Yükleniyor...
18 Şubat 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'den haftalık basın toplantısı

Genel Başkanımız Mustafa Destici, haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemini değerlendirdi. Toplantımıza katılan şehit yakını Nebahat Ermekin, yaşadığı sıkıntıları ve taleplerini dile getirdi. Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'den haftalık basın toplantısı

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'nin açıklamaları şu şekilde:

"Kıymetli dava arkadaşlarım, değerli basın mensupları; maalesef dün Nevşehir’in Acıgöl ilçesine bağlı Karacöğren köyünde aynı aileden üç kişi, sobadan sızan karbon monoksit gazından zehirlenerek hayatını kaybetti. Ve hayatını kaybedenler anne, baba ve maalesef sekiz aylık bir bebek. Hepimizin yüreği yandı. Bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz. Cenab-ı Hak onları, bu dünyada yaşayamadıkları mutluluğu çocuklarıyla birlikte cennette yaşatsın, inşallah diyorum. Geride kalan yakınlarına da başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE CHP

Değerli basın mensupları, kıymetli dava arkadaşlarım; CHP, maşallah çizgisini bozmadan, yani bizleri şaşırtmadan tam gaz yoluna devam ediyor. Şimdi dün grup toplantısında izledik; Sayın Özgür Özel diyor ki: “İktidarı ilk ele geçirdiğimizde yapacağımız şey İstanbul Sözleşmesi’ni geri getirmek olacaktır.” diyor.

Ya İstanbul Sözleşmesi dediğiniz; Batı’nın başta Türkiye gibi İslam ülkeleri olmak üzere tüm ülkelerin ahlakını bozmak, aile yapısını zayıflatmak, boşanmaları artırmak, evlilikleri azaltmak, çocuk sayısını azaltmak ve en kötüsü de dünya kurulduğundan beri bugüne kadar dünyada var olan bütün inançlara, dinlere, öğretilere; ahlaki oluşumların hepsinin sapkınlık olarak, yanlış olarak, çirkin olarak, insan yaratılışına aykırı olarak değerlendirdiği LGBT artılarını teşvik ettiği İstanbul Sözleşmesi’ni geri getirecekmiş. Bravo diyorum Özgür Özel. Tam da size yakıştı.

Yani bu bir geldi, Türkiye’de denendi. Ve Türkiye’ye, Türk milletine hiçbir faydası olmadığı gibi zararı oldu. Ne oldu? Bakın, istatistiklere bakın: Kadın cinayetleri İstanbul Sözleşmesi’nden önce hangi rakamlarda? İstanbul Sözleşmesi’nin olduğu dönemde ve sonrasında hangi rakamlarda? İstatistiklere bakın. Evlilikler azalmış, boşanmalar artmış. Çocuk sayısı azalmış. LGBT sapkınlığı artmış. İşte bugün hepimizin şikâyet ettiği; efendim uyuşturucudur, alkoldür, fuhuştur, bahistir; bütün bunların arttığını görüyoruz.

Sizin bu kadar yönetim kurullarınız var, bu kadar bilim kurullarınız var; yani birisi de açıp buna bakmıyor mu? Onun için millete havale ediyoruz. Milletin değerlerine savaş açanları millete havale ediyoruz.

4-6 YAŞ KUR’AN KURSLARI

Neden milletin değerlerine savaş açanlar diyorum? Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkan yardımcısı, gölge bakanı ne diyor? “Dört altı yaş Kur’an kursu açmayı anaokulu açmaya tercih eden bir siyasal iktidar var. Peki kursların ruhsatı, denetimi, görev yapan personel, valilik ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından denetleniyor mu? Hayır. Denetlenmiyor. Öncelik çocukların hizmete erişimi değil çünkü. Öncelik ideolojik çalışmalar yapmak. Paran varsa anaokuluna gidebilirsin. Paran yoksa kurs adı altında tırnak içinde ne idüğü belirsiz yapılara gitmek durumundasın.”

Yani dört altı yaş... Bizim de vakfımız var İstanbul’da. Bizim de dört altı yaş Kur’an kursumuz var. Yani “ne idüğü belirsiz” yapı mı oluyor bu şimdi? Çocuklara Kur’an öğretmek “ne idüğü belirsiz” olarak mı niteleniyor?

İşte Cumhuriyet Halk Partisi’nin, milletimizin inançlarına, değerlerine karşı çıkmaktan, savaş açmaktan asla vazgeçmediğinin; zihinlerinde bunun çok böyle mıh gibi çakılı durduğunun bir göstergesi.

Hâlbuki bu kurslar Millî Eğitim Bakanlığı izniyle açılıyor. Gelişigüzel açılmıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı denetliyor, hoca gönderiyorlar. Yani öyle başıboş değil bunlar. Ama bunlar tabii karalama adına ağızlarından istediği cümleleri döküveriyorlar. İşte bu zihniyetle karşı karşıyayız.

Maazallah bunların eline fırsat geçse memlekette ne din bırakırlar, ne iman bırakırlar, ne Kur’an bırakırlar, ne namaz bırakırlar, ne ezan bırakırlar. Geçmiş sicillerinde de bu var zaten.

Bizler din adına, inanç adına, değerlerimiz adına bir şeyler ifade ettiğimizde de; efendim bizi şeriatçılıkla (ki gurur duyarız şeriatçılıkla), efendim yok Türkiye’yi Afganistan’a çevirmekle, yok Taliban yönetimi özlemi çekmekle gibi böyle saçma sapan ithamlarla suçluyorlar.

Rahmetli Muhsin Başkan’ın 28 Şubat sürecinde dile getirdiği veciz bir sözü vardı. Neydi? O zaman da ne diyorlardı? Refah-Yol iktidara geldi; Büyük Birlik’in desteğiyle de. İşte bunlar Türkiye’yi İran yapacak. Bunlar Türkiye’yi Cezayir yapacak. O zaman çıktı rahmetli Muhsin Başkan dedi ki: “Burası İran olmaz. Burası Cezayir de olmaz; ama burayı sizin Suriyelileştirmenize de biz müsaade etmeyeceğiz.” dedi. Neden? Çünkü o zaman Suriye’de bir cunta yapı vardı. Ona vurgu yaparak bunu söyledi, bunu dile getirdi.

Şimdi biz de diyoruz ki Türkiye Afganistan olmaz. Yani Türkiye Irak da olmaz, Suriye de olmaz. Ama biz de sizin Türkiye’yi Kübalılaştırmanıza; yani dinsiz, ateist, sosyalist bir Türkiye oluşturmanıza asla müsaade etmiyoruz.

BAKANLARA YÖNELİK İTHAMLAR VE YARGI SÜRECİ

Dün yine Sayın Özgür Özel, yeni Adalet Bakanımıza, Sayın Akın Gürlek’e hakaretlere devam ediyor. İthamlarına İçişleri Bakanımıza yönelik de söylüyorlar. Sayın Mustafa Çiftçi’ye yönelik; nesi var İçişleri Bakanımızın, hafızmış efendim. Kur’an’ı güzel okuyormuş. Dindarmış. E, temizmiş, dürüstmüş. Daha güzel işte; bundan daha iyisi nedir? Değil mi? Bundan daha iyisi can sağlığı. Ne güzel olmuş yani. Gurur duymamız lazım.

E, Sayın Akın Gürlek ne yapmış? Yolsuzluklarla mücadele etmiş. Neticede başsavcılık soruşturur, kararı mahkemeler verir. Mahkemelerin vereceği karara herkes hem kararları beklemeli hem saygı duymalıdır. Neden bu kadar gürültü çıkartılıyor? Çünkü ne yaptıklarını biliyorlar. Sonuçta neyle karşılaşacaklarını biliyorlar.

Biz başından beri ne dedik? Büyük Birlik Partisi olarak: Bir; kim yaparsa yapsın, hangi partiden olursa olsun; kim yolsuzluk yapmışsa, hırsızlık yapmışsa, irtikap suçuna bulaşmışsa elbette ki devlet (devletten kastımız, devletin bu işlerle görevli kurumu; yani adalet sistemimiz, yargıçlarımız, savcılarımız) elbette göz yummayacaktır. Elbette gereğini yapacaktır; çünkü devlet malı yetim malıdır.

Halktan vergi topluyorsun; niye? “Hizmet edeceğim.” diyor. E, hizmet etmen gereken parayı götürüp yandaşlarına peşkeş çekiyorsun ya da kendi yakınlarına peşkeş çekiyorsun. Elbette devlet bunu seyretmez ve seyretmemelidir. Kim olursa olsun, hangi parti olursa olsun.

KARA PARA, BAHİS, UYUŞTURUCU VE FUHUŞLA MÜCADELE

İki; ne yapmış Akın Gürlek? Bahisçilerin üstüne gitmiş. İstanbul’un göbeğinde belli mekânları uyuşturucu ve fuhuş merkezi hâline getirmiş sözde sanatçıların, sözde gazetecilerin, basın mensuplarının, iş adamlarının üstüne gitmiş. Kara para aklayanların üzerine gitmiş.

E, bizim hep birlikte, millet olarak ne yapmamız lazım? Teşekkür etmemiz lazım. Çünkü biz kara paradan da ülke olarak, bahisten de, uyuşturucudan da, fuhuştan da ülkemizi ve milletimizi kurtarmalıyız.

Bu işe öncülük edenler, aracılık edenler; uyuşturucuya özellikle, elbette bunların devlet hukuk eliyle tepesine binmeli, enselerinden tutup içeriye tıkmalıdır. Akın Gürlek tam da bunu yaptı.

Yani sen bundan niye rahatsız oluyorsun, kardeşim? Teşekkür etmemiz gerekmiyor mu? Teşekkür etmemiz gerekiyor. Bana ne diyebilirdi? Durumu, vaziyeti idare edebilirdi. Bulaşmayabilirdi bu işlere. O zaman da herkesten “iyi” ya da “aferin”i alabilirdi; ama o zoru seçmiş. Zoru seçmiş. Onun için biz, bütün bu kötülüklerin hakkından; zoru seçenlerle, mücadeleyi seçenlerle birlikte geleceğiz.

Onun için biz yeni bakanlarımıza, diğer bakanlarımızla birlikte bir kez daha başarılar diliyor ve hayırlı olsun diyoruz.

ŞEHİTLERİ ANMA VE BAŞSAĞLIĞI

Değerli kıymetli dava arkadaşlarım, değerli basın mensupları; dün, 17 Şubat 2016 tarihinde Ankara Merasim Sokak’ta gerçekleşen hain ve kahpe terör saldırısının onuncu yıl dönümüydü. Tam on yıl önce, Ankara’da Merasim Sokak’ta saat 18.30’da işlerinden çıkıp evlerine ulaşmaya çalışan vatandaşlarımıza ve trafik ışıklarında bekleyen araçlara PKK terör örgütü tarafından bomba yüklü bir araçla hain ve kahpe bir saldırı gerçekleştirilmişti.

Genelkurmay Başkanlığına, Kara Kuvvetleri Komutanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, İçişleri Bakanlığı’na ve askerî lojmanlara birkaç dakikalık mesafede olan saldırı noktası; bu kurumlarda çalışan personelin servis araçlarının geçiş noktası ve geçiş saatlerine göre planlandı. Saldırıda çoğunluğu sivil, aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu 29 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetmişti. 61 vatandaşımız da yaralanmıştı.

Şehadetlerinin 10. yılında hayatını kaybeden vatandaşlarımızı bir kez daha rahmetle yâd ediyorum. Mekânları cennet olsun. Hiçbir söz, onların ailelerinin ve yakınlarının acılarını dindirmeye yetmeyecek; bunu biliyoruz. Ama bir kez daha Cenab-ı Hak’tan hepsine sabırlar niyaz ediyorum.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ VE KOMİSYON RAPORU

Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım. 2024 yılının Ekim ayında başlatılan yeni çözüm süreci ya da terörsüz Türkiye süreci üzerinde süren yoğun tartışmalar ve geçirdiği aşamalardan sonra, bugün itibarıyla Meclisteki komisyonun raporu, biliyorsunuz, kısmen de olsa açıklandı.

Terör örgütünün itirazıyla terörsüz Türkiye yerine “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” bugün hazırladığı raporu Meclis Başkanımız aracılığıyla kısmen de olsa kamuoyuyla paylaştı. Raporun detaylarıyla ilgili daha sonra tekrar iyice inceledikten sonra, parti içerisindeki komisyonumuz tarafından kamuoyuyla daha detaylı bir bilgiyi, partimizin düşüncelerini sizlerle paylaşacağız.

PKK’NIN SİLAH BIRAKMASI, FESİH VE UZANTILAR

Kıymetli basın mensupları, değerli vatandaşlarım; konuya dair ilk günden beri aynı şeyleri söyledik. Yani ilkeli duruşumuzu muhafaza ettik. O da nedir? Bir terör örgütünün şartsız ve pazarlıksız silah bırakmasına aklı başında hiç kimse elbette itiraz etmeyecektir. Karşı karşıya olduğumuz durum, acaba gerçekten bu mudur? Yani PKK tamamen silah bırakmış mıdır? Tüm unsurlarıyla kendini feshetmiş midir? Cevabı verilmesi gereken soru budur.

Ve hepimizin gördüğü: PKK silah bırakmamıştır. PJAK silah bırakmamıştır. PKK, PYD, YPG, SDG silah bırakmamıştır. Başta PYD, SDG olmak üzere; PJAK, Kandil, Avrupa’daki uzantılar kendini feshetmemiştir. Türkiye’deki uzantılar kendini feshetmemiştir.

PKK’nın uzantılarını ve yan kuruluşlarının hiçbirinin kendini feshetmemesi; yani şu süreçte göstermelik kongre kararı ve beş on tüfeğin kazana atılıp yakıldığı silah bırakma mizansenin ardından, PKK’nın Suriye kolunun Halep başta olmak üzere Suriye’de sivillere yönelik saldırıları; PKK’nın farklı birimlerindeki yöneticilerinin mücadelenin sadece biçim değiştirdiği yönündeki açıklamaları; PKK’nın farklı birimlerinin farklı ağızlardan Türkiye’den toprak taleplerini tekrarlamaları ve en önemlisi PKK’nın kirli sicili, bizi dikkatli olmağa ve tedbiri elden bırakmamaya mecbur kılmaktadır.

Dün İran Büyükelçisi bizi davet etti. Hem İran-Türkiye ilişkilerini geniş bir şekilde konuştuk. Kendisi bize İran tarafının düşüncelerini aktardı, samimi bir şekilde. İran’la; Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasındaki önceki savaşla ilgili yaşananları anlattı. Ve şu andaki yaşanan süreç, gelinen son noktayla ilgili bize bilgi verdi.

Ve biz de ona sorduk: PKK kendini feshedecek, silah bırakacak ya; PJAK silah bıraktı mı, kendini feshetti mi? Çünkü PJAK da PKK’nın İran kolu. Kendini feshetmedi. Ve hatta Amerika’nın talimatıyla PKK’nın elindeki ağır silahlar PJAK’a gönderildi. Neden? Olası bir ABD-İsrail saldırısında, İran’a yapacağı saldırıda PJAK da onlara destek verecek. O da bulunduğu bölgeden saldırılara başlayacak.

Yani silahlar; PKK silahlarını bırakmadı. Sadece başka bir uzantısı olan PJAK’a gönderdi. Yarın lazım olduğunda ne yapacaktır? Yine o silahları geri alacaktır. Çünkü PKK, daha önce de ifade ettik; sadece Türkiye’de faaliyet gösteren bir terör örgütü değildir. Emperyalizmin, ABD’nin, İsrail’in bir maşası ve aparatı olarak Türkiye, İran, Irak, Suriye’de silahlı olarak faaliyet gösteriyor.

Ama bunun dışında bunlara ilave; Avrupa, hatta Rusya ve Amerika’da da büroları aracılığıyla, temsilcilikleri aracılığıyla faaliyetlerine devam etmektedir. Ve ne Suriye’deki, ne Irak’taki, ne İran’daki silahlı örgütleri ve siyasi yapıları... Yani bunun başka bir şeyi yok.

Daha önce de ifade ettik, değil mi? Ha Meclisteki kara yılanlar, ha efendim işte ha Meclisteki kara çıyanlar, ha Kandil’deki kara yılanlar, ha Duran Kalkanlar, ha Fervin Kuranlar... Bunların birbirinden farkı yok.

İLKELİ DURUŞ VE KIRMIZI ÇİZGİLER

Tartışmaların başladığı ilk günden itibaren biz duruşumuzu muhafaza ediyoruz. Durduğumuz yer ve söylediklerimiz; esasen önceki çözüm sürecinden, partimizin kurulduğu günden bugüne teröre bakışımızdan, hatta Türkiye’nin terör eylemlerine maruz kaldığı ilk günden beri de hiç değişmemiştir.

PKK asla bizim Kürt kardeşlerimizin temsilcisi değildir. Bu salonda da şu anda Kürt kökenli kardeşlerimiz vardır, onlarca. Terör örgütü ve onun siyasi uzantısı DEM’in Kürtlerin temsilcisi olduğu yönündeki söylem ve kabul; bir gerçekliği olmadığı gibi, milletimizin asli unsuru olan Kürt kardeşlerimize de büyük bir haksızlıktır.

Öncelikle şunu ifade edelim: Biz yine ilkesel olarak duruşumuzu gösterip söyleyeceklerimizi söyleyelim. Öncelikle PKK’nın işlediği suçlar asla yok sayılamaz. Ve bu suçların talimatını verenler ya da bu suçları bizzat işleyenler; yani tetiği çekenler, bombayı patlatanlar asla affedilemez ve umut hakkı tanınamaz.

Anayasası’nda bulunan, birliğinin ve bütünlüğünün teminatı olan devletin temel niteliklerinden asla taviz verilemez. Asla taviz verilemez. Dilimizden, kimliğimizden, devletimizin isminden, milletimizin ortak isminden asla vazgeçmeyiz. Yani Türkçemizden, Ay Yıldızlı Albayrağımızdan ve Türklüğümüzden asla vazgeçmeyiz. Bunların yanına ortak kabul etmeyiz.

Yani daha önce de yine söyledim: Nasıl inancımız şirki kabul etmiyorsak, değil mi; tevhid inancımız şirki kabul etmiyorsa, devletin varlığı da, ismi de, milletin ismi de, dili de ortak kabul etmez.

Şayet raporun altıncı ve yedinci bölümünde dile getirilen sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri ya da yedinci bölümdeki demokratikleşmeye ilişkin önerileri; bu vazgeçmeyeceklerimizi vurgu yapıyorsa ya da bunları da kapsamı içerisine alıyorsa buna bakacağız ve şimdiden söylüyoruz: Demokratikleşme adı altında temel niteliklerimizden asla vazgeçmeyeceğimizi ifade ediyorum.

KAYYUM, BELEDİYELER VE TERÖR BAĞLANTISI

Bugün televizyonlarda dinledik: Kayyum uygulamalarının sona ermesi, tutuklanan ya da görevden alınan bir belediye başkanının yerine Meclis içinden bir belediye başkanı seçilmesi... Biz de normal şartlarda bunu doğru buluruz. Bunun böyle olmasını isteriz ve arzu ederiz.

Ama PKK’nın siyasi partisinin yönettiği, diyelim ki işte bugün Mardin, Batman, efendim Diyarbakır, işte Hakkâri... Şimdi oradaki teşkilatlarımızla da görüşüyoruz. E, bunların belediye başkanı ya da eş başkan olarak seçilenle Meclis üyesi olarak seçilenin arasında bir fark yok ki; hepsi hain. Hepsi terör örgütünün listesinden oraya gelmiş. Terör örgütü belirlemiş listeyi. Eş başkanları da Kandil belirlemiş. Meclis üyeleri de Kandil belirlemiş. Belediye başkanları da Kandil belirlemiş. Yani ne yapacağız? Bir teröristten alıp diğer teröriste mi vereceğiz?

Dolayısıyla da bu... Diğer bölgelerimizde zaten uygulanıyor: Yolsuzluk sebebiyle görevden alınan ya da farklı işte taciz sebebiyle görevden alınan belediyelerde, belediye Meclisi içinden bir üye seçilerek göreve devam ediyor. Ama terör olduğu zaman konu; burada dikkatli olmak ve tavizsiz durmak gerektiğinin altını çiziyoruz.

Bugünler geçer; yarın yine bu terör örgütü ve teröristlerle yüz yüze geleceğimiz günleri yaşayabiliriz. Oraya göre tedbirli olmak zorundayız. Asla tedbiri elden bırakmamak zorundayız.

ANAYASAL İLKELER VE TERÖR MAĞDURLARI

Kıymetli dava arkadaşlarım; binaenaleyh Türkiye Anayasası’nda bulunan birliğinin ve bütünlüğünün teminatı olan devletin temel niteliklerinden asla taviz verilemez. Hiçbir biçim ve gerekçeyle; terör mağdurlarının, şehitlerimizin ailelerinin ve gazilerimizin, güvenlik güçlerimizin, güvenlik korucularımızın ve onların mensuplarının, terörün hedef aldığı bölgelerde yaşayan devletine, milletine, yasalara bağlı ve saygılı vatandaşlarımızın, Kürt kardeşlerimizin rencide edileceği bir üslup ve yöntemi de asla kabul etmiyoruz.

Şimdi gidin o bölgelere; tıpkı 2013-2014 çözüm sürecinde olduğu gibi, terör örgütü üyeleri, sempatizanları, onun partisinin mensupları azmış vaziyette ama 40 yıldır canı pahasına devletin yanında duranlar mahzunlaşmış vaziyette. “Biz sahipsiz bırakıldık.” hissine kapılmış vaziyette. Buna asla meydan verilmemelidir. Esas sahip çıkılması gereken, konuşulması gereken işte kırk yıldır devletinin yanında duran kardeşlerimizdir.

Bunların dışında bir terör örgütü elebaşısı ve uzantılarıyla masaya oturulmasının; Türkiye’nin yaşadıklarından ve gerçeklerinden bağımsız olarak, küresel emperyalizmin bir savaş aracı olarak kullandığı teröre ve terör örgütüne bir meşruiyet kapısı aralaması dolayısıyla; uluslararası hukuka, insan haklarına ve dünya barışına önemli zararlar verdiğini de görmekteyiz.

MUHATAP VE ÇETİNKAYA MAĞAZASI SALDIRISI

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, aziz milletim; muhatabımız kim? Onu da bir örnekle anlatalım. 25 Aralık 1991’de İstanbul’da bir grup PKK’lı, dönemin olağanüstü hâl bölge valisi Necati Çetinkaya’nın kardeşinin sahip olduğu Çetinkaya Mağazası’na Molotof kokteyli attılar. Çıkan yangında; sekizi kadın, biri çocuk, on iki masum insan hayatını kaybetti. Bunları unutmayacağız.

Aralarında iki yaşındaki bir bebeğin de bulunduğu on iki kişinin katili, 2015 yılında çözüm sürecinin bir parçası olarak İmralı’ya gönderildi ve burada teröristbaşı Öcalan ile yürütülen görüşmeler kapsamında sekreterya görevinde yer aldı. Burada dokuz aydan fazla bir süre kaldı. On iki vatandaşımızın katili, geçen yıl dokuz aydan fazla bir süre kaldı. On iki vatandaşımızın katili, geçen yıl temmuz ayında tahliye edildi.

Terör örgütünün partisi bu caniyi parti toplantılarına götürüyor, alkışlatıyor, toplantılarda konuşturuyor ve bu caniye; bizim Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair konuşmalar yaptırıyor. İşte muhataplarımız bunlar. Bunlar hâlâ terörden, teröristleri sahiplenmekten, insanları katletmekten pişmanlık duymadılar. Duymadılar. İşte bu örnek bunu gösteriyor.

Geleceğimizi nasıl şekillendireceğimizi; biri bebek, sekizi kadın, on iki vatandaşımızı yakarak öldüren bir alçaktan, bir hainden, bir katilden, bir teröristten, bir caniden; bu caniyi salon salon gezdirip alkışlatanlardan alacağımız ders yoktur bizim. Öğreneceğimiz bir şey de yoktur. İnsanlık yoksunlarıyla hayata dair, hayatımıza dair hiçbir şeyi bugüne kadar paylaşmadık. Bundan sonra da paylaşmayacağız.

Bir kez daha aziz şehitlerimizi rahmetle ve şükranla yâd ediyorum. Şunu da açıkça ifade ediyorum: Türk milleti ihaneti unutmaz. İhaneti unutursanız; çünkü yeni ihanetlere davetiye çıkarmış olursunuz.

KOMİSYON RAPORU VE DEĞERLENDİRME

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; biraz önce söyledim. Bugün açıklanan komisyon raporuyla ilgili rapor yedi bölümden oluşuyor. Birinci bölümde komisyonun çalışma süreci anlatılıyor. İkinci bölümde komisyonun temel hedefleri çerçevesinde yapılan tartışmalar ve vurgular yer alıyor. Üçüncü ana başlıkta Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri ve kardeşlik hukuku ele alınmakta. Dördüncü başlıkta komisyonda dinlenen kişilerin söylem ve analizlerinden hareketle ortaya çıkan mutabakat alanları değerlendiriliyor. Beşinci bölüm PKK’nın kendini feshetmesi ve silah bırakma sürecine, altıncı bölüm sürece ilişkin yasal düzenlemeye, yedinci bölüm ise demokratikleşmeye ilişkin önerilere ayrılıyor.

Bunlar tabii bazıları güzel, süslü laflar gelebilir. Bunları daha önce de çok duyduk. Yani özellikle PKK ve uzantıları; siyasî sözleri en çok zaten “barış, kardeşlik, demokrasi, insan hakları, bireysel hak ve özgürlükler, toplumsal hak ve özgürlükler” bunları kullanırlar. Sözde bunları kullanırlar ama eyleme baktığınızda insan öldürürler, öğretmen öldürürler, kundaktaki bebekleri öldürürler.

Hedefleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak, ülkesini bölmek, milletinin kardeşliğini yok etmektir. Asıl hedef budur. Asıl hedef budur.

Bunlar çıkana kadar biz Anadolu’nun doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde; hiç birbirimizi “Kürt, Türk, Alevi, Sünni, bu da Çerkezmiş, bu da Boşnakmış, bu da Kürtmüş” diye yaftaladık mı? Yaftalamadık. Yine de yaftalamıyoruz. Bunların bütün hainliğine, düşmanlıklarına, kışkırtmalarına rağmen elhamdülillah vatanımızda, ülkemizde bir iç kavga, kardeş kavgası çıkaramadılar. Bundan sonra da çıkaramayacaklar. Çünkü biz kardeşiz ve Allah’ın emriyle kardeş olmuşuz. Bunu da kimsenin bozmasına müsaade etmedik ve etmedik.

ABD-İRAN SÜRECİ VE BÖLGESEL TUTUM

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli dava arkadaşlarım; ABD-İran süreciyle ilgili biraz önce kısa bir giriş yaptım. Dün İran Büyükelçisi vesilesiyle yaptığımız görüşme üzerine şunu söyleyeyim: Bizim gördüklerimiz ve bildiklerimiz şunu gösteriyor; Amerika Birleşik Devletleri İran’a saldırmak için iki bahane üretiyor. Birincisi: İran’ın nükleer silaha sahip olmak için çalıştığı, uranyum zenginleştirme çalışmalarına devam ettiği. İkincisi de İran’ın da geçtiğimiz günlerde yaşanan iç hareketlilik; İran hükümetine karşı vatandaşların gerçekleştirdiği protestolar.

Ama hepimizin gördüğü ve bildiği, duyduğu; aldığımız bilgiler, her ülkede bu tür gösteriler, protestolar olabilir. Ki bunların en çok yaşandığı yer Fransa; ama ABD, Fransa’ya ültimatom vermedi. “Bu saldırılar durmazsa ben gereğini yaparım.” demedi. Ama İran’a dedi. Neden? Çünkü asıl amacı İran’daki protestolar değil; hiç olaylar değil. Amacı ne? Amacı, esas amacı uranyum da değil aslında. Çünkü biliyor; İran’ın elinde şu anda bir nükleer silah yok. Ve Dünya Atom Kurumu, çalışmalarının %70’ini İran’da gerçekleştiriyor; kaynağının %70’ini İran’da kullanıyor ve bu konuda İran’da bir bulguya da rastlamış değil.

Amerika’nın esas niyeti: Bir; tıpkı Irak’ta yaptığı gibi, tıpkı Suriye’de yaptığı gibi, tıpkı en son Venezuela’da yaptığı gibi; İran’da yönetimi değiştirmek, Şah’ın oğlunu getirip İran’ın başına oturtturmak ve ondan sonra da İran petrolü ve doğal gazını ve diğer zenginliklerinin üzerine çökmek. Mesele bu. Meselenin birinci boyutu bu.

İkinci boyutu ne? Terörist ve soykırımcı İsrail’in güvenliği. Onu garanti altına almaya çalışıyor. Onun güvenliğini garanti altına almaya çalışıyor. Onun için biz bunları iyi biliyoruz, görüyoruz ve duruşumuzu da buna göre tayin ediyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, hem bu süreçte hem önceki süreçlerde takındığı tavır ve durduğu yer; onun için çok müstesnadır, çok doğru bir yerdir. Bu süreçte de yine hem Sayın Cumhurbaşkanımız, hem ikili ziyaretleriyle, hem yaptığı görüşmeler ve açıklamalarıyla bu sürece dair Türkiye’nin duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştur.

Biz bölgemizde bir savaşa karşıyız. Amerika Birleşik Devletleri’nin gelip bölgemizde bir ülkeyi daha işgal etmesine rızamız yoktur. Terörist İsrail’in bölgemizdeki varlığını kabul etmiyoruz, soykırımını lanetliyoruz. Filistin’in Batı Şeria yerleşim yerlerine İsrail bayrağı asarak oralara da işgal edeceği gözdağı vermesini de asla kabul etmiyoruz.

Yine Sayın Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan Bey’in de bu konularda yaptığı açıklamalar; hem bölgede yaşayan kardeşlerimizin hem de bizim yüreğimize de su serpmektedir. Onun için burada İslam ülkelerine düşen görevler vardır. Başta Türkiye zaten bu konuda net durmaktadır. İran geçmiş hatalarından ders almalıdır ve İslam ülkeleriyle samimi bir birliktelik oluşturmalıdır.

Pakistan bu konuda çok samimi ülkelerin başında gelmektedir. Aynı samimiyeti Mısır, Suudi Arabistan, Endonezya, Malezya gibi ülkeler de ya da Körfez ülkelerinde gösterdiği zaman; burada ne ABD’nin esamesi okunur ne de İsrail’in varlığı kalır.

RAMAZAN-I ŞERİF’E GİRİŞ VE TEMENNİLER

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; yarın Ramazan-ı Şerif ayı başlıyor. Bugün akşam yatsı namazı sonrası kılınacak ilk teravihle birlikte Ramazan’ı karşılayacağız. Yarın da mübarek Ramazan ayının ilk günü.

Öncelikle mübarek Ramazan ayının tüm dünyada barışa, huzura, kardeşliğe, Müslümanların ve tüm mazlumların kurtuluşuna, mağfiretine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

DEĞERLER, AİLE VE TOPLUMSAL TAHRİBAT

Kıymetli kardeşlerim; maalesef sahip olduklarımızın kıymetini kaybettikten sonra daha çok fark ediyoruz. Yıllardır inançlarımızı, kimliğimizi, aile yapımızı, ahlaki değerlerimizi yok etmeye yönelik planlı bir taarruzun varlığına dikkat çekiyoruz.

Milletimize idealize edilip dayatılmaya çalışılan yaşam biçimlerinin etkileri, her geçen gün artarak uyuşturucu, kumar, fuhuş, bahis ve sapkınlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde aile kurumu, batılı ülkelerin çok üzerinde bir hızla tahrip olmakta ve zarar görmektedir. Durumun; milletçe yaşadığımız tüm problemlerin üzerinde ve tüm problemlerimizle bağlantılı olduğunu artık görmek mecburiyetindeyiz. Bundan kaçamayız.

Yüzyıllarca bizimle birlikte yaşayan gayrimüslimlerin dahi imrenerek baktığı; ibadetin yanında hoşgörünün, sükûnun, yardımlaşmanın, dayanışmanın, kardeşliğin simgesi olan Ramazan ayının manevi iklimine aslında ne kadar da çok ihtiyacımız olduğunu; inançlarımızı, değerlerimizi, inançlarımızın ve değerlerimizin bize kattıklarını itibarsızlaştırmaya çalışanların aksine daha fazla idrak etmeli ve daha fazla bu değerlerimize sarılmalıyız. Çünkü değerleri olmayan topluluklar asla ve kat’a millet olamazlar. Tarih, millet olma vasıflarını kaybeden...

RAMAZAN GÜNDEMİ, FIRSATÇILIK VE HAYAT PAHALILIĞI

Şimdi Ramazan ayında ülkemizde en çok konuşulan konulardan birisi nedir? Alışveriş. Ramazan öncesi, Ramazan’a hazırlık, pide fiyatları, hurma fiyatları; işte lokantalarda iftar fiyatları... Bunların hepsi Türkiye’nin en önemli gündem maddesi hâline geliyor. Ve maalesef fırsatçılar bir türlü bitmiyor, tükenmiyor.

TÜİK dün bazı veriler paylaştı. Paylaştığı veriler arasında en dikkat çekici olan nedir? Hâlâ halkın yüzde ellisinden fazlası birinci problem olarak hayat pahalılığını görüyor. Yani ülkenin, devletin, hükümetin, ilgili kurum ve kuruluşlarımızın en çok mücadele etmesi gereken, en başta mücadele etmesi gereken konu; bu konudur, arkadaşlar. Hayat pahalılığı meselesidir.

Ramazan ayında da maalesef temel gıda maddeleri başta olmak üzere çok sayıda ürüne fahiş ve gereksiz zamlar yapıldığına şahit oluyoruz. Biz serbest piyasa kavramını; herkesin istediği fiyatı uyguladığı, daha açık ifade edelim, fırsatını bulanın halkı, vatandaşı soyduğu bir ekonomik düzen olarak anlamıyoruz ve bunu reddediyoruz.

Türkiye ekonomisinin ağır ve kronikleşmiş problemleri var. Bunları da biliyoruz. Önemli problemi nedir? Bütçe açığı ve cari açıktır. Bu; hayat pahalılığının, enflasyonun, yüksek faizlerin de sebebi budur. Bunun çareleri var. Aslında çok zor değil. Bunları söylüyoruz. Ama neden uygulanmıyor? Bunları da hayretle izliyor ve gözlemliyoruz.

Elbette biz tümü üzerinde çalışıyor ve görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Elbette tümü üzerinde akla, bilime dayanan tespitlerimiz ve çözüm önerilerimiz de var. Bunları da paylaşıyoruz. Ama bugün için konuyu, basın toplantımızın süresi dolayısıyla sadece Ramazan ayıyla sınırlı tutuyoruz.

DEVLETİN SORUMLULUĞU VE ADALETSİZLİKLER

Kıymetli vatandaşlarım, kıymetli kardeşlerim; devlet, vatandaşlarının hayatını idame ettirmek için ulaşmak zorunda olduğu ihtiyaçları ile ilgili tarafsız ya da çekimser kalamaz. “Bu serbest piyasadır.” deyip kendini kenara çekemez.

Ülkede bir kişi bile; kendisinin ya da çocuklarının beslenme, barınma, ısınma, sağlık, eğitim, ulaşım gibi ihtiyaçlarını çalıştığı ya da çalışma azmi olduğu hâlde karşılayamıyorsa, bu sadece o kişinin, o vatandaşımızın değil; devletin aynı zamanda elbette hükümetin ve aynı zamanda milletin meselesidir.

Herkese bir kez daha Ebu Zer radıyallahu anh’ın şu sözünü hatırlatıyorum. Ve kimse de bu sözü unutmasın. Ne diyor Ebu Zer? “Gece yatağa aç girip sabah kılıcını kuşanmayan adamın aklına şaşarım.” diyor. Bundan herkes için, bu sözde herkes için ibretlik bir durum vardır.

Soyguna, yolsuzluğa, adaletsizliğe, ticarette adaletsizliğe, gelir dağılımında adaletsizliğe, vergide adaletsizliğe, liyakatta adaletsizliğe engel olamazsak suça da engel olamayız. Banka hesaplarındaki rakamın arkasına birkaç hane daha eklemek için vatandaşın ekmeğiyle oynayanlar; hangi sektörde olursa olsun, devletin ve milletin meselesidir. O meseleyi çözmek zorundayız.

Devlet muhakkak vatandaşlarımızın temel ihtiyaçlarının üzerinden haksız kazanç elde etmeye çalışanlarla, ahlaksızlarla mücadele etmeli ve vatandaşına asla mağduriyet yaşatmamalı.

KAPANIŞ, TEŞEKKÜR VE İL BAŞKANLARI

Kıymetli kardeşlerim; duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyor; katılımınız için şükranlarımı sunuyorum.

Öncelikle basın mensuplarımıza, sonra siz kıymetli misafirlerimize ve dava arkadaşlarıma; bugün yetki alan başta İstanbul olmak üzere İstanbul, Nevşehir ve Karaman il başkanlarımıza bir kez daha başarılar diliyorum. Teşkilatlarımız için, camiamız için, Karaman’ımız için, Nevşehir’imiz için, İstanbul’umuz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Görevi devreden arkadaşlarımıza da tekrar bugüne kadar gösterdikleri çalışmalar için, camiamız adına şükranlarımı sunuyorum.

İSTANBUL, KARAMAN VE NEVŞEHİR İL BAŞKANLARIMIZI TAKDİM >>>

Bugün burada bir misafirimiz daha var. Özel bir misafirimiz; şehit yakınımız. Burada mı arkadaşımız? Buyurun, hanımefendi. Sizi bir dinleyelim. Kamuda çalışıyor şehit yakını olarak hanımefendi kardeşimiz. Taleplerini ve sıkıntılarını burada dile getirecek. Evet, hoş geldiniz."

ŞEHİT YAKINI SAYIN NEBAHAT ERMEKİN KÜRSÜYE GELDİ

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, basın toplantısının sonunda, şehit yakını Nebahat Ermekin'i kürsüye davet ederek yaşadıkları sıkıntıları ve taleplerini basının önünde dile getirmesini istedi. Sayın Nebahat Ermekin şunları söyledi:

“Merhaba Sayın Başkanım. İsmim Nebahat Ermek’in. İzmir’den geliyorum. İki şehit ablasıyım. Bir gazi torunuyum. Bütün söylediklerinize katılıyorum, başkanım. Allah razı olsun.

Maalesef gündemde olan bu süreçle ilgili kurulan komisyonla ilgili ciddi anlamda hem büyük korkularımız hem endişelerimiz var. İlk önce ben şunu sormak istiyorum: Tüm dünyanın kabul ettiği, tüm dünyanın teröristbaşı ilan ettiği bir kişiye “Devlet terörle pazarlık yapmaz.” denildi. “Devlet PKK’nın ayağına gitmez.” denildi. Ama gelinen süreçte görüyoruz ki devletle teröristbaşı bu işi bu şekilde tamamlamak istiyorlar.

Eğer teröristlere bu kadar destek verilip bu kadar arkalarında duruluyorsa; bir gaziye veya bir şehit ailesine, annesine, kardeşine neden pozitif ayrımcılık yapılıyorken bu tekrar gündeme gelmiyor?

Neden bazı gazilerimizin vergi dilimleri, şehit ailelerinin; kamuda çalışan şehit yakınlarının neden vergileri sabitlenmiyor? Neden biz her gittiğimiz yerde “Baş tacısınız.” deyip de arkamızdan “Ne gereği var böyle bir şey?” deniliyor? Maalesef ki bu süreç bununla beraber örtüşüyor. Ben işçi statüsündeyim.”

BÜYÜK BİRLİK'LE OMBUDSMAN'A GİDİLMİŞTİ, SONUÇ VERDİ

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, şehit yakını Sayın Nebahat Ermek’e, “Ben mevzuyu biliyorum. Yani hangi kurumlarda olduğunu da biliyorum. Bununla ilgili hatta geçmiş dönemde Ombudsman’a da gittik. Bu konuyu oraya da taşıdık; Şerif Malkoç Bey’in ombudsman olduğu dönemde. Şimdi o günden bugüne bir netice olmadı mı?” diye sordu. Sayın Nebahat Ermek, “Çok büyük mücadeleler verdik sizinle birlikte ve onu sonuçlandırdık.” cevabını verdi.

Sayın Genel Başkanımız, aldığı cevaba karşı, “Elhamdülillah, onu sonuçlandırmışız.” dedi ve “eksik kalanın ne olduğunu” sordu. Sayın Nebahat Ermek, “Eksik kalan vergi dilimlerimizin sabitlenmesini istiyoruz. Ve bize Sayın Cumhurbaşkanı’nın iki yıl önce yüzde on daha ilave ettiği, maaşlarımıza ilave ettiği rakam var. Ama ne yazık ki bu bizim kök maaşımıza verilmedi. Ve kök maaşımıza verilmedi. Vergimiz kesiliyor ondan. Ama ne bugünümüze ne yarınımıza yarıyor. Biz bunların bir an önce düzeltilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Sayın Genel Başkanımız da “Biz yine konunun takipçisi olacağız. İnşallah birlikte çözeceğiz.” diye konuştu.

e

Galeri