Yükleniyor...
1 Şubat 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Malatya Kongremizde konuştu

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’nin katılımıyla Malatya Olağan İl Kongremiz gerçekleştirdik. Saygıdeğer Genel Başkanımız, kongrede yaptığı konuşma ile Türkiye ve dünya gündemini değerlendirdi, Büyük Birlik Partimizin ilke ve duruşuna vurguda bulundu. Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Malatya Kongremizde konuştu

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Malatya Olağan İl Kongremizde şu konuşmayı yaptı:

Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler; Malatya'mızın kıymetli Büyükşehir Belediye Başkanı, ilçe belediye başkanlarımız, siyasi partilerimizin il başkanları, temsilcileri, sivil toplum örgütlerimizin kıymetli temsilcileri, değerli muhtarlarımız ve siz yüreği vatan, millet, din, devlet, ezan, bayrak sevgisiyle dolu olan Malatyalı kardeşlerim; hepinizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Seçkin olan konuklarımıza "Hoş geldiniz, şeref verdiniz." diyorum. Hoş geldiniz. Ekmeğini yemiş, suyunu içmiş ve burada güzel dostluklar kurmuş bir kardeşiniz olarak bugün burada Malatya'da ilk kongremiz vesilesiyle de olsa sizinle birlikte olmaktan büyük bir şeref duyduğumu, bahtiyarlık duyduğumu ifade etmek istiyorum. Ve bu salonları, alt yüz salonları tıklım tıklım dolduran siz kıymetli dava arkadaşlarıma, Malatyalı kardeşlerime şahsım ve camiam adına şükranlarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun; Allah razı olsun diyorum.

Malatya'yla gurur duyuyorum. Alperenlerle bulunuyor. Kıymetli kardeşlerim, mübarek üç ayların içerisindeyiz. Yarın da Berat Kandili’ni idrak edeceğiz. Şimdiden salonda bulunan siz kıymetli iman ehli kardeşlerimizin, bütün Malatyalı hemşehrilerimizin, ülkemizin ve tüm İslam âleminin, yeryüzündeki bütün Müslüman kardeşlerimizin mübarek Berat Kandili’ni tebrik ediyorum.

BERAT KANDİLİ VE MÜBAREK ÜÇ AYLARIN MANEVİYATI

Cenab-ı Hak, adı üstünde berat; yani kurtuluş gecesi, günahlardan arınma gecesi, affolma gecesi... Kimin için? Kıymetini, değerini bilip anlamına göre günü ve geceyi geçiren için. Onun için Cenab-ı Hak yarın idrak edeceğimiz Berat Gecesi’nin, Leyle-i Berat’ın, Berat Kandili’nin rahmetinden, bereketinden ve mağfiretinden istifade eden kullarından eylesin inşallah.

TRAFİK KAZALARI VE TAZİYE MESAJI

Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler; maalesef sabah acı bir haber aldık. Tekirdağ'dan Antalya'ya giden bir yolcu otobüsünün Antalya yakınlarında şarampole devrilmesi sonucu sekiz vatandaşımızın hayatını kaybettiğini, yirmi altı vatandaşımızın da yaralandığını üzülerek öğrendik. Aynı saatlerde Isparta-Antalya kara yolunda meydana gelen ve iki otomobilin kafa kafaya çarpıştığı kazada da altı vatandaşımızın öldüğünü, vefat ettiğini, altı vatandaşımızın da yine yaralandığı haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Öncelikle bu kazalarda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Hak'tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Cenab-ı Hak milletimizin her bir ferdini ve ülkemizi her türlü kazadan, beladan, kötülüklerden ve doğal afetlerden muhafaza eylesin inşallah diyorum.

ASRIN FELAKETİ: DEPREM VE KAYIPLARIMIZ

Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, ekranları başında bizi takip eden değerli vatandaşlarım; Malatya'dayız. Bundan yaklaşık üç yıl önce Malatya ve Malatya'yla birlikte on bir şehrimiz, onlarca ilçemiz, beldemiz büyük bir afet yaşadı. Büyük bir deprem yaşandı. "Asrın felaketi" diye nitelendirilen bir afetle karşı karşıya kaldık. Öncelikle Malatya'mız başta olmak üzere bu depremde hayatını kaybeden on binlerce vatan evladına, on binlerce vatandaşımıza, on binlerce kardeşimize bir kez daha yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun, makamları âli olsun inşallah diyorum.

KABRİSTAN ZİYARETİ VE ŞEHİTLERİMİZİN HATIRASI

Bu salona gelmeden önce kabristanı ziyaret ettik. Bu vatan için, bu millet için, din-i mübin için canını seve seve veren aziz şehitlerimizi ziyaret ettik. Hem de deprem şehitlerimizi, depremde hayatını kaybeden kardeşlerimizi ziyaret ettik. Malatya mezarlığında Adıyaman'dan gelen aileler var; ailece hayatlarını kaybetmişler. Oğlunun ve torunlarının, gelininin kabri başında dua eden bir anne ve babaya taziyelerimizi ilettik. Aslen Mardinliydi ama altmış yıldır Malatya'da oturuyor. Evladı özel harekât polisi; eşi ve çocuklarıyla birlikte... O gece görevi var; izin alıyor, gitmiyor. Evde kalıyor. Takdir-i ilahi... Ne diyor Nahl Suresi 61? Ecelleri geldiğinde ne bir saniye önce ne bir saniye sonra... Gitmiyor göreve ve eşi ve çocuklarıyla birlikte o da depremde hayatını kaybediyor. Bunun gibi nice nice hadiseler var. Her bir ailenin, her bir ölümün ayrı bir hikâyesi, ayrı bir dramı, ayrı bir acısı, ayrı bir hüznü var. Cenab-ı Hak bir daha ne Malatya'mıza ne Maraş'ımıza ne Adıyaman'ımıza ne Hatay'ımıza ne Elazığ'ımıza ne başka bir ilimize ya da ilçemize, memleketimize böyle bir acı yaşatmasın inşallah.

YARDIMLAŞMA SEFERBERLİĞİ VE ALPERENLERİN SAHADAKİ GÜCÜ

Kıymetli kardeşim, biz de depremin ilk gününden itibaren sahadaydık ve sahada olmaya devam ediyoruz. Alperen Ocakları Vakfımıza bağlı Alperen Arama Kurtarma ekiplerimiz; diğer AFAD'ımız başta olmak üzere Kızılay'ımız, diğer devlet kuruluşlarımızın yanında yerel yönetimlerimiz ve gönüllü teşekküllerimizle birlikte ilk günden itibaren sahadaydık. Sivas arama kurtarma ekibimiz Malatya'ya, Van ekibimiz Adıyaman'ca, Konya ekibimiz Hatay'a ve diğer illerdeki ekiplerimiz de diğer Maraş gibi diğer vilayetlerimize... Hepsini görevlendirdik ve sonuna kadar da bu bölgelerde çalışmaya devam ettiler. Elbette ki birbirimize sahip çıkacağız. Biz iyi günümüzde de kötü günümüzde de birlikte olacağız.

MİLLÎ BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİN EBEDİYETİ

Bu topraklarda yaşayan Alevisi, Sünnisi... Ki burada çok teşekkür ediyorum; Alevi Bektaşi Kültür Derneğimizin Başkanı Hasan Meşeli ağabey de burada. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Alevisi, Sünnisi, Kürt’ü, Türkmen’i, Çerkez’i, Boşnak’ı; biz büyük Türk milletinin ferdiyiz. Acımız bir, sevincimiz bir. Acımızda da bir olacağız, sevincimizde de bir olacağız. Vatan savunmasında da bir olacağız. Ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde, bu minarelerimizden yükselen ezan sesleriyle birlikte kıyamete kadar da var olacağız Allah'ın izniyle. Evet; rehberimiz Kur'an, hedefimiz Turan.

Kıymetli kardeşlerim, kıymetli kardeşlerim; yüz binlerce ev yıkıldı, bina yıkıldı, daire yıkıldı. İş yerleri yıkıldı. Okullar, hastaneler... Özellikle Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş, Hatay ve buralara bağlı bazı ilçelerimiz adeta yerle bir oldu.

ŞEHİRLERİN İNŞASI VE YENİ KONUTLARIN TESLİMİ

Ama devletimiz güçlü. Elhamdülillah, üç yıl gibi kısa bir süre içerisinde biliyorsunuz; en son Hatay'da düzenlenen ve Cumhurbaşkanımızın riyasetinde gerçekleştirilen dört yüz elli beş bininci konut teslim törenine biz de katıldık. Malatya'da, Adıyaman'da, Maraş'ta, Hatay'da devletimizin ve hükümetimizin yaptıklarıyla gurur duyduk. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum Bey'e, bu illerimizde görev yapan valilerimize, kaymakamlarımıza, belediye başkanlarımıza, AFAD'ımıza, Kızılay'ımıza, gönüllü teşkilatlarımıza, velhasılı emeği olan herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Sağ olsunlar, var olsunlar; Cenab-ı Hak razı olsun diyorum.

MALATYA’NIN YARALARININ SARILMASI VE YEREL YÖNETİMLER

Kıymetli kardeşlerim, bu kadar kısa diyebileceğimiz bir süre içerisinde adeta bu şehirlerimizin yeniden ayağa kaldırılması gerçekten takdire şayandır. Eksiklikler yok mudur? Vardır. Noksanlıklar yok mudur? Vardır. Herkesi memnun etmek de mümkün değildir. Ama biz esasa bakalım. Esas nedir? Esas; depremi yaşayan bütün illerimiz ve ilçelerimiz önemli ölçüde ayağa kaldırılmıştır. Ve vatandaşlarımız önce çadıra, çadırdan konteynerlara ve şimdi de pırıl pırıl evlerine kavuşmuşlardır. Çok az depremzedemiz kalmıştır evlerine yerleşemeyen ya da yeni iş yerlerine yerleşemeyen. İnşallah buraya gelmeden önce hem kıymetli Valimiz; lakin benim de hemşehrim, baba dostudur, babalarımız dosttur, ilim dostuydular... Öyle çay kahve dostu değil; sırf ilim sohbeti yapmak için birbirlerine gelir giderlerdi. Dolayısıyla da yani onun çalışmalarıyla da gurur duyuyoruz. O da bizi bilgilendirdi. Yine Büyükşehir Belediyemizi ziyaret ettik; Belediye Başkanımız da bizi bilgilendirdi. İnşallah bu yazın ortasına kadar Malatya'mızda teslim edilmeyen evler de dükkânlar da teslim edilecek ve Malatya'mız önemli ölçüde bu depremin, afetin bu gölgesinden kurtulacak ve bundan sonra daha güçlü ve daha mutlu bir şekilde; acılarını tabii ki unutmayacak ama onları da sararak hayatına devam edecektir inşallah diyorum.

DEPREMİN EKONOMİK MALİYETİ VE DEVLETİN KARARLILIĞI

Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; tabii deprem elbette ki en büyük acıyı gerçekleştiği illerimizde, ilçelerimizde verdi. Ama bütün Türkiye üzüldü, bütün Türkiye ağladı. Hepimiz üzüldük, hepimiz ağladık. Acımızla birlikte elbette ki bunun ülkemize ve milletimize ekonomik bir faturası da oldu. Ki pandemiden daha çıkmamıştık bile; Rusya-Ukrayna savaşının etkilerini daha atlatmamıştık bile... Yüz milyar doların üzerinde Türkiye, deprem bölgelerini yeniden ayağa kaldırmak için bir bütçe ayırdı. Bu, her devletin altından kalkabileceği ekonomik bir maliyet de değildir. Devletimiz güçlü. Cumhur İttifakımız, hükümetimiz bu anlamda da çok değerli ve kıymetli adımlar atarak pek çok yatırımdan ya da harcamadan keserek bu bölgelerimizi ayağa kaldırmak için yüz milyar dolarlık bir bütçe ayırdı. Ve her yıl bunun aşağı yukarı yirmi, yirmi beş milyar dolarını da harcadı ve harcamaya devam ediyor. Bu rakamın büyüklüğünü size şöyle söyleyeyim; bütün Türkiye'nin yıllık bütçesi ne kadar? Geçtiğimiz yıl on bir trilyondu, bu yıl on yedi on sekiz trilyon dolayında. Yüz milyar dolar ne kadar yapıyor? Aşağı yukarı dört trilyon üç yüz milyar. Yani bütçenin dörtte birini, her dört liradan bir lirasını bu bölgemize ayırdı. Helal olsun. Helal olsun. Keşke devletimizin bütçesi daha güçlü olsa da imkânlarımız daha fazla olsa da yüz milyar değil, iki yüz milyar bu bölgeye harcasa.

DÜNYA DÜZENİNDE GÜÇLÜ OLMAK MECBURİYETİ ORTAYA ÇIKTI

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; bir de bunun yanında biliyorsunuz bizim bütçemizin en önemli gider kalemlerinden birisi de savunma sanayisine harcanan paradır. Elbette ki harcayacağız. Çünkü bu yaşadığımız dünya düzeninde eğer güçlü değilseniz haklı olmanızın hiçbir anlamı yok. Hiçbir anlamı yok. Adam geliyor, ne diyor? Ne yaptı Venezuela'ya? "Petrolünü, altınını bana vereceksin ya da gelir seni alırım." dedi ve aldı. Hiç kimse bir şey yapamadı. Nerede Birleşmiş Milletler? Nerede uluslararası kuruluşlar? Nerede Adalet Divanı? Türkiye'yi yargılayanlar; terörist, basın mensubu görünümlü, medya mensubu kılıklı teröristlerle ilgili Türkiye hukuku işlettiğinde Türkiye'yi mahkemelere veriyorlar. Ben şimdi o uluslararası ceza kuruluşlarının başındakilere sesleniyorum: Hadi sıkıysa Trump'ı da sevk edin bakayım şu Uluslararası Ceza Mahkemesine. Hadi! Herkese ve her şeye rağmen kararımız "Aksa'da zafer İslam'ındır." demeye devam etmektir.

SİYONİST İSRAİL’İN SOYKIRIMI KARŞISINDA BATI SINIFTA KALDI

Kıymetli kardeşlerim; bakın Siyonist İsrail devletinin, terörist İsrail'in katil Başbakanı Netanyahu ve kabinesi, Gazze'de kardeşlerimizi soykırıma tabi tuttu. Yüz binden fazla masum insan hayatını kaybetti. Otuz binden fazlası çocuk, otuz binden fazlası kadın, otuz binden fazlası yaşlı... Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk edildi. Ama ne oldu? Bir şey oldu mu şu ana kadar? Olmadı. Neden? Çünkü arkasında ABD var, ABD başkanları var. Geçmişte Biden vardı, şimdi de Trump var. Onun için biz güçlü olmak zorundayız. Özellikle şu dört alanda en azından kendi kendine yetecek pozisyonda olmalıyız: Bir gıda, iki enerji, üç ilaç-aşı, dört ve belki de en önemlisi savunma sanayi.

SAVUNMA SANAYİSİNDE TAM BAĞIMSIZLIK HEDEFİNE KİLİTLENİLDİ

Son yıllarda bu anlamda atılan adımlarla da gurur duyduğumuzu ifade ediyorum. Yetmez; ne zaman ki kendi savaş uçaklarımız havada olur, ne zaman ki kendi balistik füzelerimiz üç bin, beş bin, yedi bin kilometre menzile ulaşır, ne zaman ki nükleer başlıklı silahlarımız olur; işte o zaman ne İsrail Gazze'de soykırım yapabilir ne Trump böyle dünyaya meydan okuyabilir. Bizim gücümüzü kırk yıldır teröristlerin, emperyalistlerin ve Siyonistlerin uşağı olan, Batı'nın uşağı olan hain ve kahpe bir terör örgütüyle mücadelede tüketmeye çalıştılar. Üstelik bunlar bizim kadim dostumuz Kürt kardeşlerimizin temsilcisi gibi gösterilmeye çalışıldı. Bakıyorsun, terör örgütünün tepe noktasının yüzde sekseni Kürt değil, yüzde sekseni Müslüman değil; ne olduğu belli değil. Ama sorarsan güya Kürtleri temsil ediyorlar. Onun için bir kere bu ayrımı net bir çizgi hâlinde ortaya koymalıyız. PKK ve bunun uzantıları asla Kürt kardeşlerimizin temsilcisi değildir, olamaz. Onlar ABD'nin, İsrail'in ve Batı'nın uşağıdır.

TERÖRLE MÜCADELEDE İKİ TRİLYON DOLARLIK EKONOMİK KAYIP YAŞANDI

Binlerce şehit verdik, on binlerce insanımız hayatını kaybetti. Bununla birlikte iki trilyon dolardan fazla parayı kırk yılda bu hain ve kahpe terör örgütüyle mücadele etmek için harcadık. Bu nasıl bir para biliyor musunuz? Bakın ne diyoruz: Depremde bu yıkılan illerimizi, ilçelerimizi ayağa kaldırmak için yüz milyar dolar... Terörle mücadeleye harcadığımız iki trilyon dolar; yani depreme harcadığımızın tam yirmi katı! Bak, ne büyük bir gücümüzü tükettiler. Bizim Türkiye olarak iç, dış, kamu, özel borç stokumuz 550 milyar dolar civarında. Ama terörle mücadeleye bunun dört katı para harcamışız. Ne büyük kötülük ettiklerini görüyoruz.

SİLAH BIRAKMAYAN TERÖR YAPILARIYLA MÜZAKERE DÖNEMİ KAPANDI

Türkiye geçmiş dönemlerde de bunlara şans verdi, bu dönemde de bir şans verirdi: Pazarlıksız, müzakeresiz, şartsız silah bırakacaklar, kendilerini feshedecekler. Sadece Türkiye'dekiler değil; Suriye'deki SDG de, YPG de, PYD de, İran'daki PJAK da, Irak'taki Kandil de gider... Hepsi kendini feshedecek, hepsi silah bırakacak. Ama silah bırakmadılar, kendilerini feshetmediler. Amerika'nın ve İsrail'in kışkırtmasıyla Suriye'nin kuzeyinde bir devlet kurma hayaline düştüler. O devlet asla Kürtlerin devleti olmayacaktı; o devlet Amerikan ve İsrail güdümlü bir terörist yapı olacaktı. Türkiye buna müsaade etmedi ve büyük devlet olduğunu ortaya koydu; bunu herkes de anladı. Şimdi bakıyorsun; PKK sözcüleri, onların Meclisteki kravatlı uzantıları, iş birliği yaptıkları... Hep bir ağızdan, Suriye merkezi hükümeti PKK'ya operasyon yaptığında, Halep'te ve diğer bölgelerde o bölgeleri teröristlerden temizleyip Suriye'nin birliğini sağlamaya çalıştığında DEM sözcülerinden ne duyduk? "Efendim, bunu durdurun." Türkiye durduracakmış, yani PKK'ya arka çıkacakmış! Vay anasını! Eğer bunu yapmazsa Türkiye'ye yansımaları olurmuş. Bir de tehdit dili kullanıyor.

TOPLUMSAL BARIŞ ADI ALTINDA BÖLÜCÜLÜK FAALİYETLERİ YÜRÜTÜLDÜ

Hadi DEM Parti söyledi, izliyoruz. CHP Grup Başkanvekilini ziyaret etmişler; CHP Grup Başkanvekilinin kapısında, aynen teröristlerin kullandığı, PKK'lıların kullandığı cümleyi CHP Grup Başkanvekili kullanıyor. Günaydın. Kullanan Günaydın, ona da buradan günaydın diyoruz. Yok, o tür şeyler kullanmıyoruz; yani biz latife yaparak söyleyelim, değil mi? Ne demişler: "Malkara, Keşan, hoppala Paşa." Bir dakika dur şimdi. Yetmedi, yetmedi; bak ne yapıyorlar biliyor musunuz? CHP "Toplumsal Barış Konferansı" düzenliyor. Ya biz kiminle savaştayız ya? Toplumsal Barış Konferansı... Biz Kürtlerle savaşta mıyız? Ya da bu ülkede yaşayan farklı bir etnik grupla savaşta mıyız ya? Kürt benim komşum, kardeşim, akrabam; bin yıldır biz buradayız. Aynı kıbleye dönüyoruz, aynı secdeye baş koyuyoruz. Allah bizi kardeş yapmış; ya bunun üstünde bir emir var mı bizim için? Biz kardeşiz kardeşim! Ne toplumsal barışı ya? Ne toplumsal barışı? Sen mi bizi kardeş kılacaksın? Allah bizi kardeş kılmış, Allah! Efendim, "Kürt meselesi" varmış da bunu gidermek gerekirmiş de... Ya kardeşim, ortada Kürt meselesi falan yok; ortada bir terör meselesi var, bir ayrılıkçı örgüt var, siyasi bölücüler var. Sen siyasi bölücülerle, terör örgütü temsilciliğiyle hangi toplumsal barış konferansını yapacaksın?

ATATÜRK İSTİSMARCILARINA KARŞI TARİHİ GERÇEKLER ANLATILDI

Katılımcılara bakıyorsun; yarısı CHP... CHP'nin içerisinde de devletçi, milletçi kanat değil, Atatürkçü kanat değil. Kim var? Sezgin Tanrıkulu gibi; ha DEM milletvekili ha o... Onun gibi tipler var. Bakıyorsun, DEM'in en azgın siyasi bölücüleri var. Bunlarla toplumsal barış konferansı yapıyoruz, bir de "Atatürk'ün partisiyiz" diyoruz. Ya dön tarihe bir bak, bir oku; Atatürk bölücülere ne yapmış, bir oku kardeşim bir oku! Başka zaman Atatürk'ün partisiyiz ama iş bölücülerle iş tutmaya geldiğinde Atatürk'ün ismini dahi ağızlarına almazlar. Çünkü bunlar Atatürk istismarcıları. Atatürk bu ülkenin ortak değeridir; Kurtuluş Savaşı'mızın başkomutanıdır, Cumhuriyetimizin kurucusudur, ilk Cumhurbaşkanımızdır, Gazi Meclisimizin ilk başkanıdır. Dolayısıyla da o Türk milletinin gönlünde ve tarihinde ayrı bir yeri vardır. Onu bir partiye hapsetmek ona yapılabilecek en büyük kötülüktür. Onun için CHP'ye diyoruz ki: Madem teröristlerle konferans yapıyorsunuz, madem onlarla grup başkanlıklarının kapısında aynı cümleleri kuruyorsunuz; o zaman Atatürk'ü ağzınıza almayın. Çünkü Atatürk bu ülkeyi kurtaran milletin, Kurtuluş Savaşı'nın başkomutanı.

TÜRKİYE MAZLUMLARA KUCAK AÇTI TERÖRİSTLERE GEÇİT VERMEDİ

Kıymetli kardeşlerim; sonra baktılar ki Suriye hükümeti bunları süpürüyor, bu sefer de ne demeye başladılar? "Türkiye sahip çıksın, Türkiye bunları içeriye alsın." E hani dün diyordunuz "mülteciler gitsin"? Şimdi "içeriye alsın"... Yani kendinizden olunca içeriye alsın, kendinizden olmayınca almasın, dışarıya göndersin! Kardeşim, bu millet öyle bir millet değil. Siz Türk milletini tanımıyorsunuz; bir kere Türk milletine karşı vefalı olacaksınız, saygılı olacaksınız. Bu coğrafyada zora düşen herkes Türk milletinin sancağı altına sığınmıştır. Halepçe'de Saddam Kürtleri kimyasal bombalarla kitle imhaya tabi tuttuğunda nereye sığındınız? Türkiye'ye sığındınız. Türkiye kucak açtı, "kardeşimiz" dedi. IŞİD (DAEŞ), Ayn el-Arab'da -Kobani dedikleri yerde- saldırdığında nereye sığındınız? Urfa'ya, Suruç'a, Türkiye'ye sığındınız. En büyük çadır kent kuruldu, ben gittim oraya; on bin çadır vardı. On bin çadırda elli bin Kürt vardı Ayn el-Arab'dan gelmiş. Biz "Kürt, Arap" diye bakmadık mı? Mazlum olan herkesi aldık. Ama şimdi bize "teröristleri alın" diyorlar. Teröristleri almıyoruz kardeşim! Teröristleri almıyoruz, teröristlere yardım etmiyoruz. Ama masumları alıyoruz, yine alırız.

SAÇ ÖRME TÜRK GELENEĞİ

DEM milletvekilleri, sözcüleri çıkıyor, diyor ki: "Kanımızın son damlasına kadar SDG için, PKK, PYD için savaşacağız." Şerefsizler! E git! Git, olmayan kanınla çarpışacaksan, SDG safında savaşacaksan sınır açık, açarız. Git kardeşim git, dönmemek üzere git! Ama giderken Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu ve şerefli Türkiye Cumhuriyeti kimliğini bırak da git. Eğer sende zerre kadar onur varsa, Türkiye'nin karşısında PKK'yı savunuyorsan Türkiye Cumhuriyeti kimliğini bırak da git. Saçlarını ördüler... Ya bir kere bu saç örme geleneği Türk'ün geleneğidir, Kürşat'ın geleneğidir. Malazgirt Ovası'nda Alparslan'ın "Ölürsem örtüm olsun." diye miğferin içine gizlediği gelenektir o örgü. Yani biz Türk, Türkmen, Alevi, Sünni, Çerkez, Boşnak, Ahıskalı... Bizim kültürümüz bir zaten, bizim adetimiz bir. Bin yıldır bir olmuşuz, bir! Ama sen terör örgütü olarak benim kültürümü çalamazsın, benim geleneğimi çalamazsın. Ördün saçını, ne oldu? Ne oturuyorsun, gitsene! Rojava dediğin yere git, hadi git! Ne bekliyorsun? Bizimkiler ördü müydü, düşmanı yenmeden attan aşağı inmezlerdi. Git kardeşim git, ne bekliyorsun? Hazır örmüşken... Sadece örmekle bitmiyor; bak Türk tarihine, ördükten sonra ne yapmışlar? Malazgirt'te ne yapmışlar? Bilge Kağan ne yapmış? Mete Han ne yapmış? Kül Tigin ne yapmış? Kürşat ne yapmış? Git bir bak bakalım. Saçı örmek yetmiyor; yürek gerekiyor, yürek! Evet, o da sende yok. Konuşuyorsun; git, sınıra çık, nereye istersen oraya git. Onursuzlar!

TERÖRLE MÜCADELE VE DIŞ GÜÇLERİN OYUNLARI

Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; başından beri dedik ki: "Evet, şartsız, müzakeresiz, pazarlıksız silah bıraksınlar, kendilerini feshetsinler." Biz de bundan büyük memnuniyet duyarız. Ama biz bunlara güvenmiyoruz. Bunlar bunu yapmayacaktır. Neden? Çünkü bir, hainler; iki, bunların tasması ABD ve İsrail'in elinde. Şimdi ABD biraz bırakmış görünüyor. Oradan da büyük gol yediklerini düşünüyorlar. Sen ABD'ye, emperyalistlere güvenirsen, Siyonistlere güvenirsen, onların çıkarı neredeyse onlar orada olurlar. Seni sevdiklerini mi zannettin? Kürtleri sevdiklerini mi zannettin? Onlar ne Kürt ne Arap ne Türk; kimseyi sevmezler. Onlar sadece kendi çıkarlarını severler. Evet, işte bunu anlayacağız. Bunu anlayacağız ve ben inanıyorum ki bu süreç bir kez daha bunların hainliğini, kahpeliğini, emperyalistlerin uşağı olduğunu gözler önüne serdi. Kürt kardeşlerimiz bizim kardeşimizdir ama terör örgütü ve uzantıları bizim düşmanımızdır. Çünkü onlar bu memlekete büyük kötülük etmişlerdir. Hâlâ nedamet getirmiyorlar; pişkin pişkin hâlâ olmadık taleplerde bulunuyorlar. Yok kardeşim, burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Buranın anayasası var, buranın kanunu var, buranın nizamı var, buranın binlerce yıllık Türk devlet geleneği var. Buna uyarsan burada yaşarsın, uymazsan çeker gidersin.

KADIN HASTANELERİ VE KADIN ÜNİVERSİTELERİ TALEBİ

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; son günlerde bizim kamuoyuyla paylaştığımız düşüncelere karşı Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere bazı kesimlerden eleştiri yapıyorlar. Neymiş efendim, biz "kadın hastaneleri kurulsun" demişiz; neymiş, biz "kadın üniversiteleri kurulsun" demişiz. Dedik! Bir kere de buradan söylüyorum: Senden mi çekineceğim? Evet, bu ülkeye kadın hastaneleri lazımdır ve kurulmalıdır; kadın üniversiteleri lazımdır ve kurulmalıdır. Efendim, ne diyor Cumhuriyet Halk Partisi'nin Aileden Sorumlu Gölge Bakanı? Bir hanım ne diyor? Bugün yandaş gazetelerinde, televizyonlarında manşet: "Destici'nin önerisi kadınları kızdırdı" diyor. E kızdırdı mı kadınları? Bu kadınlar burada işte! Hayır! Anket yaptırdık, anket anket! Sorduk: "Büyük Birlik Partisi'nin kadın hastaneleri ve kadın üniversiteleri kurulsun teklifine ne diyorsunuz?" diye sorduk vatandaşımıza. Çoğunluğu "Kurulsun." diyor. Hadi referanduma gidelim. Vatandaş istiyorsa kuralım, istemiyorsa kurmayalım; hadi!

LAİKLİK ANLAYIŞI VE TOPLUMSAL DEĞERLER

Efendim neymiş? "Eşit yurttaşlık ilkesine aykırıymış, laikliğe aykırıymış." Allah Allah... Ben laikliği öyle anlamıyorum. Laikliğin iki anlamı var; ben hem ilahiyat okumuş hem felsefe okumuş birisiyim. Bir: Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması. İki: Herkesin istediği inancı seçmesi, yaşaması, inanç ve fikir hürriyeti. Böyle yazıyor kardeşim. Sen ne karışıyorsun benim inancıma? Sen ne karışıyorsun? Sayın Nazlıaka, sen ne karışıyorsun? Sen LGBT savunuculuğu yapıyorsun. Git sen onlarla yol yürümeye devam et. Sen onlarla yol yürümeye devam et. Sadece bu ülkenin değil, bu milletin değil; dünyadaki bütün ahlaki öğretilerin, evrensel ahlakın, bütün inançların -ister kitabi inançlar olsun ister ilahi olmayan dinler olsun- hepsi LGBT+’yı sapıklık olarak görüyor, yanlış davranış olarak görüyor. Ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin Gölge Aile Bakanı LGBT'yi savunuyor. Yetmiyor.

KADINLARA ÖZEL KOMPLEKSLER VE HİZMET ANLAYIŞI

Kadın hastaneleri eşitsizlikmiş... Tam tersine kardeşim! Eğer bir kesim bunu istiyor mu? İstiyor. Yüzde elliden fazlası istiyor, bize anket yaptır. Yüzde elliden fazlası istiyorsa sana ne oluyor kardeşim? Amerika'da var kadın hastanesi, Finlandiya'da var; pek çok Batı ülkesinde var, dünya ülkesinde var. Japonya'da kadın üniversitesi var; senden çok ileride Japonya. Eşitsizlik mi oluyor? Kadına fırsat veriyorsun. Zaten yüzlerce ortak üniversite var; bir tane de kadın üniversitesi olsun. Ankara'da iki tane büyük şehir hastanesi var; birisi Bilkent, birisi Etlik. Her birinde ondan fazla kule var; yani ayrı kompleks var, bina var. Onkoloji hastanesi, kalp hastanesi, çocuk hastanesi, göğüs hastanesi... Ya bir tanesi de kadın hastanesi olsun kardeşim! Bu ülkede hâlâ örfünden, adetinden, geleneğinden, nizamından dolayı kadın hastanesini tercih edecek bir kesim var mı? Var. O zaman sen devlet olarak bunu sağlamak zorundasın kardeşim. Bunun laikliğe aykırılıkla ne alakası var? Bu laikliğe aykırılık değildir, bu CHP zihniyetine aykırılıktır.

Eğer bu millet senin zihniyetini kabul etseydi seni iktidar yapardı zaten. Sen kırk beşe kadar, kırk altıya kadar açık oy, kapalı tasnifle sayımla zaten iktidar olmuşsun. Ama açık oy, kapalı oy, açık tasnife geçince iktidarı kaybetmişsin ve bir daha iktidar yüzünü görememişsin. Bir kere sen bunun muhasebesini yap, ona göre davran kardeşim. Dolayısıyla da bunların hiçbirisinin bu sözleri bizi yıldıramaz. Biz inandığımızı, inançlarımızın gereğini, Türklüğümüzün ve Müslümanlığımızın gereğini yapmaya devam edeceğiz. Biz bunun için siyasetteyiz. Bizi kimse susturamaz, bizi kimse korkutamaz, bizi kimse yıldıramaz değerli arkadaşlar.

AİLE YAPISININ KORUNMASI VE NÜFUS KRİZİ

Kıymetli kardeşlerim, kıymetli dava arkadaşlarım; bakın, ailemiz yok oluyor. Boşanmalar artıyor, evlilikler azalıyor. Evlilik yaşları otuza dayanmış. Nüfusu en az azalan beş ülkeden birisi Türkiye şu anda. Bu gidiş bir millet için felakettir. Devletinizi kaybedersiniz, nüfusunuzu kaybederseniz, ülkenizi kaybedersiniz; azınlık durumuna düşersiniz. Onun için biz bu hatırlatmaları yapıyoruz. "Aile Yılı" ilan edildi Cumhurbaşkanımız tarafından ama gereğinin tam olarak yapıldığını görmüyoruz. Gereğinin yapılmasını istiyoruz. Hükümet, ilgili bakanlarımız, bizler; hepimiz bu uğurda uğraşırken bir bakıyorsun öbür taraftan televizyonlar, kanallar; yok sabah programı, yok dizilerle aileyi yok edip geçiyor. Bir tarafta yapılanların -aileye korumak, kurtarmak için çocuk sayısını artırmak için yapılanların- amacına ulaşması için bir kere bu dizilerin; aileyi yok eden, boşanmayı özendiren, evliliği kötüleyen, bir yük gibi gösteren bu sabah programlarının, bunların kaldırılması lazım kardeşim. RTÜK ne işe yarıyor?

DİNİ VE MİLLÎ DEĞERLERE YÖNELİK CEHALETLE MÜCADELE

Öyle de cahiller ki... Televizyonun birisinde yine bir kadın sabah programı; bir katılımcı orada diyor ki: "Şeriatın kestiği parmak acımaz." diyor. Kullandığı cümle bu. Yahu bu bir darbımesel, Anadolu'da bir atasözü. Yani ne demek? Ne demek? Yani mahkeme bir karar verirse biz hepimiz buna boyun eğeriz demek, değil mi? Fatih Sultan Mehmet Han da boyun eğmiş, değil mi? Kadı Hızır Bey kararı vermiş; bir gayrimüslim karşısında Fatih'in kolunun kesilmesini söylüyor. Şimdi dolayısıyla da bu söz oraya atıftır. Ama bunu bilmiyor, cahil! Sorsan her şeyi bunlar bilir. Modern görünümlü bunlar, çağdaş görünümlü cahiller; modern görünümlü cahiller! Bunu bilmiyor. Ne diyor? "Arabistan'a git." diyor, "Şeriat orada." diyor. Şeriatın din olduğunu bilmiyor, şeriatın Kur'an olduğunu bilmiyor, şeriatın ahlak olduğunu bilmiyor, şeriatın adalet olduğunu bilmiyor. E sen de o zaman Yunanistan'a git, Amerika'ya git! Burası Türk ve Müslüman vatanı. Burası şehit kanlarıyla sulanmış. Bu ay yıldızlı al bayrak rengini nereden almış? Şehit kanlarından almış. Ne diye cepheye "Allahuekber!" diye gitmiş?

TARİHİ ŞUUR VE İMANIN GÜCÜ

Bir de Mustafa Kemal Paşa'yı referans alıyorlar. Mustafa Kemal Paşa'nın Çanakkale hatıralarını okuyun. Ne diyor orada? "Bir bölük gidiyor." diyor, "Arkadakiler ellerinde Kur'an okuyor. Beş saniye sonra öleceklerini biliyorlar; hiç ölmeyecekmiş gibi öndekiler ölünce onlar da oraya, mevzilere gidiyorlar." diyor. Bu iman, iman! İmanla yoğruldu bu topraklar. Onun için imansızlar bize laf söyleyemez; söylerse cevabını alır. Yine dedik ki: "Kadınlarımızın ailelerine daha çok vakit ayırmaları, çocuklarına daha fazla vakit ayırmaları için gelin bir düzenleme yapalım, yasal bir düzenleme." Nedir? Çalışan kadınlarımız işe bir saat geç gitsin, bir saat erken çıksınlar. Ne var bunda kardeşim? Bu uygulanana kadar söylemeye devam edeceğim. Bu millet bana yetki versin, ilk değiştireceğim kanunlardan da bir tanesi bu olacak; açıkça söyleyeyim. Tek başına iktidar olmama falan da gerek yok; sadece Mecliste bir grubum olsun, bunu yapacağım.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN SİYASİ DURUŞU VE MUHSİN YAZICIOĞLU

Nasıl? Bunu yaptı Büyük Birlik Partisi, bunu yaptı! Bakın, 96 Refahyol hükümetini Büyük Birlik Partisi kurdurdu. Şehit Muhsin Başkanımız -Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun- o dönemde her türlü baskıya rağmen, her türlü teklife rağmen dedi ki: "Müslümanların iktidarını engellettirdi demeyeceğim." Karşılıksız destekledi. Biz de aynı inançla, aynı şartlarla Cumhur İttifakı'ndayız.

MUHSİN YAZICIOĞLU MEMURUN HAKKINI SÖKE SÖKE ALDI

Kıymetli kardeşlerim; Erbakan Hoca —Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun— biliyorsunuz, askerin o zamanki zinde güçlerin büyük baskısı vardı. O da bu baskıyı biraz dağıtmak için zam dönemi geldiğinde ocak ayında askere yüzde yüz zam yaptı, normal memura da yüzde elli zam yaptı. Bunun üzerine rahmetli Muhsin Başkan çıktı, dedi ki: "Ya diğer memurların zammını da yüzde yüze getirirsiniz yoksa ben hükümetten desteğimi çekiyorum ve gensoru vereceğim." Size bir hafta süre dedi. Önce tınlamadılar, "Yapmaz falan." dediler. Bir gün kala dedi ki akşam: "Ya bu gece açıklarsınız ya da sabah gensoruyu veriyorum." dedi. Ve ondan sonra diğer memurların artışı da askerlerin düzeyine getirildi. Ama herkesin aklında ne kaldı? "Erbakan iyi zam verdi." kaldı. Ama zammı verdiren kim? Muhsin Yazıcıoğlu. Bugün, bugün aynısını biz yapıyoruz. Ama denge olsaydı, Mecliste grubumuz olsaydı; o emeklilere 2023 Temmuz'unda Cumhurbaşkanı yüzde yirmi beş zam açıkladı, kanun "kök maaşa" diye çıktığı için yüzde yirmi beş zammın birini bile alamadı emekliler.

EMEKLİ MAAŞLARINDA ADALETİN SAĞLANMASI ŞART OLDU

En düşük maaş alan emekliler; Temmuz 2023'te 7 bin 500 lira olan en düşük emekli maaşı, Ocak 2023'te 7 bin 500 lira olan en düşük emekli maaşı, Temmuz 2023'te de 7 bin 500 lira olarak kaldı. Ben bunu anlattım. E dediler ki: "Yasa böyle çıktı falan filan, bütçe..." E yasayı da çoğunluk Cumhur İttifakı'nda, yani ben önce çuvaldızı kendime batırıyorum da... Ama ben o Mecliste yokum. Olsam buna müsaade etmezdim, hele denge olsam asla müsaade etmezdim. Şimdi ne oldu? 2023 Ocak düşük emekli maaşı 7 bin 500, en düşük memur ve kamu işçisi maaşı 11 bin; yani emekli, çalışanın üçte ikisini alıyordu. Üç lira, iki lira... Bugün biri 60 bin, biri 20 bin; üçte bire düştü. Yani emeklinin bir maaşı, tam bir maaşı buharlaştı. Bunun acilen verilmesi lazım. Yatırımı keseceğiz, başka yerlerde keseceğiz, emeklinin hakkını vereceğiz. Bu kul hakkıdır, kul hakkı! Bu kul hakkı; yeri geldi söylüyorum, her yerde de söylüyorum. Bu kul hakkıdır. Emeklinin tam bir maaşı buharlaşmıştır. Nereden bulunacaksa bulunacak ve verilecek kardeşim, bunun başka yolu yok. Bu haktır, hak! Birisine fazla verip birisine az vermek... Şöyle düşünün: Babanın yüz lirası var; altmışını bir çocuğuna veriyor, yirmisini bir çocuğuna veriyor, yirmisini de hanıma veriyor. Bu olmaz; adil dağılacak, adil! Bizim istediğimiz şey budur. Her yerde adalet istiyoruz, her yerde adalet istiyoruz.

ÇALIŞAN KADINLARA POZİTİF AYRIMCILIK DÖNEMİ BAŞLADI

Kıymetli kardeşlerim; onun için kadınlarımızla ilgili... Şimdi ben bunu söylüyorum ya, diyorlar ki: "Bu pozitif ayrımcılık değil, bu eşitsizlik." diyorlar. Tabii ki eşitsizlik olacak, adaleti sağlayacağız adaleti! Kadın az çalışacak kardeşim. Erkek sekiz saat mesai yapıyorsa kadın altı saat yapacak. Kadın evine, çocuğuna daha fazla vakit ayıracak. Bu toplumumuzun bir gerçeğidir. Sizin tuzunuz kuru; sizin çocuklarınızın bakıcısı var, şoförleriniz var, bahçıvanlarınız var. Havuzunuz için başka görevli, bahçeniz için başka görevli var. Bizde yok kardeşim; bizde her işi hanım yapıyor, kızlar yapıyor. Allah razı olsun. Onun için hanımlara, kadınlara hayatı kolaylaştırmak için her türlü adımı atarız. Kadınlarımızın daha iyi şartlarda ailelerine, aile hayatına katkı sağlamaları, çocuk sahibi olmaları, çocuklarına bakmaları için özellikle çalışmayan ev hanımı pozisyonundaki kadınlarımıza da en azından 10 bin TL maaş verilmesini ve sigortalarının da yapılmasını teklif ediyoruz. Çünkü aile önemli; aile olmazsa olmaz kardeşim. Aile kimle olur? Anne, baba, çocukla olur. Ama Aylin Hanım'a göre, onun zihniyetindekilere göre LGBT+’larla olur. Sizin yolunuz size kardeşim, bizim yolumuz bize. Bizim yolumuza karışmayın! Bizim yolumuz bizim inancımızın, kültürümüzün yoludur ve bundan da asla vazgeçmeyiz. Atalarımız vazgeçmemiş, her türlü bedeli ödemiş; biz de her türlü bedeli öder ve vazgeçmeyiz. Açık ve net olarak bunları ifade ediyorum.

2026 EĞİTİM YILI İKİNCİ DÖNEMİ YARIN RESMEN BAŞLADI

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; süremiz uzadı. Ama bana uzatılan bir iki not var, onları da kısaca söyleyeceğim, birkaç cümleyle söyleyeceğim. Yarın sömestir tatili bitiyor ve on sekiz milyon öğrencimiz 2025-2026 eğitim-öğretim yılının ikinci dönemine başlıyorlar. Ben bütün öğrencilerimize bir kez daha başarılar diliyorum. Bu yeni eğitim-öğretim yılının başta öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz ve velilerimiz olmak üzere ülkemize, millî eğitim camiamıza hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ KIZIL ELMA HEDEFİNE KİLİTLENDİ

Malatya'da partimiz kurulduğundan bugüne hizmeti geçen bütün arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Bizimle birlikte yola çıkıp ama bugün aramızda olmayan, rahmet-i Rahman'a kavuşan bütün arkadaşlarımıza, kardeşlerimize, büyüklerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. Abdülvahap kardeşimiz, Yüksel kardeşimize bayrağı devretti. Ben hem kendisine teşekkür ediyorum hem de bugün kongrede görevi resmileşecek olan Yüksel kardeşimize ve yönetimine de hayırlı olsun dileklerimi iletiyorum. Büyük Birlik Partisi sadece bir siyasi parti değildir; Büyük Birlik Partisi bir siyasi hareketin adıdır. Fikri, misyonu, ideolojisi, duruşu olan bir siyasi hareketin adıdır. Bizim gayemiz Allah'ın rızasıdır, İlay-ı Kelimetullah’tır. Bizim hedefimiz insanımızın güvenliği, özgürlüğü ve refahıdır. Bizim Kızıl Elma’mız, şehit liderimiz Muhsin Başkanımızın dediği gibi, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kaynaşmış ve birleşmiş bir Türk dünyası hayalidir.

MALATYA DEPREMİN YARALARINI KARARLILIKLA SARDI

Depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum. Geride kalanlara sabır ve sağlık niyaz ediyorum. Malatya'mıza, Kahramanmaraş'ımıza, Adıyaman'ımıza, Hatay'ımıza velhasıl depremden etkilenen bütün il ve ilçelerimize bir kez daha şahsım ve camiamız adına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu salonu dolduran siz kıymetli kardeşlerimize; Akçadağ'an, Arapgir'den, Arguvan'dan, Battalgazi'den, Darende'den, Doğanşehir'den, Doğanyol'dan, Hekimhan'dan, Kale'den, Kuluncak'tan, Pütürge'den, Yazıhan'dan ve Yeşilyurt'tan buraya gelen siz kıymetli kardeşlerimize de teşekkürlerimi sunuyorum.

İL BAŞKANLIĞINA YÜKSEL DUMAN SEÇİLDİ

Kongrede İl Başkanlığına seçilen Yüksel Duman ve yönetimini tebrik ediyor, yeni görevlerinde başarılar diliyoruz.

Galeri