Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici şunları söyledi:
"Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; bugün burada, Sultan Fatih Mehmet Han'ın bizlere emaneti olan Trabzon'dan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en önemli kalelerinden birisi olan Trabzon'dan; insanının vatanseverliği, milletperverliği, ezana, bayrağa olan sevdasıyla öne çıkan; kadınının çalışkanlığıyla, erkeğinin çalışkanlığıyla öne çıkan ve özellikle Türkiye'nin birliği, Türk milletinin birliği ve kardeşliği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı noktasında her zaman her türlü mücadeleyi vermiş olan Trabzon'umuzun vatansever, milletperver, çok kıymetli insanları; kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Kongremize hoş geldiniz, şeref verdiniz, diyorum.
Öncelikle kongremizin Trabzon'a, camiamıza, ülkemize, milletimize, Türk ve İslam coğrafyasına hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. 29 Ocak 1993'ten, yani partimizin şehit liderimiz Muhsin Başkanımızın kurucu genel başkanlığı, liderliğinin ve kuruluşundan bugüne kadar Trabzon'da emek vermiş tüm arkadaşlarıma, tüm kardeşlerime, tüm ağabeylerime bir kez daha sizlerin huzurunda şükranlarımı sunuyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar, diyorum.
Bu süreç içerisinde hayatını kaybeden dava arkadaşlarımıza da Cenab-ı Hak'tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet, makamları âli olsun inşallah, diyorum. Kıymetli, sevgili Alperen kardeşlerimi de en kalbî duygularımla yürekten selamlıyor, varlığınız daim olsun inşallah, diyoruz.
ATAY AKTUĞ İÇİN TAZİYE
Kıymetli kardeşlerim, sözlerimin başında Trabzonsporumuzun sembol isimlerinden, hem futbolculuk yapmış, Trabzonspor Kulübü'nde uzun yıllar futbol oynamış, kulüp başkanlığı yapmış, belediye başkanlığı yapmış Atay Aktuğ'un vefatını maalesef biz de üzülerek öğrendik.
Öncelikle kendisinin aile efradına, Trabzonspor camiasına ve Trabzon halkına şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına başsağlığı ve sabır dileklerimi iletiyorum. Allah rahmet eylesin inşallah, diyorum. Biz de kongre sonrası inşallah hem ikindi namazını eda etmek için hem de akabinde kılınacak olan Atay Aktuğ'un cenaze namazına da inşallah iştirak edeceğiz.
ŞANLIURFA VE KAHRAMANMARAŞ'TAKİ SALDIRILAR
Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; önce 14 Nisan tarihinde, yani bundan beş gün önce, Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir lisede, biliyorsunuz, gözü dönmüş bir cani, aslında öğrenci, lise öğrencisi, okulu adeta basarak pompalı tüfekle on altı kişiyi, bunların on tanesi öğrenci, iki tanesi görevli ve dört tanesi öğretmen, biliyorsunuz, on altı kişi yaralandı. Kendilerine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; bir gün sonra Kahramanmaraş'ta bir ilköğretim okulunda, bir ortaokulda yine aynı okulun öğrencisi tarafından silahlı bir saldırı gerçekleştirildi. Saldırgan okula beş tabanca, yedi şarjörle gitmiş. Tam altmış mermi boşaltmış, sıkmış. Ve maalesef bu saldırıda dokuz öğrencimiz ve bir öğretmenimiz Ayla Kara öğretmenimiz hayatını kaybetti.
Allah rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun. Makamları âli olsun. Arkadaşlarımız cenazelerine iştirak ettiler. Dün de ben arkadaşlarımla birlikte Kahramanmaraş'taydım. Trabzon'un da Kahramanmaraş'la bir kardeşliği, bir dostluğu var, biliyorsunuz. Kahramanmaraş'ta Trabzon Caddesi var, Trabzon'da Maraş Caddesi var. Acı hepimizin ama söz konusu Trabzon'la Maraş olunca daha bir yakınlık var. Onun için Trabzon'un da en az Maraş kadar üzüldüğünü biliyoruz; bütün ülkemiz gibi.
Önce hastaneyi ziyaret ettik; yaralı çocuklarımızı. Bir kahramanlık yaparak hayatlarını kurtarmışlar. Biri arkadaşını arkasına almış, onu korumuş. Öbürü yaralı hâlde pencereden atlamış. Biri sıraları dizmiş, kapı açılmasın diye. Bunlar kim? Bunlar 10-11 yaşındaki çocuklar. Gerçekten yürek dayanacak gibi değil. O yavrularımız, öğretmenleriyle birlikte cennete gittiler. Şehit oldular. Çünkü onlar masum, sabi. Bir eğitim yuvasında katledildiler. Bir cani tarafından.
TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE AİLE ELEŞTİRİSİ
Maalesef ailenin sorumsuzluğu, toplumumuzun yozlaşması, kendi benliğinden, kültüründen, inancından kopması, ruhsal bunalımlara sürüklenme; sosyal medya hesaplarında asla açık olmaması gereken, Türk çocuklarıyla Müslüman Türk çocuklarının erişememesi gereken sitelerden, hesaplardan dünyanın diğer ülkelerinde bu tür katliam görüntülerini izliyorlar, bu katliamları yapanları kendilerine idol seçiyorlar ve bütün dünyadakilerle birlikte gruplar oluşturuyorlar ve ondan sonra kafalarında tasarlayarak bu tür menfur cinayetleri işliyorlar.
Biz, biliyorsunuz, bugüne kadar Amerika'da ya da Avrupa'nın başka ülkelerinde bu saldırılar gerçekleştiğinde hayretle izliyorduk. "Bizde olmaz." diyorduk. Ama işte oldu. Önlem almazsan, çocuklarına, öğrencilerine sahip çıkmazsan, işte oldu. Özgürlük diye diye maalesef çocuklarımızı bizden çaldılar. Ailelerden kopardılar. Anne babalarla çocukların arasına mesafe koydular. Bunu her alanda yaptılar.
Hatırlayın, 28 Şubat süreci, daha sonraki süreçlerde ne dediler? Çocuk sizin olsa bile başını örtemezsiniz, dediler. O kadar çocuk doğuracak, dediler. Çocuk sizin olsa bile imam hatipe gönderemezsiniz, dediler. Çocuk sizin olsa bile Kur'an kursuna gönderemezsiniz, dediler. O kararı kendisi verecek, dediler. Ama kendi çocuklarıyla ilgili her kararı kendileri verdiler. Her kararı kendileri verdiler.
Bir kısmı da açıkça söylüyorum, yurt dışından bazı mahfillerden, vakıflardan aldıkları desteklerle ya da talimatlarla bunu yaptılar. Bazıları yurt dışında özel yetiştirilip Türkiye'ye gönderildi. İsim vermeyeceğim ama şu anda toplumun önünde ahlaksız bir şekilde endam eden bazı sanatçı müsveddeleri, diyeyim. Açıkça bunu söyleyeyim. Bunlardan sanatçı manatçı olmaz. Dolayısıyla da sözde sanatçı bunlar. Toplumun önüne ideal olarak konuyorlar. Çocukları onlara özendiriyorlar.

Televizyon dizileri... Niye bunlara "dur" denmiyor, kardeşim? Niye "dur" denmiyor? O sabah kuşağı programları... Niye bunlara hâlâ göz yumuluyor? Bizim diyebildiğimiz, yani muhafazakâr, milliyetçi, manevi kesimlerin bizim diyebildiği televizyonlarda reklam gelirleri uğruna dinimize, inancımıza saldırılara göz yumuluyor, yol veriliyor. Lanet olsun, diyorum, lanet olsun.
Herkes elbette ki inancında hürdür. Herkes bireysel hak ve özgürlüklere elbette sahip olmalıdır. İsteyen, istediği inancı seçme hürriyetine de sahiptir. İnancını kimisi daha kavi yaşar, kimisi daha serin yaşar. O da onun takdiridir. Biz bunlara da bir şey söylemeyiz. Rahmetli Muhsin Başkanımızın dediği gibi; başı açığı, başı kapalısı, doğulusu, batılısı, Kürt'ü, Türkmen'i, Alevisi, Sünnisi birlikte kardeşçe yaşayacağı bir Türkiye istiyoruz, diye otuz üç senedir söylüyoruz. Bunu söylemeye devam edeceğiz.
Ama bu şu demek değil: Ben senin inancına saygılıyım. Ben senin düşüncene saygılıyım. Ben senin hayatına karışmıyorum. Sen de benimkine karışmayacaksın, kardeşim. Sen de benimkine karışmayacaksın. Benim çocuğumu Kur'an kursuna göndermeme karışmayacaksın. Benim kızımın, hanımımın, yakınlarımın başörtüsüne karışmayacaksın. İmam hatip okullarına laf etmeyeceksin. Kur'an kurslarına laf etmeyeceksin.
Ama bir de ortak, evrensel bir ahlak var, değil mi? Bir de bu milletin bir kültürü var, bir inancı var. Buna da, yani azami müşterekler dediğimiz bu kültürümüze ya da bir yönüyle azami, bir yönüyle asgari müşterekler dediğimiz bu kültürümüze de, örfümüze, âdetimize, inancımıza, kimliğimize de siz saygı duyacaksınız. Yani Müslüman mahallesinde salyangoz satmayacaksınız. Sattırmayacağız.
ÇOCUKLAR, AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİ
Kıymetli kardeşlerim, çocuklarımızı böyle şırıngayla sanki hafif hafif enfekte ettiler. Ve maalesef çocuklarına, evlatlarına sahip çıkmayan, onlarla ilgilenmeyen, onların derdiyle dertlenmeyen, onları takip etmeyen pek çok aile çocuklarını kaybetti. Eğitimli olması bir şey ifade etmiyor. İşte saldırgan katilin baba emniyet müdürü, anne öğretmen. Ama çocuk kopmuş. Onlar biliyor çocuğun koptuğunu. Çocukta bir problem olduğunu, ruhsal bir problem olduğunu biliyorlar. Bunun gibi binlerce, belki on binlerce çocuk var.
Temel mesele şu: Aile bunu biliyorsa ne yapacak? Çocuğunu tedavi ettirecek, izlemeyecek. Çocuğunu o okula göndermeyecek. Çocuğunun hem ruhsal tedavisini görebileceği hem de eğitimini alabileceği başka bir okula gönderecek. Öyle okullar da var Türkiye'de. Ve gerekiyorsa bunlar çoğaltılmalı.
Ama ne yapıyor aileler? Açıkça söyleyeyim: Aman çocuğumuzun durumu ortaya çıkmasın. Aman çocuğumuz şu okulu bir bitirsin. Diplomasını bir alsın. Eğer bu ortaya çıkarsa yarın o iyi okula gidemez, yarın iyi işe giremez. E, öbür çocukların hayatını işte bak tehlikeye attın. Ne günahı vardı? Dokuz tane öğrencinin, o öğrencileri için hayatını feda eden o kahraman Ayla öğretmenimizin ne günahı vardı? Çocuklarını koruma adına onlarca çocuğu feda ettiler.
Bu sadece bir örnek. Bunun gibi binlerce, belki on binlerce aile var. Bu gerçekleri kimse konuşmuyor. Gerçekler bunlar. Gerçekler bunlar. Onun için biz Büyük Birlik Partisi olarak diyoruz ki açıkça okul şiddeti artık yalnızca bir eğitim sorunu değil, doğrudan bir toplumsal güvenlik meselesidir. Toplumumuzun tamamını tehdit etmektedir. Eski reflekslerle, mevcut tedbirlerle hareket etmek sorunu asla çözmeyecektir; bugün çözmediği gibi. Tam tersine, sorunu büyütecektir.
YEREL YÖNETİMLER VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
Fizikî önlemler elbette gereklidir. Elbette her okulda bir güvenlik görevlisi, gerekirse bir polis olmalıdır. Yerel yönetimler gerekirse bunu sağlamalıdır. Biz 2024'te Sivas belediyelerinin seçimlerini kazandık 31 Mart'ta, nisanda belediye başkanımız İl Millî Eğitim'le protokol imzaladı ve Sivas'taki altmış okulun tamamına güvenlik görevlisi verdi. Bunu bütün yerel yönetimler yapmalı.
Büyük Birlik Partisi her alanda olduğu gibi örnek bir belediyecilik anlayışı geliştirdi. Bu anlamda Sivas Belediye Başkanımızı ve o protokolü imzalayan İl Millî Eğitim Müdürümüzü, Sivas İl Emniyet Müdürlüğümüzü, valimizi hepsini tebrik ediyorum. Diğer belediyelere de örnek olmasını istiyorum.
Burada iki büyük ilçe belediye başkanımız var: Sakarya Erenler ve Hendek. İnşallah onlar da Büyük Birlik Partisi'nin bu uygulamalarını en kısa zamanda hayata geçirecektir. Bu iki belediye başkanımız bugün buradalar, sizlerin misafirleridirler. Çünkü Hendek ve Erenler, Sakarya, biliyorsunuz Karadenizlilerin ve özellikle de Trabzonluların yoğun olarak yaşadığı iki büyük ilçedir. Bu arkadaşlarımız adeta Trabzonlulara da hizmet etmektedirler. Çünkü Trabzon önemli değil mi? Bir Trabzon nüfusu, Karadeniz nüfusu var. Onun için buradalar.
Zaten siz Trabzon kökenlisiniz, değil mi İrfan Bey? Evet. Ha, Hendek Belediye Başkanımız Trabzon kökenli. Neresinden? Sürmene. Oy, Sürmene, Sürmene. Şenol Bey, sende var mı? Varım. Karadeniz, bravo. Arkadaşlarımız da, değil mi, yaklaşık bin kilometre yolu kalktılar ve burada sizinle birlikte olmak için geldiler. Kendilerine teşekkür ediyorum. İkisi de çok başarılı belediye başkanlarımız. Diğer belediye başkanlarımız gibi, yüz akımız. İkisini de sizlerin huzurunda da tebrik ediyorum ve başarılarının devamını diliyorum.

EĞİTİMDE DİSİPLİN VE REHBERLİK ÖNERİLERİ
Kıymetli kardeşlerim, okullarımızın güvenliği için fizikî önlemler elbette önemlidir ve gereklidir. Ancak güvenlik sadece kapıda değil, sistemin içinde başlamalıdır. Sadece X-ray cihazları ve güvenlik görevlileriyle çözüm aramak, asıl alarmın derinden geldiğini görmemektir.
Onun için Büyük Birlik Partisi olarak öncelikle önerilerimiz kısaca şöyledir. Bununla ilgili heyetimiz daha geniş bir rapor hazırlıyor. Bunu da kamuoyuyla çok yakın zamanda paylaşacağız.
Öncelikli önerilerimiz nedir?
Bir: Öğretmen otoritesi yeniden mutlaka tesis edilmelidir. Yirmi yıla yakın öğretmenlik yapmış bir kardeşiniz olarak söylüyorum bunu. Ortaöğretimde hem lisede hem üniversitede çalışmış birisi olarak söylüyorum. Öğretmen otoritesi olmadan okullarda düzen, intizam sağlanılmaz.
İki: Disiplin ve otorite kavramlarını aşındıran sınıf geçme ve devamsızlıkta tolerans ortadan kaldırılmalıdır. Çalışanla çalışmayan farkı ortaya konmalıdır. Okula devam edenle devam etmeyen bir tutulmamalıdır.
Üç: Disiplinsizliği besleyen cezasızlık algısı son bulmalıdır. Disiplin kurulları etkin çalışmalıdır.
Dört: Rehberlik raporları görmezden gelinmemelidir. Şimdi ben inanıyorum ki o okulun rehberlik öğretmeni bu çocukla ilgili mutlaka bir not tutmuştur ve bunu idareye bildirmiştir. Maalesef, eğer tutmadıysa o rehberlik öğretmeninin görevini yapmadığı anlamına gelir. Tutup okul idaresine bildirdiyse, okul yönetimi bunun gereğini yapmadıysa onlar suçludur. Onlar ilçe ya da İl Millî Eğitime bildirmişler, eğer onlar gereğini yapmamışsa o zaman onlar suçludur.
Yani her okulumuzda mutlaka yeterli sayıda psikolojik rehberlik danışmanı öğretmenler bulunmalı. Bunlar çocuklarla ilgilenmeli ve bu durumda olan çocukların mutlaka o okulla ilişkisi kesilip kendilerine uygun okullara gönderilmeleri temin edilmelidir. Yani rehber öğretmenlerin raporları mutlaka dikkate alınmalı, işleme konulmalı ve gereği yapılmalıdır.
EĞİTİM VE YASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ
Beş: Riskli öğrenciler; eğitim-tedavi birlikte sunulan özel yapılara, yani kendilerine uygun okullara gönderilmelidir.
Altı: Veliler çocuklarının şiddet ve zorbalık davranışlarından doğrudan ve ortaklaşa sorumlu tutulduğu bir yasal zemin oluşturulmalıdır. Veli sorumlu olmalıdır. Sorumluluğun sadece öğretmenin omzuna bırakıldığı bir sistemin işlemesini hiç kimse bekleyemez. Aile-okul-öğretmen iş birliği tam tesis edilmelidir.
Yedi: Okul-veli sözleşmesi zorunlu olmalı. İhlalde idari yaptırım ve zorunlu ebeveyn eğitimleri mutlaka uygulanmalıdır. Sekiz, 12 yıllık zorunlu eğitim yeniden düzenlenmelidir. En fazla 8 yıl olmalıdır. Ya bırakın, okuyacak okusun liseyi. Herkes lise okumak zorunda değil ki, düz lise. Bırakın teknik liseye gitsin. Yani bu memlekete çoban da lazım. Oto tamircisi de lazım. Karayollarında, Devlet Su İşlerinde çalışacak işçi de lazım. Musluk tamircisi de lazım. Fabrikada çalışacak kalifiye, çırak ve usta da lazım. Bırakın okumak isteyen gelsin. Ne diyor babası? Okula gitmek istemiyor, diyor. Gitmiyorsa gitmesin yani. Niye zorluyorsun kardeşim? Bırak, nereye gidiyorsa gitsin de öbür çocuklar yaşasın. Okulda eğitim kaliteli olsun. Bunlar eğitimi de bozuyorlar okulda. Çünkü öğretmenlik yaptığım için biliyorum. Yirmiye yakın öğretmenlik yaptım. İçinden gelmiş birisiyim. Ciğerimiz yanıyor. Gerçekten.
ÜNİVERSİTE VE PLANLAMA ELEŞTİRİSİ
Arkadaşlar, bakın, üniversiteler de fazla bu memlekette. Bu kadar üniversiteye de ihtiyaç yok. Üniversite mezunu var, yüz binlercesi maalesef iş bulamıyor. İşletme fakültesini bitirmiş, kasiyerlik yapıyor. Ya da kamu yönetimini bitirmiş, başka bir yerde başka bir iş yapıyor. Yani ona da yakışmıyor. Ülkeye de yakışmıyor. Ne kadar ihtiyaç varsa o kadar üniversite öğrenci alacaksın ve onları da meslek sahibi yapacaksın. Ben sonunda bir meslek kaygım yok ama üniversite diploması almak istiyorum, diyenin önünü açacaksın, o da okusun. Ona diyeceğim bir şey yok.
Şimdi diyelim ki bu memlekete beş bin avukat lazım ekstra ama her yıl yüz bin mezunu hukuk fakülteleri mezun veriyor. Ya da yirmi bin öğretmen lazım her sene ve her yıl iki yüz, üç yüz bin öğretmen adayı mezun oluyor. Bunlara bir düzenleme getirilmesi lazım. Her alanda olduğu gibi planlama; tarımda da öyle, hayvancılıkta da öyle, eğitimde de öyle, sağlıkta da öyle. Her alanda bizim önce, evvela planlamaya ihtiyacımız var. Ciddi bir planlamaya ihtiyacımız var.
SOSYAL MEDYA VE MECLİS ELEŞTİRİSİ
Ve şimdilik son olarak; 16 yaş altına sosyal medya sınırlaması mutlaka getirilmelidir. TikTok ve Discord gibi sayfalar kapatılmalıdır. Meclis neyi bekliyor? Meclis neyi bekliyor? Neyi bekliyor Meclis? Dinliyoruz, okuyoruz. İki haftadır çoğunluk toplanamadığı için, yeterli sayı olamadığı için Meclis kapanıyor, çalışmıyor. Yasalar çıkmıyor.
Peki, ne kadar sayı gerekiyor, onu biliyor musunuz? Ne kadar sayı gerekiyor? Mecliste altı yüz milletvekili var. Meclisin o gün çalışabilmesi için kaç milletvekilinin orada olması lazım? İki yüz. Yani üçte bir. Altı yüz milletvekilinden iki yüzünün orada olması lazım. Ama çoğu zaman iki yüz milletvekili olmadığı için Meclis çalışamıyor ve kapanıyor. Ne kadar acı bir durum değil mi? Takdiri sizlerin ve aziz milletimizin vicdanına havale ediyorum.
MARAŞ'TAKİ HADİSE VE AİLELERİN TALEPLERİ
Kahramanmaraş'taki hadiseyle ilgili bir şey daha söyleyeceğim. Dün bütün öğretmenimiz Ayla öğretmenimiz başta olmak üzere Maraş merkezindeki tüm çocuklarımızın ailelerini ziyaret ettik, taziyelerimizi verdik. Çok üzgünler, hepimiz üzgünüz, yürek dayanmaz. Düşünün, 10-11 yaşındaki çocuğunuz... Yani gelmiş bir manyak, eline almış babasının silahlarını, hepsini öldürmüş gitmiş. Gerçekten ancak filmlerde olabilecek bir şey. Maalesef yaşadık biz bunu.
Şimdi haklı olarak diyorlar ki oldu, yine de imanlı hepsi. Hele o dört tane bir çocuğumuz var ya, "Cennet yolcuları." diye bir grup kurmuşlar. Cennete gideceklerini söylüyorlar sürekli zaten. Ve cennete gittiler, bak Allah'ın takdirine bakın. Öğretmen hanımla ilgili de öyle bir anlatım var. Bunlar görmüşler önce ne olacaklarını adeta.
Şimdi haklı olarak oradaki ailelerin iki talebi öne çıkıyor. Birincisi, o yaralılarımızın tabii iyileşmesi. Onlara da acil şifa diliyorum. Hastanemiz, üniversitemiz, doktorlarımız, başhekimimiz, rektörümüz; hepsi çok ciddi bir şekilde ilgileniyorlar. Allah razı olsun. Ama bir kere bu çocuklarımızın belli ki artık o okul kapatılacak, orada eğitim olmayacak. O çocuklarımızın, yani o saldırıya uğrayan çocuklarımızın bundan sonra okuyabilecekleri yeni bir okulun, çok daha güzel bir okulun yapılması. İnşallah devletimizin buna gücü vardır ve hızlı bir şekilde yeni eğitim öğretim yılına da yetiştirecektir. Ben buna inanıyorum.
İkincisi, daha önemlisi; öğretmenimizin ve o şehit çocuklarımızın isminin yaşatılması. Başta Şehit Ayla Kara öğretmenimiz olmak üzere bu menfur saldırıda hayatını kaybeden her bir şehit çocuğumuzun ismi bir okula verilmeli, bayraklaşmalı ve isimlerinin unutulmasına asla müsaade edilmemelidir. Millî Eğitim Bakanımızın da bunu gerçekleştireceğine ben yürekten inanıyorum. Kendisine de Trabzon'dan, buradan bu ailelerimizin isteğini paylaşıyorum. Kendisiyle de görüşüp bunu kendisine de bizzat ileteceğim.
ŞEHİTLERE RAHMET VE TERÖRLE MÜCADELE
Evet, kıymetli kardeşlerim; bir kez daha şehit öğretmenimizi ve çocuklarımızı rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. Kıymetli kardeşlerim, şunu belirtmek isterim ki ülkemiz kırk yıldır terörle mücadele ediyor. Devletimiz zaman zaman bu terör örgütünün ele başlı uzantılarına bir şans verdi, diyelim. Bir el uzattı. Dönem dönem.
Ha, biz bu konuda netiz. İlkesel bir duruşumuz var. Biz kuruluşumuzdan beri Büyük Birlik Partisi olarak diyoruz ki terörle ve teröristle müzakere olmaz. Mücadele edilir, kafası ezilir, yok edilir. Bizim düşüncemiz bu. Yoksa bunları şımartırsınız. Bak, şımardılar yine. Şımardılar. En son hükümet sözcüleri de artık, "Ne oluyor kardeşim? Bu kadarı da fazla." demeye başladılar. Çünkü bunlar hain. Bunlar bölücü. Bunların tasması ABD'nin, İsrail'in, yani emperyalistlerin ve siyonistlerin elinde. Onlar ne derse onu yaparlar.
Ben bu süreç başladığında da dedim. Ne dedim? Ben devletime güveniyorum ama ben bu hainlere güvenmiyorum. Yine güvenmiyorum ve güvenmediğimizin ne kadar doğru olduğu çıktı. Bakın, pervasızlığa bak. Dün Meclisteki başkan vekilleri başka bir şey söylüyor. Bugün PKK'nın uzantısı DEM Partili Tülay Hatimoğulları, tırnak içinde, "Terörist başı Öcalan'ın baş müzakereci olarak konumu tanımlanmalı." diyor. Allah Allah! Hani müzakere yoktu, pazarlık yok, şart yok; şartsız, pazarlıksız, müzakeresiz silahlar bırakılacak ve PKK tüm yapılarıyla kendini feshedecekti? Bak DEM'in eş başkanı ne diyor? Tırnak içinde, "Öcalan'ın baş müzakereci olarak konumu tanımlanmalı." diyor.
Biz de buradan diyoruz ki onun konumu çoktan tanımlandı. O teröristtir. Terörist başıdır, canidir, katildir. O, yatsın kalksın Cenab-ı Hakk'a şükretsin. Kalemi kırılmıştı onun. 2000 yılında kalemi kırıldı. 99, 2000’de. Ama gereği yapılmadı. Gereği yapılmadı. Bak, Trabzon da şahit olsun. Milletimiz bize yetkiyi verirse, o gücü verirse, Büyük Birlik Partisi iktidara geldiğinde eğer biz onu sallandırmazsak o zaman milletimiz...
Çünkü bakın, o derdest edilip Türkiye'ye getirildikten sonra da PKK'nın işlediği tüm cinayetlerden, suçlardan sorumludur. Neden? Çünkü terör örgütüne liderlik etmeye devam etmiştir. İşte bu Tülay Hatimoğulları'nın açıklaması da bunun bir ispatıdır. Terörist başıdır. İmralı canisidir. Ve asla umut hakkıdır, efendim tahliyedir, İmralı'da başka bir bina yapımıdır; bunlara asla bu milletin rızası yoktur. Biz onun için diyoruz: Tahliyesiz müebbet ve idam cezası getirilmelidir.
Yani kadınlarımız öldürülüyor. Genç kızlarımız tecavüze uğrayıp öldürülüyor. Çocuklarımız kaçırılıp tecavüz edilip öldürülüyor. İşte teröristler baskın yapıp öldürüyor. Bunları besleyip besleyip yirmi, yirmi beş sene sonra milletin arasına mı sokacağız? Buna asla bu milletin rızası yoktur.
AİLE, NÜFUS VE TOPLUMSAL ÇÖZÜLME
Kıymetli kardeşlerim, biraz önce bahsettiğim bu okul baskınlarının bir sebebi de şu; onu da söyleyeyim, geri gelmişken: Aile kavramı, ailenin önemi, çocuk sahibi olmak. Bakın, biz ülke olarak dünyada nüfusu geriye giden, yani nesli tükenmeye doğru giden ilk beş ülke arasındayız. Trabzon'da aile başı çocuk sayısı bir nokta yediye düşmüş. Düşünün yani, Trabzon'da. Trabzon'da bu ülkenin bel kemiği Trabzon, değil mi? Bu ülkenin sağ yumruğu Trabzon. Bu ülkeye, bu millete kötülük düşünenlere karşı ilk yumruğunu sallayan Trabzon. Trabzon'da bir nokta yediye düşmüş. Durumun vehametini siz kavrayın. Trabzon'da, Karadeniz'de. Durumun vehametini siz kavrayın.
İşte biraz önce bahsettiğim bu gündüz kuşağı programları, işte bu sözde sanatçılar; bunlar hep neyi teşvik ediyor? Ya sözleriyle ya yaşantılarıyla evlilik dışı hayatı teşvik ediyorlar. Aileyi reddediyorlar. Ve istiyorlar ki aileler çocuklarına karışmasın. Beslesinler, büyütsünler, her türlü fedakârlığı yapsınlar ama eğitimine karışmasınlar, ahlakına karışmasınlar, inancına karışmasınlar istiyorlar.
Bizim kadınlarımız doğuracak, 9 ay karnında taşıyacak, doğuracak, çocuk yürüyene kadar, kendine gelene kadar her türlü bakımını üstlenecek, okula gönderecek; babaanne her türlü fedakârlığı yapacak, kendi yemeyecek ona giydirecek, kendi giymeyecek ona giydirecek, kendi yaşamadıklarını ona yaşatacak ama ondan sonra birileri çıkacak diyecek: Hayır, sen bu çocuğa karışamazsın. Bu çocuk bizim düşüncemize göre yetişecek. Yok ya. Onun için devlet önce, tıpkı PKK'ya savaş açtığı gibi, bunlara da savaş açmalı.

İSRAİL, ABD VE İRAN SALDIRISI
Kıymetli kardeşlerim! Son cümle; biliyorsunuz dünya gündemiyle ilgili, katil siyonist, soykırımcı İsrail'in kışkırtmasıyla, Amerika Birleşik Devletleri'nin başında da bir haydut var biliyorsunuz, İran'a saldırdılar. Önce Gazze'yi yerle bir ettiler. Yüz bin kardeşimizi, masum çocuğu, kadını soykırıma tabi tuttular. Sonra Lübnan'a, sonra Filistin'in diğer bölgelerine, şimdi de İran'a. Neymiş? İran'ın elinde nükleer silah yapacak uranyum varmış. Olabilir. Senin de var. Sende de var.
Ne güzel cevap verdi İtalya Başbakanı Meloni. Trump ne dedi? İran nükleer silaha sahip olursa İtalya'yı vurur, dedi. Meloni de ne dedi? Dünyada nükleeri kullanan sadece Amerika Birleşik Devletleri, dedi. Siz önce kendinize bakın, dedi yani. Önce kendinize bakın, dedi. Aynısını İspanya Başbakanı söyledi.
Maalesef bizim pek çok İslam ülkesinin, birkaç tanesi istisna, Türkiye istisna, birkaç ülke var istisna olan, onun dışındakiler; özellikle bu Körfez ülkeleri, Orta Doğu, Arap ülkeleri, işte Pakistan istisna, bunlar ne yapıyorlar? İran'a karşı. Mezhebi ne olursa olsun, neticede Allah diyor, neticede peygamber diyor. İbadeti farklı olabilir. Velev ki Müslüman olmasın, mazlum mazlum. Yani saldırılan İran değil de işte Ukrayna'da da aynı tavrı gösterdik. ABD ve İsrail'in saldırdığı İran değil de efendim Singapur'da olsa, işte Venezuela'da olsa, efendim Danimarka'da olsa, İtalya'da olsa; biz mazlumdan yanayız, Türk milleti olarak. Mazlumdan yanayız.
DOLAR HEGEMONYASI VE KÜRESEL GÜÇLER
Onun için bakın, bütün dünyayı kilitlediler, ekonomileri batırıyorlar ama kendileri çıkıyor. Neden? Çünkü dünyanın kullandığı para birimi dolar. Dolar bu süreçte geçerli olduğu sürece hep kazanan ABD olacaktır. Kaybeden de bizim gibi ülkeler olacaktır. Bu hegemonyaya bir son vermek gerekiyor. Doların hegemonyasına son vermek gerekiyor.
Öbür taraftan, biz Çin'e ve Rusya'ya da asla güvenemeyiz. Atalarımızın söylediği bir söz var. Nedir? Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Biz tarihte en büyük savaşlarımızı Çin'le yapmışız. Çin, çeşitli entrikalarla bizim ecdadımıza zulmetmiş, topraklarımızı işgal etmiş. Hâlâ 1949'dan beri Doğu Türkistan, Çin'in işgali ve mezalimi altında. Bunu unutamayız. O işgal, o mezalim sürdüğü sürece biz asla Çin'le dost olamayız.
Aynı şey Rusya için geçerlidir. Kafkaslar, Kırım hâlâ Rusya'nın işgalinde olduğu sürece biz Rusya'yla da dost olamayız. Elbette mütekabiliyet esasları içerisinde ilişkilerimizi sürdürürüz ama dost olamayız. Biz Balkanları niye kaybettik? Ruslar onları desteklediği için kaybettik. Biz Osmanlı'nın son iki yüz yılında kaybettiğimiz savaşları yüzde doksan oranında Ruslarla yaptık. Buralara kim geldi? Ruslar geldi. Onun için unutmayacağız. Onlar hâlâ bu topraklardan vazgeçmiş değiller.
Onun için güçlü olacağız, birlik olacağız, bir yumruk gibi olacağız ki milletimizin tüm fertleriyle bu iç ve dış düşmanlarımıza karşı asla mağlup olmayacağız. Galip geleceğiz.
ABD BÜYÜKELÇİSİ VE İSRAİL'E TEPKİ
ABD'nin Ankara'da bir büyükelçisi var. Tıpkı Lawrence. Ve ara ara çıkıyor, böyle hadsiz, pervasız konuşmalar yapıyor. Bir çıkıyor PKK'yı övüyor. Bir çıkıyor, İsrail'i övüyor. Bir çıkıyor, İsrail'in hakkıdır, diyor, buraları işgal etmek, diyor. Ve en son ne diyor? Sanki Türkiye ile İsrail geri planda çok iyi anlaşıyor da ön planda birbirine karşıymış gibi gözüküyormuş. Buna yönelik cümleler kuruyor. Böyle hadsiz, böyle pervasız.
Ben açıkça söylüyorum. Devletimizi yönetenlerin de, Cumhurbaşkanımızın da, Dışişleri Bakanımızın da, hükümet üyelerinin de, Cumhur İttifakı'nın da ve bölücü ve hain terör örgütünün uzantısı partiler dışındaki partilerimizin de, onların genel başkanlarının da şu kullandığım cümleler gibi düşündüğüne inanıyorum. O da nedir? Terörist ve katil İsrail, onun başındaki soykırımcı Netanyahu; Filistin'de, Gazze'de, Lübnan'da kardeşlerimizi soykırıma uğratmaya, katliam yapmaya devam ettiği sürece bizim düşmanımızdır, can düşmanımızdır.
Biz öyle efendim, Filistin davası bizim davamız değildir, Gazze bizim meselemiz değildir, diyen milliyetçi görünümlü Batı uşaklarından, emperyalist ve siyonist uşaklarından değiliz. Biz gerçek Türk milliyetçisi ve Türk-İslam ülkücüsüyüz. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne, Kafkaslar'dan ta Hint Okyanusu'na kadar bütün bu coğrafyalardaki Türk ve İslam toplulukları, Türk-İslam âleminin tamamı bizim meselemizdir. Bu coğrafyalarda kanayan bir yara varsa bizim yaramızdır. O yarayı sarmak için elimizden geleni yaparız."
Genel Başkanımız, okul saldırısında vefat eden evlatlarımızın ve şehit öğretmenimizin ailelerini ziyaret etti