Yükleniyor...
16 Eylül 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Destici: Ankara'nın güvenliği Hatay'dan değil, Şam'dan başlar!

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Sayın Genel Başkanımız, Suriye'deki gelişmelere ilişkin, "Ankara'nın güvenliği Hatay'dan değil, Şam'dan başlar. Ankara'nın güvenliği Diyarbakır'dan değil, Kerkük'ten başlar." uyarısında bulundu. Sayın Destici: Ankara'nın güvenliği Hatay'dan değil, Şam'dan başlar!

Büyük Birlik Partimizin Sayın Genel Başkanı Mustafa Destici, haftalık basın toplantısında partimizin gündeme dair görüşünü dile getirdi. Sayın Genel Başkanımızın yaptığı açıklama şu şekilde:

"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; öncelikle sizleri ve Müslüman Türk milletinin her bir ferdini ayrı ayrı selamlıyorum.

Haftalık olağan basın toplantımızın hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyor, salonda bulunan siz kıymetli kardeşlerime, misafirlerimize “Hoş geldiniz, şeref verdiniz.” diyorum.

Tabii ki en büyük teşekkürlerden birisini de kıymetli basın mensuplarımıza ifade ediyorum. Her hafta bizi takip ediyorlar. Kendilerine şükranlarımı sunuyorum.

GAZİLER VE ŞEHİT AİLELERİNE SELAMLAMA

Bugün aramızda kıymetli misafirlerimiz var. Özellikle Diyarbakır Emniyet Teşkilatı, Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Vakfımızın (EMŞAV) Yönetim Kurulu Üyeleri Gazi Mehmet Terlemez, Selçuk Altan, Yılmaz Doğan ve Şakir Erdin bugün misafirimiz. Kendilerine hasreten “Hoş geldiniz, şeref verdiniz.” diyoruz.

Onların şahsında tüm gazilerimizi, şehit ailelerimizi saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyoruz. Hayatını kaybeden gazilerimize ve aziz şehitlerimize bir kez daha Cenab-ı Hak'tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.

ALEVİ BEKTAŞİ KARDEŞLERİMİZE SELAMLAMA

Yine salonumuzda Türk milletinin ayrılmaz parçası olan, birliğinin ve bütünlüğünün teminatlarından Alevi Bektaşi kardeşlerimizin temsilcileri de var. Onlara da yine hoş geldiniz dileklerimizi iletirken bütün Alevi Bektaşi kardeşlerimizi de yine şahsım ve camiam adına hürmetle ve saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiler, şeref verdiler diyorum.

Kıymetli kardeşlerim, biz Kürdü, Türkmeni, Alevisi, Sünnisi ve diğer etnik kökenlerle büyük Türk milletiyiz. Bunu hiç kimsenin değiştirmesine, bozmasına, yıpratmasına da bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra Allah'ın izniyle hep birlikte fırsat vermeyeceğiz.

YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım, kıymetli basın mensupları; 14 Eylül Pazartesi günü yeni eğitim öğretim yılı, yani 2026-2027 eğitim ve öğretim yılı başladı.

Öncelikle yeni eğitim ve öğretim yılının öğrencilerimiz için, öğretmenlerimiz için, millî eğitim camiamız için, Türkiye'miz için ve Türk milleti için hayırlı olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.

ÖĞRETMENLERİN HAKLARI VE EĞİTİMİN ÖNEMİ

Özellikle öğretmen kardeşlerimin, meslektaşlarımın, özellikle ücretli öğretmenlerimizin ve özel okulların önemli bir kısmında görev yapan öğretmenlerimizin yaşadıkları hak mağduriyetlerinin ve zorluklarının farkındayız, bilincindeyiz. Bunları her fırsatta dile getirdik. Bundan sonra da öğretmenlerimizin yanında durmaya devam edeceğiz.

Çünkü eğer öğretmeninizi iyi yetiştiremezseniz, eğer öğretmeninize hak ettiği değeri ve sosyal hakları veremezseniz eğitimde istediğiniz ya da hedeflediğiniz, özlediğiniz başarıya ulaşmanız mümkün değildir.

Daha önce de ifade ettim: Ne kadar destek yaparsak yapalım -ki kıymetlidir- donatı konusunda ne kadar imkân sağlarsak sağlayalım, sınıflarımıza bir değil iki akıllı tahta koyalım, her öğrencinin eline bir değil iki bilgisayar ya da iPad verelim; eğer öğretmenlerimiz noktasında istediğimiz seviyede değilsek bizim eğitimde istediğimiz başarıya, özlediğimiz başarıya ulaşmamız mümkün değildir.

Her işin başı, her başarının başı eğitimdir, bilimdir, ilimdir. Onun da vazgeçilmezi öğretmendir, hocadır. Bir kere daha yeni eğitim ve öğretim yılı ülkemiz, milletimiz, öğrencilerimiz ve tüm eğitim kadromuz için hayırlı uğurlu olsun inşallah.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞININ YENİ DÖNEM KARARLARI

Burada Millî Eğitim Bakanlığımızın yeni eğitim ve öğretim yılının öncesi açıkladığı bazı kararlar, aldığı bazı tedbirler var. Yine malum kesimler, efendim laiklik elden gidiyor gibi birtakım geçmişte kalmış, demode sözlerle ya da düşüncelerle bu uygulamaları basitleştirmeye ya da yanlışmış gibi göstermeye çalışıyorlar.

Ama şundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz ki milletimizin kahir ekseriyeti, Millî Eğitim Bakanımızın, Millî Eğitim Bakanlığımızın yeni dönemle ilgili kılık kıyafet başta olmak üzere pek çok hususla ilgili ortaya koyduğu tavra ya da yönetmeliğe destek veriyor. Biz de destek veriyoruz. Bunu açıkça ve net bir şekilde ifade etmeyi istiyorum.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ VE ÖRNEK OLMA SORUMLULUĞU

Öğretmen sadece tahtada ders anlatan değildir. Öğretmen kılığıyla da kıyafetiyle de sözüyle de davranışlarıyla da öğrenciye örnek olan kimsedir. Bazen anne ve babasından bu anlamda daha önemli bir figürdür.

Onun için biraz önce nasıl öğretmenlerimizin haklarını savunduysak öğretmenlerimizin de elbette bu hususlara dikkat etmesi gerektiğinin altını bir kere daha çiziyorum. Elbette ki tamamına yakını bu konuda dikkatlidir. Ama maalesef bazı aykırı tipleri de nahoş olayları da görüyoruz. Bunlar da öğretmenlik mesleğine ve eğitim kurumlarımıza, eğitimimize zarar veriyor.

Onun için Millî Eğitim Bakanlığımızın bu konudaki tedbirlerini de desteklediğimizi, bu uygulamaların doğru uygulamalar olduğunu da buradan çok net bir şekilde ifade ediyorum.

CUMHURBAŞKANI İLE GÖRÜŞME

Değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarım; 14 Eylül Pazar günü Sayın Cumhurbaşkanımızla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir saati aşan bir görüşme gerçekleştirdik.

Öncelikle kabulleri ve samimi sohbetleri için saygıdeğer Cumhurbaşkanımıza şahsım ve camiam adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Başta Terörsüz Türkiye süreci ve bu süreçle ilgili düşüncelerimiz, PKK ve DEM tarafının yaptığı provokasyonlar olmak üzere, gıda ve tarım sektöründe yaşananlar ki biraz sonra ona da değineceğiz. Çiftçilerimizin, tarım üreticilerimizin durumları, talepleri; örneğin çiftçinin kullandığı mazottan ÖTV'nin kaldırılması hususu gibi. Çünkü çiftçi diyor ki: “ÖTV adı üzerinde Özel Tüketim Vergisi. Ben özel tüketmiyorum ki ben üretmek için tüketiyorum. Neden bu vergiyi ödüyorum? Zaten bu kadar zorluğum var, bu kadar girdi maliyetlerim yüksek.”

Bunun yanı sıra enflasyon, faiz baskısı, sanayicinin, tüccarın, esnafın ucuz krediye ulaşamaması, hatta yüksek faiz oranlarında bile krediye ulaşmakta zorluk çekmesi, emeklilerimiz başta olmak üzere düşük gelirli, sabit ücretli çalışan kesimlerimizin durumları, talepleri ve kamuoyunda vatandaşlarımızın dillendirdiği diğer konuların hemen hemen tamamını istişare etme; bu konudaki düşüncelerimizi, halkımızın taleplerini, vatandaşın taleplerini kendisiyle paylaşma fırsatı bulduk.

MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI VE SORUŞTURMA SÜRECİ

Yine aynı şekilde kurucu liderimiz Şehit Muhsin Başkanımız ve onunla birlikte şehit olan arkadaşlarımızın şehadet süreci; işte organize bir şekilde bir suikaste uğramaları, yani bir sabotaj sonucu hayatını kaybetmeleri -ki yeni soruşturmada bu net bir şekilde ortaya çıktı.-

Dolayısıyla bu süreçle ilgili biliyorsunuz biz uzun yıllardır bu soruşturmanın Ankara'da yapılması gerektiğini ifade ediyorduk. Bir dönem Yargıtay 5'in idaresi baktı biliyorsunuz dosyaya. Güzel de bir mütalaa yazdı aslında. O da tabii ışık tutuyor bu soruşturma sürecinden. Tıpkı Devlet Denetleme Kurulu kararı gibi, tıpkı Meclisteki araştırma komisyonu kararı gibi.

Burada biliyorsunuz Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek'in de bir kararlılığı var. Hem Muhsin Başkanımızın ve arkadaşlarımızın şehadet süreciyle ilgili hem de diğer faili meçhullerle ilgili, cinayetlerle ilgili işte her gün bunları takip ediyoruz, kamuoyunda da takip ediyoruz. Dolayısıyla da bu süreçle ilgili gelinen noktaya dair düşüncelerimizi de kendisiyle konuşma fırsatı bulduk.

CUMHURBAŞKANINA TEŞEKKÜR VE 2028 VURGUSU

Onun için ben bir kez daha kıymetli, saygıdeğer Cumhurbaşkanımıza kabulleri ve bu samimi sohbetleri için şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına şükranlarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. Kendisine başarılı, hayırlı ve sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

İnşallah 2028'de yine Cumhurbaşkanı adayımız olarak, Cumhur İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenecek ve inşallah Cumhurbaşkanı olarak yoluna milletimizin desteğiyle devam edecektir.

TARLADAN SOFRAYA FİYAT YOLCULUĞU VE OPERASYON

Kıymetli kardeşlerim, Adalet Bakanlığımız sadece faili meçhul cinayetleri aydınlatmakla uğraşmıyor. Bu yeni dönemin, Sayın Akın Gürlek Bey'in bakan olmasıyla birlikte ekibiyle birlikte yıllardır burada benim onlarca kez dile getirdiğim Türkiye'nin her daim gündeminde olan bu tarladan sofraya fiyat yolculuğu ve tüketiciye fahiş fiyatla sonuçlanan bu yolculukla ilgili de biliyorsunuz bir operasyon gerçekleştirildi.

Ve çeşitli illerde gerçekleştirildi, 40'tan fazla kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Bunların pek çoğu gözaltına alındı. Ve yapılan incelemelerde, soruşturmalarda ölülerin adına dahi fatura kesildiği ortaya çıktı. 8 liraya alınan bir ürünün, sebzenin, meyvenin 24, 25 liradan alınmış gibi gösterildiği ortaya çıktı. Ve daha nice böyle ahlaksızlıklar, yolsuzluklar, hırsızlıklar ortaya döküldü.

Aslında Pandora'nın kutusu açıldı. Bu daha meselenin ufak bir tarafı, ben size söyleyeyim. Tarım ve gıdada bu meselenin daha ufak bir kısmı. Ama başlandı mı? Başlandı. Takdir ediyoruz ve alkışlıyoruz. Sayın Bakanımızı ve ekibini alkışlıyoruz.

Burada mutlaka Tarım Bakanlığımızın ve Ticaret Bakanlığımızın da tabii Adalet Bakanlığımızla ortak bir çalışma yürüttüklerini de biliyoruz.

FAHİŞ FİYAT VE CAYDIRICI CEZA TALEBİ

Kıymetli kardeşlerim, bir kere bu kişilerle ilgili daha önce de ifade ettik. Yani tarladan 3 liraya, 5 liraya alıp markette 70, 80 liraya satanlarla ilgili ceza kanunundaki maddeler de değiştirilmelidir. Ve bunlarla ilgili yeni, kat'î ve daha caydırıcı ve hakkaniyetli cezalar konmalıdır ve getirilmelidir.

Sadece para cezası kesilerek bu işler hallolmaz. Ya da birkaç ay cezaevinde tutup daha sonra çıkarılarsa yine bunun önüne geçilmez. Maalesef Türkiye'de öyle bir kesim var ki bir an önce çok para kazanmak, birden kazanmak ve burada da hiçbir ahlaki değeri önemsemiyorlar.

AHİLİK HAFTASI VE ESNAFLIK AHLAKI

Bakın Ahilik Haftası içindeyiz kıymetli kardeşlerim. Bu toprakların mayasında ahilik kültürü var. Ahilik ne demektir? Temiz, dürüst, ahlaklı esnaflık, tüccarlık demektir. Komşusu siftah yapmadan kendisi ikinci, üçüncü müşteriyi kabul etmemek demektir. Hatalı mal, kusurlu mal satmamak demektir. Üreticiden malı hakkıyla almak demektir. Tüketiciye, müşteriye malı değerinden satmak demektir.

Ama şimdi bakıyorsunuz maalesef evet bu kültürü yaşatan esnaflarımız da var Türkiye'de ama maalesef önemli bir çoğunluğun artık ahilik kültüründen de Türk ve İslam kültüründen de koptuğunu, yabancılaştığını ve tamamen maddeci bir ruh hâliyle, nazariyeyle hareket ettiklerini görmekteyiz.

Onun için bu operasyonu bir başlangıç olarak görüyoruz. Devamının gelmesini bekliyoruz.

BUĞDAY FİYATI VE SİMSARLAR

Neden ufak dedim? Bakın bir örnek daha vereyim size. Sezonda buğday taban fiyatı 16 buçuk lira olarak açıklandı. Destekle beraber 19 buçuk lira. Fakat tüccar hemen acil paraya ihtiyacı olan üreticiden, çiftçiden buğdayını 13 buçuk liraya aldı.

Peki şimdi buğday kaç lira? Daha iki ay olmadı buğday hasadı olalı. Şimdi buğday 21, 22 lira. Çiftçiden 13 liraya alındı, 13 buçuk liraya alındı ve şimdi 21, 22 lira. Yani çiftçinin kazandığını ya da kazanamadığını aradaki simsarlar yüzde 100'ün üzerinde bir rakamla kazanıyor.

Şimdi buna da fırsat verilmemesi lazım. Böyle ortamların meydana getirilmesine müsaade edilmemesi gerekiyor. Biz çiftçimizi, üreticimizi korumak zorundayız.

HAYVANCILIK SEKTÖRÜ VE PİYASA MANİPÜLASYONU

Aynı durumu hayvancılık sektöründe de yaşıyoruz. 5-10 tane simsar ele geçirmişler piyasayı. İstedikleri zaman etin fiyatını yükseltiyorlar, istedikleri zaman düşürerek piyasayı kendileri belirlemeye çalışıyorlar.

Bunların hepsine darbe vurmak gerekiyor. Bu simsarları, bu ahlaksızlıkları, ahlaksızları Türkiye'den ve Türk ticaretinden silip atmak gerekiyor kıymetli arkadaşlar.

AİLEM GÜVENDE OPERASYONLARI

Yine Adalet Bakanlığımızın, Sayın Bakanımızın öncülüğünde yapmış olduğu bir operasyon daha var. 13 Eylül tarihinde 15 ilde eş zamanlı olarak “Ailem Güvende” operasyonları.

Şimdi maalesef Türkiye'de bu aile meselesi, ahlak meselesi, işte aile yapımıza saldıran dernekler, LGBT dernekleri, benzer dernekler maalesef yine Türkiye'de seküler, aslında Batıcı ama sözde Atatürkçü, laik kesimler tarafından ve sol kesimler tarafından, özellikle Marksist, Leninist, sosyalist kesimler tarafından, PKK ve onun uzantısı DEM ve daha önceki partileri tarafından hep savunuldu. Onlara hep kucak açtılar, onlarla birlikte oldular.

Neden? Çünkü hepsinin ortak gayesi Türkiye düşmanlığı, Türk milleti düşmanlığı. Orduyla, teröristle, savaşla, silahla yapamadıklarını bu sefer işte LGBT dernekleri vasıtasıyla aile kurumlarımıza saldırarak, gençlerimizi temel değerlerimizden, inancımızdan, örf ve âdetlerimizden kopartarak, evlilikten soğutarak bunları yapmaya çalıştılar.

DIŞ DESTEK İDDİALARI VE SORUŞTURMA

Ve şimdi bu operasyonda gördük kimler çıkıyor. İşte bütün bunlar, hepsinin aynı yerde olduğu çıkıyor bu operasyondan. Hepsinin aynı kazanın içinde olduğu ortaya çıkıyor. Ve destekçileri kim? İşte Batı ülkeleri, bazı Avrupa Birliği üyesi ülkeleri.

Ben yıllar önce bu derneklerin, bu LGBT artı ve benzer derneklerin Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerden yüz milyonlarca dolar, hatta milyarlarca dolar destek aldığını ifade ettiğimde biliyorsunuz onların televizyondaki uzantıları beni yalanlamaya çalıştılar. “Böyle bir şey yok.” dediler. İşte bugün bu soruşturmada ortaya çıktı destek aldıkları.

Daha bu konuşulanlar küçük rakamlar. Bunların yüz milyonlarca avro, milyarlarca avro toplamda aldıkları destekler. Niye veriyorlar bunlara destekleri? Mesela bize niye vermiyorlar? Alperen Ocaklarına niye vermiyorlar? Başka işte millî, manevi derneklere niye vermiyorlar da efendim bunlara veriyorlar? Türk milletini ve Türkiye'yi sevdikleri için değil, Türkiye'yi yıpratmasını ve Türkiye'yi, gençlerimizi özellikle kendi öz değerlerinden koparmak için veriyorlar.

ÜNİVERSİTEDE BAYRAK TARTIŞMASI

İstanbul'da bir üniversiteyi ziyaret ettik birkaç sene önce. Bir yemekhaneye girdik. Genel sekreter beni gezdiriyor. Böyle dev gibi bir LGBT bayrağı. Onun yanında bir bayrak daha var. Genel sekretere sordum: “Bu ne bayrağı?” dedim. Tabii kafasını eğdi, biraz tebessüm etti. Hani bilerek, bildiğimi bilerek sorduğumu anladı. Dedi ki: “Efendim işte malum, bildiğiniz bayrak.”

“Peki yanındaki ne bayrağı?” dedim. “O da onların eski bayrağıymış.” Biri yetmiyor, eskiyi de asmışlar. Dedim ki: “Ya bu herkes buraya bayrak asabiliyor mu?” “Asabilir efendim.” dedi. “O zaman” dedim, “söylüyorum çocuklara, yarın buraya bir Alperen Ocakları bayrağı assınlar.” Dedi ki: “O biraz siyasi oluyor.” Dedim ki: “Ya Alperen Ocakları vakıf yani siyasi bir şey yok. Yani o siyasi olmuyor. Bu siyasi oluyor.”

Tabii ben bunu YÖK'e bildirdim, fotoğrafladım.

TOPLUMSAL TEPKİ ÇAĞRISI

Şimdi dolayısıyla da maalesef toplumumuz da bunlara ses çıkarmıyor, tepki vermiyor. Tepki vermeliyiz arkadaşlar. Bunlara müsaade etmemeliyiz. Bugün bir milat olsun bu bakanlığımızın operasyonundan sonra bunlara asla fırsat vermemeliyiz!

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ VE PROVOKASYONLAR

Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları; özellikle Terörsüz Türkiye sürecinde şımarıklıklarını ve küstahlıklarını artıran, yani DEM Partisi ve PKK uzantılarının şımarıklıklarını ve küstahlıklarını artıran bazı hadiseler ciddi bir şekilde egemenlik haklarımıza hem Cumhur İttifakı'nın politik menfaat ve maslahatlarına aykırı bir şekilde gelişme göstermektedir.

Bunun yanında Terörsüz Türkiye sürecinin oluşturduğu siyasal ve toplumsal zeminin istismar edilerek güvenlik güçleriyle silahlı çatışma içerisinde etkisiz hâle getirilmiş, hak ettiğini bulmuş PKK mensupları için bazı illerde taziye çadırları kurulması ve bu faaliyetlerin özellikle batı illerinde kitlesel gösterilere dönüştürülmesi de kabul edilebilir bir demokratik siyaset faaliyeti olarak görülemez ve değerlendirilemez. Asla kabul etmiyoruz.

TAZİYE, PROPAGANDA VE TOPLUMSAL BARIŞ

Bir kişinin ölümü üzerinden ailesine taziye sunulmasıyla silahlı bir terör örgütü mensubunun örgütsel kimliğinin yüceltilmesi, ölümünün siyasi gösteriye dönüştürülmesi birbirinden ayrılmalıdır.

Bu tür eylemler özellikle kamuoyunda terör örgütünün meşrulaştırıldığı, silahlı mücadele geçmişinin romantize edildiği veya devletle çatışma içerisinde öldürülen kişilerin tırnak içinde “kahraman” ya da yine tırnak içinde “şehit” olarak sunulduğu bir algı oluşturuyorsa toplumsal barışa katkı sağlamaktan ziyade güvenlik güçlerimiz ile toplum arasındaki güveni zedeleme ve yeni bir kutuplaşma üretme riski taşımaktadır. Bu çok açık ve nettir.

TERÖRÜN SİYASAL VE SEMBOLİK ÜRETİMİ

Terörsüz Türkiye hedefinin anlamı, terör örgütünün silahlı faaliyetlerinin sona ermesi kadar terörün siyasal, sembolik ve propagandif biçimde yeniden üretilmesine son verilmesini de kapsamaktadır. Yani siyasi bölücülük de sona ermelidir.

Bu nedenle devlet, demokratik protesto ve ifade özgürlüğünün meşru sınırlarını korurken terör örgütünü öven, meşrulaştıran veya propagandasını yapan eylemler konusunda da hukuk çerçevesinde açık ve kararlı bir tutum ortaya koymalıdır. Aksi hâlde silahların susması, toplumsal ve siyasi alanda örgütsel meşruiyetin yeniden üretilmesi ile sonuçlanabilir.

KÜRT MESELESİ İFADESİNE ELEŞTİRİ

Diğer yandan Kürt meselesi bağlamında ki bize göre bu ülkede asla bir Kürt meselesi yoktur, olmamıştır, olmayacaktır. Meselenin adını doğru koymak gerekir. Mesele terör meselesidir. Bazı siyasetçilerimiz de modaya uymuş, Kürt meselesi, Kürt meselesi... Bu PKK dilidir. Bu bölücü dildir. Bunu açıkça söylüyorum. Kim kullanırsa kullansın.

Bu ülkede Kürt meselesi yoktur. Bu ülkede PKK terör örgütü meselesi vardır. Siyonistlerin, emperyalistlerin uşağı olan terör örgütünün Türkiye'yi bölme projesi vardır. Türk milletini bölme projesi vardır. Bu meselenin adı budur.

TÜRKÇE, KÜRTÇE TABELALAR VE KAMU ALANLARI

Şimdi bu bağlamda ana dilde eğitim, siyasi tanınma ve benzeri taleplerin yeniden kamuoyunun gündemine taşındığı bir dönemde özellikle bazı illerde kamuoya açık alanlarda ve yerel yönetimin sorumluluğundaki alanlarda Türkçenin yanında Kürtçe ibarelerin ve tabelaların yaygınlaştırılması kabul edilemez bir durumdur.

Hemen yanı başımızda Batı Trakya var. Üstelik Yunanistan Avrupa Birliği üyesi ülkesi. Üstelik Lozan'da tanınmış, belirlenmiş haklar var. Buna rağmen bir tane Türkçe tabela görebilir misiniz yollarda, şehirlerde? Bırakın yolları, şehirleri. İskeçe Türk Birliğinin kapısında tabela yok. Neden biliyor musunuz? Yunan hükûmeti diyor ki “Türk Birliği yazamazsın.” diyor. Bizim soydaşlarımız da kendilerine yakışır bir şekilde diyor ki “Ben buraya Türk Birliği yazmıyorsam tabela asmıyorum.” diyor.

KÜRTLERİN TÜRKİYE’NİN AYRILMAZ PARÇASI OLDUĞU VURGUSU

Şimdi hemen yanı başımızda böyle, bizde bir azınlık mı var? Kürtler bu ülkenin ve bu milletin ayrılmaz bir parçası, bizim kardeşimiz. Ve Kürtlerin yüzde kaçı ayrılmak istiyor? Sorun bakalım İstanbul'da, İzmir'de, Antalya'da yaşayanlara; kaçı ayrılmak istiyor? Türklerin yüzde 80'i, yüzde 90'ı ayrılmak istemiyor ki zaten. Burada Türkiye'nin bütününde birlikte yaşamak istiyor.

Ayrılmak isteyen kim? Bölmek isteyen kim? İsrail'in ve ABD'nin, Batı'nın uşağı PKK ve onun siyasi uzantıları bölmek isteyen bunlar. Bu salonda onlarca Kürt kardeşimiz var. Bütün Doğu ve Güneydoğu teşkilatlarında, hatta Batı teşkilatlarımızda da Kürt kökenli kardeşlerimiz var. Hangisi ayrılmak istiyor? Kürtlerin böyle bir derdi yok.

Biz bin yıldır bu topraklarda biriz, biriz, beraberiz ve ABD'sine, İsrail'ine, Fransa'sına, PKK'sına, DEM'ine rağmen yine bir olmaya devam edeceğiz.

FARKLI DİLLERİN KULLANIMI VE DEVLETİN ORTAK KİMLİĞİ

Bunu ifade ederken elbette farklı dillerin kültürel ve sosyal hayatta kullanılması, demokratik toplum düzeninin doğal bir parçası olduğu kadar bizim inancımızın ve kültürümüzün de bir gereğidir. Bu topraklarda binlerce yıl bütün etnik kökenler kendi dillerini konuşarak, inançlarını yaşayarak var olmuşlardır. Bizim inancımızın gereği budur. Kültürümüzün gereği budur, biz hoşgörülü bir milletiz.

Diğer dinlere, diğer etnik kökenlere bu hoşgörümüzü nereden alıyoruz biz? Türklüğümüzden yani kültürümüzden ve İslam'dan alıyoruz, inancımızdan alıyoruz. Bizim Batı demokrasisinden de bu konuda bir ihtiyacımız yok. Oradan alacağımız bir akıl da yok.

Ancak konu kültürel kullanımın ötesine geçerek devletin ve kamu otoritesinin görünür olduğu alanlarda Türkçenin yanında başka bir dilin fiilen ikinci bir eğitim dili ve resmî dil algısı oluşturacak şekilde kullanılması noktasına geldiğinde mesele yalnızca dil veya kültürel haklar çerçevesinde ele alınamaz.

Bütün siyasetçileri bu konuda daha dikkatli bir dil kullanmayı, ağızlarından çıkanın farkında olmalarını tavsiye ediyorum. Burada devletin bütünlüğü, kamu otoritesinin tekliği, hukuk düzeninin yeknesaklığı ve vatandaşlar nezdinde o devletin ortak kimliğinin korunması gibi daha geniş bir perspektif devreye girmektedir.

PKK’NIN TEMSİL İDDİASI VE NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE TARTIŞMASI

PKK asla ve kat'a Kürtlerin temsilcisi değildir. Bir kere daha ifade ediyorum. Kürt sorunu yoktur ve Kürtler Türkiye'nin ve Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır.

İşte daha dün, önceki gün bir DEM milletvekili, PKK'lı bir DEM milletvekili çıkmış diyor ki işte bu dağlarda, çeşitli şehirlerde yazan “Türk övün, çalış, güven” ve “Ne mutlu Türk'üm diyene” yazılarından rahatsız olmuş ve bunların kaldırılması gerektiğini ifade ediyor. Yani bu hadsizliğe bakıyor musun? Türkiye'de “Ne mutlu Türk'üm diyene”nin kaldırılmasını istiyor.

Ne diyeceğiz yani? Biz de onlara diyoruz ki: Ey hainler! Ey siyasi bölücüler! Ey terör seviciler! Siz ne kadar rahatsız olursanız olun, bu vatan Türk vatanıdır. Bu milletin adı Türk milletidir. Resmî ve eğitim dili Türkçedir. Ve her köşesinde “Ne mutlu Türk'üm” yazmaya devam edecektir. Rahatsızsanız yallah dışarı diyoruz, yallah. Beğenmiyorsan çek git kardeşim yalnız. Sen istedin diye bu topraklardan Türk'ün adını, Türk'ün dilini silemezsin. Senin gücün de yetmez, çapın da yetmez.

SURİYE, IRAK VE SOYDAŞLARIMIZ

Kıymetli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; özellikle Suriye'de, Irak'ta ve değişik bölgelerde yaşayan soydaşlarımız... İki gündür, hatta üç dört gündür gerek sosyal medya hesaplarımızdan gerekse açık kaynaklar üzerinden millî bir sorunumuzu dile getirmeye çalışıyoruz. Bu toplantımızda da bu konuya yer vereceğiz.

Bildiğiniz üzere İsrail'in ve ABD'nin ve müttefik oldukları Fransa gibi hasım ülkelerin ağırlığını günden güne açık ve sinsi olarak artırmaya başladığı Suriye coğrafyasında ve ortaya çıkan Suriye denkleminde kartlar yeniden karılmaya başlandı. Güney sınırımızın hemen ötesinde yürütülen ve doğrudan Türkiye'nin millî güvenliğini, tarihsel tezlerini hedef alan son derece kritik bir süreci ve süreçle alakalı tespitlerimizi ve önerilerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

SURİYE SAHASINDA KİMLİK MÜHENDİSLİĞİ

Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarım; Suriye sahasında sessiz, derinden ve pes ettirmeye yönelik fakat sonuçları itibarıyla son derece yıkıcı bir kimlik mühendisliği yürütülmektedir. Son gelen veriler ve sahadan ulaşan haberler açıkça göstermektedir ki mesele artık sadece askerî mevzilerin kimin elinde kalacağı ile sınırlı değildir.

Biz sadece buradan konuşmuyoruz, sadece Ankara'dan konuşmuyoruz. Şu anda bizim dış ilişkilerden ve Türk dünyasından sorumlu genel başkan yardımcımız bir heyetle Suriye'deki iki gündür. Biz sahadan bizzat aldığımız bilgilerle de konuşuyoruz.

SURİYE TÜRKMEN CEPHESİ VE SAHA BİLGİLERİ

Önceki gün Suriye Türkmen Cephesi Başkanı Sayın Abdurrahman Mustafa başta olmak üzere bütün heyetle, milletvekilleriyle toplantı yaptı arkadaşlarımız ve o toplantıya ben de telefonla bağlanarak görüşlerimizi de ifade ettim, onları da dinledim.

Birkaç gün önce Dışişleri Bakanımız da biliyorsunuz Suriye'deydi. Yine o da Türkmen liderlerle ve gruplarla görüştü. Bakınız, Suriye'de Türkçe eğitim sisteminden ve kurumsal hafızadan adım adım kazınmaya çalışılmaktadır. Buna karşılık, Kürtçe ve Fransızca diplomatik ve idari mecralarda baş köşeye oturtulmaya çalışılmaktadır.

SURİYE’DE TÜRKMEN VARLIĞI VE TASFİYE SÜRECİ

Değerli basın mensupları, kıymetli arkadaşlar; daha da vahimi, krizin en başından beri bu toprakların yani Suriye topraklarının asli öznesi olan, öz varlığıyla mücadele veren Türkmen kapasitesi ya kendi eliyle görevlerinden çekilmeye zorlanmakta ya da sistemli bir şekilde bir tasfiye sürecine tabi tutulmaktadır.

Biz bu filmi daha önce Irak'ta izledik. Irak'ta yapılan hataların ve çekilen mevzilerin faturasını bugün hâlâ öderken aynı senaryonun Suriye'de tekrar etmesine göz yummamız mümkün değildir. Asla ve kat'a Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti bu sürece göz yummamalıdır.

SURİYE’DE YENİ İDARİ MİMARİ VE TÜRKMENLER

Suriye'de uluslararası güçlerin ve onların yerel uzantılarını kurmaya çalıştığı yeni idari mimaride Türkmen varlığı millî bir aktör değil, âdeta Türkiye'nin tırpalanması gereken bir nüfus uzantısı olarak görülmektedir. Fransızca sömürge geçmişinin ve Batı diplomasinin yumuşak gücü olarak müfredatlara sızdırılmaktadır. Diğer diller için de aynı şey meşrulaştırılmakta, adına çoğulculuk ambalajıyla bir yer verilmektedir.

Türkçe ise bilinçli bir şekilde neredeyse herkesin iddia ve ikrar etmeye başladığı bilinçli ve planlı Türksüzleştirme planına kurban edilmeye çalışılmaktadır. Buradaki en büyük trajedi, Türkiye'nin bu süreci âdeta bir entegrasyon veya çözüm zorunluluğu illüzyonuyla izliyor görüntüsüdür. Elbette böyle bir durum yoktur ama böyle bir görüntü karşı taraftan algılanmaktadır.

Sahada Türkmenlerin yalnızlaştırılması, sadece soydaş bir topluluğun kaderine terk edilmesi anlamına gelmez. Türkiye'nin bölgesel egemenlik haklarına ve derin güvenlik mimarisine de vurulacak bir darbedir.

TÜRKMENLERİN MASADAKİ YERİ VE TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ

Değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarım; Türkmen kapasitesini baypas eden her idari adım, Türkiye'nin Suriye masasındaki sandalyesini biraz daha geriye çekmektedir. Türkmenlerin masada olmadığı bir Suriye'de Türkiye'nin millî güvenlik koridoru iddiası kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.

Bu tablo karşısındaki pasifliği, realpolitik, diplomatik denge ya da terörle mücadele önceliği argümanlarıyla meşrulaştırma kolaycılığına asla kaçılmamalıdır. Aman diplomatik kanallar tıkanmasın, aman büyük pazarlıklara zarar gelmesin mantığıyla verilecek her taviz, Türkiye'nin sınır ötesindeki egemenlik haklarına hem vurulan bir darbe olur hem de büyük yıpratma meydana getirir.

Buradan açıkça ifade ediyoruz. Askerî varlığımızla sahada bulunabiliriz. Ancak dilimizi, kültürel varlığımızı ve bizimle aynı kaderi paylaşan insan kaynağımızın kurumsal yapılardan uzaklaştırılmasına müsaade edersek kazandığımızı zannettiğimiz mevziler birer illüzyondan ibaret kalır.

TÜRKÇENİN DIŞLANMASI VE EGEMENLİK HAKLARI

Değerli dostlarımız, kıymetli kardeşlerim; Türkmenlerin idari mekanizmalardan tasfiye edilmesine ve Türkçenin dışlanmasına Suriye'de göz yummak, Türkiye'nin gelecekteki sınır güvenliğini kendi elleriyle zafiyete uğratması anlamına gelir.

Siyasi vizyon sadece askerî devriyelerden ve sınır operasyonlarından ibaret değildir ve olamaz. Asıl egemenlik, kurduğunuz idari, dilsel ve kültürel bağların niteliğiyle ölçülebilir. Suriye'de Türkmen varlığı bir pazarlık unsuru veya taktiksel bir piyon değildir. Türkiye'nin o coğrafyadaki tarihsel ve stratejik bir varlık sebebidir.

Onun için biz Büyük Birlik Partisi olarak bu uyarılarımızı yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Aksi takdirde bugün Türkçenin dışlanmasına ve Türkmenlerin yalnızlaştırılmasına gösterilecek sessizlik, yarın Türkiye'nin kendi sınır hatlarında kendi egemenlik haklarını savunamaz hâle gelmesinin bir gerekçesi olacaktır.

SURİYE’DE SİYONİST OYUN VE TÜRKİYE’NİN KONUMU

Bu gidişle “Suriye güllük gülistanlık oldu. Rejim de emin ellerde. Siyasi ve diplomatik olarak da Türkiye duruma hâkim. ABD ile de anlaşıyor” algısını pompalayarak Türk ordusunun bölgeden çıkartılmasıyla alakalı konuların yakında gündeme getirildiğini ve ardından böyle bir tasfiye sürecinin işletildiğini görürsek hiç şaşırmayalım diyorum.

Bu bir siyonist oyundur değerli arkadaşlar. Çünkü terörist İsrail'in katil başbakanının açıklamalarını hep birlikte takip ediyoruz. Kendisine karşı en büyük tehdidi neresi görüyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak görüyor. Türkiye Cumhurbaşkanı olarak görüyor. Türk milleti olarak görüyor.

Onun için adım adım önce Türkiye'yi Suriye'den çıkartacak. Bakın Türkiye'nin Suriye hükûmetiyle ortak kurmaya çalıştığı üs bombalandı biliyorsunuz. Türkiye'yi çıkartmaya çalışacak. Çünkü Türkiye'nin müdafaa sınırlarının Şam'dan ya da Suriye'den başlamasını istemiyor. Direkt Hatay'dan başlamasını istiyor.

Onun için burada Amerikan desteğini alıyor. Batı desteğini alıyor. Hatta Rusya desteğini alıyor. Onun için biz asla buralarda bu oyunlara gelmemeliyiz. Çünkü Ankara'nın güvenliği Hatay'dan değil, Şam'dan başlar. Ankara'nın güvenliği Diyarbakır'dan değil, Kerkük'ten başlar. Bunları bizim bilmemiz gerekiyor ve biliyoruz. Biliyoruz ama bunlara uygun adımlar atmalıyız.

IRAK’TAKİ HATALAR VE SURİYE’DE TÜRKİYE’NİN DURUŞU

Ve asla Irak'ta geçmişte yapılan hatalar tekrarlanmamalı ve Suriye'de Türkiye bulunduğu mevzilerden bir adım dâhil geri atmamalı ve kendisi için oradaki Türkmen varlığının hem Suriye'nin toprak bütünlüğü ve iç barışı için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bunu gördük. Ve Türkiye için de ne kadar önemli olduğunu görüyoruz.

Dolayısıyla Türkmenlerle ilgili bir tavizin asla verilmesine de müsaade etmemelidir. Türkçe, Fransızca orada okutulurken, Kürtçe bir eğitim dili hâline gelirken daha önceden yokken ona da bir itirazımız yoktur ayrıca. Her unsur orada kendi dilini konuşabilmelidir, öğrenebilmelidir. Tıpkı Irak'ta olduğu gibi. Tıpkı Irak'ta olduğu gibi Türkmenler Suriye'nin asli unsurlarındandır.

Onun için yönetimlerde de hak ettikleri gibi görev almaları sağlanmalı. Türkçe de sadece seçmeli değil, bir resmî eğitim dili olarak Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde okutulmalıdır. Türkiye bunu sağlamalıdır.

Kıymetli kardeşlerim, bu duygu ve düşüncelerle siz kıymetli basın mensuplarını, değerli misafirlerimizi ve aziz vatandaşlarımızı bir kez daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.

Toplantımızın, konuşmalarımızın ülkemiz, milletimiz, camiamız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Sizlere de şükranlarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun.

SORU-CEVAP BÖLÜMÜ

2028 SEÇİMLERİ VE CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI SORUSU

Sayın Cumhurbaşkanımızın tekrar aday olabilmesi için iki yol var. Birincisi sizin de dediğiniz gibi bir anayasa değişikliği, ikincisi de Meclisin alacağı bir seçim kararı. 360 milletvekilinin oyuyla ya da imzasıyla.

Şimdi bu ikinci seçeneğin bir süre tahdidi yok. Yani normal seçimler ne zaman yapılacak? 2028 Mayıs'ında. Yüksek Seçim Kurulu bir seçim takvimi ilan etmeden önce Türkiye Büyük Millet Meclisi 360 üyesinin oyuyla bir seçim kararı alırsa Cumhurbaşkanımız yeniden aday olabiliyor.

Ve bunun için de yok üç ay önce bir karar alması, altı ay önce bir karar alması, bir yıl önce bir karar alması diye bir zorunluluk yok. Bu bir iki hafta önce de alınabilir bu karar. Onun için benim kanaatim ikinci ihtimalin daha güçlü olduğu yönde.

Ama yeni anayasayla ilgili bu da olabilir. Türkiye'nin zaten daha önce de defalarca ifade ettik. Evet, pek çok maddesi değiştirilmiştir ama özü itibarıyla, ruhu itibarıyla darbeci bir anayasadır. Ve 1980 darbesini gerçekleştiren cuntacıların talimatıyla onların istekleri doğrultusunda yapılmış bir anayasadır.

Onun için Türkiye'nin bu darbecilerin yaptırdığı anayasadan bütünüyle kurtulması gerekiyor. Yeni, sivil, demokratik bir anayasa yapması gerekiyor.

Ha bu imkâna kavuşabilir mi? Bu sayı Mecliste bulunabilir mi? Ki Mecliste bulunsa bile bizim görüşümüz mutlaka yeni bir anayasa değişikliği olursa ya da yeni bir anayasa bulunursa bunun mutlaka ama mutlaka millet oluruyla olması gerekir. Yani mutlaka referanduma gitmesi gerekir.

Ama benim bütün bu görüşmelerden edindiğim izlenim ya da bendeki bilgi diyelim, ben seçimlerin 2028 yılında yani Mart, Nisan gibi yapılacağını düşünüyorum. 2027 yılında bir seçim öngörmüyorum. Yani onu ifade etmek istiyorum.

ÖCALAN, ANKARA SİYASETİ VE İFADE SÜREÇLERİ SORUSU

Bizim Büyük Birlik Partisi olarak görüşümüz, duruşumuz net. Biz bir kere baştan itibaren ne diyoruz? Terörle müzakere olmaz, mücadele olur. Bunlara güvenilmez. Ve bugün de yaşananlara baktığımızda haklı olduğumuz ortaya çıkıyor. Güvenilmedikleri ortadadır.

Çünkü bunlar Türk milletinin bir parçası olmayı reddediyorlar. Kürtler değil bunlar. PKK'lılardan bahsediyorum. DEM'lilerin önemli bir kısmından bahsediyorum. Hâlâ ellerine ay yıldızlı al bayrağı alamıyorlar. İstiklâl Marşı'nı okuyamıyorlar. Okumuyorlar daha doğrusu. Yoksa o kadar zekâları var, öğrenebilirler, ezberleyebilirler. Başka marşları okuyorlar. PKK marşlarını söylüyorlar. Problem zekâlarında değil, problem zihniyetlerinde, düşüncelerinde.

Biz İmralı canisinin, bebek katilinin hep hak ettiği cezayla buluşmasını ifade ettik ve söyledik. Milletimiz Büyük Birlik Partisine bu anlamda bir yetki versin, sonu yine öyle olacaktır.

YARGI SÜREÇLERİ VE SİYASİ ELEŞTİRİ

Yargıdaki konulara gelince onları hepimiz takip ediyoruz zaten. En ince ayrıntısına kadar öğreniyoruz, yazılıyor, çiziliyor. Onun için onları milletimizin takdirine bırakıyorum.

Ama şöyle bir şey ifade etmek istiyorum. Yani siyasette eleştiri yapılabilir, eleştirebilirsiniz. Düşüncelerinizi söyleyebilirsiniz. Eleştiriler makul seviyede, bir hakarete, bir iftiraya varmadığı sürece de hoş görülmelidir. Çünkü Türkiye demokratik bir hukuk devletidir.

Herkesin de bu anlamda, her tarafın, her kesimin bu anlamda bizim ortaya koyduğumuz bu dili örnek alması ve bu hususta özenli davranması gerekir diye düşünüyorum. Kimsenin üzerinde bir şey söylemiyorum ya da dava süreçlerinin üzerinde bir şey söylemiyorum.

Ama devleti yönetenlere düşen görev ve sorumluluk nedir? Ortada bir haksızlık varsa, bir adaletsizlik varsa, bir soygun varsa, bir hırsızlık varsa mutlaka ama mutlaka devlet bu hırsızların, yolsuzluk yapanların, suç işleyenlerin mutlaka ama mutlaka yakasına yapışmalı, gereğini yapmalı ve içeride ve de dışarıda ne kadar çalınmış çırpılmış, yolsuzlukla elde edilmiş para varsa Türkiye Devleti Hazinesinin kasasına getirilip konmalıdır.

Teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Allah'a emanet olun."

Galeri