Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici, Büyük Birlik Partimizin haftalık olağan basın toplantısını Genel Merkez binamızda gerçekleştirdi. Cumhuriyet'in 103. yıl dönümü, yeni anayasa, Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi, Türk dünyası ve Türk ekonomisi üzerine açıklamalarda bulunan Sayın Genel Başkanımız şunları söyledi:
"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz, sosyal medya hesaplarından, ekranlardan bizi takip eden kıymetli vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz.
CUMHURİYET’İN 103. YILI VE ORTAK MİRAS
Tarihî bir günün arefesindeyiz. Yarın 29 Ekim 2026. Bundan tam 103 sene önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Cumhuriyet, Türk milletinin tarihinin en ağır imtihanlarından birini vererek kazandığı bağımsızlığını kendi iradesiyle kurduğu devletin temelinde ebedileştirmesi olmuştur.
29 Ekim 1923, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı değil, millî mücadeleyle kazanılan istiklalin millet egemenliğiyle taçlandırıldığı tarihî bir dönüm noktasıdır. Cumhuriyet hiçbir zümrenin, hiçbir siyasi anlayışın, hiçbir toplumsal kesimin tek başına sahiplenebileceği bir miras değildir. Cumhuriyet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının ve Türk milletinin ortak değeridir, ortak kazanımıdır ve ortak kazanımı olarak da dünya var oldukça devam edecek.
Cumhuriyet, bu toprakları vatan bilen, kaderini Türk milletinin kaderiyle birleştiren, rengini şehitlerimizin kanından alan ay yıldızlı al bayrağın altında ortak bir geleceğe inanan herkesin cumhuriyetidir.
BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN CUMHURİYET ANLAYIŞI
Büyük Birlik Partisi olarak bizim cumhuriyet anlayışımızın temelinde millî egemenlik, tam bağımsızlık, hukuk, adalet ve milletimizin bölünmez bütünlüğü vardır. Cumhuriyeti yaşatmak yalnızca geçmişin zaferleriyle övünmek değil; millî iradeyi korumak, adaleti hâkim kılmak, devletimizi güçlendirmek, milletimizin her bir ferdine onurlu ve müreffeh bir hayat sunabilmektir.
Çünkü Cumhuriyet, geçmişimizin büyük zaferi olduğu kadar geleceğimize karşı da büyük bir sorumluluğumuzdur ve bize emanettir. Nasıl ki atalarımızdan hür, müstakil bir devlet, bir ülke teslim aldıysak bize düşen de bu emaneti gençlerimize, evlatlarımıza, torunlarımıza aynı şekilde hür, bağımsız ve müreffeh bir ülke olarak teslim etmektir.
Cumhuriyet aynı zamanda bütün vatandaşlarımız arasındaki farklılığı da ortadan kaldırmıştır. Doğulusu, Batılısı, Kuzeylisi, Güneylisi, Kürt'ü, Türkmen'i, Alevisi, Sünnisi bu cumhuriyetin her birinin asli sahipleridir. Herkes cumhuriyetin sahibidir, devletin sahibidir. Bu milletin onurlu vatandaşlarıdır.
Ama elbette ki bu onura sahip olacaklar da devlete sahip çıkacak olanlardır. Ay yıldızlı al bayrağın altında bir ve beraber yaşama iradesi ortaya koyanlardır. Ay yıldızlı al bayrağımızı büyük bir gururla eline alanlardır. Aynı şekilde göğsünü gere gere İstiklal Marşı'nı okuyabilenlerdir.
DARBE DÖNEMLERİ VE MİLLÎ EGEMENLİK
Kıymetli kardeşlerim; Cumhuriyeti kurarken de Kurtuluş Savaşı verilirken de daha sonraki süreçlerde de büyük mücadeleler verilmiştir. Yine bu süre zarfı içerisinde maalesef cumhuriyet adı altında, cumhuriyetin tek sahibi olduğunu iddia eden bir zümre tarafından maalesef cumhuriyet adına millete zulüm yaşatılan dönemler de olmuştur. Darbe dönemleri olmuştur.
Darbelerin gerekçesine baktığınızda cumhuriyeti koruma adına yapıldığı ilan edilmiştir. Milletin egemenliğine, millî iradesine karşı bu darbeler gerçekleştirilmiştir. Hâlbuki cumhuriyetin en büyük anlamı egemenliktir. Yani milletin iradesidir. Biz bunu daha önce de defaatle söyledik. İnanan bir topluluk olarak ifade ediyoruz: “Hâkimiyet Allah'ın, ama irade ve egemenlik milletindir.” dedik.
YENİ ANAYASA ÇAĞRISI
Kıymetli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; elbette ki inşallah darbeler dönemini geride bıraktık. İnşallah Türkiye bir daha ne bir askerî darbeyle ne postmodern darbelerle ne de 15 Temmuz'da olduğu gibi bir grubun darbesiyle ya da darbe girişimleriyle karşı karşıya kalmaz. Tabii bunun temenniden öte bir sistemle de sağlamlaştırılması gerekir.
2017 referandumu ve sistem değişikliği, başkanlık sistemine geçiş aslında bir yönüyle de bu saikle yapılmıştır. Yani siyasi istikrarı sağlama ve milletin seçtiklerinin gerçekten millî iradenin tam anlamıyla temsilcisi olarak, millî iradenin üstünde hiçbir vesayet odağına fırsat vermeden, güç aldırmadan devletin ve ülkenin yoluna devam etmesidir.
Elbette ki eksiklikler vardır, noksanlıklar vardır. Bunun için de Türkiye'nin behemehâl darbeciler tarafından yaptırılan 1982 Anayasası'ndan kurtulması ve tamamen millî iradenin istediği doğrultuda yeni, sivil, demokratik, hukukun üstünlüğünü esas alan, vatandaşlar arasında tam anlamıyla eşitliği sağlayacak olan yeni bir anayasa yapılmasından geçmektedir.
Büyük Birlik Partisi olarak kurulduğumuz günden bu yana hep yeni anayasayı savunduk. Bugün de savunuyoruz. Yeni anayasaya fırsat vermeyenlerin ya da Türkiye'de yeni anayasa yapılmasına hep engel çıkaranların baktığımızda kendilerini cumhuriyetin sahibi gibi görenler olduğuna şahitlik etmekteyiz. Bu da büyük bir tezattır. Bunu da bir kere daha milletimizin takdirine sunuyoruz.
CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMASI VE ANMA
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; bu duygu ve düşüncelerle şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına Cumhuriyetimizin 103. yılını büyük bir coşku ve gururla kutluyor, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere millî mücadelenin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet, şükran ve saygıyla anıyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.
Cumhuriyetimiz kutlu, devletimiz daim, milletimiz var olsun inşallah.

TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI 13. ZİRVESİ
Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli misafirler; Türk Birliği artık bir temenni değil, ortak bir gelecek projesi hâline dönüşmektedir. Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. Zirvesi, 30 Ekim Cuma günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Türkiye'nin ev sahipliğinde Ankara'da gerçekleştirilecektir. Öncelikle zirvenin başta ülkemiz olmak üzere tüm Türk devletleri ve toplulukları için, coğrafyamız için hayırlı olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.
Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkelerimiz Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye Cumhuriyeti'dir. Gözlemci ülkeler Macaristan, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Ekonomik İş birliği Teşkilatı üyesi ülkelerdir.
Öncelikle Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni biz asil üye olarak Türk Devletleri Teşkilatı'nda görmek istediğimizi buradan ifade etmek istiyorum. Yine gözlemci sıfatıyla ya da belirlenecek başka bir sıfatla Türk devletleri dışında kalan, özellikle Balkanlar'da bulunan Türk toplumu temsilcilerinin de, yine Irak'ta Türkmenler bölgesinde, Suriye'de Türkmenler bölgesinde bulunan Türk toplumu temsilcilerinin de Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde yer alması gerektiğini de buradan büyük bir hassasiyetle ifade etmek istiyorum.
ANKARA’DA TÜRK DÜNYASININ GELECEĞİ İÇİN TARİHÎ BULUŞMA
Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları; biraz önce de ifade ettiğim gibi 30 Ekim Cuma günü başkentimiz Ankara, Türk dünyasının geleceği bakımından büyük önem taşıyan tarihî bir buluşmaya, yani Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine ev sahipliği yapacaktır.
Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. Zirvesi bu dönemde “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla gerçekleştirilecektir. Türkiye'nin teşkilatın dönem başkanlığını devralacağı bu zirvenin Türk dünyasının dayanışmasını güçlendiren, ortak geleceğini şekillendiren önemli kararlara vesile olmasını temenni ediyoruz.
Bu vesileyle çok açık bir şekilde şu hususu da ifade etmek istiyorum. Türk dünyası bizim için yalnızca ortak bir tarihin ve kültürün adı değildir. Türk dünyası bize göre birlikte inşa edeceğimiz büyük bir geleceğin ve ulaşacağımız Kızıl Elma'nın adıdır.
Uzun bir zaman, yüzyıllarca birbirinden uzak düşmüş, aralarına siyasi sınırlar ve ideolojik duvarlar örülmüş kardeş halkların bugün aynı masanın etrafında kendi geleceklerini konuşabiliyor olmaları başlı başına tarihî bir kazanımdır. Ancak artık bununla yetinemeyiz.
TÜRK BİRLİĞİ İÇİN KURUMSAL İRADE
Türk dünyasının ortak bir tarihi vardır, ortak kültürü vardır. Büyük bir insan kaynağı ve ekonomik potansiyeli vardır. Bütün mesele bu büyük birikimi ortak bir iradeye, güçlü kurumlara ve somut kazanımlara dönüştürebilmektir. Artık Türk Birliği'ni yalnızca gönüllerde yaşatma değil, kurumlarda, ekonomide, eğitimde ve günlük hayatta gerçekleştirme zamanıdır. Gecikmeden bu mutlaka gerçekleştirilmelidir.
MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN MİRASI VE HAZAR ORTAK PROJESİ
Değerli vatandaşlarım, kıymetli kardeşlerim; Büyük Birlik Partisi olarak Türk dünyasının birliğini kuruluşumuzdan bu yana siyasi düşüncemizin ve dış politika anlayışımızın temel meselelerinden biri olarak gördük. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun siyasi mirasında da Türk dünyasıyla kardeşlik, birlik ve dayanışma ülküsünün her zaman özel ve öncelikli bir yere sahip olmuştur.
Bizim Türk Birliği anlayışımız romantik bir özlemden veya geçmişe duyulan bir hasretten ibaret değildir. Biz bağımsızlıklarını ve egemenliklerini koruyan Türk devletlerinin siyasi, ekonomik, kültürel ve teknolojik alanlarda güçlü bir iş birliği sistemi oluşturmasını her zaman savunduk.
Türk Devletleri Teşkilatı kurulmadan önce de şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun öncülüğünde Hazar Ortak Projesi'ni ilk ortaya atan Büyük Birlik Partisi ve Şehit Muhsin Yazıcıoğlu olmuştur.
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI DİVANI VE TÜRK PARLAMENTOSU ÖNERİSİ
Geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaştığımız “Türkiye'nin Birliği: Temel İlkeler ve Hedefler” başlıklı vizyon belgemizde de bu meseleyi ayrıntılı bir şekilde ele aldık ve kamuoyu ile paylaştık. Belgemizde Türk Devletleri Teşkilatı'nın daha güçlü, daha işlevsel ve ortak kararları hayata geçirebilen bir uluslararası yapıya dönüştürülmesini temel hedeflerimiz arasında gösterdik.
Çünkü biz inanıyoruz ki Türk devletleri yalnızca bir araya gelen değil, birlikte karar alan ve aldığı kararları birlikte uygulayabilen bir topluluğa dönüşmek zorundadır. Bu amaçla Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde ortak kararların alınmasını ve uygulanmasını takip edecek güçlü bir yürütme ve koordinasyon mekanizması kurulmasını teklif ediyoruz. Vizyon belgemizde bu yapıyı Türk Devletleri Teşkilatı Divanı olarak adlandırdık.
Bu yapı asla sembolik olmamalıdır. Şu anda sembolik bir yapı vardır. Ama baktığınız zaman işlevselliğinin çok da olmadığını görmekteyiz.
Aynı şekilde Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi TÜRKPA'nın zaman içinde daha güçlü yetkilere ve temsil kabiliyetine sahip bir Türk dünyası parlamentosuna dönüştürülmesini savunuyor ve teklif ediyoruz. Tıpkı Avrupa Parlamentosu gibi benzer bir Türk parlamentosu mutlaka ama mutlaka kurulmalıdır. Elbette bu adımlar kardeş ve soydaş devletlerin eşitliği, egemenlik hakları ve ortak mutabakatları çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.
TÜRK DÜNYASINDA EKONOMİK BÜTÜNLEŞME VE ZENGEZUR KORİDORU
Değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarım; Türk dünyasının geleceği yalnızca diplomatik toplantılarda değil, üretimde, ticarette, bilimde ve teknolojide de kurulmalıdır. Hazar'ın iki yakasını birbirine bağlayan ulaştırma hatları, ortak enerji projeleri, savunma yatırımları ve ticaret koridorları çok daha büyük ve ekonomik bütünleşmenin imkânlarını sunmaktadır. Türk dünyasının zenginliği yalnızca sahip olduğu kaynaklarda değil, bu kaynakları birlikte değerlendirebilme kabiliyetindedir.
Zengezur Koridoru'nun hâlâ tam anlamıyla açılmamış olması, Ermenistan'ın Türk dünyasının birleşmesi ve bütünleşmesi önünde hâlâ engel oluyor olması, Rusya'nın, ABD'nin burada Türk devletlerinden daha çok söz sahibi gibi görünmesini asla kabul etmiyoruz ve reddediyoruz. Bu konuda Türk Devletleri Teşkilatı'na üye bütün ülkelerin, Türk devletlerinin büyük bir kararlılık ortaya koyarak bu işi çözmelerini de ümit ettiğimizi ve bir an önce çözülmesi gerektiğini de buradan açıkça ifade ediyoruz. Türk devletleri Zengezur ya da benzer konularda ortak bir şekilde kararlı adım attıklarında bunun önünde hiçbir gücün de duramayacağını da buradan ifade ediyoruz.
TİCARET, GÜMRÜK VE VİZESİZ DOLAŞIM TALEBİ
Kıymetli kardeşlerim, ne dedik? Türk dünyasının zenginliği yalnızca sahip olduğu kaynaklarda değil, bu kaynakları birlikte değerlendirebilme kabiliyetindedir. Bu sebeple gümrük işlemlerinin kolaylaştırılmasını, ticaretin önündeki engellerin azaltılmasını, ortak yatırımların ve teknoloji üretiminin teşvik edilmesini olmazsa olmaz görüyoruz. Türk devletleri arasında malların, sermayenin, bilginin ve teknolojinin dolaşımı mutlaka kolaylaştırılmalıdır.
Vize diye bir mesele asla olmamalıdır. Türk devletleri arasında biraz önce ifade ettiğim gibi temel bütün konularda birliktelik sağlanmalıdır. Fakat bunlardan daha önemlisi insanlarımızın birbirine ulaşması kolaylaştırılmalıdır. Büyük Birlik Partisi'nin uzun zamandır savunduğu ve dile getirdiği Türk Kan Vizesi ve Türk Soy Vatandaşlığı teklifleri de bu düşüncenin ürünüdür.
Kardeş ve soydaş ülkelerin vatandaşları arasında seyahati, eğitimi, çalışmayı ve karşılıklı yerleşmeyi kolaylaştıracak hukuki düzenlemelerin ilgili devletlerin mutabakatıyla hayata geçirilmesini arzu ediyor ve bekliyoruz.
GENÇ NESİLLER VE EĞİTİMDE İŞ BİRLİĞİ
Bir Türk genci Bakü'de, Taşkent'te, Aşkabat'ta, Bişkek'te veya Astana'da eğitim görmeyi, çalışmayı ve hayat kurmayı uzak bir ihtimal olarak asla değerlendirmemelidir. Aynı şekilde kardeş ülkelerin gençleri de Türkiye'yi kendilerine yakın ve kendi ülkeleri gibi hissetmelidir. Türk dünyasının geleceğini yalnızca devlet başkanları değil, birbirini tanıyan, birlikte okuyan, çalışan ve üreten genç nesiller kuracaktır.
Biz Azerbaycan'la iki ayrı devlet olsak da tek milletiz. Azerbaycan'da 100 bin üniversite mezunu var, Türkiye'den mezun olan. İşte bizim için asıl köprü odur. Azerbaycan'da da üniversite okuyan binlerce, belki on binlerce Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı gencimiz, vatandaşımız vardır. Türkmenistan'la da böyle olmalıdır. Kazakistan'la da, Özbekistan'la da, Kırgızistan'la da böyle olmalıdır.
Bu sebeple Büyük Birlik Partisi olarak ortak alfabe çalışmalarının ilerletilmesini, kardeş Türk lehçelerinin eğitim kurumlarında öğretilmesini, üniversiteler arasında öğrenci ve akademisyen değişiminin yaygınlaştırılmasını da son derece kıymetli görüyoruz.
DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK
Merhum İsmail Gaspıralı'nın bir asrı aşkın süre önce ortaya koyduğu “Dilde, fikirde, işte birlik.” ülküsü bugün artık somut bir çalışma programına dönüşmelidir. Dilde birlik, birbirimizi anlayabilmektir. Fikirde birlik, ortak meselelerimiz karşısında birlikte düşünme ve birlikte çözümler üretebilmektir. İşte birlik ise birlikte üretmek, birlikte kalkınmak ve ortak geleceğimiz için sorumluluk üstlenmektir.
Bu coğrafyada eğer Türk dünyasının her bir ferdinin, her bir Türk'ün bağımsız, hür, müreffeh bir şekilde yaşamasını istiyorsak Türk Birliği'ni merhum Gaspıralı'nın dediği gibi kurmak, dilde, fikirde ve işte birliği sağlamak zorundayız.
TÜRK BİRLİĞİ BARIŞÇI BİR İŞ BİRLİĞİ İDEALİDİR
Kıymetli kardeşlerim; Türk dünyasının birliğini sağlamak, güçlendirmek başka milletlere karşı bir cephe oluşturmak anlamına da gelmez. Bizim anlayışımızda Türk Birliği, bağımsız devletlerin karşılıklı saygı, eşitlik, dayanışma ve ortak menfaatler temelinde geliştirdiği barışçı bir iş birliği idealidir. Güçlü bir Türk dünyası yalnızca Türk devletlerinin değil, içinde bulunduğumuz geniş coğrafyanın barışına, istikrarına ve refahına da büyük katkı sağlayacaktır.
DOĞU TÜRKİSTAN, KIBRIS VE SOYDAŞLARIN HAKLARI
Elbette bu büyük coğrafyada yaşayan soydaşlarımızın hakları, kültürel varlıkları ve gelecekleri de ortak duyarlılığımız olmaya devam edecektir. Doğu Türkistan'daki soydaşlarımızın temel hak ve özgürlükleri, bağımsızlığı; (çünkü Doğu Türkistan Kızıl Çin tarafından işgal edilmiş Türk toprağıdır, Türk yurdudur, Türk vatanıdır. Doğu Türkistan Çin'in toprağı değildir. Çin'in bir parçası değildir. İşgalle, zulümle, kanla, zorla el konulmuştur. Ve orada Türk varlığı her türlü asimilasyona ve soykırıma maruz kalmıştır ve kalmaya devam etmektedir. Herkes sussa biz susmayız. Doğu Türkistan Türktür, Türk kalacaktır ve gün gelecek, geçmişte olduğu gibi bağımsız olarak yoluna devam edecek.) aynı şekilde Kıbrıs Türk halkının bağımsızlığı, egemen eşitliği ve Türk dünyasının farklı bölgelerindeki kardeşlerimizin meseleleri uluslararası hukuk ve diplomasi zemininde kararlılıkla takip edilmelidir ve edilecektir. Bu meselelerde kardeş ve soydaş devletler arasında daha güçlü bir istişare ve dayanışma anlayışının gelişmesini de bekliyoruz.
ANKARA ZİRVESİ VE DÖNEM BAŞKANLIĞI
Son olarak şunu ifade etmek isterim ki Ankara Zirvesi'nin başarısı yalnızca yayınlanacak bildirilerle değil, alınacak kararların hayata ne ölçüde geçirileceğiyle ilgili de değerlendirilmelidir. Türkiye'nin üstleneceği dönem başkanlığının bu bakımdan önemli bir fırsat olduğuna inanıyoruz.
Biz Türk dünyasının yalnızca aynı masada buluşmasını değil, ortak hedefler doğrultusunda birlikte karar alıp birlikte yürümesini istiyoruz. Çünkü Türk Birliği geçmişe duyulan bir özlemden ibaret kalmamalı, gelecek nesillere bırakacağımız güçlü ve büyük bir dayanışmaya sahip bir esere dönüşmelidir. Büyük Birlik Partisi olarak bu doğrultuda atılacak her adımı gerçekçi ve kalıcı bir şekilde desteklemeye devam edeceğiz.
Bu duygularla 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'nin ülkemiz, üye Türk devletleri, gözlemci devletler ve bütün Türk dünyası için hayırlı olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Birliğimiz güçlü, kardeşliğimiz daim, geleceğimiz aydınlık olsun inşallah.

ÇİFTÇİNİN TALEPLERİ VE TMO ÖDEMELERİ
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; haftalık basın toplantımızda her hafta mutlaka vatandaşlarımızdan gelen talepleri ya da sahada gördüğümüz ya da bize iletilen talepleri de dile getiriyoruz. Haziran ayında buğdayla ilgili, arpayla ilgili taban fiyatlar açıklandığında da çok net bir şekilde düşüncelerimizi söyledik. Buradan bir kere daha ifade ediyorum.
Özellikle taban fiyatlar açıklandığında Toprak Mahsulleri Ofisi alım yaptığında alınan ürünün parası belli bir süre sonra ödenmektedir. Çiftçi, üretici borcu olduğu için maalesef ürününü tüccara daha düşük fiyatla vermektedir. İşte bunu buğdayda gördük bu dönem. 16,5 lira tavan fiyatı açıklandı. Fakat TMO'ya verdiğinde çiftçi parayı 45 gün sonra alacağı için yaklaşık 13 liraya tüccara sattı. 13 liraya aldığı buğdayı tüccar şu anda 21, 22 liraya satıyor. Çiftçi belki oradan 3 lira kazanamadı. Tüccar 2 ayda neredeyse 9 lira para kazandı. Onun 3 katı para kazandı, hiçbir emek vermeden. Sadece alsat.
Ama çiftçi ne yapıyor? Bakın şimdi Ekim ayı buğday ekiliyor. Ne zaman biçiliyor? Temmuzda biçiliyor. Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz. 9 ay. Tıpkı bir çocuğun ana rahmine düştükten doğumuna kadar geçen süre kadar dokuz aylık bir süre. Bu sürede sürekli emek veriyor. O 3 lira kazanıyor, kazanabilirse. Alsat yapan 9 lira kazanıyor. Buna fırsat verilmemeli.
PEŞİN ÖDEME VE MAHSUPLAŞMA TALEBİ
Devlet, bakanlık, TMO kim alıyorsa aldığı ürünün parasını peşin olarak en geç üç gün içerisinde üreticiye, çiftçiye ödemelidir diyoruz. Bu para zaten ödeniyor. Bu para zaten ödeniyor. Zamanında alın teri kurumadan, çiftçinin alın teri kurumadan bunun ödenmesi gerekiyor.
Tarım Kredi borcuna karşılık arpa alıyor, parasını bir ay sonra ödüyor. Borcu olan çiftçiyle de bir ay sonra mahsuplaşıyor. Bir ay yine faizi işletiyor. Kardeşim, aldığın gün mahsuplaşsana. Sana hangi gün teslim etmiş, o gün mahsuplaş. Yani böyle basit gibi görünen ama çiftçinin canını sıkan, çiftçinin canını acıtan uygulamalara bir an önce son verilmesi gerekiyor.
TARIMSAL ÜRÜN FİYATLARI VE GİRDİ MALİYETLERİ
Bir de bu ürünlerde bir kere asla ve kat'a enflasyonun altında bir artış olmamalı. Hatta dünya piyasalarındaki ve ülke şartları değerlendirilerek, çünkü bir enflasyon çıkıyor ama diyelim 30 enflasyon, ama bu yüzlerce üründen elde edilen artışın toplamı. Ama burada çiftçinin ürününe fiyat belirlenirken gıdada ne kadar enflasyon olmuş ona bakmak gerekiyor. Ona göre belirlenmesi gerekiyor. Kendi alanına bakarak belirlenmesi gerekiyor.
Şimdi şeker pancarı fiyatı açıklandı: ton başına 3.720 TL. Geçtiğimiz yıl ne kadarmış? 3.100 TL. Şimdi burada bakıyorsun, en düşüğünden enflasyon 30 desek bunun bir kere 4.100, 4.200 olması gerekiyor. Ki o da yeterli değil. Ama en azından enflasyona göre bile bunun olması gerekiyor.
Çünkü bir de çiftçinin girdi maliyetlerine baktığımızda mazot fiyatları yüzde 70, 80 artmış. Gübre fiyatları yüzde 50'den fazla artmış. Enerji fiyatları yine hakeza yüzde 50'nin üzerinde artmış. Dolayısıyla da bu artışlar hesap edilerek bu fiyatların belirlenmesi gerekir. Bunların üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini bir kere daha ifade ediyorum."
MUĞLA TEŞKİLATI VE PARTİYE YENİ KATILIMLAR
Bugün aramızda Muğla teşkilatımız var. Muğla'da partimize yeni katılan vatandaşlarımız var, kardeşlerimiz var. Kendilerini bugün burada misafir ediyoruz. Bir kez daha tüm misafirlerimizle birlikte kendilerine de hoş geldiniz, şeref verdiniz diyoruz.”
Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici, partimize katılan vatandaşlarımızı temsilen Muğla’dan Genel Merkezimize gelen değerli misafirlerimize rozetlerini takarak “Hoş geldiniz, şeref verdiniz” dedi.
Genel Başkanımız Destici, Kuzey Makedonya Devlet Bakanı Zeynula'yı kabul etti