Yükleniyor...
25 Mart 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu için anma programı

Şehadetinin 17. sene-i devriyesinde, Kurucu Genel Başkanımız Muhsin Yazıcıoğlu’nu, düzenlediğimiz anma töreninde rahmet, minnet ve özlemle yâd ettik. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu için anma programı

Büyük Birlik Partisi kurucu liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehadetinin 17. sene-i devriyesi sebebiyle Grand Mercure Otel'de düzenlediğimiz anma programı Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte şehadete yürüyen dava arkadaşlarımız Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ile gazeteci İsmail Güneş ve pilot Kaya İstektepe'yi de andığımız programda konuşan Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, şunları söyledi:

"Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, saygıdeğer misafirlerimiz; AK Parti Genel Başkan Vekilimiz, Kuzey Makedonya Demokratik Türk Partisi Genel Başkanımız, Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, DEVA Partisi ve diğer partilerimizin kıymetli temsilcileri, sivil toplum örgütlerimizin kıymetli temsilcileri, Ankara Milletvekilimiz Sayın Haluk İpek ve özellikle bugün burada bizlerle birlikte olan, liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte şehadet şerbetini içen Erhan Üstündağ’ın, Yüksel Yancı’nın, Murat Çetinkaya’nın, İsmail Güneş’in değerli eşleri, yakınları, çocukları, polisimizin değerli genel başkanı, şoför odası başkanımız, Doğu Türkistan temsilcimiz kıymetli hocamız Erkin Bey, Irak Türkmen Cephesi Ankara temsilcimiz ve Türk devletlerinden aramızda bulunan kıymetli misafirlerimiz, büyükelçiliklerimizin değerli müsteşarları, misyon şefleri, velhasıl kıymetli misafirlerimiz, kıymetli dava arkadaşlarım, bizleri ekranları başında takip eden kıymetli vatandaşlarım; öncelikle sizleri sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyor, hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum.

ORTAK YEMİN VE DAVA BİLİNCİ

Birlikte Allah’a, Kur’an’a, vatana, bayrağa ettiğimiz yeminin takipçileri, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun ideallerini, sevdalarını, hayallerini, emanetlerini paylaştığımız; şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun imanının, vatan sevdasının, milletimize bağlılığının, ahlakının, cesaretinin takipçisi, kıymetli dava arkadaşlarım.

Ülkemizin ve milletimizin geleceğinin teminatı sevgili Alperen kardeşlerim, sizleri de muhabbetle selamlıyor, hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum. Liderimizi ve beraberinde Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İsmail Güneş ve Pilot Kaya İstektepe’yi kaybedişimizin üzerinden tam 17 yıl geçti.

Başta şehit liderimiz Muhsin Başkanımız olmak üzere, şehadetlerinin 17. seneidevriyesinde cümlesini rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun, makamları âli olsun inşallah diyorum.

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN YERİ

Kıymetli hazirun, değerli misafirlerimiz, Muhsin Yazıcıoğlu bizim sadece genel başkanımız değildi. O bizim varlığı, yokluğu, mutluluğu, hüznü, inançlarımızı, ideallerimizi, hayallerimizi, sevgilerimizi paylaştığımız kader arkadaşımız, yol arkadaşımız ve dava arkadaşımızdı. Kararlılıkla ifade etmek istiyorum ki, tanıdığımız ilk günden şehadetine kadar Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanındaydık. Bugün de onun ilkelerinin yanında ve davasının yolundayız. İnandıklarımızın, doğru bildiklerimizin, doğrunun ve doğruluğun yanındayız.

Onunla birlikteyken de onu kaybettikten sonra da Muhsin Yazıcıoğlu’nun çizgisinden, yani i‘lâ-yi kelimetullah için nizam-ı âlem çizgisinden asla vazgeçmedik, asla ayrılmadık ve katiyen de ayrılmayacağız. Hayatlarımızın sonuna kadar bu duygularla yaşayacak ve bu duygularla öleceğiz.

SİYASET ANLAYIŞI VE AHLAKI

Saygıdeğer misafirler, değerli dava arkadaşlarım, değerli kardeşlerim; Şehit Muhsin Yazıcıoğlu hiçbir zaman kararlarını fayda-zarar hesabına veya politik gerçekliklere göre vermedi.

Muhsin Yazıcıoğlu profesyonel bir siyasetçi değildi. Bunu kendisine de hakaret sayardı. Biz de onun hatırasına hakaret sayarız. Biz arkadaşları, kardeşleri; her kararını vicdanına, imanına ve ahlakına göre verdiğine de şahitlik ederiz.

Kendine dair hiçbir hesabı olmamıştır. Her adımını ülkesine, milletine, inançlarına duyduğu sevdayla attı.

HAYALLERİ VE GERÇEKLEŞEN İDEALLER

Hep hatırladığımız, biraz önce burada da dinledik: “Bir hayalim var. Bütün vatandaşlarımızın ay yıldızlı bayrağın altında şerefle yaşadığı bir Türkiye hayal ediyorum. Bir hayalim var. Başını örtenle açanın aynı üniversitede yasaksız, kavgasız, kardeşçe yaşadığı bir ülke hayal ediyorum.” diyordu.

1990’lı yıllarda, 80’li yıllarda, evet, üniversitelerde kız çocuklarımızın başörtüsüyle, başı açığıyla kardeşçe yaşamasına müsaade etmediler. Zorla başlarını açtırdılar. Ama bugün elhamdülillah zorbalık bitti ve kız çocuklarımız başı açığıyla, başı kapalısıyla kardeşçe üniversitede okuyor, devlet dairelerinde çalışıyor, hatta polis ve asker olarak görev yapıyor. Yani Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir hayali gerçekleşti inşallah.

Ne diyordu yine? “Bir hayalim var. Bütün vatandaşlarımızın Kürdü, Türkmeni, Alevisi, Sünnisi ayrım olmadan, zengin, fakir, yoksul ayrıcalığı görülmeden, imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir Türkiye istiyorum.” diyordu.

Ve “Bir hayalim daha var.” diyordu. Esas kızıl elması olanı söylüyordu. O da neydi? Kısacası, Balkanlar’dan Çin Seddi’ne kadar, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar kaynaşmış ve birleşmiş bir Türk dünyası hayal ediyorum, derdi. O da Türk Devletleri Teşkilatı’yla birlikte kısmen de olsa gerçekleşti ve inşallah nihayete de erecektir.

DOĞRULUK VE DİK DURUŞ

Değerli dava arkadaşlarım, saygıdeğer misafirlerimiz; hayatı boyunca doğruluğun bedelini ödemeye razı oldu, bunu bilerek yaşadı ve bütün bunu bildiği hâlde tek adım dahi geri atmadı. Hiçbir sermaye grubuyla, hiçbir çıkar odağıyla, hiçbir yabancı güçle, hiçbir gayrimeşru faaliyetle yan yana ya da iltisaklı ya da irtibatlı olmadı.

Çünkü onun hiçbir zaman kendi çıkarları olmadı. Onun inandıkları, doğruları ve dava arkadaşları vardı. İnandıklarından da, doğrularından da, dava arkadaşlarından da hiçbir zaman vazgeçmedi. Vazgeçenlerden bile vazgeçmedi. Vazgeçenlere bile müsamahayla yaklaştı. Geçmiş günlerin hatırını gözetti. Diğerkâmlık yaptı. Belki de Muhsin Yazıcıoğlu’nu biz bunun için çok sevdik. Milletimiz bunun için çok sevdi. Türk ve İslam dünyası da bunun için belki bu kadar fazla sevildi.

SİYASET, SERMAYE VE 28 ŞUBAT VURGUSU

Kıymetli vatandaşlarım, siyasette çoğu zaman neticeyi vasıflarınızdan çok ilişkileriniz belirler. Devletin ekonomiyle bu kadar iç içe olduğu bir sistemde, yerli ve yabancı sermaye iktidarda kolay diyalog kurabilecekleri, kolay ikna edebilecekleri siyasetçileri tercih ederler.

Türkiye’de de dönem dönem geçmişte bunu başardılar. Hatırlayın, yirmi sekiz Şubat’ın o karanlık günlerinde o dönemin siyasetçilerinin tavırlarını hatırlayın. O dönemdeki sermaye gruplarının tavırlarını hatırlayın. O dönemdeki sendikacıların tavırlarını hatırlayın. O dönemdeki medya kuruluşlarının başındakilerin tavırlarını hatırlayın. Bunu çok net bir şekilde görürsünüz. Aynı şeyi Refahyol Hükûmeti’nin kurulması ve yıkılması döneminde de görürsünüz. Ne kadar etkili olduklarını.

FATİH ALTAYLI ÖRNEĞİ VE CEPHELER

Bakın, geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir açıklama yaptı. Dedi ki: “Ben Afganistan savaşını takip etmek için Afganistan’a gittim. Orada Ruslara karşı savaşan Özbeklerin içinde Türkiye’den gelenleri gördüm.” dedi.

“Bunlar Büyük Birlik Partililerdi.” dedi. “Alperen Ocaklılardı.” dedi. “Muhsin Yazıcıoğlu’nun adamlarıydı.” dedi. Sonra dedi, “Bosna Savaşı’na gittim, onları orada da gördüm.” dedi. Sonra dedi, “Çeçenistan Savaşı’na gittim, onları orada da gördüm.” dedi. “Kosova’nın bağımsızlık mücadelesinde de gördüm.” dedi.

Göreceksin, daha da görmeye devam edeceksin.

Gazze’de de biz vardık, yine varız. Türkmeneli'nde de burada Irak Türkmen Cephesi Ankara Başkanımız da var herhâlde, değil mi? Suriye’de de Türkmen kardeşlerimizin yanındayız. Orada da varız.

BALKANLAR, TÜRK TOPLUMLARI VE SAHADA VARLIK

İşte biraz önce Makedonya Türk Demokratik Partisi Genel Başkanımız konuştu. Teşekkür ediyorum. Ramazan ayında hep beraberdik. Orada Türk toplumunun bütün temsilcileri davetimize icabet ettiler. Allah razı olsun.

Sadece Makedonya’da değil, Batı Trakya’da da verdik. Kosova’da da, iki sancak bölgesinde de. Belki Türkiye’nin yüzde doksanı Karadağ’daki sancak bölgesinin adını bilmez. Ama biz orada, orada bizzat dedelerimiz... Belgrad Kalesi’ni gezerken Sırbistan’da Sırp aileler vardı. “Nereden geldiniz?” dediler geçen sene Ramazan’da.

Orada da Yenipazar’da iftar verdik. Rožaje’de de, işte o Karadağ tarafında. Dedim, “Türkiye’den geldik.” Ondan sonra biraz böyle tuhaflaştılar, Türkiye’den geldik deyince. Dedim ki, “Ceddimiz atlarla gelmiş, biz de uçakla geldik.” dedim.

Şimdi oraları asla yalnız bırakmamalıyız. Yetmiş üç cami varmış Osmanlı’nın elinden çıktığında Belgrad’da. Bugün bir cami var. Sadece bir cami var.

Kosova’da, Makedonya’da, Bosna’da yine elhamdülillah oraların devletleriyle ilişkilerimizi, oradaki Türk toplumu temsilcilerimizin gayreti yüksek, devletimiz TİKA aracılığıyla, Yunus Emre aracılığıyla, Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla, Yurtdışı Akraba ve Topluluklar Başkanlığımız aracılığıyla; oralarda çok önemli faaliyetler yapıyor. 20 sene önceye gitseniz hiçbir şey yoktu.

Hakkını teslim etmek lazım. Hakkını teslim etmek lazım. Yapanın hakkını teslim etmek ve teşekkür etmek lazım. Ama maalesef Yunanistan’da, Bulgaristan’da hâlâ o noktayı yakalayabilmiş değiliz. Orada hâlâ kardeşlerimiz, soydaşlarımız, dindaşlarımız, kardeşlerimiz hâlâ baskı altındalar, zulüm altındalar. İnşallah onların da Makedonya’daki gibi, Kosova’daki gibi serbestçe siyaset yapabildiği, inançlarını serbestçe yaşayabildiği, kimliklerini serbestçe ifade edebildiği günleri yakın zamanda onlar da görür, diyorum.

YENİDEN FATİH ALTAYLI VE MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN MERHAMETİ

Fatih Altaylı’da kalmıştık. Üstelik Fatih Altaylı kim? Muhsin Başkan’ın, sırf Refahyol’a destek vereceğini açıkladı diye, o gün görev yaptığı televizyonda yaptığı bir canlı yayın programında Muhsin Yazıcıoğlu’na itibar suikasti yapmaya kalktı.

Yani o doksan altı yılında, doksan yedi yılında. Muhsin Yazıcıoğlu’na itibar suikasti düzenlemiş birisi bile bir hakkı teslim ediyor. Diyor ki, “Afganistan’a gidiyorum, Büyük Birlik Partililer var, savaşıyor cephede, Alperenler. Kosova’ya gidiyorum, orada var. Bosna’ya gidiyorum, orada var. Kafkaslar’a gidiyorum, orada var.” diyor. Varız ve Allah’ın izniyle var olacağız.

Çünkü biz Türk’üz, Müslüman’ız ve Türk İslam ülkücüleriyiz.

GÜNÜMÜZ SİYASETİ VE MUHSİN YAZICIOĞLU İSMİNİN İSTİSMARI

Kıymetli dava arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz; Türkiye’de siyaset zaman zaman, hatta bazen sıklıkla, tabii seyrinde akmayan tuhaf bir zeminde seyrediyor. Değerli olan her şey istismar ediliyor.

Bu yola ya söyleyecek bir sözü olmamanın çaresizliğiyle ya da birtakım kusurları perdelemenin gayretiyle sapıldığını düşünüyoruz. Bu tip davranışları sergileyenlerin zaman zaman Muhsin Yazıcıoğlu ismini de telaffuz ettiklerini görüyoruz.

KİŞİSEL TANIKLIK VE TEŞKİLAT VURGUSU

Değerli Alperen kardeşlerim, 1979 yılında 14 yaşında bir lise öğrencisi olarak Ankara’ya geldiğim günden beri camiamızın içinde ve teşkilatlarımızın emrinde oldum. 79’da tanıdığım günden beri Muhsin Yazıcıoğlu’nu liderim kabul ettim ve yanından hiç ayrılmadım.

Bugün Büyük Birlik Partisi’nde ve Alperen Ocakları’nda, hayatları boyunca aynı çizgiyi takip etmiş ve yoluna kararlılıkla devam eden sayısız arkadaşımla yan yana, omuz omuza bu mücadeleyi birlikte veriyoruz. Onun için sizlere de ve burada bulunmayan emektar, vefakâr, cefakâr dava arkadaşlarıma da, Alperen kardeşlerime de şükranlarımı sunuyorum. Sizle var olduk Allah’ın izniyle ve sizle yükselmeye devam edeceğiz.

MUHSİN YAZICIOĞLU’NA DUYULAN SAYGI

Değerli misafirlerimiz, kıymetli kardeşlerim, kıymetli dava arkadaşlarım...

Yaşımın yettiği kadar Türk milliyetçiliği davasına katkısı olmuş, emeği geçmiş hemen herkesi bizzat, istisnasız tanıma fırsatı buldum.

Sağlığında ve şehadetinden sonra camiada saygı duyulan hiç kimsenin ya da bizim dışımızda herhangi bir alanda milletimizden saygı ve kabul görmüş herhangi bir şahsın, Muhsin Yazıcıoğlu’nun adını saygı ifade eden cümleler kullanmadan andığına şahit olmadım. Bu da bizim için büyük bir gurur vesilesidir.

Çünkü Muhsin Yazıcıoğlu 80 öncesi çok çetin bir mücadele verdi. Daha sonra bunun muhasebesini de yaptı. Burada da izledik biraz önce. Ama siyaseten tam karşısında olanlar bile Muhsin Yazıcıoğlu ismi geçtiğinde saygı gösteriyor ve olumlu cümleler kuruyor. Kimi isteyerek, kimi kamuoyunun oluşturduğu etkiler.

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN İTİBARI VE DAVA TERCİHİ

Kıymetli kardeşlerim, Türkiye’de yabancı istihbarat örgütlerinin savaş alanına çevirdiği, binlerce vatan evladının kalleşçe katledildiği 70'li yıllarda da, 12 Eylül sonrasında idamla yargılandığı, çoğunu hücrede geçirdiği darbe döneminin cezaevi şartlarında da, Türk siyasetinin çarpık ilişkilerle kirlendiği, siyasetin Türkiye’nin en büyük problemi hâline geldiği 90’lı yıllarda ve sonrasında da mensup olduğu camianın en itibarlı, en güvenilen abide şahsiyetlerinin başında Muhsin Yazıcıoğlu gelmekteydi.

Kıymetli kardeşlerim, biz mensup olduğumuz davayı veya Büyük Birlik Partisini politika yapma kararı ya da hayaliyle tercih etmedik. Yaşama gayesi bildiğimiz inançlarımız, ülkemize, milletimize, ülkemizin ve milletimizin geleceğine dair endişelerimiz; tüm bu kararlarımızı sadece bunlar şekillendirdi.

O inanç ve endişelerle, inançlarımızın ve milletimizin emrinde görev yapıyoruz ve bundan sonra da aynı inançla görev yapmaya devam edeceğiz. Tüm hayatımı dava arkadaşlarımla iç içe ve onlarla birlikte yaşadım.

Büyük Birlik Partisi’nde ve Alperen Ocakları’nda omuz omuza görev yaptığım her arkadaşım aynı çizgide hayatlarına devam etmektedir. Genel başkan olduktan sonra, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisinde partimizi temsil etmeye başladıktan sonra, siyasetle ilgili yaptığımız her görüşmemiz, her konuşmamız, her toplantımız, her açıklamamız zaten kayıt altında.

Partimizin kurulduğu günden bugüne her kararımız, tüzüğümüzde ve teamüllerimizde olduğu gibi bir istişare sürecinden sonra alınmıştır. Muhsin Yazıcıoğlu’nun çizgisinden, partimizin kuruluş ilkelerinden, ideallerinden hiçbir noktada ayrılmadık.

Bu konuda arkadaşlarımızdan gelecek her eleştiriye, her fikre, her farklı düşünceye açık olduk. Büyük Birlik Partisinin karakterini bir kelimeyle özetleyin deselerdi, benim söyleyeceğim tek kelime "samimiyet" olurdu.

Biz samimiyiz ve samimiyetimizden asla vazgeçmeyeceğiz.

Kıymetli vatandaşlarım, kıymetli misafirlerimiz; hep dürüst, hep açık, hep samimi olduk. Hata yaptığımız da elbette olmuştur. Ama bilerek asla bir yanlışın içinde olmadık. Dürüstlükten, açıklıktan, samimiyetten asla ayrılmadık. Partimizi kurarken de siyasi hayatımızı devam ettirirken de kararlarımızda küçük hesaplar ve gelecek kaygısı hiçbir zaman yer bulmamıştır.

Büyük Birlik Partisinin kurulmasından Cumhur İttifakı’na dâhil olmamıza tüm süreçlerde her kararı inanarak, samimiyetle ve birlikte aldık. Tüm kararlarımız seçmenlerimizin, üyelerimizin, partimizin seçilmiş delegelerinin iradesiyle şekillenmiştir.

O günden bugüne hiç dinmeyen acımızı içimizde yaşarken, şehit liderimizin emanetleri olan Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları’na sahip çıkma, onları adım adım büyüterek ileriye taşıma gayreti içinde olduk. Onun ideallerine tutunduk.

Onun şahsiyetini, ahlakını, imanını, cesaretini, dürüstlüğünü, insanımıza, devletimize, milletimize, inanç ve değerlerimize duyduğu bağlılığı hep kendimize örnek olarak aldık. Çok çalıştık ve daha çok çalışacağız.

Sınırları anayasa ve yasalarla çizilmiş bir kurumsal yapıda görev yaparken, aynı zamanda mensuplarının ve sevenlerin oluşturduğu büyük bir ailenin ferdi olduğumuzu da hiçbir zaman unutmadık. O şuurla büyük ve güçlü bir ailenin ferdi olduğumuzu, yaşatmak zorunda olduğumuz ideallerimizi ve hatıralarımızı bir an olsun unutmadan bu sorumlulukla, bu mesuliyetle görev yapıyoruz.

ŞEHADET SÜRECİ VE HUKUK MÜCADELESİ

Saygıdeğer dava arkadaşlarım, kıymetli kardeşlerim, kıymetli misafirlerimiz; Muhsin Yazıcıoğlu’nu kaybettiğimiz günden bugüne tam 17 yıl geçti. Türkiye, Türk milleti, Türk milliyetçileri; onun vefatıyla hesapsız, dosdoğru, ahlak abidesi, şahsiyet abidesi bir evladını, bir mensubunu kaybetti.

25 Mart 2009’dan, yani şahadete yürüdüğü günden bugüne, onun ve arkadaşlarımızın şahadet süreçlerinin hukuku içinde takipsiz oldu. Bu süreçte soruşturma dosyasına, biri 2014, biri 2016’da olmak üzere iki kez takipsizlik kararı verildi.

Her iki takipsizliği de gerekli müracaatları, hukuki gerekçeleri sunarak kaldırttık. Dosyanın kapatılmasına müsaade etmedik. Ve etmeyeceğiz. Herkes bundan emin olsun.

Bugün de aynı kararlılıkla sürecin takipsiz... Hadisenin içeriden ve dışarıdan birtakım gayrimillî odakların tertip ve tezgâhıyla gerçekleştiğine dair kuvvetli şüpheler bulunmaktadır. Bu şüpheler giderilmeden, aydınlatılmadan dosyanın kapağının kapatılmasına asla müsaade etmeyeceğiz.

Bugüne kadar yaşadığımız süreç bizim en büyük tecrübemiz ve kuvvetimizdir. Dosyayı en iyi biz biliyoruz. Ama asıl olan ne? Bunun hukukunu oluşturmak, temellendirmek. Yani somut delillerle bunu ortaya koymak. Lakin hiç kimsenin şüphesi olmasın ki hepimizi acıya gark eden bu elim hadise, bu kahpe pusu; bütün şüpheler giderilip tam manasıyla aydınlatılıp ve kusuru, kastı olanlar hak ettikleri cezayı alana kadar yılmadan, usanmadan konunun takipçisi olmaya aynı kararlılıkla siz kıymetli ailelerimizle birlikte devam edeceğiz.

Burada ailelerimizin de katkılarından dolayı Erhan Üstündağ’ın eşi Meryem Üstündağ hanımefendiye, İsmail Güneş’in eşi Yasemin Güneş hanımefendiye, Yüksel Yancı’nın evladı Furkan Yancı kardeşimize, yine Erhan Üstündağ’ın biricik kızı Azra’mıza ve burada olmayan tüm aile efradımıza da tekrar hem başsağlığı, sabır diliyorum hem de bizimle birlikte bu mücadeleyi sürdürdükleri için de şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına da şükranlarımı sunuyorum.

ORTAK MİRAS VE ORTAK KİMLİK

Kıymetli vatandaşlarım, değerli kardeşlerim; bizler de, milletimiz de, Türk milleti de, Türk İslam coğrafyası da onu çok sevdi.

Bu sebeple her evin, her ocağın ölüsü ve kaybı oldu. Kurucu Genel Başkanımız Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun bizlere bıraktığı büyük manevi miraslardan birisi de “Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.” cümlesiydi. Bu neyi ifade ediyordu? Evet, biz bu vatanda Kürt, Türkmen, Boşnak, Arnavut, efendim, Gürcü, Çerkez, Zaza, Alevi, Sünni varız. Ama hepimiz aynı kilimin deseniyiz.

Bu kilimin adı ne? Bu kilimin adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milletidir. İşte onun için bugün burada hem Türk ve İslam coğrafyasından misafirlerimiz var. Hem Hoca Ahmet Yesevi’den Hacı Bektaş-ı Veli’ye geçen emaneti alıp taşıyan Alevi Bektaşi kardeşlerimiz var.

MİSAFİRLER VE KATILIMCILAR

Türk dünyasından gelen misafirlerimiz; Erkin Emet, Dünya Uygur Kurultayı Sözcüsü, hoş geldiniz. Profesör Doktor Erkin Emet hocamız.

Kutluhan Yayçılı, Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi. Huzuri Macidi, Azerbaycan Büyükelçiliği Müsteşarı. Zülfikar Zeynulla, Makedonya Türk Demokratik Partisi Genel Başkanı. Necmettin Canbaz, Irak Türkmeneli Dayanışma Derneği Genel Başkanı. Said Yusuf, TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı ki benim de üniversiteden dönem arkadaşım olur kendisi...

Şehitlerimizin burada bulunan ailelerini biraz önce söyledim ama hasreten bir kere daha isimlerini okumak istiyorum. Merhum Erhan Üstündağ’ın eşi, kıymetli kardeşimiz Meryem Üstündağ ve kızı Azra Üstündağ.

Sadece bir basın mensubu değildi helikopterin içindeyken İsmail Güneş. Aynı zamanda Muhsin Yazıcıoğlu’na ve Büyük Birlik Partisi’ne gönül vermiş bir muhabirdi. Onun için o helikopterde oldu. Yoksa orada zaten canlı yayın aracı vardı. Sırf Muhsin Başkan’ın yanında olabilmek için bindi. Diğer arkadaşlarımız da öyle. Sırf Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanında olabilmek için korumaları bile bindirmediler helikoptere. Helikopterde bir tane koruma yok. Arkadaşlarımız bindiler. Rahmetli başkan da tabii işte böyle hoşgörülü, mütevazı. Diyorlar ki: “Başkanım, biz gelelim, bu korumalar kalsın burada. Nasıl olsa orada koruma var.” “Kalsın.” diyor o da. Onun için İsmail Güneş bizim aynı zamanda bir dava arkadaşımızdı. Eşi Yasemin Güneş hanımefendi.

Furkan... Zaten Alperen, hepsi bizim evladımız, Pakize Hanım ablamız, öğretmen olan kızımız... Hepsine, cümlesine bir kere daha başsağlığı diliyorum. Burada bulunmakla hem bize güç, kuvvet verdiler hem acılarımızı birlikte paylaşmamıza da vesile oldular. Kendilerine de teşekkür ediyorum.

ALEVİ BEKTAŞİ KARDEŞLERİMİZ VE TARİHÎ BAĞ

Biraz önce söyledim. Burada, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun aziz hatırasını andığımız bu toplantımızda, Büyük Türkiye ikliminin önemli renk ve desenlerinden birisi olan Alevi Bektaşi kardeşlerimizin de bizimle birlikte olmasından ayrıca büyük memnuniyet duyuyoruz. Burada Genel Başkan Yardımcımız, eski kurucu Tunceli Munzur Üniversitesi Rektörümüz Durmuş Boztuğ hocama da emekleri için teşekkür ediyorum.

Kıymetli kardeşlerim, Türkistan Horasan’da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin temiz hak nesli Ehl-i Beyt’i aracılığıyla İslam’la müşerref olan ve günümüzdeki temsilcileri olan Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu Beylikleri, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin asli kurucu unsurlarında olan ve Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi ile müntesibi Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin tanımladığı dört kapı-kırk makam yol ehli Müslüman Türkmenler, Alevi Bektaşi kardeşlerimiz de buradalar. Aramızda bulunan Alevi Bektaşi kardeşlerimizin önemli temsilcilerini de sizlere tanıtmaktan mutluluk duyarım.

Çünkü camiamıza dönem dönem bu konuda da haksız ve iftira niteliğinde ithamlar olmaktadır. Örneğin Sivas’ta 93 yılında bir Madımak hadisesi yaşandı. 33 insan can, hayatını kaybetti. Bunu hiçbirimiz kabul edemeyiz. Hiçbirimiz. Düşmanımızın dahi yaşamasını, bunu yaşamasını istemeyiz. Ki biz aynı ülkenin vatandaşları, aynı milletin evlatlarıyız. O hadisede Muhsin Yazıcıoğlu ne yapmıştır? Teşkilatlarına emir vermiştir. “O gün kimse sokağa çıkmayacak.” Çünkü provokasyonun ayak sesleri gelmektedir bir gün öncesinden. Kendisi Maraş-Antep tarafında. Otel yanarken can havliyle orada bulunanlar elbette ki çıkış noktaları arıyorlar. Bakıyorlar ki bir pencere var karşıda. Taş atıyorlar, pencere açılsın diye. Bizimkiler açıyor pencereyi. Oradan bir tahta uzatıyorlar. İki bina arasına. Ve oradan tam otuz üç kişi Büyük Birlik Partisi’ne sığınarak, geçerek Allah’ın da inayetiyle hayatını kurtarıyor. Sadece orayı alarak kalmıyorlar. Yine Muhsin Başkan’a bilgi verdiklerinde diyor ki: “Sakın onları dışarı çıkarmayın.” Çünkü öfkeli ve kalabalık ve provokatör gruplar onlara da saldırabilir. Hatta binayı bile, bizim binayı bile yakabilir, saldırabilir. Onun için diyor: “Olaylar sakinleşeceğine kadar misafir edin, su verin, çay ısmarlayın. Aileleriyle telefonla görüştürün. İyi olduklarını söyleyin. Ve misafir edin.” diyor. Ve nitekim öyle yapılıyor.

İçlerinde Arif Sağ da var. Ama bunu yüksek sesle söylemez. Söylediği zaman... Buradaki arkadaşlarımızı tenzih ediyorum. Almanya ya da başka Batılı devletlerin tazyikiyle, planıyla Alisiz Alevilerin tepkisini alacağından korkar. Ben açıkça ifade ediyorum. Çünkü Alevilik dinsizlik değildir. Bektaşilik dinsizlik değildir. Osmanlı’nın en kuvvetli askerî ocağı Bektaşi’dir. Mostar’da Alperenler Tekkesi bir Bektaşi tekkesidir. Oradaki Alperenler Tekkesi. Mostar’daki Ayvaz Dede aynı şekildedir. Sarı Saltuk aynı şekildedir. Özellikle Balkanların fethedilmesinde, Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında bu Gazi Alperenlerin büyük katkısı olmuştur. Onun için Aleviler de bizim canımızdır. Canımızı ne Almanya’ya ne teröristlere ne terör uzantılarına da kaptırmaya hiç niyetimiz yok.

ALEVİ BEKTAŞİ TEMSİLCİLERİ

Şimdi burada aramızda yine misafir olarak bu arkadaşlarımızdan; aynı zamanda AK Parti önceki dönem MKYK Üyesi ve Kureyşen Ocakzadesi Avukat Metin Tarhan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkan Yardımcısı Hasan Ali Uzun... Seyit Garip Musa Sultan Ocağı Portniş’in dedesi Şahin Gamber. Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Mutlu Aydın. Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Ali Kılıç. Baba Mansur Ocağı talibi ve Sivas İmranlı Cogi Baba Türbesi türbedarı, aynı zamanda AK Parti Ankara İl Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Uslu. Şah Kalender Veli Sultan Ocakzadesi, Aytekin Özkuzu. Demircioğlu Ocağı Ocakzadesi Deniz Demircioğlu. Baba Mansur Ocağı talibi Eren Arslan.

BİRLİK VURGUSU VE KAPANIŞ

Dolayısıyla da biz Alevisiyle, Sünnisiyle, Kürt’ü, Türkmen’i; Muhsin Başkan’ın dediği gibi, bizim hayalimiz işte hepimizin birlikteliği. Yıllardır bu birlikteliği bozmaya çalışanlar var. Bozdurmadık ve Allah’ın izniyle bundan sonra da bozdurmayacağız.

Kıymetli kardeşlerim, kıymetli misafirlerimiz; bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu, onunla şehadete yürüyen yol arkadaşları Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş’i bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum ve sözlerime Muhsin Başkanımızın yüreğinden söylediği o “Ben Türk’üm” dizeleriyle veda etmek istiyorum. Ama onu bütün Alperenler ayağa kalkarak... Önce ben söyleyeceğim, sonra siz söyleyeceksiniz. Ve o şekilde konuşmamızı, işaret parmaklarımız havada, tevhit işaretiyle bunu söyleyeceğiz.

Ben Türk’üm! Türk esir olmaz!

Ben Türk’üm! Türk devletsiz olmaz!

Ben Türk’üm! Türk bayraksız olmaz!

Ben Türk’üm! Türk ezansız olmaz!

Ben Türk’üm! Türk hürriyetsiz olmaz!

Bu da Türkiye’de yeni kimlik arayanlara da tokat gibi bir cevap olsun. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun, diyorum."

CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN MESAJI

Anma programına mesaj gönderen Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan şunları kaydetti:

Sayın Mustafa Destici, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu anmak üzere düzenlediğiniz programın hayırlara vesile olmasını diliyor, nazik davetiniz için teşekkür ediyorum. Sizlerin şahsında bu anlamlı programa iştirak eden tüm kardeşlerime, Büyük Birlik Partisi’nin kıymetli mensuplarına selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum.

Şehadetinin 17. seneidevriyesinde merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve onunla birlikte ebediyete irtihal eden kardeşlerimizi bir kere daha rahmetle yâd ediyorum. Rabbim ruhlarını şad, mekânlarını inşallah cennet eylesin.

Merhum Yazıcıoğlu, hem sarsılmaz iradesi, tavizsiz duruşu, vatanına ve milletine olan derin bağlılığıyla hem de gönüllere hitap eden siyasi üslubuyla Türk milletinin hafızasında müstesna bir yer edinmiştir. Onun zorluklar karşısındaki metaneti, ilkelerine sadakati, hayatı boyunca millî ve manevi değerlerimizi sahiplenmesi hiçbir zaman unutulmayacaktır.

Bölgemizin içinden geçtiği bu imtihan günlerinde, merhum Yazıcıoğlu’nun da ömrünü adadığı istikamette birliğimize, beraberliğimize ve kardeşliğimize milletçe inşallah daha sıkı sarılacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun, diyor; şehadetinin 17. yıl dönümünde Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimi tekrar şükranla yâd ediyor, programa iştirak eden herkese selam, sevgi ve muhabbetlerimi iletiyorum.

Cenab-ı Allah dayanışmamızı daim eylesin. Kalın sağlıcakla.

MAKEDONYA TÜRK DEMOKRATİK PARTİSİ GENEL BAŞKANI SAYIN ZÜLFİKAR ZEYNOĞLU’NUN KONUŞMASI

Kıymetli Genel Başkanım, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Büyük Birlik Partisinin çok değerli Genel Sekreteri, Genel Başkan Yardımcıları, parti üyeleri, Alperen Ocakları’nın çok kıymetli üyeleri, genç kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler, kıymetli misafirler; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum ve bugün burada sizlerle bir arada olmaktan onur ve gurur duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Yıllar önce başlayan bir sevda, dava sevdası ve Türk İslam dünyasında her Türk’ün kalbinde ayrı bir iz bırakmış kıymetli lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadetinin on yedinci yılında anmakta bugün böyle önemli bir programda sizlerle beraber olmak bizler için ayrı bir önem taşımaktadır.

Çünkü Kuzey Makedonya, Osmanlı topraklarının tam kalbinde olan bir devlet olarak ve orada yaşayan bir avuç Türk’ün, seksen bin Türk’ün yeri olan bir devlet olarak her zaman ana vatan sevdasıyla, ana vatan hasretiyle yanan orada bir avuç Türk’ün kalbinde ayrı bir değer taşıyan Büyük Birlik Partisinin değerli lideri kıymetli Muhsin Yazıcıoğlu bizler için hep ayrı bir yerde yer tutmuştur.

Ancak Büyük Birlik Partisi ile geçtiğimiz günlerde Ramazan ayında, özellikle Büyük Birlik Partisi Kuzey Makedonya’daki orada Türk kardeşleriyle hasret gidermek amacıyla, birlik, beraberlik mesajı vermek amacıyla gerçekleştirmiş olduğu iftar programının ardından Türk Demokratik Partisi ile yapmış olduğumuz bir görüşmede şuna varmış olduk ki Türk Demokratik Partisi ve Büyük Birlik Partisi arasında gerçekten bizleri bağlayan çok önemli değerlerin olduğunu görmüş olduk.

Ve her ne kadar uzak diyar olarak söylesek de Balkanlar bir Osmanlı toprağıdır. Kars, Van, Hakkâri her ne kadar, Edirne Türkiye’nin bir parçasıysa şunu bilmenizi istiyorum ki Makedonya da, Kosova, Bosna ve Arnavutluk, bütün Balkanlar aynı değerde; Kars ne ise, Edirne Türkiye için ne ise, oralar da Türkiye için aynıdır.

Çünkü oralar altı yüz yıllık bir Osmanlı’nın toprağı oldu ve bugün orada Türklüğünü, Türklük sevdasını, davasını sürdüren bir avuç Türk, hep bir dava sevdasıyla bayrağını yaşatmak için, Türklüğünü yaşatmak için bir mücadele vermekteyiz. Ve bu mücadelemiz sağ olduğumuz sürece hep devam edecektir.

Dediğim gibi, geçtiğimiz günlerde kıymetli Genel Başkan Sayın Mustafa Destici’nin desteği ile de önümüzdeki günlerde Büyük Birlik Partisi ve Makedonya Türk Demokratik Partisi arasında kardeş birliği, kardeş parti imzalamayı düşünüyoruz. Elbette ki bu kardeşliğimiz ilelebet devam edecektir.

O yüzden böyle anlamlı bir programda bunları sizlerle paylaşmak bizler için bir onurdur. Benim için bir gururdur. Önümüzdeki günlerde iki parti bir sürü programda, bir sürü böyle anlamlı yerde tekrar beraber olacağız. Birliğimiz devam edecektir.

Bugün başta lider Muhsin Yazıcıoğlu liderimiz olmakla beraber, dava arkadaşlarını, şehit olan dava arkadaşlarını rahmetle ve hasretle anıyorum. Ruhları şad olsun, diyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN VEKİLİ SAYIN MUSTAFA ELİTAŞ’IN KONUŞMASI

Saygıdeğer Genel Başkanım, Makedonya Partimizin Değerli Genel Başkanı, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, belediye başkanlarımız, Büyük Birlik Partisinin değerli gönüldaşları, rahmetli Genel Başkanın, Şehit Genel Başkanın yol arkadaşları, dava arkadaşları; hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

Dün Sayın Cumhurbaşkanımız dedi ki, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun anma törenine sen ve Ankara milletvekilimiz, şimdi Amasya milletvekilimiz Sayın Haluk İpek’le beraber gidin diye talimatlandırdılar. Biraz önce de değerli Cumhurbaşkanımızın mesajı sizlere iletildi.

Aklıma çok değerli insan, değerli dostum, kardeşim, birlikte mesai yaptığımız Muhsin Bey’le, Sayın Başkan’la anılarımız gözümün önüne geldi. 2005 yılında, hatta 1995 yılında başlayan, Kayseri’de de ittifakla bir kardeşimizin milletvekilliği seçiminden 2005 yılında devam eden ve 2007 yılında birlikte milletvekilliği yaptığımız dönem geldi.

Sonra Haluk Bey’le sabah konuşurken eski günleri, eski hatıraları yâd ettik. Dedi ki ben 2000 yılında Ayasofya davasıyla ilgili, bir vatandaşın bana gelip Ayasofya’nın ibadete açılmasını, cami olduğunu ispat etmek için avukat olarak geldiğimde duymuş, değerli genel başkan beni aradı. “Haluk, bu davayı birlikte takip edelim.” dedi.

Nereden 25 yıl önceki, 30 yıl önceki anıları tazeleme imkânı bulduk... 1995 yılında milletvekili seçildiğinde, 7 milletvekili arkadaşla birlikte parlamentoda Büyük Birlik Partisi’ni temsil ediyordu. Davasından dönmeyen, inandığı yolda eğilmeyen, bükülmeyen, her zaman gittiği yolda dümdüz giden bir genel başkanı o gün Türkiye’yi yeni yeni tanımaya başlamıştı.

2007 yılında birlikte milletvekili olduğumuz dönemde onun yaptığı çalışmaları, onun yaptığı gayretleri ve hakikaten bu millete olan sevdasını o gün de tanıma imkânını, fırsatını bulmuştuk. Gerçekten samimi bir Müslümandı. Ben buna şehadet ederim. İyi bir ülkücüydü, iyi bir milliyetçiydi. Buna şehadet ederim. Hakikaten örnek alınması gereken çok önemli vasıfları üzerinde taşıyan bir kişiydi. Allah rahmet eylesin.

25 Mart 2009 tarihinde şehadete erdi. O gün yerel seçimler için biz de Kayseri’nin Felahiye ilçesinde, Sivas’ın en yakın ilçelerinden biri, herhâlde bir zamanlar da Sivas’a bağlı olmuş olabilir Felahiye, o zaman aldık haberi ki rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düşmüş. Derhal Kayseri’ye intikal ettik. Valimiz de... Konuları yakından takip etmeye gayret ettik.

Gerçekten “adam gibi adam” denilecek birini tarif ederseniz Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. Kendisinin aklımda kalan bir sözü var: “Erkek olmak kaderdir ama adam olmak her kula nasip olmaz.” diye ifade edildi. Adam diye tarif ederseniz rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu gerçekten adam gibi adamdı.

Bir şiirinin son bir iki mısraını ifade etmek istiyorum. Dün okudum, baktım, nedir diye... Hakikaten hapishane günlerinde boş geçirmemiş; birlik, beraberlik, kardeşlik içinden duygu dünyasının bütün ürünlerini ortaya koyan şiirlerini de icra etmiş. En son buradaki videoda gördüğümüz “Üşüyorum” şiiri, hakikaten kendini tarif eden, neyle uğraştığını, hangi mana âleminde gezdiğini gösteren çok önemli vasıflarından birisi olmuş.

En son şiirindeki: “Bu âlem gerçekten bir serapmış. İçini yakan özlem Allah’a kavuşmakmış.” İşte bütün hedefi, hesabı, hasbi olarak Rabbine, Cenab-ı Hakk’a, ona uygun bir kul olarak kavuşmak için ömrünü yaşamış, ömrünü geçirmiş.

Ben Muhsin Başkan’ın değerli dava arkadaşlarını, Sayın Genel Başkanı, genel başkan yardımcılarını ve onun dostlarını, onun dostu olarak, şehadete erişinin 17. yıl dönümünde saygıyla, muhabbetle, özlemle anıyor; hepinizi saygıyla selamlarken ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun, diyorum.

SİVAS BELEDİYE BAŞKANIMIZ SAYIN ADEM UZUN’UN KONUŞMASI

Sayın Genel Başkanım, Sayın AK Parti Genel Başkan Vekilim, çok kıymetli misafirlerimiz, çok değerli dava arkadaşlarım...

Tabii şehadetinin 17. seneidevriyesinde başta Muhsin Başkanımız olmak üzere, yine Muhsin Başkanımızla birlikte yol yürüyen Sivas’ımızın öz evlatları Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş’i saygıyla ve rahmetle andığımı ifade etmek istiyorum. Tabii helikopteri kullanan Kaya İstektepe’yi de aynı şekilde saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Tabii biz Sivaslılar olarak Sivas’ın yetiştirmiş olduğu, Türk ve İslam dünyasında gerçekten adından söz ettiren, çok derin izler bırakan bir ağabeyimizi kaybetmenin derin bir üzüntüsünü yaşıyoruz. Muhsin Başkanımız, her Sivaslının gönlünde gerçekten taht kuran, ayrı ve müstesna bir yere sahip olan, gerçekten önemli bir siyasi karakterdi.

Aslında Muhsin Başkanımız sadece Sivaslılar için değil, Türk ve İslam dünyasında birçok kişinin gönlünde taht kuran gerçekten ender şahsiyetlerden birisiydi. Gidiyorsunuz, özellikle yurt dışında... Ben birkaç ülkeye... Mesela bunlardan birini Suriye’yi söyleyebilirim. Suriye’de Türkmen bölgesine ziyaret gerçekleştirmiştim. Orada bazı evlerde Muhsin Başkanımızın fotoğrafını gördüm. Gerçekten bu, beni derinden etkilediğini ifade etmek istiyorum.

Tabii onun ortaya koymuş olduğu ilkeler, Türk milliyetçiliği, onun ortaya koymuş olduğu maneviyatçılık, işte siyasette ortaya koymuş olduğu duruşu, dürüstlüğü; gerçekten şu an itibarıyla benim gibi çok sayıda siyasetçiye de model oluşturduğunu ifade etmem gerektiğini ifade edebilirim.

Tabii Sivas, Muhsin Başkanımızın kara sevdasıydı. Sivas’ın onun için çok ayrı bir yeri vardı. Sivas’ı hep alıp, özellikle belediyecilikte hizmet etmeyi çok istiyordu. Şu an bu bize nasip oldu. Sivaslılar sağ olsunlar, bize büyük bir teveccüh gösterdiler, inandılar ve Muhsin Başkanımızın yol arkadaşlarına Sivas’ı emanet ettiler.

Biz de Muhsin Başkanımızın “kara sevdam” dediği Sivas’a, tıpkı Muhsin Başkanım gibi, dürüstlük ilkesiyle, şeffaf ve hesap verilebilir ilkesiyle, aslında kamunun malını, halkın malını bir emanet olarak gören bir anlayışla şehrimize hizmet ediyoruz. Tüm Türkiye’de örnek bir belediyecilik ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu belediyeciliğin adı Büyük Birlik Belediyeciliği.

Muhsin Başkanımızın bir hayali vardı. Tüm ülkede Alevisiyle, Sünnisiyle, sağcısıyla, solcusuyla herkesin ay yıldızlı al bayrağın altında yaşadığı, mutlu olduğu güçlü bir Türkiye’ydi. Ama bu Türkiye, büyük bir beraberliğe, büyük bir birliğin içerisinde hareket eden bir Türkiye’ydi. Biz bunu şu an Sivas’ımızda yapıyoruz. Alevisiyle, Sünnisiyle, sağcısıyla, solcusuyla herkesi kucaklayan bir belediyecilik ortaya koyuyoruz.

Muhsin Başkanım diyordu ki: “Verin Sivas’ı bana, vereyim size Türkiye’yi.” diyordu. Biz de bu anlayışla hareket ediyoruz. İnşallah bundan sonraki süreçte de bu anlayışla hizmet etmeye, kamu kaynaklarını gözeten, sürdürülebilir, özellikle hesap verilebilir, dürüst ilkeleri benimseyen ve tabii yapmış olduğu çalışmaları da tüm Türkiye’de örnek alınan model bir belediyeciliği şu an itibarıyla Sayın Genel Başkanımızın da destekleriyle, geriye bıraktığımız iki yıllık süre içerisinde bu imajı oluşturduk. Önümüzdeki üç yıl içerisinde de tüm Türkiye’de adından söz ettiren bir belediyecilik olma konusunda emin adımlarla devam edeceğiz.

Hepimizin başı sağ olsun. Bir ağabeyimizi, bir davamızın kurucusu, partimizin kurucusu, bir önderi kaybetmenin büyük bir üzüntüsünü yaşıyoruz. Ama şunu da çok iyi biliyoruz: Adaletin büyük savunucusu Allah’tır, diyoruz. Zamanı gelecek... Rabbim... Çok tartışıldı, kaza mıdır, suikast mıdır? Biz şuna çok inanıyoruz. Allah’a inancımız tam. Ve diyoruz ki bir gün adalet kesinlikle yerini bulacak, diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ŞEHİT AİLELERİ ADINA KARDEŞİMİZ FURKAN YANCI’NIN KONUŞMASI

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte şehadete yürüyen Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, gazeteci İsmail Güneş ve pilot Kaya İstektepe’nin aileleri adına konuşan şehit Yüksel Yancı’nın oğlu Sayın Furkan Yancı şunları söyledi:

Sayın Genel Başkanım, Genel Başkan Yardımcılarım, değerli protokol, kıymetli dava arkadaşlarımız ve acımızı 17 yıldır paylaşan gönül dostları...

Bugün burada sadece bir anma programı için değil, 25 Mart 2009 günü karların üzerine düşen o tertemiz canların huzurunda bir sözleşmeyi tazelemek için toplandık. Ben, o gün sadece liderini değil, canından bir parça olan babasını da o dağlarda bırakan Yüksel Yancı’nın oğluyum.

Bugün huzurunuzda sadece kendi özlemimi değil, Üstündağ, Çetinkaya, Güneş ve İstektepe ailelerinin ortak feryadını ve sabırlı duruşunu temsil eden tüm şehit ailelerimizin sözcüsü olarak bulunuyorum.

Tam 17 yıl oldu. Bir evlat için babasız, bir aile için eksik geçen koca bir ömür. Bizim acımız sadece bir ayrılık acısı değil, yarım kalmış bir adaletin ve karartılmaya çalışılan bir hakikatin ağırlığıdır.

Biliyoruz ki o karlı dağlarda şehadete yürüyen her bir isim, ömürlerini kendi ikballerine değil, aziz milletimizin istikbaline adamış birer millet sevdalısıydı. Onlar bu vatanın bir çakıl taşına bile can feda etmeyi şeref bilen, yürekli, memleket sevdasıyla çarpan ihlaslı yiğitlerdi.

Şunu buradan en gür sesimle tekrar etmek istiyorum: Bu olay bir kaza değil, failleri henüz gün yüzüne çıkmamış bir suikasttır.

Babam Yüksel Yancı, 1970’li yılların ortalarından itibaren hayatını, vatanına ve inandığı değerlere adamış, Büyük Birlik Partisinin kurulduğu ilk günden vefatına kadar sadakatle görev yapmış bir neferdi.

Biz şehit aileleri olarak 17 yıldır özlemimiz ne kadar büyükse, adalet talebimizin de o kadar kesin olduğunu haykırıyoruz. Bilinmelidir ki bu çetin yolda, adaletin peşinde koşarken kendimizi hiç kimsesiz hissetmedik.

Huzurlarınızda, davanın ilk gününden bugüne kadar bizleri bir an olsun yalnız bırakmayan, acımızı acısı bilen, her platformda gür sesiyle yanımızda duran Büyük Birlik Partisi Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’ye ahde vefası ve sarsılmaz desteği için ailelerimiz adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Onlar giderken, bizleri sönmeyecek bir adalet ateşiyle baş başa bıraktılar. Bu ateş, tüm failler hesap verene kadar sönmeyecektir.

Şunu herkes bilsin ki aradan değil 17 yıl, 57 yıl bile geçse, ömrümüz yettiği sürece bu katillerin peşini bırakmayacak, adaletin tecelli etmesi yolunda bir adım dahi geri atmayacağız.

Bizim davamız, mahşere kalmayacak kadar haklı, vazgeçmeyecek kadar büyüktür.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Sabrımıza ve davamıza ortak olan sizleri saygıyla selamlıyorum.

Galeri