Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'nin iftar programında yaptığı konuşma şöyle:
"Kıymetli Ümraniye Belediye Başkanımız, siyasi partilerimizin değerli temsilcileri, kıymetli hocalarımız, muhtarlarımız, aziz şehitlerimizin değerli aileleri ve yüreği vatan, millet, din, devlet, ezan, bayrak sevgisiyle yanıp tutuşan kıymetli dava arkadaşlarım; kıymetli Alperen kardeşlerim, cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Hayırlı Ramazanlar, hayırlı iftarlar diliyorum.
Ramazan’ın, daha doğrusu rahmet bölümü geride kaldı. Bereket bölümü geride kaldı. Ve şimdi mağfiret dönemindeyiz. Cenab-ı Hak cümlemizin, cümle ümmet-i Muhammed’i; rahmetinden, bereketinden, mağfiretinden istifade eden kullarından eylesin. Bizi de o zümreye dâhil eylesin inşallah.
MAKEDONYA ZİYARETİ
Kıymetli dava arkadaşlarım, değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler; dün Makedonya’daydık, Üsküp’teydik. Oradaki kardeşlerimizle, soydaşlarımızla Ramazan’ın sevincine ortak olduk. Hem iftar sonrasında birlikte olduk. Daha sonra da güzel istişareler ve sohbetler gerçekleştirdik. Cümlesinin sizlere, siz kıymetli dava arkadaşlarıma, kardeşlerime ve Türkiye’ye, Türk milletine selamları var.
Geçtiğimiz haftada Batı Trakya, İskeçe’de; pak, temiz, samimi bir hayat... Gerçekten insan gıpta ediyor, insan imreniyor. Onların da selamları var.
Birinci haftadan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeydik. Hala Sultan Camii’nin avlusunda misafirlerimizle birlikte yaklaşık bin beş yüz öğrenci kardeşimiz de misafirimiz oldu. Onların da selamları var.
TÜRK DÜNYASI VİZYONU
“Biz Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kaynaşmış ve birleşmiş bir Türk dünyası hayal ediyorum.” diyen Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun ayak izlerine basarak yolumuza devam ediyoruz.
Onun için Üsküp’teyiz. Onun için Batı Trakya’dayız. Onun için Kosova’dayız. Sancak bölgelerindeyiz. Kıbrıs’tayız. Kerkük’teyiz. Çobanbey’deyiz. Gazze’deyiz. Ve inşallah buralarda ve daha nicelerinde de var olmaya devam edeceğiz.
GAZZE’DEKİ SOYKIRIM VE DİRENİŞ
Kıymetli dava arkadaşlarım, değerli kardeşlerim; ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyada maalesef, özellikle son yıllarda, huzur ve barış bozulmuş durumdadır. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaş, daha sonra terörist İsrail’in Gazze’ye yaptığı soykırımla devam etmiştir. Maalesef o soykırımda yüz binden fazla masum; çocuk, kadın, yaşlı, Müslüman hunharca ve gaddarca katledilmiştir, şehit edilmiştir. Cümlesini rahmetle yâd ediyoruz. Mekânları cennet olsun, makamları âli olsun.
İşte televizyondan izliyoruz; sosyal medya hesaplarından, internetten bakıyoruz, görüyoruz. O yıkık dökük binalar arasında, çatısı olmayan iki duvar evlerin içinde; hatta ev de bulamamış, altından sular akan çadırların ya da naylondan yapılmış çadırların içerisinde Ramazan’ı geçiriyorlar, hayata tutunmaya çalışıyorlar. Ama evlerini kaybetmişler, mallarını kaybetmişler, annelerini, babalarını, çocuklarını kaybetmişler; ama elhamdülillah imanlarını kaybetmemişler ve “Lâ ilâhe illallah, muhakkak bir gün kazanacağız.” diyorlar.
Bakın: İsrail, Gazze’ye soykırım başlattığında nüfusu iki milyon yüz bin civarındaydı. Ve İsrail ve Amerika şöyle sandılar: “Biz burada yüz binleri öldürür, taş üstünde taş, yıkılmadık bina bırakmazsak bunlar giderler buradan.” diye düşündüler. İşte o Gazze’deki iman ve vatan sevgisi onları büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Şu anda Gazze’de bir milyon dokuz yüz bin kişi var. Bina olmayan, ev olmayan yerde vatanlarına sahip çıkıyorlar ve bütün zorluğa rağmen hayatlarına devam ediyorlar.
Yüz binden fazla insan vefat etti. Sadece yüz bin kişi zorunlu olarak terk etmiş Gazze’yi. İnşallah, gün gelecek Gazze tekrar mamur olacak. Gazze’deki kardeşlerimizin tekrar yüzü gülecek. Başkenti Kudüs olan Filistin elbet bir gün kurulacak.
GAZZE ZİYARETİ VE İMAN VURGUSU
Kıymetli kardeşlerim; biz arkadaşlarımızla birlikte Gazze’yi ziyaret ettiğimizde Gazze’deki çocuklar, kadınlar, yaşlılar o zaman da zorlukları vardı ama mutlulukları gözlerinden okunuyordu. İmanları dudaklarından dökülüyordu. Cenab-ı Hak hiçbirimizin gözünden de o ışıltıyı, dudaklarından da imanı; “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah.” demeyi eksik etmesin inşallah diyoruz. Cümlemize kelime-i şehadet getirerek canımızı teslim etmeyi nasip etsin inşallah diyoruz.
İRAN’A SALDIRI VE GEREKÇELER
Kıymetli kardeşlerim; şimdi de İran’a saldırdılar. Amerika ve İsrail’in gerekçeleri: Efendim, İran nükleer silaha sahip olacakmış, uranyumu zenginleştiriyormuş. Şu anda bunun gerçek olmadığını, en başta da onlar biliyor.
Dünya Atom Kurumunun yüzde yetmiş kapasitesi şu anda İran’da; yani saldırılardan sonra oradan ayrıldılar mı bilmiyorum ama saldırılardan önce oradalardı. Ve en büyük ve kapsamlı çalışma İran’da yapılıyor. İran buna müsaade etmiş. Uluslararası bir örgütün yüzde yetmiş kapasitesi orada çalışıyor.
Öyle ABD Dışişleri Bakanı’nın dediği gibi: “Biz müdahale etmeseydik bir hafta içerisinde nükleer silaha sahip olacaklardı.” sözü tamamen saldırılarına bir gerekçedir. Çünkü uluslararası atom grubunun böyle bir beyanı da yoktur, böyle bir açıklaması da yoktur, böyle bir raporu ve gözlemi de yoktur. Onun için bu doğru değildir.
IRAK BENZERLİĞİ, KAYIPLAR VE ULUSLARARASI TEPKİ
Irak’a yaptıkları gibi İran’a bir saldırı gerçekleştirmişlerdir. Ama bu saldırıdan sonra elbette ki birtakım hedefleri imha etmişlerdir. Ama maalesef bu saldırıda, 170 tane kız çocuğu; yedi-on iki yaşları arasında kız çocuğu ve onların öğretmenleri, Amerika Birleşik Devletleri yapımı Tomahawk füzesiyle parça parça edilerek öldürülmüştür ve şehit edilmiştir. Onları da rahmetle iade ediyorum.
Ama maalesef bütün bunlar olurken ne Birleşmiş Milletler’den bir kınama gelmiştir ne Avrupa Birliği’nden bir kınama gelmiştir ne de başka uluslararası kuruluşlardan bir kınama gelmiştir. Tam tersine, bakmış ki Trump; herkes susuyor, o bombayı İran’ın attığını söyleyecek kadar da pişkinlik hâli ortaya koymuştur. Ama neticede bombanın Amerika tarafından kullanıldığı bizzat Amerikan basın-yayın organları tarafından dile getirilmiştir.
Şimdi gerçekten dünyada bir düzen olsa, bir uluslararası hukuk olsa, uluslararası bir güç olsa; bunu yapabilirler mi? Ya da bunu yapanın akıbeti ne olur? Mutlaka sigaya çekilir ve hukuk önünde hesabını verir. Ama maalesef bugün dünyada bu iki hayduta hesap soracak kimse yok. Bir Türkiye dik duruyor, Avrupa’da da İspanya dik duruyor. Şayet diğer İslam ülkeleri de bu duruşu göstermiş olsa, Avrupa Birliği üyesi ülkeler bu durumu göstermiş olsa; bunlar asla ve kat’a buna cesaret edemezler. Ama bakıyorlar ki ortam müsait, ortalık boş. Ama biz de inanıyoruz ki bir gün gelecek; elbette bu haydutlar yaptıklarının bedelini en ağır bir şekilde ödeyecek, hem Gazze’nin hem de o 170 tane masumun hesabını vereceklerdir.
İRAN’IN KARŞILIĞI VE TÜRKİYE’YE DÜŞEN PARÇALAR
Kıymetli kardeşlerim; İran, Amerikan ve İsrail saldırılarını durdurmak ya da yavaşlatmak için elbette ki karşılık vermiştir. Karşılık kapsamı içerisinde, ABD üssü bulunan Körfez ülkeleri de nasibini almıştır. Bunları da anlıyoruz.
Ama biz, Türkiye’ye İran’dan fırlatılmış balistik füze parçalarının düşmesini asla anlamıyoruz. Birincisini hata olarak gördük. İkincisini hadi diyelim anlayışla karşıladık. Ama üçüncüsüne Türkiye’nin tahammülü olamayacağını ve mutlaka bunun bir karşılığı olacağını herkes bilmeli. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadelerinin de bu konuda çok açık ve net olduğunu duymalıdır.
AZERBAYCAN VE SAĞDUYU
Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesine yine İran’dan fırlatılan ya da gönderilen drone saldırıları da kabul edilebilir nitelikte değildir. Bir tane olsa dersin ki yanlışlıkla geldi. İki tane olsa, hadi o da ona takılmış dersin. Ama bu sayı üçse, bu sayı dörtse; o zaman bunun hesabı mutlaka sorulmalı ve bunun hesabı da verilmelidir.
Ama yine de hem Azerbaycan hem Türkiye; komşuluk haklarını da gözeterek sağduyulu davranmış ve uluslararası kamuoyunun, özellikle Amerikan ve İsrail propagandistlerinin, hatta NATO’nun tuzağına düşmeyerek konuyu sulh ile çözme yoluna gitmiştir. Bu da elbette ki doğru bir tavır ve doğru bir duruştur.
TÜRKİYE’NİN CAYDIRICILIĞI
Ama şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi ülkesine ya da milletine yapılacak saldırılara karşı hak ettikleri cevabı verecek güçtedir ve kudrettedir, elhamdülillah.
Bakın, işte Yunanistan Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne iki savaş uçağı gönderdi. Hemen ne yaptı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz? Altı tane F-16 uçağı gönderdi. Hava savunma sistemleri gönderdi. Ne demektir? Bu; hem Yunanistan’a, hem Kıbrıs Rum Kesimi’ne, hem İsrail’e, hem ABD’ye, hem de Batı’ya “Ben buradayım ve bana rağmen sen burada bir şey yapamazsın.” demektir.
SAVUNMA SANAYİ VE GÜÇLÜ OLMAK
Kıymetli kardeşlerim, maalesef pek çok alanda olduğu gibi savunma sanayinde de çok geç kaldık. Hâlbuki ta Osmanlı döneminde, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde kendi uçağını yapan bir ülkeydik. Beş ülkeden biriydik biz. Kendi silahını yapan bir ülkeydik. Kendi bombalarını yapan bir ülkeydik. Ama maalesef fırsat vermediler. Ve maalesef o dönemlerde Türkiye’yi yönetenler de dışarıdan gelen baskılara boyun eğdiler ve fabrikaları kapattılar.
İşte merhum Nuri Killigil. Şehid-i Âlâ Gazi Namdar; Enver Paşa’nın kardeşi, Nuri Killigil, bu savunma sanayinin öncülerinden birisiydi. Ama maalesef hayatını kaybetti, şüpheli bir şekilde. Pek çok örnek verebiliriz. Her cümle bu hususla ilgili.
Bütün bu yaşadıklarımız ve yaşananlar bize şunu gösteriyor; asla aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Bunu sık sık söylüyorum: Eğer bu dünyada güçlü değilseniz, haklı olmanızın hiçbir kıymeti harbiyesi yok.
İşte Ukrayna haklıydı, Rusya geldi saldırdı. Gazze, Filistin sonuna kadar haklı; İsrail geldi, soykırım yaptı. Afganistan haklıydı; Rusya, sonra Amerika işgal etti. Irak haklıydı; Amerika işgal etti. Bugün Amerika ve İsrail yüzde yüz haksız ama İran’a saldırıyor. Onun için güçlü olmak zorundayız.
Sadece kendimiz için değil; sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde yaşayanlar için değil; işte o Batı Trakya Şahinköy’deki soydaşlarımız için de, Makedonya’daki, Kosova’daki kardeşlerimiz için de, Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz için de, Filistin’deki kardeşlerimiz için de, Myanmar’dakiler için de, Kırım’dakiler için de; velhasılı yeryüzü mazlumları için, Türk ve İslam coğrafyası için güçlü olmak zorundayız ve olacağız Allah’ın izniyle.
Yeter ki bu milletin önüne set çekilmesin. Yeter ki çeşitli ayak oyunlarıyla ya da dış müdahalelerle Türkiye’nin istikrarı bozulmasın. Çünkü bu işlerde başarıya ulaşmanın en önemli yolu istikrardır. İstikrarını kaybeden bir ülkenin başarıya ulaşması çok zordur; hatta mümkün değildir.
PARTİ ÇİZGİSİ VE İSTANBUL HEDEFLERİ
Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; Büyük Birlik Partisi, kurulduğu günden bugüne kadar hep inançlarını, kimliğini; yani Türklüğünü, Müslümanlığını; milletini, Kürt’üyle, Türkmen’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle milletini; milletin değerlerini ve milletin ihtiyaçlarını ve isteklerini öncelemiştir. Bundan sonra da siyasetimize bu şekilde devam edeceğiz.
İstanbul’dayız. İstanbul, Türkiye’nin beşte biri, kıymetli arkadaşlar. Ümraniye’deyiz. Ümraniye, Türkiye’nin en büyük ilçelerinden bir tanesi. Dolayısıyla da bunun idrakindeyiz.
İstanbul’da kırk bin olan üye sayımızı bizim yüz bine çıkarmamız gerekiyor. Bütün ilçelerimize de nüfusuna göre böyle bir dağılım yapmamız gerekiyor.
İL BAŞKANLIĞI DEĞİŞİMİ VE TEŞKİLAT
İstanbul’da bir bayrak değişimi oldu. Selim Şimşek kardeşimiz, partimiz kurulduğundan beri Nizâm-ı Âlem Ocakları’ndan partinin Genel Başkan Yardımcılığına kadar her türlü görevi layıkıyla yerine getirmiş, fedakârca çalışmış bir dava arkadaşımız ve kardeşimizdir. Hem dava adamlığı, insanlığı; hem kadirşinaslığı, hem temizliği, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla; en önemlisi de vefasıyla mümeyyiz olmuş bir arkadaşımızdır.
Onun İstanbul İl Başkanlığında İstanbul il teşkilatımızın daha da büyüyeceğine, daha da gelişeceğine, daha da güçleneceğine; İstanbul siyasetinde çok daha etkin bir hâle geleceğine ben yürekten inanıyorum. Sizlerin huzurunda da kendisine bir kez daha hayırlı olsun diyor ve başarılar diliyorum. Yeni oluşacak il yönetimimize de şimdiden başarılar diliyorum.
İnşallah Mayıs ayının ikinci pazarında gerçekleştireceğimiz İstanbul İl Kongremizin, otuz üç yıllık siyasi tarihimizdeki en muhteşem, katılımı en yüksek, yönetimi en güçlü il kongresi olacağına da inanıyorum ve şimdiden başarılar diliyorum.
Görevi devreden il başkanımız Gökhan kardeşimiz başta olmak üzere; kuruluşundan bugüne kadar İstanbul’da, Ümraniye’de, diğer ilçelerimizde görev yapan tüm arkadaşlarımıza da şahsım adına ve camiamız adına bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.
VEFA VE KAYIPLAR
Biz aynı zamanda bir vefa hareketiyiz. Eskimizi asla unutmayacağız. Saygıda, hürmette, ilgide kusur göstermeyeceğiz. Bu süre zarfında hayatını kaybeden tüm dava arkadaşlarımıza, ağabeylerimize; ki en son biliyorsunuz Bekir Doğan amcayı kaybettik, partimizin kurucularından, yüz yedi yaşında. Yüz yedi yaşında Rahmet-i Rahmân’a yürüdü; mekânı cennet olsun, makamı âli olsun.
Öyle bir dava adamıydı ki evine gittim yakın bir zaman önce; hâlâ partinin bayrağı ve Kadıköy Belediye Başkan adaylığı gazete kupürü orada asılı. İşte hepimiz, bu salondakilerin hepsi, onu yaptığı gün; yani onu başının üstüne, evinin baş köşesine astığı gün; işte büyük bir mesafe almış oluruz.
İSTANBUL İL BAŞKANLIĞINDAKİ GÖREV DEĞİŞİMİ
Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; namaz vakti de çıkmak üzere. Tabii burada bir teşekkürü de Ümraniye Belediye Başkanımıza, Cumhur İttifakımızın belediye başkanı İsmet Bey’e yapmak istiyorum. Kaçıncı dönem, Başkanım? İkinci dönem. Geçtiğimiz dönemde de bu dönemde de gayet başarılı bir şekilde belediye başkanlığı görevini sürdürüyor. Cumhur İttifakı ruhuna uygun olarak bu görevi ifa ediyor. Halkın memnuniyetini, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla görevine devam ediyor.
Biz de Büyük Birlik Partisi olarak Murat kardeşimizle birlikte o mecliste temsil ediliyoruz. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de grubumuz var. İşte Osman Tüfekçi abi, Dursun Bey; orada başarıyla partimizi temsil ediyorlar. Diğer ilçelerde de meclis üyesi arkadaşlarımız var. Onlara da ben sizlerin huzurunda bu başarılı çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Başarılar diliyorum. Cenab-ı Hak birliğimizi daim eylesin, inşallah diyorum.
EMEKLİLER VE İKRAMİYE
Tabii başka konular da var ama çok başka konulara girmek istemiyorum. Ama sadece şunu söylemeyi emeklilerimize karşı bir sorumluluk olarak görüyorum. Biliyorsunuz, emeklilerimiz düzelene kadar bunu lisân-ı münasiple söylemeye devam edeceğim.
2023 Ocak ayında en düşük emekli maaşı 7 bin 500, en düşük kamu memuru ve kamu çalışanı maaşı da 11 bin liraydı. Yani 11 bin, 7 bin 500. Yani çalışan üç lira, emekli iki lira alıyordu; üçte ikisini alıyordu.
Geldik 2023 Temmuz’a; bu denge öyle bir bozuldu ki çalışanın maaşı, işçi ve memur, bir anda 21-22 bin oldu. En düşük emekli maaşı, kök maaş hikâyesiyle, 7 bin 500 lirada kaldı. Yani oran düştü; üçte ikiden üçte bire. Bugün ne? Altmışa yirmi. Üçte ikiden üçte bire.
Bir kere bu emeklilerimize karşı yapılan haksızlık ortadan kaldırılmalı ve emeklilerimizin hakkı verilmelidir. Bunu söylüyorum.
İki: Emeklilerimize her iki bayramda bir emekli ikramiyesi verildi. Geçtiğimiz yıl 4 bin lira olarak verildi. Şimdi normal enflasyon artışına bakarsan bunun ne olması lazım? Yüzde 31-32’lik bir enflasyon vardı; işte 5 bin 200-5 bin 300 lira olması lazım. Ama bakıyorsunuz şimdi Maliyeyi yöneten arkadaşlarımız bütçe imkânsızlığından bahsederek, sanki hiç zam yapmama gibi bir yola gireceklermiş gibi düşünüyorum. Ama ben buna Sayın Cumhurbaşkanımızın müsaade edeceğini düşünmüyorum. Mutlaka bir kere 5 bin olacaktır, ona inanıyorum.
Ama bizim teklifimiz; emeklilerimiz maaş konusunda da üçte ikiden üçte bire düştüğü için en azından şu bayram ikramiyesini 10 bin lira yapalım ve emeklimizin yüzünü bir nebze de olsa güldürelim, diyorum.
TEBRİK
Bu duygu ve düşüncelerle kıymetli misafirlerimizi, kıymetli hocalarımızı, kıymetli muhtarlarımızı, siyasi parti temsilcilerimizi; en önemlisi hanımefendilerim, beyefendilerim; siz kıymetli dava arkadaşlarımın, Ümraniyeli kardeşlerimin bir kez daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum. Kadir Gecenizi şimdiden tebrik ediyorum ve görüşemeyeceğimiz arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin de mübarek Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyorum. Bayramın size, ailenize, ülkemize ve milletimize huzur, barış ve mutluluk getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun."
Sayın Genel Başkanımızdan, Üsküp Büyükelçisi Sayın Ulusoy'a ziyaret
ÖNCEKİ HABER
Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Malatya’da iftar programında konuştu