Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, Erzurum’da basın mensuplarıyla bir araya gelerek hem kent gündemine hem de Türkiye ile dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Destici, Erzurum’daki kongrenin yoğun katılım ve yüksek heyecanla gerçekleştirildiğini belirterek emeği geçenlere teşekkür etti.
“Erzurum Türk milletinin hafızasında özel bir yere sahip”
Erzurum’un tarih boyunca Türk milleti açısından önemli bir şehir olduğunu vurgulayan Destici, kentin hem Selçuklu hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde ayrı bir yere sahip olduğunu söyledi.
Erzurum’un milli mücadele ruhunun en güçlü hissedildiği şehirlerden biri olduğunu ifade eden Destici, “Erzurum, Türk tarihine mührünü vurmuş, kurtuluş mücadelesinde önemli rol üstlenmiş kadim şehirlerimizden biridir. Bu yönüyle gönlümüzdeki yeri çok ayrıdır” dedi.
“Erzurumspor’un başarısı sevindiriyor”
Konuşmasında Erzurumspor’un bu sezon ortaya koyduğu performansa da değinen Destici, takımın başarısının şehirde büyük heyecan oluşturduğunu söyledi.
Erzurumspor’un bulunduğu ligi şampiyon olarak tamamlayacağına inandığını belirten Destici, takımın yalnızca Erzurum’u değil bölgeyi temsil ettiğini ifade ederek, “Erzurumspor artık üst liglerde kalıcı hale gelmelidir” diye konuştu.
Polis servis kazası için geçmiş olsun mesajı
İstanbul’da polis servisinin karıştığı zincirleme kazaya ilişkin de değerlendirmede bulunan Destici, yaralanan polis memurları ve vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. İlk anda hayatını kaybettiği yönünde bilgi verilen polis memurunun müdahaleyle hayata döndürülmesinin sevindirici olduğunu kaydetti.
“Erzurum teşvikte daha güçlü destek almalı”
Erzurum’un göç vermeye devam ettiğini, nüfus kaybının ise şehrin geleceği açısından dikkatle ele alınması gerektiğini söyleyen Destici, kente özel ekonomik destek verilmesi gerektiğini vurguladı.
Erzurum’un teşvik sisteminde daha avantajlı bir konuma alınmasını isteyen Destici, “Erzurum’un 5. bölgeden 6. bölge teşvik kapsamına çıkarılması gerekiyor. Bu şehir yatırımlarla, üretimle, istihdamla desteklenmeli. Erzurum’un küçülmesini değil, yeniden büyümesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Destici, geçmişte nüfus ve sanayi bakımından daha üst sıralarda bulunan Erzurum’un bugün geriye düşmesinin durdurulması gerektiğini belirterek, devletin ve Meclis’in bu konuda daha güçlü adımlar atmasının önemine dikkat çekti.
“Doğalgaz, elektrik ve su tarifelerinde adil düzenleme yapılmalı”
Büyük Birlik Partisi olarak su, doğalgaz ve elektrik fiyatlandırmasına ilişkin kapsamlı çalışmalar hazırladıklarını belirten Destici, bu dosyaların ilgili bakanlıklara ve hükümet yetkililerine sunulduğunu söyledi.
Elektrikte tüketim esaslı bazı düzenlemelerin yapıldığını hatırlatan Destici, doğalgazda ise iklim şartlarına göre yeni bir model geliştirilmesi gerektiğini savundu. Özellikle kışın uzun ve sert geçtiği şehirlerde vatandaşların daha fazla korunması gerektiğini ifade eden Destici, Erzurum ile sıcak iklimli şehirlerin aynı tarifeye tabi tutulmasının adil olmadığını dile getirdi.
Suyla ilgili değerlendirmesinde ise temel kullanım hakkının sosyal devlet anlayışı içinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Destici, her vatandaş için asgari düzeyde zorunlu su kullanımının ücretsiz ya da çok düşük bedelle sunulması, bunun üzerindeki tüketimin ise kademeli tarifelendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Düşük gelirli vatandaşlar faturalar karşısında zorlanıyor”
Enerji ve temel yaşam giderlerindeki artışın özellikle dar gelirli vatandaşları zorladığını belirten Destici, düşük gelirli hanelerin doğalgaz, elektrik ve su faturalarını ödemekte ciddi sıkıntılar yaşadığını kaydetti.
Bu nedenle sosyal destek boyutu olan yeni düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Destici, özellikle doğu illerinde iklim şartlarının dikkate alınmasının zorunlu olduğunu belirtti.
“Bölgemizdeki savaş ekonomiyi de etkiliyor”
Dünya gündeminde savaş ve çatışmaların öne çıktığını belirten Destici, Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin sadece siyasi değil ekonomik sonuçlar da doğurduğunu söyledi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını eleştiren Destici, bu saldırıların uluslararası hukuk açısından meşru olmadığını ifade etti. İsrail’in Filistin ve Lübnan’daki saldırılarına da değinen Destici, bölgede sivillerin hedef alındığını ve büyük insani dramların yaşandığını belirtti.
Türkiye’nin bölgede çatışmaların durması için diplomatik çaba içinde olduğunu ifade eden Destici, ülkenin devlet tecrübesi ve dış politika birikimiyle süreci dikkatle yürüttüğünü söyledi.
“Bölge ülkeleri iş birliğini artırmalı”
Bölgedeki gelişmelerin, dış güvenlik şemsiyelerine dayanmanın kalıcı çözüm olmadığını gösterdiğini savunan Destici, özellikle bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü iş birliği geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Destici, kalıcı istikrarın ancak komşuluk ilişkileri, karşılıklı güven ve bölgesel dayanışmayla sağlanabileceğini söyledi.
“Ekonomide kırılgan yapı sürüyor”
Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerinde Türkiye’de bütçe açığı ve cari açığın temel kırılganlık alanları olmaya devam ettiğini belirten Destici, bölgedeki savaş ortamının enerji maliyetlerini yükselttiğini, bunun da doğrudan fiyatlara yansıdığını söyledi.
Yüksek faiz, üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan sorunların esnafı, sanayiciyi ve yatırımcıyı zorladığını ifade eden Destici, özellikle üretim odaklı sektörlerin daha güçlü biçimde desteklenmesi gerektiğini kaydetti.
“Öncelik stratejik alanlara verilmeli”
Destici, Türkiye’nin gıda, enerji, ilaç, aşı ve savunma sanayii gibi stratejik alanlarda daha güçlü yatırımlara yönelmesi gerektiğini belirtti. Bu alanların hem ekonomik bağımsızlık hem de milli güvenlik bakımından kritik önemde olduğunu vurgulayan Destici, devlet desteklerinin öncelikle bu sektörlerde yoğunlaştırılması gerektiğini söyledi.
“Erzurum’un sorunlarını gündemde tutmaya devam edeceğiz”
Erzurum’un kronikleşen sorunlarının çözümü için çalışmayı sürdüreceklerini belirten Destici, şehirle ilgili talepleri Ankara’da ilgili kurumlar nezdinde gündeme getirmeye devam edeceklerini söyledi.
Destici, Erzurum’un potansiyeli yüksek, tarihi ve toplumsal anlamda güçlü bir şehir olduğunu belirterek, hak ettiği yatırımı ve desteği alması halinde yeniden önemli bir atılım sürecine girebileceğini ifade etti.
Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Erzurum'da basın mensuplarıyla buluştuğu kahvaltıda şunları söyledi:
Kıymetli basın mensupları, değerli Büyükşehir Belediye Başkan Vekilimiz, kıymetli dava arkadaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Hayırlı sabahlar ve sağlıklı ömürler diliyorum.
Dün burada Erzurum 13. Olağan İl Kongremiz vardı. Kongremizi çok yüksek bir katılım, güçlü bir katılım, yüksek bir heyecan ve coşku içerisinde gerçekleştirdik. Bu başarılı kongre için başta İl Başkanımız Ahmet Eşref Yılmaz kardeşimiz olmak üzere emeği geçen herkese, tüm arkadaşlarıma tekrar teşekkür ediyorum.
Ayrıca kongrede kendisi ikinci kez il başkanı olarak seçildi. Yönetim kurulu oluşturuldu. Kendisine ve yeni il yönetimine de başarılar diliyorum. Cenab-ı Hak inşallah kendilerini mahcup etmesin ve her daim başarılı eylesin.
ERZURUM’UN TARİHÎ ÖNEMİ
Tabii Erzurum, Büyük Birlik Partimiz açısından da ülkemiz açısından da milletimiz açısından da önemli bir şehrimiz, kıymetli bir şehrimiz, kadim bir şehrimiz; Türk tarihine mührünü vuran önemli yerleşim yerlerinden bir tanesi.
Anadolu’nun, Selçuklu’nun, Büyük Selçuklu Devleti’nin biliyorsunuz Anadolu’da kazandığı ilk büyük zafer Bizans’a karşı bu topraklarda oldu. Pasinler’de oldu. Pasinler Savaşı’nda oldu. Ta Malazgirt’ten önce gerçekleşen bir savaştan bahsediyoruz. Onun için burası kadim Türk toprağıdır, Selçuklu toprağıdır. Daha sonra Osmanlı toprağı olmuştur. Şimdi de Türkiye Cumhuriyeti toprağıdır.
Tabii Osmanlı’nın son yıllarında, Rus Savaşı’nda kısa bir süre de olsa karanlık günler yaşanmıştır. Yine buna da en kuvvetli, kavî mukavemeti yine Erzurum göstermiştir. Erzurumlular göstermiştir. Ve başka bir milletin, başka bir devletin esareti altında yaşamayacağını açıkça göstermiştir ve buna karşı da çok çetin bir millî mücadele vermiştir. Bir kurtuluş mücadelesi vermiştir. Bir savunma gerçekleştirmiştir.

Onun için Erzurum bu yönüyle bütün Türk milleti tarafından bilinir ve takdirle anılır. Yine Kurtuluş Savaşı’na giden yol, Millî Mücadele, Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması da yine Erzurum Kongresi burada mihenk taşıdır. Bu sebeple Erzurum’un ve Erzurumlunun gönlümüzdeki, kalbimizdeki yeri de çok ayrıdır.
Binaenaleyh burada olmaktan, her zaman, her gelişimde büyük bir mutluluk duyduğumu, büyük bir memnuniyet duyduğumu, Erzurum’la ve Erzurumlularla hasret gidermeyi, onlarla birlikte olmayı her zaman özlediğimi ve geldiğimde de büyük bir memnuniyetle döndüğümü de tekrar ifade etmek istiyorum.
ERZURUMSPOR VURGUSU
Tabii Erzurum’da son bu sezon için ya da bu yıl için konuşursak Erzurumluları sevindiren, heyecanlandıran bir başka hadise de Erzurumspor’un bu seneki başarısı. İnşallah bu başarı... Altı hafta kaldı, iki puan önde. İnşallah bu altı haftayı da iyi değerlendirip bulunduğu ligi, 1. Lig’i, ben inanıyorum ki birinci olarak tamamlayacak, şampiyon olarak tamamlayacak ve hak ettiği Süper Lig’deki yerini de alacaktır.
Görüştüğümüz her arkadaşımıza da şunu ifade ediyorum; yani milletvekillerimizden olsun, işte dün Büyükşehir Belediye Başkanımız olsun, diğer arkadaşlarımız olsun: Artık Erzurumspor’u Süper Lig’de kalıcı hâle getirmelisiniz, diyorum. Yani çıktı, düştü, çıktı... Yani böyle olmamalı artık. Erzurumspor kalıcı bir hâle gelmeli. Çünkü Erzurumspor aynı zamanda bu bölgeyi temsil ediyor. Dolayısıyla da başka da şu anda gözüken bu seviyede bir takım yok.
Onun için Erzurumspor ve Erzurumlular inanıyorum ki bunun farkındalar, idrakindeler. İnşallah Erzurumspor bu sene Süper Lig’e çıkacak ve Süper Lig’de de kalıcı hâle gelecektir. Ben şimdiden Erzurumspor’un şampiyonluğunu kutluyorum ve başarılar diliyorum.
ERZURUM İÇİN ÜÇ TEMEL VURGU
Kıymetli kardeşlerim, dün Erzurum’la ilgili iki, üç konu vurgusu yaptım kongre konuşmamda. Uzun sayılabilecek bir konuşmaydı. Hem Türkiye hem dünya gündemini değerlendirdik. Erzurum’la ilgili de üç konu başlığımız vardı.
Birincisi Erzurumspor’du, onu burada tekrar ettim. İkincisi, Erzurum’un destek, teşvik noktasında daha iyi bir seviyeye çıkması için 5. bölgeden 6. bölgeye çıkarılması gerektiğini ve teşviklerden, desteklerden daha yüksek oranda yararlanması gerektiğini ifade ettim. Neden? Maalesef Erzurum’umuz göç vermeye ya da nüfusu azalmaya devam ediyor.

En son açıklanan Yüksek Seçim Kurulunun açıkladığı illere göre milletvekili dağılımında maalesef 6 olan milletvekili sayısının 5’e düştüğünü gördüm. Bu sadece Erzurumluları değil, bizi de üzüyor. Neden? Çünkü Erzurum, biraz önce de söylediğim gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk milletini bir arada tutan değerlerin başkenti aynı zamanda.
Onun için nedir bu değerler? İşte mücadele ruhu, Türklük ruhu, Müslümanlık ruhu, tarih ruhu, ülkü birliği... Bütün bunlar Erzurum’da mevcut, Erzurum halkında mevcut. Onun için Erzurum’un biz nüfus olarak da küçülmesini değil, büyümesini arzu ediyoruz. Onun için Erzurum’a özel bir değer verilmesi gerekiyor.
BELEDİYECİLİK, YATIRIM VE TEŞVİK İHTİYACI
Büyükşehir Belediyesi, yerel belediyeler, özellikle Büyükşehir’in koordinasyonunda... Dün biraz şehri gezdik Büyükşehir Başkanımızla. Ciddi çalışmaları var. Ciddi yatırımları var. Ama tabii ki Büyükşehir’in ya da belediyelerin, yerel yönetimlerin yapabileceği bir noktaya kadardır. Çünkü bütçeleri belli. Bütçeleri sınırlı. Bu bütçelerle de iyi şeyler yapıldığını gördük. Güzel ve doğru işler yapıldığını gördük.
Ama dediğim gibi burada devletin, Meclisin eli değmesi gerekiyor. İşte birazcık söylediğim gibi, bu 5. bölgeden 6. bölgeye çıkarılması başta olmak üzere, burası pek çok noktadan teşviklerle, yatırımlarla desteklenmeli. Sanayisine de baktığımız zaman, yine değerlendirdiğimizde, 1980’li, 1990’lı yıllarda diyelim ilk sekiz-on içinde yer alırken; nüfus olarak, sanayi olarak bugün bazı verilerde 20’lerin üzerine çıkmış, bazı verilerde 50’lerin üzerine çıkmış. Yani dolayısıyla da artık buna bir dur demek ve Erzurum’u o 80’li, 90’lı yıllardaki günlerine kavuşturmak gereklidir, diye düşünüyorum.
Bize de bu konuda bir şey düşerse arkadaşlarımızla istişare ediyoruz. Biz de bu konuda elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğimizi daha önce de söyledim. Şimdi de buradan açıkça ilan ediyorum.
SU, DOĞAL GAZ VE ELEKTRİK FİYATLANDIRMASI
Yine dün söylediğimiz bir başka husus... Biz Büyük Birlik Partisi olarak hem su hem doğal gaz hem elektrik fiyatlandırmalarıyla ilgili bir çalışma yaptık. Bir değil, daha doğrusu birkaç çalışma yaptık. Yani suyla ilgili ayrı yaptık, doğal gazla ilgili ayrı yaptık, elektrikle ilgili ayrı yaptık. Ve bu projelerimizi biz hükûmetle de paylaştık, ilgili bakanlıklarla da paylaştık. Bizzat arkadaşlarımızla giderek sunumlarımızı yaptık.
Ve mesela elektrikle ilgili olan kısmında birtakım düzenlemeler yapıldı biliyorsunuz. Tüketime göre fiyatlandırma yapıldı. İkincisi, doğal gazda da mesela benzer bir uygulamaya geçilmeli ve bir de doğal gazda işte Erzurum, bu doğu bölgelerimizde kışı uzun yaşayan şehirlerimiz, yerleşim yerlerimizle ilgili yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor. Buradaki vatandaşlarımızın korunması gerekiyor. Yani Antalya’yla Erzurum’a doğal gazın aynı fiyatla verilmesini biz şahsen doğru bulmuyoruz.
Dolayısıyla da çok tüketen, evet, israf anlamında çok tüketen batıda; evet, bunda elektrik gibi yükseltilmeli. Ama Antalya’yla ya da İzmir’le ya da işte Muğla’yla Erzurum’u, Ağrı’yı karşılaştırdığımızda elbette ki burada kış uzun ve tüketim daha fazla oluyor. Bunun için de burada mutlaka fiyatların güncellenmesi ve yeniden değerlendirilmeye tabi tutulması gerektiğini ifade ediyoruz.
SU HAKKI VE YASAL DÜZENLEME ÖNERİSİ
Su ile ilgili de daha önce ifade ettik. Biz suda bir kişinin günlük, diyelim ki, bir metreküp zaruri su hakkı var; içme, kullanma. Ayda ne yapıyor? Bu, otuz metreküp. Farzımuhal söylüyorum. Bu bedava olmalı bir kere. Her yerde, bütün Türkiye’de. Çünkü su bir yaşam hakkıdır. Yani zorunluluktur. Onun üstünün kademeli olarak fiyatlandırılması gerekiyor.
Bunun da Meclis, devlet kararı ile yapılması gerekiyor. Çünkü yerel yönetimlere bunu insafına bıraktığınızda belediyeler kendi bütçelerine göre ya da su kaynaklarına göre fiyatlandırmaları yapabiliyorlar. Gittiğinizde çok ilde fiyatların çok farklı olduğunu görüyorsunuz. Mesela işte Ankara’da su fiyatının, faturaların elektrik faturasını geçtiği söyleniyor bazı kullanıcılar için. Daha yüksek geldiği söyleniyor. Onun için bunun devlet tarafından yasayla düzenlenmesi gerektiğini ifade ediyorum.
Biz bu üç konuyla ilgili çalışmalarımızı da hükûmet yetkilileriyle, ilgili bakanlarımızla, Meclisle paylaştığımızı da buradan ifade edeyim. Elektrikle ilgili bir düzenleme yapıldı, adım atıldı ama suyla ilgili ve doğal gazla ilgili de ivedi bir şekilde adım atılması ve düzenleme yapılması gerekiyor. Özellikle düşük gelirli hanelerimizin bu faturalardan canının yandığını ve bunları ödemekte zorluk çektiklerini görüyoruz. Onun için burada da bir an önce düzenleme yapılması gerektiğini ifade ediyorum.
BÖLGESEL SAVAŞ VE ULUSLARARASI HUKUK
Erzurum için de ayrıca bir parantez açtık. Son olarak şunu söyleyeyim, sonra size bırakacağım sorulara. Tabii dünyada şu anda birkaç savaş var. Fakat bizim gündemimizde ve dünyanın gündeminde şu anda son savaş var. O da nedir? Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran’a yönelik saldırıları; uluslararası meşruiyetten, hukuktan yoksun saldırıları...
Bunu başka bir ülke yapabilir miydi dünyada? Yapabilirdi. Kim yapabilirdi? Rusya yapabilirdi, yaptı zaten Ukrayna’ya. Çin yapabilirdi, ara ara yapıyor. İngiltere yapabilirdi. Fransa yapabilirdi. Yani “Dünya 5’ten büyüktür.” dediğimiz 5 ülke yapabilirdi. Bu ülkelerin dışında başka bir ülkenin bunu yapma şansı var mı? Var. Bir tane istisnası var. O da terörist İsrail.

Bu 6 ülke dışında herhangi bir ülke yapabilir mi bunu? Yapamaz. Yaparsa ne olur? Yaparsa ağır bedeli olur. Yaptırımlar olur. Müdahaleler olur. Yani yaptığına adamı pişman ederler. Saddam’ın yaptığı gibi, işte Kuveyt’e saldırdı. Daha sonra sonu idama giden bir süreç yaşandı.
Ama maalesef şu anda dünyada bu Birleşmiş Milletlerde veto hakkı olan beş ülke ve bir de İsrail var. Bunlar yapabilir ve şu anda bu altı ülkeden ikisi birlikte İran’a saldırıyor. Sadece İran’a değil, Lübnan’a da saldırıyor, Filistin’e de saldırıyor. Ve her gün onlarca, yüzlerce insanı, çoluğu, çocuğu, kadını öldürüyor. İstediği yerleri işgal ediyor.
İRAN’A KARŞI SALDIRI VE BATI’DAKİ TEPKİLER
Tabii İran, beklemedikleri bir karşılık veriyor şu anda. Beklemedikleri bir karşılık veriyor. O da Amerika Birleşik Devletleri’nde özellikle halkta büyük bir rahatsızlık meydana getirdi. Efendim, yine aynı şekilde bazı dünya milletleri üzerinde de büyük rahatsızlıklar meydana getirdi ve bazı... İşte İspanya mesela takdire şayan bir tepki ortaya koyuyor.
Avrupa susuyordu ta ki işte birkaç gün önce İsrail, Müslümanlara uyguladığı Mescid-i Aksa yasağını şimdi şeye de uygulayınca, Hristiyanların kutsal olan yerlerine de uygulayınca, başta İtalya ve Almanya olmak üzere, Papalık olmak üzere, Venedik olmak üzere tepkiler gelmeye başladı. Tabii bu tepkilerin nereye kadar uzanacağı ya da İsrail’in bu Hristiyanların kutsal mekânlarına uyguladığı yasağı uzun süre sürdürüp sürdüremeyeceğine de bağlı.
Fakat şu bir gerçek ki artık İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri diğer yandan da adeta köşeye sıkışmış vaziyetteler.
TÜRKİYE, NATO VE DEVLET AKLI
Tabii bu arada Amerika Birleşik Devletleri, özellikle... İsrail’in böyle bir çevresi yok. Ama Amerika çevre ülkelerden, kendi müttefiklerinden, NATO ülkelerinden, işte Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinden destek istiyor. Ve hatta bununla ilgili biliyorsunuz ülkemizle ilgili kırk bin NATO askerinin konuşlandırılacağı, yeni üsler açılacağı gibi birtakım haberler de dolaşıyor.
Ben dün konuşmamda da söyledim. Bu tür resmî ağızlardan yapılmayan açıklamalara vatandaşımızın, halkımızın asla itibar etmemesi gerekir. Türkiye binlerce yıllık bir devlet aklına ve dışişleri geleneğine sahiptir. Türkiye’nin başında da tecrübeli, deneyimli ve uluslararası hukuku iyi bilen yöneticileri vardır. Gündemi iyi takip eden ve iyi okuyan dışişleri uzmanları vardır. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Dışişleri Bakanımız, diğer yetkililerimiz...
Onun için ben Türk milleti açısından bu anlamda endişe edecek bir durum olmadığını, şu an itibarıyla ileride ne olur onu bilemiyoruz, ve Türkiye’nin işte yazılıp çizildiği gibi yeni güçlere izin verileceği ya da işte kırk bin NATO askerinin Türkiye’de konuşlandırılacağı gibi, şu anda bunların gerçekçi olmadığını, Türkiye’nin bir devlet aklı olduğunu ve bu aklın şu anda bu süreçte devrede olduğunu ve Türkiye’nin hem bu devlet aklı hem de devlet tecrübesiyle olayları değerlendirdiğini ve mümkün olduğu kadar bu çatışmalardan uzak durma gayreti içinde olduğunu biliyoruz.
Çatışmaların, saldırıların durması için gerekli her türlü adımı attığını biliyoruz. Ve dolayısıyla da burada yine Türkiye, tıpkı Ukrayna-Rusya Savaşı’nda olduğu gibi, her iki tarafla da, Amerika ve İran’la da görüşebilen ülke olduğunu; sadece bununla sınırlı değil, Körfez ülkeleriyle de, Pakistan başta olmak üzere diğer İslam ülkeleriyle de sık bir görüşme trafiğiyle süreci takip ettiğini ve Türkiye’nin amacının da bu savaşı bitirmek ve ateşkesi sağlamak olduğunu da biliyoruz. Doğrusu da bu, bölgemiz için de gerekli olan bunun da olduğunu biliyoruz.
KINAMA VE KÖRFEZ ÜLKELERİNE MESAJ
Biz tabii ki saldırgan ABD’yi ve terörist İsrail’i bir kez daha kınıyoruz ve bir an önce saldırılarına son vermelerini ve bölgemizden ellerini çekmelerini arzu ediyoruz.
Tabii burada en büyük ders alması gereken ülkelerin başında da Körfez ülkelerinin geldiğini gördük. Dolayısıyla da Amerikan şemsiyesinin kendileri için bir güvence sağlamadığını ve bundan sonraki istikametlerinin Amerika şemsiyesi değil, bölge ülkeleriyle dostluktan, kardeşlikten ve iş birliğinden geçtiğini inşallah tecrübe etmişlerdir diye düşünüyorum.
Evet, ben bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kere daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hem dünkü kongremize katılımınızdan dolayı siz kıymetli basın mensuplarımıza teşekkür ediyorum hem de bugünkü kahvaltılı bu toplantımıza, soru-cevap şeklinde devam edecek bu davetimize icabetinizden dolayı da her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum ve her birinize de sağlıklı ve hayırlı ömürler diliyorum.

İRAN, İSRAİL, ABD VE CUMHUR İTTİFAKI DEĞERLENDİRMESİ
Cumhur İttifakı’nda özellikle bu dış politikada, hem terörist İsrail’in Gazze saldırıları hem Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik uluslararası hukuk meşruiyeti olmayan saldırılarına karşı görüşlerimiz ortak. Yani burada bir görüş ayrılığımız yok. Bizim biraz, biliyorsunuz, bu Terörsüz Türkiye ile ilgili farklı düşüncelerimiz var. Daha doğrusu ilkesel bir duruşumuz var. Onu da ifade ediyoruz zaten.
EKONOMİK KIRILGANLIK VE ENERJİ FİYATLARI
Önceki gün Hollanda’daydım, Amsterdam’daydım. Orada programımız vardı. Orada da arkadaşlarla bu konuyu değerlendirdik. Orada da mesela aşağı yukarı yüzde elli zam yemiş. Yani 1,70’lerden falan 2,50, hatta 2,80’lere gelmiş; 3’e doğru yaklaşmış akaryakıt fiyatları. Şimdi bizde de benzer şekilde, oranlama olarak orada daha çok yükselmiş. Ama tabii oranın alım gücü yüksek vatandaşın. Yani bizde alım gücü düşük olduğu için bizi daha çok etkiliyor. Bizde çok enflasyonu tetikliyor. İşte faizleri tetikliyor.
Almanya’da ya da Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, işte Hollanda’sında, Fransa’sında bir artış olsa da alım gücü yüksek olduğu için belli bir noktaya kadar bundan etkilenmiyorlar. Bizde tabii bir de şey var. Yani Batı’nın insanı biraz daha tasarrufa özen gösteriyor. Yani gereksiz harcama yapmıyor. Bizde biliyorsunuz bir de maalesef bu gereksiz harcama yoğunluğu var. Tasarruf noktasında maalesef biz biraz zayıfız, öyle görüyorum.
Tabii burada şeyi ayırt ediyorum: asgari ücretlileri ve emeklilerimizi, özellikle tek maaş alan emeklilerimizi ayırt ediyorum. Onun dışında biraz geliri orta ve üzeri olan orta kesimlerin önemli bir kısmında büyük bir, yani tasarruf dışı harcama görüyoruz. İsraf görüyoruz.
BÜTÇE AÇIĞI, CARİ AÇIK VE EMEKLİ MAAŞLARI
Bizim zaten kırılgan bir ekonomimiz var. Çünkü biz henüz ekonomiyi kırılgan hâle getiren veya zayıflatan nedir? İki meseledir. Biri bütçe açığıdır, biri cari açıktır. Bizim hâlâ cari açığımız var. Ve hâlâ bizim en son açıklanan 2026 bütçe rakamlarına da baktığımız zaman bütçemizde 2,5 trilyon lira civarında bir açık var. 2,5 trilyonun üzerinde de bir faiz ödememiz var. Yani 5-6 trilyona yakın, 5,5 trilyon parayı biz işte bu açıktan dolayı, bütçe açığından dolayı ödüyoruz.
Hâlbuki ne yapıyor mesela bu 6 trilyon? Mesela Maliye Bakanımız bana şöyle diyor, böyle karşılaştığımızda: “Başkanım,” diyor, “emeklileri ben çok dile getiriyorum ya; bin lira versek 16 milyar yapar.” diyor. “Yılda 192 milyar yapar.” diyor. “Sizin dediğiniz gibi 10 bin lira verirsek,” diyor, “yani 30 bin yaparsak, o zaman” diyor “bu yıl ayda...” 160 milyar yapar. Yani 160 milyar yapar. Yok, 19 trilyon değil; 1 trilyon 920 milyar yapar. 1 trilyon 920 milyar. Benim matematiğim iyi yani. Onun için 1 trilyon 920 milyar yapar.
6 trilyon, 5,5 trilyon parayı biz şey yapıyoruz. Faizi ve bütçe açığımız var. Dolayısıyla bu parayı ödememiş olsak, bütçe açığı olmayıp da faizi ödememiş olsak çok rahatlıkla biz emeklimize ne yapabiliriz? Şu anda 30 bin lira da hak ettiği 40 bin lira. Esas hak ettiği 40 bindir emeklinin şu anda.
Neden 40 bindir hak ettiği? Çünkü Ocak 2023’e döndüğümüz zaman en düşük emekli maaşı 7 bin 500, en düşük memur ve kamu işçisi maaşı 11 bin. Yani oran kaç? Üçe iki. Bugün ne? 60’a 20. Normalde ne olması lazım? 2023 Ocak’taki dengeye göre 60’a 40 olması lazım. Yani en düşük memur ve kamu çalışanı maaşı 60’sa en düşük emekli maaşının da 40 bin lira olması lazım.
BELEDİYELERİN BORÇLARI VE YÖNETİM ANLAYIŞI
(Belediyelerin SGK ve Maliye borçlarının yapılandırılması) Belediyelerle ilgili şunu söyleyeyim. Belediyeler iyi yönetilirlerse bu tür borçları (SGK ve Maliye borçları) olmaz. Olmaz. Ben Türkiye’nin her tarafını geziyorum. Bizim de var yirmi belediyemiz. Diğer Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri de ziyaret ediyorum. Öyle belediyeler var ki borçla devralmış, şu anda adamın sıfır borcu var, kasasında da para var. Bu tamamen yönetimle alakalı bir şey.
Bence yerel yönetimlerin bu anlamda biraz daha denetime ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Yani harcama kalemlerinde biraz daha denetlenebilir olmaları lazım. Evet, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ayrı bir şeydir. Bu ayrı bir şeydir. Şimdi görüyoruz mesela. Belediyenin milyarlarca borcu var, 100 milyona festival düzenliyor, konser düzenliyor. Yani buna devlet müsaade etmeyecek. Yani borcu olan belediye nasıl olur da 50 milyona, 100 milyona konser düzenleyebilir? Ettirmeyecek.
Yani senin SGK’ye borcun var, maliyeye borcun var. Sen onu ödemeyeceksin, 50 milyona, 100 milyona konser düzenleyeceksin, festival yapacaksın ya da başka faaliyetler yapacaksın; sırf oyunu almak için, oyunu yükseltmek için, sana oy veren tabanı memnun etmek için. Bir kere bunlara müsaade etmemek lazım.
SGK VE MALİYE BORÇLARININ SİLİNMESİNE İTİRAZ
İki; ben başından itibaren bu SGK borçlarının ya da maliye borçlarının silinmesini doğru bulmuyorum, karşıyım. Faizlerinin silinmesi de aslında bir yerde... Ben toptan faize karşıyım ama şimdi ödeyenle ödemeyen arasında adaletsizlik var, o zaman öbür adam da ödemez, geciktirir. Yani böyle sıklıkla af çıkarsa, sıklıkla borç silinirse tamam, taksitlendirme yapılsın hakkaniyetli bir şekilde ama borç silme bence, ben bunları şahsen ödeyene bir haksızlık olarak düşünüyorum; zamanında ödeyene.
Şimdi iki tane esnaf var ya da tüccar var. Birisi dişinden tırnağından kesiyor, önce maliyeye olan borcunu ödüyor, önce SGK borcunu ödüyor, daha sonra para kalırsa evine götürüyor. Öbürü, “Aman.” diyor, “Ya devlet nasıl olsa af çıkarır. Şu maliyeye ödeyeceğim parayla gideyim kendime bir araba alayım.” diyor. “Kendime bir ev alayım.” diyor. Efendim, “İşletmeyi biraz daha büyüteyim.” diyor.
Şimdi ben bu düşüncede olanları, gerçekten gelir elde edemeyip de ödeyemeyenler için söylemiyorum. Ama böyleleri de var mı? Var. Nice teşvikler alıp gidip fabrika kurma yerine otel açanları görmedik mi yani? Gördük.
Dolayısıyla bizim burada adalet... Her yerde adalet. Kardeşim, buradaki esnaf ödüyorsa, buradaki ödemiyorsa; sen ödeyeni o zaman... Ödeyene de ödül ver. Bunun diyelim siliyorsan 20 bin lirasını, buna da iade et 20 bin lirayı. Yani ikisi de aynı esnaf, aynı statüde, aynı işi yapıyorlar. Yani bu bir alışkanlık. Bu dünyanın başka ülkesinde olmaz yani. Ekonomisi ciddi ülkelerde bu tür şeyler olmaz. Herkes zamanında vergisini öder. Herkes zamanında SGK primini öder. Bir kere bu alışkanlığın kazandırılması lazım. Yani şimdi popülist politika yapmanın bir anlamı yok. İşin gerçeği bu.
Zaten şu anda vergiler zamanında ödense, silinmese, değil mi? Konuşuyoruz gündeme geldiğinde, işte şu grubun 3 milyar vergisi silindi. İşte o vergiyle şunlar yapılır. Silinmesin kardeşim yani. Silinmesin yani. Biz de bunu söylüyoruz.
FİNANSMANA ERİŞİM VE EKONOMİK ÖNCELİKLER
Erişim, finansa erişim konusunda da tabii ki bu, Türkiye’ye giren para akışıyla ilgilidir. İkincisi de sizin elinizdeki rezervlerle alakalıdır. Yani yine ekonominizle alakalıdır. Ekonominiz güçlüyse tabii ki finans arzu edene finansı da istediği kadar veremeyebilirsiniz. Ama bizce burada ne yapılmalı? Bizce burada stratejik yatırımlar öncelenmeli. Ve burada da en önemli alan şu anda savunma sanayisidir.
Bütün bu son gelişmeler, savaşlar bize gösterdi ki bizim savunma sanayisinde çok daha güçlü olmamız gerekir, çok daha atmamız gereken adımlar var. Yani dört alana aslında esas yatırım yapılmalı: gıda, enerji, ilaç-aşı ve bir de savunma sanayi ki savunma sanayi birincidir.

Yani bunların... Çünkü bakıyoruz bazen de KGF kredileri veriliyor. Diyelim 500 milyar kredi dağıtılıyor. Bankalar ne yapıyor? Önce bankalara veriliyor bunun yetkisi. Bankaların da diyelim ki o müşteriler üzerinde 300 milyar alacağı var. Bankalar ne yapıyor? KGF geldiği zaman diyelim ki A Bankası’nın A Şubesi’ne 100 milyar para geldi Erzurum’a. Dedi ki bunu dağıt. Banka ne yapıyor? Bakıyor, kendine borcu olan müşterileri çağırıyor. Diyor ki: “Gel.” diyor, “Bak uygun kredi var. Bu krediyi sana veriyorum.” Ama parayı alıyor yani, borcunu tahsil etmiş oluyor. Bunun yarıdan fazlası bu şekilde dağıtılıyor.
Ama tabii ki Türkiye bir şekilde maliyenin bankalarla da görüşerek bu finans problemine de, finansa erişime de bir çözüm getirmesi gerekiyor.
FAİZ, ENFLASYON VE STRATEJİK YATIRIMLAR
Burada bir problem de şu: Enflasyonun 30 olduğu yerde hâlâ bizim esnafımız, tüccarımız yüzde 40’ın üzerinde faizle para alıp işletmesini çevirmeye ve ekonomiye katkı yapmaya ya da yatırım yapmaya çalışıyor.
Bununla ilgili de bence, yani bir denge tutturulamıyorsa bile ekonomik anlamda bu rakamlarda en azından dediğim dört alandaki yatırımlarla ilgili, o enflasyonla reel faiz arasındaki farkın devlet tarafından sübvanse edilerek o yatırımcıların önünün açılması ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu dört alanla ilgili: gıda, ilaç-aşı, enerji ve savunma sanayi.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE, YASAL DÜZENLEME VE CUMHUR İTTİFAKI
(Terörsüz Türkiye süreci) Bir kere PKK tüm unsurlarıyla silah bırakmadan ve yine tüm unsurlarıyla Avrupa’daki yapılanması dâhil, Suriye, Irak, İran hepsi kendini feshetmeden asla bir yasal ya da anayasal adım atılmamalıdır. Bunu açıkça söylüyorum. Atılırsa ne olur? Biz bunun yanında olmayız. Açık.
Yani tam anlamıyla tüm unsurlarıyla tamamen silahı bırakacak, silahtan arınacak ve tüm unsurlarını kapatacak. Yani tamamı; İran’dakini de, Irak’takini de, Avrupa’daki bürolarını da, Amerika’dakini de, hepsini kapatacak. Ondan sonra oturulup konuşulabilir. Ama şu anda bundan hiçbirisi yapılmış değil. Bundan hiçbirisi yapılmadan bir yasal ve anayasal düzenlemenin yanında biz olmayız.
Zaten Mecliste değiliz. Ama ola ki referanduma giderse, biz bu şartlar gerçekleşmeden yapılacak bir düzenlemeye “Evet” demeyiz. Ha tabii düzenlemenin içeriğini de görmek lazım. Şimdi daha içeriğini görmeden peşinen, hani “çarşı her şeye karşı” değiliz yani. Elbette ki ne yapılıyor, ne ediliyor? Bunu bir görürüz, bunu bir değerlendiririz, buna göre karar veririz.
Ama karşımızdaki güruhun hâli ortada. İşte en son Nevruz kutlamalarında, sözde kutlamaları adı altında terör propagandası yapıldı, bölücülük yapıldı. Teröristlerin fotoğrafları taşındı. En son TUSAŞ saldırısını gerçekleştiren, beş canımızı şehit eden teröristlerin fotoğraflarını açıyorlar. Ve diyelim ki alanda binlerce insan var, bir tanesinin elinde Türk bayrağı yoktur. Alanda bir tane Türk bayrağı asılı değil. Bu Diyarbakır’da da böyle, İstanbul’da da böyle, Erzurum’da da yaptılar böyle. Pek çok şehirde yaptılar.
Şimdi dolayısıyla bunların, hani diyorlar ya, “Biz vatandaşlık tanımı değişsin.” Vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür. Bu değildir. Talepleri aslında bununla da sınırlı değil. Ellerine bayrak almamaları bunu çok net gösteriyor. Aslında kendilerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olarak da görmüyorlar. Yani bunu da kabullenemiyorlar. Yoksa kabullense o bayrak elinde olur. Niye şanlı Türk bayrağı elinde yok da sözde Kürdistan bayrağı var, Barzani bayrağı var, Talabani bayrağı var, PKK bayrağı var? Yani tercihini ortaya koyuyor. “Benim tercihim” diyor, “Kürdistan’la, Irak Kürdistan’ıyla Türkiye karşı karşıya gelirse benim tercihim Irak Kürdistan’ı.” diyor. “PKK, benim tercihim PKK.” diyor. “Ben bu bayrağın altında yaşamak istiyorum. O bayrağı kaldırıyorsam bu bayrak benim.” diyor. Türk bayrağını kaldırmıyorsa bu bayrak benim değildir.
Esas bizim meselemiz daha büyük yani bunlarla. Ama bunlar dediğim Kürt nüfustan bahsetmiyorum. Anadolu’daki bu bölgede ya da diğer bölgelerde Kürtlerden bahsetmiyorum. Ben PKK’lılardan bahsediyorum. PKK terör örgütü uzantılarından bahsediyorum. Bunlar içinde Kürt de var, efendim, başka unsurlar da var. Bunların hepsini de görüyoruz.
Onun için esas meselemiz bizim daha büyük. Biz dediğim gibi ilkesel bir duruşa sahibiz. Biz terörle, teröristle müzakere olmayacağını, mücadele edilerek terörün bitirileceğini ifade ediyoruz.
ERZURUM’LA İLGİLİ TALEPLER
Biz Erzurum’la ilgili olan her konuyu gündeme getiriyoruz. Ben geldiğimde ben getiriyorum. Arkadaşlarım burada getiriyor. Arkadaşlarımın talebiyle biz Ankara’da da hükûmet nezdinde de, Cumhurbaşkanlığı nezdinde de ve Meclis nezdinde de bu konuları gündeme getiriyoruz. Ve bu konuların çözülmesiyle ilgili de elimizden gelen bütün gayreti gösteriyoruz.
SAYIN MUSTAFA DESTİCİ’DEN ERZURUM VALİSİ AYDIN BARUŞ’A ZİYARET
SAYIN MUSTAFA DESTİCİ, HALK PAZARI MARKETİ’NİN AÇILIŞINA KATILDI
SAYIN MUSTAFA DESTİCİ’DEN REKTÖR HACIMÜFTÜOĞLU’NA ZİYARET
SAYIN MUSTAFA DESTİCİ’DEN SAYIN MEHMET SEKMEN’E ZİYARET
.
Genel Başkanımızın teşrifleriyle Erzurum İl Kongremizi büyük coşku içinde gerçekleştirdik
ÖNCEKİ HABER
Sayın Mustafa Destici’den Erzurum Valisi Aydın Baruş’a ziyaret