Yükleniyor...
14 Temmuz 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Mustafa Destici: Adalet tecelli edinceye kadar takipçisi olacağız

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Genel Merkezimizde düzenlediği haftalık basın toplantısında, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki dava arkadaşlarımızın şehadetine ilişkin yürütülen soruşturmada yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi. Sayın Mustafa Destici: Adalet tecelli edinceye kadar takipçisi olacağız

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, dosyanın tüm yönleriyle aydınlatılması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini vurgulayarak, Büyük Birlik Partisinin adalet tecelli edinceye kadar sürecin takipçisi olmaya devam edeceğini ifade etti. Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici şunları söyledi:

"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım, öncelikle sizleri sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Salonda bulunan siz kıymetli kardeşlerimi tekrar saygıyla selamlıyorum. Bir haftalık olağan basın toplantımıza daha hoş geldiniz, şeref verdiniz.

ŞEHİT MUHSİN YAZICIOĞLU VE ARKADAŞLARI

Bugün tabii daha farklı bir günü yaşıyoruz ya da daha farklı günlerden geçiyoruz. Bizim için 25 Mart 2009'da kaybettiğimiz şehit liderimiz Muhsin Başkan'ımız, onunla birlikte şehadete yürüyen İsmail Güneş kardeşimiz, eşi hanımefendi burada; Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya... 17 yıldır bu şehitlerimizin şehadet süreçleriyle ilgili, bu hususun tüm şüpheler ortadan kaldırılıp aydınlatılmasıyla ilgili ve bu meselede kastı ve kusuru olanların hukuk önünde hak ettikleri cezayı almaları için bir mücadele veriyoruz.

SORUŞTURMANIN GEÇMİŞİ VE KAMUOYU BEKLENTİSİ

Partimizin kurucu genel başkanı, liderimiz Şehit Muhsin Yazıcıoğlu ile beraberindeki heyetin, biliyorsunuz, 25 Mart 2009 tarihinde yaşanan ve günümüze kadar uzanan şehadet süreciyle ilgili soruşturmada milletimizin vicdanında bu soruşturma derin izler bırakmış; kamuoyunun yıllardır tüm yönleriyle aydınlatılmasını beklediği en önemli, en baştaki dosyalardan birisi olma gerçeğini sürdürmüştür.

TAKİPSİZLİK KARARLARI VE HUKUKİ MÜCADELE

Bilindiği üzere geçmişte soruşturma ve dava sürecinin çeşitli aşamalarında dosyanın takipsizlikle sonuçlandırılmasına yönelik girişimler olmuş, iki kere takipsizlik kararı verilmiş ancak partimizin, ailelerin kararlı takibi, dava sürecini büyük bir özveriyle sürdüren avukatlarımızın hukuki mücadelesi sayesinde dosya yeniden değerlendirmeye alınmış ve soruşturma süreci, yargılama süreci devam etmiştir.

DOSYANIN ANKARA’YA GÖNDERİLMESİ

Bugün farklı bir aşamaya geçilmiştir. 12 Haziran 2026 tarihinde Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının dosyaya yetkisizlik kararı vererek Ankara'ya göndermesiyle birlikte, o gün de yaptığımız açıklamada artık bu süreçte yeni bir aşamaya geçildiğini ifade etmiştik.

YENİ SÜREÇ VE SORUŞTURMANIN KAPSAMI

Bugün gelinen noktada bizlerin talebi, Sayın Cumhurbaşkanımızın hassasiyeti, Adalet Bakanımızın dosyanın hiçbir yönü karanlıkta kalmaksızın aydınlatılması, maddi gerçeğin eksiksiz bir şekilde ortaya çıkarılması ve hukuki sorumluluğu bulunan herkesin hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde adalet önünde hesap vermesini sağlamaya yönelik ortaya koyduğu irade doğrultusunda yargı makamlarımız ile emniyet görevlilerimiz soruşturmayı yeniden ve kapsamlı bir şekilde yürütmektedir.

GÖZALTI VE YAKALAMA KARARLARI

Ve dün biliyorsunuz, dosya Ankara'ya geleli bir ay olmuştur. 12 Haziran'da gelmiştir. Ve 13 Temmuz'da 29 şüpheli hakkında yakalama ve gözaltı kararı çıkarılmıştır. Bu 29 şüpheliden ikisi FETÖ'den hâlen cezaevinde tutuklu bulunmaktadır. İkisi yurt dışında bulunmaktadır. Bir firar vardı. O yakalanmış olması lazım. Geriye kalanların tamamı gözaltına alınarak Ankara'ya getirilmiştir ya da getirilecektir ve ifadeleri burada alınacaktır.

SORUŞTURMANIN HUKUK VE DELİLLER EKSENİNDE YÜRÜTÜLMESİ

Ayrıca uzun bir dönem çeşitli nedenlerle ağır işleyen bu soruşturma sürecinin her türlü spekülasyondan, dış müdahale iddialarından ve istismardan uzak, yalnızca hukuk ve deliller ekseninde yürütülmesi, adaletin tecellisi bakımından da son derece önemli ve kıymetlidir.

ŞÜPHELİLER VE ÖNCEKİ SÜREÇLER

Soruşturma kapsamında haklarında işlem tesis edilen ve gözaltına alınan 29 şüpheli, zaten davanın yani soruşturmanın başlarından itibaren önemli bir kısmı soruşturma dosyalarında şüpheli olarak yer almaktaydı. Biraz sonra şüpheleri ayrıntısıyla konuştuğumuzda ne demek istediğimiz daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Dün gözaltına alınan kişiler içerisinde daha önce de gözaltına alınıp aylarca tutuklu kalmış şahıslar da vardır. Ama maalesef o dönemdeki soruşturmalar nihayete erdirilememiştir. Ve neticede aylarca tutuklu kalmalarına rağmen, verdikleri ifadeler inandırıcılıktan, ciddiyetten çok uzak olmasına rağmen maalesef daha sonra bırakılmışlardır.

MADDİ GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKARILMASI TALEBİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, yine temennimiz yargı makamlarımızın ve kolluk kuvvetlerimizin güçlü bir koordinasyon ve titizlik içerisinde çalışmalarını sürdürerek maddi gerçeği bütün yönleriyle ortaya çıkarması, yıllardır cevap bekleyen tüm soru işaretlerinin hukuk çerçevesinde açıklığa kavuşturulması ve sorumluluğu bulunan herkes hakkında hukuk devletinin gereğinin eksiksiz yerine getirilmesidir.

ADALET BEKLENTİSİ VE SÜRECİN TAKİBİ

12 Haziran'dan bugüne kadar işleyen sürecin de tam burada ifade ettiğimiz gibi sürdürüldüğüne şahitlik etmekteyiz. İnşallah ümidimiz ve beklentimiz sonuna kadar böyle gitmesi ve 17 yıl sonra da olsa olayın tüm şüpheleriyle aydınlatılıp sonuçlandırılmasıdır. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarının aziz hatırasına, ailelerinin yıllardır süren adalet beklentisine ve milletimizin vicdanına karşı en büyük sorumluluğumuz, sürecin sonuna kadar hukuk içinde takipçisi olmak ve adaletin tam anlamıyla tecellisini sağlamaktır.

ADİL VE ŞEFFAF YARGILAMA VURGUSU

İnanıyoruz ki hiçbir baskının, hiçbir etkinin ve hiçbir hesaplaşmanın gölgesinde kalmadan yürütülecek adil ve şeffaf bir yargılama neticesinde maddi gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacak, adalet yerini bulacak ve milletimizin vicdanını yıllardır meşgul eden bu dosya, hukuk devleti ilkeleri içerisinde neticelendirilecektir. Adaletin gecikmiş olması ondan vazgeçmeyi gerektirmez. Temennimiz ve beklentimiz, hakikatin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması ve hukukun üstünlüğünün hiçbir istisnaya yer bırakılmayacak şekilde tesis edilmesidir.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN MÜDAHİLLİĞİ

Kıymetli dava arkadaşlarım, kıymetli kardeşlerim, biz Büyük Birlik Partisi olarak bu hadisenin müdahiliyiz. Tarafıyız. Ve bir yönüyle sahibiyiz. Çünkü Şehit Muhsin Yazıcıoğlu, Büyük Birlik Partisi'nin kurucu genel başkanı ve onun ötesinde de lideridir. Biz bunu her fırsatta dile getirmişizdir. Bu sebeple bugüne kadar bu sorumluluğun yükünü hep omuzlarımızda taşıdık.

17 YILLIK TAKİP VE SORUMLULUK

17 yıllık süreç içerisinde tek bir lahza dahi yoktur ki biz bu süreci boşlamış olalım ya da ara vermiş olalım ya da yorulmuş olalım. Asla böyle bir şey olmadı. İlk günden bugüne kadar bu hadisenin takipçisi olduk. Bugün de takipçisiyiz ve tüm yönleriyle aydınlatılıp sonuçlandırılana kadar da takipçisi olmaya devam edeceğiz.

AYDINLATILMAYAN ŞÜPHELER

Tabii bizi, camiamızı, aileleri ve aziz milletimizi, necip Türk milletini üzen en önemli husus şudur: Bugün burada dile getireceğim şüpheler 17 sene önce de dile getirilen şüphelerdir. Maalesef aradan 17 yıl geçmiş olmasına rağmen bu şüphelerin tek bir tanesi bile böyle cam gibi aydınlatılamamıştır. İşte nedir bunlar? Kısaca üzerinden geçecek olursak helikopterin düştüğü saatlerde var olan hava hareketliliği, yani üç savaş uçağının orada uçuyor olması.

CUMHURBAŞKANI ZİYARETİNDE AKTARILAN İFADE

Hatta bir önceki Cumhurbaşkanı'nı ziyaretimizde kendisinin bize söylediği ifade şu olmuştu, tırnak içerisinde. Muhsin Başkan'ın eşiyle birlikte ziyaret etmiştik. Aynen ifadesi şu olmuştu: “Bu helikopterleri uçaklar düşürdü ama bilerek mi düşürdü? Yanlışlıkla mı düşürdü? Hatayen mi düşürdü?” Aynen ifadesi buydu. “Biz de bunun üzerinde çalışıyoruz.” demişti. Ve Devlet Denetleme Kurulu ve kendisine bağlı çalışan bazı kurulların verdiği bilgiye dayanarak bunu ifade etti. Bunu bize söyledi. Ama aradan 17 yıl geçmiş olmasına rağmen bu husus maalesef hâlâ karanlıkta. Ama inanıyoruz ki şimdi aydınlatılacak. Şimdi ümitliyiz. Şimdi ben, camiamız, aileler, Türk milleti, herkes ümitli. İnşallah bu ümidimiz boşa çıkmayacaktır.

RADARLARIN KAPANMASI VE MUALLAK HUSUSLAR

İkincisi, radarların tam helikopterin düştüğü saatte kapanması ya da arıza yapması. Dört buçuk dakika gibi bir süre. Sonradan birtakım görüntüler geldi, gidildi, alındı, incelendi. Ama hâlâ ortada muallak olan bir şeyler var. Bunun üzerinden de 17 sene geçti.

HELİKOPTER ENKAZINDAN CİHAZLARIN ALINMASI

Başka husus, şimdi helikopterin enkazından helikopterin kaza öncesine ilişkin bilgilerinin bulunabileceği Argus 5000 CE ve SkyMap 3C GPS cihazlarının çalınması. Burada tam bir garabet durumu var. 29 Mart'ta Sivil Havacılık Kaza Kırım Heyeti olay yerine gidiyor, incelemesini yapıyor. 30'unda da Askerî Kaza Kırım Heyeti gidiyor. Ama Muhsin Başkan'ı ve arkadaşlarımızın içinde bulunarak düşen helikopteri incelemek için değil, askerî helikopter daha kaza kırıma uğramış, onu incelemek için gidiyor. Ama ne hikmetse askerî helikopteri bırakıyorlar ve sivil helikopteri inceliyorlar ve onun üzerindeki işte uçuş bilgilerini taşıyan iki cihazı alıp götürüyorlar.

ASKERÎ KAZA KIRIM HEYETİ VE 15 TEMMUZ BAĞLANTISI

Kim bunlar? Dokuz kişilik askerî kaza kırım heyeti. Dünkü listede bunların dokuzu da var. Bunların içinde iki kişi var ki bunlar 15 Temmuz darbe gecesi Marmaris'te Cumhurbaşkanımızı öldürmeye ya da derdest etmeye giden ekibin içindeki askerlerden. Bunu biz ilk nasıl öğrendik? Darbenin ertesi günü beni İzmir'den bir polis kardeşimiz aradı. Bir arkadaşımızın telefonundan görüştük ve o bu bilgiyi bize verdi.

KAHRAMANMARAŞ BAŞSAVCILIĞINA YAPILAN BAŞVURU

Onun üzerine biz 18 Temmuz'da, pazartesi günü, yani darbeden üç gün sonra bu hususu Kahramanmaraş Başsavcılığına bir dilekçe yazarak bildirerek ki o anda dosyada takipsizlik kararı verilmişti ve bu yönüyle de olayın incelenmesi ve takipsizliğin kaldırılması için müracaatta bulunduk. 18 Temmuz 2016'da. Bu olayda işte biraz önce söyledim. Bu kişilerden bir kısmı belli bir süre tutuklu kaldılar. Ama verdikleri ifadelerde ne dediler? “Hatıra olsun diye aldık.” dediler. “Nerede olduğunu unuttuk.” dediler. Ve daha sonra ne yazık ki bunlar hırsızlık suçundan yargılandılar.

HIRSIZLIK DAVASI VE GÖKSUN SÜRECİ

Bakın ne kadar garabet mi diyelim, acınası bir durum mu diyelim? Yani bunu tarif edecek bir cümle kurmakta zorlanıyoruz. Yani dosyaları ayrılıyor ve hırsızlıktan yargılanıyorlar. Kahramanmaraş'ın bir ilçesine gönderilerek dosya, Göksun'a. Şimdi bu meselede dediğim gibi hâlâ karanlık. Aradan 17 yıl geçmiş olmasına rağmen ki bu meseleyi de yine biliyorsunuz, yine bir önceki Cumhurbaşkanı'na gelen bir CD ve onun kamuoyuyla paylaşmasıyla biliyorsunuz bu meydana çıkmıştı ve kamuoyunun bilgisi bu şekilde olmuştu. Biliyorsunuz.

ARAMA KURTARMA SÜRECİ

Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, şimdi bir de arama kurtarma meselesi var. Biz tabii bu süreç içerisinde bu hava araçlarının uçuşlarıyla ilgili uçuş izinleri, uçuş şartları, böyle bir kaza, hadise meydana gelirse kim bunları araştıracak, kaç kişilik komisyon kurulacak, bütün bunları ezberledik. Bütün bunları öğrendik. Şimdi arama kurtarmayı da kimin yapacağı belli aslında. Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık bünyesinde bir Ana Arama Kurtarma Dairesi var, daire başkanlığı var.

ANA ARAMA KURTARMA DAİRESİ VE KOORDİNASYON

Ama maalesef o daire başkanı Meclis araştırma komisyonuna geldi ve dedi ki “Evet, bizim adımız Ana Arama Kurtarma Daire Başkanlığı ama bizim ne arayacak adamımız ne kurtaracak ekibimiz var.” dedi, “Ekipmanımız var.” dedi. Kime tevdi edildi arama kurtarma? Ağırlıklı olarak jandarmaya tevdi edildi. Hâlbuki burada iyi bir koordinasyonla sivil havacılık, hava kuvvetleri, jandarma, kara kuvvetleri, sivil birimler, bunların hepsi iyi bir koordinasyonla aramayı gerçekleştirmiş olsalardı sonuç bu şekilde olmazdı.

TELEFON SİNYALLERİ VE ARAMA ALANI

Neden bu şekilde olmazdı? Çünkü saat 17 civarında birinci GSM operatöründen, 22 civarında ikinci GSM operatöründen gelen bilgilerle alan zaten bir kilometreye düşürülmüştü. Ama o bir kilometrede de bulamadılar. Ertesi gün bulunamadı. Bir sonraki gün yani cuma günü köylüler buldu. Köylülerin bulduğu yere o gün de gidilemedi. Ertesi gün gidildi, bir gün sonra gidildi. Şimdi bu şüphe de bütün çıplaklığı ve büyüklüğüyle hâlâ ortada duruyor.

“KURTULDU, GELİYOR” BİLGİSİ

Orada bir büyük şüphe daha var. Şüphelerin en büyüğü. O da ne? “Kurtuldu, geliyor.” bilgisinin çevredeki on ile geçilmesi. Kim geçiyor bu bilgiyi? Emniyet istihbarat şubesi geçiyor. Bu şube müdürü yargılandı. Ama görevi ihmalden yargılandı. Neticede onun bu bilgiyi geçmesiyle ne oldu? Arama kurtarma aksadı. Arama kurtarmaya gidecekler geri döndü. Şimdi inanıyoruz ki bu şüphe de tüm yönleriyle araştırılacaktır.

TALİMAT İDDİASI VE ŞÜPHELER

Bu talimatı kimden almıştır? Kimin talimatı üzerine böyle bir... Çünkü bir şube müdürünün ya da bir polis memurunun resen, kendi inisiyatifiyle böyle önemli bir hadisede böyle bir bilgiyi geçmesi asla ve kat'a mümkün değildir. Hiçbir polis memuru ya da şube müdürü böyle bir riski göze almaz. Ancak yukarıdan bir yerden talimat gelirse bunu yapar. Şimdi inanıyoruz ki bu da ortaya çıkarılacaktır.

KARBONMONOKSİT BULGULARI

Şimdi bir başka şüphe, pilot ve yolcuların kanlarında yüksek oranda karbonmonoksit gazının bulunması. Burada da şüpheyi artıracak şüpheler var. O da nedir? Adli Tıp'tan bir rapor geliyor, kanlarında karbonmonoksit oranı yüksek; başka bir rapor geliyor, düşük. Birisi diyor ki beklerse düşer, öbürü diyor ki beklerse yükselir. Ya bunun bir ilmî sonucu yok mu yani? Değil mi? Bekleyince düşer mi, artar mı? Bu bir ilim meselesi yani, bilim meselesi. Yani bunun öylesi böylesi olmaz ki yani. Ama bu bile maalesef 17 yıldır ortada duruyor arkadaşlar. 17 yıldır duruyor. En büyük ve en önemli şüphelerden bir tanesi bu.

İSMAİL GÜNEŞ’İN TELEFON GÖRÜŞMELERİ

Şimdi bir başka husus, İsmail Güneş kardeşimiz telefonda konuşuyor. Değil mi? İki saate yakın bir süre konuşuyor. İlk konuşan o. Aslında şöyle bir avantajlı durum oluşuyor: O bölgede telefonun tek çektiği yere düşüyor helikopter. Yani yüz metre o tarafa, elli metre yukarı tarafa düşse zaten telefon çekmiyor. Tek çektiği yer orası. Çünkü biz gittik daha sonra oraya. Aslında bu bir avantaj, bu Allah'ın bir lütfu, bir şans. Ama buna rağmen işte bulunamadı. Onu ifade ediyoruz.

ÇENE KIRIĞI VE KONUŞMA ŞÜPHESİ

Şimdi konuşuyor ve konuştuğunda diyor ki “Ayağım kırık.” diyor. Çenesinden bahsetmiyorum. Ve saatlerce konuşuyor, dakikalarca konuşuyor. Daha sonra yapılan otopside çenesinin de kırık olduğu ortaya çıkıyor. E, bu çenesi kırık olan bir insan nasıl konuşacak saatlerce? Bu mesele de hâlâ büyük bir şüphe olarak yine ortada durmaktadır.

TANIK BEYANLARI VE GÖRÜNTÜLER

Kıymetli kardeşlerim, daha talih birtakım şüpheler var. Ama biz bu ana şüpheleri sizinle paylaştık. Yine burada olay yerine ulaşan 17 köylü vatandaştan önce birtakım kişilerin düşen helikopterin bulunduğu yere geldiğine ilişkin iddiaları destekleyici tanık beyanlarının olması ve bir kısım montaj olup olmadığı kesin olmayan görüntü ve seslerin bulunması... Bunlar da doğru mudur, yanlış mıdır? Kesin midir, değil midir? İnşallah bu soruşturma sürecinde bunlar da ortaya çıkacaktır.

TALEPLER VE BEKLENEN ÇALIŞMALAR

Şimdi bizim ısrarla bundan önceki süreçte çalışmasının yapılmasını istediğimiz bazı taleplerimiz de olmuştu. Bu taleplerimiz de maalesef bir türlü yerine getirilmemişti. İnşallah inanıyorum ki bu dönemde taleplerimiz de hem bizim parti olarak avukatlarımız aracılığıyla dile getirdiğimiz, yapılmasını istediğimiz talepler, işlemler ya da ailelerimizin avukatlarının istediği talepler, inşallah bu süreçte bu talepler de üst düzeyde dikkate alınacak ve bu çalışmalar da gerçekleştirilecektir.

Çünkü bizim avukatlarımızın, arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalar neticesinde bazı taleplerimiz oldu. Yani bu olayın aydınlatılması, ortaya çıkarılması ve şüphelerin ortadan kaldırılması, helikopterin nasıl düştüğü ya da niye düşürüldüğü, kim tarafından düşürüldüğü, bunun örgütlü bir suikast ya da sabotaj olup olmadığı, bütün bunları ortaya çıkaracağına inandığımız birtakım çalışmaları talep etmiştik. Şimdi o çalışmalarla, o taleplerimizin de ilgili kurumlara iletildiği ve onların cevaplarının da beklendiği bilgisini de burada sizinle paylaşmak istiyorum.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ VE SİYASİ HAREKET VURGUSU

Son olarak şunu ifade edeyim. Biraz önce yine cümlelerimin içerisinde bunu söyledim. Büyük Birlik Partisi evet, siyasi bir partidir. Köklü bir siyasi partidir. Otuz üç yıllık bir siyasi partidir. Ama Büyük Birlik Partisi bir siyasi parti olmanın ötesinde bir siyasi harekettir. Ve bu hareketin kurucu lideri Muhsin Yazıcıoğlu'dur. Bu hareketi o kurmuştur. Ve de onun liderliğinde kurmuşuzdur bu hareketi.

Yine onunla birlikte şehadete yürüyen arkadaşlarımız da bu siyasi hareketin mensuplarıdır. Erhan Üstündağ bizim dönemin Sivas il başkanıdır. Yüksel Yancı il başkan yardımcısıdır. Murat Çetinkaya meclis üyesi adayıdır. İsmail Güneş her ne kadar bir ajansın muhabiri olsa da aynı zamanda bizim dava arkadaşımızdır, kardeşimizdir. Partide resmî görevi olmasa bile. Dolayısıyla da biz bu bilinçle olaya yaklaşıyoruz.

HUKUK İÇİNDE TAKİP VE İSTİSMARA KARŞI DURUŞ

Ve bu süreçleri bugüne kadar asla bir siyasi istismar konusu da yapmadık. Hep burada da vakarlı davrandık. Aynı tavrı sürdüreceğiz. Hukuk dışına çıkmamızı isteyenler oldu. Devlete karşı, devletin kurumlarına karşı bizi kışkırtmaya çalışanlar oldu. Bu süreci hileli istismar etmeye çalışanlar oldu. Bizim üzerimizden bedel ödedik ama bunlara asla fırsat vermedik. Bir sürü ithamlarla karşı karşıya kaldık. Ama asla bunlara izin vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz.

Hukuk içerisinde, devletimizle birlikte, başta Adalet Bakanlığımız ve İçişleri Bakanlığımız olmak üzere devletimizin kurumlarıyla birlikte inşallah süreci çözecek, aydınlatacak ve bu işte dahli olanlardan hesabını yine hukuk içerisinde mutlaka soracağız.

ADALETİN GECİKMESİ VE VAZGEÇMEME VURGUSU

Yine sözlerimin içerisinde söyledim. Adalet gecikmiş olabilir. Ama adaletin gecikmesi bizim ondan vazgeçeceğimiz anlamına gelmez. Asla vazgeçmedik. Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin asla vazgeçmedik. Asla vazgeçmeyeceğiz. Bugüne kadar nasıl ki sonuna kadar bu meselenin takipçisi olduk, bundan sonra da takipçisi olmaya devam edeceğiz.

SORU-CEVAP BÖLÜMÜNE GEÇİŞ

Kıymetli basın mensupları, değerli arkadaşlarım, bu meseleyle ilgili benim bugün söyleyeceklerim bu kadar. Eğer sizlerin sormak istediği sorular varsa onlara da cevap verebilirim. Şunu da ifade edeyim. Biz tabii bu süreç içerisinde biraz önce ismini zikrettiğim devlet kurumlarımızla sürekli irtibat hâlindeyiz. Dolayısıyla da sürece her türlü katkıyı veriyoruz.

SORUŞTURMA EKİBİ VE DOSYANIN TAKİBİ

Soruşturmanın selameti açısından daha önce takipsizlik kararlarının kaldırılmasında nasıl mücadele ettiysek ve kaldırttıysak dosyanın Ankara'ya getirilmesi, Ankara'da güçlü bir soruşturma ekibinin oluşturulması ve soluksuz bir şekilde adeta dosyanın takibatı noktasında da Büyük Birlik Partisi olarak biz elimizden gelen bütün gayreti göstermekteyiz ve göstermeye de devam edeceğiz. Çünkü biraz önce söyledim. Bu bizim bir mesuliyetimizdir. Biz bunu hep omuzlarımızda hissettik. Bundan sonra da çözülene kadar da hissetmeye devam edeceğiz.

YENİ OPERASYON DALGALARI BEKLENTİSİ

Sürecin farklı yönleri var. Yani birinci dalgada bir önce saydığım şüpheler var. Bir önce saydığım şüpheler içerisinde birinci dalga bazı şüphelere yönelik yapıldı. Ama geride daha farklı şüpheler var. Dolayısıyla da bu şüphelerin de ortadan kaldırılmasına yönelik de inanıyorum ki hem Adalet Bakanlığı yetkililerimiz yani ilgili savcılarımız hem de emniyet görevlilerimiz, İçişleri Bakanlığı görevlilerimiz, kolluk görevlilerimiz gerekli çalışmaları, istihbarat birimlerimizden de destek alarak yürütüyorlar. Buna inanıyorum.

DIŞ BAĞLANTI ŞÜPHESİ

(Olayda dış bağlantı şüphesi) Şimdi tabii biz bu meselenin, bizim de tabii değerlendirmelerimizde sizin bahsettiğiniz gibi, uluslararası yapıların da işin içinde olduğu bir süreç gerçekleşmiş olabilir. Bunun emareleri var. Yani bir suikast ve sabotaj olduysa bu neden olmuştur? Sorusunun cevabını aradığımızda biz de bunu kendi aramızda hukukçularımızla, arkadaşlarımızla tartıştığımızda bizim de vardığımız bazı sonuçlar var.

SUİKAST VE SABOTAJ İHTİMALİ

Dolayısıyla da bu bir suikast ve sabotajsa ki öyle olma ihtimali, kaza olma ihtimalinin yüz kat daha fazlası. Bütün bu şüphelerden dolayı. Dolayısıyla da mutlaka, mutlaka dış bağlantısı olacağı muhakkak böyle bir sonuç çıktığı zaman. Evet. Yani karşımızda 17 senede bu şüphelerin aydınlatılamaması bile karşımızda ne kadar güçlü, akıllı ve kompakt bir yapının olduğunu ortaya koyuyor. Örgütlü bir yapının olduğunu ortaya koyuyor.

ŞÜPHELER VE SAVCILARIN ROLÜ

(Şüpheler, FETÖ’yü işaret ediyor mu?) Bir sürü şey var, elemanı var işin içinde. Onu ortaya çıkaracak olan savcılarımız. Biz bize düşeni yapıyoruz. Bizdeki bilgileri paylaşıyoruz. Aynen nasıl 16 Temmuz'da beni arıyor polis kardeşimiz, anında savcılığa bildiriyoruz. Biz bize gelen bütün bilgileri hangi dönemde hangi savcılık, hangi savcılarımız, hangi başsavcı bakıyorsa ya da hangi Adalet Bakanı görevde ise biz onlarla paylaştık.

ADALET BAKANLARIYLA GÖRÜŞMELER

Arkadaşlarım, bu süreçte biz görev yapan bütün Adalet bakanlarıyla görüştük. Hepsi bunu biliyorlar, bir kere değil, defalarca görüştük. Hem olayın kapanmaması, takipsizlik olması açısından hem de bizdeki bilgileri paylaşma açısından görüşmeye devam ediyoruz. Sonuçlanana kadar da devam edeceğiz.

AHBAP MESELESİ VE DEPREM DÖNEMİ

Kısaca bir hususu daha paylaşmak istiyorum. Kamuoyunda çok konuşulduğu için o da bu Ahbap meselesi biliyorsunuz. 2023 depremi yaşandığında, depremin ilk günlerinde biliyorsunuz ülkemizin en itibarlı kurumlarından birisi olan Kızılay'ın bir derneğe çadır sattığı haberleri ortaya çıkmıştı. Ve neticede o dönemde biz de bunun doğru olmadığını söyledik. Ama bunun doğru olmadığını söylerken yine Kızılay'ımıza, AFAD'ımıza sahip çıkmamız gerektiğini de söyledik.

KIZILAY VE AFAD’A SAHİP ÇIKMA ÇAĞRISI

Kızılay'ın ve AFAD'ın yerini herhangi bir özel kuruluşun, kim işletiyor olursa olsun ya da kimin derneği olursa olsun, yerini tutamayacağını da söyledik. Hatta o dönemde ben de şahsım, ailem adına, şehitlerimiz adına, rahmetli Muhsin Başkan'ımız adına yüklü bir maddi destekte de bulundum. Kamuoyunun önünde, en yüksek destekte bulunan siyasi parti genel başkanlarının başında gelmekteyim. Bunlar canlı yayınlarında, canlı yayınlarda var.

BAĞIŞLAR VE KURUMLARIN YIPRATILMASI ELEŞTİRİSİ

Nereye yaptık bağışımızı? AFAD'a yaptık. Nereye yaptı arkadaşlarımız bağışlarını? Kızılay'a yaptık, bütün bunlara rağmen. Ama maalesef o dönemde birileri sırf iktidarı zora sokmak için ya da kurumlar üzerinden iktidarı, hükûmeti, devleti yıpratmak için Kızılay yerine, AFAD yerine Ahbap'a ya da o tür yapılara yardıma teşvik ettiler. En ünlü sanatçılar birlikte fotoğraf verdiler. Yardımların oraya yapılması yönünde mesajlar verdiler. Ana Muhalefet Partisi, onun etrafında o dönemde buluşan partiler aynısını yaptılar. Yani altılı masadan bahsediyorum. Ve onun çevresindekilerden bahsediyorum. Sırf siyaset hırsıyla bütün bunlar yapıldı.

DEVLETİN KURUMSAL VARLIĞI VURGUSU

Ama işin bir başka yönü, mesele hiçbir zaman aslında sadece siyasi iktidar eleştirisi de olmadı. Deprem acıları üzerinden bile doğrudan devletin kurumsal varlığını hedef alan, kurumlara olan inancı dinamitleyen muhaliflik örtüsü altında sistematik bir yapı işletildi.

DEPREM YARDIMLARI VE İSTİSMAR İDDİALARI

O günleri hatırlayalım. Toplumun vicdanını ve yardımseverliğini arka planda devlete yönelik bir düşmanlık ve rant aparatı hâline getiren bu ve her türlü istismar tezgâhını şiddetle bir kez daha kınıyoruz. Adliyeye intikal eden bu hukuki sürecin ucu nereye kadar gidecekse oraya kadar gitmeli. Ve bu istismar perdesinin tamamen ortaya çıkarılması gerekmektedir ki bir daha hiç kimse böyle bir istismar yapamasın.

YAPISAL VE ÖNLEYİCİ TEDBİR ÇAĞRISI

Diğer taraftan tüm bu yaşananlar, yani Ahbap özelinde yaşananlar, devletimizin yalnızca suç oluştuktan sonra devreye giren adli ve cezalandırma mekanizmalarıyla yetinmeyip bu suistimal zeminlerini en başından kurutacak, kötü niyetli odakların hareket alanını daraltacak yapısal ve önleyici bir tahkimatın kurulmasını da zorunlu hâle getirmektedir. Çünkü devletimizin kurumsal meşruiyeti ve milletimizin sarsılmaz güveni, hiçbir şahsi popülizme ya da karanlık ajandaya kurban edilemeyecek kadar büyük bir millî güvenlik meselesidir.

TOPLANAN PARALAR VE GÜVEN MESELESİ

Toplanan paralar milyarlarla ifade edilmektedir. Bu paraların bir kısmının şimdi heba edildiği, heves uğruna harcandığı dile getirilmektedir. Ne kadar yazık bir durum. Burada sadece heba olan paralar olmamıştır. Milletimizin inancı da heba olmuştur. Hevesi de heba olmuştur. Yardım duygusu da heba olmuştur.

KIZILAY’A YÖNELİK KAMPANYALAR

Kızılay'ın eski başkanının ya da yönetiminin yaptığı bir hata üzerinden Kızılay'a adeta yardım yapılmasın kampanyası düzenleyenler bugün ortalıkta yoklar. Hiçbir tanesinin Ahbap'la ilgili açıklama yaptığını duyuyor musunuz şu anda? Yoklar. Ama Kızılay öyle asil bir kurumdur ki evet, bir hata olmuştur. Ama hatadan süratle dönülmüştür. Ve şu anda Kızılay yine Türkiye'nin en itibarlı kurumlarının başındadır. Ve toplanan yardımların nereye gittiği en açık ve şeffaf şekilde görülen ve bilinen kurumlarımızın başındadır.

BAHİS, UYUŞTURUCU VE FUHUŞ İDDİALARI

Ayrıca ortada daha çıplak bir durum var. O da nedir? Deprem yardımı adı altında toplanan paralarla ya da başka yardımlar ifade edilerek toplanan paralarla bahis oynandı. Ve burada yüz milyonlarca liraların kaybedildiği, uyuşturucu âlemleri, fuhuş âlemleri yapıldığı gibi iddialar var. Bunlar gerçekten çok vahim. İnanıyorum ki soruşturma neticesinde bütün bu iddialar araştırılacak, gerçekler ortaya çıkacak ve devletin hem güvenini, milletin güvenini hem de parasını iç edenlerden hesabı katbekat sorulacak ve burnundan fitil fitil getirilmesi lazım. Kim varsa bu işin içinde, sadece tek bir sanatçıdan bahsetmiyorum. Bu bir organizasyon. Bu, örgütlü bir iş. Bu iş, tek kişinin yapabileceği bir şey değil. Hepsinin burnundan fitil fitil getirilmesi lazım.

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE ŞEHİTLER

Değerli basın mensupları, kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminin aziz ve necip milletimiz tarafından durdurulmasının 10. yılındayız. Öncelikle milletimizin manevi çatısı olan devletimizi, demokrasimizi ve anayasal düzeni korumak için hayatlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Gazilerimize saygılarımızı, şükranlarımızı ve hürmetlerimizi iletiyorum.

15 TEMMUZ GECESİ YAŞANANLAR

15 Temmuz 2016'da ülke dışından sevk ve idare edilen topluluğun, devletin en stratejik kurumlarına sızıp o kurumları ele geçirebileceğine, kendilerini netice alabilecek durumda gördüklerinde devlete el koymaya teşebbüs etme cüreti gösterebileceklerine çok açık bir şekilde şahitlik ettik. 15 Temmuz gecesi korkunç hadiseler yaşadık ve yaşandı. Bir hainler topluluğu tarafından sivil halktan Özel Harekât Karargâhına, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden Cumhurbaşkanlığına, Millî İstihbarat Teşkilatından Emniyet Müdürlüğüne kadar bütün bu kurumlarımıza, bu kurumlarımızın mensuplarına kurşun sıkıldı, bomba atıldı ve yüzlercesi şehit oldu. Gölbaşı Özel Harekât hâlâ gözlerimizin önünde. Unutmamız mümkün değil. Onlarca kahraman evladımız hunharca, acımasızca, kalleşçe, kahpeçe şehit edildi.

DEVLETİN SAHİBİ MİLLETTİR

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, devletimizin sahibi milletimizdir. Hiç kimse, hiçbir topluluk kendini devlet yerine koyup milletin kaderini belirlemeye teşebbüs etmemelidir. Edemez. Ederse 15 Temmuz gecesi olduğu gibi devlette, millette gereğini yapar ve haddini bildirir.

KAMU GÖREVİ VE DEVLETE BAĞLILIK

Özellikle kamu görevi yapanlar, devletin otoritesi dışında başka hiçbir ülkeye, millete, etnik gruba, şahsa, cemiyete, topluluğa ya da zümreye bağlılık gösteremezler. Elbette devletimizi koruyacağız. Koruduk ve koruyacağız. Devleti korumayı, onun varlık sebeplerini; milleti, milletin varlığını, huzurunu, güvenliğini, istiklalini, istikbalini ve değerlerini korumak sayacağız.

MİLLETİN DARBEYE KARŞI DİRENİŞİ

Kıymetli arkadaşlar, kıymetli vatandaşlarım, milletimiz tarihinde ilk defa canı pahasına 15 Temmuz 2016 gecesi bir darbe girişimine karşı devletine, ülkesine, iradesine ve kendisine sahip çıkmıştır. Biliyorsunuz daha önceki darbelerde düdük çalmıştır, herkes eve kapanmıştır ve darbeciler istediklerini yapmışlardır. 80'de bu böyle olmuştur. 60'da bu böyle olmuştur. 12 Mart muhtırasında benzer şey yaşanmıştır. 28 Şubat sürecinde benzer şey yaşanmıştır. Ama 15 Temmuz'da bu defa millet demiştir ki hayır.

15 TEMMUZ’DA KURUMLARIN DİRENCİ

Tabii burada baş aktör, başkahraman milletimizdir. Ama Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu irade, feraset; aynı şekilde emniyet teşkilatımızın direnci, özel harekâttan diğer görevlilerine kadar yine ordumuz içerisinde darbeye karşı duran grup, onlar tıpkı emniyet güçlerimiz gibi asil vatan evlatlarıdır. Ve yargı çok hızlı hareket etmiştir o gece ve görevini yapmıştır. Bu kurumlarımızın hakkını da teslim etmek zorundayız. Aynı şekilde siyaset kurumlarımızın da hakkını teslim etmek zorundayız. Siyasi partilerimiz o gece tam bir dayanışma göstermişlerdir, hem Meclis içinde hem Meclis dışında.

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN DARBEYE KARŞI DURUŞU

Biz de o gece darbeyi duyduğumuz ilk andan itibaren parti genel merkezimizde, Kızılay'da arkadaşlarımız Genelkurmay yönünde, şahsım Meclise giderek ve Kızılay'a giderek darbeye karşı duruşumuzu çok net bir şekilde ortaya koyduk. İlk açıklama yapan siyasi partilerin başındayız. Çünkü biz nasıl bir gelenekten geliyoruz ya da nasıl bir geleneği derin geride bıraktıklarıyız?

28 ŞUBAT VE MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN SÖZÜ

28 Şubat'ın o karanlık günlerinde tanklar namlusunu Büyük Birlik Partisi'ne ya da Muhsin Yazıcıoğlu'na çevirmemişti. Dönemin başbakanına ve dönemin iktidar partisine çevirmişti. Ama herkes sustu. Şehit liderimiz Muhsin Başkan'ımız çıktı, ne dedi? “Evet, ordu peygamber ocağıdır. Biz ordumuzu severiz. Göz bebeğimiz gibi görürüz. Ama namlusunu milletine döndürmüş tanka selam durmayız.” Biz öyle bir gelenekten geliyoruz. Öyle bir gelenekten geliyoruz. 28 Şubat'ta da gereğini yaptık. 15 Temmuz'da da yaptık. Bugün olsa da yaparız, yarın olsa da yaparız. Çünkü millî iradeye tam teslim olmuş bir siyasi hareketiz biz.

FETÖ İLE MÜCADELE VE TERÖR VURGUSU

Kıymetli kardeşlerim, aynı kararlılıkla 15 Temmuz 2016'da devletimize, milletimize kast edenlerin, kaçak olanların, uzantılarının tümü cezalandırılmaktadır. Bunların geçmişteki suçlarının tümü bütün yönleriyle aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Bugün bu mücadeleyi devletimizin ve hükûmetimizin tüm kurumlarıyla verdiklerine ya da vermekte olduklarına şahitlik etmekteyiz. Aynı şekilde aynı odaklar tarafından yönetildiğini düşündüğümüz, ülkemizin ve milletimizin aleyhinde faaliyet gösteren bütün terör yapılanmalarına karşı aynı kararlılıkla mücadele edilmelidir. Terörün rengi, dini olmaz. Terör terördür. Onun için teröre karşı, terör örgütlerinin bütününe karşı aynı kararlılıkla mücadele edilmelidir.

KAPANIŞ VE SELAMLAMA

Şehitlerimizi tekrar rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyor, aziz milletimizi, büyük Türk milletini sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. 15 Temmuz hain FETÖ darbesini bir kez daha lanetliyorum. Evet, bu duygu ve düşüncelerle siz kıymetli basın mensuplarımızı, değerli vatandaşlarımızı, salonda bulunan kardeşlerimizi de bir kere daha sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun."

Galeri
SONRAKİ HABER Sayın Mustafa Destici: Büyük bir aşama kaydedildi Sayın Mustafa Destici: Büyük bir aşama kaydedildi