Yükleniyor...
29 Temmuz 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Genel Başkanımızdan gündeme dair önemli açıklamalar

Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici, haftalık olağan basın toplantısında Türkiye ve dünya gündemine dair önemli açıklamalarda bulundu. Sayın Genel Başkanımızdan gündeme dair önemli açıklamalar

Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici, Genel Merkezimizde düzenlediği haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sayın Genel Başkanımızın açıklamaları şu şekilde:

"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz, kıymetli vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Salonda bulunan siz kıymetli kardeşlerime ve basın mensuplarımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum. Öncelikle toplantımızın hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.

ŞEHİT MUHSİN YAZICIOĞLU VE YOL ARKADAŞLARI

Kıymetli kardeşlerim, 17 sene önce şehit liderimiz Muhsin Başkan'ımız ve onunla birlikte Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş kardeşlerimizi kaybetmiştik. Kendilerini bir kez daha rahmetle, minnetle, özlemle ve şükranla yâd ediyorum. Mekânları cennet, makamları âli olsun inşallah diyorum. Yine aynı kazada hayatını kaybeden pilot Kaya İstektepe'yi de rahmetle yâd ediyorum.

17 YILLIK SORUŞTURMA SÜRECİ

Kıymetli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım. Daha önce de ifade ettim. Kısa kısa sadece özet şeklinde geçeceğim. Biliyorsunuz bu 17 yıllık süreç içerisinde Kahramanmaraş'ta açılan dosya, özel yetkili mahkemeler vardı, savcılıklar vardı o dönemde, Malatya'ya gitmişti. Daha sonra Özel Yetkili Mahkemeler kapandıktan sonra tekrar Kahramanmaraş'a döndü.

Dosyaya biri 2014, biri 2016 yılında olmak üzere iki kere takipsizlik kararı verildi. Bu takipsizlik kararları partimiz, camiamız, avukatlarımız, aileler yani camianın topyekûn birlikte girişimleriyle kaldırıldı. 2016 hain darbe girişiminden hemen 1 ay önce verilmişti son takipsizlik kararı. Biz de 2 gün önce itiraz etmiştik. Ondan yaklaşık 2 yıl sonra takipsizlik kararı kaldırıldı ve tekrar soruşturulmaya başlandı.

DOSYANIN ANKARA’YA GÖNDERİLMESİ

Ama maalesef 2026, yani 12 Haziran'a kadar ciddi bir gelişme olmadı. 12 Haziran'da Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararı verip dosyayı Ankara'ya göndermesiyle birlikte soruşturma büyük bir ivme kazanarak yeni bir aşamaya geçmişti. Ve hemen bir aylık bir soruşturma sürecinden sonra biliyorsunuz ilk dalga operasyonlar gerçekleştirildi.

29 kişi 13 Temmuz'da gözaltına alındı. Yapılan sorgulamalardan sonra bunların 19 kişisi biliyorsunuz tutuklandı. Ve soruşturma devam ediyor. Önümüzdeki günlerde, haftalarda yeni gelişmeleri de hep birlikte inşallah göreceğiz.

SORUŞTURMADA HASSASİYET VE KARARLILIK

Bizim inancımız şudur: Sayın Cumhurbaşkanımızın bu süreçte ortaya koyduğu hassasiyet, Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek Bey'in faili meçhullerle ilgili kararlılığı ve hasreten Muhsin Başkan'ımız ve arkadaşlarımızın şehadet süreciyle ilgili kararlılığı, Ankara Başsavcılığımızın, görevli başsavcı vekilimiz ve iki dosya savcımızın titizlikle yaptıkları soruşturma neticesinde inşallah bu dosya aydınlanacak.

Başta şehit liderimiz Muhsin Başkan'ımız ve arkadaşlarımız olmak üzere onların şehadetindeki bu sır perdesi, şüpheler ortadan kaldırılacak ve mesele tamamıyla aydınlatılacak ve burada mutlaka ama mutlaka her kimin kusuru ve kastı varsa ortaya çıkarılacak ve hesabı sorulacak.

Büyük Birlik Partisi olarak ilk günden itibaren bu şehadet sürecinin resmî tarafıyız. Ama resmiyet bir tarafa biz, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu'nun geride bıraktığı dava arkadaşları ve kardeşleri olarak fiilî olarak sürecin tarafıyız. Ve ilk günden itibaren de bütün camia olarak genel başkanından en taşradaki üyesine kadar, hukukçularımız hepimiz bu sürecin takipçisi olduk. Ve bundan sonra da takipçisi olmaya kararlı bir şekilde, azimli bir şekilde devam edeceğiz.

BAŞSAVCILIĞA İLETİLEN TALEPLER

Tabii bu süre zarfı içerisinde bizim de ailelerin, avukatların da ilgili savcılıklara birtakım kendilerine gelen duyumlar, evraklar, belgeler, araştırmalar sonucu elde ettiğimiz bulgularla ilgili ya da bu meselenin aydınlatılmasına, faillerin ortaya çıkarılmasına dönük tespitlerimize yönelik dilekçelerimiz oluyor. Yani bunların da araştırılmasını istiyoruz, diyoruz.

Bununla ilgili de daha önce de verdiklerimiz vardı. Dikkate alınanlar olmuştu, alınmayan olmuşlardı. Ama bu süreçte de biz yine hukukçularımız, başsavcılığımızla ve yetkili başsavcı vekilimiz ya da ilgili kişilerle görüşerek bu konudaki taleplerimizi ya da araştırılmasını istediğimiz konuları da iletmekteyiz.

Yani arkadaşlarımız, camiamız, aileler, Türk milleti emin olsun ki hiçbir nokta eksik bırakılmamıştır ve bırakılmayacaktır. Bugün de bize bu hususlarla ilgili birtakım müracaatlar, bilgiler, belgeler ya da duyumlarını anlatmak isteyenler olmaktadır. Ya ilgili avukatlarımız dinlemektedir ya da direkt kendilerini başsavcılığa yönlendirerek “Gidin, bu ifadelerinizi oraya bildirin, söyleyin.” demekteyiz.

Yani hiçbir konu, kamuoyunda konuşulan, dile getirilen hiçbir konu asla ve kata eksik bırakılmamaktadır.

SÜRECİ SULANDIRMA GİRİŞİMLERİ

Şimdi burada dikkat çekmek istediğim bir başka husus da şehadet sürecinin özellikle ilk dönemlerinde FETÖ'nün çok etkili olduğu dönemlerde, işte bu özel yetkili mahkemenin dosyaya baktığı dönemlerde maalesef bu süreci asıl mecrasından çıkarıp da farklı alanlara çekerek sulandırmaya çalışanlar olmuştur.

Bunu kendi düşünceleriyle mi yapmışlardı yoksa birilerinin yönlendirmesiyle mi yapmışlardı? Bunlar da elbette ortaya çıkarılacaktır. Zaten Malatya'da, Kahramanmaraş'ta şu anda ağır ceza mahkemesinde süren bir dava var. Bu davada yargılananların önemli bir kısmı tam bu dediğim meseleden dolayı yargılanmaktadır.

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ SORUŞTURMASI

Şimdi bakıyoruz, bu dönemde de yavaş yavaş bunların tekrar ortaya çıktığını görmekteyiz. Bakanlık, Faili Meçhul Suçlarla Mücadele Kurumu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dosyaya tam hâkim. Ve dolayısıyla da işin erbabı yani uzun bir süredir dosyanın üzerinde çalışan savcı da zaten burada.

Dolayısıyla da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının sürdürdüğü soruşturma, meselenin tüm yönlerini ele almaktadır. Yani bir şüpheyi ele alıp diğer şüpheyi geride bırakmamaktadır ya da yok saymamaktadır. Dolayısıyla bundan da hiç kimsenin endişesi olmaması gerekir.

YANLIŞ ALGI VE KAMUOYU UYARISI

Ama ilk dönemlerde olduğu gibi maalesef bazı kişilerin ya kendini gösterme ya bir meşruiyet kazanma ya da varsa bir suçunu örtme kastıyla bu girişimlerde bulunduklarını görmekteyiz. Bunlar geçmiş dönemde soruşturma sürecine zarar vermiştir. Ve işi asıl mecrasından çıkararak farklı noktalara yönlendirerek sulandırmıştır. Ve kamuoyunda pek çok konunun yanlış anlaşılmasına ve yanlış değerlendirilmesine ve yanlış algılar oluşmasına sebep olmuştur.

Onun için inanıyorum ki bu süreçte bunlara asla ve kata müsaade edilmeyecektir.

BİLGİ VE BELGE ÇAĞRISI

Biz bir kere daha çağrımızı yeniliyoruz. Bu meseleyle ilgili yani şehit liderimiz ve o arkadaşlarımızın şehadetiyle ilgili elinde bilgi, belge olduğunu düşünenler varsa ya da bu meselede araştırılmalıdır diyenler varsa hukukçularımıza da ulaşabilir ama direkt Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, dosyaya bakan başsavcı vekiline ve savcılara giderek bunları iletebilir.

Yani konu tüm yönleriyle araştırılıyor fakat buna rağmen “Şunun da araştırılmasını istiyorum.” diyen varsa Ankara Başsavcılığına bunu götürebilir.

Kıymetli kardeşlerim. Bu duygu ve düşüncelerle tekrar şehit liderimiz Muhsin Başkan'ımızı, onunla birlikte şehadete yürüyen Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş kardeşlerimizi bir kere daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun, mekânları cennet, makamları âli olsun.

Geride bıraktıkları dava arkadaşları ve kardeşleri olarak onların hukukunu bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Büyük Birlik Partisi olarak sonuna kadar savunmaya devam edelim.

ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİN KIYMETİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları; şehitlerimizin geride bıraktığı aileleri, eşleri, anne babaları, çocukları necip Türk milletinin, aziz Türk milletinin en kıymetlileridir. Çünkü şehitlik bizim kültürümüzde, Türk kültüründe ve inancımızda, İslam inancımızda en yüksek mertebedir. Ve yine inancımıza göre bu dünyada kazanılabilecek en büyük zaferdir.

Şehitlerimiz bu dünyada kazanılabilecek en büyük zaferi kazanarak gitmişlerdir. Allah mekânlarını cennet eylesin. Onlar, Cenab-ı Hakk'ın Kur'an-ı Kerim'de bize müjdelediğine göre dipdiridirler. Ölmemiştirler. Onun için onların geride bıraktıklarına elbette ki sahip çıkacağız. Elbette ki onların taleplerine kulak vereceğiz.

GAZİLERİN MERTEBESİ VE HAKLARI

Ve yine gazilerimiz şehit olabilirlerdi ama yaralanmışlar, gazi olmuşlar. Onlar da aynı mertebededir. Çünkü yine bizim inancımıza göre biliyorsunuz bir hayrı yapmak için yola çıkan, yapsa da aynı sevabı alır; yapamasa da aynı sevabı alır. Gazilerimiz de aslında birer şehittir. Çünkü şehit olmak için ileri atılmışlardır.

Şimdi elbette ki bu dönemde açıkça ifade ediyoruz: Bu iktidar döneminde şehitlerimiz, şehitlerimizin geride bıraktıkları, gazilerimiz için pek çok iyileştirmeler yapılmıştır. Pek çok hak verilmiştir. Şehit yakınlarından işe alınma kontenjanı arttırılmıştır. Maaşları arttırılmıştır. Sosyal hakları arttırılmıştır. Bunlarla ilgili onlar adına iktidara, bu düzenlemeleri yapan hükûmetlerimize de teşekkür ediyoruz.

ŞEHİT YAKINLARININ TALEPLERİ

Özellikle Cumhur İttifakı olarak bu meselenin en hassas olan kesimleriyiz. Yani bu meseleye çok hassasız. Büyük Birlik Partisi olarak ziyadesiyle hassasız. Onun için şehitlerimizin talepleri bizim nezdimizde birinci sıradadır.

Şimdi belli bir süredir Ankara'da Güvenpark'ta oturma eylemi yapan şehit yakınlarımız var. Gazilerimiz var. Elbette ki arkadaşlarımız da onları ziyaret edecekler bugün, yarın. Fakat biz onların taleplerini biliyoruz. Onların seslerini duyuyoruz. Çünkü biz sürekli şehit ailelerimizle ve gazilerimizle birlikteyiz.

ER STATÜSÜNDEKİ ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER

Özellikle er statüsündeki gaziler ve şehit aileleri için rütbeli personelde olduğu gibi görev ünvanı ve derecelere göre emsal maaş hesaplaması talep edilmektedir. Biz de elbette ki bu talebin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yine bu er statüsündeki şehitlerimiz için de onların geride bıraktığı aileler için de bir taban maaş güvencesi, anne ve babaya ayrı maaş ve yüzde 25 artırımlı ödeme, ilave ek ödemeler, sosyal hak ve vergi muafiyetleriyle ilgili genişletilmiş ÖTV muafiyeti, sağlık hizmetlerinde kesintisiz muafiyet, çalışan gazilerimizin hakları, yine istihdam haklarının geliştirilmesi noktasında kamuda ek istihdam kontenjanı, kamu yöntemiyle, kura yöntemiyle çözüm ve statü ve tanım mağduriyetleri yani gazi sayılmayanların durumu ve bununla ilgili de bir çerçeve kanun talebi.

ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER İÇİN FEDAKÂRLIK VURGUSU

Bu taleplerin belki hepsi birden karşılanmayabilir. Ama şehit ailelerimiz ve gazilerimiz şunu bilsinler ki bunlar elbette ki değerlendirmeye alınmıştır. Alınmayan hususlar da alınacaktır. Ve şehitlerimizin geride bıraktığı aileler ve gazilerimiz için her türlü fedakârlık ve iyileştirme yapılacaktır.

Büyük Birlik Partisi de dün olduğu gibi bugün de konuyu hem hükûmetin hem Meclisin hem kamuoyunun gündeminde tutmaya devam edecektir. Aziz şehitlerimizi ve vefat eden gazilerimizi bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyor; geride kalan ailelerini ve yaşayan gazilerimizi de saygı ve hürmetle selamlıyorum.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN ÖNEMİ

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; öğretmenlerimiz en kutsal mesleği yapmaktadırlar. Peygamber Efendimiz biliyorsunuz ilk Bedir Savaşı'nda esir alınan müşriklerden okuma yazma bilenlere, belli sayıda okuma yazma bilmeyen Müslüman'ı eğitmesi karşılığında hürriyet vermiştir. Yine biliyorsunuz “İlim Çin'de de olsa arayınız.” demiştir. Yine Hz. Ali Efendimiz, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” demiştir. Yani ilim bu kadar önemlidir, ilim adamları ve öğretmenlerimiz bu kadar önemlidir.

Bu vesileyle Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu değerli bilim adamlarından ilahiyatçı, tarihçi, bizim de okul arkadaşımız olan Hilmi Demir hocamızı da bir kere daha rahmetle ve şükranla yâd ediyorum. Mekânı cennet olsun, makamı âli olsun. Yine birkaç gün önce değerli, çok kıymetli tarihçimiz merhum Halil İnalcık'ın da ölüm yıl dönümüydü; onu ve bütün ahirete irtihal etmiş ilim ve bilim adamlarımızı rahmetle yâd ediyorum.

ÖZEL OKULLARDA ÇALIŞAN ÖĞRETMENLERİN SORUNLARI

Şimdi öğretmenlik mesleğiyle ilgili öğretmenlerimizin problemleri ve haklı talepleri var. Bunların başında da ücretli öğretmenlerimiz geliyor ve özel okullarda çalışan öğretmenlerimiz var. Uzun diyebileceğimiz bir süre özel okulda çalışmış bir öğretmen olarak onların meselelerine tamamen vâkıfım.

Sigortaları eksik yatırılır. Belli dönem sigortasız çalıştırırlar. Aldıkları ücret üzerinden değil, asgari ücret üzerinden sigortalanırlar. Ve ücretleri de çok düşüktür. Ankara'da eylem yaptılar. Biz de parti olarak kendilerini ziyaret ettik ve haklı taleplerinin yanında durduk.

ÖZEL OKUL ÖĞRETMENLERİ İÇİN YASAL GÜVENCE

Bu mesele artık ötelenemez. Yani bununla ilgili ya Millî Eğitim Bakanlığımız bir yeni yönetmelik çıkaracaktır ya da işin daha da sağlam olması için Meclis bir kanun yaparak özel okullarda çalışan öğretmenlerin devlet okullarında çalışan öğretmenlerle aynı haklara sahip olması yasayla güvence altına alınmalıdır.

Yani devlette bir matematik öğretmeni; on beş saat, yirmi saat derse giren bir matematik öğretmeni, bir İngilizce öğretmeni, bir din kültürü öğretmeni kaç lira maaş alıyorsa özel okuldaki de en az o kadar alacaktır. Ek derse devlet kaç lira ödüyorsa özel okul da en az o kadar ödeyecektir. En az. Üstü olabilir. En az o kadar ödeyecektir. İzin günleri, yaz tatilleri, sağlık hizmetleri yine aynı şekilde sunulmalıdır.

ÖZEL OKUL ÜCRETLERİ VE DENETİM VURGUSU

Özel okul ücretlerine bakıyorsun, güç yetmeyecek pozisyonda. Hele üniversitelerinki. Ama öğretmenlerin ya da hocaların aldığı maaşa bakıyorsun çoğu yerde devletin yarısı kadar. Bunlar kabul edilemez. Bunlar mutlaka denetlenmeli ve öğretmeni mağdur eden, dolayısıyla da öğrenciyi de mağdur eden bu özel okullarla ilgili, buralarla ilgili mutlaka ama mutlaka işlem yapılmalıdır ve öğretmenlerin hakkı sonuna kadar korunmalıdır.

ÜCRETLİ ÖĞRETMENLERİN MAAŞLARI

Ücretli öğretmenlerimiz maalesef her ne kadar birtakım iyileştirmeler yapılsa da yine çok düşük ücretlerle çalışmaktadırlar. Haftada yirmi saat derse giren bir sözleşmeli ya da kadrolu öğretmenin eline 90 ile 100 bin lira arası maaş geçerken ücretli öğretmenin eline geçen maaş 20-25 bin lira seviyesindedir. Aynı derse giren, aynı derse.

Yani diyelim iki okulda bir ücretli öğretmen var, bir sözleşmeli öğretmen var. İkisi de diyelim matematik öğretmeni. O da 20 saat giriyor, bu da 20 saat giriyor. Bu 80 bin lira alıyor. Anasının ak sütü gibi helaldir ve helal olsun. Ama buradaki 25 bin lira alıyor. Bu olmaz.

ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER İÇİN DERS ÜCRETİ TALEBİ

Yani elbette ki kadrolu fazla alacaktır. Ona bir itirazımız yoktur ama buradaki de en azından bir 50 bin lira seviyesine getirilmelidir. O da ne yapmalıdır? Ders ücreti olarak ödendiği için ücretli öğretmenler için ayrı bir ders ücreti rakamı belirlenmelidir.

Yani okulda kadrolu ve sözleşmeli olarak görev yapan öğretmenlerle ücretli öğretmenlerin aldığı ders ücretleri birbirine yakın olmamalıdır. Yani onun en az haftada 20 saat derse giriyorsa, aynı sınıfın aynı dersine giriyorsa o zaman o da en azından yarısı ya da yarısından fazla bir ücreti elde etmelidir ki en azından evine, ailesine bir katkı sağlayabilsin. Bu vesileyle tüm öğretmenlerimizi de bir kere daha şahsım ve camiam adına saygıyla ve hürmetle selamlıyorum.

EMEKLİLİK VE MAAŞ SORUNU

Kıymetli kardeşlerim, emeklilik bu ülkede maalesef şu anda önemli bir problem. Bu problemin iki yönü var. Bir maaş yönü var. Daha önce detaylı anlattım. Sadece tek cümleyle geçeceğim. O da nedir? Ocak 2023'te en düşük emekli maaşı, en düşük çalışan maaşının üçte ikisiyken bugün üçte biridir. Buna çözüm bulunmalıdır. Mutlaka ciddi bir artış yapılmalıdır.

KADEMELİ EMEKLİLİK

İkincisi de kademeli emeklilik meselesidir. Bir gün önce işe başlayanla bir gün sonra işe başlayan emekliliği arasında 15 yıl olmaz arkadaşlar. Bu olmaz. Ya da otuz yıl çalışmış, on bin gün üzerinde prim ödemiş birisiyle iki bin, iki bin beş yüz gün prim ödemiş; üç beş yıl çalışmış, gerisini saydırmış aynı maaşı almaz arkadaşlar. Ya da arada üç yüz, beş yüz lira, bin lira gibi bir fark olmaz. En az iki katı fark olması lazım.

Biri on bin üç günü çalışmış, otuz yıl çalışmış; öbürü birkaç bin sigortalısı var, saydırmış, af çıkmış, para ödemiş. O da şimdi en düşük maaş 23 bin 552 lira. O 23 bin 552 lira alıyor. Öbürü de 24 bin lira, 25 bin lira alıyor. Bu olmaz. Buralarla ilgili kalıcı ve kapsamlı ve hakkaniyetli, adaletli bir düzenleme behemehâl gecikmeden yapılmalıdır.

TÜRK DÜNYASI VE GÖNÜL COĞRAFYASI

Kıymetli kardeşlerim, Türk dünyası bizim öz coğrafyamızdır. Gönül coğrafyamızın da ötesinde öz coğrafyamızdır. Doğu Türkistan neyse, Batı Trakya neyse, Kerkük neyse, Bayırbucak neyse; Türkiye, Ankara, Konya, Eskişehir, Sivas odur. Biz meseleye böyle bakıyoruz.

İşgal altındaki, zulüm altındaki Türk coğrafyalarının bir an önce bağımsızlığa kavuşmasını, zulümden, işgalden kurtulmasını istiyoruz. Aynı şekilde gönül coğrafyamız olan İslam dünyasındaki katliamların da sona ermesini istiyoruz. Katliamları yapan başta terörist İsrail olmak üzere hepsini de lanetliyoruz.

DOĞU TÜRKİSTAN VE ÇİN İŞGALİ

Şimdi Doğu Türkistan 1949'dan beri Kızıl Çin'in işgali altında mı? İşgali altında. Orası bir Türk yurdu mu? Evet, bir Türk yurdu. Ama görüyoruz maalesef Türkiye'de bazı kesimler orayı Çin toprağı olarak görüyor ve öyle göstermeye çalışıyor.

Bugün işgal altında Çin bunu böyle gösteriyor olabilir. Ya da birtakım dünya devletleri bunu tanıyor olabilir. Ama biz Türk olarak Çin'in Doğu Türkistan işgalini asla tanımıyoruz ve tanımamalıyız. Çin'in yaptığı soykırımları ve katliamları unutmadık.

URUMÇİ KATLİAMI VE SOYKIRIM VURGUSU

Bizzat ülkemizin cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Urumçi katliamı olduğunda, o zaman başbakanken alenen “Çin soykırım yapıyor.” dedi. Alenen bunu söyledi. Çok doğru söyledi. Meselenin doğrusu ve özü bu zaten.

ÇİN BÜYÜKELÇİLİĞİ VE DOĞU TÜRKİSTAN ZİYARETLERİ

Ama şimdi bakıyoruz, bazı gazetecileri, basın mensuplarını, yazarları Çin Büyükelçiliği aracılığıyla Doğu Türkistan'a götürüyor. Orada sadece Kaşgar'ı, Urumçi'yi gösteriyor ve birkaç tane açık camiyi gösteriyor. Ondan sonra da onlara şöyle haber yaptırıyor: “Çin'de işgal yok, Çin'de zulüm yok, Çin'de Doğu Türkistanlılar istedikleri gibi inanıyor, istedikleri gibi yaşıyor.” diye haber yaptırıyor.

Bu resmen satılmışlıktır arkadaşlar, başka bir şey değildir. Bu resmen satılmışlıktır. Yani bu kadar ucuz mu? Yani bir ziyarete, bir seyahate bu kadar ucuz değil ama Çin de kimi götüreceğini biliyor. Ve sonra kime yazdıracağını biliyor.

GAZETECİLER VE DOĞU TÜRKİSTAN DUYARLILIĞI

Mesela niye bu meseleye hassas, duyarlı olan gazeteciler, basın mensupları götürülmüyor da daha çok sol cenahtan gazeteciler götürülüyor? Ya da seküler olanlar götürülüyor? Onlara yazdırabileceğini biliyor.

Bize defalarca geldi Çin büyükelçisi daha önceki dönemlerde. Biz de defalarca oraya gitmek istediğimizi söyledik. Her defasında “Tamam.” dediler. Ama bizi götürmediler, götüremediler. Neden? Çünkü biz gittiğimizde gerçeği göreceğiz ve buraya geldiğimizde gerçeği konuşacağız.

DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLÜĞÜNE SAHİP ÇIKMA ÇAĞRISI

Onun için bizi götürmediler. Ama bazılarını götürüyorlar, getiriyorlar ve istedikleri gibi konuşturuyorlar. Bu ayıptır, en hafifliği ayıptır. Neslinize, soyunuza, tarihinize, orada işkenceye, zulme uğrayan kadınlara, çocuklara ve yok edilen Doğu Türkistan Türklüğüne ihanet ediyorsunuz. İhanet ediyorsunuz.

Onlar bizim soydaşımız, onlar bizim kardeşimiz. Doğu Türkistan kadim bir Türk yurdudur ve gün gelecek yine bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti Allah'ın inayetiyle kurulacaktır.

SURİYE TÜRKMENLERİ VE TEMSİL MESELESİ

Bir başka mesele Suriye Türkmenleri. Şimdi evet, son Meclis seçiminde Suriye Türkmenlerinden de üç beş kardeşimiz Suriye'nin yeni millî Meclisine girdi. Ama nüfus oranına baktığımız zaman bu yeterli mi ya da adaletli mi? Değil.

Hükûmete baktığımızda yine Suriye Türkmenlerinin temsil edilmediğini ya da çok zayıf, cılız bir temsille karşı karşıya olduklarını görmekteyiz. Yine Suriye Türkmenleri orada Araplara ve başka unsurlara verilen haklardan tam anlamıyla yararlanmadıklarını görüyoruz.

SURİYE HÜKÛMETİNE ÇAĞRI

Suriye hükûmetine çağrımız da şudur: Suriye'nin katil, kanlı, faşist, Baas rejiminden, Esed rejiminden kurtuluşunun en büyük öncülerinden birisi Türkmenler olmuştur Suriye'de. En büyük mücadeleyi veren kesimlerin başında gelmektedir. En çok şehit veren kesimlerin başında gelmektedir.

Onun için Suriye Türkmenleri Suriye'de ikinci plana itilemez, atılamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti biz de bu hususunu takipsiz Suriye Türkmenlerinin elbette ki garantörüdür.

TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASI VE TÜRKMENLER

Elbette ki Suriye'nin bağımsızlığı, Suriye'de yaşayan herkesin güvenliği, huzuru, Suriye'nin toprak bütünlüğü elbette bizim için kıymetlidir. Ama herkesin bir önceliği vardır. Bizim önceliğimiz Suriye'deki elbette ki bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Türkmenlerdir. Araplar da bizim kardeşimizdir Müslüman olarak, Kürtler de bizim kardeşimizdir oradaki ama önceliğimiz elbette ki Türkmenlerdir.

Türkiye'nin yapması gerekenler de vardır. Türkiye'de bu konuda elbette adımlar atmaktadır ama bunların çabuklaştırılması ve daha güçlü hâle getirilmesi gerekir. Daha kararlı adımların atılması gerekir.

TÜRK SOYLU UNSURLARA VATANDAŞLIK TALEBİ

Bir diğeri de Türkiye'nin artık hiç beklemeden Türkiye'de yaşayan ya da yaşamasa bile Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığına müracaat eden bütün Türk unsurlara, eğer herhangi bir suç kaydı yoksa ya da herhangi bir terör örgütü bağlantısı yoksa hiç beklemeden Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığı verilmelidir. Hiç bekletilmemeli.

Doğu Türkistanlılar da beklememelidir. Suriye Türkmenleri de beklememelidir. Irak Türkmenleri de beklememelidir. Kırım da, Balkanlar da beklememelidir. Bunların tamamı Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı yapılmalıdır.

TÜRK UNSURLARIN MAĞDURİYETLERİ

Maalesef on binlerce, yüz binlerce Türk unsuru Türkiye'de sırf vatandaşlık alamadığı için büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Bu mağduriyetler ortadan kaldırılmalıdır. Burası dünyanın en büyük Türk devletidir ve kapılar da bütün Türklere açık olmalıdır.

İSTANBUL VALİLİĞİ VE OKULLARDA MESCİT DÜZENLEMESİ

İstanbul Valiliğimizi tebrik ediyorum. Sayın Davut Gül'ün şahsında İstanbul Valiliği, öğrencileriyle eğitim çalışanlarının ibadet ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yeni yapılacak okullarda yeterli kapasitede mescit planlaması, mevcut okullarda ise uygun alanların cuma mescidi olarak düzenlenmesine yönelik 39 ilçe kaymakamlığına yazı göndermiştir.

Bu bir başlangıç ve güzel bir örnektir. Diğer bütün valiliklerimizin de bu uygulamaya geçmesini beklediğimizi, ümit ettiğimizi de buradan ifade etmek istiyorum.

AHBAP VE YARDIM PARALARI İDDİALARI

Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları; Ahbap'ın paraları nasıl iç ettiğini, kumara, bahse yatırdığını gördük. O günlerde Ahbap'ı övenlerin bugün nasıl timsah gözyaşı döktüğünü de görmekteyiz, ifadeleri alınırken ya da ifadeye gelip giderken.

YARDIM DERNEKLERİ VE VAKIFLARIN İNCELENMESİ

Şimdi Ahbap benzeri dernekler var, vakıflar var. Bunların da incelenmesi lazım. İşte onlarca okul yaptırdığını söyleyenler var. İşte yurt yaptırdığını söyleyenler var. Para toplayarak başka dünya hayır işleri yaptığını söyleyenler var. Onların da bir incelenmesi lazım.

Ne kadar para toplamışlar? Ne kadar okul, vakıf binası, yurt yaptırmışlar? Ne kadar burs vermişler? Bunlar birbiriyle tutarlı mıdır? Bunların da incelenmesi gerekir.

MİLLETİN DUYGULARININ İSTİSMAR EDİLMEMESİ

Yani milletin duyguları istismar edilmemelidir. Bunu kim istismar ediyorsa hukuk önünde bedelini ödemeli ve ifşa edilmelidirler ki millet bunların gerçek yüzlerini görsün kıymetli kardeşlerim.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ VE ÇERÇEVE YASA

Şimdi bir başka husus, biliyorsunuz bir Terörsüz Türkiye süreci var. Mecliste bir komisyon kurulmuştu. Komisyon çalışmalarını tamamladı. Bir çerçeve yasa konuşuluyor. Ama henüz yasanın içeriği anlatılmadı ya da Meclise bir yasa sunulmadı. Kamuoyuyla paylaşılmadı. Ama burada bazı açıklamalar yapılıyor.

Biz de elbette ki çerçeve yasa ortaya çıktıktan sonra bununla ilgili görüşlerimizi çok net bir şekilde ifade edeceğiz. Ama elbette ki bu süreçte ortaya çıkan birtakım duyumlarımız var ya da birtakım açıklamalar var. Bunlara baktığımızda şunu görüyoruz: Bu çerçeve yasanın bir yargı düzenlemesi olacağını görüyoruz. Ve bunun da başı sonu belli deniyor. Şahsa özel bir şey olmadığı söyleniyor. Ama sadece PKK ve unsurlarını kapsayacak bir düzenleme olacağı söyleniyor. Ve yine burada bunun bir genel af olmayacağı ifade ediliyor.

AF VE İNFAZ DÜZENLEMESİNE BAKIŞ

Bizim bununla ilgili düşüncelerimiz nettir. Biz ilkesel olarak devlet kendine karşı işlenen suçlarla ilgili elbette ki hak ve adalet, eşitlik ilkelerine bağlı kalarak birtakım düzenlemeler yapabilir. Ama kişilerin kişilere karşı işlediği suçlarla ilgili biz devletin bir af ya da infaz düzenlemesini doğru bulmuyoruz. Bunu daha önce de söyledik.

Yani özellikle kurşun sıkmış, bomba patlatmış hiçbir terör örgütü mensubunun, hangi terör örgütüne mensup olursa olsun, affedilmesini biz kabul edemeyiz. Düzenleme yapılırken mutlaka başta şehit ailelerimiz olmak üzere toplumun hassasiyeti de gözetilecektir diye ümit ediyoruz ve düşünüyoruz. Şimdilik bu kadar ifade edeyim. Dediğim gibi yasa ortaya çıktığı zaman yasayı inceler, teklifi inceler ve tüm açıklığıyla düşüncelerimizi paylaşırız.

DEM PARTİ SÖZCÜSÜNÜN AÇIKLAMASI

Fakat burada PKK'nın siyasi uzantısı DEM Parti sözcüsünün bir açıklaması var. Daha dün bugün ne diyor? Ayşegül Doğan tırnak içinde: “Kürtler yüzyıldır yok sayıldı. Bir tehlike olarak görüldü.”

Bu bir kere büyük bir yalan ve büyük bir iftira. Kürtler niye yok sayılsın? Niye tehlike olarak görülse? Tehlike olarak görülseydi kız alınıp kız verilir miydi? Tehlike olarak görülseydi komşu yapılır mıydı? Tehlike olarak görülseydi Kürt nüfusun büyük bir bölümü batıda yaşıyor. Batıya nasıl gelecekti? Hepimizin ilçesinde, ilinde Kürt kökenli kardeşimiz yok mu Batı illerinde yaşayan? Hepsinde var. Hepsi komşumuz, hepsi akrabamız olmuş. Kapı bir komşumuz olmuş. Bir kere bu büyük bir yalan ve siyasi bir bölücülük.

KİMLİK VE DİL TARTIŞMASI

Devam ediyor. Oysa diyor, Kürtler sadece en doğal haklarını, dillerini, kimliklerini ve varlıkların tanınmasını istiyor. Zaten tanınıyor varlıkları. Farklı ile ilgili kimsenin bir tanımamazlık yaptığı yok ya da bir problemi yok. Bir an önce söyledim.

İki, kimliklerini de tanıyoruz. Kürt kimliği evet. Tanıyoruz. Hiçbir problem yok. Herkes tanıyor. Dillerini de tanıyoruz. Ana dili herkesin doğuştan hakkıdır. Allah'ın verdiğini biz mi yasaklayacağız? Elbette konuşabilir, elbette öğrenebilir.

SEÇMELİ KÜRTÇE DERSİ VE SAMİMİYET ELEŞTİRİSİ

Ben şimdi merak ediyorum. Bu sözcünün ya da diğer DEM Parti üst düzey yöneticilerinin çocuklarının kaç tanesi acaba okullarda açılan seçmeli Kürtçe dersine katıldılar? Kaç tanesi? Bunu bir açıklasınlar, bir öğrenelim. Ya da kaç tanesinin sözü Kürtçeydi? Kaç tanesi katıldı bu derslere?

Bunların çocukları Diyarbakır'da mı okuyor? Hakkâri'de mi okuyor? Şırnak'ta mı okuyor? Yoksa İstanbul'un en iyi özel okullarında mı okuyor, yoksa yurt dışında mı okuyor? Bir açıklasınlar. Bir kendi samimiyetlerini görelim önce. Bunlar maşa. Bunlar emperyalistlerin ve terör örgütünün maşası. Dolayısıyla hiç samimi değiller.

KÜRT KARDEŞLERE ÇAĞRI

Onun için bizim Kürt kardeşlerimize çağrımız şudur: Bu vatan hainlerinin gerçek yüzünü artık görün ve bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devletinizle beraber, milletinizle beraber huzurlu bir yaşamı savunun. Çünkü bunların size vereceği bir huzurlu yaşam yok.

Irak'ın kuzeyindeki yapının hâli ortada. Değil mi? Hâli ortada. Suriye'nin kuzeyindeki yapının da hâli ortada. Onun için gelin bunların bölücülüğüne, siyasi bölücülüğüne alet olmayın diyoruz.

Bunlar sizin sözcünüz olamaz. Gerçek sözcüleriniz, gerçek kanaat önderleriniz gelirler cumhurbaşkanımıza, devlete, bize hâlini pürmelalini anlatır ve devlet gereğini yapar. Hükûmet, Meclis gereğini yapar.

MÜZAKERE VE ŞART TARTIŞMASI

Hürmetli kardeşlerim. Devam ediyor: “Bu ne Türkiye için ne de bir başkası için tehdittir. Yüzyıllık bir sorun bir günde tek bir yasa ile çözülmez. Ancak sağlam bir başlangıç yapılırsa kalıcı bir barışa gidilebilir. Biz diyalog ve müzakere yoluyla çözülemeyecek hiçbir sorun olmadığına inanıyoruz.”

Müzakere yok. Sen duymadın mı ey sözcü? Müzakere yok. Pazarlık yok. Şart yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tanıyacaksınız. Türk milletinin bir parçası olarak temel insan hak ve özgürlükleri içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde eşit bir yurttaş olarak yaşayacaksınız. Bunun da tek şartı silahı bırakacak, terör örgütünü lağvedecek ve siyasi bölücülükten vazgeçeceksiniz.

İSRAİL VE BÖLGESEL TEHDİT VURGUSU

Kıymetli kardeşlerim, bir de tabii terörist İsrail gibi bölgemizin ve dünyanın bir belası var. Tabii en büyük korkularından birisi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Türk milletiyle ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'yle baş edemeyeceklerini biliyorlar. Onun için de Türkiye'nin attığı her adımdan rahatsızlar.

İsrail Enerji Bakanı Cohen, Türkiye'nin Suriye'de üs kurması hâlinde kendilerinin de Suriye'de üs kuracağını söylüyor. Zaten Türkiye 10 yıldır Suriye'de. Ne için gitti Türkiye Suriye'ye? Arabıyla, Kürdüyle, Türkmeniyle, Hristiyanıyla, Müslümanıyla oradaki insanları zulümden kurtarmak için gitti. Ülkesine 5-6 milyon mülteci geldiği için gitti. Suriye'de iç barışı tesis etmek, Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumak için gitti. Senin gibi insanları soykırıma tabi tutarak toprakları işgal etmek için gitmedi.

İSRAİL SAVUNMA BAKANI’NA TEPKİ

İsrail Savunma Bakanı Katz ise şöyle diyor: “Erdoğan'a tavsiyem bize bulaşmaması ve İran'ın düştüğü duruma düşmemesi.” diye alçakça Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve Türkiye Cumhurbaşkanı'nı tehdit ediyor.

Sen kimsin? Senin haddine mi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tehdit etmek? İspanya sizi kovduğunda Osmanlı'ya sığındınız, Türk milletine sığındınız. Almanya Nazileri sizi katlettiğinde Osmanlı'ya sığınırız. Her zaman Osmanlı'ya sığınırız. Osmanlı da o merhametiyle, inancından ve kültüründen gelen şefkatle sizi insan sandı, sizi adam sandı ve size sahip çıktı.

OSMANLI VE HESAP SORMA VURGUSU

Ama siz insan da değilmişsiniz, adam da değilmişsiniz. Siz gerçekten o yüce kitabımızda ifade edildiği gibi hayvandan da aşağı derecede bir mahlukmuşsunuz. Bir mahluklar topluluğuymuşsunuz.

Ama size kucak açan, sırf insan olarak görüp kucak açan Müslüman Türkler elbette ki zamanı ve sırası geldiğinde sizin bu yaptıklarınızın, bu katliamların, bu soykırımın da hesabını soracak olanlardır. Bunlardan da hiç şüpheniz olmasın diyoruz.

IRAK BAŞBAKANI’NIN TÜRKİYE ZİYARETİ VE ANLAŞMALAR

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; son olarak biliyorsunuz Irak Başbakanı Türkiye'deydi. Türkiye ile Irak arasında önemli anlaşmalar imzalandı ve Türkiye petrol ihtiyacının önemli bir kısmını artık yapılan bu anlaşma çerçevesinde Irak'tan karşılayacak. Kerkük petrollerinin yüzde on beşinin Türkiye petrollerine geçtiği açıklandı. Bu da büyük bir kazanım ve stratejik bir anlaşma.

Onun için Irak'la yine Polis Akademisi Başkanlığıyla Irak Polis Koleji arasında eğitim ve akademik iş birliği, spor alanında iş birliği, sanayi ve teknoloji alanında iş birliği, ulaştırma ve altyapı alanında iş birliği ve işte en son doğal kaynaklar karşılığında Irak Cumhuriyeti içerisinde ulaştırma altyapısının geliştirilmesine ilişkin çerçeve mutabakatı. Bunlar gerçekten önemli ve tarihî anlaşmalar.

İnşallah bunlar dediğim gibi sorunsuz bir şekilde hayata geçer. Bu anlaşmayı imzalayan Sayın Cumhurbaşkanımıza ve ilgili bakanlarımıza da hükûmetimize de şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası, ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Hayırlı, mübarek olsun.

GURBETÇİ VATANDAŞIN MEKTUBU

Kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; son olarak Avrupa'dan, uzun yıllardır Avrupa'da yaşayan bir vatandaşımızın, bir kardeşimizin, bir dava arkadaşımızın yazdığı mektubu sizlerle paylaşarak sözlerime son vermek istiyorum. Şöyle diyor:

“Yıllardır alın terimizle Avrupa'da çalışıyor. Kazandığımızı memleketimize taşıyor. Türkiye'nin ekonomisine ve geleceğine katkı sunuyoruz. Ne yazık ki gurbetçinin sesi hâlâ yeterince duyulmuyor. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun dediği gibi doğruya doğru, yanlışa yanlış demek bizim şiarımızdır. Bizim talebimiz ayrıcalık değil, sadece adalettir. Yurt dışında yaşayan milyonlarca vatandaşımızın telefon, araç, emeklilik ve özellikle askerlik gibi yıllardır çözülemeyen sorunları artık çözüme kavuşturulmalı ve ertelenmemelidir. Devlet, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın her vatandaşına aynı hassasiyetle yaklaşmalıdır. Gurbetçi sadece seçim zamanı hatırlanmamalı, her zaman devletinin yanında olduğunu hissetmelidir. İnanıyoruz ki güçlü Türkiye ancak yurt içi ve yurt dışındaki tüm vatandaşlarının hakkını gözeten adil bir anlayışla daha da güçlenecektir.”

Evet, bu mektubu bize yazan arkadaşımıza teşekkür ediyoruz. Ve onun şahsında onunla birlikte tüm gurbetçiyi, Avrupa'da yaşayan tüm vatandaşlarımızı sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyor ve meselelerinin, taleplerinin takipçisi olduğumuzu ve olacağımızı buradan bir kere daha güçlü bir şekilde ifade ediyorum.

YENİ SİYASİ PARTİ VE DEMOKRASİ VURGUSU

(Yeni Parti’nin kuruluşu ile ilgili soruya) Öncelikle tabii siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Onun için kurulan her siyasi parti aslında demokrasimiz için bir kazançtır. Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarının çizdiği çerçeve içerisinde.

Tabii bu yeni partinin kuruluşu... Aslında adı Yeni Parti ama partinin kurucuları bayağı eski, deneyimli siyasetçiler. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi'nde ki çoğu, tamamına yakın, hemen hemen tamamı kurucuların tamamı Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiliydi. Oradan ayrılarak bu partiyi kurdular. Ve parti içinde bir anlaşmazlık yaşadılar. Kendileri için de Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de elbette ki biz hayırlı olmasını dileriz. Türk demokrasisine, Türk milletine, Türk devletine katkı yapmalarını isteriz.

TEBRİK VE DEMOKRATİK TEAMÜLLER

Ben Sayın Özgür Özel'i arayarak kendisini de tebrik ettim ve başarılar diledim. Sayın Kılıçdaroğlu da partisinin başına döndüğünde onu da aramıştım. Onu da tebrik etmiştim.

Dolayısıyla dışarıda bir parti olarak bize düşen demokratik teamüllere göre hareket etmek ve Türkiye ve Türk milleti için teröre bulaşmamış, terörü savunmayan tüm partilerimizle iyi ilişkiler kurarak Türkiye menfaati üzerine ortak çalışmalar yapmaktır.

HAZİNE YARDIMI TARTIŞMASI

(Hazine yardımlarıyla ilgili soruya) Şimdi biz aslında hiçbir partinin hazine yardımı almamasını istiyoruz. Çünkü hazine yardımı meselesi Türkiye'de anayasada, anayasanın ilgili maddesi diyor ki yeteri miktarda ve hakça yapılır diyor. Şimdi yasal düzenlemeye bakıyoruz: Ne yeteri miktarda ne hakça.

Bir kere çok fazla, çok abartılı yani bir siyasi parti biz de işte burada görüyorsunuz faaliyetlerimizi bir kuruş hazine yardımı almadan sürdürüyoruz. Şimdi kamuoyunda da şöyle bir anlayış var: Sanki bütün partiler hazine yardımı alıyor gibi. Bütün giderlerini sanki devlet karşılıyormuş gibi bir anlayış var. Türkiye'de beş siyasi parti hazine yardımı alıyor. Dolayısıyla da diğer siyasi partiler hazine yardımı almıyor.

SEÇİM YARDIMI VE ADALETSİZLİK ELEŞTİRİSİ

Seçim yardımını da 5 siyasi parti alıyor. Burada daha büyük bir haksızlık var. Yani hazine yardımı almak için bir baraj konmuş. Yüzde 3 ve üzeri alanlar. 7 idi daha önce biliyorsunuz. Son düzenlemede 3'e düştü. Ama seçim yardımı da yine aynı partiler alıyor. Yani seçime 20 parti giriyor ya da 30 parti giriyor ama yardımı beş parti alıyor.

Ya kamuoyunda yine bir yanlış algı var. Sanki bu para yirmi partiye verilirse bütçeye daha fazla yük getirecek. Hayır, para aynı. Yani beş parti de alsa para aynı, diyelim beş milyar; yirmi parti de alsa para aynı, beş milyar. Yani adaletli dağıtılmıyor.

HAZİNE VE SEÇİM YARDIMI YAPILMAMASI TALEBİ

Onun için biz hiçbir partiye hazine yardımı verilmemesini savunuyoruz. Biz nasıl burada kendi arkadaşlarımızın, merkez karar üyelerimizin aylıkları ve dava arkadaşlarımızın bağışlarıyla siyasi faaliyetimizi yürütüyorsak diğer partiler de o şekilde yürüsün.

Zaten yeni partinin hazine yardımı alması için yeni bir kanuni düzenleme gerekir. Ha, Meclistekiler anlaşır bu düzenlemeyi getirirlerse yani grubu olan partiler de ya da milletvekili sayısına göre hazine yardımı alır derse alabilir. Bu, Meclisin yapacağı bir düzenlemeye bağlıdır. Daha önce alıyordu zaten. Daha sonradan kaldırılmıştı.

Ama bizim Büyük Birlik Partisi olarak görüşümüz net: Siyasi partilere ne hazine yardımı ne de seçim yardımı verilmesin. Bu para emeklilerimize verilsin.

Bizleri takip eden tüm vatandaşlarımızı, tüm kardeşlerimizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyor. Allah'a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun."

Galeri