Yükleniyor...
30 Nisan 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Destici, Kayseri'de açıklamalarda bulundu

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Kayseri'de basın mensuplarıyla sabah kahvaltısında bir araya geldi. Gündemi değerlendiren Sayın Genel Başkanımız, gazetecilerin sorularına cevap verdi. Sayın Destici, Kayseri'de açıklamalarda bulundu

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'nin yaptığı açıklama şöyle:

"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, kıymetli vatandaşlarım; öncelikle sizleri, cümlenizi Türkiye'mizin en önemli kentlerinden, şehirlerinden, kadim şehirlerimizin önde gelenlerinden Kayseri'den sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.

Kayseri gibi, Sivas gibi, Erzurum gibi, Konya gibi daha nice şehirlerimiz Türk kültürünün, İslam medeniyetinin, Selçuklu'nun, Osmanlı'nın izlerini günümüzde çok güçlü bir şekilde taşımaktadır. Sadece eserleriyle değil, aynı zamanda kültürüyle de yaşamaktadır. İnsanlarıyla da bu kültürü ve bu medeniyeti hâlâ dimdik ayakta tutmaktadır. Onun için Kayseri'nin hem Türkiye'de hem de şahsımın ve camiamızın nezdinde de çok önemli ve kıymetli bir yeri vardır.

Büyük Birlik Partisi kurulduğundan beri de Kayseri'de hep güçlü bir tabanı olmuştur. Güçlü bir teşkilatı olmuştur. Ve Kayseri'de her zaman Türkiye'de aldığı oyun ortalamasının birkaç kat, bazen 5 kat üzerinde oy aldığı dönemler olmuştur. Onun için biz Kayseri'yi severiz. Yerli, köylü ayırt etmeden Kayserilileri severiz. Ülkemizi severiz, milletimizi severiz. Ülkemiz ve milletimiz için siyaset yapıyoruz. Ve yapmaya da Allah'ın izniyle, milletimizin duası ve desteği, Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle devam ediyoruz.

Bugün Şarkışla'da temel atma törenimiz, Şarkışla Belediyemizin ve birtakım açılış programlarına katılmak üzere yola çıktığımızda dedik ki Kayseri'de bir mola verelim. Basın mensuplarımızla, kıymetli gazeteci arkadaşlarımızla bir araya gelelim. Hem bir kahvaltı sofrası etrafında buluşalım hem de hâl hatır soralım, hem de Türkiye gündemindeki üç beş konuyla ilgili düşüncelerimizi paylaşalım, gazeteci arkadaşlarımızın soracağı sorulara da cevap verelim, istedik.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN BELEDİYELERİ VE TÜRKİYE GENELİNDEKİ VARLIĞI

Kıymetli kardeşlerim, Büyük Birlik Partisi son yerel seçimlerde başta Sivas İl Belediyesi olmak üzere 14 büyük ilçe belediyesi ve 5 de belde belediyesi kazandı. Büyük Birlik Partisi elindeki tüm belediyelerle birlikte yoluna devam etmektedir. Büyük Birlik Partili belediyeleri ki burada bir kardeşimiz var, Özbağ Belediye Başkanımız Kırşehir'den, onu da gelirken aldık yol üzerinden, sağ olsun bize eşlik ediyor. Başta Sivas Belediyemiz olmak üzere tüm ilçe belediyelerimiz ve belde belediyelerimiz çok başarılı bir şekilde hizmetlerine devam etmektedir.

Yaptığımız kamuoyu yoklamalarında başta Sivas Belediyemiz olmak üzere tüm ilçe ve belde belediyelerimizde vatandaş memnuniyeti ortalama %70'lerin üzerindedir. Bu iki yıllık süreç aslında biraz da hazırlık süreciydi. Esas hizmetler inşallah bugünden sonra daha güçlü ve daha hızlı bir şekilde yapılacak. Büyük Birlik Partisi belediyelerinin bu başarılı çalışmalarının da meyvesini de inşallah önümüzdeki genel seçimlerde toplayacaktır.

Büyük Birlik Partisi son yerel seçimlerde Türkiye'nin her bölgesinde belediye almıştır. Şırnak'ta da ilçe belediyesi vardır Büyük Birlik Partisi'nin. Erzurum'da da vardır. Samsun'da da vardır. Erzincan'da da vardır. Elazığ'da da vardır. Sivas'ta da vardır. Kırşehir'de de vardır. Hatay'da da vardır. Eskişehir'de de vardır. Konya'da da vardır. Sakarya'da iki büyük ilçesi vardır. Biri merkez ilçe Erenler, biri Hendek. Yani velhasıl Türkiye'nin her bölgesinden Büyük Birlik Partisi belediye kazanmıştır. Bu da Büyük Birlik Partisi'nin Türkiye'nin her bölgesinde karşılığı olduğunu bize çok net bir şekilde göstermektedir.

Biz bir bölge partisi değiliz. Biz bir etnik köken partisi değiliz. Biz Türkiye'nin partisiyiz. Türk milletinin partisiyiz. Doğulusuyla, batılısıyla, kuzeylisiyle, güneylisiyle; Kürt'ü, Türkmen'i, Alevi'si, Sünni'siyle bu büyük Türk milletinin partisiyiz. Ve gayemiz elbette Allah'ın rızası ve elbette ki bu aziz Müslüman necip Türk milletine, Türk dünyasına ve Türk-İslam coğrafyasına hizmet etmektir.

KAYSERİ TEŞKİLATI VE İL BAŞKANLIĞINDA BAYRAK DEĞİŞİMİ

Kıymetli kardeşlerim, daha uzun şeyler söyleyebilirim bu meseleyle ilgili ama tabii vaktimiz dar. Gündemle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Öncelikle il başkanlığımızda bir bayrak değişimi oldu, biliyorsunuz. Mustafa kardeşimiz onlarca yıldır partimizde hizmet veriyor. Ocağımızda başkanlık yaptığı, Alperen Ocaklarında, ilçe teşkilatlarımızda çalıştığı, il teşkilatımızda çalıştı. Şimdi de il başkanı olarak bayrağı devraldı. Kendisine tekrar sizlerin huzurunda da hayırlı olsun, diyorum. Başarılar diliyorum.

Eşi hanımefendi, altı çocuğu var Mustafa'nın; beşi erkek, biri kız. En küçük oğlan burada. İnşallah ailesini büyütmüş, güçlendirmiş. Partiyi de inşallah büyütecek, daha da büyütecek, daha da güçlendirecek. Kendisine inanıyoruz.

Hakan Bey kardeşimiz, biliyorsunuz, Merkez Karar Yönetim Kurulu üyemiz. O da burada. Hem il başkanımıza hem teşkilatımıza bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gerekli desteği verecek. Vermeye devam edecek. Kayseri'de kuruluştan bugüne kadar partimizde görev alan, ocağımızda görev alan, kadın kollarımızda görev alan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Hayatını kaybedenlere bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum.

Tabii son dönemde Kayseri'de, biliyorsunuz, Develi ilçemizde iki seçimdir Büyük Birlik Partisi seçimi kıl payı kaçırıyor. Orada da İmdat kardeşimiz hâlâ Büyükşehir Meclis üyemiz, biliyorsunuz. Kendisi de... Yok, pardon, sen adaydın. Büyükşehir Meclis üyesi sen geçen dönem... Büyükşehir Meclis üyesi ama siz geçen dönem Büyükşehir Meclis üyesiydiniz, doğru. Doğru. Onlar da başarılı bir şekilde diğer ilçelerimizle birlikte çalışmalarını sürdürüyorlar. Yani Büyük Birlik Partisi yoluna güçlü bir şekilde devam ediyor ve devam edecektir.

VALİ VE EMNİYET ATAMALARI

Kıymetli kardeşlerim, dün akşam Resmî Gazete yayımlandı, biliyorsunuz. Orada başta Emniyet Genel Müdürlüğümüzde bir değişiklik oldu. Ankara Valiliğimiz başta olmak üzere birkaç valilikte değişimler oldu. Ve yine bazı il emniyet müdürlüklerinde de değişiklikler oldu.

Öncelikle yeni Emniyet Genel Müdürümüz Nevşehir Valisi Ali Fidan Bey'e hayırlı olsun dileklerimizi sunuyoruz, şahsım ve camiam adına. Tabii Mahmut Demirtaş Bey'e de bugüne kadar yaptığı görev için teşekkür ediyoruz. Yine aynı şekilde Ankara'da gerçekten çok başarılı, tam bir devlet adamı olan bir valimiz vardı: Vasip Şahin Valimiz. Uzun yıllar Ankara Valiliği görevini başarıyla yürüttü. Kendisi gerçekten hem halkın hem bürokrasinin hem güvenliğin sevgisini kazanmış birisiydi. Kendisine teşekkür ediyoruz. Yeni atandığı görevde de başarılar diliyoruz.

Onun yerine atanan Aydın Valimiz de tecrübeli bir valimiz, Yakup Canpolat. İnşallah bu görevi başarıyla yürüteceğine de inanıyoruz. Yine diğer atanan valilerimize ve emniyet müdürlerimize de başarılar diliyoruz. Görevden alınıp merkezde görevlendirilenlere de bugüne kadar yaptığı hizmetler için teşekkür ediyoruz ve hayırlı, sağlıklı ömürler diliyoruz.

İSRAİL’İN SALDIRILARI VE İSLAM DÜNYASINA ÇAĞRI

Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları; terörist ve Siyonist İsrail'in katliamları, saldırıları, soykırımı devam ediyor. Gazze'de 100 binden fazla masum Müslümanı katletti. Bunların 30 binden fazlası çocuk, 30 binden fazlası kadın, önemli bir kısmı yaşlı ve %99'u sivil. Dünya seyretti. Bugün benzerini Lübnan'da gerçekleştiriyor ve maalesef yine dünya seyrediyor. Dünyanın seyretmesini anlamıyoruz ama İslam dünyasının, İslam ülkelerinin, İslam ülkelerinin başındaki devlet başkanlarının, cumhurbaşkanlarının, başbakanların seyretmesini hiç anlamıyoruz.

Yani bir gün sıranın kendilerine geleceğini bilmeleri gerekir. Eğer bugün yapılanlara sessiz kalmaya devam ederlerse, nasıl Filistin'den sonra Lübnan'a saldırmaya başlamıştır, orayı hallettikten sonra hedefi Suriye olacaktır, Ürdün olacaktır ve nihayetinde başka İslam memleketleri, İslam beldeleri ve Müslümanlar olacaktır. Onun için yol yakınken İslam ülkeleri ivedi bir şekilde bir araya gelmeli ve bu terörist İsrail'e karşı bir ortak harekât merkezi kurarak bir direniş gerçekleştirmelidir. Ve bu saldırılarını sona erdirmesi için başta Amerika olmak üzere Birleşmiş Milletlere ve tüm dünyaya büyük bir baskı uygulamalıdır.

GAZZE’YE YARDIM FİLOSU VE ULUSLARARASI KURUMLARA ÇAĞRI

Şimdi en son İsrail donanması Gazze'ye insani yardım götüren küresel Sumud filosuna uluslararası sularda müdahale ediyor. 22 gemiye el koyuyor. Filoda 31 tane Türk aktivist var. Öncelikle bu kahpe saldırıyı şiddetle lanetliyoruz. Kınıyoruz. Ve derhâl bu el konulan gemilerin bırakılmasını ve insani yardıma engel olunmamasını istiyoruz.

Bu konuda da başta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu olmak üzere tüm uluslararası kuruluşları, İslam İşbirliği Teşkilatı'nı da burada inisiyatif almaya, tavır koymaya ve hadsiz İsrail'e haddini bildirmeye davet ediyoruz.

İRAN’A YÖNELİK SALDIRILAR VE KÜRESEL ETKİLER

Kıymetli kardeşlerim, tabii ABD'nin İsrail'le birlikte İran'a saldırıları ve bu saldırılar neticesinde, biliyorsunuz, özellikle Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla birlikte, çünkü dünyada tüketilen enerjinin, petrolün, doğalgazın neredeyse dörtte biri oradan sevk oluyor bütün dünyaya; özellikle Çin gibi, Hindistan gibi bazı ülkeler direkt oraya bağımlı. Yani aldıkları doğalgazın ve akaryakıtın neredeyse yüzde 80'ini, 90'ını oradan alıyorlar. Tabii bu, bütün dünyada bir krize sebep oluyor. Bizim gibi kırılgan ekonomilerde bu daha çok hissediliyor.

Yani akaryakıta, benzine, doğalgaza, mazota gelen zam bir anda çarşıdaki gıdaya da, pazardaki domatese de, bibere de direkt olarak yansıyor. Onun için elbette ki biz hem bu anlamıyla hem de bölgemizde barış istiyoruz. Hem de saldırıya uğrayan bir İslam ülkesi, Müslümanların yaşadığı bir ülke. Dolayısıyla bu saldırıları başından itibaren lanetliyoruz. Ve bir an önce bu saldırıların durması, tabii en büyük temennimiz kalıcı barış, kalıcı ateşkes ama hakça bir ateşkes. Yani terörist İsrail'in ve ABD'nin taleplerinin kabul edildiği, İran'ın yok sayıldığı bir anlaşmayı İran bugüne kadar kabul etmedi. Halkıyla birlikte onurlu bir mücadele veriyor ve bundan sonra da kabul etmeyeceğine inanıyorum.

Ama burada özellikle bölge ülkeleri, Türkiye ve Pakistan bu konuda büyük gayret sarf ediyor, biliyorsunuz. Mısır'ın da gayretleri var. Buraya Suudi Arabistan'ın, Ürdün'ün, Körfez ülkelerinin, başkaca büyük ülkelerin, hatta İspanya gibi bu savaşa karşı olduğunu açıkça deklare eden diğer Avrupa ve dünya ülkelerinin de girişimiyle bu savaşın durdurulması, sadece İran ve bölge için değil, dünya için de hayırlı olacaktır. Özellikle insanlık için. Çünkü zaten dünyada milyonlarca insan gıdaya ulaşamıyor. Bu savaşlar sebebiyle daha da pahalandığı için bu sayı daha da artacaktır. Tedavi imkânları, ilaca ulaşmak daha da güç bir hâle gelecektir. Zor bir hâle gelecektir. Onun için burada aslında bedeli insanlık ödemektedir. Yani soykırımcı Netanyahu ve haydut Trump'ın bu saldırganlığının bedelini insanlık ödemektedir. Sadece İran ya da bölge ülkeleri ödememektedir.

Onun için bu soykırımcılara ve bu haydutlara, zamanın haydutlarına bütün barıştan yana olan, adaletten yana olan, insanlıktan yana olan devletlerin bir araya gelerek buna dur demeleri gerekir. Yoksa iş başka noktalara gider.

FRANSA, YUNANİSTAN, KIBRIS VE BÖLGESEL GERİLİM

Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları; birkaç husus daha var, ondan sonra sözü size bırakacağım. Fransa, biliyorsunuz, son günlerde Macron, Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinden Türkiye'ye parmak sallıyor ya da Türkiye'ye gözdağı vermeye çalışıyor. Ya da Türkiye'ye karşı Yunanistan'ı ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ni sanki himayesine almış gibi bir hava estirmeye çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta, biliyorsunuz, Atina'dan bir açıklama yaptı. "Türkiye Yunanistan'a saldırırsa Fransa tüm gücüyle Yunanistan'ın yanında olacak." diye bir açıklama yaptı. Tabii biz o zaman dedik ki senin yaptığın açıklamanın Türkiye'nin nezdinde bir kıymetiharbiyesi yoktur. Çünkü Türkiye'nin zaten şu anda Yunanistan'a saldırma gibi bir niyeti de yoktur; Yunanistan akıllı, uslu durduğu sürece, haddini aşmadığı sürece. Ama velev ki böyle bir şey gerçekleşti, ne Fransa'nın ne de bir başkasının Yunanistan'ı korumaya gücü yetmez. Bunu biz tarihte gördük, geçmişte gördük.

Onun için Yunanlı siyasetçilere, Güney Kıbrıs Rum Kesimi yöneticilerine diyoruz ki: Aklınızı başınıza alın. Sizin bu bölgedeki huzurunuz, güvenliğiniz Türkiye ile barış hâlinde olmaktan geçer. Türkiye ile barışı bozarsanız, Fransa'nın ya da başka bir Batı ülkesinin gazıyla ya da İsrail'in gazıyla, bu sizin için bir felaket olur. Sizin için bunun ağır sonuçları olur. Geçmişte bunu tecrübe ettiniz, geçmişte yaşadınız. Yani tekrar tecrübe etmenize gerek yok. Çok tecrübe etmek isterseniz biz de gereken dersi veririz. Bunu da hem Yunanlı politikacıların hem de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yöneticilerinin bilmesi gerekir.

Şimdi en son Fransa ne yapmış? Güney Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi arasında bir anlaşma imzalayacak. Kuvvetler statüsüne ilişkin söz konusu anlaşma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkı açısından elbette ki yok hükmündedir. Ama orada ABD, İsrail; İran'la savaşırken, yukarıda Rusya, Ukrayna; İsrail soykırım yaparken Batı belli ki Kıbrıs'ta da ya da Ege'de de bir savaş başlatma niyetindedir. Bunu da yok sayamayız, görmezden gelemeyiz. Devletimiz elbette hazırlıklıdır. Ama hazırlığın ötesinde bir teyakkuz hâlinde olmamız gerektiğini buradan ifade ediyorum.

GÜVENLİK, ÜRETİM VE SAVUNMA SANAYİ

Onun için bir kere daha söylüyorum: Şu dört alanda en azından kendi kendine yeter bir ülke olmak zorundayız. Bir, gıda. İki, enerji. Üç, ilaç, aşı. Dört, savunma sanayi. En önemlisi de savunma sanayi. Çünkü devletinizin, ülkenizin ve milletinizin güvenliğini sağlayamıyorsanız gıdayı da üretemezsiniz, aşı, ilacı da yapamazsınız, kendi topraklarınızdan olsa bile enerjiyi çıkaramazsınız, üretemezsiniz. Ve savunma sanayi ile ilgili hiçbir adım atamazsınız. Önce güvenlik.

Elbette özgürlüklerden de vazgeçmeyiz. Elbette milletimizin de refah içinde yaşaması gerekir. GÖR, Büyük Birlik Partisi'nin, biliyorsunuz, 13-14 sene önce Türk milletine sunduğu bir projeydi: Güvenlik, Özgürlük, Refah. Kısaltması da GÖR'dü. GÖR diye böyle billboardlara, pankartlara çıkmıştık. Hatta birisinde bir hastaneye gittik rahmetli Muhsin Başkan'la. Hastane sahibi, başhekim hoca dedi ki daha kapıdan girerken, "Başkanım, GÖR’düm." dedi. Yani bu dediğim 2008 yılında yaşadığımız bir hadise. Biz ta o zamanlar GÖR dedik milletimize; güvenlik, özgürlük, refah dedik. Bugün de aynı tezimizin arkasındayız.

EKONOMİ, EMEKLİLER VE ASGARİ HANE GEÇİM RAKAMI

Kıymetli basın mensupları, tabii halkımızın birinci gündem maddesi ekonomi. Çarşı, pazar, pahalılık. Burada tabii iki kesim var ki bunlar çok dezavantajlı. Birincisi düşük maaş alan emeklilerimiz. Hele ki bunlar bir de tek maaş alıyorsa, hanımı emekli değilse, bir de evi üstüne kiraysa, başka bir geliri yoksa vay hâline. Bizim öncelikle sahip çıkmamız gereken, durumunu iyileştirmemiz gereken işte tam bu ailedir.

Onun için biz birkaç yıldır bunu özellikle çok güçlü bir şekilde dillendiriyoruz. Bunu Cumhurbaşkanı'yla da paylaştık, hükûmetle de paylaştık, kamuoyuyla da açıkladık. Yani Türkiye'de tıpkı Asgari Ücret Tespit Komisyonu gibi bir asgari hane geçim rakamı tespit komisyonu kurulmalı. Hanelerin geçimleri, gelir rakamları aşağı yukarı biliniyor; işte biraz önce söylediğim gibi. Ve diyelim ki asgari bir hane, 4 kişilik bir hane, Kayseri'de kaça geçinebilir? Farzımuhal 40 bin liraya geçinebilir. 28 bin lira mı alıyor asgari ücretle? İşte aradaki 12 bin lira devlet tarafından tamamlanmalı. Kira yardımı olarak tamamlanabilir, çocuk yardımı olarak tamamlanabilir, sosyal yardım olarak, sağlık yardımı olarak tamamlanabilir. Ama tamamlanmalı. Bu emeklilerimiz için de geçerlidir.

ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM ÇAĞRISI

Şimdi yine temmuz ayı yaklaşınca geçtiğimiz yılda benzerleri oldu. Bazı ticaret ve sanayi odası başkanları, işveren kuruluşlarının başkanları açıklama yapıyorlar ki efendim asgari ücrete ara zam olmasın. Bu doğru değil arkadaşlar. En hafifiyle bu doğru değil. Bu ülkede hâlâ enflasyon %30'ların üzerinde seyrediyorsa ve bir de bu savaştan dolayı bütün gıda malzemelerine özellikle %50'den fazla zam gelmişse o zaman asgari ücretli yıl sonunu nasıl getirecektir?

Madem ki işçiye, kamuda çalışan işçiye, memura, emeklilere temmuzda bir ara zam yapılmayacak mı? Yapılacak, enflasyon oranında. Bunun asgari ücretli için de yapılması şarttır. Çünkü asgari ücretli zaten en düşük ücreti almaktadır. Şimdi diyelim ki siz 100 bin lira alan bir kamu işçisine ya da memuruna temmuzda enflasyon farkını vereceksiniz ama 28 bin lira alan asgari ücretliye vermeyeceksiniz. İşte bu kabul edilemez. Biz önce geliri düşük olanı korumak, kollamak zorundayız.

Onun için biz mutlaka ama mutlaka bu temmuz ayında asgari ücretin yeniden düzenlenmesini, komisyonun toplanarak en azından enflasyon üzerinde bir ara zam artışı yapılmasını teklif ediyoruz ve bunu da dillendirdik, dillendirmeye de devam edeceğiz. Konunun da takipçisi olacağız.

İZMİR BORNOVA’DAKİ TRAFİK KAZASI
Son olarak, dün İzmir, Bornova'da trafik kazası sonucu bir polis memurumuz şehit oldu. Şehit polisimize Allah'tan rahmet diliyoruz. Polis camiamıza, emniyet teşkilatımıza başsağlığı, sabır diliyoruz. Ailesine başsağlığı, sabır diliyoruz. Aynı kazada hayatını kaybeden diğer iki vatandaşımıza da Cenab-ı Hak'tan rahmet diliyoruz. Yaralılarımıza da acil şifalar niyaz ediyoruz.

SORU-CEVAP

BELEDİYELERDE SENDİKALAŞMA VE ÜCRETLER

Bizim belediyelerimizde Türkiye'de diyelim ki sendikalaşma oranı yüzde 12 seviyelerinde, yanlış hatırlamıyorsam, bizim belediyelerimizde sendikalaşma oranı yüzde 90. Ve bizim belediyelerimizde çalışan kardeşlerimiz, bildiğim kadarıyla şu anda başta Sivas Belediyesi olmak üzere belediyelerde çalışanlar arasında en yüksek ücreti alanlar içinde. Yani en düşüğü minimum asgari ücretin iki katını alıyor. En düşüğü. Yani en düşüğü elli altı, altmış bin civarında alıyor. En düşüğü. Evet.

CUMHUR İTTİFAKI VE GENEL SEÇİM HEDEFİ

(Cumhur İttifakı ve Genel Seçim) Önümüzde önce bir genel seçim var. Dolayısıyla da bizim şu anda hem Büyük Birlik Partisi olarak hem Cumhur İttifakı olarak bütün motivasyonumuz birinci olarak genel seçimler. Tabii Cumhur İttifakı, biliyorsunuz, altılı masa gibi bir yaprak dökümü yaşamadı. Dolayısıyla Cumhur İttifakı'nın ana omurgası olduğu gibi devam ediyor. Cumhur İttifakı, biliyorsunuz, aslında 15 Temmuz gecesi darbeye karşı sokaklarda kurulmuş bir ittifaktı. 2017 referandumunda ilk birliktelik sağlandı. AK Parti, Büyük Birlik Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi. 2018 seçimlerinde aynı şekilde devam etti. Ve sonraki hem yerel seçimlerde hem genel seçimlerde yine bu ittifak, asıl omurga olan bu üç partimizle devam etti, devam ediyor.

Tabii buraya eklenenler teklikte olsa çıkanlar oldu ama biz üç parti olarak ittifakımıza devam ediyoruz ve hedefimiz yine önümüzdeki seçimlerde Cumhur İttifakı olarak hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak hem de Meclis çoğunluğunu almak. Tabii bu arada biz de Büyük Birlik Partisi olarak Mecliste güçlü, hatırı sayılır bir sayıyla, bir grupla bulunmak istiyoruz. Bütün çalışmalarımız, bütün gayretlerimiz de buna yöneliktir. İnşallah bunu başaracağız.

Tabii ondan sonra, genel seçimlerden sonra yerel seçimleri o zaman konuşmaya başlayacağız. O zaman yerel seçimlerde zaten iş birlikleri, biliyorsunuz, sınırları belli oluyor. Yani tamamen bütün Türkiye geneli olmuyor. Bazı büyükşehirlerde oluyor ya da bazı ilçelerde oluyor. Bu tamamen görüşmeye, anlaşmaya bağlı olarak şekilleniyor. Ama biz tabii Kayseri, bizim Sivas'tan ayırt etmediğimiz bir şehrimiz. Konya gibi, Erzurum gibi, Eskişehir gibi. Dolayısıyla da biz inşallah hem önümüzdeki genel seçimlerde Kayseri'de Büyük Birlik Partisi'nin bir milletvekili olacaktır hem bundan sonraki yerel seçimlerde de inşallah Büyük Birlik Partisi'nin Kayseri'de belediyeleri olacaktır. Biz buna inanıyoruz ve bu şekilde çalışıyoruz.

CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI VE HUKUKİ YOLLAR

Cumhurbaşkanımızın yeniden aday olabilmesi için iki formül var. Bunlardan birincisi anayasa değişikliği. Anayasa değişikliği gerçekleşirse seçimi öne almaya ya da erkene almaya ihtiyaç kalmıyor. Üçüncü defa aday olabiliyor, anayasa değiştirilirse. Efendim, ama anayasa değişikliği olmazsa o zaman tekrar aday olabilmesi için Yüksek Seçim Kurulu seçim takvimini açıklamadan önce Meclisin seçim kararı alması gerekir. Yani bunun için üç ay, beş ay, altı ay diye bir şey yok. Yani zorunluluk yok.

Diyelim ki Yüksek Seçim Kurulu, işte Mayıs 2028 sonunda gerçekleşecek seçimler için mart ayında diyelim ki seçim takvimi açıklayacak. Şubatta Meclis seçim kararı alırsa Cumhurbaşkanımız tekrar aday olabilir. Yani nisanda yapılacak bir seçimde de aday olabilir, Meclis kararı alırsa. Bu Kasım 27 sonu mu olur, efendim 2028 martı mı olur, nisanı mı olur; bunu şu anda kesin böyledir demek doğru olmaz. Ama kanaatim böyle olacaktır. Yani anayasa değişikliği olmadığı sürece böyle olacaktır.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ VE İLKELİ DURUŞ

Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili de bir kere daha ifade ediyorum. Biz bir ilkesel duruş gösteriyoruz. Biz başından itibaren, geçtiğimiz 2013-2014 çözüm sürecinde de, hatta ondan önceki 2008'deki açılım sürecinde de Büyük Birlik Partisi hep durduğu yerde durmuştur. O da ne olmuştur? Terörle, teröristle müzakere, pazarlık olmaz; mücadele edilir ve terör yok edilir. Bizim genel felsefemiz, bakış açımız budur.

Efendim, terörsüz Türkiye için yola çıkıldığında bu iyi niyetli olabilir. Ben zaten burada devletin, hükûmetin niyetinden şüphe etmediğimi söyledim. Ama ben karşımızdaki bu teröristlere, hainlere, İsrail'in ve Amerika'nın uşaklığını yapanlara güvenmediğimi söyledim. Bugün ortada. Pazarlık yok dendi, müzakere yok dendi, şart yok dendi. Neydi? PKK tüm unsurlarıyla silah bırakacak. Tüm uzantıları kendini feshedecek. Bunlar oldu mu? Olmadı. Olmadığı hâlde ne diyorlar? Hükûmete, Cumhurbaşkanına, Meclise baskı yapıyorlar. Efendim, işte kanunları çıkarın, anayasayı değiştirin. Bir de böyle üst perdeden. Ha bir de parmak sallıyor, diyor ki siz bunları yapmazsanız, bak diyor, İsrail, Amerika gözlüyor. Yarın farklı gelişmeler olabilir, diyor. Bak hadi, sizi görüyor musunuz, yani? Bir de böyle parmak sallıyor.

Dolayısıyla bu devlet, bu millet bugüne kadar devletine, milletine parmak sallayanların parmağını kırmasını da bilmiştir, kafasını koparmasını da bilmiştir. Bunlar iyi günleridir diye düşünüyorum. Bugünlerin kıymetini bilsinler.

CUMHURBAŞKANI’NIN YENİDEN ADAYLIĞI HAKKINDA GÖRÜŞ

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olması) Ben olması gerektiğini düşünüyorum. Neden? Çünkü içinden geçtiğimiz şartlar, hem yukarımızdaki hem aşağımızdaki savaş, Fransa'nın tavırları, Avrupa Birliği'nin en son açıklamaları... Bütün bunlara baktığımızda Türkiye'nin şu anda yeni bir maceraya atılacak durumu yoktur. Türkiye'nin tecrübeli bir devlet geleneği var. Bu süreci de tecrübeli devlet adamlarıyla geçirmesi gerekir. Biliyorsunuz, Türk tarihinde de bunun örnekleri vardır.

Fatih Sultan Mehmet'i daha genç yaşta tahta çıkarmıştır babası Sultan Murat, biliyorsunuz. Ve daha sonra bir Haçlı ordusunun toplanıp Osmanlı üzerine doğru geldiğini öğrenince, orada Sırpların, Macarların, Avusturyalıların ittifak yaptığı duyulunca ne yapmıştır? Tekrar tahta geçmiştir. O tehlikeyi bertaraf etmiştir. Ve belli bir süre sonra Fatih'e tahtı tekrar vermiştir. Yani teşbihte hata olmaz. Ama bizim tarihimizde örnekler vardır. Yani tecrübe çok önemlidir. Cumhurbaşkanlığı tecrübesi çok daha farklı bir şeydir. Bu genel başkanlık için de böyledir. Şahsımda da mesela tecrübe ediyorum. İlk genel başkan olduğum dönemle bugünkü dönem bir değildir. Siz de bunu fark ediyorsunuz. Yani tecrübe başka bir şeydir.

Onun için ben Türkiye'nin bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanı'nın tecrübesine, bilgisine, bütün bu ilişki ağına ihtiyacı vardır. Buradan kazasız belasız, devlet, ülke, millet yara almadan çıkmamız için onun devamının büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum. Onun için de tekrar aday olmasının doğru olacağını... Kendisinin bu yönde bir beyanı olmamıştır ama bunun devlet için, ülke için, millet için olması gerektiğini düşünüyorum.

Ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bu konuda anayasal bir değişiklik ise anayasal bir değişiklik, hem de şeye ihtiyaç duymadan, PKK'nın uzantılarının pazarlığına ihtiyaç duymadan, geriye kalan milletvekilleriyle, partilerle bu sağlanmalıdır. Oraya taviz vermeden bu sağlanmalıdır. Yok, bu olmuyorsa da bir erken seçim kararıyla bu sağlanmalıdır, diye düşünüyorum.

HUKUKSUZLUK, YOLSUZLUK VE BELEDİYELERDE ŞEFFAFLIK

(Belediyelerde yolsuzluklar) Haksızlık, hukuksuzluk, yolsuzluk, hırsızlık neredeyse elbette orayla ilgili neşter vurulur. Yani gerekli kurumlar bunu seyretmez, seyretmemelidir. Seyrederse hata olur. Bu A Partisi, B Partisi, C Partisi; bunun partisi olmaz. Hırsızlık nerede yapılıyorsa, yolsuzluk nerede yapılıyorsa oraya hem emniyetin hem maliyenin hem de Adalet Bakanlığı'nın elindeki yetkileri kullanarak müdahale etmesi zaten bir zorunluluktur, bir görevdir. Onun için bunun partisi olmaz. Yani bunun hangi partiden olursa olsun, bizim şu anda hakkında soruşturma açılan bir belediyemiz yoktur. Hakkında savcılık takibatı olan bir belediyemiz yoktur. Bizim dönemimizle alakalı.

Biz belediyelerimizle bütün bu konular dâhil olmak üzere her konuyu çok açık ve şeffaf bir şekilde çalışıyoruz. Bu konuda belediyelerimize yol göstericilik yapıyoruz. Yanlış yapmamaları konusunda, hataya düşmemeleri konusunda ve takip ediyoruz. Belediye başkanlarımız da elhamdülillah gerçekten hepsi dürüst, temiz, çalışkan arkadaşlarımız. Kimisinin ikinci dönemi, kimisinin ilk dönemi ama hepsi tam bir uyum içerisinde çalışıyorlar. Biz de zaten böyle bir şey olursa, biz de Büyük Birlik Partisi olarak göz yummayız.

KAYSERİ BELEDİYELERİ VE YEREL YÖNETİM DEĞERLENDİRMESİ

Kayseri'deki belediyelerin tabii Kayseri, özellikle Büyükşehir Belediyesi, hem Sayın (Mehmet) Özhaseki döneminde hem Memduh (Büyükkılıç) Bey döneminde başarılı bir şekilde çalışmalarını yürütüyor. Büyükşehir belediyeciliği anlamında da Kayseri, Türkiye'ye öncülük etmiş, belediye hizmetleri açısından öncülük etmiş bir şehrimizdir. Zaten buradaki hizmetler Sayın Özhaseki'yi önce milletvekilliğine, sonra genel başkan yardımcılığına, sonra bakanlık mevkilerine taşımıştır. Buradaki başarılar taşımıştır. Onun için bu başarı inkâr edilemez zaten. Çünkü başarının getirdiği başka başarılar vardır, başka sonuçlar vardır.

Memduh Bey döneminde de yine Kayseri Büyükşehir Belediyesi ki son seçimde bizim de desteklediğimiz, Cumhur İttifakı'nın desteklediği ve o şekilde seçilen bir belediye başkanımızdır. Dolayısıyla başarılı bir şekilde çalışmalarına devam etmektedir. Yine merkez belediyelerle ilgili benim kulağıma gelen olumsuz bir durum yoktur. Başarılı olarak duyumlar alıyorum. Arkadaşlarımız da aynısını söylüyor.

Ama bizim dediğim gibi biz Cumhur İttifakı'yız. Genel seçimlerde ittifak tam sağlanıyor ama yerel seçimlerde kısmî ittifaklar oluyor. İşte bizim de burada adaylarımız olduğu ilçeler vardı. Develi başta olmak üzere. Yine dediğim gibi mutlaka Büyük Birlik Partisi'nin de burada adayları olacaktır. Belediye başkanları seçilecektir. Ve şu anda Büyük Birlik Partisi Türkiye'de başarılı belediyeciliğin öncülüğünü yapmaktadır.

Sivas Belediyesi ki bizzat Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız da buraya geldiğimiz şehit cenazesinde hep beraber otururken Sivas Belediyesinin çok başarılı olduğunu kendisi de ifade etmiştir. Nasıl biz onun hakkını teslim ediyorsak o da bizim belediye başkanımızın hakkını teslim etmiştir. Dolayısıyla da zaten Cumhur İttifakı'ndayız. Onun için onların başarılarından da biz de hem Kayseri'miz adına hem Sivas'ımız adına, diğer şehirlerimiz adına memnuniyet duyuyorum. Ama tabii ki taşra ilçelerinden o kadar bilgimiz yoktur. Ama Develi'den olsun, diğer ilçelerimizden olsun arkadaşlarımızdan gerekli bilgileri alıyoruz. Ona göre de çalışmalarımızı yürütüyoruz.

DOĞU TÜRKİSTAN, ÇİN VE DIŞ TİCARET ELEŞTİRİSİ

(Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı zulüm) Biz hemen hemen her toplantımızda Çin'in Doğu Türkistan'a uyguladığı zulmü, işgali dile getiren yegâne partiyiz. Bunu sadece sözde bırakmamış bir partiyiz. Ankara'da Kızılay'ın göbeğinde 10 bin kişilik miting yapmış bir siyasi partiyiz. Hakeza benzerini İstanbul'da yapmış bir siyasi partiyiz. Ve bugün de en gür sesle Çin'in Doğu Türkistan'da işgalci olduğunu, zulüm yaptığını, zulümden öte hem fiziki soykırım yaptığını hem kültürel soykırım yaptığını, fikrî soykırım yaptığını, inanç soykırımı yaptığını da çok güçlü bir şekilde dile getiriyoruz.

Bununla ilgili Çin'e yaptırımlar uygulanmasını tavsiye ediyoruz. Çin'le bugün bizim 70 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmimiz var. Bunun 65 milyar doları bizim aleyhimize. Biz Çin'den 65 milyar dolarlık mal alıyoruz. Çin'e sadece 5 milyar dolarlık mal satıyoruz. Bir kere bunu asla kabul etmiyoruz.

En son kazığı bir Çin otomobil firmasından yedi Türkiye, biliyorsunuz. Evet. Değil mi? BYD. Yatırım yapacağım diye, 2 milyar dolar yatırım yapacağım diye vergi, ÖTV muafiyeti aldı. Ve milyarlarca doları cebine koydu. Ama şu yatırımı yapmadı. Onun için Çin güvenilmezdir. Çinli firmalar güvenilmezdir. Çin malı onun için fasondur. Onun için kıymet görmez, ucuz olur.

Ama bütün bunlara rağmen biz Büyük Birlik Partisi olarak diyoruz ki bizim ekonomimizin iki temel zafiyeti vardır. Birincisi bütçe açığıdır, ikincisi cari açıktır. Cari açık dış ticaretten kaynaklanır. Bizim cari açığımızın tamamı Çin'den kaynaklanmaktadır. Yani biz Çin'le bizim dış ticaretimiz 5 milyara 65 milyar değil de 10 milyara 50 milyar olsa bizim açığımız yoktur.

Biz de diyoruz ki mütekabiliyet esasları çerçevesinde Çin'le dış ticaretimizin bir çerçevesi çizilmelidir. Çin bizden 5 milyar dolarlık mal alıyorsa biz de ondan en fazla 10 milyar dolarlık almalıyız. Bu asla 11 milyar dolar olmamalı. Benden 10 milyar dolar alırsa ben ondan en fazla 20 milyar dolar almalıyım. Bu iki katı asla geçmemeli.

Bir de Çin'e biz mahkûm değiliz. Biz Çin'den petrol almıyoruz. Doğal gaz almıyoruz. Altın almıyoruz. Yani Çin'den aldığımız şunlar, makineler, bunlar, şu altlıklar, bunlar... Bir de ham madde var, tamam ham maddeyi alalım üretim için ama bu ıvır zıvırı Çin'den asla bizim almamamız gerekiyor. Ben Mecliste bu konuşmayı yaptığımda bir grup başkan vekili dedi ki: "Ne yapacağız yani, Çin'e savaş mı açacağız?" dedi. Ben de "Evet, gerekirse açarız." dedim. Savaş sadece ordularla olmuyor. Ekonomik savaş açarsın. Efendim, siyaseten savaş açarsın. Uluslararası kuruluşlarda sıkıştırırsın, savaş açarsın. Türkiye'nin buna gücü vardır. Ve Türkiye bu anlamda Çin'e karşı yaptırımlarını yükseltmelidir.

AVRUPA BİRLİĞİ, RUSYA VE ÇİN’E BAKIŞ

Onun için biz ne Avrupa Birliği, ABD diyoruz Büyük Birlik Partisi olarak. Çünkü Avrupa Birliği'nden son işte birkaç gün önce von der Leyen'in yaptığı açıklamalar asla Türkiye'yi orada düşünmediklerini, hatta bizi Çin ve Rusya kategorisinde gördüklerini net bir şekilde ifade etti. Dolayısıyla da onlara da güvenemeyiz.

Rusya ve Çin'e asla güvenemeyiz. Çünkü biz tarihte en büyük savaşları Çin'le ve Rusya'yla yapmışız. En büyük toprak kayıplarını onlara vermişiz. En büyük ölümleri onlarla savaşlarda yaşamışız. Ve bizim hâlâ işte Türkistan topraklarımız Çin'in işgalinde, Kafkas topraklarımız Rusya'nın işgalinde, Kırım Rusya'nın işgalinde.

Yani hani demiş ya, "Sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı olduğu sürece biz seninle dost olamayız, normalleşemeyiz." demiş ya. Hikâye değil mi, biliyorsunuz hikâyeyi? İran hikâyesi. Bir babayla oğlu tarlaya gitmişler. Bir delik var. Baba demiş ki: "Çocuğum, oynamayalım." Baba eve gitmiş bir şey getirmeye. Çocuk delikle oynamış. Bir gelmiş ki çocuk boylu boyunca yatıyor yerde, ölmüş. Yılan ısırmış. Adam da elindeki küreği vurmuş, yılanın kuyruğunu kopartmış. Tabii aradan yıllar geçmiş. Adam demiş ki: "Artık bu meseleyi unutalım." Yılan demiş ki: "Sende evlat acısı, bende de kuyruk acısı olduğu sürece bu mesele unutulmaz." Dolayısıyla bizim Rusya ile meselemiz, Çin'le bizim durumumuz böyle Türkiye olarak, Türk milleti olarak daha doğrusu.

Onun için biz ne Rus'la ne Çin'le... Evet, uluslararası ilişkiler, mütekabiliyet böyle devam eder ama böyle dostluk, Azerbaycan-Türkiye gibi, Pakistan-Türkiye gibi; asla böyle şeylerin olması mümkün değildir. Güvenemeyiz. Yani bizi ancak Türk birliği kurtarır, Türk-İslam birliği kurtarır ve Türkiye'nin güçlü olması kurtarır. Özellikle savunma sanayinde. Ne oldu? Suriye'yi koruyabildi mi Rusya? Irak'ı, Saddam'ı koruyabildi mi? Onun için bunlar bizim gerçeklerimiz. Evet, teşekkür ediyorum.

KAHRAMANMARAŞ DOSYASI VE SORUŞTURMA SÜRECİ

(Adalet Bakanlığına Akın Gürlek'in gelişinden sonra faili meçhul cinayetlere odaklanması)
Biz bu konunun takipçisiyiz. Şu anda hem Kahramanmaraş Adliyesinde süren, ağır cezada süren 19 sanığın yargılandığı bir dava devam ediyor. Ana soruşturma dosyasında, biliyorsunuz, daha önce biri 2014, biri 2016, iki takipsizlik kararı verildi. Biz bu takipsizlik kararlarını kaldırttırdık. Ve şu anda ara soruşturma dosyası da, soruşturması da devam ediyor.

Yeni 9 kişilik bir bilirkişi heyeti oluşturduk. Çünkü en önemli eksikliklerden birisi buydu. 9 kişilik bir heyet yerine 3 kişilik bir kaza kırım komisyonu oluşturulmuştu. Bu heyet de çalışmasını bitirmek üzere. Dolayısıyla bu konunun üzerinde Adalet Bakanlığımız, başsavcılık gerekli çalışmaları sürdürmektedir. Biz de avukatlarımız aracılığıyla bu konunun takipçisi ve sonuna kadar da takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Biz başından itibaren şahsım ne dedik? Bu olay tüm şüpheler ortadan kaldırılıp aydınlatılana kadar buna kaza demedik ve demeyeceğiz. Dolayısıyla da burada bunun kaza olmadığı yönünde çok kuvvetli şüpheler var. Dolayısıyla da bu şüphelerin aydınlatılması gerekiyor. Bu hem başta aileler olmak üzere sonra bizlerin, camianın ve tabii bütün Türk milletinin bu şüpheleri var. Dolayısıyla da bu olayın tüm şüpheleri ortadan kaldırılarak aydınlatılması ve hatası, ihmali, kusuru, işte kastı olanlar ortaya çıkarılarak hukuk önünde hak ettiği cezayı alması ve olayın, en önemlisi de olayın aydınlatılması."

Galeri
SONRAKİ HABER Alevi-Bektaşi raporu Sayın Mustafa Destici'ye sunuldu Alevi-Bektaşi raporu Sayın Mustafa Destici'ye sunuldu