Yükleniyor...
15 Nisan 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Mustafa Destici: Biz ASKİ'ye çalışıyoruz, ASKİ de konserlere çalışıyor

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Bir gazetecinin, ASKİ'nin su tarifesiyle ilgili mahkeme kararını sorması üzerine Sayın Genel Başkanımız, iki ayrı fatura arasındaki yüzde 161 oranındaki zammı göstererek, ASKİ'nin 2025 yılındaki 3 milyar 100 milyon kârını Ankara Büyükşehir Belediyesine aktarmasına, "Parayı senden, benden alıyor. Götürüyor, sanatçıya veriyor. 50 milyon, 70 milyon. Büyükşehir Belediye Başkanımız, ASKİ Genel Müdürü buna cevap versin.Biz ASKİ'ye çalışıyoruz, ASKİ de konserlere çalışıyor" dedi. Mustafa Destici: Biz ASKİ'ye çalışıyoruz, ASKİ de konserlere çalışıyor

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, genel merkez binasında düzenlediği basın toplantısında hem Türkiye’nin hem de dünyanın gündemindeki başlıkları değerlendirdi. Konuşmasında Siverek’te bir lisede yaşanan silahlı saldırıdan Gülistan Doku dosyasına, terörle mücadeleden belediyecilik hizmetlerine, ÇAYKUR işçilerinin taleplerinden Ankara’daki su fiyatlarına kadar çok sayıda konuya değinen Destici, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

SİVEREK’TEKİ LİSE SALDIRISI: “İHMALİ OLAN VARSA MUTLAKA ORTAYA ÇIKARILMALIDIR”

Konuşmasının başında Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede meydana gelen ve çok sayıda kişinin yaralandığı silahlı saldırıya değinen Destici, olaydan büyük üzüntü duyduklarını söyledi. Saldırıda 16 kişinin yaralandığını, bunlardan 7’sinin tedavilerinin tamamlanarak taburcu edildiğini, 3’ü ağır olmak üzere 9 kişinin ise hastanelerde tedavisinin sürdüğünü belirten Destici, yaralılara geçmiş olsun dileklerini iletti.

Saldırıya uğrayanlar arasında 4 öğretmen, 10 öğrenci, 1 polis ve 1 kantin görevlisinin bulunduğunu ifade eden Destici, olayın yalnızca yaralananları değil, tüm milleti derinden yaraladığını vurguladı. Okulda eğitime 4 gün ara verildiğini, geniş çaplı soruşturma başlatıldığını ve bazı kamu görevlileri hakkında işlem yapıldığını hatırlatan Destici, saldırının adeta “göz göre göre geldiğini” söyledi.

Saldırganın birkaç gün öncesinden sosyal medya paylaşımlarında bu tür bir saldırıya dair açık işaretler bulunduğunu kaydeden Destici, “Neden bunlarla ilgili bir işlem yapılmadı, neden tedbir alınmadı?” diye sordu. Bu konuda ihmali, kusuru ya da hatası olanların süratle tespit edilmesini isteyen Destici, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini dile getirdi.

GÜLİSTAN DOKU DOSYASI: “HİÇBİR DOSYA FAİLİ MEÇHUL KALMAMALI”

Destici’nin gündemindeki bir diğer başlık, uzun süredir kamuoyunun vicdanını yaralayan Gülistan Doku dosyası oldu. Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybına ilişkin dosyanın yeniden açılmasını ve 13 kişinin gözaltına alınmasını değerlendiren Destici, sürecin hiçbir karanlık nokta kalmadan sonuçlandırılması gerektiğini söyledi.

Daha önce de aynı konuda açıklamalar yaptıklarını hatırlatan Destici, özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik suçlarda faillere hak ettikleri cezaların verilmediği yönündeki toplumsal kanaatin, adalete ve devlete olan güveni sarstığını ifade etti. Bu nedenle meselenin aynı zamanda bir kamu güvenliği sorunu olarak görülmesi gerektiğini belirten Destici, “Adalet herkes için mutlaka tecelli etmelidir. Bu devletin asli ve ilk görevidir” dedi.

Gülistan Doku’nun ailesine ve yakınlarına bir kez daha başsağlığı dileyen Destici, soruşturmanın ivedilikle sonuçlandırılmasını beklediklerini kaydetti.

“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ: “SİLAH BIRAKILMADAN VE ÖRGÜT FESHEDİLMEDEN ÇÖZÜM OLMAZ”

Basın toplantısının en geniş bölümlerinden birini “terörsüz Türkiye” süreci oluşturdu. PKK’nın siyasi uzantılarının Türk siyasetini provoke etmeye devam ettiğini vurgulayan Destici, son dönemde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’a statü tanınması, bazı tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması gibi taleplerin gündeme taşındığını söyledi.

Destici, Abdullah Öcalan’ın statüsünün açık olduğunu belirterek, onu “40 bin kişinin katili, terör örgütünün kurucusu ve yöneticisi” olarak nitelendirdi. PKK’nın yalnızca cinayetlerle değil, uyuşturucu, kadın ticareti, insan kaçakçılığı, hırsızlık gibi hukuk literatüründeki pek çok suçla anılması gerektiğini kaydeden Destici, örgütün dünya tarihinin en kirli suç yapılarından biri olduğunu ifade etti.

İdam cezasının geçmişte kaldırılmasını “zafiyet” olarak değerlendiren Destici, yetki verilmesi hâlinde hem geçmişteki hem de sonrasındaki eylemler nedeniyle terörist başının hak ettiği cezayla karşılaşacağını söyledi.

HÜKÜMET VE MECLİS CEPHESİNE DESTEK, DEM PARTİ’YE SERT ELEŞTİRİ

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un son açıklamalarını da değerlendiren Destici, bu açıklamaları “beklenen ve sevindirici çıkışlar” olarak tanımladı. Özellikle “PKK tüm uzantılarıyla silah bırakmalı ve kendini feshetmelidir” yönündeki vurguların sürecin temel ilkesi olduğunu ifade etti.

Ancak bazı siyasi aktörlerin, özellikle terör örgütünün siyasi uzantısı olarak nitelediği çevrelerin, örgütle arasına açık ve net mesafe koymadığını hatırlatan Destici, demokratik siyasetin meşruiyet alanını daraltan bir yaklaşımın sergilendiğini söyledi. Destici, “örgüt zaten silah bıraktı” şeklinde oluşturulmak istenen algının da sahadaki gerçeklerle örtüşmediğinin altını çizdi.

Güvenlik birimlerinden yansıyan bilgiler ışığında örgütün silahlı ve silahsız tüm kadrolarını koruduğunu ifade eden Destici, bölgesel gelişmelerin de göz önüne alınması gerektiğini belirtti. Şiddetin geçici olarak durmasının kalıcı çözüm anlamına gelmeyeceğini vurgulayan Destici, gerçek barışın ancak terörün tüm unsurlarıyla ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacağını ifade etti.

ELAZIĞ KONGRESİ VE BELEDİYELERE ÖVGÜ: “TEMİZ, DÜRÜST, AHLAKLI BELEDİYECİLİK”

Hafta sonu Elazığ’da düzenlenen Büyük Birlik Partisi Olağan İl Kongresine de değinen Destici, yüksek katılım ve coşkuyla geçen kongrenin hayırlı olmasını diledi. Yeni seçilen yönetime başarılar dileyen Destici, Elazığ’daki belediye hizmetlerinden de övgüyle söz etti.

Kovancılar Belediyesi’nin iki yıl dokuz gün gibi kısa sürede çok sayıda hizmete imza attığını belirten Destici, altyapıdan üstyapıya, çevre düzenlemelerinden sosyal yardımlara kadar birçok başlıkta önemli çalışmalar yapıldığını söyledi. Yazıkonak’ın ise artık ilçe olmayı hak ettiğini belirten Destici, büyükşehir yasasıyla birlikte nüfusu yüksek bazı beldelerin belediyelerinin kapatılmasını eleştirerek bu düzenlemenin ivedilikle düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.

Büyük Birlik Partili belediye başkanlarının belediyelerini borca sokmadan, harama bulaştırmadan, temiz ve ahlaklı bir belediyecilik anlayışıyla yönettiğini vurgulayan Destici, tüm belediye başkanlarına teşekkür etti.

ÇAYKUR İŞÇİLERİ İÇİN ÇAĞRI: “YILLARDIR ÇALIŞAN EMEKÇİLER ÖNCELENMELİ”

Teşkilatlardan gelen talepleri de gündeme taşıyan Destici, Rize’den iletilen ÇAYKUR’daki yaş ve KPSS şartına bağlı adaletsizlik bilgisine dikkat çekti. 3 Nisan 2026’da yayımlanan düzenlemeyle mevsimlik işçilere sınırlı sayıda kurum içinden sözleşmeli personel alımı imkânı getirildiğini ancak bu düzenlemenin sahada ciddi mağduriyetlere yol açtığını söyledi.

Destici, yıllardır ÇAYKUR’da emek veren işçilerin KPSS ve 40 yaş sınırı nedeniyle bu haktan yararlanamadığını belirtti. Aynı işi yapan çalışanlar arasında açık bir ayrım oluştuğunu vurgulayan Destici, kurumu bilen ve yıllardır emek veren personelin önce sözleşmeli yapılması ve kadroya alınması gerektiğini, ihtiyaç kalması hâlinde yeni personel alımına gidilmesinin daha adil olacağını ifade etti.

Bunun yanı sıra, KİT’lerde çalışan 90 binin üzerindeki işçinin de hâlâ kadroya alınmadığını söyleyen Destici, bunun hükümetin bu çalışanlara karşı bir borcu olduğunu ve seçim sürecine gidilmeden bu mağduriyetin giderilmesi gerektiğini kaydetti.

DİYARBAKIR'DA “İŞTEN ÇIKARILANLAR MAĞDUR EDİLMEMELİ”

Destici, Diyarbakır’da 2024 seçimlerinden sonra DEM Partili belediyelerde yaklaşık 1500 işçinin işten çıkarıldığını da bildirdi. İşten çıkarılanların şehit yakınları, devletin yanında durmuş kişiler ya da PKK’nın baskısına boyun eğmemiş vatandaşlar olduğunu kaydeden Destici, bu kişilerin yeniden işlerine döndürülmesi gerektiğini söyledi.

İşlerine dönemeyenler için de Diyarbakır’da yapılacak yeni kamu yatırımlarında ve kamu istihdamında öncelik tanınmasını isteyen Destici, sırf devletten yana tavır aldıkları için mağdur edilen vatandaşlara göz yumulmaması gerektiğini ifade etti.

ARA SEÇİM TARTIŞMALARI: “TÜRKİYE’NİN SEÇİME DEĞİL BİRLİĞE İHTİYACI VAR”

Basın toplantısının soru-cevap bölümünde ara seçim ve erken seçim tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Destici, Türkiye’nin şu anda yeni bir seçim atmosferine değil, çevresindeki savaş ortamı nedeniyle birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Her seçimin belli ölçüde ayrışma ve gerilim getirdiğini belirten Destici, milletin bugün öncelikle geçim, huzur, güvenlik ve hizmet beklediğini ifade etti. Mevcut durumda anayasal ve yasal anlamda zorunlu bir milletvekili ara seçimi şartının oluşmadığını, çünkü bu zorunluluğun doğması için en az 30 milletvekilliğinin boşalması gerektiğini hatırlattı.

CHP’nin bazı milletvekillerini istifa ettirerek bu sayıya ulaşmaya çalışmasının yanlış olacağını vurgulayan Destici, bunun CHP’ye artı değil eksi getireceğini dile getirdi. CHP’nin belediyeler ve kendi iç yapısıyla ilgili hukuksal süreçleri gündemden düşürmek amacıyla Türkiye’yi seçim atmosferine sokmak istediğini belirten Destici, bunun başarılı olmayacağını düşündüğünü söyledi.

ANKARA’DA SU FATURALARI TEPKİSİ: “BU ARTIŞ KABUL EDİLEMEZ”

Destici’nin en dikkat çeken çıkışlarından biri de Ankara Büyükşehir Belediyesinin su tarifelerine yönelik eleştirileri oldu. Enflasyonla uyumlu gitmeyen fiyat artışlarının başında su ücretlerinin geldiğini belirten Destici, kendi su faturalarını örnek göstererek artış oranının kabul edilemez olduğunu söyledi.

undefined

Mart 2025’te 1178,2 lira olan su faturasının Mart 2026’da 3080 liraya çıktığını aktaran Destici, bu artışın çok yüksek olduğunu belirterek Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimine tepki gösterdi. Aynı dönemde enflasyonun bu seviyede olmadığına dikkat çeken Destici, suyun temel bir yaşam hakkı olduğunu, belli bir kullanım miktarına kadar ücretsiz ya da çok düşük bedelle verilmesi gerektiğini hatırlattı.

ASKİ üzerinden kâr elde edilmesini de eleştiren Destici, belediyelerin vatandaşın sırtından gelir üretmesinin doğru olmadığını söyledi. Kademeli tarife uygulamalarının adaletli olması gerektiğini ifade eden Destici, enflasyonun üzerinde zam yapılmasının hem belediyeler hem de merkezi idare açısından yanlış olduğunu dile getirdi.

“BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ DOĞRUYA DOĞRU, YANLIŞA YANLIŞ DER”

Konuşmasının sonunda haksızlığı ve adaletsizliği kimin yaptığına bakmaksızın karşı çıkacaklarını vurgulayan Destici, ister iktidar, ister muhalefet, isterse kendi belediyeleri olsun, yanlışın karşısında duracaklarını söyledi. Büyük Birlik Partisinin doğruya doğru, yanlışa yanlış diyenlerin partisi olduğunu belirten Destici, toplantıya katılan basın mensuplarına ve misafirlere teşekkür ederek sözlerini tamamladı.

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici'nin açıklamaları şöyle:

"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; öncelikle sizleri sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Bir haftalık olağan basın toplantımıza daha hoş geldiniz, şeref verdiniz. Toplantımızın öncelikle hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.

SİVEREK’TEKİ SALDIRI

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; dün Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde maalesef bir lisede, on dokuz yaşında ve daha sonra kendisini de vurarak öldüren bir genç tarafından silahlı bir saldırı gerçekleştirildi. Öncelikle bu saldırıda on altı kişinin yaralandığını biliyoruz, öğrendik. Bunlardan yedisinin tedavisi tamamlanarak taburcu oldu. Buna da tabii ki sevindik. Lakin üçü ağır olmak üzere dokuz kişinin ise hastanelerde tedavisi devam etmekte. Tedavisi devam eden tüm vatandaşlarımıza şahsım ve camiam adına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Burada saldırıya uğrayanların kimliğine ve sıfatına baktığımızda dört öğretmen, on öğrenci, bir polis ve bir kantin görevlisi olduğunu görüyoruz. Elbette son derece üzgünüz. Yaralıların yanı sıra ülkemizde bu ölçüde bir vahşetin yaşanmasının milletimiz için de çok büyük bir üzüntüye, hatta endişeye sebep olduğunu da görüyoruz. Valiliğimiz, okulda eğitime dört gün ara verildiğini ve geniş çaplı bir soruşturma başlatıldığını açıkladı. Alınan bilgilerde haklarında soruşturma açılan kamu görevlileri olduğunu biliyoruz.

Bizim de temennimiz, dileğimiz; bu saldırının faili belli. Fakat bu saldırıya acaba teşvik edenler oldu mu? Diğer taraftan bu saldırı adeta göz göre göre gelmiş. Çünkü bu saldırıyı gerçekleştiren saldırganın birkaç gün öncesindeki sosyal medya paylaşımlarında böyle bir saldırı gerçekleştirileceğine dair ipuçları var. Açık paylaşımları var. Neden bunlarla ilgili bir işlem yapılmadı ya da tedbir alınmadı? İşte burada bir hatası, ihmali, kusuru olan varsa mutlaka bunlarla ilgili soruşturmalar ivedilikle yapılmalı ve suçlu olanlar hukuk önüne çıkarılarak cezaları verilmelidir ki bir daha bu tür işlerde herkes görevini büyük bir mesuliyet ve sorumluluk içerisinde gerçekleştirsin ve böyle hadiseler vuku bulmadan önce önlensin.

Bir kez daha başta saldırıya uğrayan ve yaralanan vatandaşlarımız olmak üzere, onların aileleri olmak üzere, tüm Siverek halkına, Urfalı kardeşlerimize bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Rabbim ne Siverek'te ne de ülkemizin başka bir ilçesinde, ilinde, beldesinde böyle saldırılarla vatandaşlarımızı, öğrencilerimizi karşılaştırmasın, inşallah, diyorum.

GÜLİSTAN DOKU DOSYASI

Kıymetli vatandaşlarım, değerli kardeşlerim; ülkemizin kanayan yaralarından bir tanesi de, biliyorsunuz, kadına yönelik şiddet, kadınlara yönelik taciz, tecavüz, kumpas ve sonu ölümle biten hikâyeler ya da yaşanmış hadiseler. İşte bunlardan bir tanesi de Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku'nun kaybıyla ilgili. Bu dosyanın yeniden açıldığı haberleri birkaç gündür basında kuvvetli bir şekilde yer almaktadır. Ve yine bu hadiseyle ilgili on üç kişinin gözaltına alındığı ve derin bir soruşturmanın ve tahkikatın devam ettiğini yine basından öğrenmiş bulunuyoruz.

Kaybın gerçekleştiği dönemde de konuyla ilgili açıklama yapmıştık. Ve şöyle demiştik: Hiçbir dosya faili meçhul kalmamalıdır. Özellikle kadınlarımıza ve çocuklara yönelik suçlar ve milletimizde oluşan bu suçluların faillerinin hak ettiği cezayı almadığı yönündeki kanaatler, kamu düzeniyle birlikte adalete ve devletimize olan güveni de maalesef sarsmaktadır. Bu yönüyle konuyu bir kamu güvenliği meselesi olarak da değerlendirmemiz gerekiyor. Hiçbir farklılık gözetmeden, ülkemizde bulunan yabancıları da, yabancı uyruklu şahısları da dâhil ederek adalet herkes için mutlaka ama mutlaka tecelli etmelidir. Bu, devletin asli ve ilk görevidir.

Soruşturmanın ivedilikle ve hiçbir karanlık nokta kalmadan çözülmesini arzu ettiğimizi, beklediğimizi buradan bir kez daha ifade ediyorum. Gülistan Doku'nun ailesi ve yakınları için bir kez daha başsağlığı, sabır ve metanet niyaz ediyorum.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNE DAİR DEĞERLENDİRME

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; Türkiye'de uzun süre diyebileceğimiz bir süreçtir devam eden terörsüz Türkiye süreci var. Şimdi son geldiğimiz noktada PKK'nın sözcüsü, siyasi uzantısı DEM yöneticilerinin hem de hükûmet sözcülerinin, Meclis Başkanının açıklamaları var. PKK'nın siyasi uzantıları Türk siyasetini enfekte etmeye ve açık provokasyonlarına devam etmektedir.

Dün DEM Parti'nin sözcüsü tarafından terörist başı Öcalan'ın CHP'ye yapılanlardan rahatsız olduğu, yapılacak yasal düzenlemelerle cezaevlerindeki tutuklu ve yükümlülerin serbest bırakılması, terörist başına statü tanımlanması gibi yine PKK'nın ve terörist başının taleplerini açık bir şekilde, pervasızca dile getirdiler. Şimdi yakaladığın hırsızı yargılayıp ceza vermek yerine masaya oturup pazarlık yapıldığında olabileceklere benzer süreçler yaşıyoruz. Söylenenlerin bizim açımızdan ciddiye alınacak bir yönü yok. Lakin üzülerek ifade ediyoruz ki bunu ciddiye alanlar var.

ABDULLAH ÖCALAN’IN STATÜSÜNE DAİR İFADELER

Talepleri dile getirenler ve ciddiye alanlar için statü ve konumun ne olduğunu tekrar kısaca bir hatırlatalım. Bir kere şunu açıkça ve altını çizerek, kalın çizgilerle çizerek bir kere daha ifade ediyorum: İmralı canisi Abdullah Öcalan bir suçludur, teröristtir, kırk bin kişinin katili İmralı canisidir. Bir kere statüsü budur. Kırk binin üzerinde insan ölümünden sorumlu bir terör örgütünün kurucusu ve yöneticisidir. Yöneticisidir. Hâlâ da yöneticisidir. Çünkü gidip talimatlar ya da görüşler oradan alınmaktadır. Bugün itibarıyla örgüt ona bağlılıklarını ifade ettiğine ve emirlerine riayet ettiğine göre aksi bir durum söz konusu değildir.

Biz bir ayrımı yapmak zorundayız. O da şudur: PKK'nın suçları işlediği on binlerce cinayetten ibaret değildir. Hukuk literatüründe bulunup PKK'nın işlemediği tek bir suç dahi yoktur. Uyuşturucu vardır. Kadın ticareti vardır. İnsan kaçakçılığı vardır. Hırsızlık vardır. Yani hukuk literatüründe ne kadar suç varsa bunların tamamını işlemiş ve işlemeye devam eden bir terör örgütünden bahsediyoruz. Bu yönüyle PKK, dünya tarihinin en kirli suç örgütlerinin başında gelmektedir.

Konumu, terörist başının konumu, elbette cezaevi olmalıdır. Demir parmaklık arkasında olmalıdır. Asla gün yüzü görmemelidir. Gün yüzünü zaten göremez de gün yüzü de görmemelidir. Evet. Adi bir suçlu nerede bulunuyorsa, yanlış anlaşılmalara meydan vermeyelim; adli demiyorum, adi. Adi bir suçlu nerede ve hangi şartlarda bulunması gerekiyorsa orada ve o şartlarda tutulmalıdır. Hem terörist başıdır hem de adi bir suçludur. Çünkü az önce ne dedim? PKK'nın işlemediği hiçbir suç yoktur.

İdam edilmediği için her gün, eğer inanıyorsa, dua etmelidir, şükretmelidir. Ki inandığına da inanmıyorum. Çünkü inanan bir insan, kalbinde zerre kadar Allah inancı olan bir insan, kırk bin kişinin canına giremez. Kundaktaki bebeklerin katledilmesi emrini veremez. Bombalı eylemlerle suçsuz insanların ölümüne sebep olamaz.

İDAM CEZASI VE PKK’NIN SORUMLULUĞU

Kıymetli kardeşlerim, bize göre hak ettiğinde, yani doksan dokuzda, iki binli yıllarda kalemi kırıldığı hâlde idam edilmemesi de bir zafiyet olmuştur ve zafiyet oluşturmaya da devam etmektedir. Maalesef idam edilmeyerek büyük bir hata yapılmış ve bugünlere gelinmiştir. Bize göre PKK'nın gözaltına alındığı günden sonraki suçlar için de sorumluluk taşımaktadır. Onun için biz ne diyoruz? Yarın milletimiz bize yetki versin; işte hem geçmişte hem içeride olduğu dönemlerde PKK'nın yaptığı bütün eylemlerden sorumlu olarak hak ettiği idam cezasıyla karşılaşacaktır. Örgütün ve kendisinin ifadeleri bugün de örgütün ele başı olarak kabul edildiğini her iki taraf için de teyit etmektedir.

PKK’NIN SİYASİ YAPISI VE ÇELİŞKİ

Herkesin hayata, hukuka, dünyaya farklı bakış açıları olabilir. Bununla birlikte mesela İsrail elinde bulundurduğu binlerce Filistinliyi idam etmeye hazırlanırken, bunu tüm dünyaya ilan ederken tek kelime dahi söyleyememiştir bu PKK'nın siyasi yapısı. Bugün barıştan, kardeşlikten, hukuktan bahsedenler için idam cezası karşıtlığı sahtekârlıktan, ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Bunu da buradan açıkça ifade ediyorum.

Siyonizmin gönüllü köpeklerinden zaten biz başka bir davranış da beklemiyoruz. Çünkü ara ara yaptıkları açıklamalarda hem Suriye'deki PKK'nın uzantısı hem Türkiye'dekiler her an İsrail'le iş birliği yapabileceklerini de ağızlarından ifade etmektedirler. Onun için Siyonizmin, İsrail'in ve katil Netanyahu'nun köpekleri dememizde bir beis yoktur. Doğru bir tanımdır.

SÜRECİN SABOTE EDİLMESİ VE KOMİSYON ELEŞTİRİSİ

Şimdi biraz sonra biraz daha genişçe açacağım bu konuyu ama hükûmet sözcülerinden, DEM Parti'nin konuyu biz de onların ifade ettiği gibi söyleyelim, tırnak içinde, DEM Parti içerisinde bir grubun süreci kasıtlı olarak sabote ettiği yönünde açıklamaları son günlerde daha sık duyar olduk. Baştan beri biz bu akıbete hep işaret ettik. Bizi yanıltmadılar. Biz bunun böyle olacağını, sürecin buralara geleceğini neredeyse her gün, her hafta söyledik.

Konunun ve komisyonun barış ve demokrasi olarak adlandırılmasının, bir uyuşturucu çetesinin mekâna sağlık ve huzur ismi koymasından, bir fuhuş çetesinin kendine ahlak ve namus ismi koymasından, bir kumar çetesinin kendine emek ve helal çetesi tabelası asmasından bizce hiçbir farkı yoktur. Hiçbir iyi niyet ve olumlu yaklaşım geçmişte yaşanan gerçekleri ve muhataplarımızın, yani PKK ve uzantılarının kimliğini ve niteliğini değiştirmemiştir ve değiştirmeyecektir.

AK PARTİ VE MECLİS BAŞKANI AÇIKLAMALARINA DEĞERLENDİRME

Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları; bakın, en son AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş'un önceki gün yaptıkları açıklamaları, usul ve üslup olarak en başından beri tenkit ettiğimiz terörsüz Türkiye hedefi açısından hem sevindirici hem de beklenen çıkışlar olarak değerlendiriyoruz. Sayın Ömer Çelik'in özellikle önce PKK silah bırakmalıdır ve tüm türevleri ve uzantılarıyla kendini feshetmelidir vurgusu, sürecin en temel ve tartışmaya kapalı ilkesini bir kez daha net ve açık bir şekilde ortaya koymuştur. Benzer şekilde Sayın Kurtulmuş'un “Siyaset üzerine düşeni yaptı. Şimdi örgütün adım atması gerekiyor.” ifadesi, gelinen aşamada sorumluluğun hangi tarafta olduğunu da çok açık bir şekilde göstermiştir. Bu beyanlar, uzun süredir dile getirdiğimiz bir gerçeğin altını da çok net bir şekilde çizmektedir.

TERÖRLE MÜCADELEDE SOMUT ADIM VURGUSU

Değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarım; terörle mücadelede esas olan söylem değil, somut adımlardır. Silah bırakma iradesi açık, net ve tartışmasız bir biçimde ortaya konulmadıkça yürütülen tartışmaların çözüm üretme kapasitesi asla olmayacaktır. Ancak gelinen noktada dikkatle gözlemlediğimiz bir husus vardır ki o da şudur: Siyasi alanda bazı aktörlerin, özellikle terör örgütünün siyasi uzantısı malum partinin, terör örgütüyle aralarına açık ve net bir mesafe koymak yerine örgüt dilini dolaylı biçimde yeniden üreten bir yaklaşımı pervasızca sergilediği gözükmektedir.

“Tırnak içinde örgüt adına konuşmuyorum ama” gibi ifadelerle kurulan dil sorumluluğu muğlaklaştırmakta ve demokratik siyasetin meşruiyet alanını epeyce daraltmaktadır. Daha da önemlisi, sivil siyasetin silahlı yapılarla arasına mesafe koymak yerine bu yapıların taleplerini farklı kavramlar üzerinden dolaşıma sokması, demokratik düzen açısından kabul edilemez bir vesayet ilişkisine işaret etmektedir.

“ÖRGÜT SİLAH BIRAKTI” ALGISINA ELEŞTİRİ

Bazı çevreler tarafından oluşturulmaya çalışılan “Örgüt zaten silah bıraktı.” algısı ise sahadaki gerçeklikle asla ve kat'a örtüşmemektedir. Örgüt ne silah bırakmıştır ne de kendini feshetmiştir. Bunu herkes biliyor. Sadece biz söylüyoruz. Bu noktada yine bazı köşe yazarlarının tutumu da ayrıca dikkat çekicidir. Sanki PKK ve türevleri topyekûn silah bırakmış, kendini feshetmiş ve tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş gibi bir atmosfer oluşturulmakta, buna rağmen süreci sekteye uğratan tarafın siyasi iktidar olduğu ima edilmektedir. “Acele etmek gerekir” çağrılarıyla beslenen bu yaklaşım, sahadaki gerçeklikten ziyade bize göre dışarıdan kurgulanmış bir planın parçasıdır.

GÜVENLİK VERİLERİ VE BÖLGESEL RİSKLER

Oysa güvenlik birimlerimizden yansıyan veriler, aksine bir bekle gör statüsünün devrede olduğunu, örgütün tüm silahlı ve silahsız kadrolarını koruduğunu, özellikle içinde bulunduğumuz savaş ortamında İsrail ve ABD'nin İran'a karşı vekil gücü olarak misyon yüklediklerini ve uygun zemin oluştuğunda yeniden hareket kabiliyeti kazanmayı hedeflediklerini çok açık bir şekilde göstermektedir. Bunu görmemek için kör olmaya, duymamak için sağır olmaya gerek bile yoktur. Çünkü her şey açıktır.

Bölgesel gelişmeler üzerinde yapılan aşırı iyimser yorumlar da aynı şekilde tarafımızca temkinle karşılanmalıdır. Uluslararası aktörlerle temas hâlinde olan ve bölgesel denklemde kendine alan açmaya çalışan bir terör örgütünün, bir yapının, Türkiye'nin iç barış dinamikleriyle tam uyum içinde hareket edeceğini varsaymak en hafifiyle stratejik büyük bir yanılgıdır.

GEÇMİŞ TECRÜBELER VE BUGÜNKÜ RİSK

Geçmişte yaşanan tecrübeler de bize önemli dersler sunmuştur ve sunmaktadır. Silahların tamamen devre dışı bırakılmadığı, silahlı silahsız örgütsel yapının tasfiye edilmediği süreçlerin kısa vadede bir normalleşme görüntüsü üretse dahi orta ve uzun vadede daha büyük güvenlik riskleri barındırdığını hepimiz tecrübe ettik ve hepimiz biliyoruz.

Değerli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım, aziz vatandaşlarım; buradan süreci yürüten siyasi ve bürokratik taraflara bir kez daha yapıcı ve yol gösterici bir dille sesleniyorum. Bugün de benzer bir riskle karşı karşıyayız. Terörün tamamen sona ermesi yerine biçim değiştirerek varlığını sürdürmesi ihtimali asla göz ardı edilmemelidir. Şiddetin azalması ya da geçici olarak durması tek başına kalıcı çözüm anlamına gelmez.

STATÜ TARTIŞMALARI VE HUKUK VURGUSU

Ayrıca son dönemde gündeme getirilen terörist başı gibi binlerce insanımızın cinayetini sevk ve idare eden, bu ülkenin mukadderatına yıllarca ihanet etmiş bir millet ve devlet düşmanı üzerinden statü tartışmalarının da dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tür taleplerin bir yandan iç kamuoyunda mağduriyet söylemi üretmeye, diğer yandan uluslararası alanda baskı unsuru oluşturmaya hizmet edebileceği çok açıktır. Bu yaklaşım çözüm arayışından ziyade yeni bir mücadele zeminine işaret etmektedir.

Bizler için samimiyetin ölçüsü açıktır: Silahlı yapılarla açık ve net bir mesafe konulması, şiddetin tüm unsurlarıyla reddedilmesi ve hukukun üstünlüğünün tartışma konusu dahi yapılmamasıdır. Yani hukuk neyi gerektiriyorsa, şu andaki anayasamızda ve yasalarımızda bu terör örgütü başının ve teröristlerin işlediği suçların karşılığı neyse aynen uygulanmalıdır.

SONUÇ VE ÇAĞRI

Hülasa, hülasa, sonuç olarak terörsüz Türkiye hedefi elbette hepimizin ortak hedefidir. Hepimiz terörsüz bir Türkiye istiyoruz ki elhamdülillah şu anda ülkemiz terörsüz bir Türkiye'dir. Ancak bu hedefe ulaşmanın yolu temennilerden değil, açık, doğrulanabilir ve geri dönülmez adımlardan geçmektedir. Silahın gölgesinde yürütülen hiçbir süreç kalıcı barış asla üretmez. Bu nedenle terörsüz Türkiye hedefi, dış etkenlerden arındırılmış, sahadaki gerçeklikle uyumlu ve devlet ciddiyetine yakışır bir süreç yönetimini zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde silahların sustuğu değil, sadece biçim değiştirdiği bir döngünün içinde yuvarlanmaya devam ederiz. Unutulmamalıdır ki gerçek barış, terörün yöntem değiştirmesiyle değil, tüm unsurlarıyla ortadan kaldırılmasıyla mümkün olur.

Lakin sahadaki hâlihazırdaki gerçek şudur, onu da sizlerle paylaşayım: Silah bırakmayı taahhüt eden ama buna niyeti olmayan, uluslararası destekle ayakta duran ve diasporasından finans kaynaklarına, dağdakilerden şehir yapılanmasına, Avrupa'dakilere kadar her kriz anında yeniden devreye sokulan bir terör yapısı hâlâ mevcuttur. Bu çerçevede sorumluluk sahibi tüm süreç yöneticilerini söylem ile eylem arasındaki farkı ortadan kaldırmaya ve sürecin gerektirdiği açık tutumu sergilemeye ve kaideli devlet ilkelerimize göre hareket etmeye bir kez daha açık yüreklilikle ve samimi olarak davet ediyoruz.

ELAZIĞ KONGRESİ VE BELEDİYE ÇALIŞMALARI

Bakın, hafta sonu Elazığ'daydık. Pazar günü Elazığ Olağan İl Kongremizi gerçekleştirdik. Çok yüksek, güçlü bir katılım, heyecanı ve coşkusu çok yüksek bir il kongremizi gerçekleştirdik. Tekrar Elazığ'ımız için ve camiamız için, ülkemiz için hayırlı olsun. Başta İl Başkanımız Ömer kardeşimiz olmak üzere yeni seçilen yönetime bir kez daha başarılar diliyorum. Ve emekleri için teşekkür ediyorum.

Elazığ'da, biliyorsunuz, iki büyük belediyemiz var. Birisi Elazığ'ın en büyük ilçesi Kovancılar Belediyemiz ki Belediye Başkanımız Sayın Vahap Gök kardeşimiz de burada. Kendisini çalışkanlığı ve hizmetlerinden dolayı bir kez daha burada da alkışlıyoruz. Ertesi günü Kovancılar'daydık. Ve iki yıl dokuz gün gibi kısa sürede yapılmış onlarca hizmetin, yapının, parkların, araç filosunun, altyapı, üstyapı, çevre düzenlemesi, ilçemizin acil ihtiyaçlarının giderilmesi, sosyal yardımlar, bunlara yönelik yapılaşmalar; bütün bunların kısa süre içinde yapılmış olduğunu gördük ve bunların da toplu açılışını gerçekleştirdik. Bunun için Kovancılar Belediye Başkanımızı, meclis üyelerimizi ve ekibini tebrik ediyorum.

YAZIKONAK’IN İLÇE OLMASI TALEBİ

Aynı şekilde orada yine Elazığ'ın en büyük beldesi Yazıkonak Belediye Başkanımız, herhâlde şu anda burada, Hatip Bey burada. Hatip Bey'i de alkışlıyoruz. Yine artık ilçe olmayı hak etmiş bir Yazıkonak var. Bunu da buradan açıkça ifade ediyorum. İlk düzenlemede Yazıkonak'ın da mutlaka ilçe statüsüne kavuşturulmasının altını özellikle çiziyorum.

Maalesef Büyükşehir Yasası'yla birlikte yapılan bir yanlışlık, hata hâlâ sürmektedir. Büyükşehirlerde nüfusu yirmi bin, otuz bin dahi olsa adı belde diye kapatılmış belediyeler vardır. Ama altı yüz nüfuslu, yedi yüz nüfuslu, bin nüfuslu ilçeler sırf ilçe olduğu için açık tutulmuştur. Büyük bir haksızlıktır orada yaşayan vatandaşlar için. Yani otuz bin nüfuslu bir belediyeyi sırf adı belde diye kaldırıyorsun. Otuz bin kişiyi orada belediye hizmetlerinden, adeta yerel belediye hizmetlerinden mahrum bırakıyorsun. Ama bu tarafta adı ilçe diye altı yüz, yedi yüz, bin nüfuslu ilçelerin ilçe olarak devam etmesine fırsat veriyorsun. Şimdi bu doğru değil. Bunun ivedilikle düzeltilmesi gerekiyor.

Yine aynı şekilde büyükşehir olmayan şehirlerimizde de iki bin, üç bin nüfuslu, beş bin nüfuslu ilçelerimiz var. İşte binin altında nüfusu olan ilçelerimiz var. Ama işte Yazıkonak gibi on binin üzerinde, on bir bin, on iki bin nüfusu olan beldeyi de biz ilçe yapmıyoruz. Bu düzenlemenin ivedilikle yapılması gerekiyor. Bu dönemde yapılması gerekiyor. Artık beklemeye gerek yok. Çünkü orada yaşayan vatandaşlarımızın tahammülleri de kalmamıştır. Her gittiğimizde biz bu taleplerle ve bu serzenişlerle karşılaştığımızı da buradan açıkça ifade ediyorum.

YAZIKONAK BELEDİYESİNE ÖVGÜ

Ama belde olarak da Hatip Başkanımız tecrübeli bir belediye başkanıdır. Belediyesini bir kuruş dahi borca sokmamıştır. Belediyesini asla harama bulaştırmamıştır. Her belediye başkanımız gibi, Büyük Birlik Partili her belediye başkanı gibi temiz, dürüst, ahlaklı belediyecilik önde tutularak hizmetler verilmektedir. İşte burada başka belediye başkanlarımız da var. Biraz sonra burada kendileriyle bir toplantı gerçekleştireceğiz.

Kıymetli kardeşlerim, tüm belediye başkanlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Sizlerin huzurunda hepsini de tebrik ediyorum. Hepsi bizim Büyük Birlik Partimizin, seçildikleri belde, ilçe ve illerin gururu olmuştur. Kendileriyle biz de gurur duyuyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz.

ÇAYKUR’DA KADRO VE TALEPLER

Kıymetli kardeşlerim, tabii biz teşkilatlardan, Anadolu'dan gelen talepleri de, biliyorsunuz, ara ara burada dillendiriyoruz. Onlardan bir tanesi bugün Rize'den geldi. ÇAYKUR'da kapasite ve yaş şartı nedeniyle oluşan adaletsizliğe son verilmelidir, deniliyor. Biliyorsunuz ÇAYKUR'da binlerce, hatta on binlerce çalışan insan var. Bunlar uzun yıllardır kadroya geçememiştir.

Yeri gelmişken söyleyeyim. Milyondan fazla, iki milyona yakın taşeron işçi kadroya geçmiştir. Burada Büyük Birlik Partisi'nin genel başkanının ve kadrolarının emeği çok büyüktür. HAK-İŞ Genel Başkanı da TÜRK-İŞ Genel Başkanı da diğer sendika yöneticileri de bunu çok iyi bilmeli, bilmektedir. Ve bunu dönem dönem de açıklamaktadırlar. Her ne kadar vatandaş bize vefasızlık yapsa, sandıkta bizi görmese de biz vatandaş için hizmet etmeye devam edeceğiz. Onu da buradan söyleyeyim. Son dönemde vatandaş lehine yapılan düzenlemelerin tamamında Büyük Birlik Partisi'nin emeği vardır. Büyük Birlik Partisi'nin katkısı vardır.

Fakat özellikle bu KİT'lerde çalışan doksan binin üzerindeki kadro işçilerimiz nitelikli işçidir. Bunlar önemli kurumlarda görev yapmaktadırlar ve önemli işler yapmaktadırlar. Üretimde çalışmaktadırlar. Karayolu işçisidirler, yol yapmaktadırlar; DSİ işçisidirler, baraj yapmaktadırlar; işte ÇAYKUR işçisidirler, efendim, çay üretmektedirler. Şimdi milyonlarcası kadroya alınmıştır. Bu doksan binin üzerindeki KİT çalışanı hâlâ kadroya alınmamıştır. Bu bize göre devletin, hükûmetin bu kardeşlerimize bir borcudur. En azından seçime gidilmeden KİT'lerde çalışan doksan binin üzerindeki KİT çalışanı mutlaka ama mutlaka kadroya alınmalıdır. Bunu buradan ifade ediyorum.

RİZE İL BAŞKANLIĞININ ÇAYKUR AÇIKLAMASI

Kıymetli kardeşlerim, bakın, 3 Nisan 2026 tarihinde yayımlanan düzenleme ile ÇAYKUR bünyesinde uzun yıllardır emek veren mevsimlik işçilere yönelik sınırlı sayıda kurum içinden sözleşmeli personel alımı imkânı getirilmiştir. Ancak bu düzenleme beklentileri karşılamak bir yana sahada ciddi mağduriyetlere ve adaletsizliklere neden olmaktadır, demektedir Büyük Birlik Partisi Rize İl Başkanlığı.

Rize'mizin bel kemiği olan ÇAYKUR'da yıllardır alın teri döken emekçilerimiz, getirilen KPSS şartı ve kırk yaş sınırı nedeniyle bu haktan büyük ölçüde mahrum bırakılmıştır. Bugün gelinen noktada aynı işi yapan çalışanlar arasında yaş kriterlerine bağlı açık bir ayrım olmuştur. On beş, yirmi yıl üzeri emeği bulunan çalışanlarımız yalnızca yaşlarından dolayı maalesef bu imkândan yararlanamamaktadır. Kurumun işleyişini bilen tecrübeli personel yerine sınav puanı esas alınması liyakat ilkesini zedelemektedir.

Şimdi burada teklif şudur. Elbette ki yeni girecekler için KPSS şartı olmalıdır. Elbette ki eğitim dikkate alınmalıdır. Bunlara diyecek hiçbir sözümüz yok. Ama orada on beş, yirmi yıldır emek veren çalışan kişiler önce sözleşmeli yapılmalı, kadroya alınmalı, daha sonra ihtiyaç varsa yeni alımlar gerçekleştirilmelidir. Dolayısıyla şimdi orada on beş, yirmi yıldır çalışan bir insandan, yani kırk yaşına yaklaşmış bir insandan hangi KPSS puanını istiyorsunuz? Yani bu düpedüz onları saf dışı etmektir açıkça. Bir de yaş sınırı konulmuştur. Adam yirmi yıldır orada çalışmaktadır. Yani buna yaş sınırı konulması da bize göre adaletli değildir. Onun için öncelik tam tersine orada uzun yıllardır çalışan, emek veren işçilerimize verilmeli, eğer bir açık kalıyorsa yeni alımlarda elbette ki KPSS uygulaması ve yaş sınırı uygulaması yapılabilmelidir, yapılmalıdır. Ama çalışanlar, dediğim gibi, orada yıllarını veren çalışanlar mutlaka ama mutlaka öncelenmeli ve bir mağduriyet yaşamamalıdır.

DİYARBAKIR’DA İŞTEN ÇIKARILAN İŞÇİLER

Bilgide bizimle paylaşılan; Diyarbakır'da, Diyarbakır'da 2024 seçimlerini PKK'nın siyasi uzantısı DEM Partisi kazandıktan sonra bin beş yüze yakın işçi bugüne kadar hem Büyükşehir Belediyesinde hem de alt belediyelerde, ilçe belediyelerinde işten çıkarılmıştır. Bu işten çıkarılanlar kimdir? Şehit yakınlarıdır. Devletin yanında durmuş, kırk yıldır PKK terör örgütüyle mücadele etmiş kişilerdir. Ya da PKK'nın tüm tehditlerine, baskılarına rağmen PKK'nın yanında saf tutmayanlar, onun partisi için çalışmayanlar olmuştur. Yani Diyarbakır DEM Partili Büyükşehir ve diğer belediyeler burada PKK'ya katılmayan, devletin yanında olanları cezalandırmıştır. Maalesef bunlarla ilgili bugüne kadar da bir şey yapılamamıştır.

Onun için biz buradan çağrı yapıyoruz. Bu çıkarılan işçilerimiz işlerine döndürülmelidir. Döndürülemeyenler de Diyarbakır'da yeni yapılacak yatırımlarda, örneğin Diyarbakır Şehir Hastanesi'nde, ağırlıklı olarak bunlar istihdam edilmelidir. Ya da devletin, hükûmetin açacağı diğer kurumlarda bu kardeşlerimiz, yani PKK'lı belediyeler tarafından haksızca, hukuksuzca, sırf PKK'ya katılmadıkları, devletin yanında durdukları için, meydanlara PKK paçavralarıyla değil, ellerinde Türk bayraklarıyla çıktıkları için o belediyelerden atılmışlardır. Onun için buna asla müsamaha gösterilemez, buna göz yumulamaz ve buradan dolayı mağdur olanların mutlaka mağduriyeti giderilmeli ve Diyarbakır'da işe girişlerde bunlara öncelik verilmelidir."

SORU CEVAP BÖLÜMÜ

ARA SEÇİM VE ERKEN SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

(CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ara seçimle ilgili parti ziyaretleri) Şimdi öncelikle ara seçim ya da erken seçimle ilgili görüşlerimizi daha önce ifade ettik. Biz Büyük Birlik Partisi olarak şu anda Türkiye'nin bir ara seçime değil, tam tersine bu çevremizdeki savaş ortamından dolayı birliğe, beraberliğe, kenetlenmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Çünkü her seçim, bölgesel de olsa, ufak da olsa, büyük de olsa, mutlaka bir ayrışma getirecektir. Sahada bir mücadele meydana getirecektir. Hele ki bu bir milletvekili seçimi olursa.

Şimdi dolayısıyla da burada seçim yerine biz ülkemizin güvenliğini öne almalıyız. Milletimizin birliğini öne almalıyız. Milletimizin pek çok sorunu var. Bunların çözümüne odaklanmalıyız. Onun için biz bir ara seçimi, milletvekili ara seçimini, şu anda zaten yasal ve anayasal olarak da bir zorunluluk doğurmadığı için; çünkü en az 30 milletvekilinin boşalması gerekiyor, dolayısıyla şu anda öyle bir sayı yok, yani %5'i eksilirse o zaman yasal olarak bir seçim zorunluluğu geliyor. Dolayısıyla şu anda öyle bir durum da yok. Onun için biz bir ara seçimin doğru olmadığını, yasal da olmadığını düşünüyoruz.

Kendisi bazı milletvekillerini istifa ettirerek bunu 30'a çıkarırsa o da bana göre yanlış olur. Bu da CHP'ye artı getirmez, tam tersine eksi getirir. Çünkü dediğim gibi millet önce geçim diyor, önce huzur diyor, önce güvenlik diyor. Bizim bunlara odaklanmamız gerekiyor. Yani önce hizmet diyor. Tabii Cumhuriyet Halk Partisi bunu niye yapıyor? Şu anda biliyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisi'nin hem kendi içinde hem de belediyelerle ilgili yaşadığı birtakım hukuksal süreçler var. Dolayısıyla da bu süreçleri unutturarak ya da bu süreçleri gündemden çıkararak Türkiye'yi bir seçim atmosferine sokup seçimi konuşturmak, yani gündemi seçime çevirmek istiyor. Ama bunda da başarılı olacağını düşünmüyorum. Çünkü istifa ettirmesi gereken milletvekillerinin de ona yanaşacağını düşünmüyorum. Hatta işte görüyoruz bazı haberlerde falan, madem bu kadar çok istiyorsa o zaman A takımı istifa etsin diyorlar. Yani CHP'liler söylüyor bunu.

Ben dolayısıyla da bunun da gerçekleşebileceğine inanmıyorum. Ama istifa ettirirlerse ve 30 sayısını bulurlarsa tabii ki bu bir yasal zorunluluk hâline gelir. O zaman Yüksek Seçim Kurulu da bunun gereğini yapar diye düşünüyorum.

ENFLASYON VE GIDA FİYATLARI

(Enflasyon ve gıda fiyatları) Şimdi gerçekten enflasyonla uyumlu gitmeyen artışlar var Türkiye'de. Gıda fiyatları bunun başında geliyor. Sebze meyve fiyatları bunun başında geliyor. Yani altı buçuk liraya toptan alınan bir soğan markette doksan liraya satılıyor. On beş liraya alınan biber iki yüz elli liraya satılıyor. Şimdi ve hâlâ bu devam ediyor. Yani akıl almaz bir şey. Hadi bazı esnaf kesimi, ticaret erbabı ahilik geleneğini bilmiyor. Tam tersine onlar ahlaksızlık geleneği üzerinden devam ediyorlar. Soygunculuk yapıyorlar. Şahıs olarak bunu yapıyorlar. Ama bir belediyenin bunu yapması kabul edilebilir değil. Hangi belediye olursa olsun.

SU FATURASI ÜZERİNDEN ANKARA BÜYÜKŞEHİR ELEŞTİRİSİ

Buna hazırlıklı geldim, yani bu soruya. Siz sormasanız ben söyleyecektim zaten. O da nedir? Bakın. Kendi faturam bu benim. Benim su faturam bu. Birisi Mart 2025, birisi Mart 2026. 2025 faturam kaç? 1178 nokta 2 lira. 2025 Mart faturam bu benim. Cep telefonuna geliyor. Oradan çıkarttım. Kaç lira? 1178 nokta 2 lira. Peki Mart 2026’da kaç? 3080 lira. Artış kaç? Yüzde yüz altmış 1.5. Bu olabilir mi ya? Bu, elektrik faturasından daha yüksek. Üstelik elektrik faturasını ben üst kademeden ödüyorum.

Biz biliyorsunuz çok uğraştık, kademeli olsun. Az kullanana az, işte çok kullanandan çok alınsın. Hatta bakan bey bana dedi ki: Başkanım, bak çok bastırıyorsun ama sen de bundan olumsuz etkileneceksin, dedi. Elektrik için söylüyorum. Olsun, dedim. Biz etkilenelim ama vatandaş etkilenmesin. Hatta biz suyla ilgili ne diyoruz? Su, işte burada belediye başkanlarımız da var, su insanın yaşam hakkıdır. Günlük bir insanın yaşam hakkı ya da aylık ne kadar? Farzımuhal on metreküp. Bu bedava verilmelidir zaten. Onun üstü kademeli olarak arttırılmalıdır.

Ben faturanın azlığından, çokluğundan bahsetmiyorum. Ben aradaki farkı söylüyorum. Yani 2025 Mart, 2026 Mart. Burada belediye başkanlarımız var. Böyle bir şey olabilir mi? Nerenin bu? Ankara. Ben Ankara'da oturuyorum. Etimesgut, Fatih Sultan Mahallesi'nde oturuyorum. İşte bakın, 1178 lira, 3080 lira. Sen ne anlatıyorsun Büyükşehir Belediye Başkanı? Sen ne anlatıyorsun? Fatura burada. Bir şey anlatmaya gerek yok. Yok o dilekçe verdi de, mahkemeye başvurdu da, fiyatlar yükselecek falan. Bu, bu son gelen fatura. Yani fiyatların, yani bu davayla alakası yok bu işin, o sürecin. Bu benim elimdeki kademeli olarak artmış. Bütün ayları çıkarabilirdim ama sadece ikisi yeterli diye düşündüm. Yüzde 161.

Arkadaşlar, vaziyet bu. Yani suyla ilgili cevabı aldın mı? Aldın değil mi? Vaziyet bu ya. Kimsenin bir şey söylemesine gerek yok. Faturalar ortada. Faturalar her şeyi söylüyor. Enflasyon son bir yılda kaç? Yüzde 30. Sudaki artış kaç? Yüzde 161,5.

KONSER HARCAMALARI VE ZAM ELEŞTİRİSİ

(ASKİ'nin 2025 yılındaki 3 milyar 100 milyon kârını Ankara Büyükşehir Belediyesine aktarması) Yani bana zam mı yüklüyor? Parayı benden, senden alıyor. Götürüyor, sanatçıya veriyor. 50 milyon, 70 milyon. Kardeşim, benim paramı niye veriyorsun ya? Niye veriyorsun yani? Sizinki daha mı yüksek hocam? Peki, geçen sene Mart'ta kaçmış? Yani buna cevap versin. Büyükşehir Belediye Başkanımız, yöneticileri, ASKİ Genel Müdürü buna cevap versin. Bu ne kardeşim ya? Bu ne, bu ne? Biz ASKİ'ye çalışıyoruz, ASKİ de konserlere çalışıyor ya da başka yerlere çalışıyor.

Ya buna, bak, buna devletin müdahale etmesi lazım. Bu keyfilik olamaz ya. Enflasyon yüzde 30 ise sen de suyu yüzde 30 zam yapacaksın kardeşim, 31 yapamazsın. 32 yapamazsın. Enflasyon kadar yapacaksın. Devlet de diğer harçlara, pullara, vergilere enflasyondan fazla yapamaz. O da adaletsizlik olur. Onu da eleştirdik buradan, biliyorsun, en ağır şekilde.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN TUTUMU

Yani haksızlığı, adaletsizliği, yanlışı kim yaparsa yapsın Büyük Birlik Partisi bunu söyler. İster iktidar yapsın, ister muhalefet yapsın. İster benim belediyem yapsın, yine söylerim. Çünkü biz doğruya doğru, yanlışa yanlış diyenlerin kurduğu Büyük Birlik Partisi'yiz. Onun için bir kere daha bunu işte somut olarak göstermiş olduk, değerli arkadaşlar. Ve bir an önce siz de orada mecliste teklifinizi verin, bunu gösterin ve bu zamlar enflasyon düzeyinde yapılsın.

Galeri