Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'nin önemli açıklamalarda bulunduğu basın toplantısındaki konuşması şöyle:
"Kıymetli basın mensupları, değerli misafirlerimiz, değerli dava arkadaşlarım, kıymetli vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Bir haftalık olağan basın toplantımızın daha hayırlara vesile olması niyazımla toplantımıza "Hoş geldiniz, şeref verdiniz." diyor; aramızda Ankara Polatlı'mızın çok kıymetli Muhtarlar Derneği Başkanı Sayın Recai Köseoğlu ve onunla birlikte Faik Can, Kemal Bol, Duran Yumuşak, Mustafa Yılmaz, Şener Güngör, Şifahi Ceylan ve Hamdi Özatmaca da bugün bizim misafirimiz, Polatlı İlçe Teşkilatımızla birlikte geldiler. Kendilerine de ayrıca "Hoş geldiniz, şeref verdiniz." diyorum.
6 ŞUBAT DEPREMİNİN ÜÇÜNCÜ YILI
Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; bugün 4 Şubat. İki gün sonra 6 Şubat. Bundan üç yıl önce, 6 Şubat 2023’te ülkemiz büyük bir deprem afeti yaşadı. Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli iki depremde on bir ilimiz; bunlara bağlı ilçelerimiz, mahallelerimiz adeta yerle bir oldu. Özellikle Pazarcık, Elbistan, Kahramanmaraş merkez; Antep, İslahiye, Nurdağı; Hatay, Antakya, Kırıkhan ve birkaç ilçesi daha; Adıyaman, Malatya, Osmaniye ve diğer illerimiz bu depremden ziyadesiyle etkilendiler. On binlerce insanımız hayatını kaybetti. Bir kez daha cümlesini rahmetle ve özlemle yâd ediyoruz. Mekânları cennet olsun, makamları âli olsun. Depremden sağ kurtarılmalarına ya da çıkmalarına rağmen maalesef on binlerce kardeşimiz, insanımız bundan sonraki hayatına engelli bireyler olarak devam etmek zorunda kaldı. Onlara da tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Cenab-ı Hak yar ve yardımcıları olsun. Depremde yakınlarını kaybeden bütün vatandaşlarımıza da ve milletimize de başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum. Cenab-ı Hak bir daha ülkemize, milletimize böyle acılar yaşatmasın inşallah diyorum.
DEPREM ÖNCESİ TEDBİRLERDEKİ EKSİKLİKLER
Tabii diğer taraftan depremin bir ülke gerçeğimiz olduğunu da aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Ve depreme karşı deprem öncesi tedbirleri şu anda ziyadesiyle almamız; ülke ve millet olarak depreme hazırlıklı hâle gelmeliyiz ve depreme hazırlıklı yakalanmalıyız. Ama maalesef üzülerek şunu ifade etmek istiyorum: Evet, yapılan çalışmalar var ama hâlâ yetersiz olduğunu görmekten de büyük bir üzüntü duyuyorum. Hâlâ milletimizin deprem konusunda yeteri kadar bilinçlendirilmediğini müşahede ediyoruz. Olası bir depremle karşılaşan vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun hâlâ ne yapacaklarını bilmediğini biz biliyoruz şu anda. Buradakiler de dahil, biz de dahil olmak üzere bir depremle karşılaştığımızda ne yapacağımızı bilmiyoruz. İşin doğrusu bu. Çocuklarımız bilmiyor, gençlerimiz bilmiyor, kadınlarımız bilmiyor, erkeklerimiz bilmiyor; büyük çoğunluğumuz bilmiyor. Maalesef bu eğitim konusunda büyük yetersizlik olduğunu buradan söylemek zorundayım.
TOPLUMSAL BİLİNÇ İÇİN DEPREM EĞİTİMİ
Bu sebeple depreme hazırlık konusunda vatandaşlarımız daha yoğun, daha etkili bir biçimde bilgilendirilmelidir. Bunun eğitimi yapılmalıdır. Okullarda ders olarak öğretilmelidir ya da bir dersin içerisinde bir bölüm olarak mutlaka bu eğitim verilmelidir. Çünkü her zaman gerçekleşen bir şey değildir. Teşbihte hata olmaz; bir cenaze namazına gittiğinizde dahi imam cenaze namazını anlatıyor. Çünkü çok sık kılınan bir namaz olmadığı için hatırlatma yapıyor, "Cenaze namazı böyle kılınır." diyor. Ya da bayram namazına gittiğinizde, bayram namazı kılmaya geçmeden önce imam bayram namazını tekrar anlatıyor. Çünkü senede iki kere kılınan bir namaz. Depremi de biz her sene yaşamıyoruz; belki on senede, belki elli senede, belki yüz senede bir yaşıyoruz. Onun için sürekli hatırlatılmasında ve eğitiminin verilmesinde "büyük fayda vardır"dan daha ileri bir kelime kullanıyorum; "Bu bir zorunluluktur." diyorum. Bu bir zorunluluktur.

DEPREM ANINDAKİ MÜDAHALE KAPASİTESİ
Deprem anında yapılacaklarla ilgili de yine son depremde yaşadıklarımızı unutmamamız gerekiyor. Evet, devletimiz, ilgili tüm kurumlarımız, vatandaşlarımız, gönüllü kuruluşlarımız depremi duyduğu andan itibaren bölgeye yardıma koştu ama ne kadar başarılı olunabildi? Giden ekipler ne kadar eğitimliydi, ne kadar uzmandı? Ve ilk anda neler yapılması gerekiyordu? Bu konuda giden ekipler içinde oldukça tecrübeli ve bilgili olanların yanı sıra, sırf insani duygularla oraya koşmuş ama ne yapacağını bilmeyen insanlarımız da vardı, ekiplerimiz de vardı. Onun için deprem anında neler yapılacağı noktasında da bizim başta ilgili kurumlarımız olmak üzere, kuruluşlarımız olmak üzere vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi gerekiyor.
DEPREM SONRASI KALICI KONUTLARDA BÜYÜK BAŞARI
Bizim en başarılı olduğumuz alan deprem sonrasıyla alakalı. Deprem sonrası; evet, devletimiz, ilgili bakanlıklarımız, kurum ve kuruluşlarımız olağanüstü bir gayret ve çaba gösterdiler. Üç yıllık kısa bir süre denilebilecek bir zamanda neredeyse depremin tüm acıları sarıldı. Evleri yıkılanların neredeyse tamamına kalıcı konutları teslim edildi. Her türlü yardım, destek verildi. Bu olağanüstü bir başarı. Bu başarıdan dolayı da elbette ki devletimizi, hükümetimizi, ilgili kuruluşlarımızı; başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum Bey'i ve diğer ilgililerimizi de tebrik ediyoruz. Depremzedelerimiz adına, devletimiz adına, ülkemiz adına, milletimize adına da şükranlarımızı sunuyoruz.
3 BÖLÜMLÜK DEPREM SÜRECİ
Ama dediğim gibi, depremi üç bölüme ayırsak; deprem öncesi hazırlıkta hâlâ istenilen seviyede değiliz. Deprem anında yapılacaklarla ilgili istenilen seviyede değiliz. Ama depremden sonrasıyla ilgili muhteşemiz. Onun için biz işte o depremden sonraki başarımızı deprem anına ve deprem öncesine de taşıyabilmeliyiz. Yapılması gereken budur. Bir kez daha depremde hayatını kaybeden kardeşlerimizi rahmetle ve özlemle yâd ediyoruz. Mekânları cennet olsun, makamları âli olsun; geride kalan aileleri, yakınları, sevenleri başta olmak üzere milletimize de, aziz ve necip Müslüman Türk milletine de bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyoruz.
DEPREM BÖLGELERİNE YÖNELİK ZİYARET PROGRAMI NETLEŞTİ
Biz de elbette ki bu süreçte deprem bölgesinde olacağız. Başta Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte Osmaniye'de gerçekleşecek törene katılacağız. Ondan sonra da diğer deprem bölgelerimizi teşkilatlarımızla birlikte ziyaret edeceğiz ve tekrar geçmiş olsun dileklerimizi ileteceğiz. Ki geçtiğimiz hafta, biliyorsunuz Malatya'daydık. Orada da yine deprem şehitliğimizi ziyaret ettik, depremden etkilenen vatandaşlarımızla bir araya geldik. Valimiz ve Büyükşehir Belediye Başkanımızla da görüşerek yapılan çalışmalar hakkında hem bilgi aldık hem de yerinde incelemelerde bulunduk.

DÜNYA TARİHİNİN EN KORKUNÇ PEDOFİLİ AĞI GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; sadece ülkemizde değil, dünyamızda da dünya insanlığı da bazı suçları telaffuz etmekten utanç duyar. Son dönemin belki de dünya tarihinin en korkunç hadiselerinden birisi tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. Eğitimsiz, Yahudi kökenli bir ABD vatandaşının eş zamanlı olarak kaynağı izah edilemeyen bir milyar dolara varan bir servete sahip olduğunu ve bununla bir pedofili ağı kurduğunu; servetinin katbekat üzerinde bir parayı kontrol ettiğini ve dünyanın pek çok yerinde dünyanın en etkili ve herkes tarafından tanınan isimleriyle doğrudan bağlantısı olduğu gün yüzüne çıkarıldı, gözler önüne serildi. Söz konusu isimler arasında kimler yok ki? ABD başkanları, başkan yardımcıları, bakanlar, yüksek yargı mensupları, küresel şöhrete sahip akademisyenler, sanatçılar, iş insanları ve dünyanın çok sayıda ülkesinden kraliyet ailelerinin mensuplarıyla aralarında devlet başkanları da olmak üzere her alanda yöneticiler mevcut.
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI TÜRKİYE BAĞLANTILARI İÇİN SORUŞTURMA BAŞLATTI
Hususla ilgili çok sayıda bilgi ve belge yayımlandı. Biz bugün için sadece mahkemelerin kabul etmek zorunda kaldığı belgeler ve kanıtlanmış suçlar üzerinden yorum yapabiliyoruz. Epstein, 2008’de pedofili suçundan yargılandı. Suçu kabul etmesine rağmen hukukçuların yorumuyla ceza sayılamayacak bir ceza alıp aynen hayatına devam etti. İlginç bir şekilde pedofili gibi iğrenç bir suçtan hüküm giymesine rağmen bu durum ne ilişkilerini ne de faaliyetlerini aksattı ya da engelledi. Yaptığı işlerle orantısız bir servete sahip olmasına rağmen bu konuda Amerika’da bir takibata da uğramadı. Bu, Amerika gibi bir ülke için aslında çok sıra dışı bir durum; yani olağan bir durum değil. 2019’da tekrar insan ticareti ve pedofili suçlarından hakkında dava açıldı ve Epstein tutuklu olarak dava devam ederken cezaevinde şüpheli bir şekilde ölü olarak bulundu; yani belasını buldu işin doğrusu, geç de olsa. Konu bizi de dünyayı da tüm insanlığı da elbette ilgilendiriyor. Neden? Söz konusu suçların çünkü çok sayıda boyutu var, bir boyutu yok. Cevaplanması gereken ilk soru; davaya konu olan ve istismar edilen çocukların nereden getirildiğidir. Nereden getirildiler? Akıbetleri ne oldu? Ne kadarı hayatta kaldı? Ve bu korkunç suçların mağdur ve mazlum şahitleri şimdi neredeler? Onlarca yıla yayılan bir süreçten bahsediyoruz. Çok sayıda iddia var ve tümünün aydınlatılması gerekiyor. Basına yansıyan iddialarda Türkiye’den de ABD’ye çocukların götürüldüğü iddiası var. Bu konuda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye’den çocukların Epstein Adası’na götürüldüğü iddialarına ilişkin soruşturma başlattı. Elbette ki bu soruşturmayı biz de önemli buluyor ve sonucunu takip ettiğimizi de buradan ifade etmek istiyorum.
KÜRESEL LİDERLERİN KİRLİ İLİŞKİLERİ TÜM DÜNYAYI DEHŞETE DÜŞÜRDÜ
Kıymetli vatandaşlarım, değerli dava arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz; tüm dünyanın öğrenmesi ve bilmesi gereken bir diğer konu ise dünyanın her yeriyle, her ülkesiyle ilgili kararlar alan; bölgemiz başta olmak üzere savaşlara, terörün bir savaş metodu olarak kullanılmasına, başka milletlere ait kaynaklara, varlıklara el konmasına, bu amaçla yönetimlerin değiştirilmesine karar veren insanların gerçek yüzlerinin de bu şekilde ortaya çıkması oldu. Bunlarla ilgili uluslararası ceza mahkemeleri ve kendi ülke iç hukukları bir süreç başlatacak mı göreceğiz. Ya da başlatılan süreçler sonuna kadar gidebilecek mi? Ayrıca bu kirli çarkın içinde olan siyasetçi, sanatçı, iş adamıyla ilişkiler aynen sürecek mi, yoksa dünya bir tavır koyabilecek mi? Bunu da göreceğiz. Aslında bugün olması gereken ne? Dünyanın, bu pislik çarkın içinde kimin ismi geçiyorsa ona göre bir tavır koyması ve bunların zerre kadar onurları varsa görevlerinden istifa etmeleri ve yargılanmalarıdır. Bunlar bir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyorlarsa o zaman diğer dünya devletlerinin ve diğer dünya devletleri liderlerinin onlara karşı bir tavır koyması gerekiyor. Hepsinin ilişkisini kesmesi gerekiyor. Açıkça tüm dünya ülkelerinin Amerika başta olmak üzere bu kirli çarkın içinde olan ülkelere karşı bir nota vermesi gerekiyor. Bunları bekliyoruz. Eğer bunlar olmayacaksa o zaman vay dünyanın haline!
TÜRK VE İSLAM KÜLTÜRÜ BU ÇİRKİNLİKLERE ASLA MÜSAADE ETMEDİ
Yine aynı merkezden sözde sanat yoluyla, bilim yoluyla, siyaset yoluyla, ekonomi yoluyla bize yani biz Türklere, Müslümanlara ve diğer milletlere bir hayat tarzı dayatanların nasıl insanlar oldukları ve nasıl bir hayat yaşadıkları da ortaya çıkmış oldu. Bu da büyük bir ibret vesikasıdır. Bütün bunlara bakarak bir kere daha gururla ve onurla söylüyoruz: Elhamdülillah Türk’üz, elhamdülillah Müslümanız. Çünkü bizim dinimiz de inancımız da kültürümüz de bu tür çirkinliklere müsaade etmez; örfüyle, âdetiyle, inancıyla buna kalkışanları kendi içinde bitirir. Son yıllarda Türkiye’de bu konuda da bir direnç var, biliyorsunuz. İnsan hakları ve özgürlük adı altında bu tür sapkınlıklar milletimizin de kanına işletilmeye çalışılıyor. Buna karşı çıkanlar da ya özgürlüklere karşı çıkmış oluyor ya da "şeriat istiyor" şeklinde damgalanmaya çalışılıyor. Ama ne derlerse desinler; biz doğruları söylemeye; sapıklara sapık, hayâsızlara hayâsız, ahlaksızlara ahlaksız, hainlere hain, teröristlere terörist demeye devam edeceğiz. Herkes sussa biz susmayacağız. Çünkü bu çocuklar bizim, bu gençler bizim, bu millet bizim. Hepsinin gidecek bir yeri olabilir ama biz vatanımızdan asla ayrılmayız. Nasıl ki ceddimiz, atalarımız kanlarını vermiş ve bu yurdu bize vatan yapmışlarsa; bu toprakları bize vatan yapmışlarsa biz de gelecek nesillerimize bu toprakları vatan olarak emanet edeceğiz, bunun bilincindeyiz.

İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNİN SİYASETİ ŞANTAJ ÇARKI
Konunun bir diğer yönü de istihbarat meselesidir. Özellikle ABD, İsrail, İngiltere ve Rusya istihbaratının da ismi geçiyor. Bu istihbarat örgütleri, bu çarkın içinde olan ve belli seviyede bulunan insanların bilgilerine ulaşmışlar, görüntülerini almışlar. Ve ne yapıyorlar ondan sonra? Bunları istedikleri gibi kullanıyorlar; özellikle Mossad ve CIA, istedikleri gibi kullanıyor. Belki de ismi geçen ABD başkanları bu istihbarat örgütleri elinde bir köle hâline dönüşmüşler ve istediklerini yaptırıyorlar. ABD’nin Gazze soykırımında İsrail’e verdiği sınırsız desteğin acaba Epstein çarkıyla bir ilişkisi var mı? Bunun da araştırılması gerekiyor. Tabii bu sadece ABD başkanlarıyla ya da yöneticileriyle sınırlı değil; başka dünya ülkeleri başkanları, prensleri ya da yöneticilerinin de burada ismi geçiyor. Bunların da Epstein aracılığıyla işte bazı istihbarat örgütlerinin ağına düştüklerini de çok net bir şekilde görüyoruz.
DİJİTAL GÜVENLİK VE EPSTEİN DOSYASI
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; bakın, zaman zaman kameralara takılıyor. İsrail'in Başbakanı cep telefonunun kamerasını bantlıyor. Facebook'un kurucusu kişisel bilgisayarının kamerasını bantlıyor. "Bu olayda dünyanın en büyük bilişim firmalarının sahiplerinin ne işi var?" sorusu başta olmak üzere birçok soru da anlam kazanıyor. Milyonlarca sayfalık belge ortaya döküldü ve incelenmesi zaman alacak. Ne kadar incelenecek? Ne kadarının üstü kapatılacak? Bunu da bilemiyoruz. Tüm dünyayla birlikte biz de gelişmeleri takip ediyoruz ve edeceğiz. Şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki Büyük Birlik Partisi olarak çocuklarımızın güvenliği ve yaşam hakkı için, iyiliğin ve iyilerin kazanması için, adaletin kazanması için, hukukun ve hakkın hâkim olması için elimizden gelen her şeyi yapmak zorunda olduğumuzun bilincindeyiz; tüm kalbimizle ve tüm gücümüzle yapacağız Allah'ın izniyle.
ÇOCUKLARA YÖNELİK SUÇLAR VE CEZA REFORMU
Kıymetli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; çocuklarımıza yönelik suçlar söz konusu olduğunda vicdan sahibi her insan infiale kapılıyor. Ama "Gelin, bununla ilgili kararlı bir adım atalım." dediğimizde maalesef yanımızda adeta kimseyi görmüyoruz. Çocuklara karşı işlenen ve sonu cinayetle biten suçlarda dahi bu suçların sahiplerinin üç beş yıl hapis yattıktan sonra çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla da ne hak ettikleri cezayı alıyorlar ne de bir caydırıcılık meydana geliyor. Onun için bir kere daha bu Epstein'ın kirliliğinin, pisliğinin ortaya çıkmasından sonra bir kere daha çağrı yapıyoruz: Gelin, bu çocuklarımıza karşı işlenen suçlarda idam cezasını geri getirelim. Tahliyesiz müebbet cezasını getirelim. Çünkü müebbet hapis alanlar da on beş yirmi sene sonra çıkıyorlar. Tahliyesiz müebbet cezasını getirelim. Bu gelmeden vicdanlar, yürekler soğumaz; hem de verilen suç caydırıcı olmaz kıymetli kardeşlerim.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER RAPORLARINDA TERÖR VE ÇOCUK İSTİSMARI
Kırk yılı aşkın bir süredir kanlı bir terör örgütüyle mücadele ediyoruz. Bakın, bu örgütün sadece terör yüzü yok; başka pislikleri de var, başka yüzü de var. Bunu ben boştan söylemiyorum. Burada farklı tarihlerde yayımlanmış iki rapordan bahsedeceğim. İlki Birleşmiş Milletler'e ait. Raporun adı: "Global Report on Child Soldiers". Rapor, 12 Haziran 2001 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısıyla tanıtılmıştı. Dört yüz elli sayfalık rapordan birkaç cümle okuyacağım. Tırnak içinde, rapordan okuyorum: "Türkiye'de üstlenmiş PKK'nın Lübnan'da Bekaa Vadisi, Irak'ın Mahmur bölgesiyle Türk-İran sınırında hâlen faaliyette küçük kampları var. PKK, 1990'da bir askerî hizmet yasası çıkararak istisnasız 18-25 yaşları arasında her Kürt kardeşimizin, Kürt'ün PKK'ya katılmaya mecbur olduğunu bildirdi. 1994'ten itibaren çocukları da askere almaya başladılar. 8-12 yaşlarındaki çocuklardan alay kurdular. 'Tabura Zoraken' adlı üç taburlu bir alayın yönetimi yine aynı yaşlarda beş çocuktan oluşan bir komiteye verildi. 1998'de %10'dan fazlası kız olmak üzere 3.000 çocuk asker PKK saflarına zorla katıldı. En genci 7 yaşındaydı. 1995'te KDP'ye karşı bir çatışmada çoğu çocuk olmak üzere 1.000 PKK'lı öldü. 1997'de Türk ordusunun Cudi Dağları'ndaki harekâtında esir alınan kız teröristler arasında PKK'nın Kuzey Irak'taki bir kampında bir yıl siyasi ve askerî eğitim gören 14 yaşında bir Suriye vatandaşı da bulunuyordu." Raporda PKK'nın Batı Avrupa'da rahatsızlık veren faaliyetleri de yer aldı. PKK, İsveç'teki okullarda askere alma işlemini sürdürdü. Fransa'nın güneyinde Larzak kampı; Almanya'da Ostwestfalen-Lippe'de haraç alma, uyuşturucu ticareti yanı sıra çocukları politika kursuna zorlamaları; Belçika ve Hollanda'da benzeri kurslar sürdürülmesi ve gerilla kampında eğitimler dikkat çekti. "Bu çocukların tamamına yakını öldü." diyor Birleşmiş Milletler raporu. Yine Birleşmiş Milletler raporlarına göre çocukların önemli bir bölümü cinsel olarak da istismar edildiler; intihar eylemlerinde kullanıldılar, örgüt içi infazlarda öldürüldüler. Ya intihar ettiler ya da intihara zorlandılar. Bu Birleşmiş Milletler raporu. Bir yönüyle bunun da Epstein çarkından bir farkı yok.
TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İÇ YÜZÜ VE İTİRAFLAR
Diğer rapor Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından "PKK, KCK, PYD, YPG Terör Örgütü Kadın ve Çocuk İstismarı" adıyla 2021 yılında yayımlandı. PKK terör örgütünün hukuki ehliyetsizliklerinden faydalandığı çocukları, sabıkalı ve aranır duruma gelmeleri hâlinde örgütün dağ kadrosuna gönderdiği tespitine yer veriliyor. Yine bu raporda da çocukların istismar edildiği, cinsel saldırılara ve tacizlere uğradığı, yine canlı bomba olarak kullanıldığı burada çok net bir şekilde anlatılıyor. Rapordan: "Gençlik Taburu isimli PKK, KCK, PYD, YPG kamplarında kırsal alana ve terör örgütüne adapte olmaları için on iki yaşındaki çocuklara dahi silahlı ve ideolojik eğitim verilerek örgüte bağlılıklarının artırılmaya çalışıldığı tespit edilmiştir." vurgusu yapıldı. Bununla ilgili terör örgütünden ayrılıp daha sonra teslim olan ya da operasyonlarda yakalanan teröristlerin bu hususlarda verdikleri ifadeler de var. Bir tanesi şöyle diyor mesela: "Ben de 17 yaşında gitmiştim. 12-13 yaşlarında çocukların örgüt içerisinde olduğunu bizzat gördüm. Bu çocuklar ayrı bölgelerde eğitilmektedir. Gara bölgesinde çocuk kampının olduğunu duydum ancak yerini bilmiyorum. Suriye'de Şeddadi bölgesinde kırk kişilik 18 yaş altı çocuğun eğitim gördüğünü biliyorum. Genelde intihar eylemi yapacak kişileri çocuk yaşta alarak eğitmektedirler." diye söylüyorum. Bunun gibi pek çok ifadeler var.
ELEBAŞI ÖCALAN VE EPSTEİN
Şimdi basınımız, Türk basını haklı olarak Epstein'ı dünyanın en iğrenç insanı olarak adlandırdı. Biz de altına imzamızı atıyoruz. Peki, bütün bu raporlarda yer alan süreçlerden sonra terörist başı Öcalan'ı nasıl isimlendireceğiz? Bize göre Öcalan'ın da Epstein'dan bir farkı yoktur ve bu yönüyle de yargılanmalıdır. İşte bu sebeplerle de PKK'ya, bebek katili elebaşına da örgüt uzantılarına da saygı duymadık, duymayacağız ve asla el sıkışmayacağız.

AF TARTIŞMALARI VE MİLLÎ İRADE
Kıymetli kardeşlerim; eğer suçluları affederse bir toplum, bir devlet; orada en büyük kötülüğü o suçların mağdurlarına karşı yapmış olur. En büyük kötülüğü. İkincisi; özellikle devlete başkaldırmış olanları affederse, bundan sonra başkaldıracakları cesaretlendirmiş olur. Devlet elbette merhametli olması gereken zamanda merhametli olur, şefkatli olması gereken zamanda şefkatli olur; affetmesi gereken zamanlar da olur. Ama öyle suçlar ve öyle suçların failleri vardır ki onları hiçbir devlet affetmez. Çünkü onları affetmek, suçun mağduru olmayanları cezalandırmak anlamına gelir. Onun için terörist başı başta olmak üzere bu eli kanlı terör örgütünün bizzat kurşun sıkan, bomba patlatan ve bunun sonucunda ölümlere sebep olan, katliamlar gerçekleştiren, bunların talimatlarını veren hiçbir terörist affedilemez. Açık böyle söylüyorum, hiçbiri affedilemez. Bu toplumumuzda da bunun bir karşılığı yoktur. Bir karşılığı yoktur. Meclis çoğunluğuyla alınabilecek bir karar da değildir. Terör örgütüyle ilgili verilecek kararlar referanduma götürülmelidir. Bakalım milletimiz ne diyor? Milletimiz ne diyor? Bunu orada görürüz. Millet ne diyor, bunu orada görürüz.
SADAKAT VE GÜVENLİK KORUCULARININ HUKUKU
İkinci bir husus; dün burada Şırnak'tan misafirlerim vardı. Bölgedeyiz; Diyarbakır'dayız, Mardin'deyiz, Adıyaman'dayız, Urfa'dayız; kongrelerimizi gerçekleştirdik. Başta güvenlik korucularımız olmak üzere kırk yıldır PKK'ya karşı mücadele eden ve devletin yanında durmuş vatandaşlarımız asla ihmal edilmemelidir, göz ardı edilmemelidir. Onlar asla şu duyguya kapılmamalıdır: "Biz kırk yıldır devletin yanında durduk ama bugün devlet, kırk yıldır devlete kurşun sıkanlarla daha samimi; onlar daha etkin pozisyona, daha kıymetli pozisyona geldi." dedirtilmemelidir. Çünkü yarın tekrar hainler hainlik yapmaya başladığında, o zaman işte bugün ya da kırk yıldır devletin yanında olan, ay yıldızlı al bayrak dalgalansın diye şehit veren aileleri de yanımızda bulamayız; vatandaşları da devlet yanında bulamaz. Onun için bu iki hususun asla gözden kaçırılmamasını ve hep dikkatli tutulmasını bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.
MİLLÎ SEMBOLLER VE BELEDİYE LOGOLARI ÜZERİNDEN HAİNLİK
Bakın, "Hain hainliğinden vazgeçmez." diyoruz; bunlar da bunu gösteriyorlar bak. Aslında görmek isteyene gösteriyorlar. Önce bayrağımıza saldırdılar değil mi? Ve PKK ve uzantıları ona sahip çıktı. Hâlâ birkaç gün önce DEM Parti'nin Grup Başkanvekili sahip çıkıyor bayrağa saldırana. Yetmedi; Diyarbakır Sur Belediyesi logosunu değiştiriyor sözde. Ne için? Logosundan Türk bayrağını ve Türkiye Cumhuriyeti ibaresini çıkartmak için. Şimdi normal bir vatandaşa sorsanız; yolda "Bir belediye logosunu değiştirmiş, eski logosunda Türk bayrağı ve T.C. ibaresi var, bunu kaldırmış." deseniz; "Hangi partinin belediyesi?" deseniz ne derler size? Hemen "DEM Parti" derler, "PKK'nın partisi" derler. Çünkü adres belli. Hainlerin adresi belli. Teröristlerin uzantılarının adresi belli. Onun için bu adresler belli, bunu biliyoruz.
BAYRAĞA YÖNELİK SALDIRILAR TÜRK MİLLETİNİ HEDEF ALDI
Kıymetli kardeşlerim; burada hedef alınan, bayrağımız üzerinden hedef alınan Türk milletidir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir ve ay yıldızlı al bayrağın temsil ettiği değerlerdir. Türk bayrağına kanlarıyla rengini veren şehitlerimizdir, gazilerimizdir; istiklalimizdir, istikbalimizdir. Bayrağa saldırı; mensubu olduğumuz Türk milletine, milletimizin manevi çatısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve yaşadığımız, şehitlerimizin kanlarıyla sahip olduğumuz, koruduğumuz Türk vatanına düşmanlığın ifadesinden başka bir şey değildir. Onun için bunlarla bizim geleceğimiz olamaz. Ana muhalefet partisi bir "Toplumsal Barış Konferansı" düzenledi. Savaş mı var bu ülkede de barış konferansı düzenleniyor? Kimle kimin arasında savaş var? Türklerle Kürtler ne zaman savaştı da bugün savaşsınlar? Biz kardeşiz. Bir terör örgütü var ve terör örgütüyle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti pazarlık masasına oturup barış sağlayamaz. Buradan barış çıkmaz. Cumhuriyet Halk Partisi’nde bu konferansı düzenlettirenlerin de kimler olduğunun ortaya çıkarılması gerekir. Bunların hangi niyeti taşıdıklarının da çok net bir şekilde ortaya çıkarılması gerekmektedir.

İHANET EDENLERLE VATANDAŞLIK HAKLARI
Biz açıkça söylüyoruz: Devletine bağlı, yasalara uyan, vergisini veren, askerliğini yapan, evlatlarını askere gönderen, şehit olan, şehit veren vatandaşlarımızla; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk milletine karşı ihanet eden insanların aynı haklara sahip olmaları adalete de insanlığa da vatana da millete de hakarettir. Başka millete, başka devlete, başka bayrağa bağlı olanların tümü nereye bağlılarsa oraya gönderilmeli. Bayrağa, devlete, askere, polise, öğretmene, köylüye, işçiye, yaşlıya, kadına, bebeğe ihanetleri adına kurşun sıkanlar; devletin vatandaşlarına ücretsiz olarak sağladığı haklardan devletine, milletine, bayrağına bağlı vatandaşlarla aynı ölçüde yararlanamazlar. Başka millete, başka devlete, başka bayrağa bağlı olduklarını; Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine karşı savaştıklarını açıkça söyleyenler, devletin vatandaşlarına ücretsiz olarak verdiği eğitim ve sağlık gibi hizmetlerden asla faydalanmamalıdır.
TERÖRÜN SİYASİ YAPILANMALARI
Devletimizi, milletimizi, vatanımızı hedef alan cinayetlerin ve düşmanlığın sorumluları cezalandırılmalı; terör örgütüne destek sağlamak için kurdukları siyasi parti görünümlü yapılanmalar dahil tüm organizasyonlar kapatılmalı ve varlıklarına el konulmalıdır. Bayrağa saldırana sahip çıkan DEM Parti grup başkanvekilleri ve diğerleri, dokunulmazlıkları kaldırılarak cezalandırılmalıdır. On binlerce evladımızın hayatını kaybetmesinin, yüz binlerce ailenin hayatlarının mahvolmasının, milletimizin topyekûn yaşadığı acıların müsebbiplerine hak ettikleri hukukun işletilmesinden başka bir şey değildir bu. Ama onlar ne yaparlarsa yapsınlar, dünya var olduğu sürece bu necip ve asil Müslüman Türk milleti var olacaktır. Dünya üzerinde tek bir Türk evladı yaşadığı sürece de ay yıldızlı al bayrağımız dalgalanmaya devam edecek.
SURİYE’DEKİ ENTÜGRASYON OYUNU SİYASİ KAMUFLAJ OLDU
Kıymetli kardeşlerim, son olarak kısa kısa iki hususla ilgili de değerlendirme yapmak istiyorum. Birincisi Suriye'deki gelişmeler... Biliyorsunuz Suriye PKK'sı önce anlaşmaya uymadı ve bir anda her şeyi elde etmek istedi. Ama baktı ki işler öyle değil; Suriye merkezi ordusunun operasyonlarıyla baş edemeyeceğini anlayınca ABD ve İsrail’in akıl vermesiyle de yeni bir anlaşmaya imza attı. Kısaca sahada kaybeden YPG/SDG ile Şam yönetimi arasında yapılan entegrasyon anlaşması, bizim değerlendirmelerimize göre PKK/YPG ve türevleri için siyasi bir kamuflajdan başka bir şey değildir. 10 Mart anlaşmasında olduğu gibi hayata geçip geçmeyeceği belirsiz olan bu son entegrasyon süreci; güvenlik taramalarının muğlaklığı, kontrolün zorluğu ve kadroların büyük ölçüde aynı kalma ihtimali ve en önemlisi de sınırdaki tehdidi ortadan kaldırmaması nedeniyle bize göre sorgulanmaya muhtaçtır. Haseke Valisi olarak atanan kişinin kimliği, Savunma Bakan Yardımcılığına önerilen teröristlere baktığımızda, bu endişemizde ne kadar haklı olduğumuz gözükecektir.

TERÖR TEHDİDİNE KARŞI OPERASYONEL HAZIRLIKLAR
Bu anlaşmayla sadece terör örgütü YPG ve türevleri, Suriye devlet ordusu rozeti altında gizleneceklerdir. Bu durum Türkiye'nin müdahale alanını uluslararası hukuk zemininde daha da zorlaştırmakta ve daraltmaktadır. Türkiye'nin Suriye'deki temel refleksleri olan sınır güvenliği ve terör tehdidinin kaynağında yok edilmesi hedeflerinde henüz sonuca ulaşılamamıştır. Bu tespitimizin doğruluğu zamanla daha net biçimde görülecektir. İçeride eş zamanlı ve eş güdümlü biçimde devreye sokulan çözüm sürecinde yaşananlar ile Suriye'deki bu son gelişmeler bu nedenlerle çözüm değil, bize göre birer illüzyondur. Tehdit ve tehlikeler ortadan kaldırılmamakta; yalnızca ötelenmekte ve ertelenmektedir. Sahada kaybeden YPG/SDG ile Şam yönetimi entegrasyon anlaşması; PKK/YPG ve türevleri için siyasi bir kamuflajdan başka bir şey değildir. Aynı zamanda terör örgütüne zaman kazandırmakta ve özerkliğe giden yolda kazanılmış bir ayrıcalıktır. Suriye PKK'sı Kandil'in kabulü ve DEM'in sahiplenmesi de bu sebepledir. Onun için biz tedbiri elden bırakmamamız gerektiğini söylüyoruz ülke olarak. Ki devletimizin bunun bilgisinde olduğunu biliyoruz. Devletimizin gelecek süreçlere de hazırlıklı olduğunu biliyoruz ama biz de bunu milletimizle paylaşma gibi bir yükümlülüğü taşıdığımızı biliyoruz. Milletimizi uyarmak zorundayız. Her şey gülpembe değil. Bu köprünün altından daha çok sular akacağını da asla unutmamamız gerektiğini söylüyorum.
ABD’NİN İRAN TEHDİDİ BÖLGESEL BARIŞI BİTİRDİ
Kıymetli kardeşlerim; son olarak Amerika Birleşik Devletleri, biraz da bu Epstein vakalarını da unutturmak için herhalde İran'ı bir askerî harekâtla tehdit ediyor. İran'daki yönetimle ilgili sayısız eleştiride bulunabiliriz, pek çok şey söyleyebiliriz; Karabağ Savaşı'ndaki Ermenistan yanlısı tutumları başta olmak üzere pek çok şey söyleyebiliriz. Ama Amerika Birleşik Devletleri'nin tavrının bizim eleştirebileceğimiz konularla bir ilgisi yok. Onlar sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlar; bunu gizlemiyorlar ve İran'da yaşananların bir tanesi bile aslında onların umurunda değil. Ne ölen insanlar... Efendim yok insan haklarıymış, yok özgürlükmüş; bunlar tamamen kendi harekâtlarının kılıfından başka bir şey değildir.
GAZZE DİPLOMASİSİ VE BÖLGESEL ZİYARETLER
Biz Türkiye olarak bölgemizde savaş istemiyoruz. Bölgemizde ve dünyada hiçbir devletin yönetiminin kendi halkının iradesi dışında küresel ve emperyalist güçler tarafından belirlenmesini de kabul etmiyoruz. Türkiye, bölgemizde barışın ve istikrarın sağlanması için sorumluluk almaya devam etmektedir. Cumhurbaşkanımızın heyetiyle birlikte dün ve bugün gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretlerini de bu kapsamda değerlendiriyoruz ve çok önemli, çok kıymetli bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Yine bu ziyaretlerin bir diğer alanı da Gazze'dir. Gazze'de terörist İsrail'in yaptığı soykırım sonucu bir konferans toplanmıştır, bir heyet kurulmuştur. Bu heyetin çalışmaları ki bunun içerisinde Türkiye de vardır, Mısır da vardır, Katar da vardır, Suudi Arabistan da vardır; bunların hem İran hem de Gazze meselesiyle ilgili öncelikli görüşmeler olduğunu da biliyoruz. Tekrar Cenab-ı Hak ülkemizin, milletimizin yar ve yardımcısı olsun; kardeşliğimizi, birliğimizi, dirliğimizi daim eylesin inşallah diyorum. Sizleri de bir kez daha katılımınızdan dolayı selamlıyor, şükranlarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun."
Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'den Berat Kandili mesajı
ÖNCEKİ HABER
Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Polatlı muhtarlarını kabul etti