Yükleniyor...
4 Nisan 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Genel Başkanımız, Antalya İl Kongremizde konuştu

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, Antalya İl Kongresi’ne katıldı. Kongrede konuşan Sayın Destici, farklı siyasi partilerden Büyük Birlik’e katılan yaklaşık 100 kişiye rozet taktı. Sayın Destici’nin konuşmasında ekonomi, üretim, dış politika ve toplumsal sorunlara ilişkin kapsamlı değerlendirmeler yer aldı. Sayın Genel Başkanımız, Antalya İl Kongremizde konuştu

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, konuşmasında Büyük Birlik’in kurucu lideri şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nu anarak, “Her yıl 25-31 Mart tarihleri arasını şehit Muhsin Yazıcıoğlu ve tüm şehitlerimizi anma haftası olarak değerlendiriyoruz. Bu yıl da yurt içinde ve yurt dışında çeşitli programlar gerçekleştirdik. Bir kez daha rahmetle, minnetle yad ediyorum” dedi.

4 Nisan dolayısıyla Alparslan Türkeş’i de anan Destici, “Başbuğ Alparslan Türkeş’i vefatının yıl dönümünde rahmetle ve şükranla anıyorum” ifadelerini kullandı.

TAKSİCİ ESNAFIYLA DİYALOĞUNU ANLATTI

Antalya’ya gelişinde taksici esnafıyla yaşadığı diyaloğu aktaran Sayın Destici, şu ifadeleri kullandı:

“Buraya gelirken havaalanından çıktık, taksici esnafımız yolumuzu çevirdi. ‘Hoş geldiniz’ dediler, dertlerini anlattılar. Onlara da teşekkür ediyorum. Korsanın ve yasal olmayanın her türlüsüne karşıyız. Burası bir hukuk devletidir, burası bir anayasal devlettir. Yasalarla yönetilir. Yasal olmayan, anayasal olmayan her şey yasa dışıdır. Dolayısıyla taksici esnafımızın bu konudaki şikâyetlerini ve taleplerini de haklı buluyoruz ve yanlarında olduğumuzu ifade ediyoruz.”

EKONOMİYE GENİŞ YER AYIRDI

Türkiye ekonomisinin temel sorunlarına değinen Sayın Mustafa Destici, bütçe açığı ve cari açık üzerinden kapsamlı değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye’de vergi gelirlerinin milli gelire oranı hâlâ Avrupa Birliği ortalamasının altında. Avrupa’da bu oran yüzde 35-40 seviyesinde, bizde ise yüzde 24-25 civarında. Eğer biz bu oranı artırabilsek bütçe açığımız olmazdı… Bugün bütçe açığı nedeniyle borçlanıyoruz ve ciddi faiz yükü altına giriyoruz. Açık 2,5 trilyon ama faizle birlikte bu yük 5 trilyonun üzerine çıkıyor. Bu sürdürülebilir değil… Cari açık ise dış ticaretten kaynaklanıyor. Yaklaşık 250 milyar dolar ihracat yapıyoruz, 350 milyar dolar ithalat yapıyoruz. Arada 100 milyar dolarlık bir fark var. Bunun önemli bir kısmını turizm gelirleriyle kapatıyoruz. Antalya bu noktada çok önemli katkı sağlıyor.”

“DÖRT STRATEJİK ALANDA KENDİMİZE YETMELİYİZ”

Sayın Mustafa Destici, pandemi ve küresel krizlerin Türkiye’ye önemli dersler verdiğini belirterek, ülkenin ayakta kalabilmesi için dört kritik alanda kendi kendine yeterli olması gerektiğini vurguladı.

“Yaşadığımız pandemi ve savaşlar bize şunu çok net gösterdi; kendi kendine yetemeyen ülkeler kriz anlarında ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bunun için en az dört temel alanda güçlü olmak zorundayız” diyen Destici, bu alanları şöyle sıraladı:

Gıda:
“Savaş dönemlerinde gördük, paranız olsa bile buğday alamayabilirsiniz. Her ülke önce kendi vatandaşını düşünür. Bu yüzden gıdada kendi kendine yeten bir ülke olmak zorundayız.”

İlaç ve aşı:
“Aşılar bize en son geldi. İlaç üretiminde de yeterli değiliz. Kendi ilacımızı, kendi aşımızı üretmek zorundayız.”

Enerji:
“Savaş çıktığında petrol fiyatları bir anda artıyor. Bu sadece akaryakıta değil, gıdadan ulaşıma kadar her alana zam olarak yansıyor. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmalıyız.”

Savunma sanayi:
“Bir ülke kendi güvenliğini sağlayamıyorsa özgürlüğü de refahı da olmaz. Kendi uçağımızı, tankımızı, mühimmatımızı üretmek zorundayız.”

KÜRESEL GELİŞMELER VE EKONOMİYE ETKİSİ

Sayın Destici, dünya genelindeki gelişmelerin Türkiye ekonomisini doğrudan etkilediğini belirterek, “Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail’in Gazze’deki saldırıları ve bölgesel krizler Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. İran’a yönelik saldırılar sonrası enerji fiyatları arttı. Bu da vatandaşımıza zam olarak yansıyor” dedi.

TARIM ARAZİLERİ VE ÜRETİM ELEŞTİRİSİ

Antalya’daki tarım alanlarına dikkat çeken Sayın Destici, “Uçaktan baktım, seraların etrafı binalarla çevriliyor. Bu çok yanlış. Verimli tarım arazilerini korumamız gerekiyor” diye konuştu.

Çiftçilerin yaşadığı sorunlara da değinen Destici, “Mazot, gübre, yem sürekli artıyor. Çiftçi nasıl üretim yapacak? Çiftçinin kullandığı mazotta KDV ve ÖTV kaldırılmalı. Üretimi desteklemek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

FİYAT ARTIŞLARINA TEPKİ

Sayın Destici, üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkına dikkat çekerek, “Çiftçiden 130 liraya çıkan ürün pazarda 500 liraya satılıyor. Bu kabul edilemez. Ne üretici ezdirilmeli ne tüketici” ifadelerini kullandı.

ÇİN İLE TİCARETTE DENGE ÇAĞRISI

Destici, Türkiye’nin Çin ile ticaretinde ciddi dengesizlik olduğunu belirterek, “Çin’e 5 milyar dolar satış yapıyoruz, 60-65 milyar dolar ithalat yapıyoruz. Bu sürdürülebilir değil. Mütekabiliyet esas olmalı” dedi.

SAVUNMA SANAYİ VE GÜVENLİK VURGUSU

Savunma sanayinin öneminin altını çizen Sayın Destici, “Bir ülke kendi güvenliğini sağlayamıyorsa özgürlüğü de refahı da olmaz. Bu nedenle savunma sanayinde tam bağımsız olmak zorundayız” şeklinde konuştu.

DEPREM VE KAZA MESAJI

Sayın Destici, Van Tuşba’daki deprem için geçmiş olsun dileklerini iletirken, Ankara’da meydana gelen ve 5 kişinin hayatını kaybettiği otobüs kazası için de başsağlığı diledi.

ROZET TAKILDI, KONGRE TAMAMLANDI

Konuşmasının ardından farklı partilerden Büyük Birlik’e katılan yaklaşık 100 kişiye rozet takıldı. Programda ayrıca Antalyaspor ve Alanyaspor adına hediyeler takdim edildi.

Sayın Destici, kongrenin hayırlı olmasını dileyerek yeni yönetime başarılar temennisinde bulundu.

“HEDEF GÜÇLÜ VE BAĞIMSIZ TÜRKİYE”

Destici konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Bir olacağız, diri olacağız. Daha güçlü, daha bağımsız bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz.”

SAYIN GENEL BAŞKANIMIZIN KONUŞMASININ TÜMÜ

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’nin konuşmasının tamamı ise şu şekilde:

“Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, değerli dava arkadaşlarım, kıymetli misafirlerimiz, ekranları başında bizi takip eden, izleyen kıymetli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle ve Allah'ın selamıyla selamlıyorum. Selamünaleyküm. Cenab-ı Hakk'ın selamı, rahmeti, bereketi, mağfireti sizlerin ve yeryüzündeki tüm kardeşlerimizin üzerinde olsun. Cenab-ı Hak birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi daim eylesin. Devletimizin varlığını, ülkemizin bütünlüğünü, milletimizin birliğini, istiklalini ve istikbalini dünya var oldukça korusun ve yaşatsın, inşallah, diyorum.

Kıymetli kardeşlerim, her yıl 25-31 Mart haftasını, Şehit Muhsin Yazcıoğlu ve şehitlerimizi anma haftası olarak değerlendiriyoruz. Bu sene de 25 Mart'ta Ankara'da, 26 Mart'ta Sivas'ta, 27 Mart'ta İstanbul'da, 28 Mart'ta Hollanda Amsterdam'da, 29 Mart'ta Erzurum'da ve diğer bütün şehirlerimizde, il ve ilçe teşkilatlarımız, Alperen Ocaklarımız, kadın kollarımız, gönül birliği içerisinde bulunduğumuz yurt dışı ve yurt içi temsilciliklerimizde Şehit Muhsin Başkanımızı ve şehitlerimizi, şehadetlerinin 17. seneidevriyesinde rahmetle, şükranla, dualarla ve tekbirlerle yâd ettik. Bir kez de Antalya'dan rahmetle, minnetle ve şükürlerle yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekanları cennet olsun, makamları âli olsun, inşallah, diyoruz.

ALPARSLAN TÜRKEŞ'İ ANMA

Kıymetli kardeşlerim, bugün 4 Nisan, Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurucu Genel Başkanı Başbuğ Alparslan Türkeş'i de vefatının 29. seneidevriyesinde bir kez daha şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına rahmetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhu şad olsun, mekanı cennet olsun. Başta aile efradı olmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi camiasına, tüm dava arkadaşlarına, ülküdaşlarımıza, yakınlarına ve sevenlerine de bir kez daha yine şahsım ve camiamız adına başsağlığı ve sabır dileklerimi niyaz ediyorum.

TAKSİCİ ESNAFININ SORUNLARI

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım, kıymetli misafirlerimiz; burada, bu salonda çok önemli misafirlerimiz var. Başta AK Parti olmak üzere siyasi partilerimizin il başkanları ve temsilcileri var. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Yine şoförler odası başkanımız, rehberler odası başkanımız, diğer oda başkanlarımız burada. Onlara da şükranlarımı sunuyorum. Buraya gelirken havaalanından çıktık. Taksici esnafımız yolumuzu çevirdi. Bize hoş geldin dediler. Dertlerini anlattılar. Onlara da teşekkür ediyorum.

Korsanın ve yasal olmayanın her türlüsüne karşıyız. Burası bir hukuk devleti, burası bir anayasal devlet; yasalarla yönetilir. Yasal ve anayasal olmayan, korsan olan her şey yasa dışıdır, anayasa dışıdır. Dolayısıyla da taksici esnafımızın bu konudaki şikâyetlerini, taleplerini de haklı buluyoruz ve yanlarında olduğumuzu ifade ediyoruz.

VERGİ, BÜTÇE AÇIĞI VE CARİ AÇIK

Türkiye şu anda hâlâ vergi toplamada, vergi gelirleri bakımından, vergi gelirlerinin gayrisafi millî hasılaya oranı bakımından henüz Avrupa Birliği ortalamasını yakalayabilmiş değil. Afrika ülkelerinde bu yüzde on beş, on altı, en fazla on sekiz; Avrupa'da otuz beş, kırk seviyesinde. Yani gayrisafi millî hasılanın yüzde otuz beş, kırkını vergi olarak topluyorlar. Bizde bu oran yüzde yirmi dört, yirmi beşlerde. Zaten bu oranı otuz beşlere biz de çıkarabilmiş olsak bizim de bütçe açığımız olmaz ve bugün ekonomimizdeki problemlerin en temel kaynaklarından birisi bütçe açığıdır. İkincisi de cari açıktır. Bu bütçe açığı da kapanmış olur.

Bütçe açığı ne getiriyor? Diyelim ki işte bu 2026 için ne getiriyor bize? İki buçuk milyar açık getiriyor. Peki, bu açığı ödemek için ne yapıyoruz? Faizle borçlanıyoruz. Onun için de bu sene iki trilyon yedi yüz milyarda faiz ödememiz var. İki buçuk trilyon bütçe açığı, iki trilyon yedi yüz milyar faiz ödemesi. İkisini topladığında ne yapıyor? Beş trilyon iki yüz milyar yapıyor. Bizim açığımız ne kadar? İki buçuk. İki buçuk açık için ne ödüyoruz? Faizle beraber beş trilyon iki yüz milyar ödüyoruz. Onun için bu sarmaldan bizim behemehal kurtulmamız gerekiyor.

İkincisi, cari açık. Cari açık neden kaynaklanıyor? Yeri gelmişken söyleyeyim. Dış ticaretten kaynaklanıyor. Yani dışarıya sattığınız ihracat rakamıyla dışarıdan aldığınız ithalat rakamının arasındaki fark. Şu anda ne kadar? Biz takriben iki yüz elli milyar dolarlık satış yapıyoruz. Yine takriben üç yüz elli milyar dolarlık alış yapıyoruz. Arada yüz milyar dolar gibi bir açık var. Bunun altmış, altmış beş milyar dolarını kapatıyoruz. Nereden? Altmış milyar dolarını turizmden. Onun için Antalya'ya teşekkür ediyoruz. (“Antalya seninle gurur duyuyor” sloganlarına) Ben de Antalya'yla, Antalyalılarla, Akdenizlilerle gurur duyuyorum.

ANTALYA VE TURİZM

Bakın, ifade ettim. Bu kuru bir laf değil. Biraz önce ne dedim? Bizim yüz milyar dolar dış ticaret açığımız var. Bunun altmış milyar dolarını turizmden kapatıyoruz. Bunun önemli bir rakamı da Antalya'dan geliyor, bu turizm gelirinin. Geriye ne kalıyor? Otuz, otuz beş milyar dolar gibi bir para kalıyor. İşte bu parayı da biz sıfırladığımız gün, yani ihracat ithalat dengesini sağladığımız ve açık olan dış ticaretimizi de turizm başta olma üzere bir takım diğer yurt dışı projelerle, inşaat işleriyle velhasılı kapattığımızda, Türkiye ekonomisi düze çıkacaktır.

COĞRAFYA, KADER VE TÜRKİYE'NİN DURUMU

Ama tabii bizim ekonomimiz sadece kendi idaremizle de ilgili değil. Çünkü öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki İbni Haldun'un dediği gibi, coğrafya kaderdir, diyor. Dolayısıyla bizim kaderimiz, evet, bir cennet vatana sahibiz. Ceddimizden Allah razı olsun. Bize böyle güzel bir vatan bırakmışlar. Cenab-ı Hak onlara rahmetiyle muamele eylesin. Bize hür, müstakil bir devlet bıraktılar. Bize düşen de çocuklarımıza, aldığımızdan daha güçlü, hür, müstakil ve tam bağımsız bir devlet bırakmak olacaktır. Büyük Birlik işte bunun için vardır. Büyük Birlik Partisi bunun için yine var olmaya devam edecektir.

BÖLGESEL KRİZLER VE ETKİLERİ

İşte önce pandemi, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırıları, savaşın uzaması, aşağımızda terörist İsrail'in Filistin ve Gazze'deki soykırımları, Suriye'de on yıldan fazla süren iç savaş, ABD'nin Amerika işgali, istikrarsızlaştırmaları ve bütün bu hadiseler, Orta Doğu'da, Afrika'da, Asya'da, kuzeyimizde, güneyimizde gelişen bütün bu hadiseler elbette bizi direkt ilgilendiriyor. Türkiye bugüne kadar, elhamdülillah, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Dışişleri Bakanlarımızın, devletimizin, hükûmetimizin, meclisimizin, siyasi partilerimizin ferasetli duruşuyla elhamdülillah bugüne kadar bütün bu süreçleri -elbette ki yaralar aldık ama bu yaraların büyümesine fırsat vermeden- atlattık.

Şu anda da mesela tam ekonomimiz düzeliyor, düzlüğe çıkarıyoruz, enflasyon düşüyor, faizler düşüyor derken birden bu sefer de Amerika ve İsrail durup dururken hiçbir uluslararası meşruiyeti olmadan İran'a saldırdılar. Elbette ki bu neyi tetikledi, neyi etkiledi olumsuz olarak? Enerji arzını tetikledi. Çünkü dünyada tüketilen petrol ve doğal gazın neredeyse dörtte birinden fazlası Hürmüz Boğazı'ndan çıkıyor. Yani İran petrolü, İran doğal gazı; Birleşik Arap Emirlikleri petrolü, doğal gazı; Katar'ın petrolü, doğal gazı ve daha niceleri. Dolayısıyla da ne oldu? Bu savaşla birlikte bir kriz baş gösterdi. Ve dünyada Brent petrol fiyatları neredeyse ikiye katladı. Bu da tabii sadece akaryakıta zam olarak durmuyor. Gıdadan ulaştırmaya, sebzeye, meyveye kadar, her alanda, her türlü ham maddeye kadar her alanda fiyat artışı oluyor ve ta ki bir vatandaşımıza, özellikle de asgari ücretlimize, tek maaş alan ya da düşük maaş alan emeklimizin hayatını zorlaştıracak bir faturaya dönüşüyor.

ZAMLAR VE FİNANSA ERİŞİM SORUNU

İşte şimdi akaryakıta gelen zamların diğer mamullere yansımasını gördük. Dün açıklandı, elektrik ve doğal gaza yüzde yirmi beş zam. Peki, bunun altından nasıl kalkacak? Asgari ücretli nasıl kalkacak? Tek maaş alan emekli nasıl kalkacak? Küçük çiftçi nasıl kalkacak? İşte şoförlerimiz, küçük esnafımız nasıl kalkacak?

Bir problem daha var. Pek çok problem var da bir de bu arkadaşlarımızın, üreticilerimizin, sanayicilerimizin finansa erişememe gibi bir problemi var. Yüksek faizlerle dahi ödemeyi göze alıyor. Ama finansa erişemiyor. Finansa erişmekte büyük zorluklar çekiyor.

BÜTÇE AÇIĞI, DIŞ TİCARET VE ÇİN İLE TİCARET

İşte bunun için Türkiye'nin, tekrar sözlerimin başına dönüyorum, öncelikli olarak bütçe açığını kapatması, denk bir bütçe yapması ve daha sonra da dış ticaret açığını dengelemesi gerekiyor. 

Çin'e beş milyar dolarlık satış yapıyoruz. Altmış beş milyar dolarlık alıyoruz. Biz Çin'den petrol almıyoruz. Biz Çin'den doğal gaz almıyoruz. Yani biz Çin'den başka ülkelerden alabileceğimiz şeyleri alıyoruz ya da kendi ürettiğimiz ve üretebileceğimiz şeyleri alıyoruz. 

Peki, niye alıyoruz? Ucuz diye alıyoruz. Ucuz ama işte ucuz etin yahnisi diye de bir atasözü var değil mi? Şimdi dolayısıyla da ucuz ama Çin malı adı üzerinde. Yani bu malların bizim yerli ürünlerimizden ya da Avrupa menşeili ürünlerden daha kalitesiz olduğunu, daha az süre dayanıklı olduğunu da biliyoruz. Buna rağmen kolaya kaçıyoruz.

Biz, Büyük Birlik Partisi olarak, ısrarla söylüyoruz. İki ülke arasında -hangi ülke olursa olsun- mütekabiliyet esasları gözetilmeli. Siyasi konularda da gözetilmeli. Ticari konularda da, ekonomik konularda da gözetilmeli. Ben niye benden beş milyar dolarlık mal alan Çin'den niye altmış milyar, altmış beş milyar dolarlık mal alayım ki? Üstelik bu Çin dediğin Kızıl Çin, 1949’dan bu tarafa, yani 77 yıldır benim kardeşlerimi, soydaşlarımı Doğu Türkistan'da önce ülkelerini işgal etti, sonra soykırıma tabi tuttu ve şu anda da esarete mahkûm etmiş durumda. Onun için diyoruz ki Çin'le ticareti dengelersek dış ticaretimizde açık kalmaz, cariye açık kalmaz, o zaman denk bütçe yapmamız da çok kolay olur, diyoruz.

TARIM ARAZİLERİ VE YAPILAŞMA

Gelirken uçaktan baktım, havaalanına yaklaştık. Sera bahçelerinin ya da seraların, sebze meyve seralarının yanında binalar yükselmeye başlamış. Doğrusu şöyle çevrelemiş, denizin kıyısında binalar yapılıyor. Böyle böyle çevreliyor. Seralar ortada kalmış. Herhâlde bir üç beş sene sonra geldiğimizde uçaktan o sera yerlerinin de herhâlde apartmanlar olduğunu göreceğiz. Bu da insafsızlıktır. Bu da çok yanlıştır. Ya sebze, meyve verimli yetişen bir yere bina niye yapıyoruz kardeşim ya? Bak, biraz ileriye gittiğinde orada dağlar gözüküyor. Yani yamaçlar var. Binaları oralara kurmak gerekiyor. Hem zemini sağlam, Allah korusun olası bir depremde, hem de tarım arazilerini, tarım havzalarını ve sera arazilerini yapılaşmaya dönüştürmememiz gerekiyor. Bunları korumamız gerekiyor.

Çünkü bizim, daha önce de ifade ettim, savaşlar ve bu pandemi bize bunu gösterdi. Adeta bir ibret vesikası olarak gösterdi. Bir ders olarak gösterdi. Ders olarak alana, ibrete kıymet verene. Kur'an'da da biliyorsunuz ibretlik hikâyeler var. Peygamberlerin hikâyeleri var. Lut kavminin hikâyesi var. Nuh'un hikâyesi var. Hemen hemen Salih Peygamber'in hikâyesi var. Şimdi kardeşim, herkesin müttefik olduğu, mutabık olduğu bir konu bu ya. Ama uygulamaya bakıyorsun, uygulama farklı. Hepimiz aynı düşünüyoruz, uygulama farklı. Çünkü rant var, rant. Rant daha kıymetli geliyor.

DEĞERLER, MEDYA VE TERAZİ

Bir gün bir televizyonda bir program yapımcısı, televizyondaki konuklardan birisi, şeriatın kestiği parmak acımaz, dedi. Bu bir darbımesel. Anadolu'da kullanılır. Yani ne demek? Canım, adaletin, mahkemenin verdiği karara itiraz olmaz. Boynumuz kıldan ince. Bu anlama gelir. Kadın sunucu hemen dedi ki, burası laik Türkiye Cumhuriyeti'dir. Şeriat isteyen Arabistan'a gitsin. Ya adam şeriat istiyorum demedi ki. İsteyebilir. Demokrasi var. Bunu da söyleyebilir. Ondan sonra herkese şeriat tanımı farklıdır. Sonra ben de bir paylaşım yaptım, televizyon yönetimini de uyararak. Sonra beni aradılar oradan. Efendim, işte bir düzeltme yapılacak, bir özür yayınlanır. Ben dedim ki ya buna ne gerek var? Yani efendim, dedi, reklam gelirimizin önemli bir kısmı oradan geliyor. Yani adam terazinin bir tarafına reklam gelirini koyuyor, bir tarafına bizim dinî, ahlaki, manevi değerlerimizi koyuyor. Reklam geliri ağır basıyor. İşte tehlike bu. Bizi yıkıma götüren de bu arkadaşlar. Zaman ki o terazinin kefesindeki parayı değil de bu taraftaki ahlakı, maneviyatı, adaleti seçersek işte o zaman kurtulur ve büyük Türkiye oluruz. Ecdadımıza, Peygamber Efendimize yakışanı yapmış oluruz. İşte o zaman Cenab-ı Hakk'ın gerçek bir kulu oluruz. Riayet etmemiz gereken bu.

KENDİ KENDİNE YETME ZORUNLULUĞU

Gelelim söylemek istediğim mevzuya. Ne dedik? Savaşlar ve pandemi bize şunu gösterdi ki özellikle şu dört konuda en az kendi kendimize yetmek zorundayız ki ayakta kalabilelim ülke ve millet olarak. Aslında bu, fert olarak da aile için de geçerlidir. Birincisi, gıda. Gıdada bir kere kendi kendine yeteceksin. Çünkü gördük savaşta. Buğdayı bile alamazsın, paran olsa bile. Herkes önce kendi ülkesine, kendi insanına ve komşusuna ya da parayı çok verene.

İki, ilaç ve aşı. Bize aşılar ne zaman geldi? Bize aşılar en son geldi. Herkes aldıktan sonra. İlaçlarımız tam bitiyordu ki Allah'tan pandemi bitti, yavaşladı. Çünkü üretimimiz yok. Yok denecek kadar. Şimdi Allah'a şükür üretim başladı. Yeni fabrikalar kuruluyor, yerli. Bunlardan ders aldık. Geç de olsa. Şimdi kuruluyor. Nerede kurulduğunu biliyorum. Tabii bunu açıklamak olmaz yani. Bunlar stratejik konular. Ama şu anda kuruluyor. Ve yapılıyor, üretiliyor şu anda. Az da olsa.

Üçüncüsü, enerji. Enerjide de işte dışa bağımlılığımızın, işte savaş olduğu anda ne oluyor? Petrol bir anda fırlıyor. İran'da petrol litresi bir lira, bir TL, bir. Bizde yetmiş TL. Amerika'da yüz elli TL. Ha, bizi söylerken Avrupa'da, Amerika'da bizden pahalı, onu da bilelim. Yani alım gücüne göre de bizden yüksek. Yani diyelim bizde normal bir memur altmış bin alıyor. Orada da diyelim ki iki bin dolar alıyor. İki bin dolar ne yapıyor? İşte yüz bin lira yapıyor. O yüz bin lira alıyor Türk parasıyla. Kaç lira ödüyor petrolü Avrupa'daki? İki buçuk dolar herhâlde şu anda. Yüz yirmi beş lira ödüyor. Bizdeki altmış lira alıyor. Bizdeki de yetmiş lira ödüyor. Aşağı yukarı oran aynı. Amerika'da daha fazla.

SAVUNMA SANAYİ VE GÜVENLİK

Üçüncüsü de savunma sanayi, güvenlik. Yani o çok daha kritik. Yani kendiniz üretemiyorsanız, bakın, 85’ten beri bize bir tane uçak satmadılar. Bizim en modern, en yeni uçaklarımız 85, 87 model, F-16’lar. Kaç sene geçmiş aradan? Kırk sene geçmiş. Biz bir tane uçak alamadık kırk senedir. Ne Amerika verdi, ne İngiltere verdi, ne Fransa verdi, ne Almanya verdi, ne Rusya verdi, ne Çin verdi. Bir tane uçak alamadık biz.

Barış Pınarı Harekâtı, Suriye'ye düzenlediğimiz, o PKK terör örgütüne karşı düzenlediğimiz harekâtlarda bizim uçaklarımızın akıllı bombaları bitti. Obüslerimizin akıllı bombaları bitti, vermediler bize. Vermediler. Ya Leopard tankları 1950 model, 1960 model. Onları bile kullanamazsın ona karşı, denildi. Onun için savunma sanayisi olmazsa olmazımızdır. Bir ülke, bir devlet, bir millet, bir aile, bir fert; kendi güvenliğini sağlayamıyorsa özgürlüğü de yoktur, refahı da yoktur.

Onun için Büyük Birlik Partisi olarak biz ne dedik? Ta rahmetli Muhsin Başkan zamanında GÖR dedik. Yani güvenlik, özgürlük, refah dedik. Haberal'ın hastanesine gittik Muhsin Başkan'la. Mehmet Haberal Hoca dedi ki daha kapıdan girerken, gördüm başkanım, dedi. Gördüler ama kimse onu vermedi rahmetli Muhsin Başkan'a. Gördü sadece. O gün, ta o gün, yirmi sene önce söylediğimiz işte bugün karşımıza çıktı. O zaman rahattık. Ama şimdi bunun gerçeğini anladık.

Ya geçen sene dedik ki bir teklif geldi meclise. Her bir vatandaşımız senede bir kere, senede bir kere, yedi yüz elli lira verecek savunma sanayisi için. Karşı çıktılar. CHP'li büyükşehir belediye başkanı dedi ki, niye biz İHA'ya, SİHA'ya para vereceğiz kardeşim? Birisi çıktı dedi ki, bizim ne ihtiyacımız var savaşa, uçağa? Bir de Atatürk'ü istismar ediyorlar. Atatürk'ü, Cumhuriyetimizin kurucusunu, banisini, ilk cumhurbaşkanımızı, ilk meclis başkanımızı, hepimizin ortak değeri olan. Ne diyor? Efendim, Atatürk demiş ki yurtta sulh, cihanda sulh. Ya Atatürk'ün dediği bir zaman var, şartlar var. Savaştan çıkmış. Ordu yok, silah yok, para yok. Kimle zaten savaşmak istesen de savaşamazsın. Bir mücadele vermişsin. Kanının son damlasına kadar, dişinden artırdıklarınla ve Kara Fatmalar, Nene Hatunlar, Halime Çavuşlar, çocukları sırtlarında, kağnılara topları bindirmişler, taşımışlar; öyle bir mücadele vermişsin.

DIŞ POLİTİKA, SAVUNMA VE CAYDIRICILIK

Kerkük, Musul vilayeti bizim bir gücümüz olsaydı Atatürk ya da Türk milleti orayı bırakır mıydı? Ya da Halep'i bırakır mıydı? Ya da Batı Trakya'yı bırakmazdı. Şimdi öyle mi? Şimdi öyle değil. Evet, yurtta sulh, cihanda sulh. Biz de barış isteriz. Ama Amerika, İsrail barış mı istiyor kardeşim? İran'a niye saldırdı? Gazze'de yüz binden fazla masum çocuğu, kadını, yaşlıyı niye öldürdü? Yani onlar savaşacak, onlar saldıracak. Filistin'e, Irak'a, İran'a saldıranın yarın Türkiye'ye saldırmayacağının garantisi var mı? Onun için biz hazırlıklı olacağız kardeşim. Biz hazırlıklı olacağız. Kendi uçağımızı kendimiz yapmalıyız. Kendi tanklarımızı kendimiz yapmalıyız ki Allah'a hamd olsun. İHA'larımızı, SİHA'larımızı yaptık. Küçük uçağı yaptık. Büyük uçak motor aşamasında. Tankımız yapıldı. O akıllı bombaları şimdi kendimiz yapıyoruz. Artık Tayfun gibi balistik füzelerimiz var, atmosferi geçen. İnşallah bunların menzilleri de uzayacak, seri üretimleri olacak ve daha da önemlisi herkes duysun ve bilsin ki açıkça söylüyorum. Amerika'da olan bizde de olacak. Amerika'da nükleer başlıklı silah varsa Türkiye'de de olacak, Türk milletinde de olacak.

TARIM, ÜRETİCİ VE GİRDİ MALİYETLERİ

Antalya'dan bahsettik, seralardan, meyve sebzeden bahsettik. Tabii hava şartları bazen olumsuz etkiliyor buradaki üreticilerimizi. Biraz önce Kumluca'dan bahsetti başkanımız. Bu bazen Serik'te oluyor, bazen Aksu'da oluyor, bazen başka Alanya'da oluyor, Manavgat'ta oluyor, başka ilçelerimizde oluyor. Dolayısıyla Kumluca, bunların bütün hepsi, sağ olsun teşkilatımız haber veriyor, kamuoyundan takip ediyoruz. Ve her zaman da ilgili bakanımızla görüşmemiz gerekiyorsa onunla, il müdürümüzle görüşmemiz gerekiyorsa onunla, kimle görüşmemiz gerekiyorsa görüşüyoruz ve çözüm üretmeye çalışıyoruz. Ama kalıcı çözümler lazım. O nedir? Kalıcı çözüm şudur. Üreticiyi destekleyeceksin. Her konuda. Özellikle çiftçilerimizin.

Ya şimdi mazot ha bire yükseliyor. Ha bire yükseliyor. Gübre. İşte o da kimyasal. Ha bire yükseliyor. Ha bire yükseliyor. Yüzde otuz-kırk zam geldi. Nasıl alacak çiftçi bunu? Nasıl alacak? Nasıl ekecek? Onun için diyoruz ki ya bari şu mazottaki KDV'yi kaldırın. ÖTV'yi kaldırın çiftçinin kullandığı mazottaki, üreticinin kullandığı mazottaki. Gübreyi sübvanse edin. Kendimiz üretelim kardeşim. Niye biz dışa bağımlıyız ya? Kendimiz üretelim. Tohumu nasıl üretiyoruz? Hepsini üretelim. Yem. Niye benim ülkem en pahalısı ette ya? Niye Balkan ülkeleri bizim yarı fiyatımıza tüketiyor? Orta Doğu niye bizden daha düşük? Asya ülkeleri bizden düşük. Ortada biz Avrupa'dan da yükseğiz. Belki de dünyanın en yüksek fiyatlı etini, gıdasını biz tüketiyoruz. Dünyada farzımuhal, gıda enflasyonu yüzde beş oluyor. Bizde yüzde yetmiş oluyor yani. Böyle bir şey nasıl oluyor? Biz sorduğumuzda ne deniyor? İşte tohum deniyor, mazot deniyor, gübre deniyor, yem deniyor. Kendimiz üretelim ya. Yeter artık yani, kendimiz üretelim. Planlamamızı yapalım.

FİYAT İSTİKRARSIZLIĞI VE ARACI ZİNCİRİ

Hanıma geçen hafta sordum, pazara gitmiş. Kaç aldın? Ben de gidiyorum bazen hanımla. Dedi ki en pahalısı yeşil biberdi, dedi. Kaç lira verdin, dedim. İnce sivri tatlı yeşil biber. Beş yüz TL kilosu. İki yüz elli gram aldım, dedi. Ben soruyorum burada. Yeşil sivri biberin sizden çıkışı ne kadar? Yüz otuz. Siz yüz otuza veriyorsunuz. Öyle mi? Yani tarladan çıkışı yüz otuz lira. Çiftçiden. Bir ay önce de on beş liraydı, diyor. Bir ay önce de on beş. Ya böyle bir fiyat istikrarsızlığı olabilir mi? Bir ay önce on beş lira. Çiftçiden... Şimdi yüz otuz lira, halde iki yüz elli lira, neredeyse yüzde yüz katlıyor. Pazarda, pazarda; bak markette demiyorum. Üretici kaça veriyor? Halci dedi ki biz iki yüz elli liraya veriyoruz, dedi. Yüz otuz lirayı üreticiden alıyorlar. İki yüz elli lira. Halciden çıkıyor. Beş yüz lira pazarda. Yüz otuz nerede? Tam dört katı. Ya böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar ya? Böyle bir şey olabilir mi? Yani işte vatandaş buna ezdirilmemeli. Üretici ezdirilmemeli. Üretici hakkını almalı. Ürettiğinin hakkını almalı. Tüketici de böyle fahiş fiyatla tüketmek zorunda kalmamalı.

DEPREM VE KAZA HABERLERİ

Bugün tabii hepimizin ağzını yüreğine getirdi. Van Tuşba'da, yani merkezinde, beş nokta iki şiddetinde bir deprem gerçekleşti. Depremde çok büyük kayıplar verdik. Özellikle 6 Şubat'ta bir kez daha rahmetle anıyorum. Ama devletimiz gücüyle altından kalkmasını bildi, elhamdülillah. Depremde tabii bir ölüm, yıkım haberi olmadı. Büyük çaplı. Onun için ben tekrar Van'ımıza, Tuşba'mıza ve depremden etkilenen bütün vatandaşlarımıza, kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Bugün bir üzücü haber de Ankara Kazan'dan aldık. Ankara Kızılcahamam arası yolcu taşıyan halk otobüsünün üst geçide çarpması sonucu meydana gelen kazada maalesef beş vatandaşımız hayatını kaybetti. On dört vatandaşımız yaralandı. Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyoruz. Yaralılarımıza da Cenab-ı Hak'tan acil şifalar niyaz ediyorum. Hayatını kaybeden kardeşlerimizin ailelerine, yakınlarına, sevdiklerine de başsağlığı ve sabır dileklerimizi iletiyorum Antalya'dan.

KONGRE, PARTİ ÇİZGİSİ VE TOPLUMSAL BİRLİK

Kıymetli kardeşlerim, bugün güzel bir kongre gerçekleştiriyoruz. Bu sebeple başta il başkanımız Mustafa Bey olmak üzere hem hemşehriniz hem de Antalya'ya sorumluluğumuz Alaattin Çakır Bey, Genel Başkan Yardımcımız, Teşkilat Başkanımız Tevfik Bey, ilçe başkanlarımız, kadın kollarımız, gençlerimiz, ocağımız, üyelerimiz, yani emek veren herkese teşekkür ediyorum. Bu salonu dolduran siz kıymetli misafirlere, üyelerimize ve kıymetli misafirlerimize de yine şükranlarımı sunuyorum.

Büyük Birlik Partisi, 29 Ocak 1993 yılında ilâyıkelimetullah için nizamıâlem diyerek, milliyetçi, maneviyatçı, demokrat bir kimliği önceleyerek, devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü, milletin istiklalini ve istikbalini önceleyerek kurulmuş bir partidir. Özellikle şehit liderimiz Muhsin Başkanımızın döneminde. Ve daha sonra da bizlerin döneminde de asla çizgimizde bir kırıklık göstermeden yolumuza devam ediyoruz. Hak bildiğimiz yolda yürüyoruz. Doğrunun yanında, yanlışın karşısındayız. Cumhur İttifakı'nın mensubuyuz. Ama siz de görüyorsunuz ve takip ediyorsunuz ki her şeye de evet demiyoruz. Yanlış görürsek lisanımünasiple bu yanlıştır, diyoruz. Şöyle yapılmalıdır, diyoruz. Ya da doğruyu da elbette kimsenin ne diyeceğine bakmadan destekliyoruz. Çünkü biz sizler için, ülkemiz için, milletimiz için, Türk ve İslam coğrafyası için, Gazze'deki, Doğu Türkistan'daki mazlumlar, Balkanlar'daki Boşnak, Arnavut, Türk, Uygur, Kazak, Çerkez, Azeri, Kırım Tatarı... Bunların hepsi Türk boylarıdır. Boşnakları ve Arnavutları ayrı tutuyorum tabii. Onlar bizim Balkanlardaki Müslüman kardeşlerimiz. Vazgeçmeyiz onlardan. Onlar da bizden vazgeçmiyor zaten. Bu saydığımız unsurların hiçbirilerinden vazgeçmeyiz. Biz Kürt, Türkmen, Arap, Çerkez, Boşnak, Arnavut, hepimiz; Alevi, Sünni. İşte burada dedelerimiz var. Hoş gelmişler, şeref vermişler. Sağ olun, var olun.

ALEVİ TOPLUMUYLA BULUŞMA VE TEŞEKKÜR

Sağ olsun, Durmuş Boztuğ Hocamız, kurucu Tunceli Munzur Üniversitesi rektörümüz. İki dönem rektörlük yaptı. Kendisi Nevşehir Hacı Bektaş Veli Selçeşme Ocağı'na bağlı Aksaray Sultan Samut Ocağı'ndandır. Doğru söyledim değil mi hocam? Evet. Dolayısıyla bu canlarımızla buluşmamıza da büyük katkı sağladı. Kendisine de teşekkür ediyoruz. Bir olacağız, diri olacağız, diri olacağız, inşallah, diyorum.

Ben Antalya Teşkilatımızın, bu kongrenin havasıyla da zaten sahadalar, daha güçlü bir şekilde sahada olacaklarını ve Büyük Birlik Partimizin önümüzdeki seçimlerde mecliste güçlü bir grupla yer alıp elbette ki iktidarın da bir parçası olarak yolumuza devam etme noktasında büyük gayret göstereceklerini, bu büyük birlik yürüyüşümüze büyük destek vereceklerine de yürekten inanıyorum. Kendilerini sizlerin huzurunda tebrik ediyorum. Teşekkür ediyorum. Yeni seçilecek başta Mustafa Başkan olmak üzere yönetimine de hayırlı olsun, diyorum. Başarılar diliyorum. Kongremiz hayırlı, mübarek olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun. Allah'a emanet olun.

Galeri