Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, basın toplantısında şu konuşmayı yaptı:
"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz ve aziz vatandaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Bir haftalık olağan basın toplantımızı daha gerçekleştirmek için buradayız. Burada bulunan arkadaşlara ve ekranları başındaki kardeşlerimize hoş geldiniz, şeref verdiniz, diyorum.
Kıymetli kardeşlerim, dün Kara Havacılık Komutanlığımıza ait ağır nakliye helikopterimizin Ankara Temelli civarında eğitim uçuşu yaptığı sırada henüz açıklanmayan bir nedenle kaza kırıma uğradığını öğrendik. Tesellimiz, bu hadisede bir can kaybının yaşanmaması, şehidimizin ya da şehitlerimizin olmamasıydı. Allah'a hamdolsun. Bir kez daha başta Kara Havacılık Komutanlığımız olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensuplarına ve aziz milletimize, Türk milletine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.
GÜREŞTEKİ BAŞARILAR VE TEBRİK
Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları, aziz vatandaşlarım; güreş bizim ata sporumuzdur ve güreş, Türk milletinden dünyaya yayılan bir sporudur. Güreşin pek çok alanları var. Bunların hepsinde de biz Türkler, güreşçilerimiz, ülkemizi, milletimizi minderlerde büyük bir savaş vererek, güç sarf ederek ve başarılara imza atarak temsil etmektedirler. Tarihimiz, efsane olmuş güreşçilerimizle doludur. Bunlardan bir tanesi de bu dönemimizin şampiyonlarından Rıza Kayaalp'tir.
Olimpiyat şampiyonlukları, dünya şampiyonlukları ve onun üzerinde Avrupa şampiyonluğu... Ve bu konuda da bir rekora imza atmıştır. Yani Avrupa şampiyonasında en çok şampiyon olan ve altın madalya kazanan güreşçi unvanını da dünkü başarısıyla, dünkü şampiyonluğuyla ilan etmiştir. Gurur vesilesi oldu. On üçüncü Avrupa şampiyonluğunu kazandı.
Ben de dün kendisini ve yine Rıza Kayaalp gibi efsane olan şampiyonlarımızdan, şu anda da Güreş Federasyonu Başkanımız Taha Akgül'ü de arayarak kendilerine şahsım ve camiamız adına tebriklerimi ilettim. Onlar bizim gurur kaynaklarımız. Kendileriyle gurur duyuyoruz. Bu kardeşlerimiz hem güreşte, sporda elde ettikleri başarılarla hem millî ve manevi duruşlarıyla hem Türk milletine ve İslam ümmetine yakışır davranışlarıyla gerçekten örnek kardeşlerimiz.
Yani Atatürk'ün de dediği gibi, diyor ya: "Ben sporcunun zeki, çevik, aynı zamanda ahlaklısını severim." İşte bu kardeşlerimiz, bu özellikleri de üzerinde taşıyan kardeşlerimiz. Bir kez daha Rıza Kayaalp'i 13. şampiyonluğundan ötürü kutluyorum. Federasyon Başkanı Taha Akgül'ü ve tüm antrenörlerini kutluyorum. Bugün inşallah altın için bir güreşçimiz daha mindere çıkacak. Ona da şimdiden buradan başarılar diliyorum ve güreş millî takımımızı toptan tebrik ediyorum. Başarılar diliyorum.
TBMM'NİN 106. YILI
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının yüz altıncı yılını kutlamaya başladık. Yarın yüz altıncı yıl programları ve kutlamaları Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında gerçekleştirilecek. İnşallah biz de parti heyetimizle birlikte bu programlara katılmış olacağız.
MİSAKIMİLLÎ VE MECLİSİN AÇILIŞ SÜRECİ
Kıymetli kardeşlerim, Birinci Dünya Savaşı'nı kaybetmemiz, Batı için Şark Meselesi olarak isimlendirdikleri Avrupa ve Anadolu'daki Türk varlığını sona erdirme ya da tekrar Asya'ya sürme noktasında kendileri açısından en büyük adım olarak görülmüştü. Bizim Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'nı kaybetmesiyle bu hayallerinin gerçekleşeceğini zannettiler. Paylaştıkları Anadolu topraklarında artık Türklerin varlıklarını devam ettiremeyeceğine inanmışlardı.
Bu aşamada Osmanlı Mebusan Meclisi 28 Ocak 1920'de Misakımillî'yi kabul etti. Yani Batı Trakya'yı, Halep'i, Musul Vilayeti'ni ve Batum'u da içine alan bir sınır çizdi. Misakımillî sınırı. Bunu kabul etti. O gün Mebusan Meclisi tarafından kabul edilen bu Misakımillî sınırları bizim de hayalimizdir, hedefimizdir, bir nevi kızıl elmamızdır ve günü geldiğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti inşallah Misakımillî hedeflerini de gerçekleştirecektir.
Bu kararın 17 Şubat 1920'de tüm dünyaya ilan edilmesinin ardından, 16 Mart 1920'de İstanbul, İtilaf Devletleri tarafından, İngiltere'nin başını çektiği İtilaf Devletleri tarafından, biliyorsunuz işgal edildi. Meclis-i Mebusan bir İngiliz askerî birliği tarafından basıldı. Rauf Bey'in de içinde olduğu bir grup meclis üyesi tutuklandı. 18 Mart'ta toplanan Mebuslar, Meclis-i Mebusan'ı tatil edip Ankara'da toplanma kararı aldılar.
19 Mart 1920'de Erzurum Mebusu ve Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa, bir genelgeyle meclisin Ankara'da açılması için davette bulundu. Hem İstanbul'daki Meclis-i Mebusan üyeleri hem de Erzurum Kongresi'ni, Amasya Tamimi'ni, Sivas Kongresi'ni gerçekleştiren Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları da aynı teklifi yinelediler. Aynı davet Osmanlı Meclis-i Mebusan Reisi Celaleddin Arif tarafından da yapıldı.
Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa imzasıyla kolordulara, valiliklere, Müdafaa-i Hukuk heyetlerine ve belediye başkanlıklarına çok acele kaydıyla, tırnak içinde, "Yüce Allah'ın lütfuyla 23 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınacak cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır." ibaresinin yer aldığı telgraflar çekildi. Davetiyeler gönderildi, davetlerde bulunuldu. Ve meclis böyle açıldı. Yani Hacı Bayram'da cuma namazı eda edildi, Hacı Bayram'dan işte Ulus'taki Birinci Meclis binasına yürüyerek, tekbirlerle gelindi, dualar eşliğinde meclis açıldı.
Büyük Millet Meclisi, Meclis-i Mebusan üyelerinin tamamına yakınının katılımıyla, Meclis-i Mebusan'ın gündeminde yer alan anam vergisini görüşerek göreve başladı ve ilk kararı da bu oldu. Çünkü bu anam vergisi kararı tam İstanbul'da çıkar çıkacakken İngilizlerin meclisi basmasıyla çıkamamıştı. Oraya da bir mesaj olarak ilk bu çıktı meclisten.
MECLİSİN TARİHÎ KONUMU VE MİLLET İRADESİ
Bu tarihî gerçeklerin ışığında Türkiye Büyük Millet Meclisinin hem Meclis-i Mebusan'ın devamı hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesi olduğunu hepimiz bilmeliyiz. Bu tarihî bir gerçektir. 24 Nisan 1920 tarihinde yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa Meclis Başkanlığına seçildi. 8 Şubat 1921'de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararnamesi'nde ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi adı resmiyet kazandı. Mustafa Kemal Paşa'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Cumhurbaşkanı seçildiği 29 Ekim 1923 tarihine kadar devam etti.
Bugün 106. yılını kutladığımız Türkiye Büyük Millet Meclisinin yönetiminde önce İstiklal Savaşı'mızı kazandık, Kurtuluş Savaşı'mızı kazandık. Sonra bağımsız, hür, çağdaş, güçlü bir devlet ve toplum inşa ettik. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu tarihî gerçekler dikkate alındığında, hem Türk tarihi hem de dünya tarihi içerisinde çok özel bir yerde ve konumda bulunmaktadır.
Aziz Türk milleti, meclisimizin bizatihi kendi gücü ve iradesi olduğunu, geçmişte neleri başardığını ve geleceğe dair kudretini bilir ve onu aklının ve gönlünün en korunaklı yerinde muhafaza eder. Milletimizin zaman zaman meclisimize yönelik eleştiri ve sitemlerini, milletimizin ondan umudunu kesmesiyle değil; onun sahip olduğu iradenin gücünün ve potansiyelinin altında tecelli ettiğini düşünmesiyle açıklayabiliriz. "Yüce Meclis" ifadesi de bunun içindir.
Eksikliklerimiz var. Bu eksiklikleri daha iyi işleyen bir demokrasiyle, demokrasinin ve hukukun kuralları çerçevesinde milletimizle birlikte gidereceğiz. Daha güçlü, daha müreffeh, daha mutlu olduğu bir ülke hâline, insan hak ve hürriyetlerinde daha çok aşama kaydederek, daha çok çalışarak, birbirimize ve değerlerimize daha çok sarılarak başaracağız.
Şunu hiçbir zaman unutmamalı ve aklımızdan çıkarmamalıyız: Türkiye Cumhuriyeti ne kadar güçlü olursa yarınlara da ancak o kadar, o ölçüde güvenle bakabiliriz. Türkiye Büyük Millet Meclisi milletimizin umudunun ve geleceğinin teminatıdır. Milletimizin birlikte ve hür bir şekilde yaşama iradesi, tarih boyunca karşısına çıkan her engeli Allah'ın inayetiyle aşmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin gücü ve etkisi sadece sınırlarından da ibaret değildir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya üzerindeki her ülkede hayatını devam ettiren vatandaşlarımızın ve tüm dünyada "Türk'üm." diyen soydaşlarımızın, dünya üzerinde dara düşmüş, işgal altında, zulüm gören, haksızlığa uğrayan her Müslümanın bir gün gelecek diye beklediği, kendinin bildiği, kendinden bildiği zırhı, koruyucusu, sığınağı, şefkat eli ve adalet kalesidir.
23 NİSAN VE ÇOCUKLARA DAİR ACI HADİSELER
Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk başkanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan'ı aynı zamanda istikbalimizin umut ışıkları olan çocuklarımıza armağan etmiştir. Bu yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mızı kutlamaya hazırlanırken maalesef Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta hepimizi dehşete düşüren ve hüzne boğan korkunç hadiseler ve saldırılar yaşadık.
Çocuk ve ölüm kelimelerinin yan yana gelmesinin neden olduğu tarifsiz bir acı yaşıyoruz. Çocuk ve ölüm kelimelerini aynı cümle içinde kullanmak zorunda kalacağımız hadiselerden bundan sonra Cenab-ı Hak milletimizi, bizleri ve çocuklarımızı muhafaza etsin inşallah, diyorum.
OKUL ŞİDDETİ VE TOPLUMSAL İHMAL
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım. Okul koridorlarında yankılanan silah sesleri aslında bir günde patlamadı. Ve bu çocuklar bir günde bu hâle gelmedi. Bu dert, gözümüzün içine baka baka büyüdü. Ama biz umursamadık. Gücü kabadayılıkta bulan hikâyeleri alkışlarken, şiddeti sıradanlaştıran sahneleri hayatın gerçeği diye tüketirken ve buna devam ederken biz çok önemli şeyleri millet olarak kaçırdık.
Sanılmasın ki burada konu sadece ekranlarla alakalı. Evet, ekranların çok büyük etkisi var. Bu gençlerimizin, bu çocuklarımızın bu hâle gelmesinde, evet, ekranların, o dizi diye oynatılan televizyonlardaki her bir başaktörün her bölümde yüzlerce kişiyi öldürdüğü sahnelerin elbette etkisi var. O dizilerde her bölümde onlarca kişiyi öldüren aktörlerin kahramanlaştırılmasının çok önemi var. Onlara verilen itibarın çok önemi var. Çünkü çocuklar, bunun gerçek hayatta da böyle olabileceği konusunda bir kanaat sahibi oluyorlar.
Aynı şey sosyal medya platformları. Oralar daha tehlikeli. Oralar sadece göstermekle kalmıyor, aynı zamanda bir nevi bu çocukları suça teşvik ediyor ve suçun nasıl işleneceğini de öğretiyor. Geçmişte bu suçu işleyenler oralarda kahramanlaştırılıyor. Ve çocuklara idol olarak sunuluyor.
Sabah kuşağı programları, gündüz yapılan sözde kadın programları; bunların tamamı maalesef çocuklarımızın, gençlerimizin, hatta belli yaşın üstündeki vatandaşlarımızın da hem aile bağlarını koparıyor hem örfümüze, âdetimize, kültürümüze, inancımıza aykırı olan davranışların yapılmasını teşvik edici bir hâle geliyor hem de çocuklarımızı suça sürüklüyor.
MEDYA, REKLAM VE DEĞER EROZYONU
Maalesef ki maalesef bütün bu programlar ne için yapılıyor? Görünürde ne için yapılıyor? Reklam gelirleri için yapılıyor. İşin bir tarafı. Ama asıl önemli tarafı ne? Bunlar hepsi birer proje. Türkiye'nin, Türk milletinin değerlerinden uzaklaşması, aile yapısının dumura uğraması, gençliğinin değerlerinden ve okuldan koparak Türkiye'ye ve Türk milletine, çevresine zarar verecek bir noktaya gelmesi, benliğinden kopması adına yapılmış projelerdir. Bunlar birer proje ürünüdür. Dışarıdan planlanan, içeride kuklaları tarafından gerçekleştirilen projelerin sonuçlarıdır.
Eğer sadece reklam gelirleri ise bunların dertleri, çok kolay. İki şık vardır. Ya dersin ki, kardeşim, daha önce de bu ülkede diziler oynatıldı. Programlar yapıldı. Hem de çok daha fazla izlendi. Bir "Kuruluş" dizisi vardı. Hepimizin hatırladığı bir "Çalıkuşu" dizisi vardı. Hepimizin hatırladığı... Bunun gibi çok eski romanlardan, Reşat Nuri Güntekin'den, Ömer Seyfettin'den uyarlanıp yapılmış çok diziler vardı ve izlenme rekorları kırıyordu. Ama bu dizilerin hiçbirisinde ahlaksızlık yoktu. Sapık ilişkiler, ensest ilişkiler yoktu. Bu dizilerin hiçbirisinde çocukları suça teşvik eden sahneler yoktu. Tam tersine, çocuklarımıza, gençliğimize, aileye, topluma merhameti, hoşgörüyü, sevgiyi, vatan, millet inancı aşılayan sahneler vardı.
O zaman reklam geliri için milletimizin ahlakının, aile yapısının bozulmasına, çocuklarımızın suça sürüklenmesine, evlatlarımızın katledilmesine asla müsamaha gösterilemez. Evet. Onun için buradan hükümete ve RTÜK'e çağrımız nettir. Bunlara artık son verilmeli, bu diziler yayından kaldırılmalı ve bu sabah kuşağı programları yayından kaldırılmalıdır. Bunun başka çaresi yoktur.
ŞİDDETİN NORMALLEŞMESİ VE NESLİN KAYBI
Bu tek başına problemi çözer mi ya da sorunları ortadan kaldırır mı? Kaldırmaz. Çünkü konu sadece bununla da alakalı değil. Konu, sokağımızda, evimizde ve dilimizde nezaketin zayıflık, zorbalığın ise bir hayatta kalma becerisi gibi, hayatta başarılı olma gibi sunulmasıdır.
Biz ki inancımızın tam kalbine merhameti koymuşken, dilimizden değerlerimizi düşürmezken nasıl oluyor da kendi evlatlarımızın kalbindeki buzları eritemiyoruz? Ve hâlâ her seferinde, büyük bir şaşkınlıkla, "Nasıl oluyor? Bu çocuk bunu nasıl yaptı? Bu Türkiye'de nasıl oldu?" diyoruz. Aslında şaşıracak bir şey kalmadı. Merhametin yerini kaba kuvvet, adaletin yerini zorbalık aldı. Önce Şanlıurfa, sonra Kahramanmaraş. Bunlar cinnet geçirmiş, hasta, kullanılmış birkaç çocuğun münferit taşkınlığı olarak asla izah edilemez ve böyle görülemez. Görülmemeli de. Bu, göz göre göre yitip giden ve şiddetten beslenerek yavaş yavaş ellerimizden kayıp giden bir neslin ayak sesleridir.
Ve biz bu enkazın sorumluluğunu sadece sosyal medyaya, oyunlara ya da bir avuç insana yıkarak temize çıkamayız. Bunu artık görmezden gelemeyiz. Bugün yaşadığımız tarifsiz acı, yıllardır duymadığımız çığlıkların ve ısrarla görmezden geldiğimiz şeylerin geri dönüşüdür. Neyi ektiğimizi ve neyi biçtiğimizi görmeden doğru bir fiili ortaya koymak gibi bir durumumuz asla söz konusu olamaz.
ŞEHİTLER, YARALILAR VE TAZİYE ZİYARETLERİ
Hayatını kaybedenlere, öğretmenimize ve evlatlarımıza Cenab-ı Hak'tan bir kez daha rahmet diliyorum. Ailelerine, yakınlarına, aziz milletimize sabır niyaz ediyorum. Yaralılarımız var, yaralılarımıza da şifa diliyorum.
Biz, biliyorsunuz, Büyük Birlik heyetimiz Maraş'ta hayatını kaybeden, bu menfur saldırıda hayatını kaybeden Ayla Kara öğretmenimizin ve dokuz öğrencimizin cenazelerine iştirak ettik, cenaze namazlarına. Ben de bizzat daha sonra Cumartesi günü Kahramanmaraş'a giderek Ayla Kara öğretmenimizin ailesi, eşi ve çocukları başta olmak üzere Maraş merkezde bulunan tüm aileleri tek tek gezerek hepsine şahsım ve sizler adına, camiamız adına başsağlığı dileklerimizi ilettik.
Hastanede tedavi gören yavrularımızı ziyaret ettik. Ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Hepsi çok üzgündü. Ve hâlâ olayın şokunu üzerlerinden atamamışlardı. Yani yaşanmış olanı bir hayal gibi hâlâ, bir rüyadan çıkmış gibi kendilerini öyle hissediyorlardı. Biz de öyle gördük. Allah acılarını dindirsin. Cenab-ı Hak her birine sabr-ı cemil versin inşallah, diyorum. Çünkü gerçekten acı büyük, dayanılacak bir durumda değil. Cenab-ı Hak imanlarıyla, inançlarıyla dayanmayı kendilerine nasip etsin.
İnanıyoruz ki öğretmenimiz ve çocuklarımız cennetin başköşesindedir. Çünkü onlar masumdur. Çünkü onlar bir eğitim yuvasında katledildiler. Ve yine inanıyoruz ki bu şehitlerimiz ailelerine şefaatçi olacaktır. Ve onları teselli eden en büyük durum da budur diye görüyoruz. Hastanede hâlâ tedavi gören çocuklarımıza da Cenab-ı Hak'tan acil şifalar diliyorum.
AİLELERİN TALEPLERİ VE İSİMLERİN YAŞATILMASI
Tabii orada bizden talepleri ya da dile getirmemizi istedikleri en önemli şey şuydu: Elbette ki bundan sonra böyle bir acının yaşanmasına fırsat verilmemesi, tedbirlerin, düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi. İkinci olarak da hem öğretmenimizin ailesi hem çocuklarımızın aileleri, bu şehitlerimizin, bu kahramanlarımızın isimlerinin yaşatılması noktasında her birinin isminin ayrı ayrı okullara verilerek yaşatılmasını, isimlerinin unutturulmamasını istediler.
Ben de bunu dile getirdim. Bugün buradan siz kıymetli basın mensuplarımız aracılığıyla bir kez daha dile getiriyorum. Bu talebin geri çevrilmeyeceğine de inanıyorum. Bu hususun da takipçisi olacağımızı ilan ediyorum. Millî Eğitim Bakanımızın da, hükümetimizin diğer yetkililerinin de ve en başta Cumhurbaşkanımızın da bu talebe tepkisiz kalmayacağına, mutlaka bu taleplerinin yerine getirileceğine de yürekten inanıyor ve tekrar şehitlerimizi rahmetle ve şükranla yâd ediyorum.
OKULLARDA GÜVENLİK VE EĞİTİM TEDBİRLERİ
Kıymetli kardeşlerim, okullarımızda güvenlik tedbirleri elbette eksiksiz bir şekilde alınmalıdır. İnternet üzerinden gençlerimizi etkileyen zararlı yayınlarla kararlılıkla mücadele edilmelidir. Güvenlik güçlerimizin dışındakilerin ateşli silahlara ulaşmasına engel olacak, sert ve tavizsiz tedbirler alınmalıdır. Okullarımızda eğitimin her aşamasında değerler eğitimini müfredatın merkezine koymalıyız. Ancak hepsinden daha önemlisi, gönüllere ve zihinlere kaynağını inançlarımızdan ve kadim kültürümüzden alan insan sevgisi ve merhametin aşılanması olacaktır.
Kıymetli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım, okul şiddeti artık yalnızca bir eğitim sorunu değil, doğrudan bir toplumsal ve güvenlik meselesidir. Eski reflekslerle hareket etmek sorunu asla çözmez, tam tersine sorunu büyütür. Fizikî önlemler elbette gereklidir. Ancak güvenlik kapıda değil, sistemin içinde başlamalıdır. Sadece X-ray cihazları ve güvenlik görevlileriyle çözüm aramak, asıl alarmın derinden geldiğini görmemekten başka bir şey değildir.
Onun için biz bir kez daha burada tekrarlıyoruz. Bunu gerçekleşene kadar da tekrarlamaya devam ettireceğiz. Şanlıurfa ve Maraş saldırılarını herkes unutsa biz unutmayacak ve sürekli gündemde tutacağız. Bunun için Büyük Birlik Partisi olarak bir kez daha söylüyoruz ki okullarımızda öğretmen otoritesi mutlaka yeniden tesis edilmelidir. İki, disiplin ve otorite kavramlarını aşındıran sınıf geçme ve devamsızlıkta tolerans ortadan kalkmalıdır. Üç, disiplinsizliği besleyen cezasızlık algısı son bulmalıdır. Dört, rehberlik raporları asla göz ardı edilmemelidir, görmezden gelinmemelidir. Beş, riskli öğrenciler; eğitim, tedavi ve bununla birlikte sunulan özel okullara ya da özel yapılara yönlendirilmelidir.
Altı, veliler, çocuklarının şiddet ve zorbalık davranışlarından doğrudan ve ortaklaşa sorumlu tutulduğu bir yasal zemin oluşturulmalıdır. Sorumluluğun sadece öğretmenin omzuna bırakıldığı sistem asla işlemeyecektir. Yedi, okul-veli sözleşmesi zorunlu olmalı. İhlalde idari yaptırım ve zorunlu ebeveyn eğitimleri uygulanmalıdır. Sekiz, on iki yıllık zorunlu eğitim yeniden düzenlenmeli ve başka bir alternatif sunulmazsa 5+3+3 sistemine geri dönülmelidir. Ve dokuz, on altı yaş altına sosyal medya sınırlaması mutlaka ama mutlaka getirilmelidir.
SÜREÇ TARTIŞMALARI VE KOMİSYON ELEŞTİRİSİ
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; Türkiye'de biliyorsunuz bir süreç yürütülmektedir. Bu süreçle ilgili baştan söylenen neydi toplumumuza? Söylenen şuydu: Pazarlıksız, şartsız ve müzakeresiz bir süreç bu, dendi. Mecliste bir komisyon kuruldu. Komisyonun ismine bile tahammül edilmedi. Biliyorsunuz, "Terörsüz Türkiye" ismi kabul edilmedi. Başka başka bir isimle bir komisyon kuruldu. Komisyon çalışmalarını tamamladı, raporunu açıkladı.
PKK silah bırakmadı. PKK, unsurlarıyla birlikte kendini feshetmedi. Ama buna rağmen PKK, Kandil, İmralı ve onların uzantısı ve sözcüsü DEM Parti eş başkanları, grup başkan vekilleri ortaya dönem dönem çıkıp, "Hadi, daha ne bekliyorsunuz? Şu yasaları çıkarın." demeye başladılar. Biz geçtiğimiz günlerde bunların her yaptığı açıklamaya, hadlerini bildirircesine bildirerek cevaplarını verdik. Hâlâ bu hadsizliğe devam ediyorlar.
DEM PARTİ AÇIKLAMALARI VE MÜZAKERE İDDİASI
Bakın, DEM Parti'den yapılan yeni açıklama: "Terörsüz Türkiye çeşitli bahanelerle sürecin geciktirilmesini doğru bulmuyoruz." DEM Partili Tülay Hatimoğulları, terörist başı Öcalan'a statü çağrısı... O "sayın" diyor, biz terörist başı diyoruz. Diyor ki: "Öcalan'ın bir baş aktör ve baş müzakereci olarak hâlâ konumu tanımlanmış değil." Yasal ve hukuki olarak, diyor, Öcalan'ın baş müzakereci ve baş aktör olarak konumunun tanımlanması gerekir, diyor. Bunun tanımlanması önemli ve elzemdir, diyor.
Peki, müzakere yoksa baş müzakereci nasıl oluyor? Yani müzakere olmayan yerde baş müzakereci olur mu? Şimdi bunu açıkça ifade ediyorlar. DEM'liler bir müzakere olduğunu ve bu müzakerenin de baş müzakerecisinin, baş aktörünün terörist başı olduğunu söylüyorlar. Bu hadsizliği yapıyorlar, bu dayatmayı yapıyorlar. Ama silah bırakıldı mı? Bırakılmadı. Kendini feshetti mi? Feshetmedi.
ÖCALAN’IN SÖZLERİ VE TEPKİ
Şimdi bunlardan, bütün bu süreçlerden cesaret alan Öcalan, bak ne diyor kendisi daha dün, bugün verdiği bir röportajda: "Bana bebek katili denemez." diyor, tırnak içinde. Bir kere daha buradan söylüyoruz: Sen bebek katili, ırz düşmanı, vatan ve millet düşmanı, İmralı canisi, it oğlu itsin. "Bana", diyor, "bebek katili tanımlaması yaptılar. Bana bebek katili denemez. Kırk yıldır bunu söylüyorlar bana", diyor. "Beni", diyor, "kendi savaş tarzlarına alet etmesinler." diyor. "Devlet de imhada ısrar ediyorsa onlara da söylüyorum. Madem öyle gidin, terör ile mücadele edenlerle terörü bitirin." diyor.
Şimdi açıkça devlete, hükümete meydan okuyor. Meydan okumalar bununla bitmiyor. Daha cümlelerinin devamı var. Ne diyor? "Ben", diyor, "müsaade ederlerse devletin demokratik kanadı olurum. İcranın başında benim olmam lazım." diyor. Evet, aynen. Medyascope'a verdiği röportaj bu. "İcranın başında benim olmam lazım." diyor. "Stratejik amacım benim bu." diyor. Kandil de özgür ağırlığımı dile getiriyor, diyor. Ve özgürlüğümü dile getiriyor, diyor. Ama yanlış sözlerle ifade etmemeliler, diyor. "Özgürlüğüm icra için gerekli." diyor.
Hani diyorlardı ya, Öcalan hapisten çıkmak istemiyor falan; tam tersini söylüyor. "Ben", diyor, "icranın başında olmam lazım, bunun için de özgür olmam lazım. Ben burada da kalabilirim ama yasa bütün arkadaşlarımı", diyor, ben teröristleri diyorum, "bütün teröristleri kapsamalı." diyor. "Bazıları için sınırlı bir siyaset yasağı da olabilir. Örneğin 5 yıl gibi. Meclise gelmeyeceğiz. Ancak diğer siyasi haklarımızı koruyacağız. Sürekli siyaset yapacağız. Bunların hepsini kapsayan bir demokratik siyaset koşulu gerekir. Meclis buna dair bir karar alırsa süreç uzamaz. A noktası merkezî ise B noktası yereldir. Savunmasız değildir. En otoriter, en kurallı, kanunları en çok bilen bir demokratik cumhuriyet grubuyuz." diyor. PKK grubu için söylüyor bunları. Demokratik cumhuriyet grubuymuşlar. "Bu sürecin yaratıcısı, bu kadar kitlenin yol göstericisi olarak ben de", diyor, "devletin demokratik kanadı olurum." diyor.
TEHDİT DİLİ VE DEVLETE MEYDAN OKUMA
Şimdi bu hadsizliği, bu pervasızlığı, bu meydan okumayı görüyorsunuz. Sonunda bir şey daha söylüyor: "Bu süreç", diyor, "uzatılırsa ve boşa çıkartılırsa 500 bin kişi İran, Irak ve Türkiye'de silah altına alınır." diyor. "Bunu Türkiye'ye yönlendirirler. Uyarıyorum." diyor. Türkiye'ye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bir tehdit dili kullanıyor; pervasızlık yapıyor, hadsizlik yapıyor ve açıkça devleti tehdit ediyor.
Onun için bence bu tehditlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, Türk milleti de, inanıyorum ve bekliyorum, hükümet de, devletimizin yetkili kurulları da asla pabuç bırakmaz. Ve gereğini yapar. Hadi, kim kuruyorsa kursun. Suriye'de kurdunuz, ne oldu? Ne oldu? Amerikan şemsiyesi olmasa üç günlük işiniz vardı. Bunu Zeytin Dalı Harekâtı'nda da gördük, Fırat Kalkanı Harekâtı'nda da gördük, Barış Pınarı Harekâtı'nda da gördük. Buyurun. Kaç kişilik kuracaksanız kurun. Amerika, İsrail de sizi bir yere kadar koruyacaktır. Ama Türkiye'nin ve Türk milletinin gücü karşısında onlar da geri adım atmak zorunda kalacaklardır. O zaman akıbetinizle yüzleşirsiniz ve o hayallerinizin de nasıl zindana çevrildiğini hep birlikte görürüz. Hodri meydan, kurun görelim.
TERÖRLE MÜCADELEDE İLKELİ DURUŞ
Yani bu röportajda ortaya çıkan şudur: Bunlar bir müzakere istiyorlar. Ve işte terörist başı başta olmak üzere, bebek katili denmesin ya, bundan resmî ısrarla söylüyoruz, bebek katili de dâhil; ne diyorlar? Artık yasal düzenlemeler yapılsın. Bebek katili, İmralı canisi başta olmak üzere teröristlere af getirilsin. Siyaset yasağı kaldırılsın. Ve bunlar siyaset yapacakmış. Türkiye'nin de demokratik kanadı olacaklarmış. Bak, bak, bak.
Kırk yıldır millete kan kusturan, binlerce insanımızı öldüren, binlerce askerimizi, polisimizi şehit eden, Türkiye'nin ve Türk milletinin geleceğine büyük zararlar veren, kız çocuklarını dağa götürüp oralarda her türlü melaneti, pisliği yapan, uyuşturucu ticareti yapan, insan ticareti yapan dünyanın en alçak, azılı katil terör örgütü ve onun elebaşı, bebek katili demokratik kanadın ve o kanadın icrasının da başı olacakmış. Şu geldiğimiz duruma bakar mısınız Allah aşkına?
Onun için biz başından beri aynısını söylüyoruz. İlkesel duruşumuzu ilk günkü gibi muhafaza ediyoruz. İşte bu alçaklara, bu katillere yüz verilirse böyle hadsizleşirler. Ve tepenize çıkarlar. Devletinize ortak olmak isterler. Kimliğinizi, devletin ismini değiştirmek isterler. Dilinizi değiştirmek isterler. İnancınızla oynarlar. Onun için başından beri söylüyoruz: Terörle, teröristle asla ve kat’a pazarlık olmaz. Onların anladığı dil güvenlik konseptidir. Güvenlikle, güvenlikli bir şekilde mücadele etmektir. Ve terörün ve teröristin kökünü kazıyarak, başını ezerek kökünü kazımaktır ve bitirmektir.
ERKEN SEÇİM VE SİYASİ ÜSLUP
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli kardeşlerim; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel, ısrarla bir erken seçim ya da ara seçim çağrılarını yenilemeye devam etmektedir. Biz daha önce de ifade ettik. Şu anda Türkiye'nin bir seçime değil, birliğe, beraberliğe ihtiyacı var. Özellikle çevremizde yaşanan gelişmeler, coğrafyamızdaki savaşlar, ekonomimize darbeleri; Türkiye'nin bir seçime değil, ortak akılla Türkiye'yi bu kritik süreçlerden başarılı bir şekilde çıkararak önce milletin güvenliğini sağlamak, bunu devam ettirmek, sonra da refahını artırmak için hem yasalar çıkartmak hem birlik beraberlik içerisinde bunları gerçekleştirmek olmalıdır.
Seçim ayrıştırma getirir, kutuplaştırma getirir, çatıştırma getirir. Seçimler zamanında yapılır. Ama yok, illa ısrar ediyorsa o zaman yasa, anayasa açık, yöntem bellidir. Hangi sayıda gerekiyorsa o kadar sayıda milletvekilini istifa ettirir, Türkiye'de ara seçime gider. Bu zaten kanuni bir zorunluluktur. Ama bunu yapmadan, yani ara seçimin koşullarını oluşturmadan, koşulları oluşmadan bir ara seçim teklifi yapmak sadece siyasettir. Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yapılan yolsuzluk, hırsızlık soruşturmalarının, mahkeme süreçlerinin unutulmasına ya da bunları durdurmaya yönelik bir çabadan öteye geçmeyecektir.
Ve Sayın Özel bu çağrılarını yaparken, gerçekleştirmiş olduğu mitinglerde de gerçekten siyasetin etik tarafını da çoğu zaman ihmal etmektedir ya da görmezden gelmektedir ya da çiğnemektedir. Onun için başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere Adalet Bakanı'na ve diğer devlet yetkililerine ya da hükümet üyelerine hakareti aşan cümlelerle adeta saldırıda bulunmaktadır. Biz Büyük Birlik Partisi olarak bu dili doğru bulmuyoruz. Elbette herkes eleştirisini yapabilir. Herkes fikrini söyleyebilir. Ama bunlar siyasi ahlaka uygun olarak ve nezaket elden bırakılmadan, lisanımünasiple yapılmalıdır.
Biz biraz önce okullardaki saldırılardan bahsederken nezaketten, merhametten, hoşgörüden bahsettik. Toplum önündeki siyasetçilerimiz olarak nezaket kurallarına, ahlaka, lisanımünasipe aykırı, siyasi etiğe aykırı davranışlardan da bütün siyasetçilerimizin uzak durmasını buradan bir kere daha tavsiye ediyoruz. Hakaret etmeden de elbette siyasi fikirler, düşünceler, eleştiriler yapılabilir. Böyle yapılmasının doğru olacağını beyan ediyoruz.
KADINA YÖNELİK SUÇLAR VE ADALET
Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; bu duygu ve düşüncelerle size veda ederken bir hususa da tabii ilgili birkaç kelime söylemeden sözlerimi bitirmek istemiyorum. Türkiye'nin en çok muzdarip olduğu konulardan bir tanesi de kadın cinayetleridir. Kadına yönelik suçlardır. Hatta çocuk yaştaki kızlarımıza yönelik tacizlerdir, tecavüzlerdir. Ve sonu ölümle bitmektedir bunların da maalesef önemli bir kısmının. Türkiye bu konuda muzdariptir. Ve bu konudan yüzlerce ailemiz maalesef acı çekmiştir. Acı hepimizin acısıdır, milletimizin acısıdır.
Burada kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz; kim tarafından işlenmiş olursa olsun asla ve kat'a bunların üstü kapatılmamalıdır. Bunlar açığa çıkarılmalıdır ve bu suçu işleyenler hak ettikleri cezayı bulmalıdırlar. Son dönemde özellikle Gülistan Doku cinayetinde 6 yıl aradan sonra bu cinayetin aydınlatılmak üzere olmasından, failleriyle ilgili emniyet takibatı, savcılık soruşturması ve akabinde gelen hukuki süreçler milletimize bir umut vermiştir. Dolayısıyla da biz bu süreçlerin, ne kadar faili meçhul varsa aydınlatılmasının bir an önce hem ailelerin acısını dindirmese de hem de adaletin gecikmiş de olsa yerine getirilmesi açısından çok önemli ve mühim olduğunu düşünüyoruz.
Ama tabii bütün bu süreçler yaşanırken kişilerin, yani peşinen suçlu ilan edilmelerini de doğru bulmuyoruz. Bu konuda da hassasiyet gösterilmesini arzu ediyoruz. Yani masumiyet karinesinin de asla elden bırakılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu ikisinin aynı denge içerisinde, adeta terazinin bir kefesinde masumiyet karinesi, bir kefesinde suç olduğunda ya da suçlular olduğunda, işlenen cinayetler olduğunda bu terazinin iki kefesinin de adaletle yürümesi gerektiğini de buradan açık yüreklilikle ifade ediyorum.
23 NİSAN MESAJI VE ŞEHİTLERİ ANMA
Bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha milletimizin ve özellikle çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisimizin açılışının 106. yılını tebrik ediyorum. Kaybettiğimiz öğretmenimizi, evlatlarımızı, meclisimizin kuruluşundan bugüne milletin istiklali ve istikbaline hizmet etmiş ve bugün aramızda olmayan tüm üyelerini, Millî Mücadele'yi kazanarak Anadolu'nun Türk milletine vatan olmaya devam etmesini sağlayan aziz şehitlerimizi, gazilerimizi, vatan savunması için hayatlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mız kutlu olsun.
KERKÜK'TE TÜRKMEN VALİ
(Şimdi Kerkük'te tarihî bir olay yaşandı. Yüz yıl sonra bir Türkmen vali atandı. Çünkü bununla ilgili neler söylemek istersiniz?) Gururluyuz. Yani öncelikle bunu ifade etmek istiyorum. Çünkü Kerkük yüzlerce yıllık bir Türk şehridir. Bugün de bir Türk şehridir. Orada Türklerle birlikte Arapların, Kürtlerin yaşıyor olması Kerkük'ün bir Türk şehri olduğu gerçeğini asla değiştirmeyecektir. Kerkük Türktür ve Türk kalacaktır. Bir Türk şehridir, bir Türk yurdudur ve bunun kimse, her kim tarafından değiştirilmeye ya da kimliği, kültürü, inancı çiğnenmeye kalkarsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti bunu seyretmeyecektir. Buna müsaade etmeyecektir.
Geçmişte yaşanmış acılar vardır. Katliamlar vardır, zulümler vardır. Ama bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünkünden çok daha güçlüdür. Ve tekrar 79'larda ya da 50'lerde yaşanan acılara, yapılan katliamlara o dönemin Türkiye'si belki seyirci kalmıştır, müdahale edememiştir. Ama herkes bilmelidir ki bugünün Türkiye'si asla seyirci kalmaz ve kalmayacaktır.
İkincisi tabii, neredeyse bir asırdan sonra Kerkük'te Irak Türkmen Cephesi Başkanı kardeşimiz Kerkük valisi olarak seçilmiştir. Elbette ki bu bir anlaşmayla gerçekleştirilmiştir. Dönüşümlü valilik sistemine geçilmiştir. Bu inşallah Kerkük'te hem yüzyıllık bir özlemi söndürmüştür. Ama bir gerçeği bu bize unutturmamalıdır. O da nedir? Maalesef Kerkük'teki seçim sonuçları da manzarayı ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla da bundan sonra inşallah Türkmeneli bölgesinde yaşayan Türk kardeşlerimiz, Türkmenler, bunu da büyük bir fırsata dönüştürerek, bunu ellerine geçmiş Allah'ın lütfu ve Türk milletinin çabasıyla gerçekleşmiş olan bu valiliği, bu dönemi, bu sekiz aylık dönemi iyi değerlendirerek oradaki kardeşlerimizin derlenmesine, toparlanmasına, Türkiye başta olmak üzere dışarıdakilerle ilişkilerinin daha da güçlenmesine ve bir birlik hâline gelerek bundan sonraki seçimlerde varlığını hem Irak parlamentosunda hem Irak Kerkük Valiliği seçimlerinde daha güçlü bir şekilde göstermesine, daha çok üyeyle hem Irak Vilayet Meclisi'nde hem Irak parlamentosunda yer almasına vesile kılmasını ben Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.
Irak Türkmen Cephesi başta olmak üzere oradaki Türkmen yapılarının her şeyi bir kenara bırakarak artık burada bir araya gelmelerini, birlik olmalarını ve bu birliği bu valilik döneminde oluşturarak ondan sonraki süreçte de dağılmadan, ayrılmadan tüm güçlerini de toparlayarak yollarına devam etmesine vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Türkmen vali kardeşimizi, aynı zamanda Irak Türkmen Cephesi Başkanı'dır, bizim de kardeşimizdir, dostumuzdur, ve tüm Türkmen halkını bir kere daha bu başarılarından dolayı tebrik ediyorum. Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Cenab-ı Hak birliklerini, dirliklerini daim eylesin inşallah."
Trabzon'da konuşan Sayın Mustafa Destici'den eğitim için 7 öneri