Yükleniyor...
12 Nisan 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Destici: Türkiye’ye, Cumhurbaşkanı’na ve bu millete gücünüz yetmeyecek

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya Elazığ’dan sert tepki göstererek, “Türkiye’ye, Cumhurbaşkanı’na ve bu millete gücünüz yetmeyecek” dedi. Elazığ İl Kongresine tek liste ile giren mevcut Elazığ İl Başkanımız Sayın Ömer Ertan, kıymetli delegelerimizin oylarıyla yeniden il başkanlığına seçildi. Destici: Türkiye’ye, Cumhurbaşkanı’na ve bu millete gücünüz yetmeyecek

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, Elazığ İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada hem ülke hem dünya gündemini değerlendirdi. Destici, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü saldırıları sert sözlerle eleştirirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve İsrail yönetiminin Türkiye’ye yönelik hadsiz açıklamalarına da Elazığ’dan güçlü tepki gösterdi. Konuşmasında polislerin özlük haklarından emekli maaşlarına, deprem gerçeğinden tarım ve asgari ücret sorununa kadar birçok başlığa değinen Destici, birlik, kardeşlik ve milli duruş vurgusu yaptı.

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin Elazığ İl Kongresi’ne katılarak önemli açıklamalarda bulundu. Kongrede salondaki katılımcıları coşkulu sloganlarla selamlayan Destici, Elazığ’ın Türkiye’nin birliğinin, beraberliğinin ve kardeşliğinin yoğrulduğu kadim şehirlerden biri olduğunu söyledi.

Destici, “Elazığ, Türkiye’nin birliğinin, beraberliğinin, kardeşliğinin harcının yoğrulduğu topraklardan biridir. El Aziz’dir, çünkü değerlidir, çünkü kıymetlidir. Aziz sıfatı değerli olanlara verilir. Onun için bugün burada olmaktan, Elazığ’ın havasını solumaktan, suyunu içmekten ve Elazığlı kardeşlerimizle bir arada olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” dedi.

POLİS HAFTASI MESAJI: “POLİSİMİZİN HAKKI TESLİM EDİLMELİDİR”

Konuşmasının başında Polis Haftası’na değinen Destici, Türk Polis Teşkilatı’nın terörle mücadeleden asayişe, trafikten toplum güvenliğine kadar hayatın her alanında fedakârca görev yaptığını vurguladı.

Polislerin çoğu zaman canları pahasına görev yaptığını belirten Destici, “Polislerimiz terörle mücadelede, asayişte, uyuşturucuyla mücadelede, yasa dışı bahisle mücadelede, çocuklarımızın, gençlerimizin ve kadınlarımızın güvenliğinde büyük bir mücadele veriyor. Polis teşkilatımıza minnettarız. Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi saygıyla anıyorum” ifadelerini kullandı.

15 Temmuz hain darbe girişiminde Gölbaşı Özel Harekât Başkanlığı’nda şehit olan 44 özel harekât polisini de anan Destici, polislerin fazla mesai ve çalışma şartlarıyla ilgili taleplerinin bir an önce karşılanması gerektiğini söyledi.

MECLİS’E ÇAĞRI: “MİLLETVEKİLLERİ GÖREVİNİ YAPMALI”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin son haftalarda yeterli katılım sağlanamadığı için çalışamadığını ifade eden Destici, milletvekillerini görevlerini yerine getirmeye çağırdı.

Destici, “Millet sizi Meclis’te bulunun, milletin ve memleketin hayrına yasa yapın diye gönderdi. Haftada üç gün Meclis açıkken orada bulunmak bütün milletvekillerinin asli görevidir” dedi.

DEPREM GERÇEĞİ VE ELAZIĞ VURGUSU

Türkiye’nin deprem kuşağında bulunduğunu hatırlatan Destici, Elazığ’ın 2020 depreminde büyük bir sınav verdiğini, devletin güçlü müdahalesiyle yaraların sarıldığını söyledi.

Destici, “Elazığ büyük bir deprem yaşadı ama devletimiz hızlı ve güçlü bir şekilde müdahale etti. Bugün baktığınızda o depremin yaralarının büyük ölçüde sarıldığını görüyorsunuz. Bu, devletimizin gücünü ve milletimizin dayanışmasını göstermektedir” diye konuştu.

Birlik ve beraberlik mesajı veren Destici, “Türk milleti bir olduğunda üstesinden gelemeyeceği hiçbir mesele yoktur. Kürt’ü, Türkmen’i, Alevisi, Sünnisi hep birlikte büyük Türk milletiyiz” ifadelerini kullandı.

NETANYAHU KÂBUSU: “SOYKIRIMCI İSRAİL ER YA DA GEÇ BUNUN HESABINI VERECEK”

Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü saldırıları ve İsrail yönetiminin Türkiye’ye yönelik açıklamalarını hedef alan Destici, İsrail’i “terörist devlet” olarak niteledi.

Gazze’de yaşananların açık bir soykırım olduğunu söyleyen Destici, İsrail’in sadece Gazze’de değil, Filistin’in tamamında insanlık dışı bir saldırganlık yürüttüğünü belirtti. Mescid-i Aksa’ya yönelik baskılara da değinen Destici, İsrail’in cuma namazlarını ve bayram namazını engelleyen tavrının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Destici, “Gazze’de yapılanlar ortada. Filistin’de yapılanlar ortada. Mescid-i Aksa’ya yönelik yapılanlar ortada. Bu artık bir devlet davranışı değil, düpedüz terörist bir zihniyetin ortaya koyduğu vahşettir. Netanyahu ve yönetimi, bütün dünyanın gözü önünde insanlığı, hukuku ve vicdanı ayaklar altına almaktadır” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile İsrail Savunma Bakanı Katz’ın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Türkiye’ye yönelik açıklamalarına da sert tepki gösteren Destici, bu saldırıların yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan’a değil, doğrudan Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılmış bir saygısızlık olduğunu ifade etti.

Destici, “Bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na hakaret etmek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hakaret etmektir. Bu milletin tamamına hakarettir. Çünkü Cumhurbaşkanı bu devleti, bu milleti ve ay-yıldızlı al bayrağı temsil etmektedir. Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı’na dil uzatmak kimsenin harcı değildir” diye konuştu.

Elazığ’dan İsrail yönetimine seslenen Destici, “Buradan o hadsizlere, o teröristlere, o soykırımcılara diyoruz ki; siz ne kadar konuşursanız konuşun, ne kadar tehdit ederseniz edin, sizin gücünüz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de onun Cumhurbaşkanı’na da asla yetmeyecektir. Gün gelecek, işlediğiniz suçların hesabını vereceksiniz. Tarih nice zalimler gördü, hepsi geldi geçti. Netanyahu ve benzerleri de yok olup gidecek” ifadelerini kullandı.

Destici, Netanyahu ve İsrail yönetiminin bugün içine düştüğü telaşın, işledikleri suçların ve kaybettikleri meşruiyetin bir göstergesi olduğunu söyledi. İsrail’in saldırgan dilinin, içinde bulunduğu sıkışmışlığın dışa vurumu olduğunu belirten Destici, “Netanyahu ve ekibi bugün bir çıkmazın içindedir. Çırpınışları beyhudedir. Sonunda adalet kazanacak, mazlumların ahı yerde kalmayacaktır” dedi.

GÖRKEM SEVİNDİK ÇIKIŞI: “İSRAİL’E KARŞI DİK DURAN SANATÇILARIMIZA İHTİYAÇ VAR”

Destici, konuşmasında İsrail’in Filistin’deki uygulamalarına tepki gösteren oyuncu Görkem Sevindik’e de özel olarak değindi. Sevindik’in, İsrail’in Filistinli tutuklulara yönelik idam tehdidine karşı ses yükselttiğini hatırlatan Destici, bu duruşun önemli olduğunu söyledi.

Destici, “Sanatçı kardeşimiz Görkem Sevindik, İsrail’in zulmüne karşı sesini yükseltti. İsrail’in bakanı kendisini tehdit etti ama o geri adım atmadı. ‘Sözlerimin arkasındayım’ dedi. İşte biz böyle bir duruşu önemsiyoruz. İsrail’den korkmayan, zalime karşı susmayan sanatçılarımıza ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

Sanat dünyasının da mazlumların yanında açık bir tavır sergilemesi gerektiğini belirten Destici, Görkem Sevindik’in ortaya koyduğu tavrın başkalarına da örnek olması gerektiğini söyledi.

BÖLGEDEKİ KUŞATMA PLANI: “İSRAİL SADECE FİLİSTİN’İ DEĞİL TÜM BÖLGEYİ HEDEF ALIYOR”

Destici, İsrail’in sadece Filistin’e değil, Lübnan’a, Suriye’ye ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik de saldırgan bir siyaset izlediğini belirtti. İsrail’in bölgede kalıcı barışı değil, sürekli çatışma ve kaosu istediğini ifade eden Destici, ABD’nin de bu politikada İsrail’in yanında yer aldığını ifade etti.

İran’a yönelik saldırılara da değinen Destici, İsrail’in ve ABD’nin bölgeyi kendi çıkarlarına göre şekillendirmek istediğini söyledi. İran’ın şu ana kadar ayakta kalmasında en büyük etkenin halkın birlik içinde hareket etmesi olduğunu belirten Destici, Türkiye’nin de iç cephede güçlü kalması gerektiğini vurguladı.

BÜYÜK BİRLİK VURGUSU: “BU MİLLETİN TAMAMININ BİRLİĞİNİ SAVUNUYORUZ”

Konuşmasında sık sık birlik ve beraberlik vurgusu yapan Destici, Büyük Birlik anlayışının sadece belli bir siyasi tabanın değil, milletin tamamının birliği anlamına geldiğini söyledi.

Destici, “Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun kastettiği Büyük Birlik; sadece bir partinin, sadece ülkücülerin ya da sadece Türk milliyetçilerinin birliği değildir. Doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi, Kürt’ü, Türkmen’i, Alevisi, Sünnisi, başı açığı, başı kapalısı bu milletin tamamının birliğidir” dedi.

BAYRAK ÇIKIŞI: “IRAK BAYRAĞIYLA, İSRAİL BAYRAĞIYLA, TERÖR PAÇAVRALARIYLA BU MİLLETE MEYDAN OKUNAMAZ”

Destici, konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti kimliğini taşıyan herkesin ay-yıldızlı al bayrağa sahip çıkması gerektiğini belirterek, başka bayraklarla meydanlara çıkılmasına sert tepki gösterdi.

Özellikle Türk bayrağı yerine başka ülke bayraklarının ya da terör örgütü sembollerinin taşınmasını eleştiren Destici, “Bu ülkenin kimliğini taşıyan, bu ülkenin pasaportunu kullanan, bu ülkenin ekmeğini yiyen birisi meydana indiğinde elinde Türk bayrağı değil de başka bayraklar varsa, Irak bayrağı varsa, İsrail bayrağı varsa, başka bölgesel yapıların bayrakları varsa ya da terör örgütü paçavraları varsa, bunun anlamı çok açıktır. Bu, ‘Ben bu devleti tanımıyorum’ demektir” ifadelerini kullandı.

Destici, ay-yıldızlı bayrağın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ortak değeri olduğunu vurgulayarak, “Bu devlet benim, bu ülke benim, bu bayrak benim diyorsan başımızın üstünde yerin var. Ama Türk bayrağını eline almıyor, onun yerine başka bayraklarla meydan okuyorsan, burada konuşulacak bir sadakatten söz edilemez. Türkiye’de yaşayan herkes önce bu bayrağa saygı duyacaktır” dedi.

Terör, ihanet ve bölücülüğe asla müsamaha gösterilemeyeceğini ifade eden Destici, iyi niyetli ve eşit yurttaşlık temelindeki taleplerin konuşulabileceğini, ancak devlete ve bayrağa açık şekilde mesafe koyan anlayışla uzlaşmanın mümkün olmadığını söyledi.

EMEKLİLER VE ASGARİ ÜCRETLİLER İÇİN ÇAĞRI

Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Destici, emeklilerin yaşadığı maaş adaletsizliğine dikkat çekti. En düşük emekli maaşının mevcut şartlarda yetersiz kaldığını belirten Destici, temmuz ayında anlamlı bir artış yapılması gerektiğini söyledi.

Destici, “En düşük emekli maaşı mutlaka yükseltilmelidir. Çalışanla emekli arasındaki denge bozulmuştur. Bu adaletsizlik düzeltilmelidir” dedi.

Asgari ücretin de yüksek enflasyon karşısında eridiğini ifade eden Destici, temel gıda ve pazar fiyatlarındaki artışların vatandaşı zor durumda bıraktığını söyledi. Akaryakıt zamlarının tüm ürünlere yansıdığını belirten Destici, asgari ücretlinin korunmasının zorunlu olduğunu dile getirdi.

ÇİFTÇİYE VE ÜRETİCİYE DESTEK ÇAĞRISI

Tarım ve hayvancılık sektöründeki maliyet baskısına da değinen Destici, çiftçinin mazot, gübre, ilaç ve yem maliyetleri altında ezildiğini ifade etti.

Destici, çiftçinin kullandığı mazottan KDV ve ÖTV alınmaması gerektiğini belirterek, üreticinin desteklenmesinin Türkiye’nin geleceği açısından zorunlu olduğunu söyledi.

AİLE, KADIN VE NÜFUS VURGUSU

Konuşmasının son bölümünde aile yapısının korunmasına da değinen Destici, evliliklerin desteklenmesi, çalışan kadınların daha fazla korunması ve nüfus artış hızındaki düşüşe karşı önlem alınması gerektiğini belirtti.

Kadın çalışanların hem iş hayatını hem aile hayatını birlikte yürüttüğünü ifade eden Destici, bu nedenle pozitif destek mekanizmalarının artırılması gerektiğini söyledi.

ELAZIĞ İÇİN TEŞVİK VE YATIRIM TALEBİ

Elazığ’ın teşvik sistemi içindeki yerinin korunması gerektiğini ifade eden Destici, kentin en az 10 yıl boyunca 6. bölge teşviklerinden yararlanmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.

Pertek Köprüsü başta olmak üzere Elazığ’ın ihtiyaç duyduğu yatırımların geciktirilmeden tamamlanması gerektiğini de belirten Destici, Ankara’da bu konuların takipçisi olacağını ifade etti.

KONGRE SONUNDA TEŞEKKÜR VE BAŞARI MESAJI

Konuşmasının sonunda Elazığlı vatandaşlara, partililere, kadınlara, gençlere, ilçelerden gelen delegelere ve misafirlere teşekkür eden Destici, mevcut il yönetimine hizmetlerinden dolayı teşekkür etti.

GENEL BAŞKANIMIZ SAYIN MUSTAFA DESTİCİ’NİN KONUŞMASININ TAMAMI

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’nin Elazığ Olağan İl Kongremizde yaptığı konuşmanın tamamı şu şekilde:

Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, sayın milletvekilimiz, AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi il başkanlarımız, Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi temsilcilerimiz, sivil toplum örgütlerimizin kıymetli temsilcileri, şehit ve gazi ailelerimizin dernek başkanları, kıymetli muhtarlarımız ve sizler, yüreği vatan, millet, din, devlet, ezan, bayrak sevgisiyle atan Elazığlı kardeşlerim; sizleri sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Elazığ İl Kongremize hoş geldiniz, şeref verdiniz, diyorum.

Ben de Yazıkonak'la, Kovancılar'la, velhasıl Elazığ'ımızın tümüyle gurur duyuyorum. Elazığ'ın bütünüyle gurur duyuyoruz. Elazığ, Türkiye'nin birliğinin, beraberliğinin, kardeşliğinin harcının yoğrulduğu topraklardan, beldelerden ve şehirlerimizden bir tanesidir.

El Aziz'dir. El Aziz. Tabii buraya El Aziz denmiştir. Neden? Çünkü değerlidir, çünkü kıymetlidir. Aziz sıfatı kimlere verilir? Değerli olanlara verilir. Ne deriz şehitlerimiz için? Aziz şehitlerimiz için deriz. Aziz Türk milleti deriz. Aziz İslam âlemi deriz. Onun için Türkiye'de de bu aziz sıfatına erişmiş olan ilimiz hangisidir? El Aziz'dir, yani Elazığ'dır. Onun için bugün burada olmaktan, sizlerle bir arada bulunmaktan, Elazığ'ın havasını solumaktan, suyunu içmekten, Elazığlı siz kıymetli gakkoşlarla bir arada olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Askerliğimi Sivas'ta yaptım. Ama koğuş arkadaşlarımızın önemli bir kısmı Elazığlıydı. Hele bir Murat Kaya Hoca vardı. Sazıyla sözüyle bizim askerliğimizin çabucak geçmesine, hoş bir şekilde geçmesine vesile oldu. Onun için kendisini de buradan bir kere daha selamlıyorum. Bu salonda mı, yok mu bilmiyorum ama onun da ismini anmış olduk.

POLİS HAFTASI VE POLİS TEŞKİLATININ EMEĞİ

Kıymetli Elazığlı kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; Polis Haftası içerisindeyiz. Hem terörle mücadelede hem asayişte hem trafikte, velhasılı insanın olduğu, hayatın olduğu, devletin olduğu, vatanın olduğu, milletin olduğu her noktada polislerimiz dönem dönem canları pahasına hem terörle mücadele ettiler, şehitler verdiler, gazi oldular. Asayiş olaylarında da öyle. Suçlular karşısında ölümler yaşadılar. Ölümle burun buruna geldiler.

Uyuşturucuyla mücadele, yasa dışı bahisle mücadele, çocuklarımızın, gençlerimizin, kadınlarımızın güvenliği, trafik güvenliği başta olmak üzere hayatımızın her alanında, bizim Türk milletinin güven içinde, sağlıkla, mutlulukla yaşaması için büyük bir mücadele veriyorlar. Onun için polislerimize, polis teşkilatımıza minnettarız. Hepsini sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Gazilerimizi saygıyla selamlıyorum ve terörle mücadele başta olmak üzere hayatın her safhasında mücadele eden tüm polis kardeşlerimize kolaylıklar diliyorum.

En son hatırlayın; 15 Temmuz hain darbe gecesi Gölbaşı Özel Harekât Başkanlığında 44 gencecik kahraman özel harekât polisimiz haince ve kahpece şehit edildi. Onları da unutmadık. Onları da rahmetle ve şükranla iade ediyoruz. Ve diyoruz ki: Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

POLİSLERİN HAKLARI VE MECLİS ÇAĞRISI

Tabii şunu da bu haftada söylememek olmaz. Polislerimizin çalışma saatleriyle ilgili düzenleme talepleri var, haklı talepleri var. Polislerimiz 24 saat aralıksız çalışır. Hatta bazen 48 saat ama bir kuruş mesai almazlar. Ama diğer devlet dairelerinde 1 saat, 2 saat fazla çalışsa mesaisi yazılır. Bir kere polislerimizin bu mesai hakkından faydalanmaları gerekir.

Bununla ilgili yasal düzenlemelerin de Meclisten geçmesi gerekir, diyorum ama son haftalarda bakıyorum; Meclis toplanamıyor. Neden? Altı yüz milletvekili var Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, iki yüz lazım toplanıp kanun çıkartması için. Sadece iki yüz. Bu hafta da geçtiğimiz hafta da bu iki yüz sayısı olmadığı için maalesef Meclis çalışmadı ve başta kadınlarımızın doğum izinlerinin uzatılması meselesi olmak üzere toplumumuzu, halkımızı ilgilendiren yasal teklifleri bir türlü çıkarılamadı.

Onun için Meclisi, milletvekillerimizi görevini yapmaya, haftada 3 gün; salı, çarşamba, perşembe Mecliste bulunmaya Elazığ'dan da davet ediyoruz. Bu çağrımız, iktidarı ile muhalefeti ile bütün gruplaradır. Mecliste temsil edilen bütün siyasi partilerimizedir. Ve milletvekillerimizin her birisinin ayrı ayrı şahsınadır. Milletimiz sizi Mecliste bulunun ve milletin, memleketin hayrına yasa yapın, yasa çıkarın diye göndermiştir. Haftada üç gün, Meclisin açık olduğu günlerde Mecliste bulunmak bütün milletvekillerinin asli görevidir. Sadece genel başkanlar, genel başkan yardımcıları işsüzlükle ve yasayla buradan muaf tutulmuştur. Bunun dışındaki bütün milletvekillerinin namus borcudur, namus borcu.

POLİSİN GÜVENLİĞİ VE DEVLETİN KORUYUCU GÜCÜ

Kıymetli kardeşlerim, polis kardeşlerimizin güvenlikleriyle ilgili çalışma hayatında çatışmaya giriyor, icabında silah çekemiyor. Çatışmaya giriyor, sonunda suçlu ilan ediliyor. Bizzat yaşanmış örnekler var. Terör örgütü eylem yapıyor, polis müdahale ediyor. Havaya sıkmak zorunda kalıyor, kör kurşun gidip birisini buluyor, polis yıllarca hapiste yatıyor, meslekten ihraç ediliyor. Bunlar olmaz. Biz polisimizi de askerimizi de korumalıyız. Biz insanımızı korumalıyız. Milletimizi korumalıyız.

Milletimizi, insanımızı koruyan kim? Elbette önce yüce Allah. Ama sonra devlet. Kimin eliyle? Dış düşmanlara karşı asker eliyle, kahraman ordumuz eliyle; içeride de suçlulara karşı, teröristlere karşı polis ve jandarma eliyle. Onun için polisimize, jandarmamıza, kahraman ordumuza göz bebeğimiz gibi bakacağız ve onların haklı taleplerini asla geri çevirmeden bir an önce yerine getireceğiz.

DEPREM, ELAZIĞ VE DEVLETİN MÜDAHALESİ

Kıymetli kardeşlerim, ülkemiz deprem bölgesi, çok fay hatları var. Elazığ'da onlardan birisi. Dün de Kütahya'da 4.8 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Kütahya başta olmak üzere depremi hisseden bütün illere, bütün vatandaşlarımıza, şahsım ve camiam adına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

2020 yılında Elazığ büyük bir deprem yaşadı. Allah'a şükür ki fazla can kaybı olmadı. Kayıplarımızı bir kez daha rahmetle yâd ediyorum. Biz de o gün buradaydık. Devletimiz çok güçlü, çok hızlı ve güçlü müdahale etti. Ve şu anda baktığınız zaman o depremin bütün yaraları sarılmış vaziyette. Elhamdülillah, 2023 depreminde de o deprem adeta Elazığ'da bir hazırlık olduğu için 2020'deki çok büyük kayıp yaşanmadı, elhamdülillah Elazığ'ımızda. Can kaybı yaşanmadı. Mal kaybı çok yaşanmadı ama 40 binin üzerinde konut yapıldı ve teslim edildi. Bu da devletimizin gücünü, hükûmetin iradesini, Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere Cumhur İttifakı'nın buraya gücünün yansımasını, diğer siyasi partilerimizle bütünleşerek el birliğiyle bu gerçekleştirildi.

İşte bu neyi gösteriyor? Türk milleti bir olduğunda, bizim üstesinden gelemeyeceğimiz bir problemimiz yoktur, olmayacaktır. Birliğimizi, dirliğimizi de kimsenin bozmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz Kürdü, Türkmeni, Alevisi, Sünnisi; hep birlikte büyük Türk milletiyiz ve kıyamete kadar da öyle kalacağız. Cenab-ı Hak Elazığ'ımızı, depremi yaşayan diğer illerimiz başta olmak üzere tüm illerimizi, ülkemizin her bir bölgesini, her bir vatandaşımızı her türlü şerden, kötülüklerden, kazadan, beladan ve doğal afetlerden muhafaza eylesin, inşallah, diyorum.

GAZZE, İSRAİL VE SANATÇILARIN TEPKİSİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli dava arkadaşlarım; dünyada devletler var, bir de adı devlet olup normalde devlet sıfatına yakışmayan. Hani Necip Fazıl Üstat diyor ya, “Sana devlet diyenin yüzüne tüküreyim.” diyor ya bu terörist İsrail için. Şimdi aynen öyle. Gazze'de yaptıkları ortada. Bir soykırım gerçekleştirdi Filistin'in tamamında. En son, biliyorsunuz, Mescid-i Aksa'yı kapattı. Cumaları kıldırmıyor, bayram namazını kıldırmadı. Tam bir terörist ve terör havası estiriyor.

Tabii buna karşı da Türkiye'den sesler yükseldi. Biz de sesimizi yükselttik. Bütün vatansever, milletperver siyasi partilerimiz gibi. Ve o arada bir de dizi oyuncumuz, bir sanatçı arkadaşımız da sesini yükseltti. Kim? Görkem Sevindik. Namıdiğer Kadir Baba. Diziyi takip edenler bilir. Ben de böylece öğrenmiş oldum, bu haber üzerine. Şimdi neye isyan etti? Filistin'deki İsrail'in elindeki masum kadın, çocuk, erkek, yaşlı; tutukladıklarını, esir aldıklarını idam kararı aldı. Görkem Sevindik de buna tepki gösterdi.

Bunun üzerine ne yaptı? İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı tehdit etti onu. Tehdit etti. Fakat Görkem Sevindik, sözlerimin arkasındayım, dedi. İsrail beni korkutamaz, dedi. İşte bizde bu duruşu gösterecek sanatçılar var. Diğerlerine de örnek olmasını istiyorum.

FİLİSTİN ZİYARETİ VE İSRAİL'İN TAKİBİ

İsrail, Gazze'de soykırım yaptı. Filistin'in diğer bölgelerinde yaptı. Gazze'ye gitmiş, oraları görmüş bir kardeşiniz olarak ifade ediyor. Ekibimizle birlikte. Filistin'e de gittik. Batı Şeria'ya, El Halil'e, Eriha'ya, Ramallah'a, bütün buraları da gezdik. Hatta dönüşümüzde İsrail polisi, biliyorsunuz, bizim heyetten bazı arkadaşları gözaltı yaptı. Bana da diyorlar ki, Başkan Bey gitsin, biz bunları sonra göndereceğiz. Ben dedim ki, arkadaşlarımı almadan gitmem. Genel sekreterimize o zamanki dedim ki, siz uçağa geçin. Dedim ki, gerekiyorsa kokpite gir, uçağı kaldırma. Biz arkadaşları alıp geleceğiz. Ve neticede bıraktılar birkaç saat sonra.

Sonra neden bize böyle davranmışlar? Arkadaşlara gözaltı yapmışlar. Rafael Sadi vardı. Şimdi öldü herhâlde, değil mi? Tel Aviv muhabiriydi Hürriyet'in, meşhur. Aynı bu Atina'da da var bir tane, onun gibi meşhur. Bu açıklama yaptı, yazdı Hürriyet'te. Dedi ki, Destici ve arkadaşlarına niye gözaltı yapıldı? Bana yapılmadı da arkadaşlara yapıldı. O öyle yazdı.

Efendim, biz Gazze'ye gitmişiz. Gazze'de Hamas'la görüşmüşüz. Evet. Merhum şehit İsmail Heniyye ile görüştüm orada. O zaman da bombardıman vardı, sığınakta görüştük. Görüşmüşüm. Daha sonra da Kudüs'e gelmişim. İddiaya bak. Kudüs'te onların uzantılarıyla görüşmüşüm. Görüşmedim de görüşebilirim. Yani ben çünkü Hamas'ı terör örgütü olarak görmüyorum. Hamas'ı, Filistinlilerin Gazze bölgesinin resmî seçilmiş bir partisi ve uzun yıllar orayı yönetmiş bir yönetimi. Ama tabii ki 7 Ekim hadisesini tasdik etmiyorum. Onu da yanlış bulduğumu, büyük bir hata olduğunu, kabul edilemez olduğunu da ifade ediyorum. Yanlışı kim yaparsa yapsın, biz yanlışın karşısındayız. Doğru da kimden gelirse gelsin, doğrunun da yanındayız. Yanlışın karşısında, doğrunun yanındayız.

TÜRKİYE’NİN TAVRI VE İSRAİL’E TEPKİ

Şimdi binaenaleyh biz buraya geldiğimizde işte böyle yorumladılar bizim daha sonraki Kudüs ziyaretimizi. Hâlbuki biz Mescid-i Aksa'yı gördük; işte Mevlid gecesiydi. Onu yaşadık güzelce. Miraç Kandili'ni orada idrak ettik. Ama İsrail ne yapıyor? Herkesi takip ediyor. Herkesi. Şimdi bütün katliamları yaptı soykırımcı. Bütün dünya biliyor.

Türkiye tabii İsrail'e karşı Cumhurbaşkanı'yla, hükûmeti, Cumhur İttifakı, diğer siyasi partilerin birkaçı hariç, tamamı; bölücüler hariç, bu Dem Parti hariç, tamamı ne yapıyor? İsrail'e karşı net bir duruş ortaya koyuyor. Mazlumun yanında, kardeşlerimizin yanında.

İran konusunda da öyle. İran'a niye saldırdılar? Amerika niye saldırdı? Terörist İsrail'in kışkırtmasıyla saldırdı. Fakat işin o kadar kolay olmadığını anladılar. Şimdi paçayı kurtarmaya çalışıyorlar. Ama İsrail'i istemiyor. Neden? İsrail istiyor ki burada sürekli savaş olsun, kan olsun, gözyaşı olsun ki onun güvenliğiyle ilgili bir sıkıntı olmasın. O istediği hamleleri yapabilsin. İstediği soykırımı gerçekleştirsin. İstediği yere saldırsın. Bakın, sadece Filistin'e değil, Lübnan'a saldırıyor. Binlerce masum insanı öldürdü. Suriye'de Dürzîleri kışkırtıyor. Şimdi buraya gelirken aldığım haber; Suriye'nin güneyinde Süveyda'da Dürzîlerin lideri, Suriye'den ayrılıp bağımsız bir yapı kurmayı ve İsrail'e katılmayı istediklerini söylüyor. Şimdi bakın coğrafyamızdaki gelişmelere bakın.

Ve bütün bunları yaparken istiyor ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı başta olmak üzere bakanları, siyasi partileri ve halk ses çıkartmasın. Öyle yağma yok. Bu millet, bu büyük Türk milleti haksızlık karşısında asla susmamıştır. Hep zalimin karşısında olmuştur. Mazlumun yanında olmuştur. Tarihte pek çok örneği var. Bir mazluma sahip çıkmak için dünyayı yakmıştır Türk milleti zamanı geldiğinde. Ya da kendisi yanmıştır. Ama mazlumu vermemiştir, mazluma sahip çıkmıştır.

CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK SÖZLERE TEPKİ

Şimdi Türkiye'nin tavrı bu olduğu için ne yapıyor? Önce Netanyahu; katil, terörist, soykırımcı. Netanyahu ne diyor? Cumhurbaşkanımıza hakaret ediyor. Bu ülkenin cumhurbaşkanına hakaret demek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne hakarettir. Bu milletin tamamına hakarettir. Çünkü Cumhurbaşkanı ülkeyi temsil etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Türk milletini ve ay yıldızlı al bayrağı temsil etmektedir. Ona yapılan hakaret bütün Türk milletine yapılmıştır.

Zaten bu hakaretten sonra verilen tepkiler sadece AK Parti ya da Cumhur İttifakı partilerimizden değil, Türkiye'deki hemen hemen bütün siyasi partilerimiz bu hakarete sert bir şekilde cevap vermiştir. Doğru olanı da budur. Peşine İsrail Savunma Bakanı Katz'ın açıklamaları gelmiştir. O da Türkiye'yi ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı hedef almıştır. Oraya başka isimler etiketlemiştir. Neden? Türkiye'nin içinde bir nifak oluşturmak istemektedir. Ama herkes hak ettiği cevabı vermiştir.

Biz de buradan Elazığ'dan, Elazığlı kardeşlerimiz sizlerle birlikte buradan o hadsizlere, o teröristlere, o soykırımcılara diyoruz ki: Siz ne kadar havlarsanız havlayın, sizin gücünüz, kudretiniz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, onun Cumhurbaşkanı'na asla yetmeyecektir ve sonunda layığınızı bulacaksınız.

ZULÜM VE TARİHÎ ADALET

Dünya tarihi çok büyük zalimler görmüştür. Kazıklı Voyvodolar görmüştür. Nemrutlar görmüştür. Çok büyük zalimler görmüştür. Ebu Cehiller görmüştür. Büyük krallar görmüştür. Çok büyük katliamlar yapan. Ama neticede onlar yok olup gitmişlerdir. Adil olanlar kalmıştır. Hak'tan yana olanların isimleri ölümsüzleşmiştir. Öyle değil mi? Tıpkı Hazreti Hüseyin Efendimiz'de Yezid gibi. Yezid yok olup gitmiştir. Bu memlekette bir tane Yezid adı bulamazsınız. Ama Hz. Hüseyin Efendimizin hemen hemen her evde ismine rastlarsınız. Her sülalede ismine rastlarsınız. Çünkü bu millet mazlumu sever ve zalime hep karşıdır. Bundan sonra da karşı olmaya devam edecektir.

Tabii İsrail Başbakanı katil Netanyahu ve Savunma Bakanı Katz'ın bu hadsiz, çirkin açıklamaları, içine düştükleri çukurda debelenmelerinin de bir itirafıdır. Çünkü dönülmez bir noktaya girdiklerinin farkındadırlar. Ve çırpınmaktadırlar. Ama çırpınışları beyhudedir. Sonları mutlaka ama mutlaka boğulacaklar ve yok olup gideceklerdir. Onun için bu çirkin sözlerin sahibi Netenyahu ve Katz'ı lanetliyor, kınıyor ve hak ettiğiniz bela mutlaka başınıza gelecek niyazıyla buradan tepkimizi güçlü bir şekilde sizlerle birlikte dile getiriyoruz.

BÜYÜK BİRLİK ANLAYIŞI

Kıymetli kardeşlerim, birlik önemlidir. Büyük birlik tabii ki daha önemlidir. Her şeyi kucaklar. Şimdi bizim büyük birlikten kastımız, diyor rahmetli Muhsin Başkan, sadece Büyük Birlik Partililerin ya da ülkücülerin, Türk milliyetçilerin birliği değil. Bizim Büyük Birlik'ten kastımız; doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi, Kürdü, Türkmeni, Alevisi, Sünnisi, başı açığı, başı kapalısı, bu milletin tamamının birliğidir. Bu sağlandığı zaman büyük birlik sağlanmış olur. Onun da ötesinde Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kaynaşmış ve birleşmiş Türk İslam Birliği'dir.

BÖLGESEL SAVAŞ RİSKİ VE İRAN ÖRNEĞİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli Elazığlılar, biz Türkiye olarak bölgemizde savaş istemiyoruz. Devletimizin, hükûmetimizin, ittifakımızın attığı bütün adımlar bu yöndedir. Ama maalesef biz istemiyoruz ama İsrail durmuyor, Amerika durmuyor. Neticede işte dün Afganistan, Irak, Yemen, Libya, Suriye; bugün İran. Eğer İran'da da emellerini gerçekleştirirlerse elbette ki kendilerine engel gördükleri, ki bunların içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti de vardır, devletleri hedef alacaklardır. Ülkeleri, milletleri hedef alacaklardır.

Bakın, İran'ı bugün ayakta tutan nedir? Evet, füzeleri kıymetlidir. Savunma taktikleri kıymetlidir. Ama İran'ı bugün ayakta tutan ve savaşta şu ana kadar yenilmesini engelleyen milletinin birliğidir. Savaş başlamadan önce İran'da aylarca süren, biliyorsunuz, ayaklanmalar oldu. Gösteriler oldu. Hatta çok kayıplar yaşandı. Hem iki taraftan da. Ama Amerika ve İsrail saldırınca İran, muhalifiyle rejim yanlısıyla bir yumruk gibi oldu ve en son gördünüz, enerji santralleri, köprüler bombalayacağım dediğinde Amerika, İsrail, hepsi birer canlı kalkan olarak o köprülere gittiler, o enerji santrallerine gittiler. Yani bu ülke bizim, dediler. Yönetimini de biz seçeriz. Siz karışamazsınız, dediler. Rejim değişecekse de biz değiştiririz. Buna Amerika ve İsrail karar veremez, dediler.

İşte bugün İran'ı ayakta tutan, İran'ı şu ana kadar İsrail ve ABD karşısında pes ettirmeyen, hatta ABD ve İsrail'e geri adım attıran işte bu İran halkının duruşudur, millî duruşudur, birlik olmasıdır. Onun için bizim de ihtiyacımız budur. Elhamdülillah bugüne kadar birliğimizi, dirliğimizi kimse bozamamıştır. Bundan sonra da bozamayacaktır.

MİLLÎ BİRLİK VE LİDERLİK

Siyaseten farklı düşündüğümüz konular olabilir. Farklı meselelerde farklı sözler söyleyebiliriz. Farklı yerlerde durabiliriz. Ama devletin varlığı, ülkenin bütünlüğü, milletin birliği olduğu zaman Türk milleti de her zaman bir yerde, bir noktada bir ve beraber olarak durmasını bilmiştir. Bundan sonra da bilecektir. Nasıl Malazgirt'te Alparslan'ın arkasında durduysa, nasıl İstanbul'un fethinde Fatih Sultan Mehmet Han'ın arkasında durduysa, nasıl Kurtuluş Savaşı'nda Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın, Atatürk'ün arkasında durduysa, bundan sonra da Cumhurbaşkanı'nın ve ülkenin seçtiği liderin arkasında durmuştur ve duracaktır.

Onun için biz Büyük Birlik Partisi olarak birlikten, beraberlikten yanayız. Kardeşlikten yanayız. Ama içimizde hainlik yapanlara da fırsat vermeyeceğiz. Müsamaha göstermeyeceğiz. Devletin bu kadar müsamahasına, devletin ve hükûmetin bu kadar alan açmasına rağmen hadsizleşenlere, çirkinleşenlere ve kabul edilemeyecek taleplerde bulunanlara da diyoruz ki aklınızı başınıza alın.

DEVLETE SADAKAT VE BAYRAK VURGUSU

Amerika ve İsrail bugün sizi pohpohlayabilir. Sizi destekler gözükebilir. Size silah verebilir. Size lojistik destek sağlayabilir. Ama işi bittiğinde Saddam'a ne yaptıysa, Kaddafi'ye ne yaptıysa size de onu yapar. Geçmişte Barzanilere ne yaptıysa size de onu yapar. Onun için taşıdığınız Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimliğine, pasaportuna saygı duyacaksınız. Meydanlara indiğinizde ister Nevruz kutlaması adı altında olsun, ister başka programlar adı altında olsun, elinize başka bölgelerin bayraklarını değil, PKK paçavralarını değil, rengini şehitlerimizin kanından alan ay yıldızlı al bayrağı alacaksınız.

Eğer bu ülkenin kimliğini, bu ülkenin pasaportunu taşıyan, hatta milletvekilliği yapan, farklı görevler yapan, bu ülkenin ekmeğini yiyen birisi meydana indiğinde elinde Türk bayrağı değil de başka bir bölgenin bayrağı ya da terör örgütünün bayrakları varsa, teröristlerin fotoğrafları varsa o zaman bu ne demektir? Ben bu devleti tanımıyorum, demektir. Bayrağı eline almayan, ben bu devletin bir vatandaşı olmaktan memnun değilim, en hafif ifadeyle bunu söylüyordur. Başka bir şey ifade etmez bu. Bu çok açık ve nettir.

Onun için siz bunların şu anda istedikleri bütün talepleri bile kabul etseniz, eline Türk bayrağı almayanın kafasında bir tane, bir tane düşünce vardır. Hedefinde, rüyasında, hayalinde o da nedir? Başka bir bayraktır. Başka bir bayrak nedir? Başka bir devlettir. Başka bir devlet nedir? Başka bir ülkedir ve bölünmedir. Bunların nihai derdi bölünmedir. Bunu açık ve net olarak söylüyorum.

TERÖRLE MÜCADELE VE TARİHÎ HAFIZA

Onun için biz yılanın kafasını küçükken maalesef ezmedik. Dönem dönem zafiyetler yaşadık bu terörle mücadele konusunda. Dönem dönem de devlet şefkat elini uzattı. Ama bu el hiçbir zaman öpülmedi. Her zaman ısırıldı. Onun için bunlara karşı bizim artık tecrübemiz daha yüksek. Devlete saygı duymayan, bu ay yıldızlı al bayrağı eline almayan hiç kimseden bu millete, bu devlete hayır gelmez. Bunlarla da barış falan olmaz.

Bunlarla iç cephe güçlendirilmez. Bakın, bu topraklar yaşadı mı bunu 1915’lerde? Bu ülkede bir milyonun üzerinde Ermeni vardı. Sekiz yüz yıl komşuluk yaptık, birlikte yaşadık. Millet-i sadıka. Ne oldu? Vatan ne zaman zor duruma düştü? İlk zor duruma düştüğünde. Bir taraftan Ruslar, bir taraftan Fransızlar; doğudan Ruslar, güneyden Fransızlar, batıdan İngilizler musallat olduğunda ne yaptılar? Hemen işbirliği yaptılar. Ve arkadan vurdular.

Bu topraklar büyük mezalimler yaşadı. Ermeni mezalimleri yaşadı. Ve Allah razı olsun Enver Paşa'dan, Talat Paşa'dan. Ne yaptı? O tehcir kararını aldı. İsrail gibi soykırım yapmadı. Rusya gibi bombalamadı. Balkanlardaki gibi Türklere uygulanan mezalimler olmadı. Tehcir. Memleketin bir tarafından bir tarafına. Eğer o olmasaydı bugün bizim başımızda hâlâ Hınçak, Taşnak, aynı PKK gibi bir de onlar vardı. Asala vardı. Onun için hainle iç cephe güçlendirilmez.

KIRMIZI ÇİZGİ: TERÖR, ŞİDDET VE İHANET

İyi niyetli olanlara bir şey söylemiyorum. Gerçekten Türkiye'de eşit yurttaş olarak yaşamak isteyen, bu noktada da belli hak taleplerinde bulunanlara bir şey demiyorum. Onların her şeyi oturur konuşuruz, orada bir problem yok. Bizim kırmızı çizgimiz terör ve şiddettir. Ve ihanettir. Bu bayrağı, ay yıldızlı al bayrağı, eline almayanla oturup konuşulacak bir şey yoktur. Bayrağı almıyorsa eline, bu devlet benim, bu ülke benim, bu bayrak benim demiyorsa onunla konuşulacak bir şey yoktur.

Ama der ki bu devlet benim, bu ülke benim, bu bayrak benim. Ama kardeşim, benim de şu taleplerim var. Eyvallah, eyvallah. Gel, oturur konuşuruz. Eyvallah. Bizim konuşacağımız hiçbir şey yok. Allah'ın varlığı ve Resulünün risaleti dışında konuşamayacağımız hiçbir şey yok. Ama ihanete asla prim veremeyiz, bunu ifade etmek istiyorum.

BÖLGEDE SAVAŞ VE MÜZAKERE SÜRECİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli Elazığlılar; tabii istiyoruz ki bölgemizde savaş bitsin. Ve Pakistan, Mısır ve Türkiye'nin de ısrarıyla, biliyorsunuz, Pakistan öncülüğünde, Pakistan'da İran ve ABD heyetleri bir araya geldiler. Ama maalesef anlaşmazlık çıktı. İsterdik ki anlaşma çıksın. Ateşkes sürekli olsun. Savaş bitsin. Barış gelsin. Ama maalesef bu olmadı. Neden olmadı? Çünkü İsrail, Amerika'yı kışkırtıyor. İran'ı teslim almak istiyorlar. “Bütün şartlarımızı kabul edeceksin.” diyorlar. İran da haklı olarak bunu kabul etmiyor. Yenilgiyi kabul etmiyor.

Trump, bir zafer kazandım demek istiyor Kasım seçimleri öncesi. Ama ortada bir zafer yok. Ortada aslında bir yenilgi var. Ve hâlâ neyin ısrarını yapıyor? Efendim, nükleer başlık, uranyum zenginleştirilmiş. Yok böyle bir şey. Ha, çalışması var mı? Var. Yapabilir. Bunu denetleyecek olan sen değilsin ki. ABD değil ki, Trump değil ki, İsrail değil ki, İngiltere değil ki. Uluslararası bir dünya atom kurulu var. Bu denetler. Bunun raporlarına göre yaptırım uygulanır ya da uygulanmaz.

Savaş başlamadan önce Uluslararası Atom Kurumu'nun personelinin yüzde yetmişi İran'da çalışıyordu zaten. Yüz personeli varsa yetmişi İran'daydı zaten. Onların böyle bir raporu yok. Onlar böyle bir rapor ortaya koymadılar. Ama dert ne? Dert, kurt kuzuyu yiyecek. Suyun ne taraftan aktığı önemli değil. İran'ın petrolünü alacak. Körfez ülkelerinin petrolünün çoğunu aldı zaten. Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü eline getirecek ve bütün petrolü, o enerjiyi, doğal gazı o yönetecek. Daha da önemlisi, İsrail'in güvenliğini de bu arada sağlama almış olacak. Ama bu sefer hesaplar tutmadı. İnşallah hesapları Hürmüz Boğazı'ndan dönsün. İran'dan dönsün. Suriye'den dönsün. Gazze'den dönsün. Ve Mustafa Kemal Paşa'nın dediği gibi, bölgemize geldikleri gibi gitsinler ve biz de bölgemizde huzur içerisinde, barış içerisinde kardeşçe yaşayalım, diyorum.

EKONOMİ VE EMEKLİ MAAŞLARI

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; gündemdeki bir iki konuyu da kısa kısa söyleyip sözlerimi bitireceğim. Gündemde tabii ne var? Ekonomi var. Vatandaşımızın, sizlerin gündemi. Emeklilerimizin maaş adaletsizliği var. Hiçbir şey söylemeye gerek yok. Sadece iki bilgi vereceğim. Oradan çıkacak. Niye haksızlığa uğradılar emeklilerimiz?

Ocak 2023; en düşük emekli maaşı 7 bin 500. En düşük kamu işçisi ve kamu memuru maaşı da 11 bin. Yani emekli, çalışanın üçte ikisini alıyordu. 11 bin, 7 bin 500. Temmuz'a geldik. Bir anda kamu işçisi ve kamu memuru 21 bin, 22 bin oldu. En düşük emekli 7 bin 500'de kaldı. Niye? Zam kök maaşa yapılmış. Bir de memura verilen 8 bin, emekliye verilmedi. Hâlbuki 2011 Anayasası'na biz destek verirken bizim şartlarımızdan ve anayasa değişikliğinde yer alması gereken konulardan bir tanesi şuydu: Emeklilerin de bu memur toplu sözleşme anlaşmasından yararlanması, faydalanması. Ama maalesef memur emeklilerine bile bu 8 bin lira verilmedi, anayasada olmasına rağmen.

Ve ne oldu? Denge, 3'te 2'den 3'te 1'e düştü. Hâlâ öyle devam ediyor. 60 bin en düşük memur ve kamu işçisi maaşı, 20 bin en düşük emekli maaşı. Yani bu taksim doğru bir taksim değil. Bu taksimi kurt bile yapmaz, kuzulara şah olsa, diyor. Onun için bu taksimin bir an önce adaletli bir şekilde düzeltilmesi gerekiyor ve bu dengenin yeniden sağlanması gerekiyor. Yani memur, çalışan, işçi, kamu memur işçisi üç alıyorsa, emeklisi de iki alacak. Altmış alıyorsa kırk alacak. Hadi kırk veremiyoruz, deprem oldu, savaş var; otuz, otuz ya otuz. Bir on bin mutlaka ama mutlaka bu Temmuz'da en düşük emekli maaşına çıkarılması, çıkarılması gerekiyor.

ASGARİ ÜCRET VE PAZAR FİYATLARI

Asgari ücret, asgari ücret. Enflasyon hâlâ yüksek seyrediyor. Bir yıl boyunca bu asgari ücretli nasıl dayanacak ocağa kadar? Yahu, yeşil biber pazarda beş yüz liraya satılıyor ya. Soğan doksan liraya satılıyor Ankara'da. Buralarda biraz daha ucuzdur belki. Kabak iki yüz liraya satılıyor. Ve bunların tarladan... Geçen hafta da biz Antalya İl Kongresi'ndeydik. Şurada Ziraat Odası Başkanı oturuyordu. Aynı zamanda üretici. Şurada da Hal Başkanı oturuyordu. Dedim ki, kaça sattın biberi? Elli liraya sattım, dedi. Kaça? Sen, dedim, elli liraya aldın hâlciye. Kaça sattın? Ben de yüze sattım, dedi. Bak, o da çok yüksek. Yüzde yüz kâr olur mu ya komisyon?

Pazarda hanıma sordum. Ne yaptın? Pazar nasıldı, dedim. En pahalısı yeşil biber, dedi. Kaç lira? Beş yüz lira. İki yüz elli gram aldım, dedi. Elli liraya çiftçiden çıkan, pazarda beş yüz lira. Altı buçuk liraya almış denetimde meydana çıktı soğanı bir market, zincir market. İki buçuk lira da masrafı var. Dokuz lira. Etiket doksan lira. Buna biz dur dememiz lazım artık. Yani bu işin sorumluları buna dur demesi lazım. Vatandaşın canını yakarsan, vatandaş da sandıkta senin canını yakar. Onun için vatandaşımızın canı yanmasın, buna asla müsaade edilmesin.

Ve asgari ücret, dediğim gibi, eridi, eridi. Mazota her gün zam geliyor savaştan dolayı. Her gün. Asgari ekmeğe zam geldi. Yüzde yirmi beş. O zaman asgari ücretlimizi de en az, en az yüzde otuz seviyesinde, yani bu artan... Çünkü akaryakıta, mazota, benzine zam geldi miydi, o zam olduğu gibi gıdaya geliyor, diğer ürünlere geliyor. Olduğu gibi geliyor. İşte onun için asgari ücretliyi de mutlaka korumak zorundayız.

ÇİFTÇİ, ÜRETİM VE VERGİ ADALETİ

Çiftçimiz, köylümüz. Şimdi mazota zam gelince ne oldu? Gübre de kimyasal ham maddesi, tohum da öyle, ilaç. Çiftçinin kullandığı mazot traktördeki... Bunlar... Çiftçi... Ürün fiyatları eskisi gibi değil. 3-4 sene geçtiğimiz güzel para kazandı çiftçiler. Ben de kısmen çiftçilik yapıyorum. Biliyorum ama şu anda öyle değil. Şu anda durum zor. Onun için tam şu anda, Ekim'de ekimler yapıldı. Nisan yağmurları iyi, kış güzel geçti. Ama çiftçimizin bu gübre konusunda, ilaç konusunda, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımızın da yem konusunda ciddi anlamda desteklenmesi gerekiyor.

Bir kere bu mazotta, çiftçinin kullandığı mazotta KDV, ÖTV'nin kesinlikle alınmaması gerekiyor. Üretiyor adam ya, üretiyor. Üretiyor, üretiyor. Üretsin, satsın, sattığı maldan al kardeşim, kazanıyorsa. Zaten vergi sistemi de böyle olması lazım. Adaletli vergi sistemi. Çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan vergi almayacaksın. Bu kadar basit.

Şimdi gerçi yastık altındakilere de göz dikildi. Onlar bu milletin güvencesi, güvencesi. Çocuğunun düğün parası, çocuğu ev alırken ona yardım parası, çocuğunun okul parası. Onları da milletin elinden alırsanız millet yarın çocuğunu evlendirecek para da bulamaz. Erir gider. Bankalarda erir gider, heba olur.

AİLE, NÜFUS VE KADINLARIN ÇALIŞMA HAYATI

Bak, en çok neden şikâyet ediyoruz? Evlilikler azalıyor, boşanmalar artıyor. Çocuk sayımız habire aşağıya gidiyor. Biz en çok nüfusumuzla, gücümüzle, genç nüfusun yüksek olmasıyla övünüyorduk. Avrupa'nın genç nüfusu en yüksek ülkesiyiz. En büyük zenginlik bu. Şu anda nüfusu aşağı giden, nesli tükenen ilk beş ülke arasındayız. Hızla. Onun için evlilikleri desteklemeliyiz. Aileyi desteklemeliyiz.

Daha önce de söyledim, yine söylüyorum. Yani kamuda özellikle evli olanları, çocuklu olanları desteklemeliyiz. Çalışan kadınlarımızı desteklemeliyiz. Israrla söylüyoruz. Çalışma hayatında kadınlarımız işe bir saat geç gitmeli, bir saat erken çıkmalı, diyoruz. Çünkü aynı zamanda bir de yuva idare ediyor, yuvayı çeviriyor. Onun için biz bütün bunları yapmak için ne yapmak zorundayız? Vatandaşımızın refahını artırmalıyız. Refahını, yani zenginleştirmeliyiz. Onun için de üreteni desteklemekten başka çaremiz yok. Üreteni destekleyeceğiz. Çiftçiyi destekleyeceğiz, sanayiciyi destekleyeceğiz, üreteni destekleyeceğiz.

ELAZIĞ’A TEŞVİKLER VE ALTYAPI TALEPLERİ

Bu kapsamda Elazığ'ımız şimdi altıncı bölgede destek ve teşvikler bakımından ama bu süreli bir şey, uzatılıyor. Elazığ'ımızın bu altıncı bölgede bulunması en azından on yıl bir kere garanti altına alınmalı. On yıl sonra bakılmalı. Gerçekten ihracatında yükselme var mı? Sanayisi gelişmiş mi? Vatandaşının gelir payı yükselmiş mi? Gelir düzeyi... O zaman ne yapmak lazım? Ona göre yeniden değerlendirmek lazım.

Evet. Pertek Köprüsü hâlâ niye yapılmıyor, anlamış değiliz yani. Bir an önce yapılması lazım. Yani bu tür yapıların, ihtiyaçların bir an önce tamamlanması lazım. Ben de ödevimi alıyorum buradan Elazığ'la ilgili. İnşallah bunların Ankara'da da takipçisi olacağım. Hep beraber el ele vereceğiz. Elazığ'ımızı kalkındırmak için, güçlendirmek için, Elazığlıların refahı için birlikte çalışacağız, inşallah, diyorum.

Evet, bu duygu ve düşüncelerle sizleri, siz kıymetli vatandaşlarımızı, bu salonu dolduran siz kıymetli Elazığlı kardeşlerimizi, misafirlerimizi, hanımefendileri, gençlerimizi, Kovancılar'dan, Yazıkonak'tan, diğer ilçelerimizden, kongremizi şereflendiren merkezden Elazığlı kardeşlerimizi, çevre illerden gelen arkadaşlarımızı ve bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı bir kez daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Ömer Ertan kardeşime bugüne kadar hizmetleri için yönetimiyle birlikte teşekkür ediyorum.  Bugün tek liste olarak kongreye gidiliyor. İnşallah delegelerimizin desteğiyle tekrar seçilecek ve başarılı bir şekilde görevini devam edecek. Şimdiden yönetim kuruluyla birlikte tebrik ediyor, başarılar diliyorum. Sağ olun, var olun. Allah'a emanet olun.

Galeri