Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Sivas Olağan İl Kongremizde yaptığı konuşmada şunları söyledi:
"Kıymetli Divan, kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, değerli dava arkadaşlarım, kıymetli Sivas Belediye Başkanımız, Refahiye Belediye Başkanımız ve sizler; yüreği vatan, millet, din, devlet, ezan, bayrak sevgisiyle, Şehit Muhsin Başkanımızın ve onunla birlikte şehadete yürüyen arkadaşlarımızın sevgisiyle dolu olan kıymetli kardeşlerim, kıymetli hemşerilerim, Şehit Liderimizin sevdalısı olduğu Sivas'ımızın yiğit insanları, yiğidolar ve ekranları başında bizi izleyen kardeşlerim; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyor, Sivas 12. Olağan İl Kongremizin hayırlı olması vesilesiyle hoş geldiniz, şeref verdiniz, diyorum.
"Ben milletim uğruna adamışım kendimi
Bir doğrunun imanı bin eğriyi düzeltir
Zulüm Azrail olsa hep hakkı tutacağım
Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir
Haksız davalarda milyonlarla yürüyeceğime
Haklı davamda, Allah davasında tek başıma yürürüm." diyen Şehit Liderimiz, Kurucu Genel Başkanımız Muhsin Yazıcıoğlu ve onunla birlikte şehadet şerbetini içen Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş kardeşlerimi bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.
Salonumuzda bizimle birlikte olan Erhan Üstündağ şehidimizin ağabeyi Ahmet Üstündağ, Yüksel Yancı şehidimizin evladı Alperen Yancı ve Murat Çetinkaya şehidimizin kızı Şevval Çetinkaya buradalar. Burada olan, olmayan tüm şehitlerimizin yakınlarını da sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.
BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ VE SİVAS’IN YERİ
Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; 29 Ocak 1993 yılında kuruldu partimiz, Büyük Birlik Partisi. Tabii ki kuruluşumuzdan bugüne kadar teşkilatımızın en güçlü ayağı her zaman Sivas oldu. Osmanlı'nın Söğüt'ü, Büyük Birlik Partisi'nin Sivas'ı. Biz hep meseleye böyle baktık, böyle değerlendirdik ve bundan sonra da böyle değerlendireceğiz. Onun için sizlere ve sizlerin şahsında tüm Sivaslı hemşerilerime, kardeşlerime şükranlarımı sunuyor ve hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Kuruluştan bugüne kadar ben de Sivas'la, Sivaslılarla hep gurur duydum ve duymaya devam ediyorum. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı olmam ve Şehit Muhsin Başkan'dan dolayı zaten Türkiye'nin büyük çoğunluğu da beni Sivaslı olarak biliyor. Bundan da büyük memnuniyet ve gurur duyuyorum. Yani nereye gitsem Sivaslılar geliyor, “Hemşerim hoş geldin.” diyorlar. Yani Almanya'da da bunu yapıyorlar, İstanbul'un adalarında da bunu yapıyor, İzmir'de de yapıyor. Her yerde yapıyor.
Tabii bu süre zarfında hizmet eden tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Pek çok arkadaşımız hayatını kaybetti. İşte yakın zamanda önce Aytekin Kulmaç hocamızı, başkanımızı kaybettik. Daha sonra da Ahmet Polat başkanımızı, ağabeyimizi kaybettik. Bu süre zarfında bu iki değerli başkanımız olmak üzere hayatını kaybeden tüm dava arkadaşlarımızı da rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. Makamları âli olsun. Tabii geride kalan aile efradına da tekrar başsağlığı ve sabırlar niyaz ediyorum.
SİVAS’IN TARİHÎ VE MANEVÎ ÖNEMİ
Kıymetli kardeşlerim, Sivas sadece Türkiye Cumhuriyeti döneminde değil, Cumhuriyet döneminden önce de hem Osmanlı döneminde hem Selçuklu döneminde, yani Anadolu'nun Türk-İslam tarihi döneminde de hep önemli bir şehir olmuştur. Selçuklu'ya başkentlik yapmıştır. Şems-i Sivasi Hazretlerinin memleketidir. Abdülvahap Gazi Hazretlerinin memleketidir. Ve daha burada ismini sayamadığımız nice büyük sultanlar, nice büyük manevi önderler ya Sivas'ta yaşamıştır ya Sivas'tan çıkmıştır.
Yani Anadolu'da bugün Türklük ve Müslümanlık bir daha asla geri dönülemeyecek bir şekilde ve asla silinemeyecek şekilde Türk-İslam mührü vurulmuşsa bunda en önemli pay sahiplerinden birisi de Sivas'tır, Sivaslılardır, Sivas'ın geçmişidir, tarihidir, Sivas'ın büyükleridir. Bunun için burada bulunmaktan, sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu bir kez daha ifade etmek istiyorum.
DEPREM, AFETLER VE GEÇMİŞ OLSUN MESAJI
Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz; tabii ülkemiz bir deprem bölgesi. Aynı zamanda maalesef bundan 3 seneden fazla bir süre önce büyük bir deprem yaşandı, Kahramanmaraş merkezli. Ve 11 ilimiz, yüzlerce ilçemiz, binlerce köyümüz maalesef yıkıldı. Onun için deprem deyince büyük bir korku ve endişeye kapılıyoruz.
Bugün de yine Malatya, Battalgazi yani merkez ilçe merkezli 5.6 oranında bir deprem şiddetinde bir deprem olduğunu öğrendik. Yüreğimiz ağzımıza geldi ama Allah'a şükür şu ana kadar korkutucu bir haber yok. Malatya'mıza ve depremi hisseden başta Adıyaman'ımız olmak üzere Sivas'ımıza, tüm illerimize ve tüm vatandaşlarımıza, kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Geçmiş yıllarda depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımızı da bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla anıyoruz. Cenab-ı Hak ülkemizi, milletimizi her türlü şerden, kötülükten, doğal afetlerden, depremden, sel baskınlarından muhafaza eylesin inşallah, diyoruz.
İşte hemen yakınımızda Tokat Almus Barajı taşmak üzere. Başta Turhal olmak üzere Erbaa, o bölge su altında kalma riskiyle karşı karşıya. Tabii ki gerekli tedbirler şu anda alınıyor. İnşallah korktuğumuz gibi ya da beklenen gibi bir taşma olmaz ve hiçbir vatandaşımız zarar görmeden bu süreci de geçiririz diye dua ediyoruz. Ve şimdiden Tokat'ımıza da, Turhal'ımıza da, Erbaa'mıza da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
İSLAM COĞRAFYASI VE DOĞU TÜRKİSTAN
Kıymetli kardeşlerim, değerli Sivaslılar; İslam coğrafyası Doğu Türkistan'dan Filistin'e, Kafkaslar'dan Türkmeneli'ne baktığımız zaman, ta Myanmar'a kadar, işte Afrika'da Sudan'a, Somali'ye kadar maalesef ya kan, ya işgal, ya gözyaşı, ya açlık, ya istikrarsızlık bu şekilde devam ediyor. Öncelikle Doğu Türkistan'dan Filistin'e bu işgal ve zulüm altındaki kardeşlerimizi buradan Sivas'tan da sevgiyle selamlıyorum. Onları asla unutmadık ve asla unutmayacağız.
Çin'in, Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'da devam eden 76 yıllık, 77 yıllık işgali sona ermeden asla ve kata Çin'le dost olmadık ve olmayacağız. Hep söyledik. Ben Mecliste Çin'le ilgili konuştuğumda bir partinin grup başkan vekili oradan bana laf attı. Dedi ki, yani ne yapacağız, Çin'le savaşacak mıyız, dedi. Ben de gerekirse evet, savaşırız, dedim. Savaş sadece bu çağda askerle, orduyla yapılmıyor. Ekonomik olarak yapılıyor, diplomatik olarak yapılıyor.
Şu anda bakın, bizim ekonomide sıkıntılar yaşamamızın iki tane temel nedeni vardır. Birisi bütçe açığıdır, diğeri cari açıktır. Bütçe açığını kapatmak için maliye durmadan vergi koyar, vergileri artırır, vergi toplamak için çeşitli hazırlıklar yapar, işte taksitlendirir. Ama bir şekilde vergiyi artırmaya çalışır. Çünkü geliri artıracak. Geliri artırmadan bütçeyi denkleyemez. Ama bu işin kolay yoludur. Yani vergi toplamak, verginin yüzde yetmişini de dolaylı toplamak, yani zengin fakir ayırt etmeden hepsinden eşit almak, akaryakıtta olduğu gibi, bu işin kolay tarafıdır.
Bu işin doğru ve zor tarafı nedir? Cari açığı kapatmaktır. Cari açık nereden kaynaklanır? Yani ekonomimizin ikinci büyük handikabı o da dış ticaret açığından kaynaklanır. Yani bizim şu anda 300 milyarlık satışımız var dışarıya, ihracat; 400 milyar dolara yakın da alışımız var. Aradaki 100 milyar dolar bizim dış ticaret açığımızdır. Peki, bu dış ticaret açığımız nereden kaynaklanıyor diye baktığımızda Çin'le ticaret birinci sıradadır. Biz Çin'e sadece 5 milyar dolarlık satıyoruz, 65 milyar dolarlık alıyoruz. Arada 60 milyar dolar var. Neredeyse ticaretimizin tamamına yakını doğal gaz ve petrol olan Rusya'yla böyle bir ticaretimiz yok. Ya da Azerbaycan'la yok, İran'la yok, Irak'la yok. Oralarda da eksiğiz ama bu kadar fark yok. Onun için bizde üstelik yatırım da yapmıyorlar.
Bakın en son BYD diye bir otomobil fabrikası gelecekti, yatırım yapacaktı. Vergi kolaylığı aldı, milyar doların üzerinde kâr etti ve Türkiye, yatırımdan da vazgeçti. Neymiş? Çin'e güvenilmezmiş, Çinlilere. Bunu ne zaman söylemiş atalarımız? Binlerce yıl önce söylemiş. Onların kumaşına, güzel sözlerine kanmayın, demiş. İşte en son örneğini de bu BYD otomobil yatırımında bir kez daha Çin'in sözüne güvenilmeyeceği gerçeğini yaşadık.
Ama biz eğer Çin'le dış ticaretimizi dengelersek, yani 5 milyar dolara 5 milyar dolar getirirsek bizim cari açıkla ilgili bir problemimiz kalmıyor. Çünkü biz Çin'den petrol almıyoruz, doğal gaz almıyoruz. Biz Çin'den ne bileyim savunma, hava savunma sistemi almıyoruz, savaş uçağı almıyoruz. Biz Çin'den işte şu mikrofonları alıyoruz, bu bardakları alıyoruz, işte birtakım çakma teknolojik ürünler, bilgisayarlar gibi şeyler alıyoruz. Ham madde lazımsa elbette alacağız. Ama biz diyoruz ki bunu dengelemeliyiz. İşte Çin'le böyle savaşılır. Diplomaside savaşılır.
Velhasılı demek istediğim şu: Yani biz Çin'in Doğu Türkistan'ı işgalini, oradaki soykırımı, oradaki kamplardaki ölüm kamplarındaki uygulamaları asla kabul etmedik ve kabul etmeyeceğiz. Unutmadık ve unutmayacağız. Her zaman bağımsız Doğu Türkistan diye haykırmaya devam edeceğiz.
FİLİSTİN VE GAZZE’DEKİ KATLİAMLAR
İşte bir kanayan yaramız daha; taze, daha canlı: Filistin, Gazze. 100 binden fazla masum Müslümanı katletti terörist ve siyonist İsrail. Bunların 30 binden fazlası çocuk, 30 binden fazlası kadın. Ve hiçbir şey yapmadı dünya. İslam ülkeleri hiçbir şey yapmadılar. Kınamadılar bile. Bir Türkiye, işte bir Pakistan, İran; bunlar tepki gösterdiler. Diğerleri Amerika'nın güdümünde olduğu için çoğu seslerini dahi çıkaramadılar. Ve Gazze'ye insani yardım ulaştırmaya çalışanları da Gazze'ye sokmadı İsrail.
Öncelikle bu terör devleti, bu siyonist devleti, bu katliamlarından, bu soykırımından dolayı şahsım ve camiam adına lanetliyorum. Kahrolsun İsrail, kahrolsun soykırımcı Netanyahu ve savaş kabinesi, diyorum. İşte en son Küresel Sumud Filosu yardım götürüyor. Ve yine müdahale ediyor. İçlerinde Türkiye'de sendikal hareketin en önemli isimlerinden ve en büyük sendikalarından birinin, HAK-İŞ'in Genel Başkanı Mahmut Arslan kardeşimiz de var. Onlara da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.
Tabii ki İsrail belli bir sorgulama ve gözaltı yaptıktan sonra elbette ki Türkiye'den ve diğer uluslararası kuruluş ve ülkelerden gelecek tepkiler üzerine bunları serbest bırakacaktır. Ama yardımın oraya erişmesini engelliyor. Neden? Çünkü oraya yardım gitmesin. Oradakiler bu açlık, susuzluk baskıdan artık bıksınlar ve Gazze'yi terk etsinler. Bunu istiyorlar. Ama bugüne kadar tek bir Gazzeli bile bunu yapmadı. Şanlı mücadelelerine devam ettiler. Çocuklarını kaybettiler, devam ettiler. Kocalarını kaybettiler, devam ettiler. Hanımlarını kaybettiler, annelerini, babalarını kaybettiler, devam ettiler. Açlıkla, susuzlukla imtihan oldular, devam ettiler. Allah'a inançlarından, peygamber sevgisinden zerre taviz vermediler.
Bütün dünyaya gerçek Müslüman kimmiş, gerçek Müslümanlık neymiş, gerçek insan kimmiş; bütün bunu öğrettiler. Ve bütün dünyanın kendilerinin yanında olmasını sağladılar. İslam'a ve insanlığa büyük hizmet ettiler. Kendileriyle de gurur duyuyoruz. Kendilerini de Allah'ın selamıyla selamlıyoruz. Cenab-ı Hak her daim yar ve yardımcıları olsun, diyoruz. Gün gelecek elbette, geçmişte olduğu gibi yine bu terörist İsrail ve siyonistler mutlaka ama mutlaka hesabını verecek ve o topraklarda Filistinliler, Gazzeliler, Batı Şerialılar özgür bir şekilde yaşamaya devam edecek.
TERÖRLE MÜCADELE VE BÖLÜCÜLÜK ELEŞTİRİSİ
Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; ülkemizin ve milletimizin kanayan yaralarından birisi de 40 yıldır saldırılarına maruz kaldığımız, binlerce askerimizi, polisimizi şehit verdiğimiz, on binlerce insanımızı kaybettiğimiz terördü. Bu terör örgütünün kurucusu ve elebaşı kim? Bebek katili Abdullah Öcalan, İmralı canisi Öcalan. Örgütün adı ne? PKK. Türkiye'de PKK, İran'da PJAK, Suriye'de YPG/SDG.
Bu 40 yıllık mücadele serüveni içerisinde iki trilyon dolardan daha fazla para harcadık. Bu iki trilyon doların büyüklüğünü göstermek için size bir örnek söyleyeyim. Daha önce de söyledim. Ama sürekli hatırlatmamız lazım. Türkiye'nin şu anda iç, dış, kamu, özel borç toplamı 550 milyar dolar. 600 milyar dolar değil. Ama teröre iki trilyon dolardan fazla para harcamışız. Yani bu parayı teröre değil de yatırıma harcasaydık, istihdama harcasaydık, eğitime harcasaydık, sağlığa harcasaydık bugün iki Türkiye daha vardı. En az iki Türkiye daha. Kişi başına millî gelir 17 bin dolar değil, 35 bin dolarlar seviyesinde olacaktı. Ama maalesef işte hem canımızı aldılar hem emeğimizi, alın terimizi çaldılar.
Bunlar tabii Abdullah Öcalan'ın ya da PKK üst kadrosunun kendi akıllarıyla yapabileceği bir şey değil. Bunları emperyalistler destekledi. ABD destekledi. Fransa destekledi. Almanya destekledi. Otuzdan fazla ülke destekledi. Kimi doğrudan silah, para verdi; kimi dolaylı olarak destekledi. Bütün bu destekleyen ülkelerin arkasında elbette siyonizm vardı, elbette siyonistler vardı. Bütün bunları yaptılar.
Ve Türkiye birkaç sefer çözüm süreci, barış süreci adı altında bunlarla, bu terörü bitirme noktasında görüşmeler yapıldı. Ama her defasında masadan kalktılar ya da sözlerinde durmadılar. Ya da talepleri karşılanamayacak noktalara getirdiler. Bugün de bir yıl önce yaklaşık “Terörsüz Türkiye” adıyla bir süreç başlatıldı. Hepimiz terörsüz Türkiye istiyoruz ve hepimiz destekliyoruz. Elhamdülillah zaten şu anda ülkemizde terör de yok, terörist de yok. Şu anda kim var? Siyasi bölücüler var, terör örgütünün uzantıları var. İşte bunları ara ara görüyoruz. Kendilerini açık ediyorlar. Nerede? İşte Nevruz kutlaması yapıyorlar, ellerinde bir tane Türk bayrağı yok. Takım ikinci oluyor, Süper Lig'e çıkıyor, kutlama yapıyorlar, ellerinde bir tane Türk bayrağı yok. “Barış için adım at” diye hafta sonu bütün şehirlerde yürüyüş yapıyorlar, ellerinde bir tane Türk bayrağı yok.
Peki ben de buradan, Sivas'tan, Yiğidolar'ın memleketinden bir kere daha soruyorum: Eline Türk bayrağı almaktan imtina eden ki o Türk bayrağı rengini şehitlerimizin kanından almıştır, Türkiye'yi ve Türk milletini temsil etmektedir, eline ay yıldızlı Türk bayrağını almaktan imtina edenlerle hangi barışı yapacağız? Nasıl kardeş olacağız? Ve nasıl iç cepheyi güçlendireceğiz?
Aynı şekilde bu devlet mal vermiş, mülk vermiş, binlerce dönüm arazi vermiş, makam vermiş, milletvekili yapmış, belediye başkanı yapmış ama utanmadan, hayasızca, büyük bir ihanet içerisinde Türkiye'nin bir bölgesini başka bir adla adlandıranlarla biz hangi yolu yürüyeceğiz? Hangi noktada el sıkışacağız? Nasıl birliği, beraberliği, kardeşliği sağlayacağız?
Biz defalarca söylüyoruz: Kürt, Türkmen, Zaza, Arap, Arnavut, Boşnak, Çerkez, Alevi, Sünni; hepsinin ortak adıdır Türk milleti. Bunun bir etnik kökene dayanmadığını, bunun bir aidiyet olduğunu, devlete bir bağlılık olduğunu, bir aidiyet olduğunu ve yıllara, yüzyıllara sahip bir kültürün sonucu oluştuğunu ifade ediyoruz. Ama bunu kabul etmiyorlar ve etnik bölücülük yapıyorlar. Şu anda Türkiye için en büyük tehdit bu etnik ve siyasi bölücülüktür. Terör örgütüyle, elinde silah olanla nasıl mücadele etmişsek aynı şekilde bunlarla da mücadele edecek ve asla susmayacağız. Gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz.
BİRLİK, BERABERLİK VE TOPLUMSAL ÇEŞİTLİLİK
Kıymetli divan, kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, kıymetli kardeşlerim; biz hep birlikten, beraberlikten yanayız. Bakın, bu salonda Kürt kökenli kardeşlerim var, Zaza kardeşlerimiz var, Çerkez kardeşlerimiz var, başka etnik mensubiyet taşıyan kardeşlerimiz var. Alevi-Bektaşi ocağına mensup kardeşlerimiz var. Bizleri onurlandırdılar. Hepsine teşekkür ediyorum.
Bakın, bugün kongremize katılarak bizimle birlikte olan Alevi-Bektaşi STK ve yurttaşlarımızı temsilen Cem Vakfı Sivas Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sivas Şubesi, Ulaş Cemevi, Cem Vakfı Eski Başkanı, Sende Gülümse Derneği, Kangal, Hamalköy Muhtarı ve Kördeyin Köy Derneği de aramızda bulunmaktadır. Onları ve o geleneği temsil eden bütün kardeşlerimizi de buradan sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz.
Farklılıklarımız olabilir. Ama Şehit Liderimizin dediği gibi, farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir. Biz çokluk içinde birlik diyerek yola çıkmış bir hareketiz. Ve ne dedi Muhsin Başkanımız? “Farklılıklarımız olabilir. Bu bizim zenginliğimizdir. Ama hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.” dedi.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE, MÜZAKERE VE DEVLETİN DURUŞU
Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; onun için biz bir kere daha söylüyoruz: Biz terörsüz Türkiye'ye karşı değiliz. Biz terör örgütünün hâlâ silah bırakmadığını biliyoruz, hepimiz biliyoruz. Kendini feshetmediğini biliyoruz. Ve asla iddialarından vazgeçmediklerini de görüyoruz. Nereden görüyoruz? Kandil'den yapılan açıklamalardan görüyoruz. İmralı'dan yapılan açıklamalardan görüyoruz. DEM Partisinin açıklamalarını görüyoruz. İşte en son eski bir Mardin Belediye Başkanı'nın açıklamalarında görüyoruz. Bunlar asla siyasi bölücülükten vazgeçmiş değiller. Asla hedeflerini de artık gizleme gereği duymuyorlar.
Onun için bir kere daha buradan net söylüyoruz: Biz durduğumuz yer neresiyse orada duruyoruz. Ne dendi sürecin başında? Müzakeresiz, pazarlıksız, şartsız. Peki ne diyorlar şimdi? Öcalan için müzakereci başı diyorlar. Olmayan müzakerenin başı nasıl oluyor? Peki başka ne diyorlar? Meclis adım atsın, hükûmet adım atsın, yasalar çıksın diyorlar, anayasa değişsin diyorlar. Peki hangi pazarlığın sonucu bunlar olacak? Üstelik silah bırakmamışsın, kendini feshetmemişsin.
PKK tüm unsurlarıyla silah bırakır, tüm uzantılarıyla kendini feshederse o zaman devlet yine PKK'nın taleplerini değil, bölgedeki vatandaşlarının taleplerini alır; bir eksiklik varsa bunu tamamlar. Terör örgütüyle pazarlık olmaz. Terörle müzakere olmaz. Mücadele edilir ve ezilir, geçilir. Bu kadar basit.
Bu pazarlık görüntüsü, müzakere görüntüsü, şart görüntüsü asla müsaade edilmemelidir. Çünkü bu bölgedeki insanları onların yanına itmektedir. Kırk yıldır tereddütsüz devletin yanında durmuş, şehitler vermiş, bedeller ödemiş aileler ve gruplar, topluluklar kendilerini yalnız bırakılmış hissetmektedir. Onun için bunlara asla müsaade edilmemelidir. Onun için bizim durduğumuz yer nettir, bizim durduğumuz yer mıh gibi çakılıdır. Şehit Muhsin Yazıcıoğlu nerede duruyorsa biz de orada duruyoruz ve orada durmaya devam edeceğiz.
EKONOMİ, EMEKLİLER VE ASGARİ ÜCRET
Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım; kısa kısa bir iki konuyla ilgili de sizlerle düşüncelerimizi paylaşıp inşallah daha sonra sözlerimi bitireceğim. Biraz önce ekonomiden kısa da olsa bahsettik. Bakın, biz hakkı söyleyeceğiz. Halkın yanındayız, Hakk'ın yanındayız.
Eğer bugün emeklilerimiz 2023 Ocağından itibaren, daha doğrusu Ocak'ta aldıkları 3'te 2 oranını Temmuz'da 2023'te 3'te 1 oranına düşmesinden itibaren büyük bir haksızlık ve adaletsizlik yaşamaktadır, büyük bir hak kaybına uğramışlardır. Bu giderilene kadar ve Ocak 2023'te nasıl ki bir emekli 7 bin 500 alırken bir çalışan memur ya da kamu işçisi 11 bin lira alıyordu, yani emekli çalışanının 3'te 2'sini alıyordu; bugün 60'a 20. Bu oran 3'te 1'e düşmüş. Bu düzeltilene kadar söylemeye devam edeceğiz. Emeklinin hakkı verilsin, 2023 Ocak'taki 3'te 2 oranı tekrar sağlansın, demeye devam edeceğiz.
Bunu daha önce de söyledik, yine söyleyeceğiz. Asgari ücrete Temmuz'da her kesime zam gelirken, her şeye zam gelirken bundan sadece asgari ücretlinin muaf tutulması, asgari ücretliye yapılacak büyük bir kötülüktür. Onun için mutlaka bu Temmuz ayında Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanmalı ve asgari ücrete yeni bir artış mutlaka belirlenmelidir.
TARIM, HAYVANCILIK VE ÜRETİMİN DESTEKLENMESİ
Kıymetli kardeşlerim, değerli hemşerilerim; çiftçilerimiz, hayvancılık yapan kardeşlerimiz; şu anda maliyetler inanılmaz yükselmiştir. Bu ABD-İsrail'in İran'a saldırısından sonra mazot fiyatları, gübre fiyatları, ilaç fiyatları, yem fiyatları inanılmaz bir şekilde yükselmiştir. Devlet, hükûmet; gıda, tarım, hayvancılık bunları mutlaka desteklemelidir. Çünkü bunlar bizim için can damarıdır. Kendimiz bunları üretmediğimiz zaman, özellikle savaş ve pandemi dönemlerinde dışarıdan paranızla dahi bunu alamazsınız. Aynı şey işte savunma sanayi için de geçerlidir. Onun için biz bunları söylüyoruz ve her zaman da söylemeye devam edeceğiz.
GENÇLİK, SUÇ, BAĞIMLILIK VE AHLAKİ TEDBİRLER
Kıymetli kardeşlerim, son günlerde hepimizin en çok üzüldüğü, hayıflandığı, canımızın yandığı ve artık çözülsün dediği meselelerden bir tanesi de maalesef çocuklarımızın, gençlerimizin çetelerin eline kaptırılması ve bunların birer suç makinesi hâline dönüştürülmesidir. Bir kısmı da, bazıları da yaşadıkları ruhsal bunalımdan sonra seri katile adeta dönüşmektedir. Ve bir kötü yanı daha var ki maalesef genç yaşta çocuklarımız, ki normal yaşlarda da var, sanal bahis ve kumarın esiri olmuş vaziyettedirler.
Bunun için biz netiz Büyük Birlik Partisi olarak. Anayasamızda da bu konuyla ilgili madde vardır. 58. madde, ‘Gençliğin Korunması’. Yani ‘çocuklarımızın, gençlerimizin fuhuştan, alkolden, işte bu tür kötü alışkanlıklardan korunmasıyla ilgili hükûmet tedbir almak zorundadır’ diye anayasa maddesi vardır. Ama bugün bakıyoruz, maalesef Türkiye öyle bir noktaya geldi ki özellikle geçmiş yıllarda, yani siz alkolü gençlerimiz için, belli yaş altındakiler için yasaklamaya kalktığınızda “Laiklik elden gidiyor.” diye bağırdılar. Fuhşu yasaklamaya kalktığınızda “Laiklik elden gidiyor.” diye bağırdılar. Ama kim derse desin, Büyük Birlik Partisi nettir. Millet yetkiyi versin bize, bu anayasadan da alacağımız güçle fuhşu da yasaklayacağız tekrar, kumarı da yasaklayacağız, içkiyi de belli yaş çocuklarımız için ve belli ortamlar için yasaklayacağız ve en önemlisi de yasal ya da gayri yasal bahis ve kumarın tamamını yasaklayacağız, açık söylüyorum.
Ya devlet kendi eliyle kumar oynatır mı? Bahis oynatır mı? Ya da bunların oynatılmasına müsaade eder mi? Ama maalesef şu anda bunu yaşıyoruz. Yasal bahis şirketleri var. Devletten aldığı izinle oynatıyor. Devlete de oradan vergi ödüyor. Benim devletimin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gençlerimizi, insanımızı ölüme, intihara sürükleyen bahisten elde edilecek paraya ihtiyacı yoktur kardeşim. Onun için yasal, gayri yasal diye bir şey tanımıyoruz. Bahsin tamamı yasaklanmalı. Yurt dışına da engel getirilmeli. Kumarın tamamı yasaklanmalı. Ve belli yaş ve ortamlar için alkol yasaklanmalı. Fuhuş yasaklanmalı. Onun için biz netiz Büyük Birlik Partisi olarak. Allah'tan başkasından da korkacak, çekinecek hâlimiz yok. İnandığımızı söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Biz Cenab-ı Hakk'a hesap vereceğimiz günü düşünerek siyaset yapıyoruz. Siyasetimizin önceliğinde Allah'ın rızasını kazanmak ve millete, devlete, ülkeye hizmet etmek vardır. Bunun da bundan başkası gayridir.
SİVAS BELEDİYESİ VE YEREL YÖNETİM BAŞARISI
Kıymetli kardeşlerim, biraz önce burada kıymetli belediye başkanımızı dinledik. Kendisine ve ekibine hem tebrik ediyorum hem teşekkür ediyorum. Belediye seçimlerine giderken aday belirleme sürecimizden seçimin son gününe kadar olan süreç içerisinde teşkilatımızla birlikte belediye başkanımız, o zaman aday olarak, belediye meclis üyelerimiz büyük bir birlik ve beraberlik içerisinde o süreci taşıdık.
Belediye başkanımız bana geldiği ilk gün, davet ettiğimde, çağırdığımda bugüne kadar duruşunu asla bozmadı. O zaman da bizimle birlikte kazanacağına inanarak belediye başkanı adayı oldu. Çünkü bir işi başarmak istiyorsanız önce inanmamız gerekir. Değil mi? Zafer inananlarındır. İnanmayanın olmaz zafer. İnanıp mücadele edenin olur zafer. Ve belediye başkanımızla birlikte inandık, çalıştık ve kazandık. Allah'a hamdolsun, bugüne kadar yüzümüzü yere eğecek ya da bir soruşturmaya maruz kalacak hiçbir süreçle karşılaşmadık ve inşallah karşılaşmayacağız. Buna da inanıyorum.
Bunun yanında Sivas'ta daha önce de ifade ettim. Bu kadar kısa süre içerisinde, iki yıl gibi kısa bir süre içerisinde kimsenin cesaret etmeyeceği ya da bugüne kadar cesaret etmediği pek çok proje ya başlatıldı ya da bitirildi. Ve inşallah bu projeler 2029 seçimlerine geldiğimizde, yani 2028'in sonunda, inanıyorum ki biraz önce burada saydığı projelerin tamamı bitmiş olacak.
Ne demişti Muhsin Başkan? “Verin bana Sivas'ı, vereyim size Türkiye'yi.” İşte Sivas Belediyemiz, Şarkışla Belediyemiz, işte burada Refahiye Belediyemiz, diğer belediyelerimizle birlikte biz inşallah Türkiye'de Büyük Birlik adına yeni bir sayfa açtık. Bu yeni bir başlangıç oldu. Ve Sivas başta olmak üzere belediye başkanlarımızın tamamı sanki hepsini böyle özel seçmişiz, koymuşuz gibi, ki bir kısmını seçtik ama bir kısmı dışarıdan geldi bize; hepsi böyle çalışkan, pırıl pırıl, ehliyetli, liyakatli, vatansever, milletperver, dürüst ve temiz arkadaşlar. Allah'a hamdolsun.
İnşallah bu şekilde dönemlerini tamamlayacaklar ama inşallah bir sonraki dönemde de devam edip bu sefer daha büyük projelerle Sivas'a, Şarkışla'ya, Refahiye'ye ve diğer belediyelerimize hizmet edecekler.
BİRLİK, DAYANIŞMA VE BELEDİYECİLİK ANLAYIŞI
Burada belediye başkanımız, belediye meclis üyelerimiz, il genel meclis üyelerimiz, il teşkilatımız, Merkez İlçe Teşkilatımız, Kadın Kollarımız, Alperen Ocaklarımız, velhasıl tüm dava arkadaşlarımız, eskisi yenisi birlik içinde hareket edecek. Yani birliğin olmadığı yerde başarı olmaz arkadaşlar. Onun için adımız Büyük Birlikse hepimiz önce buna riayet edeceğiz. Ben demedik ve demeyeceğiz. Biz diyeceğiz, Sivas diyeceğiz, Türkiye diyeceğiz, Türk milleti diyeceğiz.
Gerçekten Sivas'ta yapılan şu andaki bu dönemdeki hizmetler sadece Sivaslı tarafından ya da bu şehirde, sultan şehirde yaşayanlar tarafından görülmüyor. Bu şimdi iletişim çağındayız. Televizyon var. Televizyon izlemeyen için sosyal medya var. İnternet var. Her türlü imkân var. Yani herkes, bırakın Türkiye'yi, bırakın Sivas'ı, dünyanın neresinde bir gelişme varsa anında herkesin cebine geliyor. Herkes bunu öğreniyor.
Ve şu anda her gittiğimiz yerde ne deniyor bana? “Biz genel başkanım, maşallah başkanım, Sivas iyi gidiyor. Belediye başkanımız başarılı, güzel hizmetler yapıyor.” Refahiyeliyle karşılaşıyorum, diyor ki: “Maşallah, Erzincanlı, Refahiyeli'ye gittim.” diyor, “Çok güzel hizmetler var.” Aynısını Şarkışla için söylüyor. Aynısını Erenler, Hendek için söylüyor. Aynısını Eskişehir Günyüzü için söylüyor. Aynısını Konya Bozkır, Halkapınar için söylüyor. Aynısını Şırnak Üçkonak için söylüyor. Erzurum Uzundere için söylüyor. Samsun Salıpazarı için söylüyor. Hatay Kumlu için söylüyor. Elazığ Kovancılar ve Yazıkonak için söylüyor. Kırşehir Mucur için söylüyor. Özbağ için söylüyor. Ya, bütün belediyelerimiz için bunlar söyleniyor.
Bugüne kadar ben belediyelerimizle ilgili elhamdülillah hiç olumsuz bir şey duymadım. Belediye başkanlarımız çalışkan, belediye başkanlarımız gayretli, belediye başkanlarımız temiz, dürüst. Ve biz Ankara'da Cumhurbaşkanlığından ilgili bakanlıklara kadar nereyi ziyaret edersek ya da nereden bir talepte bulunursak hepsi bize evet diyor. Neden? Elbette ki Büyük Birlik Partisi'nin geçmişine, siyasetine, Muhsin Yazıcıoğlu'na duydukları saygı en önemlilerinden bir tanesi. İkincisi, bizlere olan saygıları, Cumhur İttifakı içinde yer alıyor olmamız. Ve üçüncüsü, belki de en önemlisi, belediye başkanlarımızın temizliği, dürüstlüğü ve çalışkanlığı.
Hiçbir kurumdan bana, “Sizin belediye başkanınız, siz böyle şey istiyorsunuz ama sizin belediye başkanınızın da olumsuz anlamda şusu var, busu var.” diyen daha hiçbir bürokratla karşılaşmadım. Hiçbir siyasetçiyle karşılaşmadım. Bunun kıymetini bilelim. Belediyemize, belediye başkanımıza, meclis üyelerimize, teşkilatımıza her yerde sahip çıkalım. Büyük Birlik adına ona yaraşır bir şekilde davranalım. İnşallah gelecek bizim olacaktır. Büyük Birlik kadroları Türkiye'nin mukadderatında, iktidarında, yönetiminde önemli bir rol oynayacaktır.
SİVAS TEŞKİLATININ SEÇİM SORUMLULUĞU
Bunun için önce önümüzde var. Onun için bu kongre Sivas'ta çok önemli. Burada sadece bir bayrak değişimi yok. Burada sadece bir bayrak değişimi yok. Burada sadece birisi il başkanlığını bırakmış, birisi il başkanlığını almış, yok. Bu aynı zamanda bir seçim kongresi. Yani Büyük Birlik Partisi'ni Sivas'ta 2027 sonu ya da 2028 yılı başında yapılacak seçimlere götürecek kadrodur. Onun için bu kadronun mesuliyeti büyüktür.
Hemen yarından başlayarak, üye kayıtlarından başlayarak, eksik teşkilatımız yok ama onları güçlendirecek, mali teşkilatlarını tamamlayacak, sadece merkezde değil bütün ilçelerde arı gibi çalışacak ve bunu yaparken de belediyemizde de, efendim, diğer gönül bağı içinde olduğumuz kuruluşlarla da, Alperen Ocakları'yla da, vakfımızla da, kadın kollarımızla da tam bir uyum içerisinde çalışacak, bunu gerçekleştirecek.
Şehit Liderimiz Muhsin Başkanımızın en çok görmek istediği neydi biliyor musunuz siyaseten? Bir, Şarkışla ile Sivas'ı aynı zamanda kazanmak. Bak, bu dönem ikisi birden oldu. Daha önce de oldu, 2009'da. Doğan Bey'in kazandığı ve yine Kasım Bey'in kazandığı dönemde. Bak, bunu elde ettik. Sağlığında bunu göremedi. Ama Allah onun şehadetiyle bu harekete bunu nasip etti. Onun duası mutlaka bunun kazanılmasında payı var. Çünkü insanların önemli bir kısmı, özellikle 2009 seçiminde, o şehadetin duygusallığı ve Muhsin Başkan'a olan sevgiyle Büyük Birlik Partisi'ne emanet ettiler. Onun için bunun kıymetini bileceğiz arkadaşlar. Bu bize aynı zamanda bir emanettir.
İnşallah ben inanıyorum. Nasıl 2024 seçimlerinde bizim imkânımız çok fazla yoktu. Çok fazla yoktu bizim imkânımız. Yani yarıştıklarımızla kıyasladığımızda size şöyle bir şey söyleyeyim: Bizim parti olarak toplam 10 milyon bütçemiz vardı zaten seçim bütçemiz. Bunun 7 milyonuna yakını biz Sivas'ta harcadık. Ama bizim yarıştıklarımız 100 milyonlarca lira harcadı. Demek ki bu sadece parayla olmuyormuş. Parayla olsa biz 10 kere kaybederdik. Bu, inançla, doğru adayla, çalışkan bir ekip ve teşkilatla oluyormuş.
Şimdi inşallah genel seçimlerde de nasıl yerel seçimlerde aday adaylarımız vardı, anket yaptırdık, teşkilat yoklaması yaptırdık, genel merkezimizde konuştuk, değerlendirdik, adayımızı öyle belirledik; şimdi genel seçimler var. Orada da aynısını yapacağız. Elbette ki liyakat, ehliyet sahibi ve Büyük Birliğe gönül vermiş bu davanın mensubu arkadaşlarımızla ya da bu fikriyatı taşıyan arkadaşlarımızla inşallah yine aynı yol ve yöntemi belirleyeceğiz. Israr edeceğiz. Sivaslı'ya soracağız. Teşkilata soracağız. Ve öyle adaylarımızı belirleyeceğiz. Ve inşallah önümüzdeki genel seçimde Sivas, Büyük Birlik Partisi grubuyla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde de iki milletvekiliyle temsil edilecek kapasiteye sahiptir. Bu potansiyele sahiptir. Bu potansiyeli Meclise taşımak da bizim, sizin, bu teşkilatın ve Büyük Birlik Partililerin görevidir.
KONGRE SÜRECİ, KURULTAY DAVETİ VE YENİ İL BAŞKANI
Evet, kıymetli kardeşlerim, bu duygu ve düşüncelerle sizleri, bu salonda mesai saati olduğu için bugün bizimle birlikte olmayan tüm Sivaslı dava arkadaşlarımı, kardeşlerimi, televizyon ekranlarında bizi seyreden dava arkadaşlarımı ve vatandaşlarımı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Bu büyük kongre sürecinde, 13. Olağan Büyük Kongre sürecinde en son kongremizi burada gerçekleştiriyoruz. Şehitliklerimiz, Muhsin Başkanımızın memleketinde gerçekleştiriyoruz. Bunu özellikle planlamışız. Ve bugüne kadar Adıyaman'dan Eskişehir'e, efendim Batman'dan Çanakkale'ye, Ankara'dan İstanbul'a, Konya'sı, Kayseri'si, yani 70'in üzerinde ilimizde il kongrelerimizi tamamladık. Hepsi büyük bir coşkuyla geçti, ALLAH’a hamdolsun.
Şimdi inşallah bayramdan sonra 7 Haziran'da Ankara'da ATO Kongre Merkezi'nde 13. Olağan Büyük Kurultayımızı yine partimize, Şehit Liderimiz Muhsin Başkanımıza yakışır bir vakar ve çalışma içerisinde ve yüksek bir katılımla gerçekleştireceğiz. Ben tekrar Sivas 13. İl Kongremizin hayırlı olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. 7 Haziran'da Ankara'da gerçekleştireceğimiz 13. Olağan Büyük Kongremize hem sizleri hem diğer Sivaslı dava arkadaşlarımı ve Türkiye sathındaki bütün teşkilat mensuplarımızı ve dava arkadaşlarımızı beklediğimizi, davet ettiğimizi buradan bir kere daha açıklıyor, davetimi yeniliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.
Kongremiz, Sivas'ımıza, camiamıza, Türkiye'mize, Türk ve İslam coğrafyasına hayırlı, mübarek olsun. Turan kardeşimize ve yönetimine hizmetleri için teşekkür ediyoruz. Hakan Sezer kardeşimiz aday olarak listesiyle birlikte seçime katılıyor. Kendisini ispat etmiş, hem teşkilat içinde hem teşkilat dışında, çalışkanlığıyla, dava adamlığıyla herkesin takdir ettiği bir kardeşimiz bugün il başkanlığı görevini devralacak. Kendisine ve ekibine de üstün başarılar diliyor, Cenab-ı Hak yar ve yardımcıları olsun, diyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun."