Yükleniyor...
7 Mart 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Sakarya’daki iftar programında konuştu

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Sakarya İl Başkanlığımız tarafından düzenlenen “Birliğin ve Kardeşliğin Sofrası” iftar programına katıldı. Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Sakarya’daki iftar programında konuştu

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, konuşmasında şunları söyledi:

"Yemen’de, bütün bu coğrafyalarda kan ve gözyaşı var; işgal var. Gazze’de yüz binden fazla kardeşimizi terörist İsrail ve onun başındaki katil, soykırımcı Netanyahu ve kabine üyeleri katlettiler. Allah’ın laneti onların üzerine olsun.

Aynı şekilde 1949’dan beri Doğu Türkistan’da Çin zulmü ve işgali devam ediyor. Myanmar’da maalesef kardeşlerimiz çok çaresiz, çok sahipsiz. Kırım işgal altında. Suriye’nin, Irak’ın hâli belli; Sudan’ın, Somali’nin, Yemen’in.

Biz elhamdülillah onlara göre çok iyi durumdayız. İnşallah onları da bu zulümden; zalimlerden, teröristlerden, siyonistlerden, emperyalistlerden kurtarır, özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına kavuşturur.

Tabii suç zalimlerin, teröristlerin, siyonistlerin, işgalcilerin ama bir suçlu daha var. O da kim? O da gücü olduğu hâlde onlara sahip çıkmayan ya da sırf koltuğunu korumak için zalimlere karşı durmayan İslam ülkelerinin o korkak ya da menfaatperest kralları ya da devlet başkanlarıdır. Elbette onlar da bu yaptıklarının bedelini ödeyecektir. Daha önce onların durumunda olanların pek çoğunun akıbetinin ne olduğunu gördük.

Cenab-ı Hakk’ın kendilerine bahşettiği gücü kendilerinden sanarak dünya mazlumlarına el uzatmayanlar, onlara yardımcı olmayanlar; hatta onlara zulmedenleri, onlara soykırıma tâbi tutanlarla iş birliği yapanlar elbette ki ilk önce hesabı verecek olan onlardır. Onların yaptığı kötülük düşmanınkinden daha ağırdır. Çünkü düşmanı biliyoruz; düşman karşıdan geliyor. Ama bunlar bizden gözüküp, yanımızda gözüküp bunu yapıyorlar. Onun için Cenab-ı Hak inanıyorum ki onların da hesabını görecektir; ama bu dünyada, ama ahiret âleminde. İnşallah bu dünyada olur; bizler de görürüz.

OSMANLI DÖNEMİ VE SAVUNMA SANAYİ

Tabii Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu kıtalara, bütün bu saydığım kıtalarda yaklaşık altı-yedi asır hüküm sürmüşüz ve buralara hükmetmişiz. Osmanlı dönemlerinde adalet varmış, hak varmış, hukuk varmış, güvenlik varmış, refah varmış, bolluk varmış. Ama ne zaman ki Osmanlı çekilmiş ve maalesef işte kardeşlerimiz siyonistlerin, emperyalistlerin, zalimlerin insafına terk edilmişler.

Şimdi Türkiye elbette ki güçleniyor. Türkiye elbette ki büyük bir devlet ama bizim de kat etmemiz gereken mesafeler var. Türkiye, cumhuriyetten sonra uzun yıllar maalesef savunma sanayisinde hamle yapmamış. Kendi uçağını yapan 4-5 ülkeden biri olmasına rağmen, daha sonraki yıllarda uçak fabrikaları kapatılmış, silah fabrikaları kapatılmış, patlayıcı madde fabrikaları kapatılmış. Bunlar kasıtlı yapılmış.

Amerika gelmiş, demiş ki: “Sen bunu kaça mal ediyorsun?” 10 liraya. “Yapma.” demiş, “Ben sana bunu 5 liraya veririm. Üstüne bir de sana yardım yaparım.” Ve bizim o dönemin yöneticileri de, ama iyi niyetli ama ihanet ederek, maalesef onları kabul etmişler. Ama şimdi ne oluyor? Parayı veriyorsun, alamıyorsun. Parayı verdiğin projeden çıkartılıyorsun.

Suriye’nin kuzeyine operasyonlar yaptık. Uçaklarımızın atacağı bombalar kalmadı; akıllı bombalar vermediler. Paramızı da vermediler. Ama elhamdülillah, onları şimdi kendimiz yapıyoruz. Füzelerimizi şimdi kendimiz yapmaya başladık. İHA’larımızı, SİHA’larımızı kendimiz yapıyoruz. Tankımızı kendimiz yapıyoruz. Uçaklarımızı kendimiz yapıyoruz. Ama daha kat edeceğimiz çok mesafe var.

Bugün de aynı zihniyetin temsilcileri, “Türkiye niye bu kadar savunma sanayisine para harcıyor? Niye uçak yapıyor, niye bomba yapıyor? Kardeşçe yaşamak varken dünyada.” diyorlar. Yani bunu bir yazar, bir çizer, bir milletvekili, bir sanatçı; barış isteyen birisi olarak söylemiş olabilir mi? Şimdi tamam, sen barışla, kardeşlikle ama adam gelip bombalıyor. Adam gelip senin ülkeni işgal ediyor. Halkına katliam yapıyor, soykırım yapıyor. O zaman ne yapacaksın?

GIDA, ENERJİ, İLAÇ-AŞI, SAVUNMA SANAYİ

Onun için biz hazırlıklı olmak zorundayız. Daha önce de ifade ettim. Pandemide de, savaşlarda da gördük. Özellikle şu dört konuda bizim dışarıya muhtaç olmayacak kadar en azından sahip olmamız gerekir. Nedir? Bir; gıda. İki; enerji. Üç; ilaç, aşı. Dört; savunma sanayi. Ve bugünün dünyasında acil olan savunma sanayidir.

Eğer bugün İran direnecek gücü olmasaydı, elinde hipersonik ya da balistik füzeleri olmasaydı çoktan teslim alınmıştır. Şimdi direniyor; elinde bir silah gücü olduğu için direniyor. Ama eğer olmasaydı hiç direnemezdi. Filistin direnemedi. Irak direnemedi. Bunlar direnemediler. Libya direnemedi. Onun için biz buralara daha fazla yatırım yapmak zorundayız. Böyle bir mesuliyetimiz milletimize karşı, böyle bir sorumluluğumuz var.

Devletimiz şu anda bunun idrakinde ve bu konuda da inanılmaz bir gayret ve inanılmaz bir çalışma var. Ben hem resmî devlet görevlilerimize hem sivil girişimcilerimize, sanayicilerimize bu konuda; şahsım, camiam ve Türk milleti adına şükranlarımı sunuyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.

GÜÇ, BİRLİK VE DAYANIŞMA

Kıymetli kardeşlerim; bu dünyada, bu düzende, bu çağda eğer güçlü değilseniz haklı olmanızın hiçbir anlamı yok. İşte Filistin haklıydı, Gazze... Ne yaptı İsrail? Geldi, yerle bir etti. İran haklı. Ne yapıyor şimdi Amerika Birleşik Devletleri? Ukrayna haklı. Rusya ne yapıyor?

Onun için güçlü olmaktan başka çaremiz yok; ülke olarak. Millet olarak da birlik olmaktan başka çaremiz yok. Yani doğulusu, batılısı; kuzeylisi, güneylisi; genci, yaşlısı; Kürdü, Türkmen’i; Alevisi, Sünnisi bir olacağız. Beraber olacağız. Ve işte bütün bu saldırılara karşı hep birlikte, el ele mücadele edecek; devletimizi, ülkemizi, vatanımızı ve milletimizi, çocuklarımızı, geleceğimizi koruyacağız.

TÜRKİYE ÖZ TÜRK DEVLETİ, ÖZ İSLAM ÜLKESİDİR

Kıymetli kardeşlerim; biz bunları söylerken çıkıyor bir CHP milletvekili, bakın ne demiş? CHP Muğla milletvekili, hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde söylüyor. Ne diyor? “Türkiye bir İslam ülkesi değildir. Asla da olmayacaktır.” Bak şu densize bak. Şu ahlaksıza bak. Şu millet, din, devlet düşmanına bak.

Ya burası, kardeşim; Müslüman Türkler tarafından fethedilmiş. Yüz binlerce, milyonlarca; bu dönem içinde bin on asırdır şehit verilmiş. Ve burası öz ve öz Türk devletidir. Öz ve öz İslam ülkesidir. Siz o hayalleri görebilirsiniz. Ama milletin gerçeği ve milletin hayali başkadır. Millet; kimliğinden de, inancından da, İslam’dan da, Allah’ın varlığına, birliğine olan imanından da, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin risaletinden de ve yüce kitabımız Kur’an’dan da asla vazgeçmez. Canını verir, inancını vermez. Siz de bunu böylece bilin.

Ama bunlar işte bu konuşmalarla içlerindekini dışa vuruyorlar. Özlemleri bu. İşte bunlar istiyor ki Küba gibi bir ülke olsun Türkiye; yansız, ateist, herkesin hayatının belli olmadığı; LGBT’lilerin çoğaldığı, evliliklerin olmadığı, evlilik dışı hayatların çok olduğu; işte aile kurumunun yok edildiği, çocukların bir hatta hiç olmadığı bir dünya, bir ülke özlüyorlar.

Ya kardeşim, sen eğer bunu özlüyorsan o zaman git Küba’ya; bak orada Küba var, başka ülkeler var; sen oralara git. Burası Müslüman Türk devletidir. Müslüman Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bu kadar.

Efendim, ben bunu söyleyince diyorlar ki: “Burası laik Türkiye Cumhuriyeti’dir.” Laiklik İslam’a engel değil ki; tam tersine. Laiklik ne diyor? Her insanın inanç hürriyetidir, diyor. Herkes istediği gibi inanabilir, inancının gereğini yaşayabilir, yayabilir, anlatabilir, diyor.

Ama bunlara bakarsan; efendim “Allah” demek laikliğe aykırı, işte yemekle dua etmek laikliğe aykırı, başörtüsü takmak laikliğe aykırı, İslam’dan, Kur’an’dan bir ayet okumak laikliğe aykırı... Bunların anlayışı bu. Ama biz dediğim gibi, onlar ne derse desin biz inandığımız yolda devam edeceğiz. Allah, Kur’an, Peygamber demeye devam edeceğiz. Üstelik bunu bir de Ramazan ayında söylüyor; bak, utanmaz ama. Yani milletin en hassas olduğu bir dönemde söylüyor.

Kıymetli kardeşlerim, kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, kıymetli dava arkadaşlarım; tabii gündemdeki bir iki konuyla ilgili fikirlerimizi de kısaca sizinle paylaşmak istiyorum.

İRAN’A SALDIRILAR VE ULUSLARARASI HUKUK

Birincisi; işte bu, biraz önce bahsettik: Amerika ve İsrail’in İran’a karşı saldırıları. İran da elbette ki nefsi müdafaa yaparak kendisini, ülkesini ve milletini savunmaktadır. Biz Amerikan saldırganlığını da İsrail saldırganlığını da kınıyor ve lanetliyoruz.

Düşünebiliyor musunuz? Bombalarla tam 168 kız çocuğunu, 7-12 yaş arası kız çocuğunu parça parça ederek öldürdüler. Bunun, bırak 168’i, 8 tanesi Amerika’da ya da İsrail’de ya da Almanya’da olsaydı; acaba İslam dünyasına karşı, Türkiye’ye karşı nasıl bir tavır içinde olurlardı?

İşledikleri açık bir savaş suçudur ve mutlaka Trump da Netanyahu da; hem Gazze’de Biden’la beraber Gazze’deki soykırım için, hem de bu saldırılar için mutlaka yargılanmalıdır. Eğer bunlar yargılanmaz ve ceza almazsa, bundan sonra dünyanın huzurunu, barışını Birleşmiş Milletler de koruyamaz; başka herhangi bir kurum da koruyamaz.

Onun için Birleşmiş Milletler de korkup sinmeyecek. Genel Sekreter eğer cesaretli değilse bırakacak. Dünya barışını savunacak; kim haksızlık yapıyorsa onun karşısında konuşacak, onun karşısında duracak. Ama bugün maalesef böyle şeyler yok.

AZERBAYCAN-NAHÇIVAN VE DRONE İDDİALARI

Biz kardeş İran halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ama elbette ki uyarılarımız da var.

Nedir? İşte Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesine 4 drone saldırısı gerçekleştirilmiştir ve Azerbaycan da buna tepki göstermiştir, haklı olarak. İran, şayet bu droneları kendisi atmadıysa, bunun teminatını vermeli; ispatını yapmalıdır.

Azerbaycan da, Nahçıvan’da düşen dronların menşeini açıklayarak; bunlar gerçekten İran’dan mı atılmıştır, yoksa bir İsrail oyunu mudur, bir Amerika oyunu mudur? Bunların da açığa çıkarılması gerekmektedir.

Biz elbette ki Azerbaycan’ın yanındayız. Bizim tarafımız net. Ama İran da bir Müslüman ülkedir ve oradakiler de kardeşlerimizdir.

İRAN’IN DEMOGRAFİSİ VE TARİHÎ ARKA PLAN

İran sadece Farslardan oluşmamaktadır. İran nüfusu içinde sadece 35 milyon Azeri Türk’ü bulunmaktadır. 7 milyon da farklı Türk grupları vardır. 3 milyon Türkmenler vardır. 2 milyon Kaşkay Türkleri vardır. Başka Türk grupları vardır. Yani İran’ın yarıdan fazlası Türk’tür.

İran aslında bir Türk devletidir, bu hâliyle. Zaten 640’ta Hazreti Ömer’in fethinden sonra, 9-10. asırlardan itibaren tamamen Türklerin hâkimiyetine geçmiştir. Ve 1925’e kadar da hep Türkler tarafından yönetilmiştir. En son 1925’te yıkılan Kaçar Hanedanlığı da Türk hanedanlığıdır. Onun için İran’a böyle bakalım.

SİYASİ TAVIR VE ÖNCELİK UYARISI

Onun için maalesef bizim ülkemizde de İran’a karşı bir blok oluşturmaya çalışanlar var. Diğer taraftan İran üzerinden Azerbaycan’a karşı art niyetli sosyal medya paylaşımları var. Biz bunların ikisini de doğru bulmuyoruz.

Ama İran’ın da özellikle komşu ülkelerdeki ABD güçlerini vururken dikkatli olmasını ve önceliğinin komşu ülkeler değil; ABD savaş gemileri, uçak gemileri ve diğer ABD tesisleri olması gerektiğini ifade ediyoruz.

TÜRKİYE’NİN DİPLOMATİK GİRİŞİMLERİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; Türkiye şu ana kadar duruş sahibi olarak ve elbette ki ABD ve İsrail saldırılarını kınamıştır. Ama ortamı germekten uzak durmuştur. Ve meselenin barışçıl yollardan; anlaşmayla, müzakere edilerek, ateşkes sağlayarak çözülmesi için büyük bir gayret ve emek göstermektedir.

Hem Sayın Cumhurbaşkanımız, siz de takip ediyorsunuz; her gün neredeyse onlarca devlet başkanıyla görüşmektedir. Aynı zamanda Dışişleri Bakanımız, dışişleri bakanlarıyla görüşmelerini sürdürmektedir. Diğer uluslararası kuruluşlarla görüşmelerini sürdürmektedir.

Türkiye’nin amacı ve gayesi bölgenin istikrarıdır ve Türkiye bölgede savaş istememektedir. Biz esasen bölgede ABD’yi de istemiyoruz, İsrail’i de istemiyoruz. Bu çok açık ve bu bölgeden İsrail gitmeden de bu bölgenin huzura ermesi mümkün değildir.

İSRAİL’İN İDEOLOJİK SÖYLEMİ VE İSPANYA ÖRNEĞİ

Çünkü adamlar “Biz seçilmiş milletiz.” diyorlar. “Biz seçilmiş ırkız. Geri kalan hepsi bize maraba diyor. Geri kalanın hiçbir hayatının önemi yok.” diyor. Ve “arz-ı mev’ud” hayali var. Yani kendi bulunduğu yerden İran’a kadar “Bu topraklar benim.” diyor. “Bana vaat edilmiş topraklar.” diyor.

Sadece Netanyahu söylemiyor; Amerika’nın Tel Aviv Büyükelçisi de, İsrail Büyükelçisi de aynısını söyledi. “Bunlar Tanrı tarafından Yahudilere vaat edilmiştir.” diyor. Şimdi karşımızda böyle yanlış bir inanca, zihniyete sahip olan bir topluluk var. Ve bu topluluğun vefası yok.

İspanya bunları kovmuş, Osmanlı almış. Birinci Dünya Savaşı’nda katliama uğramışlar, yine Osmanlı’nın toprağına gelmişler; Filistin’e. Ama bugün var mı bir vefa, bir teşekkür, bir minnet? Asla yok, asla yok.

İspanya demişken; keşke tüm dünya ülkeleri, başta İslam ülkeleri olmak üzere, liderleri şu İspanya Başbakanı kadar cesur olabilseler ve doğru konuşabilseler; işte o zaman ne ABD’nin saldırganlığı kalır ne de İsrail’in arz-ı mev’ud hayalleri. Ne İsrail bunları yapabilir ne de ABD böyle saldırılar gerçekleştirebilir.

İspanya Başbakanının gösterdiği duruşu İslam ülkeleri başbakanları gösterse, devlet başkanları gösterse; diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelerin başkanları gösterse bugün bambaşka bir dünyaya uyanırız. Herkese örnek olacak bir duruş sergiliyor İspanya Başbakanı ve İspanya halkı da kendisini destekliyor. Biz de destekliyoruz ve onun bu çıkışları, Türkiye ile İspanya arasında da bir sevgi seli oluşturdu.

EMEKLİ İKRAMİYESİ VE MAAŞ DENGESİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; ülkemizin, tabii milletimizin meseleleri var. Emeklimizin talepleri henüz karşılanmış değil. Bakın şimdi emekli ikramiyeleri gündemde; bin lira artırsak mı artırmasak mı diye tartışma yapılıyor. Ya zaten enflasyona göre en az 1200-1250 lira artırman lazım. Ama yeter mi? Yetmez.

Şimdi bakın; işte bu savaştan sonra benzin fiyatları bir anda yüzde on fırladı. Bu, bütün başta gıda olmak üzere bütün ürünlere yansıyacaktır zaman içinde. Biz Büyük Birlik Partisi olarak diyoruz ki: Kardeşim, emekliye en azından bayramda yüzünü güldürelim ve emekli ikramiyesini 10 bin lira yapalım, diyoruz.

PARTİ ÇALIŞANLARINA 10 BİN LİRA BAYRAM İKRAMİYESİ

Biz hazine yardımı almayan bir partiyiz. Ben çalışanlarıma 10 bin lira vereceğim, emekli ikramiyesi. Biz arkadaşlarımızın bağışlarıyla, aidatlarıyla partiyi yürütüyoruz. Hazineden de bir kuruş almıyoruz. Bu, diğer hazineden milyar milyar alan partilere ve Maliye Bakanlığına da örnek olsun diye; ben parti çalışanlarımıza bayram ikramiyesi olarak 10 bin lira vereceğim.

Ama yeter mi? Yetmez. Emekli maaşlarının, bir kere daha söylüyorum, 2023 Ocak seviyesine getirilmesi lazım. O da nedir? Emekli, 2023 Ocak’ta çalışanın üçte ikisini alıyordu. Yani kamuda çalışan bir memur ya da işçi 11 bin lira alırken, emekli de 7 bin 500 alıyordu. Yani onun üçte ikisini alıyordu. Bugün üçte bir. Altmışa yirmi. Dolayısıyla da o dengenin sağlanması gerekiyor.

Biz, o günden beri, yani Temmuz 2023’ten beri bunu söylüyoruz ve bu terazi doğru tartana kadar da söylemeye devam edeceğiz.

ÇOCUK SUÇLULUK, CEZA VE İDAM TALEBİ

Adalet Bakanımızın son birkaç gündür yaptığı açıklamaları da takdir karşılıyorum. Özellikle “suça karışmış çocuklar” diye bir tanım var; bu doğru bir tanım değil. Suça karıştırılmış çocuk olabilir ama çocuk dediğimiz, hadi bilemediniz 13 yaşında olsun, 14 yaşında; eğer 15 yaşını geçmişse o artık akıl baliğ olmuştur, okuduğunu anlıyordur, feraseti vardır.

17 yaşında bir çocuk; sözde bir çocuk, sözde bir öğrenci gidip öğretmenini, üstelik 10 yaşında bir çocuğu olan bir hanımefendi, bir öğretmeni öldürüyorsa, bıçaklayarak, kasten; o çocuk olarak değerlendirilemez. O, suça bulaşmış çocuk olarak tanımlanamaz. Onun için tek bir tanım vardır: Katil tanımı vardır. Başka bir tanım yoktur. Ve katiller gibi ceza almalıdır.

Sadece o mesele değil. İşte bir hanımefendi çocuğuyla öldürüldü. Bugün yine bir yerde bir hanımefendi öldürüldü. Ve başka cinayetler işleniyor. Daha önce çocuklarımız öldürüldü; Ahmet Munguzi gibi.

Sayın Adalet Bakanımız bunlarla ilgili “Yeni düzenleme yapacağız ve 18 yaş altı için de müebbet hapis cezası getireceğiz.” dedi. Güzel. Ama yetmez.

Bu ülkeye mutlaka ama mutlaka 3 suç için; bir, terör eylemini gerçekleştiren, yani bombayı patlatan, silahı sıkıp öldüren, askeri, polisi, öğretmeni şehit eden teröristler için. İki, işte bu küçük yaşta çocuklarımızı katledenler için. Üç, kız çocuklarımızı ya da kadınlarımızı kaçırıp tecavüz ettikten sonra öldüren sapıklar için idam cezası gelmelidir.

Hadi bunu getirmiyorsunuz; bari tahliyesiz müebbet getirin de ölene kadar hapishanede kalsın. Yirmi sene sonra çıkmasın kardeşim, çıkmasın.

Ben bu duygu ve düşüncelerle; siz kıymetli basın mensupları, değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler, değerli dava arkadaşlarım; bir kez daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Ramazan-ı Şerif’inizi tekrar tebrik ediyorum. Şimdiden Kadir Gecenizi tebrik ediyorum. Bayramınızı hayırlıyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun; Allah’a emanet olun."

Galeri
SONRAKİ HABER Sayın Destici'den Sakarya Valisi Sayın Doğan'a ziyaret Sayın Destici'den Sakarya Valisi Sayın Doğan'a ziyaret