Aziz hemşerilerim, peygamberler şehri Şanlıurfa'nın inançlı, vakur insanları; bugün bu kürsüde söze başlarken önce hepimizin yüreğini yakan acıyı dile getirmek istiyorum. Pazartesi günü Yalova'da kahraman polisimize karşı bir terör saldırısı gerçekleştirildi. Görevini ifa etme gayreti içinde olan üç polis kardeşimiz şehit oldu. Sekiz polisimiz ve bir bekçimiz yaralandı. Öncelikle bu terör saldırısını lanetliyor; saldırıda şehit olan polislerimize bir kez daha Cenab-ı Hak'tan rahmet, ailelerine, kahraman polis arkadaşlarına ve aziz milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum. Yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Cenab-ı Hak kahraman polisimizin, kahraman ordumuzun yar ve yardımcısı olsun. Onları her daim mansur ve muzaffer eylesin inşallah diyorum.
MİLLETİN BİRLİĞİNE KASTEDEN İHANET ŞEBEKESİDİR
Şanlıurfa'dan açıkça ifade ediyorum ki terörün ne zamanı olur ne bahanesi olur ne de meşruiyeti olur. Terör ister dağda olsun ister şehirde olsun ister isim değiştirerek gelsin; bu milletin birliğine ve kardeşliğine ihanet eden, kasteden bir ihanet şebekesidir. Şanlıurfamız ve bölgemiz bunu çok iyi bilmektedir. Çünkü bu topraklar acı görmüştür, bedel ödemiştir ama hiçbir zaman teslim olmamıştır ve teslim olmayacaktır. Bir yanda terör saldırıları yaşanırken diğer yanda terörü mazur göstermeye, meşrulaştırmaya çalışan hiçbir dili de kabul etmiyoruz. Bugün terörle mücadele sadece silahla değil aynı zamanda siyasi ve ideolojik netlikte yapılmak zorundadır. Terör örgütlerinin uzantılarıyla, farklı isimler altında kurulan yapılarla, yeni senaryolarla yürütülen hiçbir emperyalist ve siyonist oyunu görmezden gelemeyiz.
ABD’NİN VENEZUELA’YA SALDIRISI
Bakın, daha dün Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela'nın içinde düzenlediği bir saldırıyla Venezuela devletinin seçilmiş meşru başkanını aldı. Askerî bir operasyonla, bir saldırıyla hem havadan hem karadan gerçekleştirdiği bir saldırıyla aldı; eşiyle birlikte götürdü ve yargılayacağını açıkladı. Bunun hiçbir hukuki dayanağı yoktur, meşruiyeti yoktur. Amerika Birleşik Devletleri açıkça uluslararası hukuku çiğnemiştir, yok saymıştır; yani tabiri caizse bir haydutluk yapmıştır. Nasıl ki terörist İsrail, Gazze'de, Filistin'de terörizm yapıyor ve yüz bine yakın kardeşimizi çocuk, kadın, yaşlı demeden katletmişse, soykırıma tabi tutmuşsa, bütün bunları yaparken hiçbir uluslararası hukuka uymamışsa, bunları yok saymışsa bugün de Amerika Birleşik Devletleri Venezuela'da aynısını gerçekleştirmiştir. Öncelikle kınıyoruz ve reddediyoruz. Peki, gerekçe olarak neyi göstermektedir? Efendim, uyuşturucuyu göstermektedir, narkotiğe işaret etmektedir. Peki, aynı Amerika, aynı Trump; İsrail soykırım yaparken bırakın İsrail'e operasyon düzenlemeyi, bırakın Netanyahu'ya bir saldırı gerçekleştirmeyi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde soykırımdan yargılanan Netanyahu ve savaş kabinesine her şartta sahip çıkmış; askerî, siyasi ve ekonomik anlamda da desteğini sürdürmüş ve sürdürmektedir. Onun için bunların bizim nezdimizde bir meşruiyeti yoktur ve olmayacaktır.
TERÖRLE MÜCADELE
Kıymetli kardeşlerim; işte bugün Türkiye'de yaşanmakta olan, kırk yıldır Türkiye'nin başına bela olan, birliğimize, kardeşliğimize, devletimizin varlığına, ülkemizin bütünlüğüne kasteden terör de PKK da onun uzantıları da işte bu Amerika'ya, bu İsrail'e yani Batı'ya taşeronluk yapmaktadırlar. Onun için Batı, bugün Amerika Birleşik Devletleri Suriye'de PKK'ya sahip çıkmaktadır ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü istememektedir. "Suriye bölünsün" istemektedir. Peki, niçin bunu istemektedir? Çünkü İsrail'in güvenliği bunu gerektirmektedir. Güçlü, bütün bir Suriye ile alt edemeyeceklerini bilmektedir. Böyle bir Suriye'nin varlığı Filistin'de, Gazze'de ya da Lübnan'da İsrail'in yapacağı operasyonları ve saldırıları da engelleyecektir. Bakın, İran'ın içinde bir takım protestolar var. Her ülkede protestolar oluyor, Fransa'da da oldu aylarca. Peki, o zaman Amerika Birleşik Devletleri Fransa'ya dedi mi ki: "Sen eğer bu protestoculara kötü davranırsan ben silahlı müdahalede bulunurum." dedi mi? Demedi. Ama İran'a gelince ne yapıyor, bunu söylüyor. Çünkü asıl hedefi bölgemiz. Bölgemizde huzur, barış, istikrar ve birlik istemiyor. Onun için şu anda direkt Türkiye'yi hedef alamıyor ama Türkiye'ye karşı konuşlanmış olan terör örgütlerini ve bazı ülkecikleri Türkiye'ye karşı kışkırtıyor. Onun için burada uyanık olmalıyız.
SURİYE
Bakın, Türkiye hep Suriye'nin birliğidir. Esad döneminde de Suriye'de etnik kimliğine bakmadan herkesin birinci sınıf vatandaş olması için, demokrasiyi getirmesi için mücadele etti. O dönemde biliyorsunuz, Suriye'de Kürtler kimliksiz yaşıyordu. Bizim Kürt kardeşlerimizin kimliği yoktu; yani bir nüfus cüzdanı yoktu. Bunlar Türkiye'nin girişimleriyle kimliğe, kimliğini sahiplendiler. DEAŞ, Aynelarap yani Kobani'ye saldırdığında on binlerce insan Suruç'ta kurulan çadır kente geldi; Türkiye sahip çıktı. Dolayısıyla bugün Türkiye'yi ya da Türkleri Kürt düşmanı gibi göstermek ya da sanki aralarında bir ayrılık varmış gibi göstermek tamamen iftiradır ve bu millete de atılacak en büyük ihanettir. Daha öncesine gidelim; Irak'ta Saddam kimyasal silahlarla o bölgedeki Kürt kardeşlerimizi toptan imha etmeye kalktığında o zaman da yine onlar nereye sığındı? Kim sahip çıktı? Türkiye sahip çıktı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sahip çıktı. Türküyle, Kürtüyle, Arabıyla Türk milleti sahip çıktı. Bunları unutmayalım.
Bakın, o gün aynen Aynelarap yani Kobani işgal edildiğinde, DEAŞ tarafından saldırıya uğradığında bizim yine burada Urfa'da kongremiz vardı. Ben yine o gün kongreye geldim, sonra Suruç'a gittik. Hatta valilik, emniyet bize dedi ki: "Sizin oraya gitmenizi biz tehlikeli buluyoruz, gitmeseniz daha iyi olur." Ama dedik ki: "Biz gideceğiz. Oradaki kardeşlerimizin durumunu göreceiz, orayı gözlemleyeceğiz." Gittik Suruç'a. Hemen Suruç'un karşısında zaten Aynelarap. Arada bir tren yolu var, beş yüz metre mesafe ve IŞİD'liler, DEAŞ'lılar ellerinde silahlarla devriye geziyorlardı; böyle çıplak gözle görüyorsun. Ve oraya kurulan on bin çadırdan oluşan Türkiye'nin kurduğu en büyük çadır kenti ziyaret ettik. Tamamı Aynelarap'tan gelen ve Kürt olan kardeşlerimizdi. Ve devletimiz, milletimiz, hepimiz sahip çıktık. Bundan sonra da sahip çıkmaya devam edeceğiz. Ama bir şart var, bir kırmızı çizgi var. O da nedir? O da terör ve şiddettir. Elbette ki teröre ve şiddete kim başvuruyorsa, terör ve şiddet yoluyla bu devleti yıkmaya, ülkenin bütünlüğünü bozmaya, milletinin kardeşliğini bozmaya kim çalışıyorsa elbette buna bugüne kadar müsaade etmedik. Bundan sonra da Kürt'üyle, Türkmeniyle, Arabıyla müsaade etmeyeceğiz.
Kardeşlerim, kıymetli kardeşlerim biz kardeşiz; Kürt, Türk, Arap kardeştir. Bunu ben niye söylüyorum? Çünkü Allah'ın ayeti açıktır: "Muhakkak ki Müslümanlar kardeştir." Bizim için bunun üstünde bir söz, bunun üstünde bir emir yoktur. Çünkü biz ahiret hayatında hesabını verecek olanlarız ve bu hesabı düşünerek siyaset yapanlarız, yaşayanlarız. Gayemiz Allah'ın rızasını kazanmak ve millete hizmet etmektir. Bizim davamız İ'lây-ı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem davasıdır. Kuru bir milliyetçilik davası değildir. İçi boş olan, İslam'la barışık olmayan her türlü kavmiyetçiliği ve ırkçılığı da reddetmiş bir hareketiz. Duruşumuz, tavrımız budur. Kurulduğumuzda da budur, bugün de budur, yarın da bu olacaktır. Kürtler bizim kardeşimizdir, Araplar bizim kardeşimizdir, Türkler bizim kardeşimizdir. Velhasılı bu ülkede yaşayan, Allah'ın varlığına, birliğine, aziz peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin peygamberliğine iman eden herkes, hangi milletten olursa olsun bizim kardeşimizdir ve baş tacımızdır. Bizim sevmediğimiz, bizim karşı olduğumuz, bizim düşman olduğumuz ise terör ve şiddet yoluyla bu ülkeye kastedenlerdir; bu milletin birliğine, kardeşliğine kastedenlerdir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Bakın ne dendi? "Pazarlıksız, müzakeresiz, şartsız silah bırakılacak ve terör örgütü kendini tüm unsurlarıyla feshedecek." Çok güzel. Bundan hepimiz memnuniyet duyarız. Vatanını seven, milletini seven, çoluğunu çocuğunu seven, geleceğini düşünen herkes bundan memnun olur. Çünkü terörün, savaşın kimseye bir faydası olmaz. Biraz önce söyledim; bu noktada en büyük bedeli sizler ödediniz, bölge insanlarımız ödedi. Çocuklarınız dağa kaçırıldı, pek çoğu hayatını kaybetti. Askerlerimiz, polislerimiz şehit oldular. Öğretmenlerimiz şehit oldular, imamlarımız şehit oldular. Daha da önemlisi bakın, bölge ilerleyemedi, gelişemedi. Bölge hâlâ Türkiye'nin gelir dağılımından en düşük payı alan ya da gayrisafi millî hasılada en düşük gelire sahip olan bölge. Kişi başı millî gelir Türkiye'de on yedi bin dolarsa kişi başı burada bu rakam yedi bin dolar, sekiz bin dolar; yarısı kadar. İşsizlik yüksek, her bölgeye göre yüksek.
ŞANLIURFA’DA DOĞUM ORANI
Ama bir de Urfa'nın özel bir durumu var tabii, onu da söyleyeyim. Urfa'ya da bir alkış, bir tebrik göstereceğim. Şu anda Türkiye'de doğum oranı noktasında üç çocuk ve üzeri tek ilimiz var, o da Şanlıurfa. Bir görelim arkadaşlar. Onun için Şanlıurfa'yı gönülden tebrik ediyorum ve önce bölgemize sonra bütün Türkiye'ye örnek gösteriyorum. Her gittiğim yerde Şanlıurfa'yı anlatıyorum ve anlatmaya devam edeceğim.
Ama bu kuru bir alkışla olmaz. Burada devlete de hükümet üyelerimize de sesleniyorum. Evet, biz Cumhur İttifakı'nın bir ortağıyız ama hükümet ortağı değiliz. Ama elbette ki hükümet bizim hükümetimiz. Hükümetimizi destekliyoruz, Cumhurbaşkanımızı destekliyoruz; ama onlara da buradan sesleniyorum. Bakın, tek ilimiz var üç çocuk ve üzeri olan; o zaman bu ilimizi ne yapacağız? Her anlamda destekleyeceğiz. Bir doğum hastanesi olduğunu söylediler, en az üç doğum hastanesi olması gerekiyor. Şehir hastanemizin hızla tamamlanıp bir an önce hizmete gireceğini biliyoruz, bu konuda da büyük gayretli bir çalışma var.
ŞANLIURFA’NIN EKONOMİSİ
Diğer taraftan bakın; istihdam evet, çocuk genç nüfus fazla ama işsiz sayısı da fazla. Onun için Şanlıurfa'nın yeni yatırımlara ihtiyacı var; yani fabrikalara ihtiyacı var, sanayi kuruluşlarına ihtiyacı var, meslek edindirme kurslarına ihtiyacı var. Şanlıurfa'nın bir teknik üniversiteye, teknoloji üniversitesine ve teknoloji liselerine ihtiyacı var. Kardeşlerim, genç nüfus fazla olduğu için elbette ki öğrenci de fazla, bununla da gurur duyuyoruz. Ama öğrencilerimiz burada yüksek sayılı sınıflarda eğitim görmek zorunda kalıyor. Türkiye ortalaması, sınıf ortalaması ortaokul, ilkokul ve liselerde örneğin otuzsa burada bu sayı kırklara, kırk beşlere çıkıyor. O hâlde ne olması lazım? Burada derslik sayısının artırılması lazım. Şanlıurfa'da ilçeleri dâhil okullar otuz kişilik olması lazım, otuz. Şanlıurfalının Şanlıurfa'da kalması, doğduğu yerde doyması için biraz önce söylediğim gibi yeni istihdam alanlarının oluşturulması gerekmektedir.
TARIM VE HAYVANCILIK
Aynı zamanda Şanlıurfa'mızda en büyük geçim kaynaklarından birisi de nedir? Tarım ve hayvancılıktır. Dolayısıyla da bu konuda da Şanlıurfa'mız fazla desteğe ihtiyaç duymaktadır ki gençlerimiz köyden ayrılmasın, gençlerimiz tarım ve hayvancılıktan uzaklaşmasın; yani Afganistan'dan çoban getirmek zorunda kalmayalım. Bizim ilçe başkanımız Mustafa Bey, Eskişehir Sivrihisar Günyüzülü. Bizim ilçeye tarım işçileri getiriyor, mevsimlik işçiler; Urfa'an, Şanlıurfa'dan buradan. Ve çok da güzel iş yapıyorlar, ilçemizde de çok seviliyorlar, her sene de geliyorlar. Yani Urfa'yla bizim çok farklı böyle bağlarımız var. Kapı komşum benim Urfalı, Mehmet Bey burada, Bozovalı. Dolayısıyla da bacanağım Urfalı; yani nereye baksam Urfalı sağım solum. Dolayısıyla da ben de kendimi Urfalı gibi hissediyorum, Şanlıurfalı gibi hissediyorum.
Son dönemlerde Suriyeli getirmeye başladı değil mi? Neden? Şanlıurfalılar artık tarım işi yani emek işinden yavaş yavaş uzaklaşıyor, iş Suriyelilere geldi. Dolayısıyla biz tarımı destekleyelim ki hayvancılığı destekleyelim ki tarım yapan insanlarımız daha fazla üretsinler, daha fazla kazansınlar; hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız daha fazla üretim yapsınlar, daha fazla kazansınlar ki gençlerimiz de yeni nesillerimiz de tarımdan, tarımla uğraşmaktan, hayvancılıktan uzaklaşmasınlar; memleketin taşına toprağına sahip çıksınlar.
GIDA, İLAÇ VE AŞI ÜRETİMİ
Bir ülkenin ayakta kalabilmesi, yoluna devam edebilmesi için dört noktada kendi kendine en azından yeter olması lazım. Birincisi gıda, onun için tarım ve hayvancılık diyoruz. Bakın, pandemi dönemlerinde yani hastalık dönemlerinde ve savaş dönemlerinde paranızla bile size kimse buğday vermiyor; onun için kendini yetiştirmek zorundasın. İki, ilaç ve aşı. İşte ne oldu? Aşıyı o dönemde kendimiz üretemedik, aylarca bekledik Çin'den, Avrupa'dan aşı gelecek diye. Onlar da ne yaptı? Önce kendi insanına verdi, daha sonra başka ülkelere verdi.
SAVUNMA SANAYİİ
Üçüncüsü ne? Üçüncüsü savunma sanayi. Savunma sanayinde çok güçlü olmak zorundayız. Bir; devletimizin varlığını, ülkemizin bütünlüğünü ve milletimizi korumak için olmalıyız. İki; biz, Türkiye bir yıldız; Türk-İslam dünyasının yıldızı, lokomotifi, lider ülkesi. Dolayısıyla da her mazlum coğrafya, her masum insan bize bakıyor, Türkiye'ye bakıyor. Filistin bizden ümit bekliyor, Gazze bizden ümit bekliyor, Doğu Türkistan bizden ümit bekliyor. İşte biraz önce örneğini verdim; yeri geldiğinde Kuzey Irak'taki de bizden, Irak'taki de bizden ümit bekliyor. Suriye'deki de Somali'deki de Sudan'daki de Kırım'daki de Balkanlar'daki de. Onun için bizim böyle bir sorumluluğumuz var. Çünkü biz Devlet-i Aliyye-i Osmaniye'nin, Osmanlı Devleti'nin bakiyesiyiz, devamıyız. Bu saydığımız ülkelerin ve topraklarda biz yüzlerce yıl hâkimiyet sürmüşüz ve aynı ülkenin vatandaşları olarak yaşamışız. Onun için bizim daha güçlü olmamız gerekiyor.
Bakın, biz kendimiz üretmediğimiz zaman bize kimse silah satmıyor. İHA, SİHA vermediler ve yıllarca terörle mücadele bu yüzden uzadı. Verdikleri bombaları, uçakları "şuralara karşı kullanamayacaksınız" dediler. Bu yüzden biz hep geride kaldık. Onun için şu anda ne kadar ayırabiliyorsak bizim savunma sanayimizi güçlendirmekten başka yolumuz yok. Eğer bunu yapmazsak işte Venezuela'da yaşananlar, Suriye'de yaşananlar, Irak'ta yaşananlar, Afganistan'da yaşananlar, Filistin'de yaşananlar; Gazze'de, Kırım'da yaşananlar yarın bu ülkede yaşatma hevesi içinde olan pek çok düşman var, pek çok hasım var. Onun için biz güçlü olmalıyız ve Allah'a şükür bugün güçlüyüz. Devletimiz güçlü, ülkemiz büyük, milletimiz bir ve beraber; inşallah bu gücümüzü daha da artıracak ve tüm dünyada huzuru ve adaleti sağlamada öncülük edeceğiz.
ABD, EŞKIYALIK VE HAYDUTLUK YAPMAKTADIR
Önce söyledim, oradan buraya geldik. Ne dedim? Dedim ki: "Bakın, şartsız pazarlıksız efendim müzakeresiz silah bırakacakmış, bıraksın." Hepimiz bundan memnuniyet duyarız. Ama öyle deyip de silahı bırakmıyorsa, öyle deyip de kendini feshetmiyorsa elbette ki devletimiz de gerekli adımları atacaktır. Kıymetli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; biraz önce söylediğim gibi biz biriz ve beraberiz. Bizim ayrımız ve gayrımız yoktur. Bakın, biz Suriye'de birlik istiyoruz. Suriye'de tek bir devlet yönetimi altında Arap, Kürt, Türkmen ya da farklı mezhep ve farklı etnik kökenlere ya da inançlara sahip olanlar kardeşçe yaşasın istiyoruz. Ama Amerika bölünsün istiyor, Suriye bölünsün istiyor çünkü oranın petrolünü sömürüyor. Suudi Arabistan'ı kim de sömürüyor? Körfez ülkelerininkini de sömürüyor. Venezuela'ya niye saldırdı? Çünkü Venezuela dünyada petrol rezervleri bakımından en çok petrolü olan 5 ülkeden bir tanesi; en çok altını olan 5 ülkeden bir tanesi. Yani bunun gibi çok büyük maden yataklarına sahip. Onun için haydutluğu buna yapıyorlar. Aynen geçmişte tarihteki eşkıya, haydut nasıl yol kesip kervanı soyuyorsa Amerika Birleşik Devletleri de bugün aynısını yapmakta; eşkıyalık ve haydutluk yapmaktadır.
TÜRKİYE HERKESE HADDİNİ BİLDİRMESİNİ DE BİLİR
Bugün SDG'nin yanında durmasının, PKK'ya kol kanat germesinin de sadece sebebi budur; yoksa Kürtleri sevdiğinden ya da Türklere düşman olduğundan değildir. Onun için herkesin aklını başına alması lazım. Herkesin Türkiye'nin birliği, Türkiye'nin kardeşliği için elbette ki gayret göstermesi lazım. Ama dediğim gibi; eğer yapılan anlaşmalara ve mutabakatlara sadık kalınmazsa elbette ki Türkiye'nin gereğini yapacak gücü de kudreti de vardır. Herkese haddini bildirmesini de bilir Türkiye.
ŞANLIURFA’DA BU İMTİHAN DAHA AĞIR HİSSEDİLMEKTEDİR
Kıymetli kardeşlerim, kıymetli dava arkadaşlarım; biz Büyük Birlik Partisi olarak bugün vatandaşımızın, milletimizin, sizlerin her derdiyle dertleniyoruz ve tüm dertlere derman olma gayreti içerisindeyiz. Milletimiz bugün yalnızca terörle değil aynı zamanda bir geçim imtihanıyla da karşı karşıyadır. Biraz önce söyledim, Urfa'da bu imtihan daha da ağır hissedilmektedir. Neden? Çünkü genç nüfusumuz elhamdülillah fazladır, ailelerimiz elhamdülillah kalabalıktır. Ben de on kardeşli bir ailenin sekiz erkeğinin üçüncüsüyüm; biz de sekiz erkek, iki kız kardeş... Yani biz de sizin gibiyiz. Onun için dedim ya "kendimi Urfalı gibi hissediyorum" diye. Tabii bunun sorumluluğu da büyüktür. Bu millet, aziz milletimiz, sizler hem canıyla hem rızkıyla imtihan vermektedir.
EMEKLİ MAAŞI
Bize göre ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi mutfakta, pazarda, çocuğun okul masrafında ve evin kirasında yaşanmaktadır. Eğer maaş; emeklinin maaşı ya da asgari ücretlinin maaşı ya da çalışanın maaşı cebe girmeden tükeniyorsa burada sadece bir ekonomik geçim sorunu değil aynı zamanda bir adalet sorunu vardır. Bakın, şimdi ocak ayı enflasyon rakamları yarın açıklanacak ve ondan sonra da önümüzdeki altı ay için emeklimizin ve memurlarımızın maaş artışları belirlenecektir. Şimdi "enflasyona ezdirilmemektedir memurumuz ya da emeklimiz", güzel. Ama 2023 yılı ocak ayına dönersek; en düşük emekli maaşı 7 bin 500 lira olduğunda en düşük kamu işçisi ya da memur maaşı da 11 bin liraydı. Yani emekli, memurun ya da devlette çalışanın üçte ikisini alıyordu. Çalışan memur ya da işçi üç lira alıyorsa emekli de iki lira alıyordu; yani biri 11 bin liraydı, biri 7 bin 500 liraydı. Bugüne baktığımızda; en düşük emekli maaşı 16 bin 800, en düşük memur maaşı 50 binin üzerinde, en düşük kamu işçisi de 60 bine yakın maaş alıyor. Yani düşmüş emeklinin maaşı üçte bire arkadaşlar, üçte bire... Üçte ikiden üçte bire... Yani tam bir maaş ne olmuş? Buharlaşmış. Emekli kayıp yaşamış. Onun için biz ısrarla ve inatla diyoruz ki bu kayıp ortadan kaldırılsın ve yine denge sağlansın; en düşük emekli maaşı, en düşük memur maaşının üçte iki seviyesine getirilsin diyoruz.
Şimdi ben ısrarla bunu söylediğimde efendim, hükümetimizin ilgili bakanları ya da görevlileri bana diyor ki: "İyi de başkanım, bütçe dengemiz buna müsaade etmiyor. Çünkü özellikle EYT ile birlikte emekli sayısı 16 milyona çıktı. Dolayısıyla da emekliye yapacağımız 1.000 lira zam ayda 16 milyar, yılda 192 milyar yapıyor. Sizin dediğiniz gibi 11 bin lira yaparsak ayda 160 ve yılda 1 trilyon 920 milyar yapar." diyorlar. Ben de diyorum ki: "Ne yaparsa yapsın; nereden kesecekseniz kesin, nereden artıracaksanız artırın ve emeklinin bir maaş hak kaybını kendilerine verin." diyorum. Kardeşlerim; çünkü emeklinin maaşı adeta buharlaşmıştır. Emekli pazarda filesini dolduramamaktadır, kirasını ödemekte zorlanmaktadır. Emeklilerimizi görmezden gelen hiçbir anlayışı kabul etmiyoruz. Emeklinin hakkını vermek bu ülkenin bir mecburiyetidir. Bu adaletsizlik mutlaka bu ocak ayında ortadan kaldırılmalıdır.
Tabii bizim bir önerimiz daha var. O da dedik ki biz, madem emeklilerin, tüm emeklilerin ya da çalışanların maaşını birden bu kadar yüksek seviyede artıramıyorsanız en azından gelir düzeyi düşük olanlara sahip çıkalım. Şöyle ki; emekli var, tek maaş alıyor, evi kira, hanımı çalışmıyor ya da emekli değil, başka geliri yok... Emekli var; kendi emekli, hanımı emekli, çocuğu çalışıyor, ev kendisinin, başka bir evden kira geliyor, bir de üstüne Urfa'da fıstık geliri var farzımuhal ya da başka geliri var hayvancılıktan... İşte bizim düşünmemiz gereken ya da destek olmamız gereken hangi emekli? Tek maaş olup evi de kira olan ve başka bir geliri olmayan... Devletimiz buna ister kira yardımı adı altında ister sosyal yardım adı altında mutlaka desteğini vermeli ve asla açlık sınırında bir hane kalmamalıdır.
NESLİ TÜKENEN ÜLKELER
Kıymetli kardeşlerim, değerli Urfalılar; biraz önce kısmen değindim. Bugün ülkemizin en hayati meselelerinden birisi nesil meselesidir; çünkü nesil gelecek demektir. Maalesef birçok şehrimizde, daha doğrusu Urfa hariç tüm şehirlerimizde doğum oranları üçün altına düşmüştür. Hatta Türkiye'nin %70'inde bu bir buçuğun altına düşmüştür. Aileler küçülmektedir, geleceğimiz zayıflamaktadır. Ama bir hakikati bir kere daha buradan gururla söylüyorum: Türkiye'de üç ve üzeri çocuk ortalamasını koruyan tek şehir Şanlıurfa'dır. Bu bir istatistik değil; bu bir inanç, iman ve yaşama felsefesidir. Şanlıurfamız bu sebeple ailesine sahip çıkan, neslini emanet bilen, Türkiye'nin yarınlarını taşıyan illerimizin başında gelmektedir. Kıymetli kardeşlerim; aile güçlü olmazsa devlet güçlü olmaz, aile ayakta durmazsa millet ayakta durmaz.
KADIN AİLENİN TEMEL DİREĞİDİR
Değerli vatandaşlarım; biz kadını bu milletin asli unsuru olarak görüyoruz. Kadın ailenin temel direği, toplumun taşıyıcı gücüdür. Anneyi güçlü kılan anlayış aileyi güçlü kılar; aileyi güçlü kılan anlayış da milleti ve devleti asırlar boyu ayakta tutar. Urfa'da kadın ailenin düzenidir, evin bereketidir, neslin terbiyecisidir. Onun için üç ve üzeri çocuk sahibi olmak bir yük değildir. Bu bir sabırdır, bir fedakârlıktır ve daha da önemlisi bir emanet bilincidir, nesli koruma bilincidir. Urfa bunu omuzlamaktadır. Yalnız çok çocuk yapan aileler geçim sıkıntısıyla baş başa bırakılmamalı ve öncelikle bu ailelerimiz her anlamıyla desteklenmelidir. Urfa gibi şehirlerimizde üç ve üzeri çocuğu olan aileler özel olarak desteklenmelidir. Aynı zamanda kadınlarımızın çalışma hayatıyla aile hayatını birlikte yürütebilmesi için çalışma saatleri yeniden düzenlenmelidir. Bir kere daha söylüyorum; en hızlı bir şekilde bu düzenleme yapılsın ve kadınlarımız, çalışan kadınlarımız işe bir saat geç gidip bir saat erken çıksınlar. Yarım gün olan tatilleri tam gün olarak kullansınlar, hafta sonları çalıştırılmasınlar. Neden? Çünkü bizim aile yapımızı korumamız, boşanmaların artmaması için, boşanmaların olmaması için de bunu yapmalıyız ve neslimizi korumak için de bunu yapmalıyız.
ŞANLIURFA’MIZDA KADIN HASTANELERİNE İHTİYAÇ VAR
Ayrıca ısrarla söyledim, bir kere daha söylüyorum; kim ne derse desin... Hangi din düşmanı, hangi şeriat düşmanı, hangi aile düşmanı neyi söylerse söylesin ben örfümüzün, adetimizin, kültürümüzün, inancımızın gereğini söylemeye devam edeceğim. Ülkede, özellikle bu bölgemiz başta olmak üzere Şanlıurfa'mızda kadın hastanelerine ihtiyaç vardır ve ivedilikle kadın hastaneleri kurulmalı ve hizmete açılmalıdır. Şimdi diyelim Şanlıurfa'ya şehir hastanesi yapılıyor; bir sürü binası olacak. Birisi genel hastane, birisi kalp hastanesi, birisi onkoloji hastanesi, efendim birisi fizik tedavi hastanesi... Ya diyoruz ki bunlardan bir tanesi de kadın hastanesi olsun, bir binada kadın hastanesi olsun. İsteyen o geride kalan on tane hastaneye gitsin, serbest zaten. Ama "ben kadın hastanesine gitmek istiyorum; örfüm, adetim, geleneğim, inancım... Ben bunu yapmak istiyorum" diyene de bu devlet kadın hastanesi alternatifini sunmak zorundadır. Yine kadınlarımızın eğitimde önünü açacak, fırsat eşitliğini güçlendirecek kadın üniversiteleri de hızlı bir şekilde kurulmalıdır. Bu mesele bir yardım meselesi değil; bir beka ve gelecek meselesidir.
TARİHİN SIFIR NOKTASINDAN KONUŞUYORUZ
Aziz Şanlıurfalı kardeşlerim; bugün burada sadece bir şehirden, sadece bir salondan seslenmiyoruz, konuşmuyoruz. Bugün buradan tarihin sıfır noktasından konuşuyoruz. Bu topraklar sıradan topraklar değildir; bu topraklar insanlığın ilk kez "ben kimim, niçin varım?" diye sorduğu topraklardır. Bu topraklar Hazreti İbrahim'in Nemrut'un ateşinde yanmadığı topraklardır. İşte Göbeklitepe bize şunu hatırlatmaktadır: Medeniyet önce inançla başladı, insanlık önce vicdanla ayağa kalktı. Biz bugün bu büyük mirasın üzerine yaşayan insanlar olarak şunu söylüyoruz: Tarihin sıfır noktasından insanlığın vicdanına sesleniyoruz; zulme karşı asla susmayacağız, mazluma asla sırt dönmeyeceğiz. Hakkı ve adaleti nerede olursa olsun üstte tutacak ve savunacağız. Çünkü Şanlıurfa, çünkü Türkiye ve Türk milleti tarihiyle de imanıyla da vicdanıyla da ayaktadır ve kıyamete kadar da ayakta durmaya devam edecektir.
URFA RUHU
Aziz Şanlıurfalı kardeşlerim, aziz vatandaşlarım; bugün burada sadece bir şehirden değil bir ruhtan söz ediyoruz. Biz bu ruha "Urfa ruhu" diyoruz. Urfa ruhu, zulme sessiz kalmamaktır. Urfa ruhu, mazlumun yanında saf tutmaktır. Urfa ruhu; inancını, onurunu ve değerlerini pazarlık konusu yapmamaktır. Urfa ruhu dimdik duruştur, Urfa ruhu haktan yana duruştur; Urfa ruhu kardeşliktir, birliktir, beraberliktir; Kürt'üyle, Türkmen’iyle, Arap’ıyla Türk milletidir.
GAZZE KUŞATMA, FİLİSTİN İŞGAL ALTINDA; KUDÜS MAHZUN
Sevgili kardeşlerim; bugün sadece Türkiye değil İslam dünyası da ağır bir imtihandan geçmektedir. Gazze kuşatma altındadır, soykırım yapılmıştır. Filistin işgal altındadır, Kudüs mahzun bırakılmıştır. Gazze sadece bir yer değildir; Gazze, Kudüs bir mukaddesattır. Kudüs ilk kıblemizdir. Filistin davası bir siyaset değil; bir iman, bir vicdan ve bir adalet davasıdır. Bakmayın siz Türkiye'de bazı siyasetçilerin "Filistin'den bize ne, Filistin, Gazze bizim davamız değildir" diyenlere; imanı da yoksundur, vicdanı da yoksundur, adalet duygusu da yoksundur, insanlıktan da nasibini almamışlardır. Orta Doğu'yu, İslam coğrafyalarını, İslam beldelerini, İslam şehirlerini, İslam topraklarını kana bulayan düzenin adı bellidir: Emperyalizmdir, siyonizmdir. Büyük Birlik Partisi olarak, Alperenler olarak dünün değil bugünün de emperyalizmine ve siyonizmine karşıyız. Zalim kim olursa olsun onun tam karşısındayız; mazlum kim olursa olsun onun da sonuna kadar yanındayız. Bu dava bir parti davası değildir; bu bir ümmet ve insanlık davasıdır. İ'lây-ı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem davasıdır. Gazze için, Kudüs için, Filistin için, Doğu Türkistan için birlik olalım, kardeşlik olalım. Gelin, Büyük Birlik Partisi'nin bu onurlu ve vicdanlı, ilkeli duruşuna destek verin ki sesimiz daha gür ve daha güçlü çıksın.
BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ BUNLARA MÜSADE ETMEZDİ
Şimdi bize diyorlar ki: "Efendim siz de Cumhur İttifakı'ndasınız. Efendim işte bu asgari ücret niye böyle oluyor? Emekliye niye böyle düşük veriliyor? Ya da şurada niye yanlış yapılıyor?" Ben de diyorum ki, biraz önce söyledim: Evet, biz ittifak ortağıyız ama hükümet değiliz. Biz ittifakta kendi adımız ve amblemimizle seçime girdik, Büyük Birlik Partisi olarak. Seksen bir ilin tamamında kendi adaylarımızla girdik ama vatandaşımız bizi Meclise göndermedi, güçlü bir grupla Mecliste yer almamıza onaylamadı. Eğer şayet biz bugün Mecliste bir grupla yer almış olsaydık işte bu şikâyetlerinizin pek çoğunun önüne geçerdik, bunlara müsaade etmezdik. Çünkü geçmişte bunu yaptı Büyük Birlik Partisi. Bakın, hafızayı beşer değil mi; nisyanla maluldür, unutur. Ama ben size bir hatırlatma yapayım ve buradan bütün Türkiye'ye bir hatırlatma yapayım: Büyük Birlik grupla Mecliste olduğunda ne yapmış? Doksan altı Refahyol dönemi... Rahmetli Muhsin Başkan, cennetmekân; Allah rahmetiyle muamele eylesin, mekânı cennet, makamı âli olsun inşallah. Şimdi sekiz milletvekilimizin desteğiyle Refahyol hükümeti kuruldu ve merhum Necmeddin Erbakan Hoca başbakan oldu. Fakat asker rahatsız, sözde laikçi çevreler rahatsız, sermaye grupları rahatsız, din karşıtları rahatsız... Ve biraz olsun bu askerin baskısını kırmak ya da darbe endişesinden dolayı diyelim, Erbakan Hoca tuttu, aynen böyle zam dönemi, ocak dönemi; tuttu askere yüzde yüz zam yaptı. Memura, diğer memura da yüzde elli zam yaptı. Onun üzerine rahmetli Muhsin Başkan çıktı dedi ki: "Ya bu zammı bütün memurlara eşit adil yaparsınız ya da ben hükümetten desteğimi çekerim ve hükümet düşer." dedi. "Size bir hafta süre." dedi. Açın arşivlere bakın. Bunlar önce ciddiye almadılar, "Nasıl olsa desteğini çekmez." dediler. Son gün geldi, Muhsin Başkan çıktı yine böyle kameraların önüne dedi ki: "Bakın bu akşam son. Eğer bu gece bunu açıklamazsanız yarın Meclise gideceğim, gensoru vereceğim ve hükümeti düşüreceğim." dedi. Bunun üzerine hükümet açıklama yaptı ve zam herkese eşit ve adil olarak yüzde yüze çıkarıldı. İşte o günkü imkân vardı ve Büyük Birlik Partisi bunu milletinin, emeklisinin, memurunun, işçisinin yanında kullandı. Bugün de millet bize böyle bir yetki verseydi, güç verseydi işte emekli maaşı da böyle olmazdı, asgari ücret de böyle olmazdı. Yeter ki biz sizden güç alalım. Sizden alacağımız gücü sizin için yani milletimiz için kullanacağımızdan zerre kadar şüpheniz olmasın; çünkü geçmişimiz bugünümüzün ve geleceğimizin teminatıdır.
BÜYÜK BİRLİK BELEDİYECİLİĞİ
Bugün Sivas başta olmak üzere kazandığımız tüm belediyelerde işler adaletle, eşitlikle yürümektedir ve başarılı bir şekilde yürümektedir. Bizde olan belediyelerin tamamında vatandaş memnuniyeti yüzde yetmişlerin üzerindedir; çünkü hiçbir haksızlığa müsaade edilmez ve devletin hazinesi yetim malıdır, asla el uzatılmaz. Evet, onun için diyoruz ki Urfa; yani aslında Türkiye ayağa kalkarsa bu ses ta Gazze'ye ulaşır, ta Doğu Türkistan'a ulaşır, Kudüs'e de ulaşır. Başkasına benzemek uğruna aileyi zayıflatmayacağız. Modernleşme adı altında neslimizi yıpratan hiçbir anlayışı kabul etmeyeceğiz. Çünkü güçlü bir gelecek güçlü aileyle ve sağlam imanla kurulur; değerlerine sahip çıkan milletler ayakta kalır, değerlerine sahip çıkmayanlar da tarihin çöplüğünde yerini alır.
Allah'ın izniyle geleceğe güçlü bir şekilde yürüyeceğiz. Büyük Birlik Partisi hakkı söylemeyi bir görev bilmektedir. Büyük Birlik Partisi doğrudan ayrılmadan yoluna kararlılıkla devam eden iman erlerinin partisidir. Büyük Birlik Partisi inandığı değerlerin arkasında duran Alperenlerin partisidir. Biz millet için siyaset yapar, millet için çalışır, millet için konuşur ve millet için yürürüz. Allah Cenab-ı Hak birliğimizi daim eylesin, şehitlerimize rahmet olsun. Şanlıurfamızın ve Türkiye'mizin yolu açık olsun.
ŞEHİT MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN DOĞUM VE ŞEHADET GÜNÜ
Kıymetli kardeşlerim; 31 Ocak rahmetli Muhsin Başkanın doğum günüdür, hepinizin bildiği gibi 25 Mart da şehadet günüdür. İşte bu son doğum gününde yapılan bir lokma hayrı neticesinde Sivas İl Başkanımız, hayır sonrası namaz için girdiği camide, öğle namazı için girdiği camide maalesef rahatsızlanmış; daha sonra hastaneye kaldırılmış ve tüm müdahalelere rağmen de kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Ahmet Bolat kardeşimi bir kez daha rahmetle ve şükranla yâd ediyorum. Bu vesileyle tüm il başkanlarımıza, tüm ilçe başkanlarımıza, kadın kolları mensubu kardeşlerimize, Alperen gençlerimize, kurulduğumuzdan bugüne kadar hizmet eden herkese şükranlarımı sunuyorum. Hayatını kaybedenlere de Allah'tan rahmet diliyorum.
İL BAŞKANIMIZ SABRİ ÇAVCI’YA BAŞARI DİLEKLERİ
Şanlıurfa'da da Büyük Birlik Partisi kurulduğu günden bugüne kadar hep güçlü bir şekilde var olmuştur ve bundan sonra da Allah'ın izniyle var olmaya devam edecektir. Sabri Çavcı kardeşimiz, il başkanımız; ailesi çünkü ailece bu işe sarılmaktadır. Başta olmak üzere tüm ilçe başkanlarımıza, tüm kadın kolları yöneticilerimize, Alperen Ocakları'nda görev yapan kardeşlerimize, üyelerimize ve bu salonu dolduran siz kıymetli kardeşlerime, misafirlerimize de şahsım ve camiam adına şükranlarımı sunuyorum. İki hafta önce yaptırdığımız, Türkiye geneli yaptırdığımız anket çalışmasında Büyük Birlik Partisi'nin oyu 5,5 olarak çıkmış; Şanlıurfa oyu ise 6,5 olarak çıkmıştır. Şanlıurfa'ya bu sebeple de ayrıca teşekkür ediyorum. Yani bu sonuç şunu göstermektedir: Teşkilatımız iyi çalışırsa, ilçelerimiz iyi çalışırsa, her bir üyemiz bir teşkilat mensubu şuuruyla çalışırsa bu 6,5 çok rahat bir şekilde yüzde onların da üzerine çıkacak ve ilk seçimde Büyük Birlik Partisi Şanlıurfa'dan sadece bir değil en az iki milletvekiliyle seçilme imkânı bulacaktır.
Sivas İl Başkanımız merhum Ahmet Polat'ı uğurladık
ÖNCEKİ HABER
Büyük Birlik Partisi MKYK Üyesi Hakan Ayantaş'ın acı günü