Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici'nin açıklamalarının tamamı şu şekilde:
"Kıymetli basın mensupları, değerli vatandaşlarım. Salonumuzda bulunan kıymetli dava arkadaşlarım. Cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Birkaç haftadır gerçekleştirmediğimiz ama Eylül itibarıyla bundan sonra her hafta gerçekleştireceğimiz basın toplantımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum.
GİRNE AÇIKLARINDA BATAN YOLCU GEMİSİ
Kıymetli basın mensupları, kıymetli misafirlerimiz, değerli dava arkadaşlarım. Biliyorsunuz birkaç gün önce Kıbrıs Girne Limanı'ndan Mersin Taşucu Limanı'na gitmek üzere hareket eden bir yolcu gemisi, yolcu feribotu maalesef Girne açıklarında battı. Ve bu hadisede 8 vatandaşımız ilk tespitte hayatını kaybetti. Onları bir kere daha rahmetle yâd ediyorum. Ailelerine, yakınlarına, sevdiklerine, Kuzey Kıbrıs Türk halkına, Türk devletine ve Türk milletine, milletimize başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum.
Tabii yirmi civarında vatandaşımıza da kardeşimize de insanımıza da henüz ulaşılabilinmiş değil. Türkiye’den giden iki büyük arama kurtarma gemisi ve battığı 500-600 metre derinlikten o feribotu alıp çıkaracak olan gemiler Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a gitti. Ve dünden itibaren de bu çalışmalar sürdürülüyor. İnşallah bugün yarın gemiye ulaşılacak ve o yirmi civarında kayıp olan kardeşimiz gemide midir, başka bir yerde midir? Bunlar da ortaya çıkacak. Tabii ki hepimizin temennisi, duası bu henüz ulaşılamayan yirmi vatandaşımıza, kardeşimize ümidimiz az olsa da sağ ve salim bir şekilde ulaşmayı ümit ediyoruz. Duamız da niyazımız da bu yöndedir.
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ İLE İRTİBAT
Tabii biz olayın ilk anından itibaren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanımız Sayın Erhan Arıklı Bey olmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk yetkilileriyle, Türkiye Cumhuriyeti devletimizin yetkilileriyle görüşüyoruz.
Hem Kıbrıs görevimiz teşkilat başkanımız hem Mersin Teşkilatımız olayın ilk anından itibaren de hep olay yerinde oldular. Yaralarımızın yanında bulundular. Yakınlarını kaybeden ailelerin yanında bulundular. Taziyelerini ilettiler. Ve sürekli de onlarla da irtibat hâlindeyiz.
SORUŞTURMA SÜRECİ VE DESTEK
Tabii bir soruşturma süreci var. Bu soruşturma süreci sonunda da burada geminin, feribotun bir eksiği var mıdır? Bu batma hangi sebeplerle gerçekleşmiştir? Olumsuz hava şartları mı buna sebep olmuştur? Yoksa feribottaki eksiklikler mi? Ya da mürettebatın duyarsızlığı mı buna sebep olmuştur, hatası mı buna sebep olmuştur? Bunlar ortaya çıkacaktır.
Başta Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı ve tüm hükûmet yetkilileri olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu konuda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'yle tam bir iş birliği içerisinde bu araştırmaları takip etmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Devleti'ne ve Türk halkına her türlü desteği de Türkiye olarak vermektedir.
Ben onun için hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine hem Türkiye Cumhuriyeti devletine ve büyük Türk milletine bir kez daha geçmiş olsun diyorum. Ve başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Dediğim gibi olayın gerçekliği de mutlaka ortaya çıkarılacak ve bir hatası, ihmali, kusuru olan varsa da mutlaka bunlar tespit edilip gerekli müeyyidelerle de karşı karşıya kalacaklardır.
İSTANBUL SİLİVRİ AÇIKLARINDA GEMİ KAZASI
Kıymetli vatandaşlarım, değerli basın mensupları; maalesef bugün de İstanbul Silivri açıklarında iki gemi çarptı. Ve bu çarpışma sonucunda maalesef bir gemiye henüz ulaşılabilmiş değil. Ve bu geminin on personeline de mürettebatına da ulaşılabilmiş değil. Biraz önce Ulaştırma Bakanımızın açıklamalarını canlı yayında dinledik.
Ulaştırma Bakanlığımız başta olmak üzere devletimizin tüm ilgili birimleri bu kayıp olan gemiyi ve on mürettebatı bulmak için var güçleriyle tüm imkânları seferber ederek çalışmalarını sürdürmektedir. İnşallah burada bu on personelimize de sağlıklı olarak inşallah onlar bulunur ve ailelerine kavuşurlar diye ümit ediyoruz. Onlar için de dua ediyoruz. Tekrar geçmiş olsun dileklerimizi de buradan şahsım ve camiam adına bir kez daha iletiyorum.
ZABITA HAFTASI MESAJI
Kıymetli kardeşlerim, değerli basın mensupları; 1-7 Eylül arası Zabıta Haftası biliyorsunuz. Özellikle yerel yönetimlerde ilçelerimizde, illerimizde, büyükşehirlerimizde hem yerel hizmetlerin sağlıklı bir şekilde, aralık bir şekilde yürütülmesi hem de esnaf, çarşı, pazar kontrolleri, burada halkın, vatandaşın güvenli bir şekilde alışverişini yapması, huzurlu bir şekilde ticaretine devam etmesi noktasında yasalar çerçevesinde zabıtamız önemli bir görev ifade etmektedir.
Yani bir taraftan hayatın akışının normal şekilde sürdürülmesini temin ederken diğer taraftan da görev yaptıkları ilçelerde, illerde halkın güvenliğini, huzurunu da temin edecek bir şekilde görev yapmaktadırlar.
Ben bu vesileyle tüm zabıtalarımızın 1-7 Eylül Zabıta Haftalarını tebrik ediyorum. Ve kendilerine sağlıkla başarılı çalışmalar diliyorum. Tüm zabıtaları da şahsım ve partim ve camiam adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Selam olsun zabıtalarımıza.
BALIK AV SEZONU
Kıymetli kardeşlerim, 1 Eylül, denizlerde de av yasağının bitip yeni av sezonunun başladığı; yani Virabismillah denilen bir tarih. Balıkçılarımız, balık avlayan kardeşlerimiz, Türkiye'nin balık ihtiyacının karşılanmasında önemli hizmetlerde bulunan kardeşlerimiz dün av sezonunu açtılar.
Ben başta balıkçılarımız olmak üzere Türk vatandaşlarımız için, ülkemiz için yeni av sezonunun bol ve bereketli olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.
Tabii işte gemilerin batma hadisesi, bunlar her zaman denizlerde balıkçılık yapan kardeşlerimizin de vatandaşlarımızın da başına gelebilecek işler. Cenab-ı Hak sezonu onlar için hem bereketli kılsın hem de her türlü kazalardan, belalardan koruyarak sağlıklı bir şekilde avlanmalarını; bir taraftan ailelerinin rızkını temin ederken diğer taraftan da milletimizin sağlıklı beslenmesine üstün hizmetlerde bulunmayı da kendilerine nasip etsin. Ve tekrar av sezonları hayırlı olsun diyor. Bir selam da balıkçılara.

ADLİ YIL AÇILIŞI
Kıymetli kardeşlerim, dün adli yılın da açış günüydü. Biz de Yargıtay'da düzenlenen, Yargıtay Başkanlığımızda düzenlenen, Cumhurbaşkanı vekili olarak törene katılan Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz, yüksek yargı organları başkanlarımız, Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürler başta olmak üzere, katılan bakanlarımız ve diğer misafirlerle birlikte, siyasi parti temsilcileri de birlikte biz de yeni adli yılın açılış törenine katıldık. Öncelikle yeni adli yılın, tüm yargı mensuplarımıza, tüm yargıçlarımıza, tüm hakimlerimize, tüm savcılarımıza, savunma makamında oturan avukatlarımıza, tüm yargı çalışanlarımıza ve onlar adına başarılı olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyor.
Tabii yeni yargı yılı, yeni yasama yılı elbette ki öncelikli olarak yargı mensuplarımızın hayırlı olması dileklerini hak ettiği bir açılış ve yeni yasama dönemi. Ama yargı, adalet, hukuk, bütün insanlarımızı ilgilendiren, en önemli meselelerimizden bir tanesi. Yani adaleti sağlayacak olan ya da sağlayan yargıçlarımızdır. Yardım kurumlarımızdır.
ADALET VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
“Adalet mülkün temelidir.” sözünde “mülkten” kast edilen devlettir. Otoritedir. Yani adaletin tam olarak gerçekleşmediği ya da hukukun üstünlüğünün tam olarak uygulanmadığı ülkelerden o ülkelerin devletlerinin uzun bir süre ayakta kalması mümkün değildir.
Aynı şekilde adaletin tesis edilmediği, hukukun üstünlüğünün geçerli olmadığı ülkelerde toplumsal huzurdan ve barıştan da söz etmek mümkün değildir.
Elhamdülillah bu topraklar ve Türkler, tarihte her zaman adaleti yönetimlerinde hâkim kılmışlardır. Her zaman hukukun üstünlüğünü esas almışlardır. İslam'dan önceki Türk tarihinde de Türkler'de de bu böyledir. İslam’la şereflendikten sonra devlet kuran Türklerde de topluluklarda da bu böyle devam etmiştir. Bu esas her zaman göz önünde tutulmuştur.
TÜRK VE İSLAM TARİHİNDE ADALET
Türk tarihine baktığımızda adaletle ilgili örnekler Peygamber Efendimizin hayatından başlayarak özellikle dört halife dönemi ve daha sonraki adil hükümdarlar, halifeler dönemlerine baktığımızda bütün vatandaşlara eşit ve adil bir şekilde yaklaşılmıştır.
Hangi etnik kökene mensup olursa olsun, hangi mezhebî anlayışa mensup olursa olsun, hangi inanca mensup olursa olsun, Türk ve İslam devletlerinde, Müslüman Türk devletlerinde ve İslam öncesi Türk devletlerinde asla bir ayrım yapılmadan hukuk eşit olarak uygulanmıştır. Yani herkes için adalet öncelenmiştir.
TOPLUMUN ADALET BEKLENTİSİ
Şu anda toplumumuzda, ülkemizde adalet en çok konuşulan konuların başında gelmektedir. Ve maalesef bugün cezaevlerimiz aşırı bir yoğunlukla karşı karşıya gelmektedir. Dünkü yeni yasama dönemi açılışında Barolar Birliği Başkanı'nın konuşmasında da Yargıtay Başkanımızın konuşmasında da Cumhurbaşkanı vekilimizin konuşmasında da benzer konular dile getirilmiştir.
O da nedir? Uzun tutukluluk süreleri, masumiyet karinesine özen gösterilmesi, hassasiyet gösterilmesi, cezaevlerinin aşırı doluluğu gibi konular, toplumda da konuşulan, gündem olan konular orada da dile getirilmiştir. Türkiye elbette ki hukuk konusunda da adalet konusunda da epey yol aldığı, mesafe aldığı konular olmuştur. Ama hâlâ Türkiye'nin önünde bu kapsamda çözülmeyi bekleyen meseleler de vardır.
Bugün toplumun en önemli beklentilerinden bir tanesi huzurdur. Huzurun tesis edilmesidir. Adaletin herkes için uygulanmasıdır. Ve biraz önce bahsettiğim hem Türk tarihinden hep İslam tarihinden örnekler verdiğimizde etnik kökenine, siyasi anlayışına, mezhebî anlayışına, inancına bakılmadan, bölgesine bakılmadan bütün vatandaşlarımız için adaletin eşit bir şekilde uygulanması istenmektedir.
Ve adalet kurumumuzun başında olan -biraz önce bahsettim- bütün makam sahipleri de bizim bu söylediklerimizi dile getirmektedir.
Bu aslında ümit verici olan, güzel olan, iyi olan şey de budur. Adalet Bakanımız da aynı şeyleri söylemektedir, Yargıtay Başkanımız da aynı şeyi söylemektedir. Barolar Birliği Başkanı da benzer şeyleri söylemektedirler. O zaman bütün kurumlarımızın başı, siyasi partilerimiz, halk aynı şeyleri söylüyorsa, aynı taleplerde bulunuyorsa ya da aynı konulardan şikâyetçi oluyorsa o zaman sorun bellidir, mesele bellidir ve bunun aslında çözümü de bellidir.
Bu çözüm konusunda da hem geçmiş yıllarda hem de özellikle bu dönemde çok önemli adımlar atılmaktadır. İşte bunlardan birisi nedir? Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması meselesidir.
FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİN AYDINLATILMASI
Sayın Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olması ve tabii ki bu meseleleri Sayın Cumhurbaşkanımızla ve ilgili kurumlarla istişare ettikten sonra atılan adımlar toplumumuzun her kesiminde büyük bir heyecan dalgası meydana getirmiştir.
Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılması, Behçet Oktay cinayetinin aydınlatılması, Gülistan Doku cinayetinin aydınlatılması çalışılması, bütün bunlarla yürütülen çalışmalar ve benzer faili meçhullerin tamamının bir Faili Meçhul Komisyonu kurularak -ki biz de gittik, o komisyonla da görüştük, toplantı yaptık. Gerçekten çok ciddi bir komisyon. En yetkin kişilerden oluşturulmuş bir komisyon. Ve bu komisyonun kurulduğu andan itibaren Adalet Bakanımızın gözetiminde ve gerektiğinde başkanlığında yaptığı çalışmalar gerçekten takdire şayandır.-
MUHSİN YAZICIOĞLU VE ARKADAŞLARININ ŞEHADET SÜRECİ
Bizi camia olarak en çok ilgilendiren şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu başkanımızın ve onunla birlikte şehadete yürüyen Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İsmail Güneş kardeşlerimizin şehadet süreçlerinin aydınlatılması meselesidir.
Bu mesele de Adalet Bakanlığımız tarafından faili meçhul olarak ele alınmış ve Faili Meçhul Suçları Araştırma Komisyonu tarafından araştırılmaya başlanmış, ve bunun neticesinde Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığında yıllardır sürüncemede olan dosya, iki kere takipsizlik kararı verilmiş olan dosya, bizlerin itirazı ve gayretiyle takipsizlik kaldırılmış olsa da en son 2018 yılında takipsizlik kararı kaldırılmasına rağmen 2026 yılına kadar bir iddianame yazılıp dava açılmamış olması bile tek başına durumun vehametini ortaya koymaktadır.
SORUŞTURMA DOSYASININ ANKARA’YA ALINMASI
Bütün bunlardan dolayı dosya, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı vermesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ciddi bir şekilde soruşturulmaya başlanmıştır. Ve neticede ilk dalga operasyonlar gerçekleştirilmiştir. Ve helikopterin nasıl düştüğü ya da düşürüldüğü meselesi üzerine yoğunlaştırılmıştır. Ve ciddi delillere ve bulgulara ulaşılmıştır.
Biz de zaten daha önce de sizinle paylaştım. Darbenin ertesi günü yani 16 Temmuz 2016 yılında İzmir'den bir polis kardeşimizin beni arayıp, “İşte biz akşam Marmaris'e gittik. Cumhurbaşkanımıza yapılan saldırıyı önlemek için orada yakalanan darbeci FETÖ'cüler içerisinde Muhsin Başkanımızın ve arkadaşlarımızın düştüğü helikopterin cihazlarını söken iki asker de var. Birisi Astsubay Aydın Özsıcak, birisi Yarbay Davut Uçum.” diye bize bildirmesi üzerine biz pazartesi günü yani 18 Temmuz 2016'da Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına bunun dilekçesini vererek hem takipsizliğin kaldırılmasını hem de meseleye bu yönüyle de bakılmasını istemiştik ve ilk dalga operasyonun bununla ilgili yapıldığını görüyoruz.
SORUŞTURMANIN TAKİBİ VE BEKLENTİ
Ve burada şimdi inanıyoruz ki ve ümit ediyoruz ki bunun arkası gelecektir. Önümüzdeki günlerde arama kurtarma rezaleti başlığı olmak üzere bu hadiseyle ilgili bütün şüpheli noktaların üzerinde gidilecek ve burada kusuru, kastı olanlar mutlaka ama mutlaka hukuk önünde hesabını verecek ve bedelini ödeyecektir.
Biz de Büyük Birlik Partisi olarak ilk günden itibaren zaten meselenin, sürecin, davanın, soruşturmanın yasal tarafıyız. Sadece takipçisi değil, aynı zamanda müdahil, resmî müdahil taraflarından birisiyiz. Onun için hem bu mesuliyetle hem de şehit liderimiz Muhsin Başkanımız başta olmak üzere onunla birlikte şehadete yürüyen arkadaşlarımıza karşı olan mesuliyetimizin, sorumluluğumuzun bilinciyle ilk günden itibaren bu sürecin takipçisi olduk. Bundan sonra da takipçisi olmaya devam edeceğiz Allah'ın izniyle.
HUKUK POLİTİKALARI KURULU VE TAKİP SÜRECİ
Kıymetli kardeşlerim, kıymetli dava arkadaşlarım bu vesileyle şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve onunla birlikte şehadete yürüyen arkadaşlarımızı bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.
Partimizde Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Avukat Samet Bağcı Bey'in başkanlığında bir Hukuk Politikaları Kurulumuz var. Komisyonumuz var. Bu komisyonumuzun içinde de değerli avukat, hukukçu arkadaşlarımız var. Dışarıdan da hukukçulardan destek alıyoruz. Ve dolayısıyla da bu meseleyi başından beri olduğu gibi bugün de çok hassas bir şekilde, kararlı bir şekilde takip ediyoruz. Ve mesele aydınlatılana kadar da takip etmeye devam edeceğiz.
Biz biliyorsunuz meseleyi başından itibaren asla kaza demedik. Bugün geldiğimiz noktada özellikle Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek'in dosyayla ilgili, süreçle ilgili açıklamalarını da takdirle karşılıyoruz. Burada artık kasten öldürmeden, planlayarak öldürmeden, tasarlayarak öldürmeden, bir cinayetten, bir suikastten bahsediliyor. Artık mesele netleşmiştir. Ve biz de bugün çok net bir şekilde bu sürecin bir suikast olduğunu, bir kaza olmadığını, çok açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz. Ve bu suikastin de, bu tasarlayarak adam öldürme suçunun da Bakanlığımız öncülüğünde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yürütülen soruşturmada net bir şekilde ortaya çıkarılacağını, faillerinin bulunacağını, aydınlatılacağını ve hukuk önünde de bedelini ödeyeceklerini biliyoruz, buna inanıyoruz ve bunun da takipçisiyiz.

TÜRK VE İSLAM COĞRAFYASINDA KAN VE GÖZYAŞI
Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım; değerli vatandaşlarım. Tabii Türk ve İslam coğrafyasında kan ve gözyaşı bitmiyor. Doğu Türkistan'da hâlâ Kızıl Çin'in işgali, zulmü, katliamları, fikrî ve fiilî soykırımları devam ediyor.
Çin bütün bu yaptıklarını örtmek ve sanki orada bir işgal yokmuş, orada bir soykırım yokmuş algısı oluşturmak için son dönemlerde Türkiye'den bölgeye heyetler götürüyor. Gazetecileri götürüyor, siyasetçileri götürüyor. En son bilim adamlarını götürdü, üniversite hocalarını götürdü.
DOĞU TÜRKİSTAN VE ÇİN ZULMÜ
Ve üzülerek ifade ediyorum ki Çin hükûmeti tarafından oraya götürülen bu ekipten dönüşte bir kişinin ağzından bile “Çin zulmediyor. Çin işgali devam ettiriyor. Çin kamplarda binlerce, on binlerce Doğu Türkistanlıyı ölüme mahkûm ediyor. İnanç hürriyetleri yok. Milliyetlerine sahip çıkamıyorlar.” Bunları duymuyoruz.
Sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir hava oluşturuyorlar. Bu ayıptır, bu günahtır. Bu, milletine ve mazlumlara ihanettir açıkça ifade ediyorum. Değerli arkadaşlar, bir kere hiçbir şey konuşmadan şu bile her şeyi gösterdiğiniz değil mi?
DOĞU TÜRKİSTAN’IN NÜFUSU VE ASİMİLASYON ELEŞTİRİSİ
1949'da Doğu Türkistan işgal edildiğinde nüfusu 30 milyondu. O zaman dünya nüfusu ne kadardı? 1 milyar bile yoktu. Farz edelim ki 1 milyar olsun. Bugün dünya nüfusu kaç milyar olmuş? 8 milyarı geçmiş. Peki Doğu Türkistan’daki Uygur Türkü nüfusu ne kadar olmuş. 25 milyona düşmüş. Yani bir katına bile çıkmamış. İki katına, üç katına bırak.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda bizim nüfusumuz kaçtı? 13 milyon. Bugün 80 milyon. “Biz de yakıldık, yıkıldık, yok edildik, asimilasyona uğradık” diyenlerin nüfusu 1 milyondu. Bugün 10 milyon. Eğer asimilasyon olsaydı, yakılsalardı, yıkılsalardı Doğu Türkistan gibi olurdu. 30 milyonlar, 25 milyonlar… Bir milyondan 150 bine düşerlerdi. Bugün 10 milyon.
ÇİN’İN DOĞU TÜRKİSTAN POLİTİKASINA TEPKİ
Yani biz böyle ülke olarak haksız ithamlarla karşı karşıya kalırken Çin beynini soykırıma rağmen buradan götürdüğü gazeteci, üniversite hocası, siyasetçiler tarafından neredeyse alkışlanacak. Bir kere daha söylüyorum: Bu ayıptır. Bu ahlaksızlıktır, bu vicdansızlıktır. Bu, milletine ve tarihine ihanettir.
Onun için Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı zulüm nasıl güneş balçıkla sıvanmazsa onun da üstü örtülemez. Çin işgalcidir, katliamcıdır ve soykırımcıdır. Açıkça ifade ediyorum.
ÇİN İLE TİCARET VE CARİ AÇIK
Ve bugün Çin sadece kardeşlerimize, soydaşlarımıza soykırım yapmakla kalmıyor. Bugün bizim dış ticaret açığımızın, cari açığımızın da birinci sebebi Çin'le olan ticarettir.
Çin'e 4-5 milyar dolarlık satış yaparken 50 milyar dolar üzerinde bir alış yapıyoruz. 45-50 milyar dolarlık bir dış ticaret açığımız var. Bizim cari açığımız da zaten bu kadar. Bu kadar. Onun için her Çin'le olan ticarete ve ilişkilere dikkat çekiyorum ve bundan sonra da çekmeye devam edeceğim.
TÜRK VE İSLAM COĞRAFYASINDA SOYKIRIMLAR
Kıymetli kardeşlerim, benzer soykırımlar yine Türk ve İslam coğrafyalarında yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. İşte İsrail Filistin'de, Gazze'de yüz bine yakın masum çocuk, kadın ve sivili katletti, soykırıma tabi tuttu. Ne oldu Uluslararası Ceza Mahkemesi'ndeki yargılama? Donduruldu. Var mı bir şey? Bir gelişme yok. Çünkü İsrail'in baş destekçisi ABD, dünyanın jandarması olarak buna müsaade ediyor.
Şimdi Bosna'da Sırplar, Boşnakları katlettiler, soykırıma tabi tuttular. Sadece Srebrenitsa’da 8 bin masum, silahsız insan Sırplar tarafından katledildi, soykırıma tabi tutuldu ve o katliamın baş aktörü, Sırp Kasabı diye bilinen Ratko Mladiç geberdi. Elbetteki Allah’a hesabını verecek. Zebaniler yakasına yapışacak. Biz buna inanıyoruz. Ama bakıyorsunuz Sırbistan, bu Sırp kasabı için devlet töreni düzenleyeceğini açıkladı.
SIRBİSTAN’A TÖREN TEPKİSİ VE HIRVATİSTAN’IN TUTUMU
Hırvatistan'ı tebrik ediyorum. Böyle bir durumda Sırbistan'ın Avrupa Birliği'ne girişini veto edeceklerini açıkladı. Ama Hırvatistan kadar net bir duruş henüz başka bir ülkeden görmedim. Avrupa Birliği'nin sadece Hırvatistan değil, bütün ülkelerin, Avrupa Birliği'nin bir bütün olarak Sırbistan'ı bu konuda uyarması, şayet böyle bir şey olursa Avrupa Birliği'yle ilişkilerinin sona ereceğini iletmesi gerekir.
Türkiye, Türk milleti olarak biz asla buna sessiz kalamayız. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti mazlumların sesidir. Haksızlıklar ve zulümler karşısında dünyada en çok sesini yükselten ülkedir. Sayın Cumhurbaşkanımız bunu bizzat biliyorsunuz, İsrail eski cumhurbaşkanının yüzüne “One minute.” diye söylemiştir. Bu dönemde de aynı durum geçerlidir. Nerede bir zulüm ve zalim varsa Türkiye onun karşısındadır.
BOSNA, GAZZE VE DOĞU TÜRKİSTAN VURGUSU
Bu Sırbistan'ın Ratko Mladiç’e devlet töreni yapacağı açıklamasına da Türkiye'nin çok sert bir şekilde açıklamayla karşılık vermesi gerekir. Çünkü bu kabul edilemez. Buna sessiz kalınırsa o zaman merhum Aliya İzzetbegoviç’in sözü aklımıza gelir. “Unutulan soykırım tekrarlanır.” demişti.
Onun için Bosna'daki soykırımda, Gazze'deki soykırımda, Doğu Türkistan'daki soykırımda, Mora'dakini de, Selanik'tekini de, Kıbrıs'takini de, Ahıska'dakini de, Çeçenya'dakini de unutmadık ve unutmayacağız. Unutursak kanımız kurur, onun için unutmayacağız.
İSRAİL VE NETANYAHU’NUN TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALMASI
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli dava arkadaşlarım. Tabii şimdi bakıyorsun, İsrail'in bu katil, soykırımın baş mimarı, başbakanı Netanyahu; şimdi seçimler var İsrail'de ve seçimlerde Türkiye'yi hedef alarak yeniden seçimlerden galip çıkmayı ve konumunu muhafaza etmeyi arzuluyor.
Bunun için de her fırsatta Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, onun cumhurbaşkanına, ilgili kurumlarına ya da kurumların başındaki kişilere saldırıyor. Tabii o kendine yakışanı yapıyor. Biz buna razı değiliz. Öyle yapmasa şüpheleniriz. Dolayısıyla o kendine yakışanı yapıyor.
TÜRKİYE’YE YÖNELİK SALDIRILARA ORTAK CEVAP ÇAĞRISI
Ama bu taraftan Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak cumhurbaşkanına ya da hükûmetine yapılan, özellikle katil Netanyahu tarafından yapılan saldırılara bizim topyekûn cevap vermemiz gerekiyor. Topyekûn bir duruş sergilememiz gerekiyor. Ama dediğim gibi bir fire dahi vermeden, bir millet olarak bizim bu saldırılara, bu hakaretlere, bu pervasızlıklara eksiksiz, topyekûn birlik hâlinde cevap vermemiz gerekiyor.
Çünkü seçimi kaybedeceğini anladığında bu saldırganlığı daha da artacaktır. Gerekiyorsa Türkiye'yle bir çatışmayı dahi göze alabilecektir. Elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve kahraman Türk ordusu da buna hazırdır.
TÜRK ORDUSU VE İSRAİL’E UYARI
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İsrail'in kolayca operasyon yaptığı bölgelerine ya da Suriye Devleti'ne ya da İran’a ya da Ürdün’e benzemez. Burası kadim Türk devletidir. Binlerce yıllık ordu geleneğine sahip kahraman bir ordusu vardır. Ve kim bulaşırsa onu ininde gebertecek kudretine sahiptir.
Zaten İsrail'de aklı başında olan siyasetçiler ve toplumunun önde gelenleri de bu hatırlatmaları yapmaktadır. Onun için Türkiye'ye bulaşan elbette belasını da bulacaktır.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE ARZUSU VE TERÖRLE MÜCADELE
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; hepimizin ortak arzusu Türkiye'nin terör belasından kurtulmasıydı. Ve Türkiye kırk yıldan fazla bir süre terörle mücadele etti. Aslında bu bir isyan hareketiydi. Geçmişte olan isyan hareketleri, bir isyan hareketi, bir eşkıyalık hareketildi. Daha sonra bebek katili, İmrali canisi Abdullah Öcalan’ın öncülüğünde organize bir terör örgütüne dönüştü PKK.
Ve tabii bir terör örgütüne, uluslararası bir terör örgütüne dönüşmesi kendi kabiliyetleriyle olan bir şey değildir. Amerika Birleşik Devletleri'nden İsrail'e, Rusya'dan Fransa'ya, hatta bazı komşu ülkelerimizin destekleriyle bu noktalara geldi ve binlerce askerimiz, polisimiz şehit oldu. On binlerce insanımız, korucumuz, öğretmenimiz, imamımız hayatını kaybetti. İki trilyon dolardan fazla ekonomik kaybımız oldu.
TERÖR ÖRGÜTÜNÜN BİTİRİLMESİ VE SÜRECİN BAŞLANGICI
Elbette hepimiz bunun bitmesini, bitirilmesini, yok edilmesini ve Türkiye'nin terör belasından kurtularak ayaklarındaki prangalardan kurtulmasını hep arzu ettik ve isteriz. Ve neticede Türkiye Cumhuriyeti Devleti esasen geçmiş yüzyıllarda ya da yirminci yüzyılın başlarında gerçekleşen isyanları nasıl bastırdıysa, nasıl o isyancıları yok ettiyse ve yendiyse, aslında PKK’yı da yendi. Elebaşısını tuttu, getirdi ve İmralı Adasında kodese tıktı. Türkiye içinde neredeyse bir tane silahlı örgüt üyesi kalmadı. Tamamını bitirdi.
Suriye'nin kuzeyinde, Irak'ın kuzeyinde varlıklarını devam ettirdiler. Ve neticede Türkiye bu terör üretiminin tamamen ortadan kaldırılması için bir Terörsüz Türkiye adımı attı. Bu sürecin başında ne dendi? Şartsız, müzakeresiz, pazarlıksız olarak terör örgütü silahlarını bırakacak ve tüm unsurlarıyla kendini feshedecek. Buna hiçbirimiz itiraz edemeyiz. Silah bırakacak, kendini feshedecek. Eyvallah.
TERÖRLE MÜZAKERE VE TERÖR ÖRGÜTÜNE GÜVEN TARTIŞMASI
Bugün en son Meclisten geçen kanunla birlikte bu süreci takip edecek, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında bir kurul oluşturuldu. Biz işin başından itibaren şunu söyledik: Bir, terörle, teröristle müzakere olmaz, mücadele edilir. İki, teröriste ve terör örgütüne güvenilmez.
Bunlar sadece terörist değil, aynı zamanda siyasi bölücülerdir dedik. Bunlar kendilerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve Türk milletine ait hissetmiyorlar. Bir aidiyet bağları yok dedik. Neticede bu kadar süreç ilerlemiş, Meclisten yasa çıkmış olmasına rağmen yapılanları görüyoruz.
AMEDSPOR VE TÜRK BAYRAĞI ELEŞTİRİSİ
PKK'llar DEM’liler, terörist bölücüler için şehit merasimleri düzenliyorlar. Bu ne büyük bir hadsizliktir, pervasızlıktır, ahlaksızlıktır. Bu siyasi bölücülüktür. Amedspor diye bir takım var. Adı Diyarbakırspor. Nereden çıktı Amed? Türkiye'de Amed diye bir vilayet mi var? Bir bölge mi var? Amed'i asla kabul etmiyoruz. Federasyonun da kabul etmemesi lazımdı. O isimleri lige almaması lazımdı. Lisanslarını onaylamaması lazımdı. Önce “Doğru dürüst adını düzelt, gel.” demesi lazımdı.
Bir tane Türk bayrağı görüyor musunuz statta? Görmüyorsunuz. Daha geçtiğimiz günlerde Mehdi Zana öldü, cenazesi yapıldı. Hangi bayrağa sarıldı? Gördünüz mü bayrağı, bayrağın renklerini? Türk bayrağını içselleştirmiş değiller. Bizatihi terör eylemi yapan teröristlerden bahsetmiyorum. Onlar zaten kabul etmiyor.
TÜRK PASAPORTU VE BAYRAK TEPKİSİ
Büyük Millet Meclisi sıralarında oturup milletvekili maaşı ve emekli maaşını birlikte alanlar da eline Türk bayrağı almıyorlar. Ama ceplerinde ay yıldızlı Türk pasaportu var. Hadi onu da bırak. Delikanlıysan o pasaportu da alma. Türk bayrağını almıyorsun eline. Hadi pasaportu da alma. Git Kürdistan pasaportunu al. Orada bir tane var. Git onu al.
Bu kadar da iki yüzlüler. Bu kadar da sahtekârlar. Menfaatlerine gelince ay yıldızlı pasaportu cebine koyuyor. Çıkarken ya da girerken başka bir ülkeye ay yıldızlı Türk pasaportu ile giriyor. Ama burada almıyor eline Türk bayrağını. Hala İstiklal Marşı’nı okumuyorlar. Bağımsızlığımızın timsali olan ay yıldızlı al bayrağımızı eline almayan, İstiklâl Marşı'mızı okumayanlarla biz nasıl ayrı milletin ferdi olacağız? Nasıl kardeş olacağız? Nasıl birliğimizi bütünlüğümüzü sağlayıp iç cephemizi güçlendireceğiz? Biz buna inanmıyoruz. İnanamıyoruz.
SİYASİ BÖLÜCÜLÜK VE SÜRECİN DEVAMI TARTIŞMASI
Ve başında da söyledik: Biz bu hainlere, siyasi bölücülere güvenmiyoruz. Asla bölücülükten vazgeçmiş değiller. Bu yasayı da bir adım olarak görüyorlar. “Surda bir gedik açtık.” diyorlar. “Devamı ve arkası gelecek.” diyorlar. Ama devamını, arkasını bu Türk milleti onlara gösterecek. Onlar bir başka devam ve arkası bekliyorlar ama Türk milletinin de kendine göre bir senaryosu var.
Devlet bir adım atmıştır. Ya sözlerinde dururlar, şartsız, pazarlıksız, müzakeresiz, silahların tamamını bırakıp kendilerini feshederler ya da akıbetleriyle yüzleşirler, bu kadar basit. Akıllarını başlarına alsınlar. Teröriste şehit töreni olmaz. Vatan hainine, Mehmetçiğe kurşun sıkana, askerimizi, polisimizi şehit edene, öğretmenlerimizi şehit edene şehit muamelesi yapılmaz. Onlar teröristtir, katildir, vatan hainidir. Onlara da müsaade edilmemesi lazım. Süreç adına bunlara da göz yumulamaz, sessiz kalınamaz. Göz yumulursa, sessiz kalınırsa, yasa işletilmezse, hukuk işletilmezse bunlar daha da pervasızlaşırlar. Onun için biz buradan uyarılarımızı yapıyoruz.
KİMLİK, DİL VE ÜNİTER YAPI VURGUSU
Elbette birlikten beraberlikten yanayız. Elbette kardeşlikten yanayız. Elbette terörsüz, teröristsiz Türkiye'den yanayız ama bunlar için de kimliğimizden, dilimizden, devletimizin tekliğinden, ülkemizin bütünlüğünden, milletimizin birliğine ve kardeşliğine de taviz verecek değiliz. Kimse de bizden bu tavizi beklemesin.
Biz bin yıldır Kürtlerle bu topraklarda kardeş olarak yaşıyoruz. Bu kanun mu bizi kardeş yapacak? Kanunla kardeş mi olunur? Bu süreç mi bizi kardeş yapacak? Biz zaten kardeşiz. Biz Allah'ın emriyle kardeş olmuşuz. Biz bin yıldır bu topraklarda kız alıp kız vererek kardeş olmuşuz. Kan birliği, inanç birliği oluşmuş aramızda. Vatan birliğimiz var. Biz zaten kardeşiz.
KÜRTLERLE KARDEŞLİK VE PKK AYRIMI
Kimle? Kürtlerle kardeşiz. Biz PKK'lılarla kardeş değiliz. Biz vatan hainleriyle kardeş değiliz. Biz siyasi bölücülerle kardeş değiliz. Onların da zaten böyle bir derdi yok. Onun için bölücülüğe devam ediyorlar.
En tehlikeli olan noktalarından bir tanesi de sanki Kürtlerle Türkler yeni barışıyormuş, sanki Türklerle Kürtler arasında bir savaş olmuş da bu şimdi barışa çeviriyormuş gibi bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. En büyük itirazlarımızdan birisi de bunadır. Türklerle Kürtler tarihin hiçbir döneminde savaşmamıştır. Ancak hainler çıkmıştır, isyancılar çıkmıştır, devlet onlara hadlerini bildirmişlerdir.
KÜRT MESELESİ DEĞİL TERÖR MESELESİ VURGUSU
Onun için bu mesele böyle bir mesele. Onun için bir Kürt meselesi diye bir mesele de yoktur. Terör meselesi var. Bunun da altını çizmek isteriz. Siz birilerinin “Kürt meselesi, Kürtlerle barış yapın.” dediği anda o da ihanet etmiş sayılır. Çünkü öyle bir meselemiz yok. Kürtler bizim kardeşimiz. Hem din kardeşimiz hem kan kardeşimiz. Büyük Birlik Partisi kurulduğu günden bu yana bu konularda çok açık ve net bir biçimde fikirlerini açık yüreklilikle dile getirmiştir. Bundan sonra da dile getirmeye ve uyarmaya, uyarılarına yapıcı, yol gösterici bir siyaset anlayışıyla devam edecektir.

ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI VE İSLAM DÜNYASI
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; en son bir Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında. Sonra Mısır buna katıldı. Ve yeni İslam ülkelerinin katılabileceği, kapının açık olduğu belirtildi. Biz bu bütün anlaşmaları iyi niyetli olarak görüyoruz. Türkiye'nin, İslam âleminin ve coğrafyamızın güvenliğine, huzuruna, barışına yönelik girişimler ve anlaşmalar olarak değerlendiriyoruz. Ve bu ortak savunma anlaşmasına katılan devletleri ve katılacak olan devletleri de kutluyoruz.
Bu birliğin daha geniş bir pahta dönüşmesini ama işin esasında kalarak bu birliğin oluşturulmasını ve gerektiğinde de fiilî adımlar atmasını bekliyoruz. İlk atılacak adım da İsrail adımı olmalıdır. Çünkü orada on binlerce Müslüman katledilmiştir, soykırıma tabi tutulmuştur. İsrail'e karşı ortak bir tavır ve adım atılmazsa bu hattın ve de bu birliğin İslam dünyasında bir albenisi olmaz.
ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ TOPLANTISI VE TÜRK DÜNYASI
Dün Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti heyeti iki gündür Kırgızistan’da Şanghay İşbirliği toplantısına katıldılar. Ve takip ettiğimiz kadarıyla da başarılı bir toplantı ve görüşme trafiği sürdürülmektedir.
Tabii Şanghay'ın en önemli ya da büyük iki ülkesi var: Rusya ve Çin. Bu iki ülkeye baktığımızda Türk tarihini gözümüzün önüne getirdiğimizde biz en çok mücadeleyi bunlarla yapmışız. En çok Türk toprakları işgal edenler bunlar. En çok Türk katledenler bunlar. En çok Türkleri yerinden yurdundan eden, esaret altına alan bunlar.
RUSYA, ÇİN VE TARİHİ HAFIZA
Kırım'da yüz binlerce, milyonca insanları trenlere doldurup ölüm yolculuğuna çıkaranlar bunlar. Biraz önce Doğu Türkistan’dan bahsettik, Uygur Türklerinden bahsettik, Ahıskalılardan bahsettik. Çeçenistan’dan bahsettik, Kafkaslardan bahsettik. Dolayısıyla bunları da unutmadan, tarihi de unutmadan önümüze bakmalıyız. Bu ilişkilerimizi de buna göre sürdürmeliyiz.
Evet, kıymetli basın mensupları, değerli arkadaşlar; bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kere daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Sağ olun.
Sayın Destici, 2026-2027 Adli Yıl Açılış Töreni’ne katıldı
ÖNCEKİ HABER
Sayın Destici, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Sayın Celal'i ağırladı