Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Çanakkale İl Kongresi'nde gerçekleştirdiği hitabında, vatanın bölünmez bütünlüğü, terörle mücadele ve Suriye’deki gelişmelere dair tarihi mesajlar verdi. Destici, konuşmasında milli birlik vurgusu yaparken, terör örgütünün siyasi uzantıları ve onlara destek veren odaklara sert tepki gösterdi.
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ RAHMET VE MİNNETLE YÂD EDİLDİ
Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, değerli dava arkadaşlarım ve çok kıymetli Çanakkaleliler; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyor; Çanakkale Olağan İl Kongremize hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum. Öncelikle kongremizin hayırlara vesile olması dileğimle kongremizde emeği geçen başta İl Başkanımız Vural Tegen kardeşimiz olmak üzere yönetimine, ilçe başkanlarına, Alperen Ocaklarımıza, kadın kollarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyor; hepsini gözlerinden öpüyor ve tebrik ediyorum. Yine Çanakkale'de kuruluşundan bu yana emek veren herkese şükranlarımı sunuyorum. Başta önceki İl Başkanımız Levent Çavuş kardeşimiz olmak üzere hayatını kaybedenlere de Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun diyorum.
Kongremize teşrif eden siz kıymetli misafirlerimize, siyasi partilerimizin temsilcilerine, sivil toplum örgütü temsilcilerimize, muhtarlarımıza ve özellikle de Şehit Aileleri Vakfımıza ve Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Vakfı yöneticilerimize şükranlarımı sunuyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar diyorum. Millî şairimiz, İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un dizeleriyle Çanakkale şehitlerimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimizi isterseniz bir kez daha onun dizeleriyle hatırlayalım. Ne demişti Mehmet Akif Ersoy, millî şairimiz, Çanakkale Zaferi'ne ve o zaferin şehitlerine ithaf ettiği şiirinde?
"Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor. Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber."
Bu vesileyle tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun inşallah diyorum.
DEVLETİN BEKASI VE MİLLÎ BİRLİK VURGUSU YAPILDI
Evet, öyle topraklar üzerindeyiz ki elbette Anadolu'muzun, vatanımızın her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmıştır. Ama burası Çanakkale, Gelibolu; buralar farklı mekânlardır. Ve yine şairin dediği gibi; "Dur yolcu" diyor, "dur yolcu." Hepimiz durup bu topraklara geldiğimizde bir kez daha kendimizi sigaya çekmeliyiz. Buralarda neler yaşandığını, buralarda nasıl bir mücadele verildiğini ve her metrekaresinde nasıl Anadolu evlatlarının sırf devletimiz ayakta dursun, sırf vatan topraklarına düşman çizmesi basmasın, sırf kadınlarımızın namusları lekelenmesin, bayrak inmesin, ezan dinmesin diye bir saniye bile tereddüt etmeden ölüme koşan şehitlerin yattığı topraklardır.
Çanakkale geçilmezdir. Ve Çanakkale bizim için, ülkemiz için, milletimiz için bu anlamda Çanakkale'de geçit vermeyenlerin toprağıdır. Onun için bizim için müstesnadır, bizim için kıymetlidir, bizim için değerlidir. Bir kez daha Çanakkale şehitlerimizi ve tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. And olsun ve şehitlerimiz emin olsun ki bize tertemiz, müstakil, hür bir vatan bıraktılar. Biz de gerektiğinde canımızı vereceğiz ama devletimizin yıkılmasına, ülkemizin bölünmesine, milletimizin kardeşliğinin bozulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.
Kıymetli kardeşlerim; düşman Birinci Dünya Savaşı sonrası bütün gücüyle ülkemize dört bir yandan saldırarak Türkiye'yi işgal girişiminde bulundular. Kısa bir süre de olsa belli noktalarda başarılı oldular ama daha sonra bu aziz ve necip Türk milleti düşmanı yurdundan kovmayı ve neticede yeniden bağımsız bir devlet kurmayı bütün yokluklara ve zorluklara rağmen başarmıştır. Onun için biz devletimizin hangi zorluklar altında, zor şartlar altında, hangi yokluklar içerisinde kurulduğunu biliyoruz. Onun için kıymetini biliyoruz. Onun için Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi de rahmetle ve şükranla yâd ediyoruz.
TERÖR ÖRGÜTLERİ VE DIŞ GÜÇLERİN OYUNLARI BOZULDU
Kıymetli kardeşlerim; düşman hasımlarımız o gün yapamadıklarını bugün 40 yıldan fazla bir süredir kanlı ve hain bir terör örgütü, PKK terör örgütü vasıtasıyla yapmıştır ve yapmaya çalışmıştır. Evet, binlerce şehit verdik. On binlerce insan hayatını kaybetti. Sırf o bölgelere ilim ışığını götürmek için, vazife için giden gencecik öğretmenlerimizi, imamlarımızı şehit ettiler. Şantiyelerdeki işçilerimizi şehit ettiler. Memurlarımızı şehit ettiler. Ama millet olarak yılmadık ve yıkılmadık. Allah'ın izniyle de yılmayacağız ve yıkılmayacağız. Sadece bunu yapmadılar; aynı zamanda bizi ayrıştırmaya, bölmeye çalıştılar. Bir Kürt-Türkmen kavgası çıkarmaya çalıştılar. Ama elhamdülillah bunda da başarılı olamadılar. Ve bugün biz yine vatanımızda, vatan toprağında Kürt, Türkmen, Arap, Boşnak, Arnavut, Muhacir hep birlikte; Alevi'yi, Sünni'yi hep birlikte kardeşçe yaşıyoruz ve kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Yaklaşık bir yıl önce kanlı ve hain PKK terör örgütünün İmralı'da bulunan elebaşısı canisiyle ve PKK uzantısı DEM Parti temsilcileriyle başlatılan bir süreç oldu. Bu sürecin başında millete şöyle söylendi: "Şartsız, pazarlıksız ve müzakeresiz PKK silah bırakacak ve tüm unsurlarıyla birlikte kendini feshedecek." Ne âlâ. Bundan hiçbirimiz mutsuz olmayız, bilakis memnuniyet duyarız. Ama geldiğimiz noktada ne silah bırakıldı ne kendini feshetti. Sadece göstermelik 15-20 silah yakıldı, sadece göstermelik 3-5 kişi Türkiye'den çıkıyormuş gibi bir görüntü verildi. Hem İran yapılanması hem Irak yapılanması ve en önemlisi Suriye yapılanması olduğu gibi ayakta duruyor. Niye kendilerini feshetmiyorlar? Niye silah bırakmıyorlar? Niye Suriye merkezî hükümetine entegre olmuyorlar? Çünkü ipleri Amerika'nın elinde. Tasmalarını İsrail tutuyor, Siyonistler tutuyor, emperyalistler tutuyor. Onun için biz Büyük Birlik Partisi olarak sürecin başında ne dedik? "Bunlara güvenmiyoruz." Bir; çünkü bunlar hain. İki; bunların kendi iradeleri yok. Bunların ipleri ABD'nin elinde, İsrail'in elinde, Batı'nın elinde, Siyonistlerin ve emperyalistlerin elinde dedik. İşte bugün geldiğimiz nokta bu.
SURİYE’DEKİ GELİŞMELER VE TÜRKİYE’NİN DURUŞU NETLEŞTİ
Ve bakın, Suriye'de 10 Mart mutabakatına rağmen silah bırakmıyorlar, Suriye merkezî hükümetine katılmıyorlar. Silahlı güçlerini silahsızlandırmıyorlar. Ve en sonunda ne oldu? Suriye merkezî hükümeti dayanamadı ve Halep'te bunların kontrol etmeye çalıştığı 2-3 mahalleye operasyon düzenledi. Elbette ki bu haklı bir girişimdi. Bugün itibarıyla de hemen hemen bölgeyi PKK'dan, YPG'den ve SDG unsurlarından temizledi. Bakın bunlar olurken Türkiye'de bazı siyasetçilerin, eski ya da yeni siyasetçilerin açıklamaları oldu. PKK uzantısı DEM Parti'nin Eş Başkanı aynen şöyle söyledi (tırnak içerisinde): Yaptığı hadsizliği ve terbiyesizliği sizlere ve televizyonlar aracılığıyla bütün Türkiye'ye bir kere daha göstermek için söylüyorum. Şöyle söyledi (tırnak içerisinde): "Türkiye'yi uyarıyoruz" diyor. Hadsizliğe bakar mısın? Türkiye milletvekili maaşını Türkiye'den alıyor. Cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği, bu tarafta da Türkiye Cumhuriyeti pasaportu var. Ne diyor? "Türkiye'yi uyarıyoruz. Gerilimi tırmandıran değil, diyaloğu güçlendiren politikalar izleyin. Kürtler diz çökmez. Kobani'de nasıl direndiyse Halep'te de öyle direnecektir" diyor.
Yani açıkça Suriye PKK'sına, PYD'sine, YPG'sine destek veriyor. Biz de bu hainlere diyoruz ki: Eğer kendinizi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ait hissetmiyorsanız, bu devletin onurlu bir vatandaşı olmayı istemiyorsanız, ay-yıldızlı al bayrağın altında bir ve beraber yaşama iradesine sahip değilseniz, şöyle içinizden gelerek gür bir sesle bağımsızlığımızın timsali olan İstiklal Marşı'nı okumuyorsanız o zaman kendinizi hangi ülkeye ait hissediyorsanız ya da YPG, PKK, SDG gibi hangi yapıya ait hissediyorsanız bırakın Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nen şerefli kimliğini, pasaportunu; sınır açık, defolun gidin diyoruz. Evet. Allah sizlerden razı olsun. Allah sizleri var etsin. Sizler, bu aziz milletimiz olduğu sürece ülkemizi bölmeye, milletimizi parçalamaya kimsenin gücü yetmeyecektir.
MUHALEFETİN TERÖR SÖYLEMLERİNE SERT TEPKİ GÖSTERİLDİ
Ve devam ediyor; diyor ki: "Oralardaki gelişmelerin Türkiye'ye de yansımaları olacaktır" diyor. Bakın, tehdit devam ediyor. Ve Mecliste eylem yapıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında eylem yapıyorlar. Niye? Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanımızın açıklamalarına tepki olarak. Ne demiş bizim bakanlarımız? "Suriye'nin birliğini istiyoruz. Savaş istemiyoruz. Terör örgütünün silahlarını bırakmasını istiyoruz. Suriye'nin terörden temizlenmesini istiyoruz. Ve Suriye merkezî hükümeti isterse yardım etmeye hazırız" demiş. Şimdi açık ve net olarak bunları söylemiş. E şimdi değerli arkadaşlar, değerli kardeşlerim; ne diyecekti Dışişleri Bakanımız ya da Milli Savunma Bakanımız? Onlar istiyor ki biz dokunmayalım. Hatta Suriye hükümetine de diyelim ki: "Bu yavrulara dokunmayın; bu PKK'lılara, PYD, YPG'ye..." Durmadan yılan gibi kabuk değiştiriyorlar, isim değiştiriyorlar. "Bunlara dokunmayın" diyeceğiz; bunlar da orada Irak'ın kuzeyinde olduğu gibi bir devlet kuracaklar, bir teröristan kuracaklar, ikinci bir İsrail kuracaklar.
Hadi bunları anlıyoruz; bunlar PKK'nın siyasi uzantısı. Çıkıyor CHP'nin bir Grup Başkan Vekili, onlarla birlikte basın açıklaması yapıyor. Ne diyor? Aynen onun söylediklerini de okuyorum: "Halep'te yaşananlar demokrasi ve insan haklarına aykırıdır" diyor. Yani Suriye hükümeti teröristlere karşı, Halep'teki teröristlere karşı operasyon düzenliyor; CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın da diyor ki (tırnak içinde): "Halep'te yaşananlar demokrasi ve insan haklarına aykırıdır" diyor. Aynen DEM Eş Başkanı'nın ağzıyla konuşuyor. Devamındaki cümlede şunu söylüyor; biraz önce DEM Eş Başkanı'nın sözlerini söyledim, aynen onun cümlelerini kullanıyor: "Oradaki gelişmelerin mutlaka Türkiye'ye yansıması olacaktır" diyor. Bunu DEM Eş Başkanı da söylüyor, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın da söylüyor. Hayrola ya? Siz ne ara aynı düşünmeye başladınız? Ya da eskiden beri aynı düşünüyordunuz da bize mi farklı gözüküyordunuz? Millete mi farklı gözüküyordunuz? Ve devamında diyor ki: "Tüm kesimleri sağduyulu davranmaya çağırıyorum" diyor. Tüm kesimler dediği kim? PKK bir tarafta, Suriye merkezî hükümeti bir tarafta, Türkiye bu tarafta; yani PKK'yla Türkiye'yi ve Suriye hükümetini "tüm kesimler" diye tarif ediyor. Bakar mısınız şuna ya? Bu adam Cumhuriyet Halk Partisi'nin yani ana muhalefet partisinin Grup Başkan Vekili, Meclisteki sözcüsü arkadaşlar. Bütün yorumu siz kıymetli vatandaşlarımıza, misafirlerimize ve yüce Türk milletine havale ediyorum.
PKK VE KÜRT KARDEŞLERİMİZ AYRIMI BİR KEZ DAHA ÇİZİLDİ
Bunlar kabul edilebilir şeyler değil değerli arkadaşlar. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil. Biz Büyük Birlik Partisi olarak bir kere daha açık ve net olarak ifade ediyoruz: Terörle, teröristle müzakere olmaz; mücadele edilerek kökü kazınmalıdır. İşte kökü kazınmadığı zaman fırsatını bulduğunda böyle ayrık otu gibi ne yapıyorlar? Yeniden ortaya çıkıyorlar. Tarımla uğraşanlar bilir, ben de uğraşıyorum; ayrık otunu iyi temizlemezsen seneye hiç temizlememiş gibi bir daha çıkar. Onun için bunların kökünü kurutmak gerekir diye düşünüyorum. Bunlar yetiyor mu? Bunlar yetmiyor. Yıllarca bu ülkede bakanlık yapmışlar çıkıyor; Milli Eğitim Bakanlığı yapmış, Meclis Başkanlığı yapmış, efendim başka sıfatlar taşımış. Gazeteci sıfatıyla ortalıkta dolaşanlar var; bunlar çıkıyorlar, bunlar da ne diyorlar? Yine aynı PKK'nın ve onun uzantısı DEM'in dilini kullanıyorlar, ağzını kullanıyorlar. Utanmadan, sıkılmadan, hayasızca diyorlar ki: "Kürtlere karşı yapılan operasyonu kınıyoruz."
Ya ne zamandan beri PKK, PYD, YPG "Kürtler" oldu ya? Ne zamandan beri Kürtler oldu kardeşim? Siz böyle dediğiniz zaman ne oluyor biliyor musunuz? İşte bizim Kürt kardeşlerimizi onların kucağına atıyorsunuz ve PKK'yı kamuoyu ve dünya kamuoyu nezdinde Kürtlerin meşru temsilcisi gibi gösteriyorsunuz. Bunu Milli Eğitim Bakanlığı yapmış birisi söylüyor ya! İlim adamı sıfatına sahip, profesör ünvanı almış birisi söylüyor. Benim söylediğim noktaya işin gideceğini bilmiyor mu? Pekâlâ biliyor. Peki bütün bunları bilerek söylüyorsa niye söylüyordur o zaman? Demek ki onun da bu tür bir seviciliği var demektir. Demek ki o da Türk milletinden çok, ay-yıldızlı al bayrağımızdan çok, İstiklal Marşı'mızdan çok ya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden çok başka yapılara sempati duyuyor. Hayret ediyorum. Yani bu ülkenin ekmeğini yiyor, bütün kazandığı sıfatları bu ülkede kazanmış ama PKK'yı savunuyor ve bir de meşrulaştırmak için "Kürtler" tanımını onun üstüne giydiriyor. Bu ne büyük bir ihanettir, bu ne büyük bir yalandır, bu ne büyük bir göz boyamadır! Türkiye Cumhuriyeti Devleti kırk yıldır terörle mücadele ediyor. 40 yıldır, 41 yıldır hiçbir zaman PKK'ya, terör örgütüne "Kürtler" diye bakmadık ve bakmayacağız. İster Türkiye'de, ister Irak'ta, ister Suriye'de, ister dünyanın başka bir yerinde; PKK Kürtlerin temsilcisi değildir. PKK; ABD'nin, İsrail'in, İngiltere'nin, Almanya'nın, Fransa'nın taşeron terör örgütüdür. Onun için biz Büyük Birlik Partisi olarak ilkeli duruşumuzu devam ettiriyoruz. Dün nerede duruyorsak bugün de orada duruyoruz, yarın da orada duracağız.
AMERİKA HAYDUT DEVLET OLDU
Bir kere daha söylüyorum. Terörle, teröristle müzakere olmaz. Mücadele edilir ve kökü kazınır, atılır. Bu kadar basit. Bakın, Amerika Birleşik Devletleri'nin başında bir haydut var. Amerika bir haydut devleti oldu. Bunu ben söylemiyorum. Bunu girin Google'a, internete; "haydut devlet tanımı kime, neye söylenir?" diye sorun, karşınıza şu çıkar: "Dünya barışını tehdit eden devletler haydut devlettir." Amerika Birleşik Devletleri bugün dünya barışını tehdit etmektedir. Gücüne güvenerek "İstediğim yeri alırım, istediğim yere operasyon düzenlerim, istediğim devlet başkanını gece yatak odasından alırım" diyor. Dolayısıyla "Kimse de bana bir şey yapamaz" diyor. Ve görüyorsunuz, kimse de yapamıyor. Nerede Birleşmiş Milletler? Nerede uluslararası kuruluşlar? Şimdi Venezuela'yı halletti. Şimdi Danimarka'dan Grönland'ı istiyor. Kanada, Amerika'ya ilhak etsin istiyor. Afganistan'ı karıştırdılar, yerle bir ettiler. Irak'ta "Kimyasal silah var" dediler, bir tane bile çıkmadı. Milyonlarca kardeşimizi öldürdüler. Böldüler. Petrolüne çöktüler. Şimdi niye Suriye'de Amerika Birleşik Devletleri? Niye sadece petrol bölgelerinde? Çünkü petrolü istiyor, başka bir şey istemiyor. Ve PKK, SDG de onun koruyuculuğunu yapıyor. Köpekliğini yapıyor daha doğrusu, bekçiliğini yapıyor. Bekçiliğini yapıyor, başka bir şey yapmıyor.
EMPERYALİST OYUNLARIN KÖKÜ TÜMÜYLE KAZINDI
Şimdi İran'a göz dikti. İran'da olaylar var. Bu olaylar ekonomik sebeple de olmuş olabilir. Dönem dönem her ülkede gerçekleşiyor. Ama bunların önemli bir kısmının bir emperyalist proje olduğunu görüyoruz. Bir yerlerden tetiklendiğini görüyoruz. Ve ne diyor Amerika Birleşik Devletleri? "Bunlara müdahale edersen, buralarda ölüm olursa askeri operasyon yaparım, müdahale ederim" diyor. Fransa'da oldu, niye müdahale etmedin? Aylarca sokak olayları oldu. Onlarca insan hayatını kaybetti. Niye müdahale etmedin? Bizde de şakşakçılar var. Bizde de sanatçı görünümlü şarkıcılar var. Ve bunlar da İran'daki olayları aynı Amerikan ağzıyla destekliyorlar. Paylaşımlar yapıyorlar. Bir tane, iki tane değil; çok. Bunlara soruyorum buradan, Çanakkale'den soruyorum. Gazze'de yüz bin insan öldürüldü. Soykırıma tabi tutuldu. Bunun otuz binden fazlası çocuktu. Otuz binden fazlası kadındı. Otuz binden fazlası yaşlı insanlardı. Masum sivillerdi. Niye o zaman gıkınız çıkmadı? Niye bir tane paylaşım yapmadınız? Çünkü dertleri insan değil. Dertleri kadın değil, dertleri çocuk değil. Biraz önce dediğim gibi; PKK nasıl ABD ve İsrail'in köpekliğini yapıyorsa, bunlar da Batı'nın, emperyalizmin ve Siyonizm’in sözcülüğünü yapıyorlar. Açık ve net söylüyorum. Daha ağır konuşmak istemiyorum. Eğer konu insansa, konu kadınsa, konu masumlarsa o zaman Gazze'ye niye sahip çıkmadınız? Irak'ta yüz binlerce kadına tecavüz edildi. Niye bir tane paylaşım yapmadınız? Niye yapmadınız? Suriye'de Esad rejiminde yüz binlerce insan öldürüldü. On binlercesi hapishanelerde işkenceler altında öldü. On binlerce kadın tecavüze uğradı. Niye bir tane paylaşım yapmadınız? Müslüman olunca, efendim kapalı olunca, efendim İmam Hatip mezunu olunca onlara sahip çıkmazlar. Milliyetçi olunca sahip çıkmazlar. Onların sahip çıkması için illa emperyalistlerin tarafında olman gerekiyor. Açık ve net.
KÜLTÜREL EMPERYALİZME KARŞI DİK DURULDU
Ben bu sanatçı adı altında şarkı söyleyenlerin önemli bir kısmının yüzde yüz bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Yüzde yüz bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Özellikle yurt dışından gelip burada üne kavuşanların, özellikle oralarda yetiştirilip buralara gönderildiklerini düşünüyorum. Sırf aile hayatımızı bozsunlar, sırf gençlerimizin ahlakını bozsunlar, sırf bir kültürel emperyalizmin kıskacı altına girsin çocuklarımız diye uğraşıyorlar. Çünkü onları bir idol haline getiriyorlar. Bir idol haline getiriyorlar televizyonlar aracılığıyla, ekranlar aracılığıyla. Çevrelerinde milyonlarca insan, takipçi oluşturuyorlar. Ondan sonra zehirlerini akıtıyorlar. Onları model, örnek yapıyorlar. İşte böyle böyle böyle bizim gençlerimizi elimizden alıyorlar. Aile yapımızı yok ediyorlar. Evliliği kötülüyorlar. Evlilik dışı hayatı monte ediyorlar. Onun iyi bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Ve bunda da başarılı oldular. Maalesef başarılı oldular. Maalesef başarılı oldular.
AİLE YAPISI VE NESİL EMNİYETİ SAĞLANDI
Bakın, bizim aile kurumumuz çatırdıyor. Çocuk sayısı üçlerden, dörtlerden 1.4'lere geldi. Bir millet için en büyük tehlike ve tehdit budur. Neslinizi kaybederseniz, nüfus olarak azalırsanız bulunduğunuz coğrafyaya da hakimiyetinizi devam ettiremezsiniz; devletinizi de koruyamazsınız, milletinizi de koruyamazsınız. Onun için ailemize sahip çıkacağız. Çocuklarımıza sahip çıkacağız ve çok çocuklu aileler oluşturacağız. Bunları destekleyeceğiz. Devlet olarak öyle göstermelik destekler değil, ciddi destekler vereceğiz. Çocuk başına en az beş bin lira destek verilmesi lazım. Bir kere daha söylüyorum. Özellikle evli ve çalışan çocuk sahibi olan kadınlarımız bir saat işe geç gitmeli ve bir saat işten erken çıkmalıdır diyorum. Çalışan kadınlarımızın, çocuklu kadınlarımızın kreş yaşındaki çocuklarına mutlaka ama mutlaka kreş imkânı sağlanmalıdır. Yeterli sayıda kadın çalışan olduğu kurumlara kreş mecburiyeti getirilmelidir. İster kamu ister özel; az sayıda olanları da devlet, kreş ortak alanları oluşturarak belli merkezlerde, aynen ilköğretim okulları gibi belli merkezlerde devlet kreş açarak bütün çalışan kadınların çocuklarını o kreşe koymalarına imkân tanımalıdır. Yoksa çalışan kadınlarımız kendilerince diyorlar ki: "Ben çalışıyorum, çocuğa bakamam. Ha, bir tane olursa yeter. İkinciye, üçüncüye gerek yok" diyor. Böyle düşünüyor. Onun için bizim çocuklu aileleri korumamız lazım. Kirada oturuyorsa kirasını devletin karşılaması lazım. Çocuğu okuyorsa okul parasını devletin karşılaması lazım. Nerelere ne paralar harcanıyor? Onun için önemli olan neslimize sahip çıkmak olmalıdır.
EMEKLİ MAAŞLARINDA ADALET TESİS EDİLDİ
Bakın ekonomiye geçecek olursak; hayat pahalı. Hepimiz bunu yaşıyoruz. Asgari ücretlilerin maaşı düşük, emeklilerin maaşı düşük. Ben ısrarla söylüyorum; diyorum ki kardeşim, fazla bir şey istemiyor emekliler. Ya da ben emeklilerin adına fazla bir şey söylemiyorum. Hakkı konuşuyorum, hakkı. O da ne? Ocak 2023. Bak, bütün emekliler iyi dinlesin. Bunu çoğu bilmiyor. Çünkü hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Üç yıl geriye gitti ya, üç yıl önceye gitti. Ocak 2023; kaç lira en düşük emekli maaşı? Bilen var mı? Kaç? 7 bin 500. Oradan biri söyledi; 7 bin 500. En düşük memur maaşı ya da kamu işçisi maaşı o zaman ne kadar? 11 bin. Temmuz'a geldik 2023'te. Kamu işçileri toplu sözleşme yaptı, maaşları 21 bin oldu. Memurlara 8 bin seyyanen zam verildi, en düşük maaşı 22 bin oldu. Emekliye yüzde 25 zam verildi. Zam kök maaşa olduğu için milyonlarca emeklinin maaşı yine 7 bin 500'de kaldı. Ve ne oldu bir anda? Emekli, en düşük emekli; en düşük memur ve kamu işçi maaşının üçte ikisini alırken üçte bire düştü. Temmuzda, temmuzda altı ay sonra üçte bire düştü. Ve o günden bugüne kadar da böyle geldi. Bugün ne oldu? Önce emekli maaşı 18 bin 900 lira açıklandı. Sonra "iyileştirelim" dendi, Mecliste bir yasa verildi ve 20 bin lira oldu. Peki en düşük kamu işçisi ve kamu memuru maaşı ne kadar? 60 bin. Yani eğer Ocak 2023'teki denge olsaydı, yani üçte iki dengesi olsaydı; memur ve kamu işçisi altmış olunca emeklinin de 40 bin olması lazımdı. En düşük üçte iki. Ama bugün üçte bir. Üçte bir. İşte benim ısrarla düzeltilmesini istediğim budur. Bu orandır kıymetli kardeşlerim.
DIŞ TİCARETTE REKABET VE DENETİM SAĞLANDI
Bakın, hayat pahalı. Gençlerimiz, özellikle aileler araştırıyor, en ucuzunu almaya çalışıyor. Daha da önemlisi gençlerimiz ya da girişimcilerimiz bir şeyler üretmek için yurt dışından da siparişte bulunuyorlar. Özellikle elektronik malzemeler, işte birtakım üretimlerde kullanacakları aletler; bunları dışarıdan internet yoluyla alıyorlar. Yeni bir düzenleme önerisi var. O da şu: Yurt dışı alışverişine getirilen düzenlemeye vatandaşlarımızın itirazı var. Niye? Yerli üretime karşı olmak değil bu itiraz. Asıl itiraz; yurt dışında 10 dolara olan bir ürünün Türkiye'de 2.500-5.000 TL gibi fahiş bir fiyata satılmasıdır. İtiraz bunadır. Bütün yetkililerimiz, ticaret odalarımız, onların başkanları bunu anlamalıdır. Milletimiz zaten vergisini fazlasıyla ödemektedir. Vatandaşımızın beklentisi bir kez daha fırsatçılığın, tekelleşmenin ve denetimsizliğin bedelini ödememektir. Rekabetin olmadığı yerde fiyat düşmez. Rekabetin olmadığı yerde fırsatçılar tekelleşir. Tekelleşmenin olduğu yerde ne yerli üretici korunur ne de tüketici ayakta kalabilir. Bugünkü sorun nedir diye baktığımızda; gümrüksüz alışveriş limiti 2009'da 1.500 euro iken, 2026 yılı itibarıyla sıfıra indirilmiştir. Buna rağmen "yerli üretim korunuyor" denilen bu süreçte Türkiye'nin Çin başta olmak üzere ithalat rakamları katbekat artmıştır. Yani korunmazken beş milyar dolar ithalat yapıyorduk Çin'den, bugün altmış milyar dolar ithalat yapıyoruz.
BÜTÇE VE CARİ AÇIK SORUNU ÇÖZÜLDÜ
Bizim ekonomimizin iki tane temel problemi var. Bir; bütçe açığı, iki; cari açık. Bütçe açığı neden kaynaklanıyor? Gelirlerimiz giderlerimizi karşılamıyor. Sadece faiz yükünden kurtulsak denk bütçe olacak. Ama bir türlü çözemediler maalesef. Çoktan çözülmesi gerekiyordu çoktan. İkincisi de cari açık. Bu neden kaynaklanıyor? Dış ticaretimizdeki dengesizlikten. Yüz milyar dolar dış ticaret açığımız var. İki yüz altmış milyar dolar satıyoruz, üç yüz altmış milyar dolar alıyoruz. Bunun bir kısmını turizm geliri, işte yurt dışı ihale işleri falan karşılıyoruz; geriye otuz kırk milyar dolar kalıyor. İşte buradan. Yani sadece Çin'le olan ticaretimizi dengelesek; Çin'e desek ki: "Kardeşim sen benden beş milyar dolarlık alıyorsan ben de senden beş milyar dolarlığı normal şartlarda alırım, üstüne sana yüzde yüz vergi koyarım" dememiz lazım. Yani maliyemiz vatandaştan değil, vergiyi Çin'den alması lazım.
Burada esas söylemek istediğim şudur: Vatandaşımız içerisi çok pahalı olduğu için dışarıdan almaktadır. Bireysel alışverişlerden bahsediyorum, bireysel. Dışarıda 10 dolara getirttiği, yani 430 liraya getirttiği bir malzemeye burada 5 bin TL istemektedirler. Devlet ilgilileri önce buna çözüm bulmalıdır. Yasaklamadan önce buna çözüm bulmalıdır. Bu tür bireysel alımları vergilendirmeden önce iç piyasayı düzenlemelidir, iç piyasayı. Bu keyfiliğe son vermelidir. Bugün maalesef bazı satıcılarımız Ali kıran baş kesen gibi olmuştur. Düşük fiyata alıyor, çok pahalı fiyata satıyor. Üretici kazanmıyor. Narenciye üreticisi kazanmıyor, buğday üreticisi kazanmıyor, pancar üreticisi kazanmıyor. Fındık üreticisi şikâyetçi, çay üreticisi şikâyetçi, et üreticisi şikâyetçi, süt üreticisi şikâyetçi; kim kazanıyor? Aracılar kazanıyor. Tüketici de pahalı tüketiyor. Yani vatandaş bizde pahalı tüketiyor. Çözülmesi gereken nokta budur. Bunun çözülmesi gerekir.
YERLİ ÜRETİCİ VE TÜKETİCİ DENGESİ KURULDU
Yani onun için bizim bu konudaki önerimiz nedir? Bir; akıllı ve seçici bir gümrük politikası izlenmelidir. İki; gerçek yerli üretim tanımı yapılmalıdır ve bu tanıma göre üretim yapılmalı ve fiyatlar mutlaka dengelenmelidir, yüksek fahiş fiyata müsaade edilmemelidir. Üç; fahiş fiyat ve tekelleşmeyle mutlaka mücadele edilmelidir. Dört; vatandaş-ithalatçı ayrımı yapılmalıdır. Vatandaşın bireysel olarak aldıklarıyla ithalatçıların toptan aldıklarını aynı kefeye koymamak gerekir. Çünkü vatandaş kendi ihtiyacını karşılamak için alıyor, alıp satmıyor. Onun için ona kolaylık sağlamak lazım. Ama öbürü getiriyor tırlarla, konteynerlerle; ucuz getiriyor, pahalı satıyor, on katına satıyor. Bunların denetlenmesi gerekmektedir. Bunların ayrımı yapılmalıdır daha doğrusu. Ve bize göre beşincisi; cari açığı azaltan model. Bize göre cari açığın çözümü yasaklar değil, adil piyasa düzenidir. Vatandaşın erişimini kısıtlamak değil, fırsatçı ithalat düzenini bozmak ancak cari açığı azaltabilir. Yerli üretici ve tüketici dengesi mutlaka korunmalıdır. Bir an önce bunu açık ve net bir şekilde söylemiştim. Dolayısıyla da özet olarak şunu söylüyorum: Vatandaşlarımızın bireysel alışverişlerinden gümrüksüz alışveriş limiti 2009'da 1.500 euro iken, 2026 itibarıyla sıfıra indirilmiştir. Buna rağmen "yerli üretim korunuyor" denilen bu süreçte bir önce de söylediğim gibi Türkiye'nin Çin başta olmak üzere ithalat rakamlarında kat ve kat artış gözlenmiştir. Yani bu geçmişte bir çözüm olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Esas olan neye bakmaktır? Esas olan dış ticaret dengesine bakmak ve Çin başta olmak üzere aleyhimize ticaret dengesi çok açılmış olan ülkelerle ticaretimiz ya kısıtlanmalı ya da ağır vergilere tabi tutulmalıdır.
ÜRETİM VE İSTİHDAM SEFERBERLİĞİ BAŞLATILDI
Evet. İşte üretimin desteklenmesi lazım. Enflasyon; bakın iyi hatırlattın. Üretici üretmek için krediye ihtiyaç duyuyor bankadan. Tarım üreticisi de sanayi üreticisi de demir üreticisi de efendim fabrikalar hepsi. Enflasyon kaç? Yüzde 30. Merkez Bankası'nın politika faizi kaç? Yüzde 38. Ama gidiyor bizim sanayicimiz, tüccarımız bankaya; banka yüzde 45 faiz, toplamda yüzde 50'yi geçiyor faiz oranı. Hepsi bunu söylüyor. Niye kardeşim? Enflasyon 30, faiz niye 50 ya? Yani bu dengenin mutlaka kurulması lazım. Tam tersine; üreticilerimize faizin de altında rakamlarla kredi verilmesi lazım üretimi desteklememiz için. Çünkü üretim aynı zamanda istihdam demek, işsizliği önlemek demektir.
Evet, bu duygu ve düşüncelerle siz kıymetli Çanakkaleli kardeşlerimizi, aziz misafirlerimizi, sevgili hanımefendileri, beyefendileri, gençlerimizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyor; kongremizin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun.
Yerel Yönetimler Eğitim ve Bilgilendirme Toplantımızı gerçekleştirdik
ÖNCEKİ HABER
Sayın Genel Başkanımızdan, gazi ve şehit aileleri dernek ve vakıflarını ziyaret