Yükleniyor...
22 Temmuz 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Genel Başkanımızdan önemli açıklamalar

Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici, haftalık basın toplantısında "Muhsin Yazıcıoğlu Soruşturması" ve "Terörsüz Türkiye Süreci" başta olmak üzere, ülke gündemi ve güncel meselelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Sayın Genel Başkanımızdan önemli açıklamalar

Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici'nin basın toplantısında yaptığı açıklamalar şu şekilde:

"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz, değerli vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Haftalık bir olağan basın toplantımıza daha hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum.

TUSAŞ VE TEİ’DEKİ YANGIN

Maalesef üzücü hadiseler de yaşıyoruz. Dün biliyorsunuz, savunma sanayimizin göz bebeği TUSAŞ'ın Eskişehir Motor Fabrikası'nda, TEİ'de hepimizin yüreklerini ağzına getiren bir yangın gerçekleşti. Elhamdülillah bir can kaybı yok. Görüştüğümüz yetkililerden aldığımız bilgi, üretimi engelleyecek bir hadise de yok. Bunlar tabii işin sevindirici tarafları.

SAVUNMA SANAYİ KURULUŞLARI VE GEÇMİŞ OLSUN MESAJI

Ama tabii TUSAŞ'a, TEİ'ye, Aselsan'a, Roketsan'a, Havelsan'a bir şey olduğunda buralara tabii hep şüpheyle bakmamız gerekiyor. Çünkü sadece bizim değil, Türk İslam coğrafyasının da mazlum coğrafyalarının da umudu bu kuruluşlarımız. Diğer taraftan da tabii hasımlarımızın, düşmanlarımızın da hedefinde olan kuruluşlarımız. Onun için bizim göz bebeğimiz gibi bakmamız gereken kuruluşlarımız.

Onun için tekrar Savunma Sanayii Başkanlığımıza, Millî Savunma Bakanlığımıza, TUSAŞ'ın tüm yetkililerine, TEİ'nin başta genel müdürümüz olmak üzere tüm yöneticilerine, çalışanlarına, mühendislerimize geçmiş olsun dileklerimizi buradan ifade ediyorum. Dün biz de Eskişehir'deydik ama bizim dönüşümüz sonrası bu yangın meydana geldi. Tekrar Eskişehir'imize, TEİ'mize, savunma sanayimize ve ülkemize geçmiş olsun diyorum.

SİNCAN TEMELLİ’DE HELİKOPTER KAZASI

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; toplantıya girmeden önce bir üzücü haber daha aldık. Ankara Sincan Temelli'de Sivil Havacılık Kurumuna ait bir helikopterin, eğitim uçuşu gerçekleştiren bir helikopterin düştüğü bilgisini aldık. Hem öğretmen pilot hem de öğrenci pilot adayının yaralandığını öğrendik. İnşallah yaraları hafiftir. Kısa zamanda sağlıklarına kavuşurlar. Hem kendilerine hem ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

(Sayın Genel Başkanımızın basın toplantısından kısa süre sonra, "Ankara’nın Sincan ilçesinde eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğrayan helikopterde bulunan Pilot Emekli Albay Yasaözden Bakkal'ın hayatını kaybettiği" bilgisi ulaşmıştır.)

TRAFİK KAZALARI VE ŞOFÖR HATALARI

Yine maalesef trafik kazaları hem can almaya hem vatandaşlarımızın ağır yaralanmalarına neden oluyor. Bu trafik kazalarının önemli bir kısmının da maalesef şoför hatalarından kaynaklandığını, trafik kurallarına uymamaktan kaynaklandığını ya da şoförlerin aşırı çalışmasıyla uyuklamalarından kaynaklandığını biliyoruz. Ortaya çıkan sonuç bu.

KÜTAHYA-AFYONKARAHİSAR KARAYOLUNDA OTOBÜS KAZASI

Bu gece de İstanbul-Kuşadası seferini yapan yolcu otobüsü, Kütahya-Afyonkarahisar Karayolu'nda kontrolden çıkarak devrildi. Kazada ilk belirlemelere göre 31 kişi yaralanırken yaralılar ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırıldı. Burada da bir ölüm yaşanmaması şu ana kadar tabii ki bir teselli oluyor bize ama 31 vatandaşımız ki aralarında durumu ağır olanlar da var, yaralandı. Ben kendilerine tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum şahsım ve camiamız adına.

Tabii ki bütün şoför kardeşlerimize, firma yetkililerimize de daha dikkatli olmalarını ve trafik kurallarına uyarak bu seyahatleri gerçekleştirmelerinin hem kendi sağlıkları açısından hem de yolcuların sağlığı açısından çok kıymetli ve değerli olduğunu bir kere daha ifade ediyorum.

28 ŞUBAT ZİHNİYETİ ELEŞTİRİSİ

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; tabii burada kısa kısa temas etmek istediğim bir iki husus daha var. Ondan sonra bugünkü toplantımızın iki önemli ana gündem maddesi var. Onları sizlerle paylaşacağım.

Birincisi, maalesef Türkiye'de 28 Şubat ortadan kalksa da zihniyetin ortadan kalkmadığını görüyoruz. Bu zihniyete sahip kişilerin dönem dönem hortladığına şahitlik etmekteyiz. Bunlar tam bir hortlak, gerçekten tam bir hortlak.

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ MEZUNİYET TÖRENİ

Bakın, Boğaziçi Üniversitesi mezuniyet törenine katılan Çağdaş Yaşamı Destekleme ve Rotary üyesi Tijen Mergen'in törendeki muhafazakâr aileleri hedef alarak “Çarşaflı öğrenciler, takke takan babalar, çarşaflı anneler... Daha çağdaş bir portre görmek isterdim.” ifadelerini kullanması gerçekten 28 Şubat zihniyetinin hortladığını gösteriyor bize.

Yani bu zihniyete sahip olanlar aslında şu anda çoğunluk olarak sessiz kalsalar da işte bu Tijen Mergen gibi bazen içlerindeki bu İslam düşmanlığı, bu din düşmanlığı, bu Müslüman Türk milletinin değerlerine olan düşmanlıklarını açığa vurabiliyorlar. Ama tabii üye olduğu kuruluşlara baktığımız zaman bunu yadırgıyor muyuz? Yadırgamıyoruz. Biz aslında bunun böyle olduğunu biliyoruz.

KILIK KIYAFET ÜZERİNDEN AYRIŞTIRMA

Hâlâ bu çağda insanların kılık ve kıyafetleri üzerinden ayrıştırılması, kılık ve kıyafetleri üzerinden ayıplanması, horlanması gerçekten kabul edilemez. Bu, insanlık değildir. Bu hem inanç hürriyetine hem insanın yaşamına bir müdahaledir.

DÜNYA FUTBOL ŞAMPİYONASI VE FARKLILIKLAR

Bakın, daha birkaç gün önce Amerika'da dünya futbol şampiyonasını izledik değil mi? Kapalısı, açığı, siyahı, beyazı, Afrikalısı, Asyalısı, Amerikalısı hep birlikte ne yaptılar? Bir dünya gerçeğini izledik aslında oradan. Futboldan öte bir dünya gerçeğini izledik.

Dünya bu; sen kabul etsen de dünya bu, kabul etmesen de bu. Bu dünyada farklı tende, farklı renkte olan insanlar var. Farklı dilleri konuşan insanlar var. Farklı inançlara mensup insanlar var ve her bölgenin, her inancın kendine göre de bir kılığı, kıyafeti, giyinişi, tarzı var. Yani bütün dünyanın kabul ettiğini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin ya da Rotary Kulübünün bir üyesi kabul etse ne olur, etmese ne olur? Aslında hiç de umurumuzda değil.

BİRLİK VE FARKLILIKLARA SAHİP ÇIKMA MESAJI

Neden bunu ifade ediyoruz? Bu tek başına değil, bu zihniyete hâlâ Türkiye'de sahip olanlar var. Onun için hem onları uyarma adına söylüyoruz hem vatandaşlarımıza hatırlatma adına söylüyoruz. Onun için bunlar ne yaparlarsa yapsınlar biz insanımıza da kapalısıyla açığıyla, inançlara da mezhepsel farklılıklara da etnik farklılıklara da sahip çıkacağız ve hepsinin bizim olduğumuzu anlatmaya devam edeceğiz.

Şehit liderimiz Muhsin Başkan'ımızın dediği gibi: “Biz Kürdü, Türkmeni, Alevisi, Sünnisi, başı açığı, başı kapalısı, doğulusu, batılısı, hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.” Birileri ne derse desin, biz Türklüğümüze de Müslümanlığımıza da yani kültürümüze de inancımıza da insanımıza da sahip çıkmaya devam edeceğiz.

TÜRK KIZILAYI YASA TEKLİFİ VE DEM PARTİ ŞERHİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; biraz sonra Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili gelinen noktayla ilgili düşüncelerimizi sizinle paylaşacağım. Ama ona geçmeden önce bakın bir husus var Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçişleri Komisyonunda kabul edilen Türk Kızılayı yasa teklifine DEM Partili milletvekilleri, Kızılay isminin önündeki “Türk” kelimesinden dolayı şerh koyuyorlar ve karşı çıkıyorlar. Geldiğimiz durum bu. Ve aynen şu ifadeyi kullanıyorlar: “Türk Kızılayı ifadesinin özellikle kullanılması ne bir rastlantı ne de masum bir tercihtir.” diyen Mersin Milletvekili Ali Bozan ve Hakkâri Milletvekili Onur Düşünmez, bu ifadeyle etnik kimlik dayatılması yapıldığını ileri sürüyorlar.

TÜRK MİLLETİ VURGUSU

Şu hadsizliğe, şu ahlaksızlığa, şu hainliğe bakar mısınız? Ya bizim adımız Türk. Bu milletin adı Türk milleti. Kürdüyle, Türkmeniyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Arnavuduyla, Boşnağıyla Türk milleti. Her devletin, milletinin bir adı olur.

Fransa'da yaşayan milyonlarca farklı etnik kökene sahip insan var. Amerika'da on milyonlarca Alman var. On milyonlarca İspanyol var, Afrikalı var, başka milletten, etnik kökene mensup insanlar var. Ama hepsi ne diyor? “Amerikanım.” diyor, “Amerikalıyım.” diyor. Bunlar rahatsızlık duyuyor mu Amerikan isminden? Amerikan Kızılhaçı isminden rahatsızlık duyar mı? Duymaz. Ama bunlar rahatsız duyuyor.

Vallahi ne kadar rahatsız olurlarsa olsunlar, milletin adı Türk milletidir ve dünya var oldukça da öyle kalacaktır. Üç beş hain bundan rahatsız oluyor diye ne Türklüğümüzden ne Türk milleti ifademizden ne de inancımızdan ne de kardeşliğimizden asla vazgeçmedik ve vazgeçmeyeceğiz.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ VE KCK AÇIKLAMASI

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; meseleye buradan girmişken devam edeyim. Malumunuz iki gün önce terör örgütü PKK'nın en üst karar organı KCK tarafından yapılan son açıklamada, hazırlanması planlanan çerçeve yasaya ilişkin olarak tırnak içerisinde “Öcalan'dan savaşçısına kadar demokratik siyasete katılımı sağlayacak bir yasa çıkarılmalı. Öcalan'ın fiziki özgürlüğünü içermeyen bir yasa hiçbir çözümü içermez.” ifadeleri kullanılarak adeta devlete meydan okunmuştur.

ÇERÇEVE YASA VE TEHDİT DİLİ

Çerçeve yasa gündemi öncesinde kamuoyuna servis edilen bu açıklama, terör örgütünün yapılacak yasal düzenlemelerin terörist başı, bebek katili Öcalan'ı ve üst düzey yöneticilerini de kapsamasını dayattığını ve aksi durumda sürecin sekteye uğrayacağı tehdidinde bulunarak devlete yönelik tehdit ve şart koşma dilini sürdürdüklerini de açıkça göstermektedir.

Bu açıklamayı duyunca ya da okuyunca bu noktada sorulması gereken şu temel soru geliyor insanın aklına: Eğer ortada bir müzakere süreci yoksa Kandil'in ve türevlerinin bu talepleri hangi zeminde ve hangi muhataba yönelmektedir?

İMRALI ZİYARETİ VE ÖCALAN MESAJI

Bununla birlikte dün de terörist başı Öcalan'ın İmralı ziyareti sonrasında açıklanan mesajında, biliyorsunuz DEM heyeti bir ziyaret gerçekleştirdi. Ve o ziyaret sonrası bebek katili, İmralı canisi Öcalan'ın mesajı diye bir açıklama yapıldı. Orada önce hukuki ve yasal sürecin başlamasını, ardından çatışmaların ve silahların tamamen devreden çıkarılmasını ön şart olarak öne sürmekteler. Yani Kandil'in tehdit dilinin aynısını farklı ifadelerle dile getirmektedirler.

SÜRECİN BAŞINDA SÖYLENENLER

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; şunu açıkça ifade etmemiz gerekir: Sürecin başında söylenen neydi? Bunun tam aksiydi. Yani önce PKK tüm unsurlarıyla tüm silahlarını bırakacak. Bırakmak dediğimiz, devletin ilgili kurum ve kuruluşlarına teslim edecek. Elindeki bütün silah envanterini... Yoksa “Bıraktım.” demek olmaz. Silahları bir yere gömmek ya da bir yere emanet etmek olmaz. Devletin kurum ve kuruluşlarına onları teslim edecekti bunlar.

PKK’NIN FESHİ VE YASAL DÜZENLEME SIRALAMASI

İkincisi, bununla beraber aynı zamanda PKK tüm uzantılarıyla kendini feshedecekti. Ondan sonra devlet, hükûmet, Türkiye Büyük Millet Meclisi elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel niteliklerini muhafaza ederek, Türk kimliği başta olmak üzere, Türkçemiz başta olmak üzere bu tür temel nitelikleri muhafaza ederek birtakım yasal düzenlemeler ya da anayasal düzenlemeler hazırlayacağı ifade edilmişti.

Ama bugün geldiğimiz noktada iş tersine dönmüş gibi gözüküyor. Önce yasal düzenleme, sonra silah bırakma. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

PKK’NIN GÜVENİLMEZLİĞİ VE DIŞ AKIL VURGUSU

Neden? Çünkü PKK güvenilmez bir kanlı terör örgütüdür. İki, kendi kararını kendi verecek bir örgüt değildir. ABD, İsrail başta olmak üzere bugüne kadar kendini destekleyen devletler aklıyla yönetilmektedir. Onların “Evet.” demediği hiçbir şeye PKK “Evet.” diyemez. Demez.

Onun için surda gedik açmalarına müsaade etmemeliyiz. Silah bırakmadan, kendilerini feshetmeden onları meşrulaştıracak hiçbir adım atmamalıyız. Biz ilkesel duruşumuz bellidir. Ve Büyük Birlik Partisi'nin duruşunu bir kere daha buradan net olarak ifade ediyorum. Duruşumuz budur. Öyle değil mi arkadaşlar? Bizim duruşumuz budur. Başından itibaren bunu söyledik ve bunu söylemeye devam ediyoruz.

ÖCALAN’IN MESAJI VE KARDEŞLİK VURGUSU

Ayrıca bebek katili Öcalan'ın mesajında Türk birliklerine dayalı ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğinden bahsetmiştir. Yani böyle bir hadsizlik, böyle bir çapsızlık ve böyle bir iftira olmaz.

Biz zaten kardeşiz. Senin demenle mi biz kardeş olacağız? Biz Allah'ın emriyle birbirimize bağlanmışız. Sen kimsin? Haydutbaşı, sen kimsin? Sen bebek katilisin. Sen küçük yaşta kız çocuklarını dağa çıkararak onlara taciz eden, onları her türlü melanette kullanan bir terör örgütünün elebaşısın. Uyuşturucu trafiğini yöneten bir örgüt liderisin. Sen kimsin ki bizim kardeşliğimiz senin çağrınla olacak?

TÜRKLER VE KÜRTLERİN TARİHÎ KARDEŞLİĞİ

Oysa tarihsel ve toplumsal gerçekler son derece açıktır. İşte burada hocalarımız var, profesör arkadaşlarımız var bu salonda bu konuları araştıran. Türkler ve Kürtler yüzyıllar boyunca etle tırnak olmuş, bu vatanın ve büyük Türk milletinin asli unsurları olarak bin yıldan fazla bir süredir aynı kaderi paylaşmışlardır.

Bu kadim kardeşliğe, birlikteliğe ve eşitlik hukukuna son kırk yıldır ayrılıkçılık ve bölücülük yapan, şiddet yoluyla kan dökerek, ocaklar söndürerek en büyük zararı veren ve bu ülkenin mukadderatına ihanet eden terör örgütü ve onun kurucusu, yöneticisi bebek katili Öcalan'dır. Ondan başkası değildir.

DEVLETE YÖNELİK İFTİRA ELEŞTİRİSİ

Yıllarca bu topraklarda, Anadolu'da ortak yaşam iradesine nifak sokan bir yapının bugün sanki eşitliği ve birlikteliği engelleyen taraf devletmiş gibi bir söylem geliştirmesi büyük bir çelişkinin üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne atılmış bir iftiradır. Bunu asla kabul etmiyoruz ve buna asla prim verilmemesini arzu ediyoruz ve istiyoruz.

Bu bebek katili aklınca bütün suçu devlete, devleti yönetenlere atarak kendini temize çıkarmaya çalışmaktadır. Bir Mandela olma rüyası görmektedir. Ama güneş balçıkla sıvanmaz, onun ve terör örgütünün yaptığı kahpelikler, katliamlar asla ve kata unutulmaz. Çünkü terörist başı Öcalan, bebek katili bir canidir. Başka da bir şey değildir. Bizim gözümüzde öyledir.

SİLAH BIRAKMA KONUSUNDA SOMUT BELGE EKSİKLİĞİ

Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarım; bildiğiniz üzere sürecin en kritik noktası olan silah bırakma konusunda bugüne kadar kamuoyuna yalnızca sembolik görüntüler yansımış, örgütün tüm unsurlarıyla silah bıraktığına, örgütsel yapısını tamamen tasfiye ettiğine ve kalıcı bir dönüşüm yaşadığına dair somut bir belge gözükmemiştir. Görmedik, böyle bir şeyi görmedik.

PKK’NIN DIŞ UZANTILARI VE VARLIĞI

Birkaç gün önce Amerika Birleşik Devletleri, PKK'nın İran'ın kolu PKK'ya silah verdiklerini, onunla birlikte kara harekâtı düzenlemek istediklerini açıklamıştır. İran Dışişleri Bakanı da hâlâ varlıklarını sürdürdüklerini açıklamıştır. Irak'takiler de hâlâ varlıklarını sürdürmektedir. Suriye'deki PYD, YPG de varlığını sürdürmektedir.

Türkiye içerisinde evet, silahlı örgüt mensubu yoktur, terörist yoktur. Ama bunlar da gönül rızasıyla çıkmamıştır. Kahraman Türk ordusunun, Türk polisinin, güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonlar ve hepsinin canını okumasıyla kaçmışlardır. Onlar da yurt dışındadır.

SİYASİ BÖLÜCÜLÜK VE DEM PARTİ VURGUSU

Ama içeride siyasi bölücüler siyasi bölücülük yapmaya devam etmektedir. PKK yok mudur şu anda? Vardır. DEM, PKK'dır. Net, açık yani bunu kendileri de gizlemiyor zaten. Ve bir sürü bunların yan kolları var. STK adı altında yapılanmaları var. Üniversitelerde öğrenci yapılanmaları var. Her yerde varlar. Yani PKK evet, silahlı unsuru yoktur ama PKK'lı vardır.

Örgütün içerideki ve dışarıdaki tüm türevleri aktiftir yani sonuç olarak. Milyarlarca dolar bütçeye sahip, yurt dışında çevirdikleri kirli ekonomik çarkları caridir. Yani işlemeye devam etmektedir. Örgütün İran kolu ise bugünlerde emperyalist ABD ve İsrail'in gölgesinde ve himayesinde İran ve Irak sınırlarında aktiftir. PJAK ve diğer kolları hâlâ sahada. Küresel aktörlerin vekâlet haritasına eklemlenerek doğu sınırlarımızda ve tehlike ve tehdit üretmeye devam etmektedir.

HUKUK DEVLETİNDE SİLAH BIRAKMANIN ANLAMI

Değerli vatandaşlarım, kıymetli kardeşlerim; şu güçlü kaidenin ve kuralın altını özenle ve kalın harflerle çizerek ifade etmek istiyorum. O da şudur: Hukuk devletinde silah bırakmak ve şiddeti tamamen sonlandırmak karşılığında talep edilecek bir imtiyaz veya pazarlık kozu değil, terörü sona erdirme iradesinin doğal ve vazgeçilmez bir gereğidir. Bir kere süreç aynen bu kurala göre işlemelidir.

Bir kere daha söylüyorum: Hukuk devletinde silah bırakmak ve şiddeti tamamen sonlandırmak karşılığında talep edilecek bir imtiyaz veya pazarlık kozu değil, terörü sona erdirme iradesinin doğal ve vazgeçilmez bir gereğidir. Silahsızlanmanın hukuki düzenlemelerin ön şartı olarak sunulması, hukuk devleti anlayışıyla asla bağdaşmaz ve kabul edilemez.

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN MEŞRUİYET ARAYIŞI

Anlaşılan o ki Terörsüz Türkiye sürecinde kendisine meşruiyet alanı aramaya çalışan ve sürecin sağladığı imkânları kendi lehine devşirmek isteyen terör örgütü, ortaya çıkan şiddetsizlik ortamını devletten koparılacak tavizlerin karşılığı olarak sunma gayreti içerisindedir.

Şimdi buradan soruyorum: Tüm bu süreç boyunca terör örgütünün geçmişte yaşattığı acılar, mağduriyetler ve ağır insani bedeller karşısında samimi bir pişmanlık, öz eleştiri veya yüzleşme iradesi ortaya koyduğuna dair en ufak bir işaret gördük mü? Birisi çıksın, söylesin. Gördük diyen varsa söylesin. Görmedik. Asla yollarından, ideallerinden vazgeçmiş değiller. Bugün ne koparırsak kâr anlayışıyla hareket etmektedirler. Yani surda gedik açmaya çalışmaktadırlar.

MAVİ ÇARŞI KATLİAMI VE PİŞMANLIK TARTIŞMASI

En belirgin misal, Mavi Çarşı katliamında vatandaşlarımızı yakarak, masum vatandaşlarımızı yakarak, sivil vatandaşlarımızı yakarak katleden canilerden birisi bu süreçte tahliye olduktan sonra toplantı toplantı, nümayiş nümayiş gezdirilerek propaganda yapmaya devam etmekte midir? Etmektedir.

Her konuşmasında söze ne diye başlıyor? “Yaptıklarımızdan pişman değiliz.” diye başlıyor. “Yolumuzdan dönmedik.” diye başlıyor. Bunlar sahte barışın düşkünleridir. Tekrar soruyorum: Bu zihniyetteki hainlerle barış süreci yürütülebilir mi? Barış ve kardeşlik sağlanabilir mi?

KALICI BARIŞ VE ADALET VURGUSU

Değerli basın mensupları, değerli kardeşlerim; Türkiye ve aziz milletimiz terörün tamamen bittiği güvenli ve huzurlu bir geleceği elbette ki sonuna kadar hak etmektedir. Ancak gerçek ve kalıcı barış, tavizler ve şartlar üzerine değil, adaletin eksiksiz tecelli etmesi, hukukun üstünlüğünün tavizsiz korunması ve en önemlisi toplumsal vicdanın tatmin edilmesi temelinde inşa edilebilir.

Her defasında yineliyoruz. Tekrar ifade edelim ve tekrar yineleyelim. Terörü sona erdirme hedefiyle atılacak hiçbir adım adalet duygusunu zedelememelidir. Şehitlerimizin aziz hatırasını ve gazilerimizin hakkını gölgelememelidir. Şehit ailelerimizi incitmemeli, toplumsal vicdanda yeni yaralar açmamalıdır.

DEVLETİN GÜCÜ VE MİLLETİN BİRLİĞİ

Unutulmamalıdır ki bu büyük Türk devleti, Türkiye Cumhuriyeti, bin yıllık kardeşlik hukukunu terör şantajına kurban etmeyecek kadar köklü; vatanın birliğini, evlatlarının aziz hatırasını koruyacak kadar da güçlü ve kudretlidir.

Kadim ve kaideli devlet geleneğimiz gereğince dileğimiz odur ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti dayatılan hiçbir şartı ve sahte meşruiyet arayışını asla kabul etmeyecek; terörün gölgesini bu topraklardan kökten silerken tavizsiz adalet anlayışından, hukukun üstünlüğünden ve milletimizin gül vicdanından milim sapmayacaktır.

ŞEHİTLER VE GAZİLER İÇİN DUA

Yine şu bilinmelidir ki kalıcı huzurun teminatı dayatmalar veya tavizler değil, devletin sarsılmaz iradesi, milletimizin sarsılmaz birliği, kardeşliği ve adaletin tecellisidir. Kahraman şehitlerimizi ve vefat eden gazilerimizi bir kere daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyoruz. Şehitlerimizin ruhu şad, mekânı cennet, makamı âli olsun inşallah diyoruz.

ŞEHİT MUHSİN YAZICIOĞLU VE DAVA ARKADAŞLARI

Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; kurucu genel başkanımız, şehit liderimiz Muhsin Başkan'ımızı, onunla birlikte dönemin il başkanı Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İsmail Güneş kardeşlerimizi kaybetmenin üzerinden on yedi yıldan fazla bir süre geçti.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN TAKİPÇİLİĞİ

Bu süre zarfında Büyük Birlik Partisi olarak elbette ki bu şehadet sürecinin hem resmî, hukuki, fiilî tabii ki tarafı ve müdahiliyiz. Ve olayın ilk gününden bugüne kadar da Büyük Birlik Partisi olarak sürecin her noktasını ve hiçbir noktasını atlamadan takip ettik ve takip etmeye devam ediyoruz.

Bunu bir gurur vesilesi olarak ifade etmiyorum. Bu bizim bir vazifemiz, bir mesuliyetimiz. Hem bir Müslüman olarak, insan olarak, Türk olarak hem Şehit Muhsin Yazıcıoğlu'nun ve onunla birlikte şehadete yürüyen arkadaşlarımızın geride bıraktığı dava arkadaşları olarak bu mesuliyeti üzerimize taşıyoruz. Ve bütün kamuoyu şahittir ki burada Büyük Birlik Partisi, bu 17 yıllık süreç içerisinde tavizsiz bir şekilde bu sürecin takipçisi ve sorgulayıcısı olmuştur.

TAKİPSİZLİK KARARLARI VE İTİRAZLAR

İki kere takipsizlik kararı verilmiştir. 2014 ve 2016'da. Bunları daha önce de ifade ettim. Detaylarına girmeyeceğim. Detaylarını anlattım. Bunlar bizim partimizin, partimizin avukatlarının, ailelerin, ailelerin avukatlarının ve tabii ki camiamızın girişimleriyle bir siyasi irade de ortaya konularak kaldırılmıştır.

En son 2016 yılındaki takipsizlik kararının kaldırılmasından bugüne 10 yıl geçmişti. O kararın nasıl kaldırıldığını da anlattım. Darbeden 1 ay önce takipsizlik kararı verildi, 15 Temmuz darbesinden. Darbeden 2 gün önce biz itirazımızı yaptık, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına resmî itirazı.

15 TEMMUZ SONRASI GELEN TELEFON

15 Temmuz akşamı darbe oldu. 16 Temmuz'da beni bir polis kardeşimiz aradı İzmir'den. Hatırlatmak için söylüyorum. Ne dedi telefonda? Dedi ki “Ben İzmir Emniyetinde görevli bir Alperen'im, bir kardeşinizim. Biz akşam Marmaris'e gittik. Cumhurbaşkanımıza yönelik suikaste mukavemet etmek için, darbecilere karşı. Ve orada yakalanan darbecilerin içinde iki kişi var ki bunlar helikopterin üzerindeki cihazları söken ekipten iki kişi.”

Bunun üzerine biz 15 Temmuz'da hemen bu meseleyi de dilekçeye yazarak meselenin bu yönünde de araştırılması ve takipsizliğin kaldırılması için dilekçemizi verdik. Birkaç ay süren araştırmadan sonra takipsizlik kaldırıldı. Ama on yıl geçti, yine bir dava açılmadı.

MALATYA’DA SÜREN MAHKEME VE ANA SORUŞTURMA

Tabii Malatya'da süren bir mahkeme var ağır cezada. Ama bu ana soruşturma dosyasının sonucu açılmış bir dava değil. Bunlar bugün de görüyoruz işte davayı sulandırmaya, farklı yönlere çekmeye yönelik eylemde bulunan daha çok kişilerle ilgili.

KRİPTO YAPILAR VE HEDEF ŞAŞIRTMA İDDİASI

Çünkü bunu görüyoruz. Bakın bugünlerde de görüyoruz. Ne zaman ki bu mesele ciddi olarak kamuoyunun gündemine gelse ve ciddi olarak esas şüpheler araştırılmaya ve aydınlatılmaya başlasa, bununla ilgili tutuklamalar olsa, gözaltılar olsa birileri çıkıyor ki açık ve net söylüyorum, bunlar kriptodur. Kriptodur, açık ve net.

Bu kriptolar ortaya çıkıyor, işi başka yerlere çekmeye çalışarak sulandırmaya çalışıyor. Bu açık ve net. Hedef şaşırtmaya çalışıyor. Kamuoyunun bunları değil başka şeyleri konuşmasını istiyor. Bunlar açık ve net kriptodur bunlar. Ya da kullanışlı aparatlardır. Ve her dönemde bunlar kullanılıyor.

Mesela dava süreci gündemde değilken bunlardan bir açıklama duyamazsınız. Bunların konuştuklarını göremezsiniz. Paylaşım yaptıklarını görmezsiniz. Ne zaman dava ciddi bir şekilde gündeme gelirse bu kriptolar yurt dışından ve yurt içinden devreye sokuluyor. Hepsi irtibatlı. Ama biz bunlara da bugüne kadar aldırmadık ve aldırmadan yolumuza devam ettik.

DOSYANIN ANKARA’YA GELMESİ

Şimdi özellikle dosyanın 12 Haziran'da Kahramanmaraş'tan Ankara'ya gelmesi, o gün de ifade ettik, bu soruşturma açısından, bu şehadet sürecimiz açısından tarihî bir olaydır dedik. Yeni bir aşamadır, yeni bir aşamadır, yeni bir süreçtir dedik. Ve bu sürecin sonuçları mutlaka görülecektir dedik.

ADALET BAKANI VE SORUŞTURMA SÜRECİ

Ve o biliyorsunuz Ankara'ya geldiği zaman Adalet Bakanımızın ki kendisine teşekkür ediyoruz bu konudaki kararlılığı için, yine Faili Meçhul Suçlar Araştırma Komisyonu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başsavcı vekili, ilgili savcılar çünkü kararlı bir şekilde soruşturmayı sürdürüyorlar.

Şimdi orada birinci açıklamasında ne dedi Adalet Bakanımız? Bakın bu çok önemlidir ve çok kıymetlidir, Adalet Bakanı tarafından bu açıklamanın yapılması: “Soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak ile tasarlayarak kasten adam öldürme suçlarını işledikleri değerlendirilen 29 şüpheli tespit edilmiş ve bunlarla ilgili operasyonlar düzenlenerek gözaltı kararı uygulanmıştır.”

SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ VE KASTEN ÖLDÜRME VURGUSU

Bak buradaki en dikkat çekici cümle: “Soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak ile tasarlayarak kasten adam öldürme suçundan.” Bu, 17 yıllık süreçte çok net ifade edilen bir açıklamadır. Bu çok kıymetli bu açıklama. Bu açıklama soruşturmanın hangi çizgide yapıldığını göstermektedir. Hangi hukuki zemin üzerinde yapıldığını göstermektedir. Yani çok ciddiyetle yapıldığını göstermektir. O anlamda çok kıymetlidir.

FETÖ-PDY VE ADİL ÖKSÜZ BAĞLANTISI

Yine Adalet Bakanımızın birkaç gün önce yaptığı ikinci bir açıklama var. O da çok kıymetli. Oradan da bir iki cümleyi özellikle paylaşmak istiyorum. Ne diyor? “Dosyada FETÖ-PDY'nin mahrem yapılanmasına, örgütsel irtibatlara, 15 Temmuz darbe girişiminin baş aktörlerinden Adil Öksüz bağlantısına, ByLock yazışmalarına, çok sayıda şüphelinin geçmişte FETÖ kapsamında işlem görmüş olmasına ilişkin hususta titizlikle değerlendirilmektedir.”

“Bu dosya yalnızca geçmişte yaşanmış acı bir olayın değil, devletin kılcal damarlarına sızarak hakikati karartmaya çalışan FETÖ'nün karanlık izlerinin de araştırıldığı bir dosyadır. Yargı makamlarımız, hukukun çizdiği sınırlar içinde ve deliller ışığında maddi gerçeğe ulaşmak için çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir.”

SORUŞTURMANIN UCUNUN NEREYE UZANACAĞI

“Şunu özellikle ifade etmek isterim: Soruşturmanın ucu nereye uzanırsa uzansın, devletimiz hukuk içinde sonuna kadar gidecektir. Hiçbir şüphenin cevapsız bırakılmasına, hiçbir örgütlü yapının milletimizin adalet beklentisinin önüne geçmesine müsaade edilmeyecektir.”

Bunları alkışlıyoruz. Bu soruşturmanın hangi ciddiyette yapıldığı bizzat Adalet Bakanımız tarafından kamuoyuna net bir şekilde açıklanmıştır.

KASTEN ÖLDÜRME İSNADI VE UMUT VEREN GELİŞMELER

Bugün geldiğimiz noktada yapılan soruşturma kapsamında kasten öldürme isnadıyla gözaltı ve tutuklamaların yapılmış olması bizleri de aileleri de kamuoyunu da umutlandırmıştır. Umut verici olmuştur.

Yıllardır söylediğimiz gibi helikopterin düşüşü ve sonrasında yaşananlar arasında sistemli, örgütlü bir yapının ve organizasyonun olduğuna dair çok ciddi şüpheler vardır. Bu şüpheleri daha önce tek tek açıkladık. Bunlar bugün konuşulmaktadır.

ŞÜPHELERİN TESADÜF OLAMAYACAĞI VURGUSU

Bunlar tesadüf olamaz. Bu kadar şüphe tesadüfen bir araya gelemez arkadaşlar. Yani uçaklar takip edecek. Helikopter düşecek. Ondan sonra radarlar kapanacak. 3 gün boyunca yeri bulunamayacak. Bulunduğunda çoğunun vücudunda karbonmonoksit çıkacak yüksek oranda. Ve düştükten hemen sonra Maraş Emniyet İstihbaratı 10 ile bilgi geçecek: “Kurtuldular, geliyorlar, ayağı kırık, kaburgaları kırık.” Aynen de öyle çıkıyor otopside. Oraya kadar biliyorlar bak. Aynen de öyle çıkıyor. Bütün bütün bunlar ve daha başkaca şüpheler tesadüfen bir araya gelmiş olabilir mi?

ŞÜPHELERİN AYDINLATILMASI

Bunlar 17 yıldır, bu şüphelerin hiçbirisi bizim, ailelerin, sizin, kamuoyunun vicdanını rahatlatacak bir şekilde açıklanmadı. Şüpheler ortadan kaldırılmadı. Olduğu gibi durdu. Şimdi işte bugün geldiğimiz noktada şüphelerin artık bu soruşturma kapsamında maddi gerekçeler ve delillerle ortaya çıkarılacağı konusunda bizim inancımız çok yüksektir.

Sayın Adalet Bakanımız ve Ankara Başsavcılığımız nezdinde süreci yürüten tüm yargı mensuplarımıza da bu hassasiyetleri için şahsım ve camiam adına da bir kere daha teşekkür ediyorum.

KRİPTOLAR VE SULANDIRMA GİRİŞİMLERİ

Biraz önce ifade ettim. Tekrar altını çizmek adına söylüyorum. Ne zaman bu konuyla ilgili adımlar atılmaya çalışılsa, ne zaman yol alınmak için irade gösterilse ve birtakım süreçler yaşansa; gözaltılar, tutuklamalar, ciddi araştırmalar... Bazı kriptoların olayı mecralarından çıkartarak sulandırmaya ya da başka yönlere çekmeye çalıştıklarını hep gördük bu 17 yıl boyunca. Ve bunlar belli, bunlar belli isimler.

Ha bir kısmı yargılanıyor, o 19 kişinin içindeler. Ama yargıdan kaçanlar da var.

SORUŞTURMA KAPSAMINDAKİ İDDİALAR

Vatandaşlarımız bilsin ki şunu özellikle camiamız ve vatandaşlarımızın şunu iyi bilmesini istiyoruz: Kamuoyunda değinilen veya değinilmeyen, gündeme getirilen veya getirilmeyen, iddia edilen ya da iddia edilmeyen her konu, her bilgi bu soruşturmanın içindedir. Kamuoyunda konuşulan hiçbir nokta bu soruşturmanın kapsamı dışında değildir.

Onun için arkadaşlarımız, vatandaşlarımız bu kriptoların ortalığı karıştırmak ya da olayı başka mecralara çekmek için yaptıkları paylaşımlara, açıklamalara ya da kurgulara, komplolara asla itibar etmesinler. Hepsi dosyanın içinde soruşturuluyor.

RÜYALARIN BİLE DOSYAYA GİRMESİ

Ne konuşuluyorsa o kamuoyunda. Ya rüyalar bile girdi bu soruşturma dosyasına, rüyalar bile. Biz hepsini soruşturma dosyasına soktuk. Birisi geldi bize bir şey mi söyledi? Kardeşim savcılığa. Sen gidemiyor musun? Avukatımıza anlat, avukatımız savcılığa. Her mesele, her mesele, her mesele soruşturuluyor, kimsenin şüphesi olmasın. Eksik hiçbir nokta yok.

BUGÜNKÜ SORUŞTURMANIN CİDDİYETİ

Ve bu konuda hele bugünkü soruşturma çok daha ciddiyetle ve çok daha kapsamlı bir şekilde yapılmaktadır. Dolayısıyla da burada hatası, ihmali, kusuru, kastı olan hiç kimsenin bu soruşturma dışında kalması mümkün değildir. Yine kamuoyunda iddia edilen, dile getirilen hiçbir şüphenin de bu soruşturma kapsamı dışında kalması da mümkün değildir. Hepsi bu soruşturma dosyasının kapsamı içindedir.

Hatta kamuoyunda bilinmeyen, konuşulmayan da konular vardır. Çünkü soruşturma dosyasının bir de gizliliği var. Kamuoyuyla paylaşılmayan daha konular var. Paylaşılanlar var, paylaşılmayanlar var. Tamamlanan çalışmalar var, sürdürülen çalışmalar var, daha tamamlanmayan çalışmalar var.

17 YIL SONRA ALINAN ÇALIŞMALAR

17 yıl istenip de alınamamış bazı çalışmalar bugün alınmaktadır. Bazı çalışmalar bugün yapılmaktadır. Hangi kurumlarımızın yaptığını da elbette burada paylaşacak değiliz. Ama kim vardır bunun başında? Adalet Bakanımız, Bakanlığımız, Faili Meçhulleri Araştırma Komisyonu ve elbette ki Ankara Başsavcılığı ve soruşturmanın başındaki başsavcı vekilimiz ve soruşturmayı yürüten iki kıymetli savcımız vardır.

Onun için hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu sefer bütün şüpheler ortadan kaldırılacak ve burada hakikat ortaya çıkarılacaktır. Şüpheler giderilecektir. Ve burada kimin kusuru ve kastı varsa mutlaka ama mutlaka hukuk önünde bedelini ödeyecektir.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN MÜCADELESİ

Büyük Birlik Partisi olarak bu menfur hadisenin devletimizle, bakanlığımızla, savcılarımızla birlikte ortaya çıkması için elimizden gelen tüm mücadeleyi vermekteyiz. Ve bir kere daha söylüyorum: Devletimizle birlikte yapacağız. Baştan itibaren biz 17 yıldır biz bunu söylüyoruz. Genel başkan olduğumdan beri bunu söylüyorum. Basın mensuplarımız ve arkadaşlarımız şahit.

DEVLETLE BİRLİKTE ÇÖZÜM VURGUSU

Birileri bizi biliyorsunuz devlete karşı da kışkırtmaya çalıştı, hükûmetlere karşı da kışkırtmaya çalıştı, iktidara karşı da. Ama biz bütün bu kışkırtmalara, üzerimize birtakım iftiralar atılsa bunlara karşı da hiçbir yılgınlık göstermeden biz başından itibaren ne dedik? Bu mesele çözülecekse devletimizle çözülecek dedik. Bu mesele çözülecekse iktidarla, hükûmetle çözülecek. Şimdi de öyle.

Cumhurbaşkanımız bir hassasiyet ortaya koymasa, Adalet Bakanlığımız kararlılık koymasa süreç buraya gelir miydi? Ama birileri ısrarla buraları kaşımaya çalıştı hep. Ama biz asla buna müsaade etmedik ve bundan sonra da etmeyeceğiz.

ADALETİN GECİKMESİ VE TAKİP KARARLILIĞI

Çünkü bu devlet bizim. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti adil bir devlettir. Adalet gecikebilir. Keşke gecikmese. Biz de gecikmesinden rahatsızız ve bunu pek çok kez dile getirdik. Ama adaletin gecikmesi bizim davamızdan ya da iddiamızdan vazgeçeceğimiz anlamına gelmez. İşte vazgeçmedik ve sonuçlarını yaşıyoruz bugün. Sonuçlarını yaşıyoruz.

Onun için hiçbir vatandaşımızın, hiçbir dava arkadaşımızın, hiçbir kardeşimizin, özellikle şehitlerimizin ailelerinin endişesi olmasın. İlk günden itibaren takipçiyiz. Bundan sonra da kararlılıkla sonuçlanana kadar takipçisi olmaya, hukuk içerisinde devletimizle birlikte takibi sürdürmeye devam edeceğiz.

HUKUKÇULARIN DOSYA ÇALIŞMASI

Zaten Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Samet Bey burada. Yine hukuk politikaları kurulumuz var partimiz içerisinde, avukat arkadaşlarımız. Ayrıca dışarıda 11 cezacı avukat arkadaşımız bu dosyayla ilgili uzun süreli bir çalışma gerçekleştirdiler. Bu çalışmayı da biz bakanlığımızla paylaştık.

Dışarıdan 11 cezacı hukukçu çalıştırdık biz ayrıca bu meseleyle ilgili. Hem de dosyanın uyutulduğu dönemde yaptık bunu. Uyuduğu dönemde. Bugünkü gibi hareketli olduğu dönemde değil. Yani biz 17 yıl boyunca ister Türkiye'nin gündeminde olsun ister olmasın, bizim hep gündemimizdeydi dosya zaten. Hiç Türkiye gündeminde yokken biz 11 ceza hukukçusu bu dosyayı çalıştı. Bu raporu hem bize verdiler hem ilgili savcılığımıza da bakanlığımıza da kurumlarımıza da verdik.

RAPORLAR VE MÜTALAALAR

Devlet Denetleme Kurulu raporu var, Meclis Araştırma Komisyonu raporları var. Özellikle Yargıtay Başsavcılığının ve Yargıtay 5. Dairesinin yaptığı çalışma var. 221 sayfalık mütalaa var. Bütün bunlar çok kıymetli çalışmalar. Onun için bunların hepsi dosyada mevcut ve hepsi inceleniyor.

AYDINLATMA VE HESAP VERME BEKLENTİSİ

Onun için hiç kimsenin endişesi olmasın. Bu sefer mutlaka ama mutlaka Allah'ın inayetiyle de milletimizin duasıyla da bu mesele aydınlatılacak ve bir kere daha söylüyorum: Kastı, kusuru olanlar mutlaka ama mutlaka bedelini ödeyecektir.

KAPANIŞ VE RAHMET DİLEĞİ

Kıymetli kardeşlerim, bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kere daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Şehit liderimiz Muhsin Başkan'ımızı ve şehitlerimizi; Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş kardeşlerimizi, pilot Kaya İstektepe'yi rahmetle yâd ediyorum. Mekânları cennet, makamları âli olsun inşallah. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun."

Galeri