Yükleniyor...
21 Ekim 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Destici: AB'nin tepkisinin kıymetiharbiyesi yoktur

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması'nın Libya Meclisince onaylamasına AB'den gelen tepkilere yanıt verdi. Sayın Mustafa Destici, Yunanistan'ın İsrail'le benzer anlaşma imzaladığında AB'nin tepki göstermediğini hatırlatarak, "Türkiye ne Avrupa Birliği'nden gelen bu eleştirilere ne de Yunanistan'ın açıklamalarına taviz verecek, geri adım atacak bir ülke değildir. Türkiye kendi egemenlik haklarını kendi gücüyle koruyacak kudrete de sahiptir." dedi. Sayın Destici: AB'nin tepkisinin kıymetiharbiyesi yoktur

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, haftalık olağan basın toplantısında Türkiye ve dünya gündeminde öne çıkan konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sayın Genel Başkanımız, "Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması'nın Libya Meclisi tarafından onaylanması" ve "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" üzerine partimizin görüşlerini açıkladı. İki önemli anlaşmayı millî menfaatler yönüyle değerlendiren Sayın Genel Başkanımız, partimizin özellikle Mekke Ortak Savunma Anlaşması üzerindeki çekincelerini dile getirdi. Sayın Genel Başkanımızın değerlendirme ve açıklamaları şöyle:

"Basın mensupları, değerli misafirlerimiz, değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; öncelikle sizleri sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.

Bir haftalık olağan basın toplantımızın daha hayırlı olması dileğimle salonda bulunan kardeşlerime hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Bugün de aramızda değerli, kıymetli misafirlerimiz var. Bunların başında da Engelli Emeklilik Dayanışma Derneği Başkanı Nazlı Pınar Tetik Hanımefendi ve diğer yönetim kurulu üyeleri Faruk Kösoğlu, Gülistan Ceyiz Çotur ve Hicran Öztürk Işık aramızda. Onlara da hasreten “Hoş geldiniz, şeref verdiniz.” diyorum.

DAĞLICA ŞEHİTLERİ VE TERÖRLE MÜCADELE

Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları, değerli vatandaşlarım; biliyorsunuz 40 yıldan fazla bir süre terörle etkin bir mücadele gerçekleştirdik. Bu mücadele dönemi içerisinde maalesef binlerce şehidimiz oldu. PKK terör örgütünün kahpe ve kanlı pusularında can veren kahramanlarımız oldu.

21 Ekim 2007'de Hakkâri Dağlıca'da hain ve kahpe terör örgütü PKK'nın saldırısı sonucu şehit olan 12 kahraman Mehmetçiğimizi, aslanımızı diğer şehitlerimizle birlikte bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun inşallah diyorum.

Tabii burada şunu da ifade etmek istiyoruz: Bugün ülkemiz teröre teslim olmamışsa, emperyalist ülkeler ülkemiz üzerindeki emellerini gerçekleştirememişse bunu en çok da bu kahraman şehitlerimize ve gazilerimize borçluyuz. Ne olursa olsun onları asla unutmadık ve unutmayacağız.

Onların geride bıraktığı aile efradını da tıpkı şehitlerimiz gibi saygıyla anacak ve onların her derdinde yanlarında olma gayretinde bulunacağız. Devletimiz de milletimiz de elhamdülillah bu sorumluluktadır. Ve bu sorumluluk Allah'ın izniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti var olduğu sürece, Türk milleti var olduğu sürece de devam edecektir.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ VE PKK’NIN SİLAH BIRAKMASI

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da teröre, teröriste ve onların arkasındaki emperyalist, siyonist, küresel güçlere de taviz vermeyecektir.

Bir süreç yürütülmektedir. Başında söylendiği gibi şartsız, pazarlıksız ve müzakeresiz bir süreç yürütülecektir. Yine şartsız, pazarlıksız bir şekilde PKK terör örgütü silahını bırakacaktır. Kendini feshedecektir. Bunun başka yolu da yoktur.

Şimdi bakıyoruz, Kandil'deki sözcüleri, DEM Parti sözcüleri birtakım şartlardan bahsetmektedir. Onlar sadece onların kendi zırvalamalarından başka bir şey değildir. Bu millet ne kimliğinden taviz verir, ne dilinden taviz verir, ne bayrağından taviz verir, ne bütünlüğünden taviz verir ne de birliğinden taviz verir. Herkes bunu aklına koysun.

21 EKİM DÜNYA GAZETECİLER GÜNÜ

Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; bugün 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü. Türk basın tarihimizin dönüm noktalarından Tercümân-ı Ahvâl'in 1860 yılında yayın hayatına başlamasının yıl dönümü vesilesiyle anılan 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü'nü de ben yürekten kutluyorum.

Zor şartlar altında, çoğu zaman mesai mefhumu gözetmeden görev yapan, milletimizin haber alma hakkı için emek veren tüm gazetecilerimize ve basın çalışanlarımıza hayırlı ve başarılı çalışmalar dilerken tümünün 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü'nü de içtenlikle kutladığımı buradan ifade etmek istiyorum. Bütün gazetecilerimizin 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü kutlu olsun inşallah diyorum.

TÜRKİYE-LİBYA DENİZ YETKİ ALANLARI ANLAŞMASI

Değerli arkadaşlar, kıymetli vatandaşlarım; Türkiye'yle Libya, biliyorsunuz, deniz yetki alanları anlaşmasını daha önceden imzalamıştı. Tabii bu anlaşmalar süreli oluyor. Ve Libya Meclisi bu anlaşmayı tekrar imzalayarak kabul ederek onayladı.

Öncelikle hem Gazi Meclisimize hem Libya Meclisine bu anlaşmayı imzalamalarından dolayı şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına şükranlarımızı sunuyoruz.

Tabii biz bu kadar memnuniyet ifade ederken ülkemiz içindeki bölücü unsurların temsilcileri de tıpkı Yunanistan gibi düşünüyor. Yunanistan bu anlaşmadan ne kadar rahatsızsa DEM Parti de o kadar rahatsız, TİP de o kadar rahatsız. Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen ne kadar rahatsızsa onlar da o kadar rahatsız. Ama onların rahatsız olması sonucu değiştirmez.

AKDENİZ’DE TÜRKİYE’NİN VARLIĞI VE YUNANİSTAN’IN TEPKİSİ

Bu anlaşma, Türkiye'nin Akdeniz'deki varlığının hem askerî hem ekonomik anlamda yapacağı çalışmaların, atacağı adımların en önemli güvencelerinden birisi olmuştur. Ve bu ve buna benzer anlaşmaları Akdeniz ülkelerinin tamamıyla, tabii ki terörist İsrail'i bunun dışında tutarak yapma noktasında Türkiye'nin gayretleri olduğunu biliyoruz.

Türkiye bu anlaşmaları bir saldırganlık niyetiyle yapmamaktadır. Türkiye bu anlaşmaları yaparken hem kendi güvenliğini öne koymakta hem aynı zamanda Libya gibi kardeş ülkelerin güvenliğini ve bütünlüğünü de öncelemektedir.

Yunanistan'ın rahatsızlığını anlıyoruz. Çünkü Yunanistan ne Ege'deki emellerinden ne Akdeniz'deki emellerinden ne de Türkiye'nin Ege bölgesi üzerindeki emellerinden vazgeçmiş değildir. Kendisi İsrail'le benzer anlaşmalar yapma konusunda hiç de geri durmamaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN TEPKİSİNE YANIT

Avrupa Birliği bize gösterdiği tepkiyi İsrail'le Yunanistan arasındaki benzer anlaşmalar imzalandığında göstermiş midir? Göstermemiştir. Üstelik bir Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan, soykırım yapan bir ülkeyle benzer anlaşmalar imzalamıştır.

Ona sessiz kalanların bugün Türkiye-Libya deniz yetki alanları anlaşmasına verdiği tepki, bu itibarla da bizim nezdimizde hiçbir kıymetiharbiyesi olmayan sözler içermektedir.

Türkiye ne Avrupa Birliği'nden gelen bu eleştirilere ne de Yunanistan'ın açıklamalarına taviz verecek bir ülkedir. Ya da bunlardan dolayı geri adım atacak da bir ülke değildir. Türkiye kendi egemenlik haklarını kendi gücüyle koruyacak kudrete de sahiptir evelallah.

İçin tekrar Türkiye-Libya deniz yetki alanları anlaşmasının her iki ülke açısından hayırlı olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyor. Bir kez daha hem ülkemizin hem de Libya'nın devlet yetkililerine ve Mecliste “evet” oyu veren temsilcilerine de teşekkür ediyoruz.

TÜRK KIZILAY KANUN TEKLİFİ VE YATIRIM FONLARI

Değerli basın mensupları, kıymetli kardeşlerim; Türkiye Büyük Millet Meclisinde, biliyorsunuz, Türk Kızılay'la ilgili bir kanun teklifi vardı. Fakat tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonları hakkındaki kanun teklifi öne alınarak Kızılay'la ilgili olan teklif ötelendi.

Bu da neyi gösteriyor? Meselenin vehametinin ve aciliyetinin bir açık göstergesi olarak bunu görüyoruz, böyle okuyoruz ve böyle değerlendiriyoruz.

KIZILAY DÜZENLEMESİ VE FON VURGUNU MESELESİ

Kıymetli kardeşlerim, insani değerlerimizin ve merhametimizin sembolü olan Kızılay gibi köklü bir kurumumuzun düzenlemesinin durdurulup bu fon vurgunu meselesinin öne alınması, devletimizin ve milletimizin ne denli büyük ve karanlık bir finansal tuzakla karşı karşıya olduğunu da gözler önüne sermiştir.

Büyük Birlik Partisi olarak açıkça ifade ediyoruz ki milletimizin alın terini, helal birikimini süslü vaatler ve fon kılıfları altında gasp eden hiçbir yapıya, saadet zincirine ve bunların arkasındaki bürokratik veya siyasi uzantılara asla müsamaha gösterilmemelidir. Finansal sistemin denetimindeki zafiyetlerden beslenen bu haramzade anlayış, yalnızca vatandaşımızın cebine değil, doğrudan doğruya devletimizin itibarına ve kamu düzenine de kastetmiştir.

HESAP SORULMASI VE ADALET TALEBİ

Beytülmale uzanan kirli eller mutlaka ama mutlaka hesap vermelidir. Sadece failler değil, denetim görevini ihmal edenler, süreci bilerek veya bilmeyerek kolaylaştıranlar da aynı şekilde sorumludurlar. Şüphesiz ki tüyü bitmemiş yetim hakkının öte dünyada mutlak bir karşılığı ve ilahi bir hesabı olacaktır. Ancak bu dünyada da karşılığı son derece ağır olmalı, hukuki bedel neyse bu cürmü işleyenlere mutlaka ama mutlaka misliyle ödetilmelidir.

Yüce Meclisimizin bu konuyu öncelikli gündem maddesi yapmasını olumlu bulmakla birlikte uyarılarımızı da en net şekilde yapıyoruz. Süreç, alelacele yapılan tasfiye düzenlemeleriyle konunun kapatıldığı, faillerin ve ihmali olan denetçilerin halının altına süpürüldüğü bir aklama mekanizmasına asla dönüştürülmemelidir.

Kanun teklifinin öne çekilmesiyle ortaya konan irade, olayın sonuna kadar üzerine gidilmesi, kaybolan tek bir kuruşun dahi izinin sürülerek mağduriyetlerin eksiksiz giderilmesi ve sorumluların yargı önünde en ağır cezayı almasıyla anlam kazanacaktır.

Aziz milletimizin hakkını korumak devletin öncelikli görevidir. Devletin imkânlarını ve vatandaşın güvenini suistimal edenlerin, finansal katakullilerle halkın birikimini buharlaştıranların yakasına yapışılmalı ve mutlaka ama mutlaka bırakılmadan bedeli ödetilmelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde işletilen bu sürecin göstermelik bir prosedür veya yarım yamalak bir tasfiye düzenlemesi değil, tüm yönleriyle aydınlatıldığı, mağduriyetlerin eksiksiz bir şekilde giderildiği ve adaletin tam manasıyla tecelli ettiği gerçek bir hesaplaşma olmasını temenni ediyor ve bunu yakından takip ettiğimizi ve edeceğimizi de siz kıymetli basın mensuplarımız aracılığıyla kamuoyuyla bir kez daha paylaşıyoruz.

MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI VE MİLLÎ MENFAATLER

Değerli basın mensupları, kıymetli dava arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihî birikimi, jeopolitik konumu, askerî gücü ve millî sorumlulukları itibarıyla bölgesinde ve dünyada bağımsız karar alma iradesini koruma zorunda olan büyük bir devlettir.

Büyük Birlik Partisi olarak Türkiye'nin dost ve kardeş ülkelerle savunma iş birliği geliştirmesine, savunma sanayisini güçlendirmesine ve bölgesel caydırıcılığını artırmasına karşı değiliz. Tam tersine bunları bugüne kadar destekledik ve bundan sonra da destekleriz.

Ancak söz konusu olan Türkiye'nin güvenliğini, askerî yükümlülüklerini ve gelecek nesillerin kaderini etkileyebilecek uluslararası anlaşmalar olduğunda her türlü siyasi değerlendirmeden önce millî menfaatlerimizi öne almak zorundayız.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan ve kamuoyunda Mekke Ortak Savunma Anlaşması olarak anılan 16 maddelik anlaşmanın onaylanmasına ilişkin teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması bu sorumluluğu daha da önemli hâle getirmiştir.

Bizim yaklaşımımız açıktır. Türkiye'nin güvenliğini güçlendiren her iş birliği değerlidir. Ancak ülkemize uzun süreli askerî, siyasi ve stratejik sorumluluklar yükleyebilecek bir anlaşma yalnızca iyi niyet beyanlarıyla değil, açık hükümler, hesaplanabilir riskler ve güvence altına alınmış millî çıkarlar üzerinden değerlendirilmelidir.

ANLAŞMAYA İLİŞKİN ALTI ENDİŞE

Kıymetli vatandaşlarım, değerli basın mensupları; Büyük Birlik Partisi olarak bu anlaşmaya ilişkin altı endişemiz bulunmaktadır.

Birinci endişemiz, ortak savunma yükümlülüğünün kapsamıdır. Taraflardan birine yönelik saldırının bütün taraflara yönelik saldırı sayılması, Türkiye'yi kendi güvenlik öncelikleriyle örtüşmeyen bölgesel krizlerde hangi ölçüde sorumluluk altına sokacaktır? Bu husus çok net bir şekilde, açıkça ortaya konmalıdır.

İkinci endişemiz, anlaşmanın süresi ve çekilme şartlarıdır. İlk 10 yıl boyunca anlaşmadan ayrılamama hükmü, değişen jeopolitik şartlarda Türkiye'nin hareket alanını daraltabilir. Uzun vadeli bu taahhüdün gerekçesi ve sonuçları mutlaka değerlendirilmelidir.

Üçüncü endişemiz, istihbarat güvenliğidir. Millî güvenliğimize ilişkin hassas bilgilerin paylaşım sınırları, erişim yetkileri ve denetim mekanizmaları açık güvencelere bağlanmalıdır.

Dördüncü endişemiz, savunma sanayisi ve lojistik yükümlülüklerdir. Teknoloji transferi, fikrî mülkiyet, finansman ve karşılıklı destek şartları Türkiye'nin millî kapasitesini koruyacak şekilde düzenlenmelidir.

Beşinci endişemiz, karar alma mekanizmalarıdır. Ortak komite ve sekretaryanın işleyişinde tarafların eşitliği, şeffaflık ve Türkiye'nin karar süreçlerindeki etkinliği güvence altına alınmalıdır.

Altıncı endişemiz, mevcut uluslararası yükümlülüklerimizle uyumdur. Anlaşmanın NATO üyeliğimiz, diğer uluslararası taahhütlerimiz ve Türkiye'nin bağımsız dış politika anlayışı üzerindeki etkileri hukuki ve stratejik açıdan incelenmelidir.

ANLAŞMANIN BÖLGEYE ETKİSİ VE YEMEN SAVAŞI

Bütün bu hususlar, anlaşmanın Türkiye'ye sağlayacağı kazanımlarla birlikte değerlendirilmelidir. Hatta sadece bize ve ülkemize kazandıracağı kazanımlar değil, sağlayacağı kazanımlar değil, bölgeye ne getirip götüreceğidir? Türk ve İslam coğrafyasına ne getirip de götüreceğidir? Bu anlaşmanın İsrail'le olan kısmıdır.

Bu anlaşma sadece Yemen'e yönelik bir anlaşma mıdır? Yemen'le Suudi Arabistan arasındaki savaş nasıl başlamıştır? Yani 15 sene öncesine gittiğimiz zaman Yemen'in nasıl bir ölümle, açlıkla karşı karşıya bırakıldığını hepimiz hatırlıyoruz. Bu savaşın neden başladığını da hatırlatıyoruz. Kim tarafından başlatıldığını da hatırlatıyoruz. Onun için bütün bu sürecin değerlendirilerek bu anlaşmanın tekrar gözden geçirilmesini arzu ediyoruz.

Biz herkesi, her ülkeyi Türkiye gibi iyi niyetli olarak görmüyoruz. Çıkarları söz konusu olduğunda adı İslam ülkesi de olsa bazı ülkelerin başlarında bulunan yöneticiler eliyle nasıl siyonistlerle, emperyalistlerle iş birliği yapıp Müslüman kanı akıttığını da biliyoruz.

Ülkemiz elbette tecrübelidir; devletimiz, hükûmetimiz, Cumhurbaşkanımız… Ama biz de Büyük Birlik Partisi olarak bu uyarılarımızı yapmakla mükellefiz. Hem Hak katında hem millet nezdinde, indinde.

ELEŞTİRİNİN SINIRI VE BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN ÖNERİLERİ

Değerli basın mensupları, kıymetli kardeşlerim; Büyük Birlik Partisi olarak itirazımız Türkiye'nin Pakistan ve Suudi Arabistan'la dostluğuna, İslam dünyasıyla dayanışmasına veya bölgesel savunma iş birliğine değildir. Türkiye'nin millî menfaatleri bakımından doğurabileceği sonuçlar yeterince açıklığa kavuşturulmadan uzun süreli ve kapsamlı yükümlülükler üstlenilmesinedir.

Türkiye elbette dost ve kardeş ülkelerle ilişkilerini geliştirmeli. Ancak hiçbir ülkenin bölgesel güvenlik önceliklerinin kendi millî güvenlik değerlendirmelerimizin önüne geçmesine izin verilmemelidir.

Değerli basın mensupları, kıymetli kardeşlerim; biz eleştirilerimizi yaptık. Çekincelerimizi ortaya koyduk. Gelelim önerilerimize. Büyük Birlik Partisi olarak çözümün yalnızca itiraz etmekten ibaret olmadığını düşünüyoruz. Türkiye'nin güvenliğini güçlendirecek ancak millî karar alma iradesini ve stratejik bağımsızlığını koruyacak somut adımlar elbette atılmalıdır.

Bununla ilgili önerilerimiz:

Birincisi, anlaşmanın bütün ekleri ve uygulama belgeleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin incelenmesine, siyasi partilerin incelenmesine sunulmalı. İlgili kurumların katılımıyla askerî, diplomatik, ekonomik ve hukuki sonuçlarını kapsayan kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır.

İkincisi, ortak savunma yükümlülükleri, karar alma usulleri, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayisi iş birliği konusunda Türkiye'nin millî güvenliğini ve bağımsız karar alma iradesini koruyacak açık güvenceler sağlanmalıdır.

Üçüncüsü, anlaşmanın 10 yıllık çekilme kısmı yeniden müzakere edilmeli. Türkiye'nin değişen güvenlik şartlarında hareket kabiliyetini koruyacak hukuki düzenlemeler mutlaka talep edilmelidir.

Dördüncüsü, bu güvenceler sağlanmadan anlaşmanın mevcut hâliyle onaylanması uygun görülmemeli. Gerekli değişiklikler için yeniden müzakere süreçleri yürütülmeli. Sonuç alınamaması hâlinde alternatif iş birliği modelleri üzerinde durulmalıdır.

SONUÇ ÇAĞRISI

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; Büyük Birlik Partisi olarak çağrımız nettir. Türkiye'nin dost ve kardeş ülkelerle iş birliğini güçlendirmesini elbette destekliyoruz. Ancak bu iş birliğinin millî egemenliğimizi, stratejik bağımsızlığımızı ve gelecekteki karar alma irademizi zayıflatacak belirsizlikler taşımaması şarttır. Türkiye'nin millî menfaatleri, stratejik bağımsızlığı ve gelecek nesillerin güvenliği tartışma konusu dahi yapılamaz.

Bu duygu ve düşüncelerle siz kıymetli basın mensuplarımızı, salonda bulunan değerli misafirlerimizi ve kardeşlerimizi ve ekranları başında bizi takip eden vatandaşlarımızı bir kez daha sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyor, tekrar hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun."

Galeri