Yükleniyor...
7 Ekim 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

“KKTC dış politika dosyası değil, millî güvenlik meselesidir”

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, haftalık olağan basın toplantısında Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik ağırlığına dikkat çekti, Kıbrıs’ın bu denklemin merkezinde bulunduğunu hatırlatarak, “Kıbrıs asla ihmal edilemez. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliği ve siyasi varlığı, Türkiye açısından sıradan bir dış politika dosyası değil, doğrudan doğruya bir millî güvenlik meselesidir.” dedi. Sayın Destici, “Yunan’ın burnumuzun dibindeki adada ne işi vardır?” diye sordu. “KKTC dış politika dosyası değil, millî güvenlik meselesidir”

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’nin açıklamaları şu şekilde:

“Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, kıymetli misafirlerimiz, kıymetli vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyor, basın toplantımızın hayırlara vesile olması niyazımla “Hoş geldiniz, şeref verdiniz.”

ANKARA PURSAKLAR’DA ŞEHİT OLAN POLİS MEMURU

Üzgünüz. Dün akşam saat 23.00 sıralarında Ankara Pursaklar'da uygulama gerçekleştirdikleri sırada silahlı saldırıya uğrayan polis memurumuz Ahmet Türkoğlu'nun şehit olduğunu üzülerek öğrendik.

Öncelikle şehidimize Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun. Başta aile efradı, yakınları olmak üzere tüm emniyet teşkilatımızın, polis kardeşlerimizin başı sağolsun. Cenab-ı Hak sabır versin inşallah.

Ve yine yüce Allah tüm polis kardeşlerimizi her türlü saldırılardan, kazalardan emin eylesin, muhafaza eylesin inşallah. Bugün ikindi namazını müteakip defnedilecek inşallah. Biz de teşkilatımızla birlikte orada olacağız ve hep birlikte dualarla, tekbirlerle kendisini yüce Yaradan'a uğurlayacağız.

TRT ÇALIŞANI RECEP LEVENT ÖZTÜRK İÇİN TAZİYE

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; bir üzücü haber de TRT’mizin kıymetli personellerinden Recep Levent Öztürk'ten geldi. Kardeşimiz, TRT çalışanımız maalesef dün hayatını kaybetti.

Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Ailesine, sevdiklerine, tüm TRT camiamıza da başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum. Cenab-ı Hak mekânını cennet eylesin inşallah.

MUSTAFA PEHLİVANOĞLU’NUN ŞEHADETİNİN 46. YIL DÖNÜMÜ

Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; bugün 7 Ekim. 7 Ekim 1980'de, bundan tam 46 sene önce, ülkücü hareketin değerli dava adamlarından Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül mahkemelerinin, cuntanın verdiği haksız bir kararla idam edildi.

Diğer tüm haksız idam edilenlerle birlikte, ülkücü şehitlerimizle birlikte Mustafa Pehlivanoğlu ağabeyimizi de şehadetinin 46. yıl dönümünde rahmetle ve şükranla yâd ediyorum. Mekânı cennet olsun, makamı âli olsun.

Bir kez daha ailesine, geride kalanlarına ve Türk milliyetçilerine, Ülkücü camiaya başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum. Hepimizin başı sağ olsun inşallah diyorum.

6-8 EKİM OLAYLARI VE YASİN BÖRÜ

Kıymetli kardeşlerim, maalesef acılarımız çok. Bugün yine 6-8 Ekim olaylarının yıl dönümü. Aradan 12 yıl geçti. Ama şehit Yasin Börü'yü ve onunla birlikte hayatını kaybeden ikisi polis, 37 masum insanı da unutmuş değiliz. Onları da rahmetle yâd ediyoruz. Onların da ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.

Tabii bu 37 kişinin ölümüne sebep olan, en başta PKK'lılara, PKK sempatizanlarına sokağa çıkma çağrısı yapan biliyorsunuz o dönemin HDP eş genel başkanı, şu anda cezaevinde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş'tı.

Bazıları hâlâ güzelleme yapmaya devam ediyorlar. Ama biz burada çok açık ve netiz. O çağrıyı Selahattin Demirtaş yapmıştı ve onun çağrısı neticesinde 37 kişi hayatını kaybetti. Onun için 37 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan birisinin elbette ki yasalar hangi cezayı öngörmüşse ki o cezaya çarptırıldı ve o cezasını da bir gün bile eksiksiz çekmesi gerekir diye düşünüyorum.

Ha o ceza bu canları geri getirir mi? Getirmez. Ama en azından yürekleri soğutur ve en azından yapanın yanına da kâr kalmamış olur. Bu cinayetlerin müsebbiplerinin, bu cinayetlere sebep olanların asla ve asla Türkiye'de ve Türk siyasetinde yeri yoktur ve olmamalıdır.

7 EKİM, GAZZE SALDIRILARI VE İSRAİL

Kıymetli kardeşlerim bugün 7 Ekim. Evet, 3 yıl önce biliyorsunuz İsrail'in Gazze'ye saldırılarını meşrulaştıran saldırılar gerçekleşmişti. Daha sonra birçok haber oldu bununla ilgili. Yani İsrail Başbakanı katil Netanyahu'nun bu saldırıdan haberi olduğu, çeşitli ülke istihbaratlarının kendisine bu saldırıyı haber verdiği ama buna rağmen göz yumdukları.

Niye? Gazze'de gerçekleştirecekleri soykırım ve işgale bir ne lazımdı? Sebep lazımdı. Onun için buna göz yumdular ve ondan sonra yüz bine yakın insanı soykırıma tabi tutarak katlettiler. Öncelikle bu katliamları ve soykırımı bir kez daha şahsım, Büyük Birlik camiası adına şiddetle lanetliyorum ve kınıyorum.

GAZZE’DE ÇOCUKLAR, KADINLAR VE SİVİLLER

Bakın, İnsan Hakları Koruma Merkezinin verilerine göre, ondan hazırladığı rapora göre bu süreçte toplam 21 bin 745 çocuk hayatını kaybederek savaşın en büyük kurbanı oldu. Çocuklar oldu. Yine kadınlar oldu. En az bu kadar da kadın hayatını kaybetti.

Korkunç bilançonun arkasında binden fazlası bir yaşını doldurmamış bebeklerden, 293'ü ise yeni doğanlardan, daha birkaç günlük bebeklerden bahsediyoruz. Onun için Netanyahu soykırımcı katil olduğu kadar aynı zamanda da bebek katilidir. Çocuk katilidir, kadın katilidir, sivil katil, sivillerin katilidir ve tartışmasız soykırımcıdır.

Şu anda 300 bini aşkın çocuk Gazze'de yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya kalırken 123 çocuk, tam 123 çocuk açlıktan hayatını kaybetti. Ne kadar acı bir durum değil mi? Ne acı bir imtihan.

Sağlık durumu ve temel ihtiyaçlara erişim konusunda yaşanan kriz, Gazze'deki çocuk nüfusunu sistematik bir şekilde tüketiyor. Zaten İsraillerin bakışı ne? Çocuk, kadın fark etmez diyor. Yani Filistinli Filistinlidir, hepsini öldüreceksin, hiçbirisi yaşamayacak diyor. Masummuş, sivilmiş, kadınmış, çocukmuş buna bakmıyor.

Öte yandan yaralanan çocuk sayısı da ürkütücü boyutlarda. Raporda 46.000 çocuğun yaralandığı belirtilirken bunlardan 11.000'inin ampüte edilmek zorunda kaldığı ve bundan sonraki hayatını engelli bir şekilde yaşayacağı bildiriliyor.

TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ OLMASI VE SAVUNMA SANAYİİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; bunun için birlik olmak zorundayız, Türkiye olarak güçlü olmak zorundayız. Güçlü olmadığımız zaman haklı olmamızın hiçbir anlamı kalmıyor.

Onun için başta savunma sanayiinde yapılan yatırımlar olmak üzere devletimizin, hükûmetimizin Türkiye'nin güçlenmesi noktasında attığı her adımı destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz.

OKULLARDA SALDIRILAR VE GENÇLER

Kıymetli kardeşlerim, maalesef son dönemlerde okullarımızda saldırılar artmaya başladı. Ve bu saldırılar çoğunlukla yine öğrenciler tarafından gerçekleştiriliyor. Gençler tarafından gerçekleştiriyor. Bunun sebeplerinin önce iyi araştırılması ve önleyici tedbirlerin alınması gerekiyor.

Sokaklardaki çeteleşmenin, sosyal medya ve sanal medyada bunların görüntülerinin, propagandalarının bu saldırılarda çok etkin olduğunu görüyoruz. Burada başta görev ailelerimize düşüyor. Çocukları mutlaka takip etmek gerekiyor.

Neyle uğraşıyorlar? İnternette hangi sitelere giriyorlar? Kimleri takip ediyorlar? Kimlere özeniyorlar? Aileler bunları takip etmeli. Bunlar çocuğun özgürlüğünü kısıtlayıcı şeyler değil. Çocuğu koruyucu şeyler ve hayata hazırlayan uygulamalardır.

AİLE, OKUL VE ÇOCUKLARIN KORUNMASI

Ama maalesef geçmiş yıllarda işte “çocuğa karışamazsın”, ailesine biliyorsun böyle baskılar vardı. Çocuk kendi kararını kendi verir. Çocuk belli bir yaşa kadar kendi kararını kendi veremez.

Önce bir doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma yaşına ve bilgisine ulaşacak. Onun için o döneme kadar çocuk ailelerin koruması altındadır. Okulda okul yöneticilerinin ve öğretmenlerinin koruması altındadır.

Ondan sonra da yine aile çocukla diyaloğunu kesmemeli ve ta ki kendi işini kurup, evlenip, büyüyüp efendim, çoluk çocuğa karışana kadar, belli bir yaşın üstüne geldiği kadar, artık iyice, net bir şekilde iyiyi, kötülüğüden, yanlışı doğrudan ayıracak tecrübeye eriştiği zaman evlat kendi kararlarını verebilir.

Orada bile çocuklara da, evlatlara da, gençlere de şöyle seslenmemiz gerekir: Hangi yaşa gelirseniz gelin, mutlaka annenizle, babanızla, büyüklerinizle ve öğretmenlerinizle istişare edin işlerinizi yaparken. Onlara danışın, onların fikirlerini alın.

BAŞAKŞEHİR’DE OKULDA BIÇAKLI SALDIRI

Bakın, İstanbul Başakşehir’de bir ortaokulda 15 yaşındaki kız çocuğu, hiç sebepsiz masum çocuklara bıçaklı saldırı gerçekleştirdi. Ve 10 yaşında masum bir yavrucak hayatını kaybetti. Ne kadar acı bir durum. Kendisi için, ailesi için... Şu anda gözlerimin önüne getirmeye çalışıyorum; ne kadar, değil mi yani, vicdanımızı ne kadar yaralıyor, ne kadar üzüyor. Hepimiz evlat sahibiyiz. Allah kimsenin başına vermesin, hiçbir evladın başına gelmesin.

Yavrumuz cennete gitti, küçücük bir çocuk. Allah anasına, babasına, ailesine, arkadaşlarına, okul yönetimine, öğretmenlerine sabır versin. Onlara başsağlığı ve taziye dileklerimizi iletiyoruz. Tabii yaralanan yedi yavrumuz daha var. Onlara da Cenab-ı Hak’tan acil şifalar niyaz ediyoruz.

OKULLARDA GÜVENLİK VE ÖNLEYİCİ TEDBİRLER

Tabii bir daha böyle saldırıların olmaması için de okullarımızın artık gerekirse teyakkuz hâlinde olması gerekiyor. Tedbiri elden bırakmaması gerekiyor. “Bizim burada bir şey olmaz.” dememesi gerekiyor. Okullardaki rehber öğretmenlerin, idarecilerin sorumluluğu büyük.

Dolayısıyla da inşallah tekrarı yaşanmaz, benzeri yaşanmaz diyoruz. Tekrar geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; tabii burada bunları ifade ederken bir kez daha şu hatırlatmayı da yapmamız gerekiyor: Okullarda güvenlik ve öğretmenlerimizin çalışma şartları mutlaka ama mutlaka iyileştirilmelidir.

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR VE ÇETELEŞMEYLE MÜCADELE

Suça sürüklenen çocuklar, uyuşturucu ve çeteleşmeyle mücadele amansız, apansız bir şekilde devam etmeli. Asla ve kat’a müsamaha gösterilmemelidir. Asla ve kat’a. Müsamaha gösterirseniz sonuçları size bu tür okul saldırıları olarak döner. Sokaklarda insanların kafasına sıkma olarak döner. Sokaklarımızı tehdit eder. Vatandaşımızın huzur içinde yaşayacağı şehirler kalmaz, sokaklar kalmaz, mahalleler kalmaz.

Onun için kanunlarımız da çok sert olmalı. Uygulamalar da o kanunları bire bir yerine getirmelidir. Asla müsamaha gösterilmemelidir.

FON VURGUNU VE YATIRIMCILARIN ZARARI

Kıymetli kardeşlerim, bir fon vurgunu var biliyorsunuz İstanbul Borsası üzerinden. Bu olay açığa çıktıktan beri hemen hemen her basın toplantımızda, her programımızda, her fırsatta konuştuk ve konuşuyoruz.

Kısaca bir kere daha şunları ifade etmek istiyorum: Öncelikle bu vurgunu kim gerçekleştirmişse eksiksiz ortaya çıkarılmalı ve en ağırından hak ettiği cezayı almalıdır. Türk milleti bu kadar kolay dolandırılamamalı arkadaşlar. Bu kadar kolay soyulamamalı.

Bu işte sorumlu olanlar kimse, sadece vurgunu yapanlar değil, sorumluluğu olanlar kimse, hangi kurum, hangi kurumun başkanı, yöneticileri ise onlar da en az vurgun yapanlar kadar mesuldür ve onlardan da hesabı sorulmalı. Gerçek yatırımcıların zararı elbette tazmin edilmelidir.

Bu tazmin, vurgunculardan ve vurguna göz yumanlardan tahsil edilerek gerçek yatırımcının, doğru yatırımcının zararı tazmin edilmelidir. Yasal boşluklar varsa, bu yasal boşluklardan faydalanmışlarsa ki cuma günü AK Parti’nin on maddelik bir yasa teklifi vereceğini, hazırlık içinde olduğunu duyduk. Bu yasal boşluklar da mutlaka giderilmeli ve tekrarı katiyen yaşanmamalıdır.

DOĞU AKDENİZ’DE YENİ GÜVENLİK DENKLEMİ

Değerli dava arkadaşlarım, kıymetli vatandaşlarım; bugün son olarak dikkat çekmek istediğimiz önemli bir başlık var, o da Doğu Akdeniz’de giderek şekillenen yeni güvenlik ve iş birliği denklemidir.

1 Ekim’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde düzenlenen askerî geçitte ABD, İngiltere, Fransa ve Mısır’ın askerî unsurlarının yer alması, Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki askerî iş birliğinin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle geliştirdiği savunma ilişkilerinin geldiği noktayı göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir.

Elbette bütün bu gelişmeleri doğrudan Türkiye’ye karşı kurulmuş bir askerî ittifak olarak peşinden nitelendiremeyiz. Ancak Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin güvenlik, enerji ve deniz yetki alanlarını doğrudan ilgilendiren çok taraflı bir ağın giderek güçlendiğini de görmezden gelemeyiz.

DOĞU AKDENİZ’İN STRATEJİK ÖNEMİ

Değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarım; mesele yalnızca bugün yaşanan gelişmeler değildir. Asıl mesele, yarının güvenlik mimarisinin bugünden kuruluyor olmasıdır. Doğu Akdeniz artık yalnızca enerji kaynaklarının veya deniz yetki alanlarının tartışıldığı bir bölge değildir. Aynı zamanda askerî üslerin, enerji hatlarının, ticaret yollarının ve bölgesel güç dengelerinin şekillendiği stratejik bir saha ve alandır.

Türkiye’nin elbette önemli güç unsurları vardır. Güçlü donanmamız, Mavi Vatan yaklaşımımız, sondaj ve araştırma kapasitemiz, Libya’yla yaptığımız deniz yetki alanları mutabakatı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki vazgeçilmez askerî varlığımız bunların başlıcalarıdır.

Fakat bugünün jeopolitiğinde askerî güç kadar diplomatik ve ekonomik durum da gücünüz de önemlidir, çevreniz de önemlidir. Bu nedenle Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yalnızca gelişmelere cevap veren değil, gelişmeleri önceden okuyup kendi denklemini kuran bir stratejiyi güçlendirmeye de ihtiyacı vardır. Ki bunu Türkiye yapmaya gayret etmektedir.

EGE, AKDENİZ VE KIBRIS HATTI

Değerli basın mensupları, kıymetli kardeşlerim, kıymetli misafirlerimiz; Suriye, Irak ve Gazze elbette Türkiye açısından hayati meselelerdir. Ancak Orta Doğu’daki sıcak gündem; Ege, Akdeniz, Kıbrıs hattındaki gelişmelerin ikinci plana itilmesine asla sebep olmamalıdır, yol açmamalıdır. Çünkü jeopolitikte yalnızca kriz çıktığında harekete geçmek yeterli olmaz. Kriz çıkmadan kurulan denklemleri de görmek gerekiyor.

Türkiye, Doğu Akdeniz politikasını bütüncül bir stratejiyle güçlendirmelidir ve elbette güçlendirecektir. Mısır’la ilişkilerimiz, Libya politikamız, Avrupa’nın enerji güvenliği, bölgesel enerji projeleri ve Kıbrıs meselesi birbirinden kopuk başlıklar olarak görülemez ve değerlendirilemez. Bunların tamamı Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik ağırlığıyla doğrudan ilgilidir.

Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs bu denklemin merkezindedir. Onun için Kıbrıs asla ihmal edilemez. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliği ve siyasi varlığı, Türkiye açısından sıradan bir dış politika dosyası değil, doğrudan doğruya bir millî güvenlik meselesidir.

TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL POLİTİKASI

Türkiye elbette burada gerilim arayan değil; haklarını bilen, diplomasiyi kullanan, gerektiğinde caydırıcılığını ortaya koyan ve bölgesel denklemlerin dışında kalmayan bir politika izlemektedir. Ve doğrusu da budur.

Kıymetli kardeşlerim, bizim çağrımız daha fazla gerilim değil, daha fazla hazırlıktır. Daha fazla slogan değil, daha fazla devlet aklıdır. Daha fazla savunma refleksi değil, daha fazla stratejik inisiyatiftir.

Türkiye, başkalarının kurduğu Doğu Akdeniz denkleminde kendisine ayrılan yeri kabul etmek zorunda değildir. Adalardaki statüyü de kabul etmek zorunda değildir. Burnumuzun dibinde Yunan adasının ne işi vardır? Ya da Yunan’ın burnumuzun dibindeki adada ne işi vardır? Esas soru budur.

DOĞU AKDENİZ’DE STRATEJİK BOŞLUK UYARISI

Türkiye bu coğrafyanın asla seyircisi değildir ve olmayacaktır. Kendi güvenliğini, kendi haklarını ve kendi geleceğini ilgilendiren denklemlerin dışında kalmayı da asla kabul etmez ve etmeyecektir ve etmemelidir.

Biz Büyük Birlik Partisi olarak Türkiye’nin Ege, Akdeniz, Kıbrıs hattında daha aktif, daha bütüncül ve daha proaktif bir strateji izlemesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü tüm hasım ülkelerin strateji ve siyaset ürettiği bir merkez hâline gelen Doğu Akdeniz’de, özelde Kıbrıs’ta stratejik boşluklar asla ve kat’a kabul edilemez. O bize kaybettirir.

Türkiye’nin yapması gereken, başkalarının attığı adımlara sadece tepki vermek değil; kendi denklemini kurmak, kendi çıkar alanlarını takip etmek ve kendi geleceğine ilişkin stratejiyi kendi iradesiyle belirlemektir ki Türkiye’nin buna gücü de kudreti de vardır evelallah.

Türkiye’nin içinde olmadığı hiçbir denkleme müsaade edilmemeli. Türkiye’nin dışında kurulan hiçbir denkleme de Türkiye fırsat vermemeli.”

Galeri