Yükleniyor...
16 Temmuz 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Destici, Günyüzü'nde üreticilerimizle bir araya geldi

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, arpa ve buğday hasadı dolayısıyla bulunduğu Eskişehir'in Günyüzü ilçesinde üreticilerimizle bir araya geldi. Sayın Destici, Günyüzü'nde üreticilerimizle bir araya geldi

Hasat mesaisindeki çiftçilerimizle sohbet eden Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, üreticilerimize bereketli ve bol kazançlı bir hasat sezonu temennisinde bulundu.

Sayın Genel Başkanımız şunları söyledi:

"Kıymetli basın mensupları, değerli arkadaşlar; 2025-2026 yılı sezonu hasat dönemine gelmiş bulunmaktayız. Bu tarlalarımız 2025'in Ekim ayında ekildi ve 2026'nın Temmuz'unda da biçiliyor. Yani takriben 9 aylık bir süreçten bahsediyoruz. Yani tohumu atıyorsunuz, ondan sonra 9 ay bir mücadele veriyorsunuz. Yani ekiyorsunuz, daha sonra ilaçlıyorsunuz, gübre veriyorsunuz, otunu temizliyorsunuz ve sulama imkânınız varsa suluyorsunuz. Ve işte Temmuz'da da 9 ay sonra da biçiyorsunuz.

KIRAÇ ARAZİLER VE BEREKETLİ YIL

Tabii buralar kıraç arazi. Yani buralar sulanmayan arazilerimiz. Ama elhamdülillah bu sene yıl bereketliydi. Rahmet boldu, Cenab-ı Hakk'ın rahmeti. Ve o sebeple de tarlalarımız, arazilerimiz adeta sulu tarım yapılmış bir sonuca geldi. Onun için de bu sene yıl bereketli geldi. Hasadımız bol elhamdülillah.

ÇİFTÇİLER VE BİÇİM SÜRECİ

İşte çiftçi kardeşlerimiz burada, belediye başkanımız, ziraat odası başkanımız, muhtarlarımız, meclis üyelerimiz, ilçe başkanlarımız, çiftçilerimiz, işte Tevfik dayı burada, diğer arkadaşlarımız burada ve gerçekten işte biraz önce biçimi de gerçekleştirdik.

Tabii mahsul zayıfsa biçerdöver hızlı gider. Ama mahsul güçlüyse biçer yavaş gider, zorlanır. Ve gerçekten mahsul güzel olduğu için de biçerimiz en fazla iki buçuk, üç yani saatte ortalama o hızla gitti. Ve gördüğünüz gibi neredeyse bir tur yaptığımızda depoyu dolduracak bir vakte geldi elhamdülillah. Tabii burada bu bereket, yağışın bol olması çiftçilerimizin yüzünü güldürdü.

TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ TABAN FİYATI

Toprak Mahsulleri Ofisimizin bu sene açıkladığı taban fiyat enflasyonun biraz altında kaldı. Yani yüzde 20-22'lik gibi bir artış açıklandı. Bize göre bunun en az yüzde 30 seviyesinde, yani enflasyonun hatta biraz üstünde olması gerekiyordu. Verilen desteklerle bu tamamlanmaya çalışıldı.

Tabii bizim burada söyleyeceğimiz şudur: Elbette ki devletimiz, hükûmetimiz dünya piyasalarının üstünde bir fiyat veriyor, taban fiyat veriyor. Ama tabii bir de maliyet hesabı var bunun.

GİRDİ MALİYETLERİ VE KÖRFEZ SAVAŞI ETKİSİ

Yani özellikle bu Körfez Savaşı'ndan dolayı, Amerika ve İsrail'in İran'a saldırısından dolayı petrol fiyatları biliyorsunuz çok yükseldi. Bu, direkt çiftçiye yansıyor. Gübre kimyasaldan üretildiği için gübre fiyatlarına da direkt yansıyor. İlaç fiyatları hakeza öyle. İşçilik maliyetleri, biçerdöver fiyatları...

Baktığınız zaman bu biçerdöver, geçtiğimiz yılla bu yıl biçim parası şu an 300. Geçen sene 200’dü. Yani yüzde elli artmış. Ama buğdaya verilen taban fiyat yüzde 22. En basitinden bir biçerdöver fiyatı yüzde 50 artmış. Hemen hemen bütün girdilerin maliyetleri yaklaşık olarak yüzde 40 ile yüzde 50 arasında artış gösterdi.

ÇİFTÇİYİ KURTARAN YAĞIŞ VE GELECEK YIL RİSKİ

Çiftçimizi ne kurtardı? Çiftçimizi yılın güzel gelmesi, yani yağmurun bol olması, bereketli bir yıl olması kurtardı. Ama bu yıl böyle, gelecek yıl diyelim ki yağış az olduğu zaman o zaman ne olacak? Girdi adetleri yükseldiği zaman çiftçi kurtaramayacak duruma gelecek.

Onun için tabii her yıla göre de bu taban fiyatlar hesaplanıyor. Yani yılın getirisine göre de. İnşallah daha iyi olmasını ümit ediyoruz. Çünkü üretmek zorundayız. Yani çiftçiyi desteklemek zorundayız.

GIDA ÜRETİMİ VE DIŞA BAĞIMLILIK

Çünkü daha önce de ifade ettim. Yani savaşlarda ve hastalık dönemlerinde şunu gördük: Eğer kendinize yetecek kadar üretemiyorsanız ki gıda bunların birincisi, paranız olsa da dışarıdan alamıyorsunuz. Bu pandemi döneminde bunu gördük. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk yıllarında bunu gördük. Buğday fiyatlarının ne kadar yükseğe çıktığını ve paranızla bile alamadığınızı, dünyanın pek çok ülkesinde bir buğday kıtlığı ve açlık çekildiğini biz çok net gördük.

ÇİFTÇİ DESTEKLERİ VE KİLO SINIRI

Onun için bizim çiftçimizi korumamız lazım. Çiftçimizi desteklememiz lazım. Bu verilen desteklerin belli bir kiloyla sınırlandırılmaması lazım. 300 kiloyla sınırlandırılıyor. Ne kadar kalkmışsa, diyelim ki 500 kilo mu kalktı? Ne kadar kalkmışsa, 500 ise 500, bir dönümden 300 ise 300, 700 ise 700, o kilo üzerinden desteklerin tam ve eksiksiz olarak verilmesi gerekiyor.

MAZOT, ÖTV, KDV VE GÜBRE MESELESİ

Yine daha önce de ifade ettim, çiftçinin kullandığı mazottan ÖTV ve KDV'nin alınmaması lazım. Bunların kaldırılması lazım. Ve mutlaka ama mutlaka bu gübre meselesinin de çözülmesi lazım. Çünkü gübre fiyat artışları ne enflasyonla kıyaslanabilir, hesaplanabiliyor ne de çiftçinin elde ettiği ürünle hesaplanamıyor.

Onun için bu gübre meselesinin de bizce iç piyasada yerli üretimle hatta gerekiyorsa devletin eskiden olduğu gibi kendisi üreterek, bu gübre meselesini de tohum meselesini de kökten çözmesi gerekiyor. Çünkü gıda dediğimiz gibi bizim için hayati bir mesele ve hayati bir alan. Onun için bizim gıdayı üreteni, çiftçiyi, köylüyü mutlaka desteklememiz lazım.

KÖYLERDE GENÇ NÜFUS VE EĞİTİM

Bu köylü doğduğu yerde doyacak ki burada kalsın. Bakın şu anda köylerde genç nüfus yok. Bizim köyümüzde daha önce üç yüz tane öğrenci vardı, biz ilkokulda okurken. Şu anda üç tane öğrenci var. Üç tane. Değil mi? Muhtar, kaç tane? (“Üç tane.”) Üç tane. Kimin çocuğu onlar? Biri imamın, biri muhtarın, bir de bir komşumuzun. Yani üç hanede ilköğretime giden çocuk var. Eskiden her hanede üç tane, beş tane vardı.

KÖYLÜNÜN DOĞDUĞU YERDE DOYMASI

Onun için bu köylünün, bu çiftçinin doğduğu yerde doyması lazım. Burada alnı ak, başı dik yaşaması lazım. Yani eğitime erişebilir olması lazım, sağlığa erişebilir olması lazım. Bu yolların daha düzgün olması lazım, ulaşımın daha düzgün olması lazım ki köylü burada kalsın, çiftçi burada kalsın ve üretmeye devam etsin.

Bizim en başta desteklememiz gereken çiftçimizdir, üretimimizdir, üreticimizdir. Onun için ben tekrar bütün köylülerimize, bütün çiftçilerimize bu üretime, Türkiye'nin üretimine verdikleri destek için teşekkür ediyorum. Siz kıymetli basın misafirlerimiz, basın mensuplarımız da bugün bizim misafirimiz oldunuz, bizi takip ettiniz. Sizlere de teşekkür ediyorum. Sağ olun. Tekrar yılımız, hasadımız bereketli olsun. Allah her yılımızı çiftçimiz için böyle bereketli kılsın inşallah.

TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ KOTASI

Toprak Mahsulleri Ofisinin bu kota meselesi de doğru değil. Şimdi bunlar açıklanırken bizim dinlediğimizde çiftçimiz Toprak Mahsulleri Ofisine ne kadar ürün getirirse bunların hepsini taban fiyattan alacağız dendi. Şimdi bir kota uygulandığını görüyoruz. Dolayısıyla bu kotanın kaldırılması lazım ve çiftçi ne kadar üretmişse ki bunların hepsinin ÇKS belgesi var, üretim belgesi var, hangi tohumu kullandıklarına dair belgeler var.

TARIM BAKANLIĞI VE BELGELİ ÜRETİM

Eskisi gibi değil. Bunlar tamamen Tarım Bakanlığımızın, ziraat odalarının bilgisi, tarım ilçe ya da il müdürlüklerinin bilgisi dâhilinde yapılan ekilişler bunlar. Sertifikalı tohumlarla bu ekilişler yapılıyor. Dolayısıyla bunların tamamını Toprak Mahsulleri Ofisimizin eksiksiz bir şekilde alması gerekiyor. Yani çiftçinin bu anlamda mağduriyet yaşamaması gerekiyor.

ÖDEME SÜRESİ VE ÇİFTÇİNİN SICAK PARA İHTİYACI

Bir çağrımız da yani Toprak Mahsulleri Ofisi ürünü aldıktan sonra en erken 21, işte 20 ile 40 gün arasında ödeme yapıyor. Hâlbuki devletimiz bunu karşılayabilecek güçtedir. Maliye Bakanlığımızın da bu konuda daha özverili olması lazım. Bir yıl öncesinden bunların planlanması lazım. Ve çiftçimiz Toprak Mahsulleri Ofisine ürünü teslim ettikten sonra en geç bir hafta içinde para hesabına yatması lazım.

Tüccar, borsada alan nasıl yatırıyorsa onlar herhâlde devletimizden güçlü değil. Devletimiz de parayı en geç bir hafta içinde yatırması lazım ki çiftçi bir yıl emek verdiği ürününü gidip sırf sıcak parayı bir an önce almak için altı buçuk liraya vereceği ürünü on iki liraya, on üç liraya vermek zorunda kalmasın.

BASIN MENSUPLARINDAN GELEN SORULAR

Şimdi maalesef bir çürümüşlük var. Yani ahlaki bir çürümüşlük var, manevi bir çürümüşlük var. Bu, bir günde, bir yılda olmadı arkadaşlar bu iş. Yıllardır bu asil ve necip Müslüman Türk milletini değerlerinden uzaklaştırmaya çalıştılar.

Biz çocuklarımıza okullarımızda dinî eğitim, ahlaki eğitim verilsin diye mücadele ederken ya da bunlar verilirken birileri çıktı en yüksek perdeden, “Efendim çocuk özgürdür, isterse din eğitimi alır, istemezse almaz; isterse ahlak eğitimi alır, istemezse almaz.” gibi temelsiz birtakım iddialar ortaya attılar ve bunlar da başarılı oldular.

28 ŞUBAT’TAN BUGÜNE MANEVİYATTAN KOPUŞ

Yani özellikle 28 Şubat süreci ve o süreçten bugüne kadar geriye dönüp baktığınızda 96 değil mi? 2006, 2016, 2026. 30 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Çocuklarımız maneviyattan koparıldı, dinden koparıldı, ahlaktan koparıldı. Ve ondan sonra işte insanlar boşluğa düşünce ne yaptılar? Manevi boşluğa düşünce kendilerini uyuşturucuya verdiler, fuhuşa verdiler, başka kötü alışkanlıklara verdiler ve ahlaki olmayan değerlere ağırlık gösterdiler.

LGBT ELEŞTİRİSİ VE DEĞERLER VURGUSU

Bugün hâlâ bütün bunlar yaşanmasına rağmen bakın, pervasızca, hayasızca ortaya çıkıp LGBT'yi savunanlar var. Yani bugünden daha kötü olmamızı istiyorlar. Çünkü şunu biliyorlar: Bu Türk milleti manevi değerlerinden, kültüründen, köklerinden koparsa ancak o zaman Türk milletini alaşağı edebilirler. Bunu biliyorlar.

Ve maalesef burada baktığımızda bir kısım medya mensupları, gazeteciler ön planda. Tabii duyarlı gazetecilerimizi ayırıyorum. Yine iş adamları var. Yine burada baktığınız zaman siyasetçiler var. Bir ahlaksızlık sarmalı var.

AHBAP MESELESİ VE KIZILAY-AFAD VURGUSU

Şimdi Ahbap meselesi bunun somut bir örneği artık. Yani Kızılay, depremin başladığı anda bir hata yaptı. O dönemki yönetim, başkan. Biz de o zaman bunun yanlış olduğunu söyledik. Ama bunun yanlış olduğunu söylerken diğer taraftan Kızılay'ımıza, AFAD'ımıza yani devletimizin kuruluşlarına sahip çıkmamız gerektiğini de söyledik.

Ben o dönemde, Allah kabul etsin. Şimdi bu mevzuya açıklık getirmek için söylüyorum. Bir de alenen yaptığımız için, televizyondan canlı yayınlandığı için söylüyorum. En yüksek bağış yapan siyasetçilerin başında geliyorum. Yani 758 bin lira bağış yaptım o dönemde. Nereye yaptım? AFAD'a yaptım. Nereye yaptık parti olarak arkadaşlarımızla? Kızılay'a yaptık. Gidip Ahbap gibi önü arkası belli olmayan bir derneğe ya da bir kuruluşa yapmadık.

YARDIMLARIN YÖNLENDİRİLMESİ VE YOLSUZLUK İDDİASI

Ama maalesef o dönemde toplumun önünde olan birtakım gazeteciler, televizyoncular her gün bunların reklamını yaptılar. Fotoğraf verdiler. Siyasetçiler, yardımların oraya yönlendirilmesini teşvik ettiler, ana muhalefet başta olmak üzere. Ve neticede ne çıktı ortaya? Bir yolsuzluk ortaya çıktı. Yani yardım adı aldığında toplanan paraların kumara, fuhuşa, bahse gittiği ortaya çıktı.

Şimdi lanetliyoruz ve inşallah bunun bedelini en ağır bir şekilde ödemesini bekliyoruz. Yani mevcut cezalarımız, mevcut yasalardaki cezalar belki bu suçların karşılığı uzun hapis öngörmüyor olabilir. Ama bunu gerekiyorsa örgütlü bir yapıya sokup burada en ağır cezayı vermek gerekiyor. Çünkü milletin burada hem niyeti istismar edilmiştir, iyi niyeti, duyguları istismar edilmiştir ve aynı şekilde parası iç edilmiştir.

DENETİM VE SORUŞTURMA SÜRECİ

Tabii bu dönemde onları destekleyenlerle ilgili de özür beyanları görüyoruz, şu an açıklamalar görüyoruz. Ama o dönemde tertipli mi? Bu sadece bir Haluk Levent'in yaptığı iş mi? Bir organize iş mi? Bunun da aydınlatılması lazım. Bunun da açığa çıkması lazım.

Tabii bir mesele daha var. Aradan üç yıl gibi bir süreç geçmiş. Üç yıldan fazla. Yani ilgili kurumlarımız, yasalar mı buna el vermiyor artık? Yasalar mı ellerini kollarını bağlıyor? Bütün bu süreç içerisinde neden bugüne kadar bir denetim yapılmamış, sağlıklı ya da hukuki bir soruşturma gerçekleştirilmemiş ve bir milyara kadar bir parayı bahiste ya da kumarda yiyene kadar izlenmiş, bunun da sorgulanması lazım.

NETANYAHU VE OSMANLI ELEŞTİRİSİ

Netanyahu’yu bir insan olarak değerlendiremeyiz. Yani Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de insanı tarif ederken “eşrefi mahlukat” diyor. Ama yine Kur'an-ı Kerim'de öyle insanlar da vardır ki mealen hayvandan daha aşağı derecededir diyor. Şimdi Netanyahu, hayvandan bile daha aşağı derecede bulunan bir varlık, bir yaratık, bir canlı maalesef ki öyle canlı ve yaratık ve Osmanlı'ya kurban olması lazım.

Osmanlı gittiği her yere adalet götürmüş, herkesin dinine, inancına saygılı olmuş. Şayet öyle olmamış olsaydı, altı yüz yıl dünyaya hükmetmiş Balkanlar, Afrika'nın kuzeyi, Arap Yarımadası, Kafkasya, bütün bu coğrafyalara baktığımız zaman Osmanlı, Orta Doğu, buraların tamamı Türk, tamamı Müslüman olurdu. Eğer Netanyahu gibi bir soykırım politikası, katliam politikası ve bir faşist politika izlemiş olsaydı...

OSMANLI’NIN ADALET ANLAYIŞI

Ama Osmanlı, “Yaradılanı severiz, Yaradan'dan ötürü.”, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” ve “İlayıkelimetullah için nizamıâlem.” diyerek her gittiği yere hak, hukuk ve adalet götürmüş. Onun için Osmanlı'yı o pis ağzına almasını da kınıyoruz, lanetliyoruz.

Bir de Osmanlı'ya minnet duyması gerekenler, “İyilikten maraz doğar.” diye işte bir atasözümüz var. Beş yüz sene önce İspanya'da Yahudiler katliamı ve soykırıma uğrarken Osmanlı kapılarını açmış ve Yahudileri kabul etmiş. Belki de en büyük yanlışı orada yapmışız. Çünkü Yahudilerin mazisine baktığınız zaman, özellikle bu Siyonistlerin hiçbir zaman kendileri dışındaki insana saygı göstermemişler. Onları insan olarak da görmemişler. Onun için orada ceddimiz bir gaflet hâli yaşamış bana göre.

FİLİSTİN TOPRAKLARI VE SOYKIRIM VURGUSU

Yine Filistin topraklarına kabul edilmeleri, o da bir gaflet, o da olmaması gerekiyordu. Çünkü daha önce o topraklarda yine fitne çıkaran, yine savaş çıkaran ve bundan dolayı da ta milattan öncesinde bile hepsi dünyanın pek çok tarafına sürülen bir topluluktan bahsediyoruz.

Önce o akıttığı kanın, yaptığı soykırımın hesabını versin. Belki bugün Amerika Birleşik Devletleri onu koruyor, kol kanat geriyor ki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılamaları olmuyor, uzatılıyor. Ama yarın inşallah o günleri Cenab-ı Hak hepimize gösterir. Bu akıttığı kanın, yaptığı soykırımın da cezasını verecektir. Yani bedelini ödeyecektir, cezasını çekecektir.

MUHSİN YAZICIOĞLU SORUŞTURMASI

Daha önce bu 17 yıllık süreçte biri 2014, biri 2016 olmak üzere iki kere dosya takipsizlik kararı verildi. Biz müracaat ederek, her türlü gücümüzü kullanarak siyasi, hukuki bu takipsizlikleri kaldırttırdık. Hatta son takipsizlik 15 Temmuz hain darbe girişiminden sadece bir ay önce verilmişti. Biz de darbeden iki gün önce itirazımızı yapmıştık, resmî itirazı Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına.

15 TEMMUZ SONRASI GELEN BİLGİ

Darbe oldu ve ertesi günü beni İzmir'den bir polis kardeşimiz aradı. Dedi ki “Başkan'ım, bizim Alperenler'den, biz gece Marmaris'e gittik. Cumhurbaşkanımıza yapılan saldırıyı mukavemet için, saldırıya karşı durmak için. Orada da derdest edilen, yakalanan darbecilerden iki tanesi işte Muhsin Başkan'ın ve arkadaşlarımızın düştüğü helikopterdeki cihazları sökenler. Biri Yarbay Davut Uçun, biri Astsubay Aydın Özcan.”

Biz hemen bu bilgi bize gelince darbeden sadece üç gün sonra, yani 18 Temmuz 2016'da olayın bu yönüyle de araştırılması ve takipsizliğin kaldırılması için dilekçe verdik. Takipsizlik kaldırıldı. Olay o yönüyle de araştırılmaya başladı. Ama aradan on yıl geçti. Yine bir sonuç yok.

DOSYANIN ANKARA’YA GÖNDERİLMESİ

Neticede biz tabii bu süreçte bütün görev yapan adalet bakanlarımızla defalarca görüştük. İşte Akın Gürlek Bakan'ımızla da görüşerek ki daha önce de bu talebimiz olmuştu, dosyanın Ankara'ya alınmasının; bütün savcılarımız seçkindir ama yeterli ve ehliyetli, tecrübeli bir savcı grubu tarafından bunun soruşturulmasını istedik. Onları da kabul ettiler.

12 Haziran'da Maraş Başsavcılığı dosyaya yetkisizlik kararı verdi ve Ankara'ya gönderdi. Ve Sivas'taki Alperen Ocakları açılışında demiştim: “Bir ay sonra inşallah bunun sonuçlarını görmeye başlayacağız.” diye. İşte 12 Haziran, 13 Temmuz'da da ilk dalga operasyonlar gerçekleştirildi.

ANA ŞÜPHELER VE HUKUKİ SÜREÇ

İnşallah bu devam edecek ve beş altı ana şüphe var. Bunlar tamamıyla aydınlatılacak ve burada kusuru, kastı olanlar hukuk önünde hak ettikleri sonuçla karşılaşacaklar.

HELİKOPTERİN DÜŞÜŞ NEDENİ VE KARBONMONOKSİT ŞÜPHESİ

Bunları ben daha önce tek tek anlattım. En son çarşamba günü basın toplantısında da anlattım. Birincisi helikopterin düşüş nedeni. Bunlar uçaklar mı düşürdü? İçeriye bir karbonmonoksit verilerek pilot ve yolcular uyuşturularak kendi yani melekelerini kaybedip, özellikle pilot hâkimiyetini mi kaybetti? Çünkü son görüntüler ona işaret ediyor. Karbonmonoksit oranları yüksek çıktı bazılarında, pilot başta olmak üzere. Arama kurtarma, yani bunun gibi beş altı tane ana sebep var. Bunların hepsi birbirine eşit şüpheler."

Galeri