Yükleniyor...
18 Mart 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Genel Başkanımız Sayın Destici'den gündem değerlendirmesi

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, haftalık basın toplantımızda ülke ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Toplantı sonrası Sayın Genel Başkanımız, "Kahramanmaraş İl Başkanı" olarak görevi tevdi edilen Sayın Muhammet Günkut’a rozetini taktı. Genel Başkanımız Sayın Destici'den gündem değerlendirmesi

Büyük Birlik Partisi (Büyük Birlik) Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısına, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünü anarak başladı.

Sayın Destici, Çanakkale Zaferi’nin Türk milletinin tarihindeki en büyük destanlardan biri olduğunu belirterek, bunun ilk mücadele ya da ilk zafer olmadığını ancak emperyalizme karşı verilen en büyük direnişlerden biri olduğunu ifade etti.

“Çanakkale Zaferi, bir milletin onurunu, şerefini, namusunu ve bağımsızlığını kanının son damlasına kadar zamanının en güçlü ordularına karşı nasıl savunduğunu tüm dünyaya gösteren eşsiz bir destandır” diyen Sayın Destici, bu zaferin umudun tükendiği yerde imanın, gücün bittiği yerde azmin ve silahın sustuğu yerde yüreğin nasıl ayağa kalktığını ispatladığını söyledi.

Çanakkale’de toprağın her karışının şehit kanıyla sulandığını vurgulayan Sayın Destici, bu mücadelenin bir milletin yeniden dirilişinin dönüm noktası olduğunu ifade etti.

“Zaferin şeref payı ne bir kişiye ne de bir zümreye aittir. Bu zafer bütünüyle Müslüman Türk milletinin zaferidir” diyen Sayın Destici, Çanakkale’de pazarlık değil, bir milletin var olma iradesinin ortaya konulduğunu söyledi.

“BUGÜN DE AYNI KARARLILIKLA DİMDİK DURACAĞIZ”

Sayın Destici, Çanakkale’de gösterilen direniş ruhunun bugün de Türkiye’nin birliğine ve bağımsızlığına yönelik tehditlere karşı sürdürüleceğini belirtti.

“Dün Çanakkale’de yedi düvele karşı nasıl dimdik durduysak, bugün de aynı kararlılıkla durmaya devam edeceğiz” diyen Sayın Destici, bölücü ve emperyalist planlara karşı tavırlarının değişmeyeceğini ifade etti.

TÜRKİYE’NİN ÇEVRESİNDE ARTAN JEOPOLİTİK RİSKLER

Konuşmasının devamında küresel ve bölgesel gelişmelere değinen Sayın Destici, İran’a yönelik baskıların yalnızca bu ülkeyi değil tüm bölgeyi etkilediğini söyledi.

Avrupa’nın Rusya’ya yönelik güvenlik kaygıları ve İsrail’in yayılmacı politikalarının yeni gerilim hatları oluşturduğunu belirten Sayın Destici, Orta Doğu’nun Suriye’den Lübnan’a, Libya’dan Mısır’a kadar krizlerle yıprandığını ifade etti.

Bu tablo karşısında Türkiye’nin doğusunda, güneyinde ve kuzeyinde artan risklere dikkat çeken Sayın Destici, Kıbrıs, Ege ve Trakya hattının stratejik öneminin daha da arttığını söyledi.

“TÜRKİYE DENGE UNSURU, DOĞU AKDENİZ KRİTİK ALAN”

Sayın Destici, Türkiye’nin geniş bir risk coğrafyasında hem oyun kurucu hem de risk yönetici rol üstlendiğini belirtti.

İran merkezli gerilimin Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan yeni kırılma hatları oluşturabileceğini ifade eden Sayın Destici, Türkiye’nin bu süreçte denge unsuru olarak hareket ettiğini söyledi.

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın bu gelişmelerin merkezinde olduğunu belirten Sayın Destici, bölgedeki askeri yoğunluğun sıradan olmadığını vurguladı.

“KIBRIS TÜRKİYE’NİN KALBİDİR, TAVİZ VERİLEMEZ”

ABD, Fransa, İngiltere ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki askeri varlığına dikkat çeken Sayın Destici, bu durumun güç rekabetinin arttığını gösterdiğini söyledi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin maksimalist taleplerine zemin oluşabileceğini ifade eden Sayın Destici, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını daraltmaya yönelik girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.

“Kıbrıs meselesi yalnızca bir dış politika başlığı değildir, Türkiye’nin güvenlik mimarisinin temel taşlarından biridir” diyen Sayın Destici, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

“Kıbrıs Türkiye’nin kalbidir. Üzerinde bir tek Kıbrıslı Türk yaşamasa dahi Türkiye için hayati öneme sahiptir” ifadelerini kullanan Sayın Destici, Mavi Vatan’da verilecek en küçük kaybın dahi kabul edilemez olduğunu söyledi.

TERÖRLE MÜCADELEDE NET TAVIR: “SİLAH BIRAKILMADAN SÜREÇ OLMAZ”

PKK ve türevlerinin Türkiye için tehdit olmaya devam ettiğini belirten Sayın Destici, terör örgütünün taleplerinin dayatılmasına karşı çıktı.

“Silah bırakılmadan, faaliyetler tamamen sonlandırılmadan ve örgüt kendini feshetmeden ikinci bir aşama söz konusu olamaz” diyen Sayın Destici, Türkiye’nin pazarlık yapmayacağını vurguladı.

Devletin gerektiğinde caydırıcılığını ortaya koyması gerektiğini ifade eden Sayın Destici, “Kırmızı çizgilerimiz asla tartışmaya açık değildir” dedi.

EMEKLİLER İÇİN KADEMELİ ARTIŞ ÖNERİSİ

Sayın Destici, emeklilerin yaşadığı ekonomik kayıplara da değinerek, maaşlar arasındaki dengenin bozulduğunu söyledi.

2023 yılında emekli maaşlarının çalışan maaşlarının üçte ikisi seviyesinde olduğunu, bugün ise üçte bire düştüğünü belirten Sayın Destici, bu durumun düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.

Kademeli artış öneren Sayın Destici, 2027 yılına kadar eski dengenin yeniden sağlanması gerektiğini söyledi.

Bayram ikramiyelerinin de enflasyon oranında artırılması gerektiğini belirten Sayın Destici, en azından bir yıllık enflasyon farkının verilmesi çağrısında bulundu.

RAMAZAN BAYRAMI MESAJI: “BAYRAMLAR EN ÇOK ÇOCUKLARA AİTTİR”

Ramazan Bayramı dolayısıyla mesaj veren Sayın Destici, bayramların en çok çocukların sevinciyle anlam kazandığını ifade etti.

Ancak Filistin, Gazze, Yemen, Afrika, Suriye, Lübnan ve İran’da yaşanan acıların bayram sevincini gölgelediğini belirten Sayın Destici, özellikle çocuk ölümlerine dikkat çekti.

“Bölgemizin kaynaklarını yağmalayan, hiçbir insanî değer tanımayan küresel güçler acıya ve gözyaşına neden olmaktadır” diyen Sayın Destici, bu zulümlerin bir gün mutlaka hesap vereceğini söyledi.

İslam dünyasına birlik çağrısı yapan Sayın Destici, yaşanan sorunların ancak dayanışma ile aşılabileceğini vurguladı.

“Ramazan Bayramı’nın ülkemize, milletimize, Türk ve İslam coğrafyasına ve tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesini Cenabıhak’tan niyaz ediyorum” diyen Sayın Destici, bayram tebriğiyle konuşmasını tamamladı.

GENEL BAŞKANIMIZIN KONUŞMA METNİ

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’nin konuşmasının tamamı şu şekilde:

Değerli vatandaşlarım, kıymetli basın mensupları; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Bir haftalık olağan basın toplantımıza daha hoş geldiniz, şeref verdiniz, diyorum.

Mübarek Ramazan ayı içerisinde gerçekleştirdiğimiz son basın toplantımızı yapıyoruz. Öncelikle son günlerini idrak ettiğimiz mübarek Ramazan ayının, bir kez daha aziz milletimize ve tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.

18 MART ŞEHİTLER GÜNÜ VE ÇANAKKALE ZAFERİ

Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, aziz milletim; tabii bugün bizim için, Türk milleti için çok değerli, anlamlı ve kutlu bir gün.

Onun için toplantımızın başında, necip Türk milletinin tarihindeki en büyük destanlardan, zaferlerden birisi olan 18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Zaferi'nin 111. yıl dönümünü yâd ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Kıymetli kardeşlerim, Çanakkale Savaşı, Çanakkale Zaferi, aziz Türk milletinin verdiği ilk mücadele değildir ya da ilk zafer değildir. Ancak dünyada emperyalizme karşı verilen en büyük ve en önemli direnişlerden ve en büyük zaferlerden birisidir. Çanakkale Zaferi, bir milletin onurunu, şerefini, namusunu, bağımsızlığını, kanının son damlasına kadar zamanının en güçlü düşmanlarına ve askerî güçlerine karşı nasıl savunduğunu tüm dünyaya gösteren eşsiz bir destandır.

Çanakkale'nin kahramanları, umudun tükendiği yerde imanın, gücün bittiği yerde azmin, silahın sustuğu yerde ise yüreğin nasıl ayağa kalktığını tüm dünyaya göstermiş ve ispat etmiştir. Metrekareye binlerce merminin düştüğü, toprağın her karışının şehit kanlarıyla sulandığı o büyük mücadele, bir toplumun milletleştiği, bir milletin ise yeniden dirildiği tarihî bir dönüm noktası olmuştur.

Bugün Çanakkale Zaferi'mizin 111. yıl dönümünü büyük bir gurur, derin bir minnet ve sarsılmaz bir inançla kutluyoruz.

Bu mukaddes vatanın, bu aziz vatanın korunması, bayrağımızın ilelebet dalgalanması için verilen o büyük mücadeleyi milletçe doğru idrak etmek ve bu şuuru gelecek nesillerimize aktarmak bizlere düşen en büyük sorumluluktur. Bu, bizlere bu vatanı emanet eden ecdadımıza da olan bir borcumuzdur.

Unutulmamalıdır ki bu zaferin şeref payı ne bir kişiye ne de bir zümreye aittir. Bu zafer tümüyle Müslüman Türk milletinin zaferidir.

Çanakkale'de hesap yoktur, pazarlık yoktur. Orada bir milletin var olma iradesi vardır; orada gerektiğinde ölümü göze alarak bağımsızlığı seçen bir ruh vardır. O da necip Türk milletinin iman ruhudur, İslam ruhudur, Türklük ruhudur. 

Dün Çanakkale'de yedi düvele karşı nasıl dimdik durduysak bugün de ülkemizin birliğine, bütünlüğüne, bağımsızlığına kasteden her türlü tehdide karşı aynı kararlılıkla durmaya devam edeceğiz.

Bölenlere, böldürmek isteyenlere ve her türlü emperyal hesaplara karşı duruşumuz nettir ve asla değişmeyecektir. Bizlere düşen görev, bu toprakları bizlere vatan kılan şehitlerimizi asla unutmamak, onların emanetine sahip çıkmak ve bu büyük destanı gelecek nesillere eksiksiz bir şekilde aktarmaktır.

Bu vesileyle bir kez daha 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi'nin 111. yıl dönümünde aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.

Ruhları şad olsun, mekânları cennet, makamları âli olsun. 18 Mart Çanakkale Zaferi'miz kutlu olsun, Türk milleti var olsun.

BÖLGESEL GERİLİMLER VE TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK KONUMU

Kıymetli basın mensupları, değerli vatandaşlarım; İran'a yönelik küresel ölçekte yürütülen kuşatma ve yıpratma süreci yalnızca ülkemizi değil, tüm bölgesel dengeleri etkileyen ciddi dalgalanmalar üretmektedir. Avrupa'nın Rusya'ya yönelik güvenlik kaygılarıyla İsrail'in çevre ülkeleri tehdit edişi ve yayılmacı politikalar izlemesi, yeni yeni gerilim hatları oluşturmaktadır.

Orta Doğu; Suriye'den Lübnan'a, Libya'dan Mısır'a kadar uzun süredir devam eden krizlerin yoğunluğunu ve yorgunluğunu yaşamaktadır. Böylesine yıpranmış bir coğrafyada, dış müdahalelerle beslenen istikrarsızlık döngüsünün yeniden üretildiğini görmekteyiz.

Kıymetli arkadaşlarım, bu tabloya Türkiye açısından ve Türk milleti açısından baktığımızda, doğumuzda, güneyimizde ve kuzeyimizde yoğunlaşan jeopolitik risklerin arttığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Bu nedenle Kıbrıs, Ege ve Trakya hattının stratejik önemi her zamankinden daha kritik bir hâle gelmiştir.

Türkiye böylesine geniş bir risk haritası üzerinde hem oyun kurmak hem de askerî riskleri yönetmek gibi zorlu bir sorumluluğu üstlenmek zorundadır. İran merkezli gerilim yalnızca İran'ı hedef almamaktadır.

Afganistan-Pakistan hattından başlayarak Körfez üzerinden ta Kuzey Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yeni kırılma hatları ve problem alanları oluşturma potansiyelini de taşımaktadır. İşte Türkiye bu karmaşık tabloda adeta bir denge unsuru olarak hareket etmekte, bölgesel istikrarın korunmasında kritik bir rol üstlenmektedir.

DOĞU AKDENİZ VE KIBRIS

Sayın basın mensupları, değerli kardeşlerim; tüm bu gelişmelerin merkezinde ise Doğu Akdeniz ve Kıbrıs vardır. Bugün Kıbrıs açıklarında gözlemlenen askerî yoğunluk, sıradan bir güvenlik tedbiri olarak asla değerlendirilemez.

ABD'den Fransa'ya, İngiltere'den Yunanistan'a kadar birçok ülkenin bölgeye konuşlandırdığı deniz ve hava unsurları, Doğu Akdeniz'in giderek daha büyük bir güç rekabeti alanına dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin maksimalist taleplerini ve küstahlıklarını daha ileriye taşıyabilecek bir zemini de, bir süreci de beraberinde getirmektedir.

Tüm dünyanın dikkati İran üzerindeyken Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin deniz yetki alanlarını daraltmaya yönelik hamlelerin hız kazanması ihtimali dikkatli bir şekilde gözlemlenmeli ve değerlendirilmelidir. Olası bir kriz ortamında Kıbrıs çevresinde 12 mil dayatmaları ve buna eşlik edecek enerji hamleleriyle yeni fiilî durumların oluşturulması riski asla göz ardı edilmemelidir.

Kıymetli kardeşlerim, bu süreçte Kıbrıs ve Trakya'nın fırsatçılıkla şekillenen girişimlere konu edilmesi ihtimali ciddiyetle ele alınmalıdır. Kıbrıs meselesi artık yalnızca bir dış politika başlığı değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin geniş jeopolitik güvenlik mimarisinin temel taşlarından birisidir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığı, Anadolu'dan Balkanlar'a ve Kafkasya'ya uzanan geniş bir güvenlik hattının çok önemli, çok mühim bir parçasıdır.

Bu nedenle mevcut statünün daha ileriye dönük bir stratejik çerçeve ile güçlendirilmesi bir tercih değil, bize göre bir gereklilik, hatta bir zorunluluktur. Türkiye'nin millî güvenlik hassasiyetleri yalnızca kendi sınırlarından ibaret değildir.

Çevresindeki geniş coğrafya için de yön belirleyici bir nitelik taşımaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti stratejik açıdan bir zorunluluk, tarihsel açıdan ise vazgeçilmez ve asla vazgeçemeyeceğimiz bir gerçekliktir.

İran Savaşı bahane edilerek Doğu Akdeniz'de dönen sinsi işler ve yapılan askerî yığınaklar aslında bir çeşit Türkiye'nin geleceğini ipotek alma girişimidir. Unutulmamalıdır ki Kıbrıs Türkiye'nin kalbidir.

Üzerinde bir tek dahi Kıbrıslı Türk yaşamasa, Türkiye için hayati bir kara parçasıdır. Kıbrıs meselesinde sessizlik ve gecikme sadece Ada Türklerine değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığına ve jeopolitik geleceğine ağır faturalar çıkarır.

Allah korusun, adadaki egemenlik haklarımız zarar görürse Ege ve Anadolu da kısmen savunmasız kalır. Unutmayalım, mavi vatanda verilecek tek bir kayıp gelecek nesillerin enerjisini ve özgürlüğünü ortadan kaldırmak anlamına gelir.

Doğu Akdeniz'deki haklarımızı, fiilî haklarımızı ortadan kaldırmaya yönelik her sinsi ve hasmâne hamleye karşı her zamankinden daha fazla dikkatli olmak zorundayız ve gerekli adımları da gecikmeden atmalıyız. Tıpkı ana vatan gibi mavi vatan da onurumuzdur ve asla paylaşılamaz ve taviz verilemez.

TERÖRLE MÜCADELE VE KIRMIZI ÇİZGİLER

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; PKK ve tüm türevleri bugün hâlâ milletimiz için açık bir tehdit olmaya devam etmektedir. Bu gerçeği görmezden gelen hiçbir yaklaşımın ne sahada ne de masada karşılığı yoktur.

Gelinen noktada PKK uzantısı terör örgütünün taleplerini dayatır hâle geldiğini ibretle izliyoruz. Tırnak içerisinde “İstediğimiz yasal düzenlemeler yapılmazsa süreç biter.” tehdidi...

Aslında kimin neyin adına konuştuğunu, kimin neyi amaçladığını açıkça ve çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Biz de buradan açık ve net söylüyoruz:

Terör örgütü tüm unsurlarıyla silah bırakmadan, yurt içinde ve dışarıda faaliyetlerini tamamen sonlandırmadan, kendini fiilen feshettiğini somut bir şekilde ortaya koymadan bu süreçte ikinci bir aşamadan söz etmek dahi mümkün olmamalıdır. Böyle bir adım milletimizin aklıyla alay etmekten başka bir şey değildir.

Bugün artık şunu çok iyi biliyoruz: Terör örgütü ve arkasındaki odaklar Türkiye'yi sıkıştırarak, baskı altına alarak masadan mümkün olan en büyük tavizi koparma hesabı yapmaktadırlar.

Özellikle anayasa gibi hayati meseleler üzerinden, ne alırsak, daha doğrusu ne koparırsak kârdır anlayışıyla hareket ettikleri gün gibi ortadadır. Ancak herkes bilmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti bir pazarlık masası değildir ve asla olmayacaktır ve olmamalıdır.

Türk milletinin egemenliği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı, ülkesi ve milletinin birliği hiçbir şart altında asla müzakere konusu yapılamaz. Silah bırakılmadan, tehdit tamamen ortadan kalkmadan, terör örgütünün varlığı sona ermeden yürütülecek her ısrar millî güvenliğimizi zafiyete uğratır, egemenlik haklarımızı da tartışılır hâle getirir.

Tehditle, şantajla, dayatmayla sonuç alamayacaklarını herkes çok net bir şekilde bilmelidir. Gerek siyasi irade gerekse bürokratik kapasite, devletimizin kudretini, kararlılığını ve caydırıcılığını her düzeyde hissettirmelidir.

Türkiye gerektiğinde demir yumruğunu göstermesini de bilmelidir. Evet, kırmızı çizgilerimiz vardır ve o çizgiler asla ve kat'a tartışmaya açık değildir.

EMEKLİLERİN HAK KAYBI VE BAYRAM İKRAMİYESİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; bir paragraf da emeklilerimizle ilgili açmak istiyorum. Daha önce de hemen hemen her toplantımızda emeklilerimizle ilgili düşüncelerimizi ifade ettik.

Daha doğrusu emeklilerimize yapılan haksızlığı dile getirdik. Emeklilerin hak kaybının bir an önce telafi edilmesini önerdik ve önermeye devam ediyoruz.

Bir kere daha söylüyorum: Biz bunları popülist bir siyasetin gereği olarak söylemiyoruz.

Ortada bir haksızlık var, ortada emekliler aleyhine bir hak kaybı var ve biz bu hak kaybı düzelene kadar söyleyeceğiz. Nedir?

Tekrar hatırlatmakta fayda var. 2023 Ocak ayında en düşük emekli maaşı 7 bin 500, en düşük kamu çalışanı, ister memur ister işçi, maaşı da 11 bin liraydı.

Yani oran üçe ikiydi. Temmuz 2023'e gelindiğinde bu oran üçe bire düştü.

Yani en düşük emekli maaşı 7 bin 500'de kaldı ama en düşük çalışan maaşı 22 bine çıktı. Ve bugün, hâlâ geldiğimiz noktada, üç senedir emekliler bu hak kaybını yaşıyor.

Bugün kaç? En düşük 60 bin çalışan maaşı, işçi ya da memur; ama emeklinin maaşı 20 bin.

Yani üçte bir. Emeklinin bir maaşı yok.

Bir kere bunun hızlı bir şekilde düzeltilmesi lazım. Birden verilmiyorsa bile kademeli bir şekilde düzeltilmesi lazım.

Bu yıl içerisinde kademeli olarak artışlar yapılarak 2027 Ocak’ına geldiğimizde tekrar o üçte ikilik dengenin sağlanması lazım. Fakat burada dile getirmemiz gereken bir husus daha var.

Emekliler böyle hak kaybı yaşarken bir de emeklilerimize verilen bayram ikramiyeleri var. Eğer verildiği günden bugüne enflasyon artışıyla emekli ikramiyeleri de artırılmış olsaydı bugün emekli ikramiyesi 10 bin TL'nin üzerinde olması gerekiyordu.

Geçtiğimiz yıl 4 bin TL olarak verildi. Yüzde 30'un üzerinde bir enflasyon gerçekleşti.

Ama o enflasyon farkı dahi verilmedi. Bundan dahi imtina edildi ve 4 bin lira olarak şu anda kaldı.

Bizim bir kere teklifimiz elbette ki bunun 10 bin lira, yani enflasyon artışına göre verilmesi. Ama bu yapılamıyorsa bile en azından bir yıllık enflasyon artışı göz önüne alınarak, en azından emekli maaşlarının 5 bin 200 liraya yükseltilmesi gerekiyordu.

Bu yeterli mi? Yeterli değil.

Bir kere daha buradan hükûmetimize ve tüm bu konunun paydaşlarına çağrı yapıyoruz. Yarın arefe günü.

Emeklimizin yüzünü bir nebze de olsa güldürelim ve emeklimizin ikramiyelerine hak ettiği artışı açıklayalım ve verelim, diyorum.

BAYRAM MESAJI VE İSLAM COĞRAFYASINDAKİ ACILAR

Kıymetli basın mensupları, değerli kardeşlerim; yarın arefe ve cuma günü de mübarek Ramazan Bayramı'nı karşılayacağız. Bölgemizde ve dünyada savaşların, ölümlerin, çatışmaların tetiklediği ekonomik krizlerin, yokluğun, açlığın, hastalıkların, göçlerin gölgesinde bir Ramazan ayını geride bırakıyoruz.

Bu yıl da Ramazan ayının manevi iklimini vatandaşlarımızla, teşkilatlarımızla, deprem bölgesindeki kardeşlerimizle, Kıbrıs'ta, Balkanlar'da, Türkmeneli'nde, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki soydaşlarımızla paylaştık. Onlarla birlikte olduk.

Kıymetli kardeşlerim, bizim ülkemizde bayramlar en çok çocuklarımızla, çocuklarımızın sevinçleriyle yaşanır ve öyle hatırlanır. Bayram öyle güzeldir.

Bu yönüyle bayramlar da en çok çocuklarımıza aittir. Onun için çocuklarımızın bayramını hassaten kutluyorum.

Bununla birlikte Ramazan ayı boyunca Filistin'de, Gazze'de, Yemen'de, Afrika'da, Suriye'de, Lübnan'da, İran'da yaşanan çocuk ölümleri, özellikle İran'da ABD tarafından bir okula gerçekleştirilen saldırı sonucu hayatını kaybeden 7-12 yaşlarındaki 170 kız çocuğu ve öğretmenin acısı hepimiz için Ramazan Bayramı'na dair sevincimizi ve geleceğe yönelik ümitlerimizi mateme dönüştürdü. Sadece bölgemizin kaynaklarını yağmalamak için hukuk tanımayan, hiçbir kural, hiçbir insani değer tanımadan saldırılarına devam eden küresel ve emperyalist güçler, siyonist kan emiciler, bölgemizi acıya, kana ve gözyaşına boyamaya devam ediyorlar.

Allah'ın laneti onların üzerine olsun. Elbette ki gün gelecek, tarihteki her zalim gibi bunlar da hesabını verecektir.

ADALET, EMANET VE İSLAM DÜNYASININ SESSİZLİĞİ

Aziz vatandaşlarım, necip Türk milleti; şahit olduğumuz her hadise bize, zamanı ve mekânları aşan, “Emaneti ehline vermezseniz kıyameti bekleyiniz.” ve “Bir saat adalet, bin rekât nafile namazdan daha üstündür.” sözleriyle bugün yaşadığımız karanlığa bir pencere açan, tebliğ ettiği “Siz bütün insanlar Allah'a muhtaçsınız.” ayetiyle hepimize vahiy ile yol gösteren şanlı Peygamberimizi, onun risaletine daha çok sarılmamız gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu vahim tablo içerisinde İslam ülkelerinin önemli bir kısmının Batı tarafından belirlenmiş yöneticileri sessizler ve bizce en az maruz kaldığımız cinayetlerin failleri kadar onlar da sorumludur.

İspanya Başbakanı'nın gösterdiği duruşu gösteremeyen bir İslam ülkesi devlet başkanından ne o devletin başkanı olur ne de İslam'a ne de Müslümanlara fayda olur.

Kıymetli kardeşlerim, şahit olduğumuz zulmün ve güvenliğimizi tehdit eden risklerin son bulması ancak ve öncelikle kimliğimizin ve değerlerimizin etrafında bütünleşmemizle, birlik olmamızla mümkündür.

Yaşadığımız problemleri ancak varoluş gayemize sarılarak, birlik ve dayanışma içinde aşabileceğimiz inancıyla Müslüman Türk milletinin, İslam âleminin mübarek Ramazan Bayramı'nı tebrik ediyorum. Bayramın ülkemiz, milletimiz, Türk ve İslam coğrafyası için ve tüm insanlık için barış, huzur ve mutluluk getirmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum ve şimdiden, bugünden necip Türk milletinin, Müslüman Türk milletinin ve İslam âleminin bayramını tebrik ediyorum.

Ramazan Bayramı'mız hayırlı ve mübarek olsun inşallah, diyorum.

TEŞKİLAT GÖREVLENDİRMESİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; bugün Kahramanmaraş ilimize yeni bir il başkanı arkadaşımızı görevlendireceğiz. Ben arkadaşımızı, Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızı, il sorumlusu Genel Başkan Yardımcımızı buraya davet ediyorum.

Buyurun Muhammet Bey. Muhammet Günkut (Kahramanmaraş İl Başkanımız), Tevfik Eren (Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız) ve Bülent İspir (Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız).

BAYRAM PROGRAMI

Teşekkür ederim. Sizlere de teşekkür ederim katılımınız için.

Hayırlı Ramazanlar diliyorum. Şimdiden Ramazan Bayramı'nızı da tebrik ediyorum.

Yarın öğle namazını müteakip inşallah merhum şehit liderimiz, genel başkanımızın kabrini ziyaret edeceğiz.

Orada da inşallah birlikte oluruz. Bayramın ikinci günü de saat 14.00'te parti genel merkezimizde geleneksel bayramlaşmamızı gerçekleştireceğiz.

Ben tekrar bayramın sizlere, milletimize hayırlı olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Kurucu liderimiz, şehidimiz Muhsin Başkanımızı da bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum.

İnşallah bayram arifesi 25 Mart Çarşamba günü de kabrinde kendisini dualarla, tekbirlerle yâd ettikten sonra gerçekleştireceğimiz özel bir toplantıda da kendisini tekrar anacağız."

Galeri