Yükleniyor...
25 Mart 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Tvnet'in konuğu oldu

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Tvnet ekranlarında Gökhan Pakkanlılar’ın sunduğu "Haber Merkezi" programının canlı yayın konuğu oldu. Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Tvnet'in konuğu oldu

Tvnet ekranlarında Gökhan Pakkanlılar'ın sunduğu "Haber Merkezi" programının canlı yayın konuğu olan Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, partimizin, ülkemizin ve dünyanın gündemindeki konulara dair soruları yanıtladı:

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu anarak başlayabiliriz. 17 yıl geçti aradan baktığımızda. Sadece aslında Büyük Millet Partisi tabanında değil, değil mi? Baktığımızda geniş bir millî hafıza içinde de yer etti, önemli bir figür olarak. Bugüne dair neler söylersiniz, neden hâlâ güçlü bir karşılığı var merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun?

Öncelikle, şehadetinin 17. seneidevriyesinde şehit liderimiz, kurucu genel başkanımız Muhsin Yazıcıoğlu’nu, onunla birlikte şehadete yürüyen yol arkadaşları o dönem il başkanımız, Sivas il başkanımız Erhan Üstündağ’ı, il başkan yardımcımız Yüksel Yancı’yı, belediye meclis üyesi adayımız Murat Çetinkaya’yı ve muhabir ki muhabir ama o da Büyük Birlik Partisi sevdalısı, Muhsin Yazıcıoğlu sevdalısı İsmail Güneş kardeşimizi bir kez daha rahmetle, şükranla ve hasretle yâd ediyorum. Mekânları cennet olsun, makamları âli olsun.

Tabii bugün hem kabri doldu taştı hem bizim salonda icra ettiğimiz anma toplantısı hakeza öyle. Milletimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu çok sevdi. Biz zaten sevmiştik. Sadece bizim sınırlarımız içerisinde yaşayan değil, Türk ve İslam coğrafyasında yaşayan bütün soydaşlarımız, dindaşlarımız sevdi.

Bugün salonda Doğu Türkistan temsilcileri vardı. Balkanlardan, baştan Makedonya’ya, Türk Demokratik Partisi Genel Başkanı olmak üzere Balkanlardan çok kıymetli temsilciler vardı. Irak Türkmen Cephesi Ankara temsilcisi vardı. Kırım’dan temsilciler vardı, Türk dünyasından, Azerbaycan’dan, Kırgızistan’dan, diğerlerinden temsilciler vardı. Velhasıl, Türk’ün, Müslüman’ın olduğu her yerden büyükelçilerimiz vardı, temsilciler vardı. Bu da Muhsin Yazıcıoğlu’nun oralarda da çok sevildiğinin bir işareti.

Tabii onun kaybı herkesi de derin bir hüzne, derin bir üzüntüye de sevk etti. Ve Muhsin Yazıcıoğlu çok enteresandır, Gökhan Bey; hayattayken söylediği bir cümle var ki şu anda bazı sosyal medya hesaplarında bu kullanılıyor. Diyor ki: “Hayatındayken bazı insanlar ne kadar doğru, dürüst, temiz, çalışkan, vatanını en çok sevse de, milleti için en çok mücadele etse de kıymeti anlaşılmaz.” diyor. “Bazılarının kaderi budur.” diyor. “Kıymetleri öldükten sonra anlaşılır.” diyor.

Maalesef Muhsin Başkanımız, gerçi hayattayken de çok sevilirdi, dürüst, temiz lider diye takdir edilirdi ama oy anlamına baktığımız zaman hak ettiği oyu alamamıştı. Yani başbakanlığı da hak etmişti, bakanlığı da hak etmişti, hatta cumhurbaşkanlığı da hak etmişti. Ama maalesef nasip olmadı. Allah’ın takdiri tabii, ne kadar mücadele ederseniz edin, neticede takdir-i ilahî diye bir şey var. Ve Muhsin Yazıcıoğlu da buna en çok inananlardandı.

Şimdi niye bu kadar çok sevildi? Çünkü hayatı fedakârlıkla geçti. Kim için? Türkiye Cumhuriyeti için, Türk milleti için, İslam âlemi için.

FATİH ALTAYLI ÖRNEĞİ VE ULUSLARARASI ETKİ

Şimdi Fatih Altaylı, Muhsin Yazıcıoğlu’nu hayattayken bu Refahyol Hükûmeti’nin kurulma dönemine destek verdi diye o zamanki görev yaptığı bir televizyon kanalında bir programda itibar suikasti düzenlemişti. Tabii arkadaşlarımız onun cevabını vermek için harekete geçtiğinde de Muhsin Başkan yine engel olmuştu o merhametiyle, hoşgörüsüyle.

Fakat bugün Fatih Altaylı ne diyor? Bir iki gün önce açıkladı, sosyal medyada o da dönüyor şu anda. “Ben Afganistan’a gittim.” diyor. “Afganistan savaşını takip etmek için, muhabir olarak. Orada Afganlılarla yani Özbek Türkleri ile beraber Ruslara karşı çarpışan Türkler gördüm.” diyor. “Bunlar kimdir diye baktım.” diyor. “Bunlar Büyük Birlik Partililer, Alperenler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun adamları ya da arkadaşları.” diyor.

“Bosna Savaşı’na gittim, aynılarını gördüm.” diyor. “Kosova’da aynılarını gördüm.” diyor. “Çeçenistan’da aynılarını gördüm.” diyor.

Yani işte onun için Bosna, Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve Büyük Birlik Partisi’ni seviyor. Kosova, Makedonya, efendim, Kırım, Çeçenistan, Irak Türkleri, Türkmeneli bölgesi, Suriye Türkleri, Doğu Türkistan, Filistin, Gazze...

Ben Gazze’ye gittim. Orada merhum şehit İsmail Heniyye ile sığınakta görüştüğümüzde Muhsin Başkan’ı andı, o da Muhsin Başkan’dan bahsetti. Mısır’a gittim, cumhurbaşkanı yardımcısı Türkiye’de okumuş, Muhsin Başkan’dan bahsetti.

Dolayısıyla Muhsin Başkan’ın bu gayreti, bu fedakârlığı, bu göğsündeki imanı, samimiyeti hem bizim vatandaşlarımıza, Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk milletine hem de sınırlarımız dışında yaşayan bütün Türk ve İslam âlemindeki kardeşlerimize onu sevdirdi.

Bakın, bugün ABD ve İsrail İran’a saldırıyor. Gerekçe tek başına o değil ama neden? Nükleer silaha kavuşacak diye. Muhsin Paşa 2008 yılında İran’daki atom enerjisi nükleer toplantısına Türkiye’den katılan tek siyasetçiydi. Çoğu da korktu, o zaman gidemedi. Amerika’dan, İsrail’den korkarak gidemedi. Ama Muhsin Yazıcıoğlu gitti, o toplantıya katıldı. Ve o toplantıda konuşma yaptı. Evet.

DEVLET BAHÇELİ’NİN ZİYARETİ

Şunu da sorayım; Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli de geçtiğimiz günlerde Muhsin Yazıcıoğlu’nun Taceddin Dergâhı’ndaki kabrini ziyaret etti. Baktığımızda aslında bir vefa ziyaretinden öte, daha geniş bir siyasi hafızada da sahiplenme olduğunu gösteriyor, değil mi? Nasıl değerlendirirsiniz bu ziyareti?

Öncelikle tabii ki olumlu değerlendiriyoruz. Teşekkür ediyoruz. Tabii Sayın Devlet Bahçeli ile Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu geçmişte, 80 öncesi Ülkü Ocaklarından, 80 sonrası Muhsin Başkan’ın tahliyesinden sonra Milliyetçi Çalışma Partisi’nde birlikte görev yaptılar. Yani Muhsin Başkanımız ve arkadaşları ayrılıp Büyük Birlik Partisi’ni kurana kadar aynı ocaklarda, aynı partilerde görev yaptılar.

Ondan sonra da tabii ki iki ayrı partinin genel başkanı olarak farklı duruşları oldu ama insani ve İslami noktalarda... Diyelim ki Devlet Bey bypass ameliyatı oldu, Muhsin Başkan geçmiş olsuna gitti Atatürk Hastanesi’ne. Muhsin Başkan’ın babası Halit Amca rahmetli oldu, Devlet Bey o zaman partiye taziye geldi.

Yani bu tür aralarındaki insani ve İslami ilişkileri korudular, siyaseten ayrı düşünseler bile, meselelere farklı baksalar bile, farklı taraflarda dursalar bile o geçmişten gelen dava arkadaşlığı hatırı ve ülküdaşlık hatırı, tabii ki de bir insan olmanın, bir Müslüman olmanın, bir Türk milliyetçisi olmanın da şuuruyla hareket etti her ikisi de hayattayken.

Onun için ben bu ziyareti camia olarak olumlu bulduğumuzu ve Sayın Genel Başkan’a ziyaretlerinden ötürü de Büyük Birlik Partisi ve camiam adına da teşekkür ediyorum. Bunu da buradan ifade ediyorum.

CUMHUR İTTİFAKI VE SİYASİ ZEMİN

Tabii gündemde de önemli gelişmeler var. Orta Doğu’da bir kriz.

Biz zaten aynı zamanda Cumhur İttifakı’nın parçasıyız. Yani Büyük Birlik Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak. Dolayısıyla da evet, bazı konularda farklı düşünüyoruz. Evet, Cumhur İttifakı’nın ortağıyız ama biz neticede ayrı partileriz. Milliyetçi Hareket Partisi örneğin TRT Türkiye’yi konusunda farklı düşünüyor, biz farklı düşünüyoruz. Diğer bazı konularda da... Ama azami müştereklerimiz var.

Bizim geçmişten gelen bir ideolojik arkadaşlığımız da var. Dolayısıyla da biz neticede hepimizin niyeti, Cumhur İttifakı olarak söylüyorum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığı, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunuyoruz. Milletin refahını ve güvenliğini savunuyoruz. Yoğurt yiyişimiz ya da yol yürüyüşümüz farklı olabilir. Burada esas olan niyettir, birlikteliktir.

ORTA DOĞU’DAKİ SAVAŞ VE TÜRKİYE’NİN KONUMU

Gündeme de bakalım. Tabii Orta Doğu’daki kriz, krizin ötesinde bir savaş kelimesini artık kullanıyoruz. ABD, İsrail ve İran arasındaki savaş. Baktığımızda Türkiye açısından güvenlik başta olmak üzere birçok konu başını etkiliyor aslında risk anlamında. Sayın Cumhurbaşkanı 9 Mart’ta şöyle bir cümle kurmuştu: “Hedefimiz öncelikle ülkemizi bu yangından uzak tutmaktır.” dedi. Bugün baktığınızda o yangının ne kadar uzağındayız, Türkiye açısından ne söylersiniz?

Şimdi tabii yangın bizim dibimizde aslında. Ama biz yangının bize sıçramasına şu ana kadar müsaade etmedik. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sayın Cumhurbaşkanımız, hükûmet, ordumuz buna müsaade etmedi. İnşallah, inanıyorum ki bundan sonra da müsaade etmeyecektir.

Çünkü bugün İran ile Irak’ı hemen hemen savaşa sokanlar, Körfez ülkeleri ile İran’ı şu anda birbiriyle savaş noktasına getirenler İsrail... Yani birinci derecede kastettiğim İsrail’dir. Türkiye ile İran’ın savaşması için ağzının suyu akmaktadır ve her türlü provokasyonu da gerçekleştirebilecek tıynettedir. Yani bundan her şey beklenir.

Yani İsrail, İsrail’in provokasyonlarına karşı Türkiye de, İran da uyanık olmak zorundadır. Diğer İslam ülkeleri de uyanık olmak zorundadır. Türkiye sınırları içine yukarıda imha edilip de düşen füze parçalarını bile günlerce haber yaparak, efendim, sanki NATO sistemi o füzeyi düşürmese, sanki o gelip Türkiye’nin bir şehrine düşecek de orada onlarca, belki yüzlerce insan öldürecekmiş gibi bir hava oluşturarak Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmeye çalıştılar.

Aynı şeyi Azerbaycan ile İran arasında yaptılar. Ama bugüne kadar bu tezgâha da düşülmedi. Bu pusuya da itibar edilmedi. Bundan sonra da edilmemeli. Hem Türkiye hem İran yetkilileri burada sağduyulu davrandılar. Bu sağduyuyu elden bırakmamak lazım.

Bırakın kendi ülkemize bu savaşın sıçramasını; biz bölgemizdeki savaşın durmasını ve kalıcı ateşkesin sağlanmasını istiyoruz. Bunun için de yol nedir? Her ülke karşısındaki ülkenin egemenlik haklarına saygı duyacak.

Eğer İran diyelim ki uluslararası kurallara uymuyorsa sen jandarma mısın ABD olarak? Sen hangi hakla tek başına, Birleşmiş Milletler kararı olmadan ya da oluşturulması başka kurum kuruluşlarının ya da mahkemelerin kararı olmadan, sen nasıl bir başka ülkeye savaş açıyorsun? İsrail’in, soykırımcı Netanyahu’nun başında olduğu İsrail’le birlikte böyle bir dünya savaşına gidecek bir yolu açıyorsun ve dünyayı petrol, doğalgaz krizi başta olmak üzere enerji krizine sokuyorsun, bunun tetiklediği ekonomik krize sokuyorsun. Ve dünyada siz savaşıyorsunuz ama hemen hemen dünyanın bütün ülkeleri de ve dünyada yaşayan bütün insanlar da bundan olumsuz etkileniyor.

Dolayısıyla da biz savaşın durmasını istiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu yönde niyeti ve adımlarını görüyoruz. Ancak İsrail’in şu ana kadar buna müsaade etmediğine de şahitlik oluyoruz. Artık Amerika’nın İsrail’in boyunduruğundan kurtulması ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla hareket ederek kendine yeni bir rota çizmesi gerekiyor.

TÜRKİYE’NİN DİPLOMASİ VE ARABULUCULUK ÇABALARI

Son olarak Türkiye’nin diplomasi ve arabuluculuk çabalarını nasıl görüyorsunuz? Son dönemde Sayın Hakan Fidan da Riyad’da bölgesel bir toplantıya katıldı. Sürecin başından beri birçok temas var. Büyük Birlik Partisi nasıl görüyor Türkiye’nin bu diplomasi çabalarını?

Biz tabii Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhurbaşkanı, özellikle Dışişleri Bakanımızın savaşı başlamadan önce başlamaması noktasında, başladıktan sonra kısa sürede bitirilmesi, bir anlaşmaya varılması, ateşkesin sağlanması noktasında büyük gayret gösterdiğine şahitlik ediyoruz.

Kendisinin bu konuda üst düzey bir tecrübesi var. Türkiye’nin şu andaki en büyük şanslarından bir tanesi bu tecrübede bir cumhurbaşkanına sahip olması, bu tecrübede bir Dışişleri Bakanlığına ve diğer Millî Savunma Bakanlığına ve diğer devlet görevlerine, üst kademe bürokratlara sahip olmasıdır. Bu çok önemlidir. Ve bu çok kıymetlidir.

Ama Suudi Arabistan’daki toplantı, bazı İslam ülkeleri Dışişleri Bakanlığı toplantısından çıkan sonuç bildirgesi şahsen beni de, milletimizi de, İslam dünyasını da tatmin etmemiştir. Orada net bir şekilde Amerika ve İsrail’e kınama görememekten üzüntü yaşadığımızı ifade ediyorum. Ama bunun karşısında İran’a, işte Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının durması tavsiyesinde bulunulmuştur. Ve sert bir dil kullanılmıştır burada da.

Peki şimdi sormak istiyorum. İran durup dururken mi Körfez ülkelerini bombaladı? Peki nereyi bombaladı? ABD üslerini bombaladı. Yani Kuveyt’te, Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Katar’da İran’ın bombaladığı bir sivil yerleşim yeri var mı? Ya ABD üsleri... Daha sonra da ABD ve İsrail İran enerji hatlarını vurunca, o da enerji depolarını, enerji hatlarını vurdu. Hürmüz Boğazı’nı kapatarak oradan petrol sevkiyatının Amerika ve onunla birlikte hareket eden gemilerin çıkışına izin verilmeyeceğini söyledi. Diğer ülkelerin gemilerinin de çıkışına izin verdi.

Onun için biz İslam dünyasından, İslam dünyası liderlerinden, dışişleri bakanlarından daha somut adımlar bekliyoruz. İsrail ve ABD’ye yönelik sert ve net kınamalar bekliyoruz ve yaptırımlar bekliyoruz. Yani şu anda İslam ülkelerinin devletleri, devlet başkanları, hükûmetleri bir karar alsa; İsrail ve Amerika’ya daha çok diplomatik ilişkilerini kesse, bir nota verse, bir tavır koysa; zaten şu anda bu savaşa girdiğine pişman olan, pek çok yerde de kayıp yaşayan Amerika Birleşik Devletleri ne yapacak ki size?

Bu, Amerika’nın savaştan çekilmesine belki de öncülük edecektir. Ve Amerika’ya karşı ciddi bir caydırıcı güç olarak devreye girecektir diye düşünüyorum.

Peki Sayın Başkan, Sayın Mustafa Destici çok teşekkürler TVNET yayınına katıldığınız için.

Ben teşekkür ediyorum. Hayırlı yayınlar, sağlıklı ömürler diliyorum.

SONRAKİ HABER Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu için anma programı Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu için anma programı