trilyonlarca dolar paramız gitti, milletin geleceği gitti. Şimdi o mevzuya biraz sonra döneceğim ama nereden saldırdıklarını söylüyorum. Bir terörle saldırdılar.

AİLE KURUMUNA SALDIRI VE NÜFUS MESELESİ

İki nereye saldırdılar? Aile kurumumuza saldırdılar. Evlilik dışı hayatları özendirdiler; televizyonlarda, dizilerde, kadın programlarında. Evlilikten uzaklaştırdılar. Boşanmalar arttı. Çocuk sayısı azaldı. Çocuk sayısı azaldı.

Şu anda biz dünyada nüfusu en hızlı azalan, yani nesli en hızlı tükenen beş ülkeden birisiyiz. Halbuki bundan beş on sene öncesine kadar biz az da olsa artan bir ülkeydik. Beş yıl öncesine kadar ortalama her yıl nüfusumuz bir milyon artarken son 4 yılda anca 1 milyon artabildi. Yani 1 milyon artan Türkiye 250 bin artar duruma geldi. Ne kadar bir kötü ve eksi fecaat bir şey.

Bu bir milli güvenlik meselesidir. Siz bulunduğunuz coğrafyada nüfus çoğunluğunuzu muhafaza edemezseniz devletinizi de ülkenizi de bağımsızlığını da bağımsızlığınızı da muhafaza edemezsiniz. Onun için buraya saldırdılar. Buraya saldırdılar. Aile kurumumuza saldırdılar."

CİNSİYETSİZLİK PROPAGANDASI VE DIŞ ETKİ

Öyle bir kanaat oluşturdular ki evlilik kötü, evlilik dışı hayat rahat. Ya da bekar hayatı, evlenme. Efendim, aile kimlerden oluşur? Erkek, kadın ve çocuklardan. Bunlar ne yaptılar? Cinsiyetsizliği propagandasını yaptılar. bütün dinler tarafından, yeryüzündeki gelmiş geçmiş bütün ahlaki öğretiler tarafından sapkınlık olarak değerlendirilen LGBT artı hayatları Türkiye'ye dayattılar. Bunun propagandasını yaptılar.

Milyarlarca dolar Avrupa batı bunlar Türkiye'de tırnak tutsunlar, etkili olsunlar, bu Türk milletini inancından kültüründen koparsınlar diye milyarlarca dolar bunlara para aktardılar ve aktarmaya devam ediyorlar. Aktarmaya devam ediyorlar.

Bu coğrafyadan bizi silemeyeceklerini bildikleri için işte nüfusumuzu azaltma yerine gidiyorlar. Bizim dinimizden, inancımızdan, kültürümüzden bizi uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Sanki dindarlık kötü bir şeymiş gibi. Sanki İslam kötü bir şeymiş gibi.

Sanki Türk milletinin her unsuruyla; Kürt'ü, Türkmen'i, Arap'ı, Alevisi, Sünnisi her unsuruyla... Çünkü hepsi birden Türk milleti... Bütün değerlerimizden kopartmaya çalıştılar ve hâlâ çalışıyorlar. Psikolojik olarak da bize üstünlük kurmaya çalışıyorlar.

BÜYÜK BİRLİK’İN TAVRI VE KİMLİK VURGUSU

Ama herkes sussa Büyük Birlik Partisi, onun genel başkanı, onun yöneticileri, il başkanları, ilçe başkanları, kadın kolları, Alper'in ocakları susmayacak; bu değerlerimize, inancımıza, savaş asanlara misliyle cevap verecek. Çünkü bizi bin yıldır bu topraklarda tutan kimliğimizdir, millî değerlerimizdir ve inancımızdır. Yani Türklüğümüz ve Müslümanlığımızdır. Bu iki değere sahip çıkmaya devam edeceğiz."

AİLEYİ DESTEKLEME TEKLİFLERİ VE TEPKİLER

Kıymetli kardeşlerim... Bakın... Bu hususla ilgili biz Büyük Birlik Partisi olarak bazı tekliflerde bulunduk. Ama Bu tekliflerimizi bile ne yaptılar? İtibarsızlaştırmaya çalıştılar. Neden? Çünkü aileyi, aile kurumunu destekleyen, evliliği destekleyen, çocuk sahibi olmalarını, ailelerini destekleyen her fikre ve her projeye karşılar. Karşı olmakla kalmadılar. Savaş açtılar. Savaş açtılar. Savaş. Bunun farkında olmamız lazım.

Bütün bunlara rağmen biz onların bu saldırısından vazgeçmedik ve vazgeçmiyoruz. Biz dedi ki aile kurumunu her türlü devletimizin, hükümetin desteklemesi gerekiyor. Evlilikleri desteklemesi gerekiyor. Sadece sözde değil; ciddi yatırımlar yaparak, ciddi destekler vererek, karşılıksız ve ne yapması lazım? Çocuk sahibi olmayı teşvik etmesi lazım.

Çocuk sahibi olmayı engelleyen ya da azaltan sebepler tespit edilmeli ve bunlarla mücadele edilmelidir. Bu sebepler ortadan kaldırılmalıdır. Eğer bir genç iki genç evlenemiyorsa, işi olmadığı için evlenemiyorsa, bir gelirleri olmadığı için evlenemiyorsa mutlaka bunların aile kurdukları anda geçinebilecekleri kadar bir işe ve gelire kavuşturulmaları gerekiyor. Birincisi bu.

İkincisi, çocuk sahibi olanlara mutlaka biz ne dedik Büyük Birlik Partisi olarak? Çocuk başına aylık en az beş bin lira destek. Artı çalışan kadınlarımız için kreş imkânı; büyük kurumlara mutlaka kreş açma zorunluluğu; parasız, az sayıda kadın personeli olan kurumları içinde belediyeler ya da aile bakanlığının bünyesinde mahallelere, semtlere yine ücretsiz kreşler açılmalı ve çalışan kadınlarımız çocuklarını oraya ücretsiz bırakabilmelidir.

Üçüncüsü, çalışan kadınlarımız dedik, işe bir saat geç gitsin, bir saat erken çıksın. Bunun kime ne zararı var? Evli ve çocuklu olan kadınlarımız... Kime ne zararı var? Herkese faydası var. Aileye faydası var, kocaya faydası var, kadına faydası var, çocuğa faydası var, millete, memlekete faydası var.

Dolayısıyla da biz Büyük Birlik Partisi olarak bunu teklif ettik ve halka da sorduk; anket yaptırdık, bütün bunlarla ilgili iki anket yaptırdık. Halkımızın yüzde yetmiş beşi bu önerilerimizi destekliyor. Yani biz iktidar olalım ya da iktidar ortağı olalım; kadınlarımızı bir saat işe geç getireceğiz ve bir saatte erken göndereceğiz.

KADIN HASTANESİ, KADIN ÜNİVERSİTESİ VE “ŞERİAT” SUÇLAMASI

Bir başka mevzu kadın hastaneleri kurulması. Kadın üniversiteleri kurulması. Bunu söylediğimizde de hemen siz şeriat istiyorsunuz diyorlar. Ya Japonya'da kadın üniversitesi var. Japonya şeriatle mi yönetiliyor? Japonya'da mı şeriat istiyor? Gidin bir bakın bakalım. Japonya'da kadın üniversitesi var.

Kadın hastanesi diyoruz, şeriat mı istiyorsunuz diyorlar. Ya Amerika'da kadın hastanesi var. Finlandiya'da kadın hastanesi var. Ya bu bir zaruret kardeşim. Bu bir zaruret. Yaratılışın bir sonucu.

Evet, biz insan olarak eşitiz. Efendim, Allah katında da eşitiz. Sorumluluklarımızda da eşitiz. Dünyada da buna kimsenin itirazı yok ki. Ama biyolojik olarak kadın erkek farklılığı var. Bu bir gerçek. Yaratılışın böyle bir gerçekliği var. İstesen de istemesen de.

Dolayısıyla da isteyen arzu eden kadınlarımız örfünden, adetinden, inancından dolayı kadın hastanesini tercih edecekse sen devlet olarak ona bu imkanı sağlamalısın. Sağlamalısın. Laikliğin de aslında gereği budur. Atatürkçülüğün de gereği budur.

LAİKLİK, DİN VE TERCİH HAKKI

Bize oradan karşı çıkıyorlar ya neden? Çünkü laiklik nedir? Bir yönüyle, laiklik din ve vicdan örgüvetidir. Herkesin inandığı fikri seçebilmesidir. Ve inandığı gibi yaşayabilmesidir. Ve inandığı gibi tercihlerini kullanabilmesidir. Kitapta böyle yazıyor, anayasada böyle yazıyor.

Ama uygulamaya geliyorsun, gücü eline geçirdiğinde efendim senin dinini yaşamaya kalktığında bu diyor laikliğe aykırıdır. Bu efendim Atatürkçülüğe aykırıdır. Niye aykırı olsun? Hepimiz okuduğumuzu gayet net anlıyoruz.

Dolayısıyla da onlar ne derse desin biz inandığımızı doğru bulduğumuzu bildiğimizi yapmaya devam edeceğiz. Bu ülkede kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, genciyle bütün vatandaşlarımızın haklarını savunacak ve taleplerinin de takipçisi olacağız.

SİYASİ DESTEK İHTİYACI VE EKONOMİK SIKINTI

Ama bütün bunları hayata geçirebilmemiz için de vatandaşımızın da bize, yani Büyük Birlik Partisine sahip çıkması gerekiyor. Hem bunların hayata geçmesi hem de şu anda ekonomik bir sıkıntı var. Bu bir gerçek.

İşte burada esnaflarımız var. Hal başkanımız da burada değil mi herhalde bildiğim kadarıyla? Burada sebze meyve üreticilerimizin sıkıntıları var. Yani tüm üreticilerimizin, çiftçimizin, hayvan üreticilerimizin, diğer sanayicilerimizin... Çünkü ekonomik sıkıntı herkesi vuruyor. Kimini az, kimini çok.

Sadece kimi vurmuyor? Farz-ı muhal, işte Türkiye'nin yüzde otuzu diyelim ki etkilenmiyor. Yüzde yirmisi de diyelim az etkileniyor ama geriye kalan yüzde elli ciddi anlamda bundan.

EMEKLİLERİN MAĞDURİYETİ VE ORAN HESABI

"Mesela özellikle son üç yıldır bu konuda en büyük mağduriyeti kim yaşıyor? Emeklilerimiz yaşıyor. Emeklilerimiz yaşıyor. Evet.

Bakın arkadaşlar... 2023 ocağa gidelim. 2023 ocak. En düşük emekli maaşı ne kadardı? Burada emeklilerimiz var: Yedi bin beş yüz. Yedi bin beş yüz. düşük memur ve kamu çalışanı ne kadar alıyordu? On bir bin. Yani çalışan on bir bin, emekli yedi bin beş yüz alıyordu. En düşüğü. Memur ve şey.

Peki şimdi ne kadar? En düşük çalışan, kamu işçisi ve kamu memuru altmış bin alıyor, emekli yirmi bin alıyor. Yani Ocak 2023'te emekli çalışanın üçte ikisini alırken bugün üçte birini alıyor. Dolayısıyla da biz ne diyoruz? Adaletin sağlanması için en azından tekrar üçte ikinin yakalanması gerekir, diyoruz.

“EN DÜŞÜK EMEKLİ 40 BİN OLMALI”

Oranlamaya göre bugün en düşük emekli maaşı ne kadar olmalıdır? Kırk bin lira olmalıdır. Kırk bin lira. Kırk bin lira. Çünkü adalet bu.

Yani 2023 Ocağa git: En düşük emekli yedi bin beş yüz, en düşük memur ve en düşük kamu işçisi on bir bin. Üçte bir. Bugün altmış bine yirmi bir. Yani üçte ikiden üçte bire gelmiş.

Şimdi ben bunu söylüyorum, Maliye Bakanımız diyor ki: Efendim siz güzel söylüyorsunuz, saygı duyuyoruz ama diyor biz emekliye maaşına bin lira zam yaparsak ayda on altı milyar, yılda yüz doksan iki milyar yapar, diyor. Sizin dediğiniz gibi on bin lira yaparsak diyor yılda bir trilyon dokuz yüz yirmi milyar bizim bütçemize bir yük geliyor, diyor. Yine sizin gerçekten tam adaletin sağlanması için yirmi bin lira yaparsak diyor o zamanda ne oluyor? Üç trilyon efendim sekiz yüz kırk milyar bizim diyor bütçeye ihtiyacımız var, diyor.

Dedim ki bunları ben de biliyorum. Matematiğim iyi, kuvvetli. Ama ben adalet adına bunları söylüyorum. Bütçenizin imkanı yoksa o zaman herkese adil artış yaparsınız. Yani birine yüzde yüz, birine yüzde yirmi beş olmaz."

DEVLET, ADALET VE “EMEKLİNİN HAKKI”

Onun için herkese devlet, devlet babadır. Onun için herkese karşı adaletli olmak zorundadır.

Onun için daha önce de söyledim, bir kere daha söylüyorum: Bu emeklinin hakkıdır. Ne yapacaksanız yapacaksınız. Ne edecekseniz edeceksiniz. Nereden bulacaksanız bulacaksınız. Emeklinin hakkını vereceksiniz.

1996 REFAHYOL ÖRNEĞİ VE MUHSİN YAZICIOĞLU

Şimdi benzer bir durum 96 yılında Refah Yol döneminde yaşandı. Doğru Yol Partisi ile Refah Partisi biliyorsunuz koalisyon kurdu. Sayıları yetmiyordu. O zaman iki yüz yetmiş altı gerekiyordu. Beş yüz elli milletvekili vardı. Büyük Birlik Partisi'nin de sekiz milletvekili vardı. Ve Büyük Birlik Partisi'nin sekiz millet vekilinin desteğiyle hükümet kuruldu. Zahmetli Muhsin Başkanımızın ve onunla birlikte o dönem vekil olan yedi arkadaşımızın.

Ocak geldi. Hükümet zam açıkladı: Askere yüzde yüz zam, memura yüzde elli zam. Diğer geri kalan memurlara. İşçilere. Niye askere yüzde yüzde, diğerlerine yüzde elli o zaman? Biliyorsunuz yirmi sekiz Şubat var. Asker habire dipçik gösteriyor. Yani her an darbe yapabilirim diyor. Zaten seni istemiyordum.

Tabii sadece asker o dönemki asker değil. Onları kışkırtan bir beşli çete vardı o zamanda: Sendikalar, basın, efendim işte sermaye grupları, yargı çevreleri; e mevcut cumhurbaşkanı da onları destekliyordu. Dolayısıyla kendi konumunu muhafaza etmek için ne yapsın rahmetli Erbakan Hoca da bari bu askere yüzde yüz vereyim de en azından biraz sesleri yavaşlar, üzerimdeki baskı azalır, dedi.

Bunun üzerine rahmetli Muhsin Başkan'ın çıktı dedi ki: Askere yüzde yüz verdiniz, diğer memura yüzde elli, emekliye yüzde elli. Eğer dedi bunu askerin zammı seviyesine çıkarmazsanız size bir hafta müsaade; ben de hükümetten desteğimi çekiyorum. Bir hafta sonra gidiyorum. Meclise gen soru veriyorum ve hükümeti düşürüyorum, dedi.

Önce ciddiye almadılar. Bir gün kala tekrar dedi ki: Siz ciddiye almadınız ama sizi uyarıyorum, yarın sabah gidip gen soruyu veriyorum, dedi. Onun üzerine hemen akşam karar aldılar ve sabah diğer kesimlerin zam oranını da askere verdikleri zammın seviyesine çıkarttılar.

Neticede ne oldu? Erbakan vermiş oldu. Ama işi sağlayan kim? Muhsin Yazıcıoğlu'ydu. Allah rahmet eylesin. Neden? Evet, bilen bilir. Ama neden? Neden? Nasıl yapabildi bunu? İşte o sekiz milletvekiliyle mecliste denge olduğu için yaptı.

MECLİS DENGESİ, SEÇİM MESAJI VE “YETKİ” VURGUSU

Bugün biz mecliste olsaydık... Son seçimde biz amblemimizi koyduk. Cumhur İttifakı içerisinde ayrı olarak kendi amblemimize seçime girdik. Sizler vatandaş buradakileri tenzih ediyorum tabii. Bunlar zaten bizim arkadaşlarımız. Ama eğer Büyük Birlik Partisi'ne destek olunsaydı da Büyük Birlik Partisi'nin bugün mecliste bir grubu olsaydı işte Büyük Birlik Partisi bugün bu emekliye yapılan haksızlığa asla orada da fırsat vermez, emeklinin hakkını korurdu.

Biz o zaman da söyledik. Dedik ki: Bak, Cumhurbaşkanı adayımız ortak. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı destekliyoruz; hem 2019 seçimlerinde hem 2018 seçimlerinde hem 2023 seçimlerinde. Ama parti olarak biz ayrı giriyoruz, Cumhur İttifakı'yla beraber. Amblemimizi koyuyoruz. Efendim Cumhurbaşkanlığında Cumhurbaşkanımıza, parti oyunda Büyük Birlik Partisi'ne verin, bir denge olsun, dedik. Ama vatandaşımız o zaman bizi duymadı.

E şimdi geliyor vatandaş bana diyor ki bunu düzeltin. E siz de bunlarla berabersiniz. Tamam da amca, dayı, teyze; bende bir yetki yok ki. Ben hükümet ortağı değilim ki. Sen bana verseydin oyu, benim yirmi vekilim olsaydı, ben orada bir grup olsaydım, ben orada bir denge olsaydım; Allah'a and olsun emekliye yapılan bu haksızlığa müsaade etmezdim.

KUL HAKKI, ZAM ADALETSİZLİĞİ VE ÖNCELİKLİ HARCAMALAR

Çünkü bu da bir kul hakkıdır. Bu da bir kul hakkıdır.

Devlet baba. Beş evladı var. Biri memur, biri işçi, efendim biri emekli, biri asgari ücretli, efendim birisi de dul yetim maaşı alan kadınlarımız diyelim. Ne yaptın şimdi sen? Emekliye ve kamu işçilerine Ocak 2023 ile 2023 Temmuz'u temmuz zamında yüzde yüz zam verdin. Yüzde yüz. Memura işte seyyanen sekiz niye verildi? O işçiyi yakalayabilmek için verildi. Ama emekliye yüzde yirmi beş verdin. Efendim dul ve yetime yüzde yirmi beş verdin. Asgari ücretli düşük kaldı. Ve üçte iki olan denge üçte bire düştü.

E şimdi bu adaletsizlik değil mi? Bu kul hakkı değil mi? Bu adaletsizlik ve bu kul hakkı ve bunun mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Gerekiyorsa acil olan, acil olmayan yatırımlar durdurulmalı ve emeklinin maaşı arttırılmalıdır.

SAVUNMA, ENERJİ, GIDA VE İLAÇ

Acil olan, acil olanlar nedir? Acil olan savunma sanayisidir. Oradan kesinti olmaz. Özellikle çevremizde son yıllardaki gelişmelere bakarak. Acil olan nedir? Gıdadır. Oradan da kesinti olmaz. Çünkü savaşta ve pandemide gördük. Eğer gıdada kendi kendinize yetemiyorsanız, paranızı da dışarıdan alamazsınız. Diğeri nedir? İlaçtır. Aşıdır. Bunları da içinde kesinti olamaz. Efendim, diğeri nedir? Enerjidir. dördü dışında her yerden kesinti yapılabilir."

CARİYE AÇIK, ÇİN TİCARETİ VE BYD ÖRNEĞİ

Bizim şimdi ekonomimizin iki tane temel problemi var. Biri cariye açık, biri bütçe açığı. Cariye açığın olmasa bütçe açığında olmaz.

Şimdi cariye açığımızın iki sebebi var. Bir enerji ithalatımız; buna mecburuz. Çünkü biz üretemiyoruz. Bizde yok petrol, gaz. Almaya mecburuz. İkincisi de Çin'le olan ticaret. 5 milyar dolar biz Çin'e satıyoruz. 60 milyar dolar Çin bize satıyor. Böyle bir dengesizlik olur mu?

Biz Çin'den üstelik petrol gaz falan da almıyoruz. Ha şu mikrofonları alıyoruz. Efendim işte böyle saat alıyoruz. Kalem alıyoruz falan. Yani kendimizin de üretebileceği ya da başka ülkelerden de temin edebileceği ürünler alıyoruz.

Biz ısrarla söylüyoruz. Bakın bir Çin firması var BYD. Türkiye'de yatırım yapacak. Ne kadarlık yatırım yapacak? En babası iki milyar dolar. Biz zaten BYD'ye şu anda bir ÖTV muafiyeti getirerek o parayı BYD kazandı zaten şu anda. Hâlâ bekliyoruz yatırım yapsın diye. Hâlâ bekliyoruz.

Bence yapmasına gerek yok. İşçinin tamamını Çin'den getirecek. yapacağı yatırımı şu anda Türk milletinden aldı. Eee o yatırım yapacağına bir yerli bir firmamız yapsaydı bu desteği alıp bu yatırımı. Aynen tok gibi.

YERLİ VE MİLLÎ EKONOMİ VURGUSU

Onun için biz bu konuda çok netiz, Büyük Birlik Partisi olarak değerli arkadaşlar. Millîyiz, yerliyiz, milliliğimizle, yerliliğimizle de gurur duyuyoruz. Bizim Bizim bu krizlerden çıkmamızın yolu yerli ve milli ekonomiyi, yerli ve milli girişimcileri, sanayicilerimizi, iş adamlarımızı desteklemekten geçmektedir."

BAKAN DEĞİŞİKLİKLERİ VE TEBRİK

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli dava arkadaşlarım; bir hukuk bir iki hususa da kısaca değinerek konuşmamı tamamlayacağım. Hasbihal ediyoruz, dertleşiyoruz. Yani biraz uzatıyorum ama hakkınızı helal edin.

Şimdi iki bakanımız biliyorsunuz değişti. Yerine iki bakanımız atandı. Ben öncelikle yeni İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi Bey'le yeni Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek'i bir kere daha tebrik ediyor, başarılar diliyorum. Görevi devreden İçişleri Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanımız Sayın Yılmaz Tunç'a da görev yaptıkları süre içerisindeki hizmetleri için teşekkür ediyorum. Bizzat şahidiz hizmetlerine.

Yeni gelen iki bakanımızın da ehliyetine, liyakatına, eğitimine, geçmişine baktığımızda bu görevleri layıkıyla fevkalade bir şekilde yapabileceklerine yürekten inanıyoruz.

BAKANLARA YÖNELİK ELEŞTİRİLERE TEPKİ

Bakıyoruz, bazı çevreler bu bakanlarımızı eleştiriyor. Daha yeni başlamış; dur bakalım. Bir bakalım. Daha yeni başlamış. Ama bakanlık görevinden dolayı değil. Neden dolayı eleştiriyor? Efendim yeni atanan İçişleri Bakanı hafızmış, dindarmış.

Ya kardeşim... Hafızın, dindarın, dürüstün, temizin, sana ne zararı var kardeşim? Yani eleştireceksen adamın bir hatası var mı? Senin belediye başkanların gibi yolsuzluğu var mı? Tacizi var mı? Tecavüzü var mı? Elhamdülillah yok. Vatanını seviyor, milletini seviyor, inancını yaşıyor. Helal olsun! Helal olsun!

YARGIYA İFTİRA ELEŞTİRİSİ VE HUKUK VURGUSU

Aynı şey Adalet Bakanı'yla ilgili geçerli. Savcılık yapmış, hakimlik yapmış, eğitimini almış.

"Neticede bütün bu hukuki süreçleri bir başsavcı tek başına yürütemez ki. onunla birlikte çalışan yüzlerce, binlerce savcı var, hakim var. Yani yargıçların zaten en önemli özelliği nedir? Bir, yasalara uymaktır. İki, vicdanının sesini dinlemektir. Üç, hukukun üstünlüğünü muhafaza etmek ve ona bağlı olarak görevini yerine getirmek.

Kendilerine karşı yürütülen davalardan dolayı başta yeni adalet bakanımız olmak üzere hukuk kurumlarımızı, tüm yargıçlarımızı ve savcılarımızı zan altında bırakmak iftiradır. Ve hukuka da, hukuk sistemimize de, devletimize de, adalet kurumumuza da ve tüm yargıçlarımıza ve savcılarımıza da atılmış bir iftiradır, bir hakarettir. Onun için herkesin daha dikkatli olması gerekir.

MECLİS KAVGALARI VE “SAMİMİYETSİZLİK” ELEŞTİRİSİ

O meclisteki görüntüler neydi Allah aşkına arkadaşlar ya? bir de samimi değiller ya. Samimi yapsalar yüreğimiz yanmayacak. Sen gideceksin arka odada tokalaşacaksın. Hayırlı olsun diyeceksin. Ön tarafa gelince canlı yayında bu kürsüyü işgal edeceksin. Sana yemin ettirmem diyeceksin. Şu sahtekârlığa bak ya.

Arkada giriyorsun, tokalaşıyorsun, hayırlı olsun diyorsun. Önde de gelip kürsüyü işgal ediyorsun. Mecliste kavga çıkmasına vesile oluyorsun.

Sadece Türk milleti seyretmiyor bunu. Bütün dünya ülkeleri seyrediyor. Biz nasıl görüyoruz? İşte Tayland meclisinde birbirini vurmuşlar, birbirine vurmuşlar. İşte Meksika meclisinde şöyle olmuş. Aynen diğer dünya devletleri televizyonlarında da Türk meclisinde kavga diye bunlar dünya televizyonlarına yansıyor ve Türkiye'yi rezil rüsva ediyorlar.

Onun için bir kere daha söylüyorum: Genel başkanlar söylese bile, grup başkan vekilleri söylese bile milletvekilleri, milletvekilliği ağırlığını korumalı, milletin temsilcisi olduğunun farkına varmalı, bu şuurla hareket etmeli ve bu tür milletimizi rahatsız eden kavga, gürültü, küfür, hakaret gibi söz ve davranışlardan uzak durmalıdır.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE ÇÖZÜM SÜRECİNE YAKLAŞIM

Kıymetli kardeşlerim, biliyorsunuz Türkiye'de yeni bir çözüm süreci Terörsüz Türkiye adıyla başlatıldı. Biz başından itibaren bu süreçle ilgili görüşlerimizi çok net ifade ettik. Biz ilkeli bir duruş sergiliyoruz.

Biz ne diyoruz? Biz diyoruz ki teröriste, terör örgütüne, onları besleyen güçlere, teröristlerin ve terör örgütlerinin tasmasını elinde tutanlara güvenilmez. Güvenilmez. Onun için devletimiz temkinli olmalı.

Ve daha da önemlisi nedir? Terörle, teröristle pazarlık olmaz. Müzakere olmaz. Şartlarım müzakere edilmez, mücadele edilir ve bozguna uğratılarak bitirilir.

Zaten sürecin başında da ne dendi? Şart yok, müzakere yok, pazarlık yok. Eyvallah. Bunlar yoksa efendim silah bırakacaksa bıraksın. Kendini fesh edecekse fesh etsin.

UMUT HAKKI VE “OLMAZSA OLMAZLAR”

Ama şimdi mecliste bir komisyon var ve Biz ne dedik? Olmazsa olmazlarımızdan birincisi, birincisi neydi? Terörist başı. Kırk bin kişinin katlinin müsebbibi. Bunun emirlerini veren, Türkiye'den kızları daha çocuk yaştaki kızları dağa çıkararak ellerine silah veren, onlara karşı her türlü tacizi gerçekleştiren, bir kısmını yurt dışına gönderen, en büyük uyuşturucu ağlarından birisini elinde tutan, her türlü dünyada aklınıza gelebilecek her suçu işlemiş bir terör örgütünün kurucusu ve uygulayıcısı; bütün bunların talimatını vericisine bir af ya da umut hakkı olmaz, dedik. Olmaz. Bu milletin vicdanı yararlar. Bu şehitlerimizin geride bıraktığı ailelerini üzer, ağlatır.

Nitekim dün meclis başkanımızın yaptığı açıklama kamuoyuna yansıyan bilgiler ortak metinde umut hakkının olmayacağı şeklinde oldu. Bundan da büyük memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyorum. Birincisi bu.

Fakat PKK'nın siyasi uzantısı Dem Partisi ısrarla bunu istemeye devam ediyor. Ama bu millet kabul etmez ve kabul etmeyecektir. Bunu herkes bilsin.

DİL BİRLİĞİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜ

İki dilimiz, Türkçemiz; bir milleti millet yapan, bir vatanda yaşayan insanlara hangi etnik kökene mensup olursa olsun ortak millet şuurunda buluşturan en önemli değerlerden birisi dildir. Dil birliği bozulan ülkelerde toprak bütünlüğü de bozulur. İşte Irak ortada, Irak anayasası ortada. Suriye ortada. Balkanlardaki ülkeler ortada.

Onun için biz buna da asla müsaade edemeyiz. Ne olursa olsun Türkiye'nin Irak'laştırılmasına, yani farklı etnik unsurlara ve dili konuşan gruplara göre bölünmesine asla evet demedik, evet demeyiz.

MİLLETİN ORTAK ADI VE VATANDAŞLIK VURGUSU

Üçüncüsü ne? Her milletin bir adı vardır. Şimdi Amerika'da sadece kırk milyon Alman var. Otuz milyon İspanyol var. Yirmi milyon Portekizli var. Onlarca milyon Afrikalı var. Ama ortak adları ne? Amerika. Amerikan milleti. Almanya'dan göçmüş iki yüz sene önce Alman. Bugün Amerikan vatandaşı geliyor buraya ya da sen oraya gittiğinde soruyorsun. Ben Alman'ım demiyor. Amerikan'ım diyor.

Ya da Almanya'da. Bizimden fazla nüfusu var. Bir sürü etnik köken var. Ya da Fransa'da. Gittiğin zaman ne diyor adam sana? Siyahi futbolcular var. Bizde de geliyor. Bizde de oynuyor. Fransız futbolcu. Kante geldi mesela. En son. Kante'ye sorsan ne diyecek? Ben Fransız'ım diyor. Ben geçmiş nereden geldiğini Afrika'dan ben de bilmiyorum. Orayı söylemiyor. Ben Fransız'ım diyor. Fransız milli takımında oynuyor.

Yani çünkü etnik olarak ayırırsan ne olur? Ortada bir millet kalmaz, ortak bir vatan kalmaz, devlet kalmaz, ülke kalmaz.

Onun için bu milletin bir adı var. Nedir? Biraz önce de söyledim. Kürt’ünü de, Türkmen'ini de, Çerkez'ini de, Boşnak'ını da, Arap'ını da içine alan hepsini kucaklayan ortak bir adı var. O da Türk milletidir. Bundan da vazgeçemeyiz. Bundan da vazgeçemeyiz.

KAYYUM UYGULAMASI VE TERÖRLE İLİŞKİ İDDİASI

Efendim yine PKK'nın siyasi partisi DEM’in olmazsa olmazlarından birisi neymiş? Efendim kayyum uygulamalarına son vermekmiş.

E şimdi diyelim ki bu bölgede Akdeniz Belediyesi Mersin'in ya da efendim işte Mardin Belediyesi, Batman Belediyesi. E şimdi adam terör örgütünün resmi olmasa bile, fiili olmasa bile gayri resmi gönül bağıyla üyesi. Ve bütün imkanlarını terör örgütünün önüne sunuyor. Adam alınacak onlardan alınıyor. İş verilecek onlara veriliyor. Bütün yardımları oraya yapıyor.

Yani devlet seyir mi edecek? Bir belediye başkanının terör örgütlerine kaynak aktırmasını, oradan kadro almasını seyir mi edecek? Elbette etmeyecek. Nasıl hangi partiye mensup olursa olsun yolsuzluk yapana müsaade etmiyorsa ve etmemesi gerekiyorsa, etmiyorsa ve etmemesi gerekiyorsa parti ayrımı yapmadan... İşte buna da müsaade etmeyecek."

Onun için bunlar ne dedi baştan? Şartsız, pazarlıksız, müzakeresiz.

Onun için bunların siyasi bölücülük adına dile getirdikleri taleplerine asla itibar edilmemeli. Devletin varlığı, ülkenin bütünlüğü ve milletin birliği esas alınarak bir metin ortaya çıkacaksa çıkmalı, çıkmayacaksa da dünyanın sonu değil.

ZİNCİR MARKET FİYATLARI VE ARACI MARJLARI

Kıymetli kardeşlerim, bakın önüme gelen not var. Diyor ki şimdi hal başkanımız da burada, doğrulayacak mı bakalım? Bir zincir markette salatalığın fiyatı yüz yirmi dokuz lira. Aynı ürün üreticiden yirmi TL'ye alınıyor. Raf fiyatına raf fiyatının ne yapıyor burada? Baktığımız zaman altı katın üstünde arttığı gözüküyor. Eğer bu gerçekse ki buna benzer çok örnek var, gerçek olanı var, dolayısıyla da bu kabul edilemez.

Yani yirmi liraya eğer tarladan çıkıyorsa, benim bildiğim kadarı hal komisyon miktarı yüzde yedi değil mi? Evet. Yüzde yedi. Bunun üstüne yüzde yedi koyarsan ne yapar? Ne yapar yüzde yedi koyarsan? Yedi kere iki on dört mü?

Otuz dört olur mu ya? Yüzde yedi koyduğun zaman. Ne otuz dördü ya? Abiciğim. Ha, yirmi bir nokta dört lira yapar. Yirmi bir nokta dört. Nakliyesi de olsun. Hadi beş lirada nakliye koy. Yirmi altı nokta dört. E hadi 10 lira da pazarcı market koysun. 36.4, hadi 40 lira. Yahu 129 ne kardeşim ya? Allah'tan korkun, kuldan utanın diyorum ya.

Ama bunu bizim dememiz, sizin demeniz güzel ama işte devlet ilgili kurumlar bunlara fırsat vermeyecek. Bu fırsatçıların canına öyle bir okuyacak ki başkası da buna tevessül edemeyecek, cesaret edemeyecek.

RAMAZAN ÖNCESİ ZAMLAR VE DENETİM ÇAĞRISI

Bakın, önümüz Perşembe Ramazanı Şerif başlıyor. Şimdiden başta bu salonda olan kıymetli siz kardeşlerim olmak üzere milletimizin her bir ferdinin, tüm yeryüzünde yaşayan Müslüman kardeşlerimin Ramazanı şerifini tebrik ediyorum. Cenab-ı Hak rahmetinden, bereketinden, mağfiretinden istifade eden kullarından eylesin inşallah diyorum.

Şimdi bu Ramazan ayını da fırsat bilenler var. Başta gıda fiyatları olmak üzere özellikle et, tavuk, hurma, süt, süt ürünleri bunların arasında bakıyorsunuz yüzde otuz ila yüzde kırk zam yapıldığını görüyoruz. Ne oldu kardeşim? Enflasyon mu arttı? Ne oldu? Yani savaş mı çıktı? Hastalık mı geldi? Ne oldu ya? Ya bırakın da şu millet Ramazan'ı bir neşesiyle yaşasın ya.

Asgari ücretlinin maaşına yüzde kırk zam gelmedi ki sen yüzde kırk zam yapıyorsun. Ya da emeklinin maaşına. Böyle bir zam yok. Hiçbir çalışanın maaşına yok. Onun için devlet ilgili kurumlar bunlarla amansız bir şekilde mücadele etmeli ve bunlara fırsat vermemelidir. Vatandaşını aynen Yunan askerinden koruduğu gibi, PKK'lı teröristten koruduğu gibi bu fırsatçılardan ve ahlaksızlardan da korumalıdır.

"Kıymetli kardeşlerim, değerli misafirler; bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kere daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Adana'da kuruluşundan bugüne kadar görev yapan tüm arkadaşlarımıza, şahsım ve camiam adına şükranlarımı sunuyorum.

Bugün bu görevi burada devralacak olan Mustafa Polat kardeşime ve ekibine de şimdiden hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum. Allah yâr ve yardımcımız olsun. Sizleri Cenab-ı Hakk'a eman ediyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun."

Galeri