Büyük Birlik Partisi (Büyük Birlik) Genel Başkanı Mustafa Destici, Erzurum İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada hem iç politika hem de dış gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarını andı
Destici, 25 Mart 2009’da hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve beraberindeki dava arkadaşlarını da rahmetle andı. Yazıcıoğlu’nun şehadetinin 17’nci sene-i devriyesinde olduklarını belirten Destici, her yıl 25 Mart-31 Mart tarihleri arasını “Muhsin Yazıcıoğlu ve Şehitler Haftası” olarak idrak ettiklerini söyledi.
DIŞ POLİTİKA VE GÜVENLİK GÜNDEMİ
“Bölgemizde güç dengeleri yeniden şekilleniyor”
Konuşmasının ana bölümünde Türkiye’nin içinden geçtiği süreci değerlendiren Destici, bölgede güç dengelerinin yeniden şekillendiğini, stratejik denklemlerin yeniden yazıldığını söyledi. Sadece askeri değil, dezenformasyon, algı yönetimi, psikolojik harp unsurları ve dijital-siber alanı da kapsayan çok boyutlu bir enformasyon mücadelesinin yürütüldüğünü belirten Destici, Türkiye Cumhuriyeti’nin duruşunun bazı kesimlerce speküle edilmeye çalışıldığını ancak devletin tek pusulasının “tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ve sarsılmaz milli egemenlik” olduğunu kaydetti.
“Türkiye hiçbir emperyal ajandanın cephe ülkesi olmaz”
Bölgede krizlerin uzama ihtimali nedeniyle dile getirilen geniş koalisyon tartışmalarına değinen Destici, Türkiye’nin herhangi bir emperyal planın veya haksız işgal stratejisinin cephe ülkesi olmaması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin herhangi bir askeri ya da siyasi angajmana dahil olmasının ancak uluslararası hukukun meşruiyet zemini, doğrudan milli güvenlik tehdidi, TBMM’nin iradesi ve Cumhurbaşkanı ile hükümetin kararıyla mümkün olabileceğini vurguladı.
Destici, bazı çevrelerin vekâlet savaşları üzerinden kurguladığı koalisyon senaryolarının, Türkiye’nin milli çıkarları ve bölgesel barış vizyonuyla uyuşmadığı sürece kendileri açısından yalnızca dış gündemden ibaret olduğunu ifade etti.
“Ne ABD-İsrail saldırılarının yanında olmalıyız ne İran karşıtı blokta”
İsrail’in saldırgan politikalarına değinen Destici, Türkiye’nin ve Türk milletinin bu süreçte ilkesel bir duruş sergilediğini söyledi. Türkiye’nin ne ABD-İsrail saldırılarının yanında taraf olması ne de İran karşıtı blok içinde aktif şekilde yer alması gerektiğini savunan Destici, tarafsızlığın korunması gerektiğini, tarafsızlık algısına zarar verecek hamlelerden ve siyasi dilden uzak durulmasının doğru olacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı’nın, dışişleri teşkilatının ve Türk ordusunun tecrübeli ve güçlü olduğunu söyleyen Destici, Türkiye açısından esas olanın komşu coğrafyalardaki istikrarsızlıkların Türkiye’ye yöneltebileceği tehditlerin önüne geçmek olduğunu dile getirdi.
“Sıranın Türkiye’de olduğunu söyleyenler, sıranın kendisine geldiğini bilmeli”
Destici, ABD ve İsrail kaynaklı resmi ya da gayri resmi ağızlardan gelen “sıradaki hedef Türkiye” tehditlerine dikkat çekerek, bu tehditlerin farkında olduklarını ve devlet aklının her türlü senaryoya karşı en üst düzeyde teyakkuz halinde bulunduğunu söyledi.
Bu çevrelere yönelik sert bir mesaj da veren Destici, “Sıra Türkiye’de diyenler, sıranın kendisine geldiğini bilmeli ve ona göre hazırlık yapmalı” ifadelerini kullandı.
Sınır ötesi risk projeksiyonları, göç dalgaları, terör örgütlerinin yeniden yapılandırılması ve enerji arz güvenliği başlıklarının devlet tarafından bütüncül güvenlik perspektifiyle ele alınması gerektiğini, bunun zaten yapıldığını ifade etti.
NATO iddiaları: “Öncelik NATO değil, Türkiye ve Türk milletidir”
Son günlerde artan “Türkiye’de yeni askeri kapasite artırımları” veya “yabancı güçlere ait yeni üs inşaatları” yönündeki spekülasyonlara da değinen Destici, Türkiye’nin NATO üyesi olmanın getirdiği sorumlulukları hiçbir zaman kendi egemenlik haklarının önüne geçirmediğini ve geçirmeyeceğini söyledi.
“Öncelik NATO değil, Türkiye’nin ve Türk milletinin çıkarlarıdır” diyen Destici, Türkiye topraklarındaki yabancı veya uluslararası kuruluşa bağlı askeri varlıkların ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kontrolünde ve milli güvenlik doktrinine hizmet ettiği sürece varlığını sürdürebileceğini belirtti. Milli üniter yapıya ve egemenlik haklarına aykırı hiçbir planın parçası olmanın ise söz konusu bile olamayacağını kaydetti.
“40 bin NATO askeri” iddialarına tepki
Kamuoyunda dolaşan “Türkiye topraklarına 40 bin NATO askeri konuşlandırılacak” iddialarına da değinen Destici, ne NATO’dan ne Ankara’dan ne de uluslararası güvenilir kaynaklardan bu iddiaları doğrulayan resmi bir bilgi bulunmadığını söyledi.
Buna rağmen özellikle sosyal medyada kasıtlı şekilde yayılan çok sayıda iddia bulunduğunu söyleyen Destici, bu yayınların içeride kargaşa oluşturma niyeti taşıdığını savundu. Devletin ilgili kurumlarının da bunun farkında olduğunu belirten Destici, Türkiye’yi ve Türk milletini zayıf düşürmeye, orduyu ve hükümeti itibarsızlaştırmaya yönelik paylaşımlar hakkında hukukun gereğini yapması gerektiğini ifade etti.
“Bilgi boşluğu psikolojik harp unsurlarınca dolduruluyor”
Destici, güvenlik politikalarının doğası gereği devletin bazen sessiz kalmayı tercih edebileceğini kabul etmekle birlikte, bilgi çağında oluşan her boşluğun psikolojik harp unsurları tarafından gerçek dışı iddialarla doldurulmaya müsait olduğunu vurguladı.
Bu nedenle sivil ve askeri makamların, halkın tatmin olacağı şeffaf ve berrak bir bilgilendirme sürecini kararlılıkla devreye sokması gerektiğini belirten Destici, dezenformasyon ve spekülasyonlara karşı resmi açıklamaların daha açık ve anlaşılır şekilde yapılmasının önemine işaret etti. İletişim Başkanlığı’nın dönem dönem bu görevi yerine getirdiğini de ifade etti.
Destici, “Şu günlerde panik atmosferine asla yer yoktur. Çünkü Türkiye, ne yapılmak istendiğinin bilincindedir. Tecrübeli, basiretli, güçlü bir cumhurbaşkanına, güçlü bir yönetime ve Cumhur İttifakı’na sahiptir” dedi.
“Türkiye’nin ihtiyacı panik değil, sağduyulu berrak akıldır”
Konuşmasının bu bölümünde Anadolu irfanı ve feraset vurgusu yapan Destici, Türkiye’nin ne Batı merkezli bir dayatmanın figüranı ne de bölgesel kaos planlarının sessiz izleyicisi olmadığını söyledi.
Devletin stratejik ortaklıklarını yönetecek güce ve tecrübeye sahip olduğunu ifade eden Destici, Türkiye’nin bunları yürütürken bağımsızlığından ve milli onurundan asla ödün vermeyeceğini vurguladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel tecrübesi, kurumsal kapasitesi ve millet iradesiyle küresel kırılma anlarından güçlenerek çıkma potansiyeline sahip olduğunu söyleyen Destici, Rusya-Ukrayna savaşını buna örnek gösterdi.
Türkiye’nin bu sıkıntılı günlerde de emperyalistlerin ve Türkiye’ye hasım olan çevrelerin atacağı “çamur ve pisliklere” karşı ayakta kalacağını ifade eden Destici, “Yüzümüzün akıyla ülkemizi ve milletimizi, rengini şehitlerimizin kanından alan ay yıldızlı al bayrağımız altında tek ve birlik içinde ayakta tutacağız. Diri olacağız, birlik içinde olacağız ve büyük birlik olacağız” diye konuştu.
ABD, İSRAİL VE BÖLGE POLİTİKASI
Körfez ülkelerine eleştiri: “İtaat etmenin faydası olmadığını gördüler”
Uluslararası siyasetin geldiği noktayı “hayret ve ibretle” izlediklerini söyleyen Destici, Donald Trump’ın geçen yıl kendisinden milyarlarca dolarlık silah alan Suudi Arabistan Veliaht Prensi’ne yönelik hakaretine dikkat çekti. Körfez ülkelerinin bu tavır karşısındaki sessizliğini eleştiren Destici, “Onlar adına üzüldük” dedi.
İspanya Başbakanı kadar dik durabilselerdi ne ABD’nin bu kadar saldırgan olabileceğini ne de İsrail’in Gazze’de bu çapta bir soykırım yapabileceğini savunan Destici, itaat etmenin faydasının olmadığını söyledi. İslam ülkeleri liderlerinin ayağa kalkması halinde bölgede ne Amerika’nın ne de İsrail’in bu şekilde varlık gösterebileceğini ifade etti.
“Trump ve Netanyahu diplomasiyi tahakküm diline çevirdi”
Destici, Donald Trump gibi isimlerin kullandığı üslubun ve Netanyahu gibi “soykırımcı Siyonist aktörlerin” sergilediği pervasızlığın, diplomasinin yerini açık bir tahakküm diline bıraktığını gösterdiğini savundu.
Dün övgü düzenlerin bugün aynı kolaylıkla hakarete başvurabildiği çürümüş bir düzende devletlerin onurunun ve milletlerin haysiyetinin hiçe sayıldığını belirten Destici, tarihte hep firavunların olduğunu, bugün de güç sarhoşluğuyla hareket eden, kendisini hukukun ve insanlığın üstünde gören anlayışların “modern zamanın firavunları” olarak karşılarına çıktığını söyledi.
“Firavunlara karşı olmak yetmez, Musa’nın yanında durmak gerekir”
Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun sözlerine atıf yapan Destici, dışarıdan gelen övgülere aldanarak yön tayin edilemeyeceğini, günü geldiğinde aynı odakların hakaretlerine maruz kalmaktan kurtulunamayacağını belirtti.
“Firavunlar hep var olacak. Firavunlara karşı olmak yetmez. Musa’nın yani mazlumun, haklının ve hakkın yanında durmak esastır” diyen Destici, bugün ihtiyaç duyulan şeyin yalnızca haksızlığa karşı çıkmak değil, hakikatin, adaletin ve onurlu duruşun yanında tereddütsüz biçimde dimdik durmak olduğunu söyledi.
Türkiye’ye yakışanın da halkın, haklının ve hakkın yanında “ok gibi dimdik”, “elif gibi dimdik” durmak olduğunu kaydeden Destici, Hud Suresi’ndeki “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetini hatırlattı.
İsrail’in saldırıları ve nükleer tartışması
Destici, ABD ve İsrail’in Gazze’ye, Lübnan’a ve son olarak İran’a yönelik saldırılarını da sert sözlerle kınadı. Kadın, çocuk, yaşlı ve masumların hedef alındığını belirten Destici, bu saldırıları “soykırım” ve “katliam” olarak niteledi.
İran’a saldırının gerekçesi olarak sunulan “uranyum zenginleştirme” iddiasını eleştiren Destici, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun aksine bir değerlendirme ortaya koyduğunu, buna rağmen İsrail’in elindeki nükleer başlıklı silahların görmezden gelindiğini savundu. İsrail’in kendisinden başka devlet ve yönetim tanımadığını, kendilerinden başkasını insan olarak görmediğini, “seçilmiş millet” anlayışı ve “Arz-ı Mevud” hedefi taşıdığını belirten Destici, böyle bir devletin başında Netanyahu gibi bir isim varken nükleer silah kullanma ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini söyledi.
Bu nedenle yalnızca İsrail’in değil, bölgedeki diğer devletlerin de nükleer kapasite hakkının konuşulması gerektiğini savunan Destici, “İsrail’de olursa, bu coğrafyadaki her devletin, başta Türkiye olmak üzere nükleere sahip olma hakkı vardır” dedi.
Destici, asıl meselenin nükleer değil, İsrail’i korumak ve onun hedeflerine ulaşmasını sağlamak olduğunu ileri sürdü. ABD’nin “kendimizi koruyoruz” söylemini de eleştiren Destici, Amerikan halkının da bu politikalara inanmadığını söyledi.
Trump’a Kasım seçimi üzerinden gönderme
Konuşmasında Trump’a yönelik siyasal bir eleştiri de dile getiren Destici, Netanyahu ile birlikte dünyayı kana bulayan ve üçüncü dünya savaşı çıkarma hevesinde olan Trump’ın döneminin sonuna geleceğini savundu.
Kasım seçimlerinde bunun görüleceğini ifade eden Destici, aklı başında bir yönetimin gelmesi halinde dünyada ve bölgede yeniden nefes alınabileceğini, sulh ve selametin mümkün olabileceğini söyledi.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE TARTIŞMASI VE PKK MESAJLARI
“Nevruz kutlamalarında Türk bayrağı yoktu”
Destici, kamuoyunda “terörsüz Türkiye süreci” olarak anılan süreçle ilgili değerlendirmelerinde, Nevruz kutlamaları adı altında terör örgütü uzantısı DEM tarafından düzenlenen etkinliklerde sözde bayraklar, sözde Kürdistan bayrağı ve PKK paçavralarının taşındığını söyledi.
Bu manzaranın Diyarbakır’da, İstanbul’da, hatta Erzurum’da görüldüğünü belirten Destici, bu etkinliklerde tek bir Türk bayrağı dahi bulunmadığını vurguladı. Bu çevrelerin yalnızca Türk milleti kavramından değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından da rahatsız olduğunu savunan Destici, amaçlarının bunu aşama aşama gerçekleştirmek olduğunu söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan rahatsız olmayan birinin eline ay yıldızlı al bayrağı alacağını kaydeden Destici, “Sen hangi devletin vatandaşıysan, eline hangi bayrağı alıyorsan defol o devlete git, yaşantını da orada sürdür” ifadelerini kullandı.
“Millet sabrediyor ama sabrın da sonu vardır”
Bu gelişmeleri asla kabul etmediklerini ve lanetlediklerini söyleyen Destici, milletin devletinin hatırına, ülkenin bütünlüğü ve milletin birliği adına sabrettiğini ancak bu taşkınlık ve hadsizliklerin sürmesi halinde sabrın da bir sonu olduğunu dile getirdi.
“Millet gerektiğinde hak edene hak ettiği cevabı da vermesini bilir” diyen Destici, Türk bayrağını eline almaktan imtina edenlerle barışın, kardeşliğin ve iç cephenin güçlenemeyeceğini söyledi.
“Kürt’üyle Türkmen’iyle büyük Türk milletinin parçalarıyız”
Destici, Kürt, Türkmen, Alevi, Sünni ayrımı yapmadan herkesin büyük Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Salonda yüzlerce Kürt ve Alevi-Bektaşi kardeşlerinin bulunduğunu söyleyen Destici, devletin varlığına, ülkenin bütünlüğüne ve milletin birliğine inanan, gururla Türk bayrağını taşıyan Kürt’ün ve Türkmen’in birliğini kimsenin bozamayacağını ifade etti.
Çanakkale’de, Yemen’de, Sarıkamış’ta omuz omuza mücadele eden unsurların bugün de ayrılmaz bir bütün olduğunu dile getiren Destici, bu birliğin bozulmasına izin vermeyeceklerini söyledi.
İmralı iddiasına tepki: “Buna milletin rızası yoktur”
DEM Eş Genel Başkanı’nın açıklamalarına işaret eden Destici, İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan için daha konforlu bir yapı oluşturulduğu yönündeki iddiaları araştıracaklarını, ancak bunun doğru olması halinde asla kabul edilemeyeceğini belirtti.
“Buna Kürt’üyle Türkmen’iyle milletimizin rızası yoktur” diyen Destici, PKK eliyle hayatını kaybeden 40 bin kişinin büyük bölümünün Kürt kökenli olduğunu, bu nedenle yalnızca Türklerin değil Kürtlerin de buna rıza göstermeyeceğini savundu.
“PKK tamamen silah bırakmadan hiçbir düzenleme meclise gelmemeli”
Destici, PKK tüm unsurlarıyla silah bırakmadan, tüm yapılarıyla kendini feshetmeden ve milli kimliği zedeleyen, dili örseleyen adımlardan vazgeçmeden anayasal ya da yasal hiçbir düzenlemenin Meclis’e getirilmemesi gerektiğini söyledi.
PKK’nın Avrupa dahil tüm unsurlarıyla feshedilmesi ve bölücü taleplerden vazgeçmesi halinde oturulup konuşulabileceğini belirten Destici, Büyük Birlik Partisi’nin kuruluşundan bu yana “Allah’ın varlığı ve Resulü’nün risaleti dışında her şeyin konuşulabileceğini” ancak hainliğe, bölücülüğe, teröre ve şiddete asla taviz verilemeyeceğini savunduklarını söyledi.
Teröristlerin affedilmesinin de kabul edilemeyeceğini ifade eden Destici, binlerce vatan evladının, polislerin, askerlerin ve güvenlik korucularının şehit edildiğini hatırlattı.
Konuşmasını bu bölümde de birlik mesajıyla sürdüren Destici, “Biz millet olarak Kürt’üyle Türkmen’iyle, Alevisiyle Sünnisiyle biriz ve büyük Türk milletinin ayrılmaz parçalarıyız. Cenab-ı Hak birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşliğimizi daim etsin” dedi.
EKONOMİ VE SOSYAL DESTEK ÖNERİLERİ
Erzurum için doğalgaz indirimi çağrısı
Konuşmasının son bölümünde Erzurum’a ilişkin taleplerini tek tek sıralayan Destici, bunların başında doğalgaz indiriminin geldiğini söyledi. Erzurum gibi kışı uzun ve sert geçen illerde doğalgazın daha uzun süre ve daha yüksek düzeyde kullanıldığını belirten Destici, Antalya’daki bir asgari ücretli ile Erzurum’daki asgari ücretlinin aynı geliri almasına rağmen doğalgaz yükünün çok farklı olduğunu ifade etti.
Antalya’da bir vatandaşın iki ay boyunca düşük faturalarla süreci geçirebildiğini, Erzurum’da ise vatandaşın ayda 5-6 bin lirayı bulan faturaları altı ay boyunca ödemek zorunda kaldığını vurgulayan Destici, bunun bir adaletsizlik olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini söyledi.
Bu konuda Büyük Birlik Partisi olarak hazırladıkları çalışmaları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a heyet huzurunda sunduklarını ve kendisinin bu tür projelere açık olduğunu ifade etti.
Elektrik, su ve doğalgaz için kademeli destek önerisi
Elektrikte tüketim esaslı bir düzenlemenin kısmen hayata geçirildiğini hatırlatan Destici, benzer bir modelin su ve doğalgazda da uygulanması gerektiğini savundu.
Suyun temel insan hakkı olduğunu belirten Destici, belli bir kullanım miktarına kadar suyun ücretsiz verilmesi gerektiğini söyledi. Aylık asgari tüketim miktarının ücretsiz sağlanmasının ardından, daha yüksek kullanımın kademeli olarak fiyatlandırılmasını önerdi. Bu yolla hem dar gelirlinin korunacağını hem de lüks tüketimin daha yüksek bedelle karşılanacağını ifade etti.
Aynı mantığın doğalgaz için de geçerli olması gerektiğini dile getiren Destici, dar gelirli ve emekli ailelerin evin yalnızca birkaç odasını ısıtarak kışı geçirmeye çalıştığını, bu nedenle özellikle Erzurum başta olmak üzere kışı sert geçen illerde doğalgazın daha fazla sübvanse edilmesi gerektiğini söyledi.
“Asgari ücretli var, asgari ücretli var”
Destici, sosyal destek politikalarında gelir dağılımı ve hane yapısının mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi. Emekliler ve asgari ücretliler arasında da çok farklı yaşam koşulları bulunduğunu belirten Destici, tek maaşla geçinmeye çalışan, evi kira olan ve eşinin çalışmadığı ailelerle, ek geliri bulunan hanelerin aynı değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.
Site güvenlik görevlileriyle yaptığı bir diyaloğu örnek veren Destici, bir güvenlik görevlisinin emekli maaşı, çalışan eşi ve kira ödemediği evi bulunduğunu, diğerinin ise yalnızca asgari ücretle çalıştığını, eşinin çalışmadığını ve evinin kira olduğunu anlattı. Desteklenmesi gereken kesimin ikinci örnekteki vatandaş olduğunu söyleyen Destici, özellikle evli ve çocuklu, tek maaşla geçinen ailelerin daha fazla korunması gerektiğini ifade etti.
“Asgari hane geçim tespit komisyonu kurulmalı”
Destici, mevcut sosyal yardım sisteminde asgari ücretin esas alınmasının yeterli olmadığını belirterek, bunun yerine “asgari hane geçim tespit komisyonu” kurulmasını önerdi. Buna göre her şehirde dört kişilik bir ailenin asgari hangi gelirle geçinebileceğinin belirlenmesi gerektiğini söyledi.
Örnek olarak Erzurum’da dört kişilik bir ailenin 30 bin lirayla, Eskişehir veya İstanbul’da ise 40 bin lirayla geçinebileceği bir sistem kurulabileceğini dile getiren Destici, eğer ailenin geliri bunun altındaysa aradaki farkın devlet tarafından sosyal yardım, kira yardımı veya çocuk yardımı olarak karşılanması gerektiğini söyledi.
Avrupa ülkelerinde bu uygulamaların farklı biçimlerde bulunduğunu hatırlatan Destici, Türkiye’nin de bunu yapabilecek güce sahip olduğunu ifade etti. Osmanlı’nın sokak hayvanlarını beslemek için vakıflar kuran bir medeniyetin mirasçısı olduğunu belirten Destici, insanların temel ihtiyaçlarının da sosyal devlet anlayışıyla karşılanması gerektiğini söyledi.
Sokak hayvanları konusunda da konuştu
Sosyal devlet vurgusu yaparken sokak hayvanları meselesine de değinen Destici, hayvanların korunması gerektiğini ancak sokaklarda başıboş şekilde dolaşmalarını savunmadığını belirtti. Özellikle sokak köpeklerinin toplanarak bakım evlerine götürülmesi gerektiğini söyleyen Destici, çocukların ve vatandaşların saldırılardan korunmasının önemli olduğunu ifade etti.
ERZURUM’A ÖZEL TALEPLER VE KALKINMA VURGUSU
“Erzurum yeniden hamle yapmalı”
Erzurum’un geçmişte sanayileşme ve ekonomik gelişmişlik bakımından daha üst sıralarda bulunduğunu hatırlatan Destici, bugün gelinen noktada şehrin yeni bir kalkınma hamlesine ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Yalnızca Erzurum’un değil, bölgedeki birçok ilin nüfus kaybettiğini ve boşaldığını belirten Destici, hükümetin ve belediyelerin çalışmalarını gördüklerini ancak bu bölgelerde devlet yatırımının esas olduğunu savundu. Özel sektörün gelebilmesi için de devlet yatırımı ve devlet teşvikinin belirleyici olduğunu ifade etti.
“Erzurum 6. teşvik bölgesi ilan edilmeli”
Erzurum’un şu anda teşvik bakımından 5. bölgede yer aldığını hatırlatan Destici, kente daha güçlü destek sağlanabilmesi için Erzurum’un 6. teşvik bölgesi kapsamına alınması gerektiğini söyledi.
Hakkâri, Şırnak ve Van gibi illerin yararlandığı daha güçlü yatırım, proje ve sosyal güvenlik desteklerinden Erzurum’un da yararlanması gerektiğini belirten Destici, şehrin hızla kalkındırılmasının mümkün olduğunu ifade etti.
“Erzurum hükümette güçlü şekilde temsil ediliyor”
Erzurum’un hükümette ve Cumhur İttifakı içinde güçlü figürlerle temsil edildiğini belirten Destici, AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala’yı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i ve Erzurum Valiliği’nden İçişleri Bakanlığı’na atanan bakanı zikrederek, bu güçlü temsiliyet sayesinde şehrin çok sayıda yatırım aldığını söyledi.
Yusuf Tekin’in milletin değerlerini iyi temsil ettiğini belirten Destici, gerektiğinde “taşı gediğine koyduğunu” ve bundan memnuniyet duyduklarını ifade etti. Erzurum’un sevildiğini bildiğini söyleyen Destici, bu temsiliyet sayesinde konuştuğu yatırımların ve taleplerin de kısa sürede hayata geçirileceğine inandığını belirtti.
İl Başkanı Ahmet Eşref Yılmaz’a destek
Konuşmasının sonunda kongreye katılanlara teşekkür eden Destici, delegelerin oylarıyla yeniden il başkanlığı görevine seçilmesi beklenen Ahmet Eşref Yılmaz’a, yönetimine ve kadın kollarına başarı dileklerini iletti.
SAYIN GENEL BAŞKANIMIZIN KONUŞMA METNİ
Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Erzurum İl Kongremizde yaptığı konuşmanın tamamı şu şekilde:
"Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, değerli dava arkadaşlarım, kıymetli il başkanlarım, siyasi partilerimizin kıymetli temsilcileri, Uzundere Belediye Başkanımız, Aziziye, Yakutiye Belediye Başkanımız ve diğer belediyelerimizin başkan vekilleri ve geleceğimizin ümidi genç Alperen kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle ve Yüce Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Selamünaleyküm.
Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, mağfireti sizlerin ve yeryüzündeki tüm kardeşlerimizin üzerine olsun. Bugün buradan, Nene Hatun’un memleketinde, Kurtuluş Savaşı’mıza, Millî Mücadele’ye başlangıçlık yapmış kadim şehrimiz Erzurum’dan bütün Anadolu’ya, Türkiye’ye, Türk milletine ve dünyaya sesleniyoruz.
Öncelikle bu salonu tıklım tıklım dolduran siz kıymetli dava arkadaşlarıma, Erzurumlu kardeşlerime şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına şükranlarımı sunuyor, “Hoş geldiniz, şeref verdiniz.” diyorum.
Yine kurulduğumuz 29 Ocak 1993’ten bugüne kadar camiamızda, partimizde, ocağımızda görev alan herkese şükranlarımı sunuyorum. Ve bu süre içinde hayatını kaybeden dava arkadaşlarımı, kardeşlerimi de rahmetle ve özlemle yâd ediyorum.
ERZURUMSPOR’A DESTEK MESAJI
Kıymetli kardeşlerim, kıymetli Erzurumlular; konuşmama başlamadan önce bir hanım kardeşimiz, divanda bulunan bir hanım kardeşimiz, Erzurum atkısını boynuma taktı. Şerefle takacağımı buradan ifade etmeyi istiyorum. Sonuna kadar destekliyor ve inanıyorum ki Erzurumspor şu anda en yakın rakibinin, bildiğim kadarıyla, iki puan önünde ve inşallah altı hafta sonra daha büyük bir puan farkıyla ligi, yani TFF 1. Lig’i, birinci olarak, şampiyon olarak bitirecek ve hak ettiği Süper Lig’e yükselecektir.
Tabii Erzurumspor daha önceki dönemlerde de Süper Lig’de yer almış bir takımımız. Ama kalıcı hâle gelemedi. İnşallah bu çıkıştan sonra kalıcı hâle gelmesi için her türlü girişimin de Erzurumlular tarafından yapılacağına inanıyorum. Ama biz de Erzurum’un, Erzurumspor’un bugün de yarın da yanında olacağız. Bunu da yürekten söylüyorum.
Erzurumspor’un kalıcı olabilmesi için en başta bu stat probleminin bir an önce çözülmesi gerektiğini de ifade ediyorum. Erzurum’umuzun hükûmette, iktidarda, Cumhur İttifakı’nda güçlü temsilcileri var. İnşallah bu arkadaşlarımız bu sefer gereğini yapacak ve Erzurumspor’u Süper Lig’de kalıcı hâle getirip daha sonra da ilk dörtte, beşte oynayan bir takım seviyesine çıkarıp Avrupa kupalarında da Türkiye’yi temsil etmesini sağlayacaktır.
Evet, tekrar Erzurumspor’umuza yürekten başarılar diliyorum. Şimdiden şampiyonluğu hayırlı olsun, diyorum.
MUHSİN YAZICIOĞLU VE ŞEHİTLER HAFTASI
Kıymetli kardeşlerim, biliyorsunuz, 25 Mart 2009’da Şehit Liderimizi şehit verdik. Öncelikle Şehit Liderimiz Muhsin Başkanımızın şehadetinin on yedinci seneidevriyesinde ve onunla birlikte şehadete yürüyen dava arkadaşlarımı bir kez de Erzurum’dan, Dadaşlar Diyarından rahmetle, özlemle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun inşallah, diyorum.
Kıymetli kardeşlerim, şehadetinden bugüne Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları olarak her yıl 25 Mart - 31 Mart arasını Muhsin Yazıcıoğlu ve Şehitler Haftası olarak idrak ediyoruz, değerlendiriyoruz.
Bu yıl da 25 Mart’ta önce Taceddin Dergâhı’nda bulunan kabrini binlerce kardeşimizle ziyaret ettik. Dualarla ve tekbirlerle yâd ettik.
Kıymetli kardeşlerim, akabinde Ankara’da büyük bir salonda, başta Balkanlar olmak üzere Suriye ve diğer coğrafyalardan gelen misafirlerimiz, başta AK Parti Genel Başkan Vekilimiz olmak üzere Türkiye’deki siyasi partilerimizin temsilcileri, sivil toplum örgütlerimizin, sendikalarımızın genel başkanları ve halkımızla, vatandaşlarımızla birlikte Şehit Liderimizi ve arkadaşlarımızı yâd ettik.
Akabinde Sivas’ta, biliyorsunuz dört kardeşimiz de orada metfun bulunmakta; Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İsmail Güneş... Onların kabirlerini ziyaret ettik ve akabinde Sivas İl ve Merkez İlçe Teşkilatımızın düzenlediği anma programına katıldık.
Oradan İstanbul’a geçtim ve dün sabah Hollanda’ya gittim. Hollanda Amsterdam Nizam-ı Âlem Derneğimizde, ki Muhsin Başkanımızın tavsiyesiyle kurulmuş Avrupa’daki onlarca derneğimizden bir tanesi, orada yapılan anma programına katıldık. Söz vermiştik, illa Erzurum Kongresi’ne katılacaktık. Onun için gece üç buçukta İstanbul’a indim, altı uçağıyla da bindim ve Erzurum’a geldim. Şimdi sizlerle birlikteyim. Ne mutlu bana, diyorum.
STAT PROJESİ VE TEŞEKKÜR
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; şimdi AK Parti İl Başkanımız sağ olsun bir not gönderdi. Stat konusunda proje işlemleri sona gelinmiş, tamamlanmış ve yakında inşaat ihalesi de gerçekleştirilecekmiş. Hayırlı olsun, diyorum. Teşekkür ediyorum.
BÖLGESEL GELİŞMELER VE TÜRKİYE’NİN DURUŞU
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, çok sevgili Erzurumlular; içinden geçtiğimiz süreç, bölgemizde güç dengelerinin yeniden şekillendiği, stratejik denklemlerin yeniden yazıldığı bir süreçtir. Sadece askerî değil; dezenformasyon, algı yönetimi, psikolojik harp unsurları ve dijital siber alanı kapsayan çok boyutlu bir enformasyon mücadelesinin yürütüldüğü kritik bir eşikten geçmekteyiz.
Bu toz duman içerisinde son günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin duruşu bazı kesimlerce speküle edilmeye çalıştıysa da esasen devletimiz tek bir pusulaya odaklıdır. O da tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ve sarsılmaz bir egemenlik, yani millî iradedir.
Bugünlerde bölgemizdeki krizin uzanması ihtimaline binaen dile getirilen geniş koalisyon tartışmaları, kamuoyumuzda bazı soruları da beraberinde getirmektedir. Şunun altını net bir şekilde çizmek gerekir: Türkiye hiçbir emperyal ajandanın veya haksız bir işgal stratejisinin cephe ülkesi olmamalıdır ve asla olmayacaktır.
Bu çerçevede Türkiye’nin herhangi bir askerî veya siyasi angajmana dâhil olması ancak uluslararası hukukun meşruiyet zemini, doğrudan millî güvenlik tehdidi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle Cumhurbaşkanımız ve hükûmetin kararıyla ancak mümkün olabilir. Birilerinin bölgedeki vekâlet savaşları üzerinden kurguladığı koalisyon senaryoları, Türkiye’nin millî çıkarları ve bölgesel barış vizyonuyla uyuşmadığı sürece bizim için sadece dış gündemden ibarettir.
İSRAİL, İRAN VE TARAFSIZLIK VURGUSU
Kıymetli kardeşlerim, terörist İsrail’in saldırgan tutumu karşısında Türkiye ve Türk milleti olarak sergilediğimiz ilkeli duruş, sadece söylemde değil, bölgedeki dengeleri koruma gayretimizde de vücut bulmaktadır.
Ne ABD-İsrail saldırılarının yanında taraf olmalıyız ne de İran karşıtı blok diye oluşturulmaya çalışılan yapı içinde aktif bir şekilde yer almalıyız. Tarafsızlığımızı korumalı ve tarafsızlık sıfatımızın algısına zarar verecek hamlelerden ve siyaset dilinden de herkesin uzak durması gerektiğini düşünüyorum.
Tecrübeli bir Cumhurbaşkanımız, tecrübeli bir Dışişleri Bakanımız, hükûmetimiz var. Tecrübeli bir dışişleri yapımız var. Çok tecrübeli ve güçlü bir ordumuz var. Elhamdülillah.
Bizim için asıl olan, komşularımızın istikrarsızlaştırılması üzerinden ülkemize yönelebilecek tehditlerin önüne geçmektir. Bilhassa saldırgan ABD ve terörist İsrail kaynaklı hem resmî hem gayriresmî ağızlardan gelen “Sıradaki hedef Türkiye.” tehditlerinin farkındayız ve daha da mühimi, devlet aklımız şüphesiz ve tereddütsüz her türlü senaryoya karşı en üst düzeyde teyakkuz hâlinde ve hazırlıklıdır.
“Sıranın Türkiye’de olduğunu” söyleyen o resmî ya da gayriresmî ağızlara da diyoruz ki: “Sıra Türkiye’de.” diyenler, sıranın kendisine geldiğini bilmeli ve ona göre hazırlık yapmalı.
NATO, ASKERÎ VARLIK VE SPEKÜLASYONLAR
Bu kapsamda sınır ötesi risk projeksiyonları, göç dalgaları, terör örgütlerinin yeniden yapılandırılması ve enerji arz güvenliği gibi başlıklar devletimiz tarafından bütüncül bir güvenlik perspektifiyle ele alınmalıdır ve alınmaktadır.
Kamuoyunda son günlerde artış gösteren, ülkemizde yeni askerî kapasite artırımları veya yabancı güçlere ait yeni üs inşaatları gibi spekülasyonlara dair de bir çift sözümüz olacaktır.
Kıymetli vatandaşlar, Türkiye NATO üyesi bir devlet olmanın getirdiği sorumlulukları kendi egemenlik haklarının önüne hiçbir zaman geçirmemiştir ve geçirmeyecektir. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın. Yani öncelik NATO değil, Türkiye’nin ve Türk milletinindir.
Topraklarımızdaki her yabancı ya da uluslararası kuruluşa bağlı askerî varlık, sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin kontrolünde ve millî güvenlik doktrinimize hizmet ettiği sürece, ancak o zaman mevcudiyetini sürdürebilir. Millî üniter yapımıza ve egemenlik haklarımıza aykırı hiçbir planın parçası olmamız katiyen söz konusu bile değildir.
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli Erzurumlular; gelinen aşamada ne NATO’dan ne Ankara’dan ne de uluslararası güvenilir kaynaklardan “Türkiye topraklarına kırk bin NATO askeri konuşlandırılacak.” iddialarını doğrulayan resmî bir bilgi bulunmamaktadır. Ama buna rağmen her yer genellikle sosyal medyada yoğunluk gösteren iddialarla doludur. Bunların kasıtlı yapıldığını biliyoruz. Bunların içeride bir kargaşa çıkarma niyeti güttüğünü de biliyoruz. Bunları benim bildiğim gibi devletimizin gerekli kurumları da biliyor ve bu tür Türkiye’yi ve Türk milletini zayıf düşürecek, ordumuzu, hükûmetimizi itibarsızlaştıracak bu tür yayınları paylaşanlar hakkında da elbette hukuk gereğini yapacaktır ve yapmalıdır.
KAMUOYUNUN BİLGİLENDİRİLMESİ VE DEVLET AKLI
“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.” diyor bazıları da. Bu konuda da hem ülkemizi yönetenlere hem de iddia sahiplerine hitap eden düşüncelerimizi de sizinle acizane paylaşmak istiyorum.
Devletimiz, hükûmetimiz, milletimizi aydınlatmaktan sorumlu birimlerimiz; güvenlik politikalarının doğası gereği son günlerde bilhassa sosyal medyada artan spekülasyon ve iddialar karşısında bazen sessiz kalmayı tercih edebilir. Bu bir strateji de olabilir. Ancak biliyoruz ki bilgi çağında oluşan her boşluk psikolojik harp unsurları tarafından gerçek dışı iddialarla doldurulmaya müsaittir.
Binaenaleyh, buradan Erzurum’dan, Dadaşlar Diyarından ilan ediyoruz: Sivil ve askerî makamlarımız, halkımızın, milletimizin tatmin olacağı şeffaf ve berrak bir bilgilendirme sürecini kararlılıkla devreye sokmalıdır. Kamuoyu nezdinde dezenformasyona ve spekülasyonlara yol açan iddialara karşı anlaşılır ve şeffaf bir şekilde resmî bilgilendirme açıklamaları yapılmalıdır ki dönem dönem bu da yapılmaktadır İletişim Başkanlığımız tarafından.
Şu günlerde panik atmosferine asla yer yoktur. Çünkü Türkiye, ne yapılmak istendiğinin bilincinde, tecrübeli, basiretli, güçlü bir Cumhurbaşkanına ve güçlü bir yönetime ve Cumhur İttifakı’na sahiptir.
Sonuç olarak bu saatten sonra Türkiye’nin ihtiyacı olan şey panik değil, sağduyulu bir berrak akıldır. Anadolu irfanı dediğimiz şey, Anadolu feraseti dediğimiz şey de işte tam budur. Bizler ne Batı merkezli bir dayatmanın figüranı ne de bölgesel kaos planlarının sessiz izleyicisi değiliz.
Devlet, kendi stratejik ortaklıklarını elbette yönetecek güce de tecrübeye de sahiptir. Lakin yönetirken bağımsızlığımızdan ve millî onurumuzdan asla ödün vermeyecek anlayışta olduğumuzu tüm dünyaya bir kez daha haykırıyoruz. Çünkü biz Türkiye Cumhuriyeti’yiz. Çünkü biz Türk milletiyiz.
Türkiye Cumhuriyeti, tarihsel tecrübesi, kurumsal kapasitesi ve Türk milletinin iradesiyle bu tür küresel kırılma anlarından güçlenerek çıkma potansiyeline de sahiptir. En son Ukrayna-Rusya Savaşı da buna yakın bir örnektir.
İnşallah bu sıkıntılı günlerde de üstümüze başımıza emperyalistlerin ve Türkiye’ye hasım olanların atacağı çamur ve pisliklere mani olup yüzümüzün akıyla ülkemizi ve milletimizi, rengini şehitlerimizin kanından alan ay yıldızlı al bayrağımız altında tek ve birlik içinde ayakta tutacağız. Bu bizim en büyük gayelerimizden bir tanesidir. Diri olacağız, birlik içinde olacağız, Büyük Birlik olacağız.
ULUSLARARASI SİYASET VE İSLAM DÜNYASINA ÇAĞRI
Kıymetli kardeşlerim, bugün gelinen noktada uluslararası siyasetin nasıl bir seviyeye savrulduğunu hayret ve ibretle izliyoruz. Dün Trump’ın, geçtiğimiz sene 3.2 trilyon dolar silah sattığı Körfez ülkelerinin önde gelen ülkesi Suudi Arabistan Veliaht Prensi’ne ettiği hakareti ve buna karşı maalesef Körfez ülkelerinin gösterdiği sessizliği ve teslimiyeti hepimiz gördük. Üzüldük. Onlar adına üzüldük.
İspanya Başbakanı kadar olabilselerdi ne ABD bu kadar saldırgan olabilirdi ne de İsrail Gazze’de soykırım yapabilirdi. İtaat etmenin de bir faydası olmadığını gördüler. İtaat etmenin de bir faydası yok. Onun için dik durmalı İslam ülkelerinin liderleri. Cumhurbaşkanımızı örnek almalı. İspanya Başbakanı’nı örnek almalı. İslam ülkeleri liderleri ayağa kalkarsa coğrafyamızda ne Amerika kalır ne İsrail kalır. Bugünleri de göreceğiz inşallah.
ULUSLARARASI SİYASETTE TAHAKKÜM DİLİ
Trump gibi haydut isimlerin kullandığı üslup ve Netanyahu gibi soykırımcı siyonist askerî aktörlerin sergilediği pervasızlık, diplomasinin yerini açık bir tahakküm diline bıraktığını göstermektedir. Dün övgü düzenlerin bugün aynı kolaylıkla hakarete başvurabildiği bu çürümüş düzende, devletlerin onuru ve milletlerin haysiyeti hiçe sayılmaktadır.
Tarih boyunca hep firavunlar oldu. Bugün de güç sarhoşluğuyla hareket eden, kendisini hukukun ve insanlığın üstünde gören, kendilerini, iktidarlarını ve güçlerini haşa tanrılaştıran bu anlayış adeta modern zamanın firavunlarını karşımıza çıkarmaktadır.
Kıymetli vatandaşlarım, değerli Erzurumlular; bu tablo karşısında alacağımız ders çok açıktır. Dışarıdan gelen övgülere aldanarak yön tayin edilemez. Günü geldiğinde aynı odakların hakaretlerine maruz kalmaktan kurtulunamaz. Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun ifade ettiği gibi, “Firavunlar hep var olacak. Firavunlara karşı olmak yetmez. Musa’nın, yani mazlumun, yani halk haklının ve hakkın yanında durmak esastır.”
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey sadece haksızlığa karşı çıkmak değil; hakikatin, adaletin ve onurlu duruşun yanında tereddütsüz bir şekilde dimdik yer almak olmalıdır. Çünkü bu çağın imtihanı da geçmişle aynıdır. Ya güçlünün yanında savrulacağız, değerlerimizi kaybedeceğiz ya da doğru olanın yanında dimdik duracağız. Türkiye’ye ve Türk milletine yakışan da doğrunun yanında, halkın, haklının ve hakkın yanında ok gibi dimdik durmaktır. Elif gibi dimdik durmaktır. Ve Cenab-ı Hakk’ın Hud Suresi’nde hepimize buyurduğu gibi “emrolunduğun gibi dosdoğru olmak”tır.
GAZZE, LÜBNAN, İRAN VE NÜKLEER ÇİFTE STANDART
Kıymetli kardeşlerim, bir kez daha ABD’nin ve terörist İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını da, Lübnan’a yönelik saldırılarını da, yaptıkları soykırımı da, çocuk, kadın, yaşlı, masum katliamlarını da, en son İran’a yönelik saldırılarını da kınıyoruz ve lanetliyoruz.
Neymiş İran’a saldırmanın gerekçesi? Efendim, uranyumu zenginleştiriyormuş, nükleer güce sahip olacakmış. Dünya Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) bunun aksini söylüyor. Böyle bir şey yok, diyor. Peki İsrail’in elinde var nükleer başlıklı silahlar. Üç yüz tane olduğu söyleniyor. Ve İsrail’in bunu tereddütsüz kullanabileceğini hepimiz biliyoruz. Çünkü İsrail kendisinden başka bir devlet tanımıyor. Kendisinden başka bir yönetim tanımıyor. Kendilerinden başka insanları insan olarak görmüyor. Kendilerini seçilmiş bir millet olarak görüyor. “Vadedilmiş topraklar” diye bir arz-ı mevut hayali var. Dolayısıyla da bütün bu inanç ve anlayışa sahip olan bir devlet, bir millet, hele başında bir de böyle Netanyahu gibi bir soykırımcı varsa nükleer başlıklı füzeleri kullanmaz mı? Kullanır.
Peki onda niye var? Niye o bırakmıyor? Niye Amerika’da var? Başka devletlerde var. Onun için elbette İsrail’de olursa bu coğrafyadaki her devletin, başta Türkiye olmak üzere, nükleere sahip olma hakkı vardır ve o da gün geldiğinde olacaktır inşallah.
Ama asıl mevzu Amerika’nın dediği gibi nükleer değil, İsrail’i korumaktır. İsrail’in hedefine ulaşmasını sağlamaktır. “Amerika’yı koruduk.” diyor bu saldırılarla, “İran’dan.” diyor. Ya sen neredesin, İran nerede? Sen İran’dan on bin kilometreden üstünde öte taraftasın. İran’ın sahip olduğu silah gücünün beş on katına sahipsin. Ama tabii bunların hepsi palavra ve gerekçe; kimse de buna inanmıyor zaten. Amerikan halkı da inanmıyor.
Ve göreceğiz inşallah, kasım seçimlerinde bu Netanyahu’yla birlikte yeryüzünü kana bulayan, üçüncü dünya savaşı çıkarma hevesinde olan Trump’ın da döneminin sonuna gelecek. İnşallah aklı başında bir yönetim gelir de dünya da nefes alır, bölgemiz de nefes alır ve sulh, selamet gelir, diyoruz.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNE DAİR DEĞERLENDİRME
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; birkaç kelam da “Terörsüz Türkiye süreci” diye kamuoyunda bilinen süreçle ilgili düşüncelerimi kısa birkaç sayfayla paylaşmak istiyorum.
Gelinen nokta ne bu süreçte? Nevruz kutlamaları adı altında terör örgütü uzantısı DEM tarafından, başkaca sözde bayraklar, sözde Kürdistan bayrağı, PKK paçavraları gölgesinde sözde Nevruz kutlamaları yapıldı. Diyarbakır’da, İstanbul’da, hatta Erzurum’da. Peki bunların elinde bir tane Türk bayrağı gördünüz mü? Göremezsiniz. Bunlar sadece Türk milletinden ayrı olmak istemiyorlar, Türk milleti kavramından rahatsız değiller; bunlar gerçekte Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olmaktan da rahatsızlar. Şimdilik bunu söylemiyorlar. Aşama aşama emellerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
Yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olmaktan rahatsız olmayan birisi neden eline ay yıldızlı al bayrağı almasın? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hangi bayrak temsil ediyor? Ay yıldızlı al bayrak temsil ediyor. Sen, ey hain, sen hangi devletin vatandaşısın? O zaman eline hangi bayrağı alıyorsan defol, o devlete git, yaşantını da orada sürdür.
Hadiseleri, bu olayları asla kabul etmiyoruz ve lanetliyoruz. Bunlar Türk milletinin sabrını taşırmıştır. Yine de milletimiz, devletinin hatırına, ülkesinin bütünlüğü ve milletinin birliği adına sabretmiştir ve sabretmektedir. Ama bu tür taşkınlıklar, bu tür pervasızlıklar, bu tür hadsizlikler devam ederse elbette milletin de sabrının bir sonu vardır. Millet gerektiğinde hak edene hak ettiği cevabı da vermesini bilir.
TÜRK BAYRAĞI, KARDEŞLİK VE MİLLET BİRLİĞİ
Kıymetli kardeşlerim, eline Türk bayrağı almaktan imtina edenlerle barış gelmez. Eline Türk bayrağı almaktan imtina edenlerle kardeş olunmaz. Eline Türk bayrağı almaktan imtina edenlerle iç cephe güçlendirilmez.
Biz Kürt’ü, Türkmen’i, Alevisi, Sünnisiyle bu büyük Türk milletinin birer parçasıyız. Bu salonda da yüzlerce Kürt kardeşim var. Alevi Bektaşi kardeşim var. İşte biz bu salonda ve burada olmayan ama bu anlayışa sahip, yani devletin varlığı, ülkenin bütünlüğü ve milletin birliği anlayışına sahip, gururla eline ay yıldızlı al bayrağı alıp “Bu benim bayrağım.” diyebilen, Çanakkale’de, Yemen’de, Sarıkamış’ta kucak kucağa yatan Kürt’ün, Türkmen’in birliğini de kimse bozamaz ve biz de buna müsaade etmeyiz.
İMRALI, PKK VE YASAL DÜZENLEME UYARISI
Şimdi duyuyoruz. DEM Eş Başkanı açıklıyor: İmralı Adası’nda kırk bin kişinin katili rahat etsin diye konforlu bir yapı oluşturuluyormuş. Bunu bilmiyoruz, araştıracağız. Ama o öyle açıklıyor. Biz de diyoruz ki bu asla olmamalıdır. Bu tür tavizler verilmemelidir. Çünkü buna Kürt’üyle, Türkmen’iyle milletimizin rızası yoktur.
Kırk bin insan hayatını kaybetmiştir. PKK eliyle katledilmiştir. Bunun otuz bini Kürt kökenlidir. Otuz bini. Dolayısıyla da Kürt’ün de buna rızası yoktur. Türk’ün de, Arap’ın da, Alevisinin de, Sünni’sinin de, Doğulunun da, Batılının da buna rızası yoktur. Milletimizin asla rızası yoktur.
Yine PKK tüm unsurlarıyla silah bırakmadan ve yine tüm unsurlarıyla kendini feshetmeden, hele ki millî kimliğimizi zedeleyecek, dilimizi örseleyecek adımlar atmaya devam ettiği sürece ne anayasal ne de yasal hiçbir düzenleme Meclise getirilmemeli ve hayata geçirilmemelidir. Ne zaman ki PKK tüm unsurlarıyla silah bırakır, tüm unsurlarını fesheder -Avrupa dâhil- bu tür bölücü taleplerden vazgeçer, o zaman oturursun konuşursun.
Biz Büyük Birlik Partisi olarak da partimizi kurarken demişiz: Allah’ın varlığı ve Resulü’nün risaleti dışında her şeyi konuşabiliriz. Ama hainliğe asla, bölücülüğe asla müsaade etmeyiz. Teröre ve şiddete asla taviz veremeyiz.
Bu anlamda binlerce vatan evladını, kahraman polislerimizi, kahraman Mehmetçiklerimizi, kahraman güvenlik korucularımızı şehit etmiş olan teröristlerin affedilmesi de kabul edilemez.
Bir kere daha ifade ediyorum ki biz millet olarak Kürt’ü, Türkmen’i, Alevisi, Sünni’siyle biriz ve büyük Türk milletinin ayrılmaz parçalarıyız. Cenab-ı Hak birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşliğimizi daim etsin. Bunu bölmeye çalışanlara da fırsat vermesin inşallah, diyorum.
ERZURUM İÇİN DOĞAL GAZ VE SU DÜZENLEMESİ
Kıymetli kardeşlerim, son olarak şehrimizle ilgili biraz önce statla ilgili olan projeyi dile getirdim. Daha önce Erzurum ziyaretimizde, Erzurum ziyaretlerimiz sonrası hem Mecliste olduğumuz dönemde Mecliste hem Meclis içinde olduğumuzda kamuoyu önünde, canlı yayınlarda özellikle Erzurum’la ilgili dile getirdiğimiz iki husus vardır. Bunlardan birincisi doğal gaz indirimi. Neden? Çünkü burası hem uzun süre kullanıyor hem de yüksek seviyede kullanıyor.
Yani Antalya’da asgari ücretle Erzurum’daki asgari ücret aynı. İkisi de 28 bin lira. Birisi diyelim iki ay doğal gaz faturası ya ödüyor ya ödemiyor. O da çok cüzi. Ayda belki bin lira, iki bin lira ödüyor. Ama Erzurum’daki ayda en az 5-6 bin lira ödüyor ve bunu da altı ay ödüyor. Adaletsizliktir. Bu düzeltilmelidir.
Bakın, elektrikte bir düzenleme yapıldı. Biz Büyük Birlik Partisi olarak elektrik, su ve doğal gazla ilgili yaptığımız bu çalışmaları Sayın Cumhurbaşkanımıza heyeti huzurunda sunduk, takdim ettik, görüştük, anlattık. Kendisi makul, tabii ki bu tür tekliflere, projelere açık.
Şimdi elektrikte mesela kısmen bu sağlandı. Tüketime göre bir fiyat. Şimdi burada su için de aynısı yapılmalı. Su insanın temel hakkıdır, yaşam hakkıdır. Belli bir litre ya da metreküpe kadar bütün şehirlerimizde su bedava olmalıdır. Bir insanın asgari kullanım miktarı nedir? Farzımuhal, aylık 50 metreküptür. Bu bedava olmalıdır, ücretsiz verilmelidir. Çünkü bu yaşam hakkıdır.
Ondan sonra kullanım kademeli olarak fiyatlandırılmalıdır. Çünkü en tepeye geldiğinizde ne var? Adamın havuzu var. Ne diyorlar, o evin içinde jakuzisi var. Efendim? Bahçesi var. Suluyor da suluyor babam. Faturaya da bakmıyor, umurunda değil fatura. Talimat vermiş, banka ödüyor. O dairelerin kirası geliyor ya da iş yerlerinin, buradaki fatura ödeniyor. Ama Erzurumlu için bu böyle değil. Asgari ücretli için böyle değil. Çiftçi için böyle değil. Emekli için böyle değil. O, kılı kırk yarıyor denk getirmek için.
Şimdi doğal gaz için de işte böyle. Doğal gazı emekli, işçi nasıl tüketiyor kışın? Salonu kapatıyor. Kendi ailemizden biliyorum. Oturma odasının ve yatak odasının kaloriferini, peteğini açık tutuyor. Şimdi insanlar böyle idare etmeye çalışıyor. Onun için burada da bir düzenleme yapılmalı ve bu düzenlemenin içerisinde işte kışı uzun geçiren Erzurum başta olmak üzere vilayetlerimiz, illerimiz, ilçelerimiz, burada oturan insanlarımız korunmalı ve onların tükettiği doğal gaz daha ucuz verilmeli, daha fazla sübvanse edilmelidir.
ASGARİ HANE GEÇİM DESTEĞİ ÖNERİSİ
İkinci konu... Biz yine mesela asgari ücret... Şimdi daha önce de söyledim. Kısaca birkaç cümle... Şimdi asgari ücretli var, asgari ücretli var. Emekli var, emekli var. Emekli var, hanımı da emekli, ev kendisinin, bir de kira gibi başka gelirleri var. Şimdi bunun bir desteğe ihtiyacı var mı? Yok. Ama hakkını vermek lazım, kesmemek lazım.
Bu tarafta da bir emekli var. Tek emekli maaşı alıyor. En düşük 20 bin. Hanımı emekli değil. Evi kira. Başka bir gelir yok. İşte bizim korumamız gereken bu.
Tek maaş var. Asgari ücretli için de geçer. Şimdi o gün siteden çıkıyorum, bir siteden. İki güvenlik görevlisi var. Arabadan indim, tanıştım, selam verdim, hâl hatır sordum. Dedim ki: “Hangi şartlarda çalışıyorsunuz?” “Asgari ücretle çalışıyoruz başkanım.” dediler. Peki, senin başka gelirin var mı, dedim. “Ben emekliyim, ikinci iş olarak yapıyorum.” dedi. “Hanım da çalışıyor.” dedi. “Ev de kendimin.” dedi. “Kira ödemiyorum.” dedi. Çok güzel.
Öbür arkadaşa sordum. “Ben asgari ücretle çalışıyorum. Hanımım çalışmıyor, evim de kira.” dedi. İşte bizim desteklememiz gereken bu. Tek maaş olup evi olmayan, hanımı da çalışmayan. Hele bir de evli ve çocuklu olanları da daha fazla desteklemeliyiz ki çocuk sayımız eksilmesin, nüfusumuz eksilmesin, Türk milleti çoğalsın ve gelecek nesillerimiz geçmiş ecdadımızın yaptığı gibi dünyaya adaleti getirsin, i‘lâ-yi kelimetullah için nizam-ı âlem diyerek adaleti sağlasın.
Şimdi bununla ilgili de bir düzenleme var, vatandaşlık maaşı gibi. Ama burada asgari ücret baz alınıyor aile gelirleri, hane gelirleri bakımından. Bizim önerimiz ise asgari ücret değil, tıpkı asgari ücret gibi bir asgari hane geçim tespit komisyonu kurulsun. Mesela Erzurum’da dört kişilik bir aile asgari kaç liraya geçinebilir? Farzımuhal, 30 bin liraya geçinebilir ya da işte Eskişehir’de 40 bin liraya geçinebilir, İstanbul’da 40 bin liraya geçinebilir. Peki geliri ne? Tek asgari ücret, 28 bin. İşte o 40 ile 28 arasındaki 12 bin lirayı devlet sosyal yardım, kira yardımı, çocuk yardımı olarak verecek ve vatandaşımız asgari hane geçim rakamı altında ezilmeyecek.
Avrupa bunu yapıyor. Almanya bunu yapıyor. Hollanda yapıyor. Belçika yapıyor. Fransa yapıyor. Biz yapmalıyız. Biz ki, biz kimiz? Biz kimiz? Sokak hayvanlarını beslemek için vakıflar kurmuş Osmanlı’nın torunuyuz biz.
SOKAK HAYVANLARI VE GÜVENLİK
Evet. Ama bunu söylerken şunu da söylüyorum: Sokak köpekleri sokaklarda serbestçe dolaşsın demiyorum. Bunlar toplanmalı, bakım evlerine götürülmeli ve dolayısıyla da bu sokak hayvanları çetelerinden ve başta köpekler olmak üzere sokak hayvanlarının saldırılarından da çocuklarımız ve insanlarımız uzak tutulmalıdır.
ERZURUM’UN KALKINMASI VE TEŞVİK TALEBİ
Bir son mesele de bu. Erzurum’umuzla ilgili pek çok konu var ama vakit uzadı. Sizlere de sabrınız için teşekkür ediyorum. O da Erzurum...
Biraz önce il başkanımız söyledi. Seksenli yıllarda okudum ben de liseyi. Yetmişli yıllarda ilkokul, ortaokul; seksenli yıllarda lise. O zaman coğrafya kitaplarımızda vardı illerin nüfusu ve gelişmişlik, ekonomik düzeyleri. Erzurum, iyi hatırlıyorum, bir Eskişehirli olduğum için Eskişehir altıncıydı ekonomik, yani sanayileşme bakımında. Erzurum da sekizinci, dokuzuncu sıradaydı. Bugün Eskişehir yirmilerin üzerine çıktı. Erzurum herhâlde ondan daha üst sıralarda, herhâlde üreten daha geride yani. Kaç? Elli. Kaç? Kaç başkanım? Yirmi iki. Yirmi iki. Tamam. Başkanı esas alalım. Elli falan diyenler, yirmi iki olsun. Yani onu kırmayalım misafirimizin.
Şimdi yeniden bir hamle yapmak lazım. Çünkü Erzurum boşalıyor. Hepimiz görüyoruz. Sadece Erzurum değil. Bu Van için de geçerli, başka illerimiz için de geçerli. Hükûmetimiz çalışıyor, belediyelerimiz çalışıyor. Bunların gayretlerini de görüyoruz ama bu bölgelerde devlet yatırımı esas. Özel sektörün gelmesi için de devlet yatırımı ve devlet teşviki esas.
Erzurum şimdi beşinci bölge; yatırım ve teşvik bakımından. Bize göre Erzurum behemehâl altıncı bölge ilan edilmeli ve bir Hakkâri gibi, bir Şırnak gibi, bir Van gibi Erzurum da devletin bütün kaynaklarından, yatırım kaynaklarından, proje kaynaklarından, sosyal güvenlik desteklerinden yüksek düzeyde istifade etmeli ve Erzurum hızla kalkındırılmalıdır.
Devletimizin de, iktidarın da buna gücü vardır. Erzurum’u sevdiklerini de biliyorum. Biraz önce söyledim. Erzurum’un çok güçlü figürleri var. Genel Başkan Vekilimiz var. İki bakanı var şu anda. Üçüncü var mı? Bilmiyorum. Efkan Ala Bakan... İşte onu Genel Başkan Vekili olarak ifade ettim. İki bakanımız var şu anda. Bir, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin. Çok başarılı, milletimizi de çok iyi temsil ediyor. Gerektiğinde taşı da gediğine koyuyor. Ondan da çok memnunuz. Geri adım atmak yok. İnandığımız konuda, değerlerimiz konusunda... İkincisi de Erzurum valisiyken İçişleri Bakanlığına atanan kıymetli bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi. O da Erzurum’dan valiliğe gittiği için kendisini aynı zamanda Erzurumluların da valisi olarak görüyor.
Onun için bu derece hükûmette, ittifakta güçlü bir Erzurum var. Erzurum pek çok yatırım almıştır. Ama bu konuştuklarımız da inşallah en kısa sürede hayata geçirilir ve Erzurumlu daha müreffeh bir hayatı, daha zengin bir hayatı yaşar diye dua ediyoruz, destek veriyoruz ve her daim Erzurumlu’nun, Türkiye’nin, Türk milletinin yanında olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz.
TEBRİK
Kongremize katılarak bizleri şereflendirdiniz. Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kongrede bugün tekrar inşallah delegelerimizin oyuyla il başkanlığı görevine seçilip devam edecek olan Ahmet Eşref Yılmaz kardeşime, yönetimine, kadın kollarımıza da şimdiden başarı dileklerimle hayırlı olsun diyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. Cenabıhak yar ve yardımcımız olsun inşallah."
Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Amsterdam'da teşkilatımızla buluştu