Yükleniyor...
29 Haziran 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sivas İl Başkanlığımızı ziyaret eden Sayın Genel Başkanımızdan açıklamalar

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Sivas programı kapsamında Partimizin Sivas İl Başkanlığını ziyaret etti. Teşkilat mensuplarımızla bir araya gelen Genel Başkanımız, il başkanlığımızda düzenlediği basın toplantısında ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sivas İl Başkanlığımızı ziyaret eden Sayın Genel Başkanımızdan açıklamalar

Büyük Birlik Partimizin (Büyük Birlik) Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, Sivas İl Başkanlığımıza gerçekleştirdiği ziyarette, Partimizin kurucu lideri şehit Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki yol arkadaşlarının şehadetiyle ilgili yürütülen hukuki süreç hakkında çok önemli açıklamalarda bulundu. Olayın üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu ve adaletin tecelli etmesi için mücadeleden asla vazgeçmediklerini belirten Sayın Destici, davanın seyrini tamamen değiştirecek yeni bir hukuki aşamaya geçildiğini müjdeledi.

“17 YIL BOYUNCA BİR AN BİLE UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

Konuşmasında, 25 Mart 2009 tarihinde gerçekleşen helikopter kazasında şehit olan kurucu liderimiz şehit Muhsin Yazıcıoğlu, Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İsmail Güneş ve pilot Kaya İstektepe’yi rahmet ve minnetle yâd eden Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, davanın unutturulmak istenmesine asla müsaade etmediklerini vurguladı:

“17 yıl geçti ama sizler de şahitsiniz. Bir an bile onları unutmadık, unutturmadık ve unutturmayacağız. Sadece unutturmamakla kalmadık; onların hukukunu, adalet mücadelesini ilk günden itibaren yargı içerisinde adeta iğneyle kuyu kazar gibi takip ettik. Bu 17 yıllık süreç içerisinde dosyaya tam iki kez takipsizlik kararı verildi. Birisi 2014 yılında, diğeri ise 2016 yılında. Biz bu hukuki engellerin karşısında dimdik durduk ve evelallah her iki takipsizlik kararını da kaldırttık. İkinci takipsizlik kararının kaldırılmasından bugüne kadar geçen yaklaşık 9 senelik süre içerisinde de sürecin her aşamasında, her detayında takipçi olmaya devam ettik.”

“KAHRAMANMARAŞ’TA NETİCE ALMANIN GÜÇ OLDUĞUNU TECRÜBE ETTİK”

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu davasının yerel imkânlarla ve tek bir savcının omuzlarında çözülemeyecek kadar büyük, organize ve derin bir dosya olduğunu belirten Sayın Destici, soruşturmanın merkezinin değiştirilmesi için uzun süredir yürüttükleri girişimleri anlattı. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde daha önce yapılan yargılamalarda bazı sanıkların ceza aldığını, bazılarının beraat ettiğini hatırlatan Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Yargıtay’ın hazırladığı 221 sayfalık mütalaaya dikkat çekti:

“O daire, yani Yargıtay, 221 sayfalık çok kapsamlı bir mütalaa yazmıştı. Aslında o mütalayı önüne alıp okuduğunuzda, bizim ailelerle ve camiamızla birlikte bugüne kadar dile getirdiğimiz şüphelerin, ihmallerin ve çelişkilerin hepsinin varlığını çok açık ve net bir şekilde görüyorsunuz. Biz bu 17 yıllık süreçte acı bir şeyi tecrübe ettik: Bu işin Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığı bünyesinde, tek bir savcı tarafından yürütülen bir soruşturmayla neticeye ulaştırılması son derece güçtü. Bu yüzden dosyanın Ankara’ya getirilmesi noktasında daha önce de müracaatlarımız, taleplerimiz ve ısrarlı görüşmelerimiz olmuştu.”

SORUŞTURMADA YENİ DÖNEM: YETKİSİZLİK KARARI VE ÖZEL SAVCI HEYETİ

Gelinen son aşamada, Büyük Birlik hukukçularının talepleri ve Adalet Bakanlığı nezdinde yapılan son dönemdeki görüşmelerin netice verdiğini açıklayan Sayın Destici, davanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına devredildiğini duyurdu. Soruşturmanın artık çok daha güçlü ve geniş bir kadroyla yürütüleceğini belirten Sayın Destici, şu detayları paylaştı:

“Dosya, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yetkisizlik kararı verilerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Bu, davanın seyri açısından çok kritik bir virajdır. Şu anda Ankara’da bu büyük dosya için özel bir başsavcı vekili ve üç tane de cumhuriyet savcısı görevlendirilmiş durumdadır. Toplamda 4 kişilik bu uzman savcı heyeti, çok hızlı bir şekilde dosya üzerindeki çalışmalarına ve incelemelerine başlamıştır.”

“BU YENİ SAFHA HEPİMİZİ UMUTLANDIRMIŞTIR; KUSURU OLAN HESAP VERECEK”

Sürecin her safhasını hem Adalet Bakanı ile hem de Partimizin hukuk komisyonuyla anlık olarak koordine ettiklerini söyleyen Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, adaletin er ya da geç tecelli edeceğine olan inancını şu sözlerle haykırdı:

“Biz bu yeni sürecin de her aşamasının en sıkı şekilde takipçisiyiz. Hukukçularımız ve arkadaşlarımızla birlikte, yetkilileri bilgilendirmekte, safha safha istenilen ve elimizde olan tüm bilgi ve belgeleri paylaşmaktayız. Sürecin bir an önce aydınlatılması noktasında her türlü desteği veriyoruz. Bu yeni aşama, bu yeni safha hepimizi son derece umutlandırmıştır. Sadece bizi değil; camiamızı, şehitlerimizin gözü yaşlı ailelerini ve adaletin yerini bulmasını bekleyen yüce Türk milletini de umutlandırmıştır. Artık bu dosya karartılamayacak, tüm şüpheler ortadan kaldırılarak gerçekler çıplaklığıyla ortaya çıkarılacaktır. Bu olayda hatası, ihmali, özellikle de kastı ve kusuru olan her kim varsa, makamı mevkii ne olursa olsun mutlaka ama mutlaka adalet önünde hesabını verecektir.”

KÖK MAAŞ HAKSIZLIĞI GİDERİLMELİ, YÜZDE 20 ZAM EMEKLİYİ RAHATLATMAZ!

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, emeklilerin 2023 yılından bu yana süregelen ciddi bir hak kaybıyla karşı karşıya olduğunu belirterek mevcut sistemin adaletsizliğine dikkat çekti ve kademeli bir iyileştirmenin artık kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

“2023 TEMMUZ’UNDA EMEKLİYE BÜYÜK BİR HAKSIZLIK YAPILDI”

Emeklilerin içine itildiği ekonomik sıkıntıların miladını 2023 yılının Temmuz ayı olarak işaret eden Sayın Destici, o dönemde hayata geçirilen “kök maaş” uygulamasının milyonlarca emekliyi nasıl mağdur ettiğini şu sözlerle hatırlattı:

“Daha önce de çok kere ifade ettim, emeklilerimize 2023 Temmuz’unda çok büyük bir haksızlık yapıldı. ‘Kök maaş’ denilerek yapılan zamlar maalesef milyonlarca emeklimizin maaşına yansımadı, ellerine geçmedi. 2023 Temmuz’unda en düşük emekli maaşı alan bir vatandaşımız 7.500 lira alıyordu. Yüzde 25 zam yapıldı, ama kök maaşı düşük olduğu için eline geçen para yine 7.500 lirada kaldı. Bununla da yetinilmedi; o dönem memura verilen 8.000 liralık seyyanen zam emekliye yansıtılmadı. İşte tam o kırılma anında, emeklinin eline geçen para çalışan bir memurun üçte ikisiyken, bir anda üçte biri seviyesine düştü. Ben bu adaletsizliği her platformda sık sık hatırlatıyorum ve hatırlatmaya da devam edeceğim. Çünkü bizim ölçümüz budur. Biz zammı bu gerçeklere göre istemek zorundayız.”

“YÜZDE 20 ZAM YETERSİZDİR, EMEKLİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEZ”

Önümüzdeki günlerde, 3 Temmuz’da açıklanacak Haziran ayı enflasyon verileriyle birlikte netleşecek Temmuz zammı oranlarına dair tahminleri değerlendiren Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ocak’tan bu yana geçen 6 aylık süreçte enflasyon farkı henüz kesinleşmedi, Haziran ayı rakamları 3 Temmuz’da açıklanacak. Tahminler yüzde 17-18’ler seviyesinde olacağını gösteriyor ama farzımuhal bu oran yüzde 20 olsun. Peki, yüzde 20 zam çıktığında ne olacak? En düşük emekli maaşı 20 bin liradan 24 bin liraya yükselecek. Şimdi sormak istiyorum: Bu rakam günümüz şartlarında yeterli mi? Yetersiz. Bu artış emeklimizin yüzünü güldürür mü? Güldürmez. Bu zam, emekliyi ekonomik anlamda rahatlatır mı? Kesinlikle rahatlatmaz.

Bakınız, bugün Türkiye’deki kira artış oranlarına baktığınızda, kiralar bu yapılacak zammın en az 10 puan üzerinde seyrediyor. Yani bugün bir emeklimiz 10 bin lira kiraya oturuyorsa, yasal sınırlarla bile kirası yüzde 30 artıp 13 bin liraya çıkacak. Ama emeklinin eline geçecek toplam para sadece yüzde 20 artmış olacak. Bu matematik emekliyi korumaz, aksine her ay daha da geriye götürür.”

“KADEMELİ İYİLEŞTİRME VE REFAH PAYI ŞART”

Emeklilerin enflasyon canavarına daha fazla ezdirilmemesi için acil bir sistem değişikliğine gidilmesi gerektiğini belirten Sayın Mustafa Destici, sadece enflasyon farkının verilmesinin yaraya merhem olmayacağını ifade ederek çözüm önerisini sundu:

“Burada mutlaka ama mutlaka kademeli de olsa ciddi bir iyileştirme, yani bir refah payı düzenlemesi gerekiyor. En düşük gelir grubundan başlayarak seyyanen ve kademeli artışlarla emekli maaşlarının satın alma gücü yükseltilmelidir. Yıllarca bu ülkeye prim ödemiş, emek vermiş, alın teri dökmüş insanlarımızı enflasyon karşısında çaresiz bırakamayız. Hükümetin Temmuz ayında bu sese kulak tıkamaması, kök maaş garabetini ortadan kaldıracak ve emeklinin cebini doğrudan rahatlatacak adımları atması şarttır.”

Enflasyonun yüksek seyrettiği ekonomik iklimde asgari ücretin yılda yalnızca bir kez belirlenmesinin kabul edilemez olduğunu ifade eden Sayın Destici, asgari ücretlilerin de tıpkı memur ve emekliler gibi 6 ayda bir enflasyon farkı kadar artış alması gerektiğini belirtti.

“ASGARİ ÜCRETLİNİN MAHRUM BIRAKILMASI BÜYÜK BİR ADALETSİZLİKTİR”

Temmuz ayına girilirken memur ve emekliler için zam hesaplamaları yapılırken asgari ücretlilerin kapsam dışı bırakılmasını sert bir dille eleştiren Sayın Destici, şu ifadeleri kullandı:

“Enflasyonun bu kadar yüksek seyrettiği dönemlerde asgari ücretin yılda bir kere tespit edilmesi, asgari ücretliye yapılan büyük bir haksızlıktır. Çalışan tüm kesimler, memurlarımız, işçilerimiz, emeklilerimiz az ya da çok, 6 ayda bir en azından enflasyon farkı kadar bir maaş artışı alıyorlar. Hal böyleyken, toplumun en alt gelir grubunu oluşturan asgari ücretlinin bu 6 aylık enflasyon korumasından mahrum bırakılması büyük bir haksızlık ve adaletsizliktir. Bu kararın hiçbir rasyonel ve vicdani açıklaması olamaz.”

“ÖNCELİKLİ OLARAK KORUNMASI GEREKEN, EN AZ KAZANANDIR”

Sosyal devlet ilkesinin en düşük gelirliyi korumaktan geçtiğini hatırlatan Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, asgari ücretlilerin alım gücünün Ocak ayından bu yana ciddi şekilde eridiğine dikkat çekti:

“Adı üstünde; asgari ücretli... Yani bu ülkedeki en düşük maaşı alan, en alt sınırda yaşam mücadelesi veren kesim. Bir ekonomide öncelikli olarak korunması gereken kimdir? En düşük maaşı alandır, alt grup geliridir, en az kazanandır. Bu insanların maaşlarına düzenli zam yapılması ve özellikle enflasyona ezdirilmemesi gerekir. Ocak ayından bugüne kadar geçen 6 ayda açıklanacak enflasyon farkı tahminen yüzde 18-20’ler seviyesinde olacak. Bu ne demektir? Asgari ücretlinin cebindeki para, aldığı maaş Ocak ayından bugüne kadar yüzde 20 oranında erimiş, pul olmuş demektir. Siz bu insanlara ‘Yıl sonuna kadar bu eriyen maaşla idare edin’ diyemezsiniz.”

“ASGARİ ÜCRET TESPİT KOMİSYONU DERHAL TOPLANMALIDIR”

Geçmiş yıllarda yaptıkları çağrıların karşılık bulduğunu ancak geçtiğimiz yıl bu uygulamadan vazgeçildiğini belirten Sayın Destici, hükümete ve Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na acil çağrıda bulundu:

“Biz bu çağrımızı yeni yapmıyoruz, yıllardır yüksek sesle dile getiriyoruz. Geçtiğimiz birkaç yıl bu çağrımıza kulak verildi; Temmuz aylarında da Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanarak ara artışlar, enflasyon düzeltmeleri yapıldı ve çalışanlar bir nebze olsun nefes aldı. Ancak geçtiğimiz yıl bu ara zam yapılmadı ve bu yıl da Temmuz ayına girmemize rağmen henüz hükümet kanadından bu konuda olumlu bir açıklama gelmiş değil. Bu sessizlik doğru değildir. Asgari ücretlimizi enflasyon canavarının dişleri arasında kaderine terk edemeyiz. Komisyon derhal toplanmalı ve 6 aylık erimeyi telafi edecek ara zam oranını belirleyerek asgari ücretlinin hakkını teslim etmelidir.”

Üreticinin tarladan, bağdan, bahçeden ucuza çıkardığı ürünlerin market raflarında ve pazar etiketlerinde fahiş fiyatlarla satılmasını sert bir dille eleştiren Sayın Destici, aradaki uçurumun kabul edilemez boyutlara ulaştığını belirterek devletin ilgili bakanlıklarına acil denetim ve müdahale çağrısında bulundu.

“TARLADA 20 LİRA OLAN MUZ MARKET RAFLARINDA NASIL 120 LİRA OLUYOR?”

Gıda, sebze ve meyve fiyatlarındaki dengesizliği somut örneklerle ortaya koyan Sayın Destici, üretici ile tüketici arasındaki zincirde yaşanan fahiş kâr marjlarına şu sözlerle isyan etti:

“Hayat pahalılığı, özellikle gıda, sebze ve meyve fiyatları hepimizin malumu. Bugün piyasaya baktığımız zaman üreticinin satış fiyatıyla marketteki ya da pazardaki etiketlerin arasında çok büyük, akılalmaz uçurumlar olduğunu net bir şekilde görüyorsunuz. Bunu domateste de görüyorsunuz, salatalıkta da görüyorsunuz; çilekte, kirazda, muzda da görüyorsunuz. Bakınız, üreticiden kilosu 20 liraya çıkan bir muzun, hem de kuru bir kutunun, bir kurumun içinde yatan markette 120 liraya satılması kabul edilemez arkadaşlar! Ya da tarladan 10 liraya alınan bir soğanın markette 40 liraya satılması neyle açıklanabilir? Aynı fahiş durum patates için de geçerli, salatalık ve domates için de geçerli. Et fiyatlarına baktığınız zaman yine benzer tutarsızlıklar ve spekülasyonlar görüyorsunuz.”

“BU PARALAR KİMİN CEBİNE GİDİYOR? ORTADA BÜYÜK BİR VURGUN VAR”

Üreticinin alın terinin karşılığını alamadığını, tüketicinin ise fahiş fiyatlar altında ezildiğini belirten Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, aradaki bu devasa farkın haksız kazanç kapısı hâline geldiğini vurguladı:

“Burada ne üretici kazanıyor ne de tüketici. Üretici binbir emekle, mazot, gübre, işçilik maliyetiyle gece gündüz demeden çalışıyor, ürünü bedavadan biraz pahalıya elinden çıkarıyor. Vatandaşımız ise evine iki kilo sebze, meyve götüreceği zaman kara kara düşünüyor. Peki, aradaki bu 5 katlık, 6 katlık fiyat farkı kimin cebine giriyor? Ortada çok açık bir fırsatçılık, çok açık bir vurgun var. Birkaç lojistik ve zincir market oligopolünün elinde koskoca bir milletin mutfağı rehin alınmış durumdadır. Bu durumu serbest piyasa ekonomisiyle, arz-talep dengesiyle açıklamaya kalkmak, milletin aklıyla alay etmektir.”

“BAKANLIKLAR KONTROLÜ ELE ALMALI, VATANDAŞIN TAHAMMÜLÜ KALMADI”

Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere devletin denetim mekanizmalarının çok daha radikal adımlar atması gerektiğinin altını çizen Sayın Mustafa Destici, çağrısını şu sözlerle tamamladı:

“Artık devletin ilgili kurumlarının, bakanlıklarının bu piyasayı mutlaka ama mutlaka sıkı bir şekilde kontrol altına alması gerekir. Ceza kesmekle bu işin önüne geçilemediğini gördük. Gerekirse tarladan rafa kadar olan tüm lojistik zincir anlık takip edilmeli, kâr marjlarına üst sınır getirilmelidir. Vatandaşımızın bu haksız fahiş fiyatlara, bu etiket oyunlarına artık tahammülü kalmamıştır. Kimse milletin ekmeğiyle, mutfağıyla, boğazıyla oynamasın. Devlet, ağırlığını ve denetim gücünü sahada çok daha net bir şekilde hissettirmek zorundadır.”

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Sivas İl Başkanlığımız ziyareti sırasında basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, İstanbul Barosu hizmet binasına asılan “LGBT hakkı insan hakkıdır” yazılı pankarta çok sert tepki gösterdi. İstanbul Barosu yönetiminin ideolojik duruşunu ve zihniyetini sert bir dille eleştiren Sayın Destici, baronun millî ve manevi değerlerle her zaman kavgalı olduğunu belirterek on binlerce avukata da bu duruma sessiz kalmama çağrısında bulundu.

“BU BARONUN ZİHNİYETİ DE SAFI DA ZATEN BELLİDİR”

İstanbul Barosu yönetiminin geçmişten bugüne sergilediği tutumların şaşırtıcı olmadığını ifade eden Sayın Destici, baronun her zaman Türkiye’nin ve Türk milletinin menfaatlerinin karşısında konumlandığını belirtti:

“Bu baronun zihniyeti de yönetimi de bellidir. Bunlar, PKK terör örgütü devleti bölmeye çalışırken, terör eylemleri gerçekleştirip askerimizi, polisimizi şehit ederken gider PKK’nın safında yer alırlar. PKK’nın siyasi uzantıları siyasi bölücülük yapıp bu yönde taleplerde bulunurken, gider hemen onların yanında dururlar. Avrupa Parlamentosu ya da Avrupa Birliği’nin herhangi bir kuruluşu Türkiye aleyhine haksız bir rapor açıkladığında, bunlar hemen o raporların arkasına sığınırlar. Türkiye; Kıbrıs’ta, Ege’de, Doğu Akdeniz’de Rum kesimiyle ya da Yunanistan’la karşı karşıya geldiğinde, gider Rum tezlerinin ve Yunan tezlerinin yanında dururlar. Bütün bu kirli sicil ortadayken, bizim bunların İslam ahlak ve inancının, Türk kültürünün yanında durmasını beklememiz zaten en büyük hayalcilik olur.”

“EVRENSELLİK MASKESİ ALTINDA SAPKINLIĞI MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”

İnsan hakları ve özgürlük kavramlarının arkasına sığınılarak ahlaki yozlaşmanın savunulamayacağını belirten Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bunlar evrensellik adı altında, insan hakları adı altında, bireysel hak ve özgürlükler adı altında resmen sapkınlığa sahip çıkmaktadırlar, ahlaksızlığı savunmaktadırlar. Tabii o baro yönetimiyle birlikte, onları oraya seçen on binlerce avukat meslektaşımıza da sormak gerekir: Siz de bu yönetimle aynı düşüncede misiniz? Bu sapkınlığın arkasında mısınız? diye onlara da seslenmek lazım.

Yeryüzü kurulduğundan, Allah insanı yaratıp dünyaya gönderdiğinden bugüne kadar, bugün bize ‘özgürlük’ diye önümüze konulan bu LGBT ve türevi davranışlar, bütün semavi dinler tarafından sapkınlık olarak değerlendirilmiştir. Bütün evrensel ahlak öğretileri ve kuralları tarafından ahlaksızlık olarak nitelendirilmiştir. Bu sadece biz Müslümanların bir nitelendirmesi değildir; Hristiyan âlemi de bunu böyle görmektedir. Katolik’i de Ortodoks’u da Budist’i de yani yeryüzünde ne kadar inanç ve ahlaki öğreti varsa hepsi bunu sapkınlık olarak kabul etmektedir. Ama İstanbul Barosu gitmiş, bu küresel sapkınlığa bayraktarlık yapmış, sahip çıkmıştır. Demek ki içlerinde bir sapkınlık özentisi taşımaktadırlar.”

“MİLLETİMİZİN AİLE YAPISINI DİNAMİTLETMEYECEĞİZ”

Baronun bu hamlesinin masum bir hak savunuculuğu olmadığını, Türk aile yapısını çökertmeye yönelik küresel bir projenin parçası olduğunu vurgulayan Sayın Destici, sözlerini şöyle tamamladı:

“Biz bu topraklarda bin yıldır İslam ahlakıyla, Türk örf ve âdetiyle varlığımızı sürdürüyoruz. Kimsenin insan hakları maskesi takarak gençlerimizi zehirlemesine, aile yapımızı dinamitlemesine müsaade etmeyiz. Hukukun, adaletin savunucusu olması gereken bir kurumun, adeta ahlaksızlığın propaganda merkezine dönüşmesi utanç vericidir. İstanbul Barosunun bu aymaz, bu fütursuzca sergilediği tutumu şiddetle kınıyorum. Türk milleti bu topraklarda kutsallarına, ailesine ve nesline her zaman sahip çıkacaktır.”

Kültürel yozlaşmaya ve inanç değerlerine yönelik organize saldırılara dikkat çeken Sayın Destici, mizah adı altında hiçbir kutsala hakaret edilemeyeceğini vurgulayarak konunun hukuki olarak sonuna kadar takipçisi olacaklarını ilan etti.

“MİZAH YAPABİLİRSİN AMA BENİM KUTSAL KİTABIMLA EĞLENEMEZSİN”

Konuşmasında, sanat ve eğlence maskesi arkasına sığınılarak Müslüman-Türk toplumunun inanç değerlerinin hedef alındığını belirten Sayın Destici, sert eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:

“Dün de Sivas’taki konuşmalarımda şiddetle kınadığım bir husus var. Yeni bir stand-upçı çıkarttılar biliyorsunuz. Bir anda sosyal medyada ve kamuoyunda gündem ettiler, birkaç gün boyunca meşgul ettiler. Bu şer odakları bu konuda çok mahirdirler. Yani özellikle bu inanç düşmanları, ahlak düşmanları, ahlaksızlık savunucuları ve emperyalistlerin maşaları bu parlatma işlerini çok iyi yaparlar. Bakınız, bir insan mizah yapabilir. Stand-up da yapabilir. Siyasileri en ağır şekilde eleştirebilir, toplumdaki çarpık olayları kendi üslubuyla hicvedebilir. Buna hiçbirimiz, hiçbir zaman tek bir kelime dahi söylemeyiz, saygı duyarız. Ama sen benim kutsalıma dokunamazsın! Sen benim kutsal kitabımla, inancımla eğlenemezsin!”

“AÇIKÇA KUR’AN-I KERİM’İ HEDEF ALMIŞTIR, BU ASLA DOĞAÇLAMA DEĞİLDİR”

Söz konusu gösterideki ifadelerin rastgele söylenmediğini, planlı bir provokasyon olduğunu ifade eden Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“O yayınlanan videoda, açık ve net bir şekilde ‘dördüncü kitap’ diye bahsedilen şey nedir? Kur’an-ı Kerim’dir, bunu herkes biliyor. Orada bizzat yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim hedef alınmıştır. Kur’an, Cenabıhak tarafından Cebrail aleyhisselam aracılığıyla Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) indirilen, oradan da bütün insanlığa tebliğ edilen son ilahi kitaptır, son ilahi mesajdır. Milyarlarca Müslüman’ın, hepimizin sarsılmaz inancı budur. Şimdi sen kalkacaksın, bu İslam memleketinde, bu Müslüman toplumun içinde Kur’an’a hakaret edeceksin, Kur’an’ı bir eğlence ve kahkaha malzemesi yapacaksın... Sen kimsin? Senin haddine mi düşmüş bu?

Karşında üç beş yüz kişi toplanmış, sana gülecek, seni alkışlayacak diye bu mukaddesata dil uzatamazsın. Ben zaten karşısında birkaç yüz kişi gülsün diye bunu anlık yaptığını da kesinlikle düşünmüyorum. Bunlar biliyorsunuz önceden özel olarak tezgâhlanır, hazırlanır. Öyle doğaçlama falan olmaz bu stand-up işleri. Günlerce, aylarca çalışılır, ilmek ilmek örülür ve ondan sonra izleyicinin, seyircinin karşısına çıkılır.”

“MÜSLÜMAN-TÜRK TOPLUMUNA ŞIRINGAYLA ENJEKTE EDİLEN BİR HASTALIKTIR”

Bu tür olayların münferit olmadığını, toplumun inanç kalelerini yıkmak isteyen küresel bir projenin parçası olduğunu vurgulayan Sayın Destici, çağrısını ve uyarılarını şu sözlerle tamamladı:

“Bunlar ferdi, kendi kendine gelişen şeyler değil arkadaşlar. Bunlar yüzyıllardır Müslüman-Türk toplumunu inancından, köklü kültüründen, medeniyet değerlerinden koparmak ve uzaklaştırmak için adeta böyle şırınga şırınga toplumun damarlarına enjekte edilen zehirli hastalıklardır. Ama yağma yok! Bu millet, kutsalına dil uzatanlara asla geçit vermemiştir, bundan sonra da vermeyecektir. Bunun hesabını verecek! Türk hukuku, Türk yargısı bunun hesabını o şahıstan soracaktır. Biz de bu davanın ve hukuki sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Bundan sonra da hiç kimsenin, hiçbir karanlık odağın benzer bir saygısızlığa, benzer bir hadsizliğe yeltenmemesini kendilerine şiddetle tavsiye ediyoruz.”

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'nin açıklamalarının tamamı şöyle:

Kıymetli basın mensupları, değerli il başkanım, il yöneticilerimiz, genel merkez yöneticilerimiz, kıymetli kardeşlerim; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyor, hayırlı sabahlar diliyorum. Yeni haftanın sizlere, Sivas’ımıza ve ülkemize hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Dün Sivas’ımızda iki güzel program gerçekleştirdik. Birincisi, hareketimizin pınarı olan Müslüman Türk gençliğinin mayasının yoğrulduğu Alperen Ocakları Vakfımızın Sivas Yeni Hizmet İl binasının açılışını gerçekleştirdik. Öncelikle hayırlı olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Alperen Ocakları, dün orada yaptığımız konuşmada da belirttiğimiz gibi, bin yıldır bu topraklarda varlığını sürdüren, bu topraklara mührünü vuran ve Anadolu’yu bizlere vatan yapan Türk İslam aşkının, ülkünün temsilcisidir; bugünkü temsilcisidir. O gün Anadolu’ya gelenler Hoca Ahmet Yesevi’nin ocağından çıkmış olan gazi Alperenlerdi, dervişlerdi. Bugün Alperenler, Alperen Ocaklarıyla bu misyonu devam ettirmektedirler. Ve Allah’ın izniyle dünya var olduğu sürece, kıyamete kadar da bu topraklarda Alperenlik ruhu ölmeyecektir. Daima güçlü bir şekilde var olacaktır.

SICAK ÇERMİK PROGRAMI VE SİVAS BELEDİYESİNİN HİZMETLERİ

Kıymetli basın mensupları, değerli kardeşlerim; ikinci programımızı akşam Sıcak Çermik’te gerçekleştirdik. Sivas Belediyemizin Sıcak Çermik’te yaptığı muhteşem iyileşmeyi, restorasyonu, yeni hizmet ve eğlence alanlarını yerinde gördük. Hemen hemen her şehri geziyorum Türkiye’de. Gerçekten dün akşam Sıcak Çermik’i gördükten sonra şöyle bir hayal ettim, bir düşündüm: Türkiye’de acaba kaç şehirde böyle bir eser var? Ve böyle bir eser bir şehre kazandırılmış. Çok aklıma gelen bir şey olmadı işin doğrusu. Onun için Sivas Belediyemizi, belediye başkanımızı, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Muhteşem bir eser olmuş Sıcak Çermik gerçekten.

Orada binlerce vatandaşımızla konuştuk. On binlerce insan akşam programa katıldı. Ve hepsiyle yaptığımız görüşmelerde yani karavanla gelenlerden tutun da ailesiyle gelenler, açık havuzlarda yüzenler, akvaparkta eğlenenler, konsere gelenler, kendi aileleriyle piknik yapmaya gelenler, yürüyüş yapmaya gelenler, orada bahçeli evlerde istirahat edenler, gece ailesiyle konaklayanlar; bunların hepsiyle konuştuğumuzda hepsi çok yüksek düzeyde memnuniyetlerini dile getirdiler.

Onun için biz de Sivas Belediyemizin yaptığı bu hizmetlerle gururlandık. Gerçekten gururlandık. Ve orada akşam konser öncesi on binlerce kişiye hitap ettiğimizde bu coşkuyu, bu memnuniyeti de çok üst düzeyde gördük. Bütün vatandaşlarımız yüksek memnuniyet dile getirdiler. Bir tane dahi “Şurası da eksik olmuş, keşke şurada da şöyle bir şey olsaydı.” dahi diyene rastlamadık. Bundan dolayı da büyük memnuniyet duyduk.

Tabii Sivas Belediyemizin hizmetleri sadece Sıcak Çermik’le sınırlı değil. Şehrin içini de gezdiğinizde iki sene öncesiyle bugün arasında dahi büyük farklar görebiliyorsunuz. İnşallah dönem sonu geldiğinde bu farklar daha anlaşılabilir, daha gözükebilir bir seviyeye çıkacaktır. Özellikle Kale Projesi’nin tamamlanmasıyla, Kızılırmak Projesi’nin bu sene birinci etabının tamamlanmasıyla ve bu dönem içerisinde ikinci etabının da tamamlanmasıyla ve diğer hizmetlerle birlikte gerçekten 5 yılın sonunda bu dönemde yapılanlar çok net bir şekilde, çok sarih bir şekilde bütün Sivaslı kardeşlerimiz tarafından, tıpkı dün akşam nasıl Sıcak Çermik büyük bir övgüye mazhar olmuşsa, bu hizmetler de tamamlandığında büyük bir övgüye mazhar olacak ve bunun sonunda da var olan sevgi halesi daha da büyük bir yumak hâline dönüşecektir.

ŞEHİT LİDERİMİZ MUHSİN BAŞKANIMIZ VE HUKUK MÜCADELESİ

Kıymetli kardeşlerim, Büyük Birlik Partisi elbette ki milletine, devletine, ülkesine hizmet için yola çıkmıştır. Şehit liderimiz Muhsin Başkanımızı bir kere daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun. Onunla birlikte şehadete yürüyen arkadaşlarımızı tekrar rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Onların da ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.

17 yıl geçti ama sizler de şahitsiniz. Bir an bile onları unutmadık, unutturmadık ve unutturmayacağız. Sadece unutturmamakla kalmadık, onların hukukunu da ilk günden itibaren yargı içerisinde takip ettik. Dosyaya bu 17 yıllık süreç içerisinde iki kere takipsizlik kararı verildi. Birisi 2014 yılında, birisi 2016 yılında. Her iki takipsizliği de evelallah kaldırttık.

İkinci takipsizliğin kaldırıldığından bugüne kadar yaklaşık 9 senelik süre içerisinde, 8-9 senelik süre içerisinde de yine bu sürecin her aşamasında takipçi olduk. Yeni bir komisyon, bilirkişi heyeti oluşturulmuştu. Bunlar da çalışmalarını tamamlamıştı. Fakat bizim gördüğümüz, edindiğimiz tecrübe, bu işin Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığında dosyanın bir savcı tarafından soruşturulmasıyla netice almanın güç olduğunu biz çok tecrübe ettik. Yani bunu 17 yıllık süreç içerisinde tecrübe ettik.

Daha önce de dosyanın Ankara’ya getirilmesi noktasında müracaatlarımız olmuştu, taleplerimiz olmuştu. Hatta biliyorsunuz bir yönüyle Yargıtay 5. Ceza Dairesinde de bir yargılama süreci gerçekleşmişti. Bu yargılamanın sonunda ceza alanlar oldu, beraat edenler oldu. Ama neticede o daire, Yargıtay, 221 sayfalık bir mütalaa yazmıştı. Zaten bu mütalaayı önüne alıp okuduğunuzda bizim bugüne kadar dile getirdiğimiz şüphelerin hepsinin varlığını da çok açık ve net bir şekilde görebilirsiniz ya da görmekteyiz.

Şimdi gelinen aşamada bizim daha önceki taleplerimiz de elbette ki dikkate alınarak ve bu son dönemde yaptığımız görüşmeler de dikkate alınarak dosya Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yetkisizlik kararı verilerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Şu anda dosyayla ilgili özel bir başsavcı vekili ve üç tane de savcı görevlendirildi. Ve çok hızlı bir şekilde dosya üzerinde çalışmalar başladı.

Biz de bu sürecin de her aşamasının takipçisiyiz. Hem Sayın Adalet Bakanımızla hem hukukçularımız, diğer arkadaşlarla, yetkililerle görüşerek onları bilgilendirmekte, safha safha istenilen bilgileri paylaşmakta ve sürecin bir an önce aydınlatılması noktasında da her türlü destek verilmektedir. Bu süreç yeni bir aşamadır. Hepimizi umutlandırmıştır. Sadece bizi değil, camiamızla birlikte şehitlerimizin ailelerini ve Türk milletini de artık bu dosya aydınlatılacak; bütün şüpheler ortadan kaldırılarak gerçekler ortaya çıkarılacak ve burada hatası, ihmali, özellikle kastı ve kusuru olanlar mutlaka ama mutlaka adalet önünde hesabını verecektir.

Ben tekrar şehitlerimizi, şehit Muhsin Başkanımızı, şehit Erhan Üstündağ’ı, şehit Yüksel Yancı’yı, şehit Murat Çetinkaya’yı ve şehit İsmail Güneş’i, pilot Kaya İstektepe’yi bir kere daha rahmetle yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun inşallah diyorum.

ABD-İRAN ATEŞKESİ VE BÖLGESEL GELİŞMELER

Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım; ABD ile İran ateşkes ilan edip anlaşma sağladıklarını açıkladıklarında da şöyle demiştik: ABD ile varılan anlaşmanın bir güvencesi yoktur. ABD bugün anlaşma imzalar, akşam o anlaşmayı bozabilir. Çünkü bunun hesabını ABD’ye soracak bir güç yok dünyada.

Birleşmiş Milletler mi soracak? NATO mu soracak? Ya da İslam İşbirliği Teşkilatı mı soracak? Ya da Şangay Beşlisi mi soracak? Ya da herhangi bir ülke mi soracak? Yok. Olmadığı için külhanbeyi gibi davranmaktadır ve ABD Başkanı zaten daha önce de ifade ettim, normal birisi değil; ne zaman, nerede, hangi tepkiyi vereceği tahmin edilemeyen birisi. Onun için bu anlaşmanın uzun sürmeyeceği belliydi ve neticede Hürmüz Boğazı’nda bir gemiye isabet eden bir mermi bahane edilerek anlaşma bozuldu ve İran tekrar vurulmaya başlandı.

Onun için burada Amerika Birleşik Devletleri, İsrail’le birlikte, talepleri koşulsuz şartsız kabul edilinceye kadar bu süreci gelgitlerle devam ettirecektir. Çünkü şayet bu anlaşma kalıcı hâle gelseydi İsrail de Lübnan’a saldıramayacaktı. O da anlaşmanın bir parçasıydı. İsrail, Filistin’e saldıramayacaktı. Yeni katliamlar gerçekleştiremeyecekti.

Ben bütün bu süreçlerin İran Silahlı Kuvvetleri tarafından açılan bir ateşin bir gemiye, yük gemisine ya da savaş gemisine birkaç merminin isabet etmesi sebep kılınarak bozulmasını tamamen sudan sebeplerle anlaşmayı bozmak olarak değerlendiriyorum. Çünkü batan gemi yok ortada. Hasar gören gemi yok. Yaralanan, bırak ölmeyi, yaralanan bir tane ABD askeri yok. Ya da başka bir mürettebat yok. Dolayısıyla da çok kolay geçiştirilebilecek bir şey, anlaşmayı bitirme sebebi olarak, İran’ı yeniden bombalama sebebi olarak kullanılmaktadır.

Onun için burada, bu safhada kalıcı bir ateşkes beklemek çok gerçekçi değil. Bunu ateşkes imzalandığı, ilan edildiği, anlaşma imzalandığı günde ifade ettik ve bugün de bu gerçekle bir kez daha yüzleşiyoruz.

EMEKLİ MAAŞLARI VE KÖK MAAŞ UYGULAMASI

Kıymetli basın mensupları, değerli vatandaşlarım; bugün burada dile getirmek istediğim bir diğer husus da Temmuz ayında özellikle emeklilerimizin maaşlarında gerçekleştirilecek artışlardır.

Daha önce de çok kere ifade ettim. Emeklilerimize 2023 Temmuz’unda bir haksızlık yapıldı. Kök maaş denilerek yapılan zam maaşlarına yansımadı. Emeklilerimizin ellerine geçmedi. 2023 Temmuz’unda 7500 lira alıyordu en düşük emekli. Yüzde 25 zam yapıldı, yine 7500 lira aldılar. Çünkü zam kök maaşa yapıldı. Memura verilen 8000 liralık seyyanen zam da emekliye yansıtılmadığı için bir anda emeklinin eline geçen para çalışanın üçte ikisiyken üçte biri seviyesine düştü.

Yani bunu çok sık hatırlatıyorum ve hatırlatmaya devam edeceğim. Çünkü ölçümüz bu. Neye göre bir zam isteyeceğiz? Ocak 2023’te 11 bine 7 bin 500, çalışan emekli en düşük maaşlar; Temmuz 2023’te 22 bine 7 bin 500. Yani bir anda üçte bir. Ve bu oran devam ediyor. Şu anda da 60’a 20 bin. Onun için burada mutlaka ama mutlaka kademeli de olsa bir iyileştirme gerekiyor.

Yani diyelim ki yüzde 20 çıktı enflasyon farkı, o bile gözükmüyor da 17-18’ler seviyesinde tahmin ediliyor. Çünkü henüz Haziran ayı enflasyon rakamları açıklanmadı. 3 Temmuz’da açıklanacak. Farz edelim ki yüzde 20 oldu. Ne olacak? 24 bin lira olacak en düşük emekli maaşı. Bu yeterli mi? Yetersiz. Bu emeklinin yüzünü güldürür mü? Güldürmez. Bu, emekliyi ekonomik anlamda rahatlatır mı? Rahatlatmaz.

Peki kira artışı ne kadar diye baktığınızda, kira artışı bunun en az 10 puan üzerinde. Yani 10 bin liraya kiraya oturuyorsa, kirası yüzde 30 artacak, 13 bin olacak. Ama artışa baktığınızda eline geçecek para ne olacak? Yüzde 20 artmış olacak.

ASGARİ ÜCRET VE ENFLASYON FARKI

İkincisi, asgari ücretlilerimiz. Enflasyonun bu kadar yüksek seyrettiği dönemlerde asgari ücretin yılda bir kere tespit edilmesi asgari ücretliye büyük bir haksızlıktır. Çalışan tüm kesimler, emekliler az ya da çok altı ayda bir en az enflasyon farkı kadar bir maaş artışı alırken asgari ücretlinin bundan mahrum bırakılması büyük bir haksızlık ve adaletsizliktir.

Bir de adı üstünde asgari ücretli yani en düşük maaşı alan kesim. Hâlbuki öncelikli olarak korunması gereken nedir? En düşük maaşı alandır. Alt grup geliridir. En az kazanandır. Bunların korunması gerekir. Bunların maaşlarına zam yapılması gerekir. Özellikle bunların enflasyona ezdirilmemesi gerekir.

Biz bu çağrımızı da yıllardır yapıyoruz. Birkaç yıl bu çağrıya kulak verildi. Temmuz aylarında da Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanarak artışlar verildi ama geçtiğimiz yıl bu yapılmadı ve bu yıl da bu konuda henüz bir açıklama yapılmadı.

Yani bu yapılmadığı zaman altı ay, Ocak’tan bugüne kadar ne kadar enflasyon açıklanacak? Farzımuhal yüzde 18-20 açıklandı. İşte asgari ücretlinin cebindeki para ya da aldığı para bu kadar erimiş demektir.

GIDA FİYATLARI VE PİYASA DENETİMİ

Bir de son olarak bu konuda şunu söyleyeyim: Hayat pahalılığı, özellikle gıda, sebze, meyve fiyatları... Bütün bunlara baktığımız zaman üreticinin satışıyla markette ya da pazar etiketlerinin arasında büyük uçurumlar olduğunu görüyorsunuz. Yani bunu domateste de görüyorsunuz, salatalıkta da görüyorsunuz, çilekte de kirazda da görüyorsunuz, muzda da görüyorsunuz. Et fiyatlarına baktığınız zaman yine tutarsızlıklar görüyorsunuz.

Yani artık devletin ilgili kurumlarının, bakanlıkların bunları mutlaka ama mutlaka kontrol altına alması gerekir. Yani üreticiden 20 liraya çıkan muzun hem de kuru bir kurumun içinde yatan markette 120 liraya satılması kabul edilemez arkadaşlar. Ya da 10 liraya alınan soğanın 40 liraya satılması kabul edilemez. Aynı şey patates için geçerli. Aynı şey salatalık, domates için geçerli. Yani buralara artık vatandaşın tahammülü kalmamıştır.

BASIN MENSUPLARININ SORULARI

YOLSUZLUK İDDİALARI VE YARGI SÜRECİ

Sivas’ta da haber orduna sürenci. Antalya eski belediye başkanı Muhittin Böce’yi Ekrem İmamoğlu’nun kendisinden 15 milyon euro istediğine verdiğini söyledi. Bunun için bir konuyla alakalı bir görüşünüz var mı?

Şimdi bu yargıda olan bir konu. Eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı şu anda tutuklu, cezaevinde. Önce gelini, daha sonra oğlunun ve en sonunda kendinin yeni ifadeleri ortaya çıktı, kamuoyuna yansıdı. Eski İstanbul Güneyşehir Belediye Başkanı’nın kendisinden 15 milyon euro mu dolar mı bir para istediği, bunun 5 milyonunu gönderdiğini, 10 milyonunu da Ekrem İmamoğlu tutuklandığı için gönderemediğini ifade etti.

Bunlar şu anda, bu ifadeler savcının elinde. Dolayısıyla da konu yargıda. Yargıda olan bir konuyla ilgili bizim daha fazla bir şey söylememiz doğru olmaz. Ama şunu söylememiz doğru olur: Bu iddiaların ya da bu itirafların, bu beyanların üzerine mutlaka gidilecektir. Bunlar mutlaka savcılarımız tarafından araştırılmaktadır. Mahkemelerimiz mutlaka bunları yargılayacaktır, yargılamaktadır.

Ve sonuçta da eğer bu tür... İşte Uşak Belediye Başkanı’nın da benzer ifadeleri vardı. Daha önce başka belediye başkanlarının da bu tür ifadeleri yer aldı. Bunların hepsi şu anda yargıya intikal etmiş, zaten yargıda olan dosyalar bunlar. Ama gerçekten eğer bunlar gerçekse çok vahim. Yani bunlar böyle sözlerle de açıklanmayacak derecede vahim iddialar ya da itiraflar.

15 milyon euroyu bir belediye başkanı nasıl öder? Ya da bir belediye başkanı 15 milyon euroyu nasıl ister? Bir kere isteyen, karşıdakinin demek ki bunu verebileceğini, böyle bir imkânı olduğunu düşünüyor, biliyor ya da öngörüyor. Karşıdaki de “Bunun 5 milyon eurosunu hemen gönderdim.” diyor. Peki, sen nereden aldın bu 5 milyon euroyu? Aslında ona da sormak lazım. Sen bu 5 milyon euroyu nereden aldın? Bir kere onu da sormak lazım.

İki, içeri girmeseydi 10 milyon euroyu da gönderecektim diyor. Peki, 10 milyon euroyu nereden alacaktın? Şimdi bunların da ortaya çıkarılması lazım. Demek ki burada gayrimeşru, gayriyasal bir gelir var. Ve bu para kimin parası? Milletin parası. Devletin parası. Beytülmal. Kim bu parayı iç ediyor? Kendi ifadeleriyle Antalya’nın şehri emini dediğiniz, İstanbul’un şehri emini dediğiniz ya da Uşak’ın şehri emini dediğiniz belediye başkanları. Demek ki bu şehriemin sözünü de herkes için kullanmamak gerekiyor.

İSTANBUL BAROSU VE LGBT PANKARTI

İstanbul Barosu tarafından baro hizmet binasından LGBT’yle ilgili asılan bir pankart var. “LGBT hakkı insan hakkıdır.” şeklinde. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Dün de şiddetle kınadınız bu durumları. Birinci baro değil mi?

Evet, evet. Şimdi bu baronun zihniyeti belli zaten. Yani yönetimi belli, yönetimin zihniyeti belli. Bunlar PKK ile Türk ordusu... PKK devleti bölmeye çalışır, terör, teçhiz hareketleri gerçekleştirir. Askerimizi, polisimizi şehit eder. Bunlar PKK’nın safında yer alır. PKK’nın siyasi uzantıları siyasi bölücülük yapar, siyasi bölücülük içeren taleplerde bulunur. Bunlar demin yanında yer alır.

Avrupa Parlamentosu ya da Avrupa Birliği’nin herhangi bir kuruluşu Türkiye aleyhine rapor açıklar, bunlar onların yanında durur. Türkiye Kıbrıs’ta Kıbrıs Rum kesimi ya da Yunanistan’la karşı karşıya gelir, bunlar Rum tezlerinin ve Yunan tezlerinin yanında durur. Bütün bunlar ortadayken bunların biz İslam ahlak ve inancının, Türk kültürünün yanında durmasını beklemek zaten hayalcilik olur.

Yani bunlar evrensellik adı altında, insan hakları adı altında, bireysel hak ve özgürlükler adı altında sapkınlığa sahip çıkmaktadırlar. Ahlaksızlığa sahip çıkmaktadırlar. Tabii o yönetimle birlikte onları oraya seçen on binlerce avukata da sormak gerekir: Siz de aynı düşüncede misiniz, diye onlara da sormak gerekir.

Yeryüzünde, yeryüzü kurulduğundan bugüne kadar; Allah tarafından yaratıldığı ve insanoğlunun dünyaya gönderildiği günden bugüne kadar LGBT artı diye bugün bize özgürlük diye önümüze konulan bu davranışlar bütün dinler tarafından sapkınlık olarak değerlendirilmiştir. Bütün evrensel ahlak öğretileri ya da kuralları tarafından ahlaksızlık olarak nitelendirilmiştir. Bu sadece bizim, Müslümanların nitelendirmesi değildir. Hristiyan âlemi de bunu böyle nitelendirmektedir. Katolik’i de, Ortodoks’u da, Budist’i de yani ne kadar inanç, ne kadar ahlaki yöreti varsa hepsi bunu sapkınlık olarak değerlendirmektedir.

İstanbul Barosu sapkınlığa sahip çıkmıştır. Demek ki bir sapkınlık özentisi taşımaktadırlar.

STAND-UP GÖSTERİSİ VE KUTSAL DEĞERLERE YÖNELİK TEPKİ

Evet. Dün de bahsettim. Mesela yeni bir stand-upçı çıkarttılar. Bir anda meşgul ettiler. Birkaç günde meşgul ettiler böyle. O konuda çok mahirler yani özellikle bu inanç düşmanı, ahlak düşmanı, ahlaksızlık savunucuları, emperyalistlerin maşaları. Çünkü bunlar ferdî şeyler değil. Bunlar yüzyıllardır Müslüman Türk toplumunu inancından, kültüründen koparmak için adeta böyle şırınga şırınga enjekte edilen hastalıklardır.

Birkaç günde böyle parlattılar. Bir stand-upçı diye çıkarttılar. Mizah yapabilir. Stand-up yapabilir. Siyasileri de eleştirebilir. Toplumdaki olayları da hicvedebilir. Buna hiçbirimiz bir şey söylemeyiz. Ama sen benim kutsalıma dokunamazsın, sen benim kutsal kitabımla eğlenemezsin.

Oradaki videoda açık ve net “dördüncü kitap” diye bahsettiği nedir? Kur’an-ı Kerim’dir, açık ve net. Dördüncü kitap dediği Kur’an-ı Kerim’dir. Bizzat Kur’an-ı Kerim’i hedef almıştır. Kur’an, Cenab-ı Hak tarafından Cebrail Aleyhisselam aracılığıyla Peygamber Efendimiz’e, oradan da bütün insanlığa tebliğ edilen son ilahi kitaptır, son ilahi mesajdır. Milyarlarca Müslüman, bizim inancımız budur.

Sen İslam memleketinde, İslam toplumunda Kur’an’a hakaret edemezsin. Kur’an’ı eğlence malzemesi yapamazsın. Sen kimsin? Senin haddine mi bu? Yani karşında birkaç yüz kişi gülecek diye bunu yapamazsın. Ben karşımda birkaç yüz kişi gülsün diye bunu yaptığını da düşünmüyorum. Bunlar biliyorsunuz önceden hazırlanır. Öyle doğaçlama olmaz bu stand-up işleri. Günlerce, aylarca hazırlanır ve ondan sonra izleyicinin ya da seyircinin karşısına çıkılır.

Onun için bunun hesabını verecek. Bunun hesabını verecek. Hukuk bunun hesabını soracak. Bundan sonra da benzer bir şeye yeltenmemesini tavsiye ediyoruz."

Galeri