Yükleniyor...
13 Mayıs 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Destici: Şerefi varsa hangi bayrağı istiyorsa oraya gider!

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu, gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Bir gazetecinin sorusu üzerine Sayın Genel Başkanımız, "Bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti'dir, Türk Devleti'dir. Milletin adı; Kürt'ü, Türkmen'i, Alevi'si, Sünni'si, Çerkez'i, Boşnak'ı, Arap'ı, Zaza'sıya Büyük Türk Milleti'dir. Bayrağı da Türk bayrağıdır. Bunu kabul eden şerefiyle burada yaşar. Bunu kabul etmeyen de zerre kadar şerefi varsa hangi bayrağı istiyorsa oraya gider." dedi. Sayın Destici: Şerefi varsa hangi bayrağı istiyorsa oraya gider!

Haftalık olağan basın toplantısında ağırlıklı olarak ekonomi, siyaset ve güvenlik üzerinde değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, habercilerden gelen sorulara da tek tek cevap verdi. Genel Başkanımız Sayın Destici, şunları söyledi: 

"Kıymetli basın mensupları, değerli dava arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz, sosyal medya hesaplarından, televizyon ekranlarından bizi takip eden kardeşlerim; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Bir haftalık olağan basın toplantımızın da hayırlara vesile olması niyazımla hoş geldiniz, şeref verdiniz, diyorum.

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım; dün Samsun'daydık. Büyük Birlik Partisi'nin yerel yönetimlerdeki başarılı belediyelerinden, Türkiye'nin başarılı belediyelerinden bir tanesi de Salıpazarı Belediyemiz. Salıpazarı Belediyemizin hem yeni hizmet binası temel atma töreni, hem beton fabrikası açılışı, hem diğer hizmetlerinin tanıtımıyla ilgili bir dizi program gerçekleştirdik. Öncelikle bu başarılı çalışmalarından dolayı belediye başkanımız Refahattin Karaca ve ekibine bir kez daha teşekkür ediyorum. Başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.

Sivas İl Belediyemiz başta olmak üzere on dört ilçe ve beş belediyemizde Büyük Birlik Partisi belediyeciliği çok başarılı bir şekilde çalışmalarını sürdürmekte. Seçimlerden önceki sloganımız olan "Birlikte kazanacak ve birlikte yöneteceğiz." anlayışıyla yolumuza kararlı bir şekilde devam etmekteyiz. Başta belediyelerimizin bulunduğu il, ilçe ve beldede yaşayan vatandaşlarımız olmak üzere çevre il, ilçe ve beldelerde de Büyük Birlik Partisi belediyelerinin çok başarılı olduğu gözlenmekte, söylenmekte; bunlar kamuoyu anketlerine yansımakta ve bu da hem yönettiğimiz yerlerde vatandaşa hizmet olarak dönmekte, Büyük Birlik Partisi'nin de hizmet anlayışının toplumumuzla, milletimizle buluşturulması adına önemli bir görev ifade etmektedir. Onun için ben bütün belediye başkanlarımızı buradan bir kez daha tebrik ediyor, kutluyor ve hepsine tekrar üstün muvaffakiyetler diliyorum. Allah yar ve yardımcıları olsun.

Şimdi Haziran'ın 7’sinde 6 beldemizde, 4’ü Tokat, biri Gümüşhane ve birisi de Nevşehir olmak üzere bu 3 ilimizin 6 beldesinde belde belediye seçimleri gerçekleştirilecek. Biz Büyük Birlik Partisi olarak beş seçim çevresinde Cumhur İttifakı'mızın adayını destekleyeceğiz. AK Parti'nin göstermiş olduğu adayları. Yalnız Tokat Yeşilyurt Kuşçu beldesine Büyük Birlik Partisi adı, Büyük Birlik Partisi amblemi ve Büyük Birlik Partimizin belediye başkan adayı Ömer Geçit kardeşimizle katılmayı kararlaştırmış bulunmaktayız. Kendisi de şu anda salonumuzda. Hayırlı, mübarek olsun, diyorum. İnşallah konuşmamın sonunda kendisini de buraya davet edeceğim. Sizlerle de tanıştıracağım.

SEL AFETİ VE GEÇMİŞ OLSUN MESAJI

Kıymetli kardeşlerim, işte dün tabii Samsun'dan dönerken biz de sel afetine yakalandık. Özellikle Samsun'un Havza ilçesinde o bölgede aşırı yağışlar tabii bir sel afetine neden oldu. Bizi de hatta biraz bekletti emniyet teşkilatı tedbir açısından. Özellikle tünellerin içine sel girdiği için ama Allah'a şükür sağlıkla Ankara'ya ulaştık. Geç de olsa. Ben bu yağışlardan etkilenen ve sele dönüşen bu afetleri yaşayan başta Samsun ilimiz, Havza ilçemiz olmak üzere tüm bölgemizdeki ve diğer bölgelerdeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Yaralı kardeşlerimize Cenab-ı Hak'tan acil şifalar niyaz ediyorum. Cenab-ı Hak ülkemizi, milletimizi, devletimizi her türlü şerden, beladan ve doğal afetlerden de muhafaza eylesin inşallah, diyorum.

SOMA FACİASI VE İŞ GÜVENLİĞİ

Değerli kardeşlerim, kıymetli vatandaşlarım; bugün 13 Mayıs. 13 Mayıs 2014. Bundan tam 12 sene önce Manisa Soma'da kömür madeninde meydana gelen büyük göçükte maalesef 301 canımızı, 301 insanımızı, 301 babayı, eşi, evladı kaybettiğimiz acı bir günü yaşadık. Öncelikle bu hadisede hayatını kaybeden 301 madencimizi bir kez daha rahmetle ve özlemle yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun. Mekânları cennet olsun. Makamları âli olsun. Onlar bizim maden şehitlerimiz. Çünkü onların tek amacı vardı: Ailelerinin rızkını kazanmak. Çoluğunu, çocuğunu, eşini geçindirebilmek. Ve bunu da alın teriyle yapıyordu. Kazandıkları her kuruş, analarının ak sütü gibi helal olarak bu işi yapıyorlardı. Onun için şehit olmuşlardır. Şehitlikleri de bir kez daha mübarek olsun, hayırlı olsun.

Tabii Cenab-ı Hak ülkemize, tıpkı sel, deprem afeti olduğu gibi, bu tür felaketleri, bu tür kazaları da tekrar yaşatmamasını niyaz ediyoruz. Ama tabii bunlar, elbette dua edeceğiz, niyaz edeceğiz. Ama diğer taraftan da tedbir almamız gerekiyor. Niye? Dünyada ya da OECD ülkeleri arasında hâlâ maden kazalarında biz yukarılardayız. İş kazalarında yukarılardayız. Bu kazalardaki ölümlerde, can kayıplarında yukarılardayız. İşte buraları çözmemiz gerekiyor. İyileştirmeler yapıldı mı? Yapıldı. Bir takım önlemler alındı mı? Alındı. Maalesef bu iyileştirmeler ve bu önlemler işte böyle acı büyük facialar sonunda alınıyor. Yani testi kırılmadan önce tedbiri maalesef çok da alınmadı.

Şimdi tabii geldiğimiz bu durumda, bu noktada bugün itibarıyla baktığımız zaman hâlâ maden sahalarındaki çalışma koşullarında eksiklik var mı? Var. İşçi kardeşlerimizin hayatını tehlikeye atan olumsuzlukların bir kısmı hâlâ devam ediyor mu? Devam ediyor. İşte buralarda bizim ülke olarak daha titiz olmamız lazım. Sorumluluk sahibi olan ilgili bakanlıklarımızın ya da kurumlarımızın sorumluluklarının ve mesuliyetlerinin gereğini eksiksiz bir şekilde yerine getirmesi lazım. Neticede bahsettiğimiz can kaybından bahsediyoruz. İnsan ölümünden bahsediyoruz. İşçi ölümlerinden bahsediyoruz. Yani yüzde on bile risk olsa oraya ruhsat verilmemesi lazım. Ya da çalışan bir madende bu risk tespit edildiği zaman hemen durdurulmalı ve eksiklikler giderildikten sonra tekrar çalıştırılmaya başlanmalıdır. Bu hassasiyeti hâlâ yüzde yüz görebiliyor muyuz? Maalesef göremiyoruz.

Onun için biz Büyük Birlik Partisi olarak her zaman olduğu gibi yine çağrımızı yeniliyoruz ve diyoruz ki yüzde on dahi risk olsa bir madende ya da bir iş yerinde, yani kazaya, göçüğe sebebiyet verecek, asla ve kat'a oralara ruhsat verilmemeli. Ruhsatlı ise ruhsatları askıya alınmalı ve bütün bu eksiklikler giderildikten sonra çalışmalarına müsaade edilmelidir. Bir kez daha 13 Mayıs 2014'te hayatını kaybeden 301 madenci kardeşimizi rahmetle ve özlemle yâd ediyorum. Mekânları cennet, makamları âli olsun. Aile bireylerinin her bir ferdine de bir kez daha başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum. Cenab-ı Hak yar ve yardımcıları olsun.

ECZACILIK GÜNÜ VE YERLİ İLAÇ VURGUSU

Kıymetli kardeşlerim, yarın Eczacılık Günü. Tabii hemen hemen her meslek kuruluşumuzun bir günü var. Biz de bunları tebrik ediyoruz, kutluyoruz. Ve bu günler vesilesiyle de o meslek gruplarının bir talepleri, bir istekleri varsa bunları da dile getiriyoruz. Eczacılık mesleği de Türkiye'deki en önemli meslek kuruluşlarından bir tanesidir. Çünkü insan hayatının devamıyla alakalı bir şeydir. Bir yerde hastalığın tedavisiyle alakalı bir şeydir. Çünkü tedavide ne kullanıyoruz? İlaç kullanıyoruz. İlacı nereden temin ediyoruz? Eczaneden temin ediyoruz.

Biz her zaman ne dedik? Bir ülke en az şu dört hususta kendine yetmesi lazım, dedik. Bunlardan birisi de ilaç ve aşıydı. Bunu savaş dönemlerinde ve pandemi dönemlerinde ne kadar önemli olduğunu gördük. Şu anda Türkiye'de satılan ilaçların büyük bir kısmını, hatta çoğunluğa yakınını maalesef biz dışarıdan ithal ediyoruz. Pandemi biraz daha devam etseydi Türkiye'de pek çok ilaç bulunamayacak duruma gelecekti ki bazı ilaçlarla ilgili bu sıkıntı yaşandı. Tabii o bize büyük bir ders oldu. Şu anda devletimiz, hükûmet yerli ilaç üretimiyle ilgili birkaç merkez oluşturmuş durumda. Bunların bir kısmı üretime başlamış durumda, bir kısmının da inşaat ve altyapı hazırlıkları devam etmektedir. İnşallah bunlar önümüzdeki üç beş sene içerisinde tamamlanacak ve Türkiye kendi ilacını, aşısını önemli ölçüde üretebilen bir ülke konumuna gelecektir.

İşte bu ilaçları da vatandaşla buluşturan eczacılarımızdır. Yurdun her bir tarafında, dört bir tarafında eczacı kardeşlerimizle karşılaşabilirsiniz. Bir ihtiyacınız olduğunda eczaneye uğrayabilirsiniz. Onun için önemli bir vazife yerine getiriyorlar. Ben tüm eczacıların, eczacı kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın bu 14 Mayıs Eczacılık Günü'nü tebrik ediyorum. Kendilerine, aileleriyle birlikte, tüm eczacı camiasına sağlık, mutluluk ve başarılar niyaz ediyorum.

ÇİFTÇİLER GÜNÜ VE TARIMSAL ÜRETİMİN ÖNEMİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, yarın aynı zamanda 14 Mayıs Çiftçiler Günü. İşte bizim dört konuda bir ülke kendi kendine yetsin dediğimizden birincisi neydi? Gıdaydı. Gıdayı kim üretiyor? Ağırlıklı olarak çiftçilerimiz üretiyor. Tabii şimdi modern üretim merkezleri kuruldu. Hem hayvancılık alanında, işte tarım alanında, seralar, diğer üretim alanları. Ama bizim esas vazgeçemeyeceğimiz nedir? Çiftçimizdir, köylümüzdür. Çünkü serayı kuran yarın kazanamadığı zaman kapatır gider. Efendim, besihaneyi kuran yarın baktı ki istediği gibi kazanç olmuyor, kapatır ya da devreder gider. Ama çiftçi mıh gibi çakılı. Mıh gibi çakılı. Onun için bizim çiftçi kardeşlerimize çok iyi sahip çıkmamız lazım. Hatta iyi anlaşılsın diye söylüyorum: Dört elle sarılmamız lazım.

Türkiye'nin geçmiş yıllarda neden dışarıdan et ithal etmiyordu? Ya da süt ürünleri ithal etmiyordu? Ya da diğer tarım ürünlerini ithal etmiyordu? Bunun birkaç sebebi vardı. Bunlardan birincisi, köyde yaşayan nüfus, kırsalda yaşayan nüfus, şehirde yaşayan nüfustan fazlaydı. Neredeyse bütün köyler, köylerdeki bütün evler adeta bir süt üretme, et üretme tesisi gibiydi. Çünkü her evde büyükbaş ya da küçükbaş hayvan var. Bunlar süt üretiyor, peynir üretiyor, yoğurt üretiyor. Aynı zamanda hayvan üreterek et teminine de büyük ölçüde katkı sağlıyordu. Maalesef köyler boşaldı. Nüfus yaşlandı. Bugün köylerimizin çoğunda ekmek bile bakkaldan alınır hâle geldi. Ya da kasabaya sipariş edilir hâle geldi. Yumurta bakkaldan alınır hâle geldi. Et bakkaldan alınır hâle geldi. Süt bakkaldan alınır hâle geldi.

Şimdi bir geri dönüş projesi uygulanıyor ama maalesef istenilen ya da murat edilene ulaşılabilmiş değil. Çünkü biz çok hızlı bir şekilde köy hayatını ihmal ettik ya da insanımız köy hayatından kopartıldı. Şehir hayatı özendirildi. Şimdi geriye dönüşle ilgili projeler yapılıyor ama bu işin kolay olmadığını görüyoruz. Onun için biz öncelikle mevcut olanı, yani mevcut çiftçilerimizi korumalıyız. Biraz önce söyledim. Onlara dört elle sarılmalıyız. Onların üretime devam etmesi noktasında büyük kolaylıklar sağlamalıyız. Destekler vermeliyiz. Destekleri artırmalıyız. Şimdi baktığınız zaman bazen geçmişte verilen desteklerin de kaldırıldığını ya da azaltıldığını görüyoruz.

RİZE İL BAŞKANLIĞININ YAŞ ÇAY FİYATI AÇIKLAMASI

Şimdi mesela onlardan birisi de çayla ilgili. Şimdi Rize İl Teşkilatımız bize bu konuda bir talep yazısı göndermiş ya da bizlerin aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmasını istediği bir yazı göndermiş. Çay fiyatları açıklandı, biliyorsunuz, dün. Ben de hiç virgülüne, noktasına dokunmadan Rize İl Başkanlığımızın bu düşüncelerini kıymetli basın mensuplarımız aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Büyük Birlik Partisi Rize İl Başkanlığı: Sayın Genel Başkanımız, Rize milletvekilimiz tarafından açıklanan yaş çay alım fiyatının yüzde 38 artışla 35 TL olarak belirlenmesi bölgemizde çay üreticilerimiz tarafından beklentilerin altında karşılanmıştır. 1994-1997 yılları arasında bir kilogram yaş çay bedeliyle iki ila üç ekmek alınabilirken bugün açıklanan fiyatla üreticimiz iki ekmek dahi alamaz hâle gelmiştir. Bu durum, artan maliyetler karşısında çay üreticimizin alım gücünün ciddi bir şekilde, açık ve net bir şekilde düştüğünü göstermektedir. Cumhur İttifakı'nın paydaşı olmamız sebebiyle vatandaşlarımızdan partimize yoğun talepler ve serzenişler gelmektedir. Özellikle kamuoyunda yaş çay fiyatının 40 TL seviyelerinde açıklanacağı yönünde güçlü bir beklenti oluşmuşken 35 liralık rakam vatandaşlarımız tarafından yeterli görülmemektedir. Bunun yanında yıllardır üreticimize önemli bir destek sağlayan ve her yıl mart ayında ödenen destekleme bedelinin kaldırılması da bölgemizde ciddi bir mağduriyet oluşturmuştur. Sayın Genel Başkanım, birkaç yıl önce Rize'de gerçekleştirdiğimiz kongrede yaptığınız çağrı neticesinde 2 TL'ye yükseltilen destekleme ücreti maalesef 2025 yılı itibarıyla tamamen kaldırılmıştır. Oysa söz konusu destekleme ödemesi gübre sezonunda üreticimize nefes olmakta, aynı zamanda esnafımıza da ciddi bir ekonomik canlılık sağlamaktaydı. Bu nedenle vatandaşlarımızın ortak talebi, destekleme ödemelerinin yeniden hayata geçirilmesi ve yaş çay fiyatında oluşan memnuniyetsizliğin bir nebze olsa da giderilerek 40 TL'ye yükseltilmesidir. Büyük Birlik Partisi Rize İl Başkanlığı olarak çay üreticimizin emeğinin korunması, alın terinin karşılığının alınabilmesi ve bölge ekonomisinin ayakta kalabilmesi adına destekleme ödemelerinin yeniden verilmesini ve üreticimizin mağduriyetinin giderilmesi hususunda gerekli girişimlerin yapılmasını saygıyla arz ederiz, demiş.

Rize halkımızın, vatandaşlarımızın, çay üreticilerimizin düşüncelerini Rize İl Başkanımızın bizlere yazdığı bu mektup ya da metinle sizlerle ve sizlerin aracılığıyla da tüm kamuoyuyla paylaşmış olduk.

ÜRETİM, EKONOMİ VE ÇİFTÇİYE DESTEK

Onun için bir kere daha söylüyorum. İster çay üreticisi olsun, ister zeytin üreticisi olsun, ister üzüm üreticisi olsun, ister buğday, arpa üreticisi olsun, ister pancar üreticisi olsun, yani mısır üreticisi olsun; yani bütün tarım üreticilerimizin, çiftçilerimizin daha fazla desteklenmesi gerekiyor. Çünkü bizim üretmekten başka çaremiz yok. Biz işsizliği de üreterek yok edeceğiz. Enflasyonu da üreterek yok edeceğiz. Yüksek faizleri de üreterek yok edeceğiz. Üretemediğimiz sürece işsizliğe de, yüksek faize de, enflasyona da mahkûm olmaya mecburuz. Yani kendi kendimize yetmediğimiz ve dışarıdan ithalatımızın ihracatımızdan daha fazla olduğu sürece bu ekonomik dengelerin bizim lehimize, vatandaşın lehine ya da Türkiye Cumhuriyeti'nin lehine değişmesi mümkün değildir. Yani sizin bütçenizde açığınız devam ederken, dış ticaret açığınız devam ederken, onun sonucu cari açığınız devam ederken ekonominizin düzelmesini, enflasyonun düşmesini, faizlerin düşmesini beklemek hayaldir.

Onun için üreteceğiz, üreticimizi destekleyeceğiz. Bir kez daha tüm çiftçilerimizin 14 Mayıs Çiftçiler Günü'nü tebrik ediyorum ve bereketli, bol bir yıl olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Çiftçiler Günümüz kutlu olsun, hayırlı olsun inşallah.

ÖZBEKİSTAN ZİYARETİ VE RESMÎ TEMASLAR

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, biliyorsunuz geçtiğimiz hafta pazartesiyle cuma günü arasında kardeş, dost ve soydaş ülkemiz Özbekistan'a geniş bir heyetle bir ziyaret gerçekleştirdik. Bu ziyaretimizi Özbekistan Cumhurbaşkanı, Devlet Başkanı Sayın Şevket Mirziyoyev'in himayelerinde ve Özbekistan Liberal Demokrat Parti'nin resmî daveti üzerine gerçekleştirdik. Sözlerimin başında hem bizi davet eden hem de orada kaldığımız dört gün boyunca bizleri protokol olarak da misafirlik olarak da en üst düzeyde karşılayan, ağırlayan, programları gerçekleştirmemize, ziyaretlerimizi gerçekleştirmemize yardımcı olan, ev sahipliği yapan Özbekistan Liberal Demokrat Partisi Genel Başkanı Akdam Hayitov'a ve genel başkan yardımcılarına, tüm parti heyetine şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz.

Ziyaretimiz kapsamında ilk iki gün Taşkent'te resmî ziyaretlerde bulunduk. Devlet büyükleriyle, parti genel başkanları ve yetkilileriyle; orada iki meclis var, bir senato, bir normal meclis; hem Ali Mecliste meclis başkanlıklarıyla, komisyon başkanlarıyla, Türkiye-Özbekistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığı'yla görüşmeler yaptık. Hem de Ali Meclis hem de senatoda bu görüşmelerimizi en üst düzeyde gerçekleştirdik. Yine Taşkent'te yeni açılmış olan İslam Medeniyetleri Müzesi'ni ziyaret ettik. Yine Taşkent'te diğer ziyaret edilmesi gereken en önemli mekânları, tarihî yerleri de ziyaret ettik.

BUHARA, SEMERKANT VE MANEVÎ MİRAS

Üçüncü gün Türkistan medeniyetinin kadim şehirlerinden Buhara'daydık. Ve burada da çok önemli ziyaretlerimiz oldu. Dördüncü gün Semerkant'taydık. Yine Türkistan medeniyetinin neşet ettiği topraklar, kadim şehirlerimiz. Hem İmam Buhari'nin kabrini, hem Nakşibendi'nin kabrini, hem Peygamber Efendimiz'in amcasının oğlunun kabrini ve İmam Maturidi'nin, tabii kabrinde tadilat devam ettiği için, orayı ancak uzaktan görebilme şansımız oldu. Yani bütün manevî büyüklerimizi, ilim ve Türkistan ilim dünyasının, bilim dünyasının en önemli isimlerinin bulunduğu mekânlar buralar. Buralarda güzel ziyaretlerimiz oldu. Bunları gerçekleştirdik ve cuma günü de ülkemize döndük.

Ben özellikle her Türk'ün, tabii ki Müslüman'ın, özellikle Buhara ve Semerkant'ı ziyaret etmesinin çok önemli olduğunu bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Cenab-ı Hak her Müslüman Türk'e oraları görmeyi nasip etsin inşallah, diyorum.

ÖZBEKİSTAN'IN GELİŞİMİ VE TİCARET HACMİ

Tabii Özbekistan'ın büyük bir kalkınma ve ilerleme içerisinde olduğunu her alanda görmekten de büyük bir memnuniyet duyduk. Ve özellikle gıda, sebze, meyvede çok ileri olduklarını gördük. Ve tamamen organik olarak üretimle devam etmiş olmaları da kendileri açısından büyük bir kazanç. Orada yaşayan vatandaşlarımız açısından da kazanç.

Türkiye ile Özbekistan ticaret hacmi 3 milyar dolara çıkarılmış vaziyette. Şu anda 3 milyar dolar. Bize göre çok düşük. Maalesef kaybedilmiş onlarca yıl var. Şimdi bakın, hasmımız, düşmanımız Çin. Niye düşmanımız? Çünkü 1949’dan beri Doğu Türkistan'ı işgal altında tutuyor. Bir katliam ve soykırım uyguluyor. Ve bugün de uyguluyor. Sessiz sedasız uyguluyor. Uygulamaya devam ediyor. Geçmişte fiilî soykırım yaptı. Şimdi fikrî soykırım yapıyor. Kültürel soykırım yapıyor. İnanç soykırımı yapıyor. Yani bütün o coğrafyadan Türk'ün adını silmeye çalışıyor.

Biz Çin'le yetmiş milyar dolarlık bir dış ticaret hacmine sahibiz. Bunun 65 milyar dolarını biz Çin'den alıyoruz. Çin'e sattığımız sadece 5 milyar dolar. Onda birinden daha az. Ama kardeş, dost, can dediğimiz Özbekistan'la topu topu 3 milyar dolar. Yani hepsi 3 milyar dolar. Sattığımız, aldığımız hepsi 3 milyar dolar. Tam tersi olması gerekir, değil mi? Tam tersi olması gerekir. İnşallah Büyük Birlik iktidarında da tam tersi olacak. Türk Cumhuriyetleri'yle ticaretimiz 70 milyar dolara ulaşacak. Çin'le ticaretimiz mütekabiliyet esasları çerçevesinde 5 milyar satıyorsak 5 milyar alacağız. 10 milyar dolar seviyesine gelecek. Ha, biz 10 milyar dolar satarsak 10 milyar dolar alırız ama 5 milyar dolar satıp 65-75 milyar dolarlık mal asla almayacağız.

Bakın, fabrika kuracaklardı. Türkiye'nin birkaç milyar dolarını çaldılar. Gümrüksüz araçlarını getirdiler, burada sattılar. Fabrika kurmaktan da vazgeçtiler. Atalarımız ne demiş? Çin'e güvenmeyin. Güzel sözlerine, güzel kumaşlarına, güzel kadınlarına aldanmayın, demiş. Bunu ta binlerce yıl önce bizim atalarımız, hükümdarlarımız söylemiş. Onun için hâlâ kulağımıza bunun küpe olması lazım arkadaşlar. Dost belli, düşman belli. Yani düşmanın dost olmayacağını bileceğiz. Dostumuzu da asla ve kat'a küstürmeyeceğiz ve kaybetmeyeceğiz. Temel ilkemiz bu olacak.

TÜRK DİL BAYRAMI

Değerli vatandaşlarım, kıymetli kardeşlerim, bugün aynı zamanda Türk Dil Bayramı. Kimliğimize, bayrağımıza, dilimize en çok saldırıların arttığı bir yılda ve bir dönemde Türk Dil Bayramımızı kutluyoruz. Ne zamandan beri kutluyoruz? 1277’den beri kutluyoruz. 13 Mayıs 1277’den beri. Yani Karamanoğlu Mehmet Bey'in Türkçeyi resmî dil ilan ettiği günden beri kutluyoruz. Bugün de 749. yılını kutluyoruz.

Öncelikle Karamanoğlu Mehmet Bey başta olmak üzere Türkçemizi yaşatan, emek veren ve bugün hayatta olmayan herkesi rahmetle ve şükranla yâd ediyorum. Geçmişte ve bugün Türkçemizin yaşatılmasında, geliştirilmesinde, yayılmasında emeği geçen bütün, başta ilim, bilim adamlarımız, üniversite hocalarımız olmak üzere, herkese de şükranlarımı sunuyorum.

TÜRKÇENİN MİLLET HAYATINDAKİ YERİ

Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, bugün aynı zamanda millet olma şuurumuzun, kültür hafızamızın ve medeniyet yürüyüşümüzün en büyük taşıyıcısı olan Türkçemizin bayramını idrak ediyoruz. Türk Dil Bayramı yalnızca bir dilin değil, bir milletin, yani Türk milletinin ruhunun, tarihinin ve vicdanının kutlandığı müstesna bir gündür. Bugün müstesna bir gündür ve hepimiz bunun idrakinde ve şuurunda olmalıyız.

Dünya daha birçok dili tanımazken, Türk milleti devletini, töresini, bağımsızlık ülküsünü ve millet sevgisini kendi diliyle abideleştirmiştir. Bu yönüyle Türkçe yalnızca konuşulan bir dil değil, aynı zamanda devlet kuran bir iradenin ve medeniyet inşa eden bir şuurun taşıyıcısıdır. Bizim dilimiz, güzel Türkçemiz, Göktürk yazıtlarında milletine seslenen Bilge Kağan'ın ölümsüz hitabıdır. Bizim dilimiz Türkçemiz; Yunus Emre'nin evrensel merhameti, Fuzuli'nin aşk ateşi, Karacaoğlan'ın gönül türküsü, Yahya Kemal'in Türk İstanbul'u ve Mehmet Akif Ersoy'un istiklal haykırışıdır. Türkçe Türk milletinin susmayan vicdanıdır ve kimse de susturamayacaklar.

TÜRKÇEYİ KORUMA ÇAĞRISI

Bugün hepimize, her Türk evladına, Türk milletinin her bir ferdine düşen görev; atalarımızın taşlara emanet ettiği bu büyük dili aynı vakar, aynı bilinç ve aynı sadakatle geleceğe taşımak olmalıdır. Türkçemizi korumak, vatanımızı korumak kadar önemli bir vazifedir. Bugün ne yazık ki yabancılaşmanın, yozlaşmanın ve dijital çağın hızla değiştirdiği kültürel iklimin etkisiyle Türkçemiz ciddi bir kuşatma altındadır. Sokaklarımızda, ekranlarımızda, günlük hayatımızda özensiz kullanılan bir dil anlayışı giderek yaygınlaşmaktadır. Oysa Türk milleti kendi diline sahip çıktığı müddetçe güçlü kalabilecektir. Bizler inanıyoruz ki Türkçe yalnızca geçmişimizin emaneti değil, geleceğimizin de teminatıdır. Çocuklarımıza miras bırakacağımız en büyük miraslardan biri temiz, güçlü, zengin ve vakur bir Türkçe olacaktır.

Bu vesileyle ömrünü Türk diline, Türk kültürüne ve Türk düşünce hayatına adamış bütün ilim insanlarımızı, şairlerimizi, yazarlarımızı ve gönül erlerini rahmet, minnet ve şükranla bir kez daha yâd ediyorum. Türkçemizi yaşatmak için çalışan herkese hem başarılar diliyor hem teşekkürlerimi iletiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle Türk Dil Bayramımızı kutluyor, bütün vatandaşlarımızı sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

SORU-CEVAP BÖLÜMÜ

AHMET TÜRK’ÜN AÇIKLAMALARI

Kıymetli arkadaşlar, değerli basın mensupları; şahıs olarak birbirimizi tanıyor, tanımıyor olmak önemli değil. Burada biz şahısları konuşmuyoruz. Şahısların birbirini tanıyor, tanımıyor olmasını konuşmuyoruz. Biz burada devleti konuşuyoruz, ülkeyi konuşuyoruz, milleti konuşuyoruz. Bizim ciddiye aldığımız şey devletimizdir, ülkemizdir, milletimizdir. Devletimize, ülkemize, milletimize yönelik saldırılardır. Bağımsızlığımıza yönelik saldırılardır. Vatanımızın birliğine yönelik saldırılardır. Milletimizin birliğine yönelik saldırılardır.

Şimdi bu ismini zikrettiğiniz şahıs bu ülkede kaç dönem milletvekilliği yapmıştır? Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmıştır. Yani bu devlet, bu ülke ona hak ettiğinin kat kat üstünde vermiştir. Peki devlete ne vermiştir, ülkeye ne vermiştir, millete ne vermiştir? Aslında geçmişten beri terör örgütünü desteklediğini biliyorduk. Onlarla birlikte hareket ettiğini biliyorduk. Ama çok kendisini açığa çıkarmıyordu. İşte bu son süreçte gerçek kimliği, gerçek niyeti diline dökülüverdi. Terör örgütüne yardımdan ya da terör örgütü üyeliğinden ya da terör örgütü sempatizanlığından alındı Büyükşehir Belediye Başkanlığından. Onlarca emniyet, savcılık, istihbarat yanlış mı yaptı da tutuklandı? Ya da beraat mı etti? Ya da af mı çıktı? Bütün devletin bu hoşgörüsüne, kendisine verdiklerine rağmen gidiyor ve Diyarbakır'da Amedspor adıyla PKK'nın desteğiyle, PKK'nın uzantılarının desteğiyle kurulmuş bir takımın Süper Lig'e çıkma kutlamasından sonra ne diyor? Her mülakatını Türkçe veren o şahıs bu mesajını neden Kürtçe veriyor? Ve ne diyor? Tırnak içinde, Kürdistan bölgesinden bir takımın Süper Lig'e çıkmasından büyük memnuniyet duydum, diyor. Şimdi o bölgenin adı ne? Güneydoğu Anadolu Bölgesi. Bizim ülkemiz ne zaman etnik olarak bölgelere ayrıldı da bizim haberimiz yok? Ya da Türkiye eyalet sistemine mi geçti de bizim bundan haberimiz yok? Açıkça kanunlara, yasalara, anayasaya muhalefet etmektedir. Ve açıkça bölücülük yapmaktadır. Mardin eski Büyükşehir Belediye Başkanı siyasi bölücüdür, terör destekçisidir, terör sevicisidir. Bu kadar net. Eğer böyle değilse çıksın desin ki PKK bir terör örgütüdür. Terör yapıyordur ve ülkeyi bölmek istiyordur, desin. Ya da çıksın desin ki ben Türkiye'nin toprak bütünlüğünden, millî birliğinden, ortak dilinden, ortak bayrağından yanayım, desin. Hadi desin.

TERÖR DESTEKÇİLERİNE VE SAVUNUCULARINA TEPKİ

Şimdi ona sahip çıkanlar, benim söylediğim, Anadolu'da kullanılan normal bir üslupla söylediğim bir sözden dolayı hadi diyelim ki PKK sevicileri, sempatizanları sahip çıkıyor ve bana saldırıyor, daha ağır hakaretlerde bulunuyor. Vız gelir, tırıs gider. Biz inandığımızı söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Ama Türk görünümlü ya da teröre karşıymış gibi cümleler kurarak, her defasında terörü, terör örgütünü, ayrılıkçıları destekleyen, milliyetçilerle, Türk milliyetçileriyle, normal vatanseverlerle terör örgütü üyeleri, uzantıları, sempatizanları yan yana, karşı karşıya geldiğinde hep terör örgütü tarafını tutan sözde demokrat, sözde aydın, sözde siyasetçi, sözde liberal siyasetçiler var ya da gazeteciler var, yorumcular var; onlara da söylüyorum. Ya siz ne sefil, ne aşağılık adamlarsınız ki her defasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığını, bütünlüğünü, milletin birliğini, Türkçeyi, Türk bayrağını savunmak yerine PKK'nın, terör örgütünün ayrılıkçı sözlerini ve onların sözcülerini savunuyorsunuz? Siz kimsiniz ya? Bir açıklayın. Siz kimsiniz kardeşim?

Ya bunlar da gizli terör seviciler. Yani sureti haktan görünüyorlar, Türk görünüyorlar, Müslüman görünüyorlar, devletin yanındaymış gibi yapıyorlar, milletin yanındaymış gibi yapıyorlar ama her defasında, sorsan güya demokrasi adına, efendim insan hakları adına terör örgütünün fikirlerini savunuyorlar. Dünyanın neresinde var böyle bir şey ya? Hangi devlette bir aydın terör örgütünü savunabilir? Terör örgütü uzantılarını ya da onların sözlerini savunabilir?

TÜRKİYE’NİN BÜTÜNLÜĞÜ VE ORTAK KİMLİK

Adam açıkça, açıkça tekrar geriye dönecek olursak eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanının sözlerine, adam açıkça Türkiye'yi bölmüş, bir bölgesinin üstüne başka bir isim yazmış. İstiyorlar ki orası tamamı kendilerinin olsun. Ayrı bir bölge, ayrı bir devlet. Ama Türkiye onları beslemeye devam etsin. Maaşlarını almaya devam etsinler. Diplomatik pasaportlarla ülke dışında gezmeye devam etsinler. Bu da devam etsin. O bölge tamamen kendilerinin olacak. Geriye kalan kısmında da söz sahibi olmaya devam edecekler. Onlar bölgeye diyelim ki tırnak içinde Kürdistan ismini koyacak. Biz bunu kabul edeceğiz. Ama burası Türk Devleti olmayacak. Bayrağın adı Türk bayrağı olmayacak. Dil Türkçe olmayacak. Yanına başka bir dil gelecek. Şimdi bunları istiyorlar. Şimdi açıkça bu. Yani bunu daha nasıl söylesin bir bölücü, bunu daha nasıl söyleyecek? Bunu ifade ediyor.

Biz başından beri ne diyoruz? Biz diyoruz ki Kürt'ü, Türkmen'i, Alevi'si, Sünni'si, Çerkez'i, Boşnak'ı, Arap'ı, Zaza'sı; biz hepimiz kardeşiz ve hepimiz Büyük Türk milletinin birer ferdiyiz ve mensubuyuz. Bunu söylemekten niye geri duruyorlar? Bunları geri tutan sebep ne? Bunlara bunu söyletmeyen sebep ne?

TÜRK BAYRAĞI VE ORTAK SEMBOLLER

Türk bayrağı isminden rahatsız olan siyasi parti genel başkanları var. Ya kardeşim, bu bayrak bu ismi bugün almadı ki. Bu bayrak binlerce yıl önce Göktürklerde de Türk bayrağıydı. Hunlarda da Türk bayrağıydı. Karahanlılarda da Türk bayrağıydı. Gaznelilerde de Türk bayrağıydı. Selçuklularda da Türk bayrağıydı. Osmanlılarda da Türk bayrağıydı. Türkiye Cumhuriyeti'nde de Türk bayrağı. Sen istesen de Türk bayrağı, istemesen de Türk bayrağı.

Daha önce de söyledim. Hepsine, topuna birden söylüyorum. Ayırt etmeksizin. Bakın, Nevruz kutladılar, on binlerce insan, bir tanesinin elinde, alanda bir tane Türk bayrağı yok. Bu, işte Diyarbakır'ın ismini değiştirerek kurdukları takımın Süper Lig'e çıkma kutlamalarında bir tane Türk bayrağı yok. O eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı eğer gerçekten adam olsaydı adam eline bir Türk bayrağı alır da giderdi oraya. Eline bir Türk bayrağı alırdı. O eline Türk bayrağı alıp gitseydi işte o zaman biz de kalkar onu ayakta alkışlardık. Ama ondan ne öyle bir yürek, ne öyle bir cesaret, ne de öyle, en önemlisi, bir niyet yok. Çünkü bölücü. Açıkça söylüyorum. Benim ülkemin bir bölgesini başka bir isimle adlandıran kim olursa olsun bölücüdür. Bu kadar net. Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Ülkesiyle, milletiyle bölünmez, parçalanmaz bir bütündür. Bu, bu kadar açık ve nettir kıymetli arkadaşlar.

İSTİKLAL MARŞI, SAYGI DURUŞU

Eline bir tane Türk bayrağı almayacaksın ama al bayraktan da rahatsız olacaksın. Bakın, görüntüler var. O kutlamalarda bir vatandaşımız arabasının arka camına ay yıldızlı al bayrağı yapıştırmış. Ona saldırıyorlar. Ona saldırıyorlar. Peki, o saldırganlıkla ilgili bir çift kelime duyuyor musunuz? Duymuyorsunuz. Duymuyorsunuz. Onun için bizim sözümüz nettir. Açıktır. Bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti'dir, Türk Devleti'dir. Milletin adı, biraz önce de söyledim, Kürt'ü, Türkmen'i, Alevi'si, Sünni'si, Çerkez'i, Boşnağı, Arabı, Zaza'sı Büyük Türk milletidir. Ve bayrağı da Türk bayrağıdır. Bunu kabul eden şerefiyle burada yaşar. Bunu kabul etmeyen de zerre kadar şerefi varsa hangi bayrağı istiyorsa oraya gider.

Bu malum takımın genel kurulu. Gündem var burada, gündem. Açılış ve yoklama, divan heyetinin seçimi, saygı duruşu. İstiklal Marşı nerede? Nerede İstiklal Marşı? Saygı duruşunu kime yapacaklar? Teröristlere yapacaklar. Tabii. Ölen teröristlere, Mehmetçik katili teröristlere yapacaklar. Öğretmen katili teröristlere yapacaklar. İmamlara yapacaklar bu saygı duruşunu. Nerede İstiklal Marşı? Nerede Türk bayrağı?

Onun için biz ne dediğimizin farkındayız. Nerede durduğumuzun da farkındayız. Ve topu da üstümüze gelse fark etmez. Bizim ilkemiz bellidir, durduğumuz yer bellidir. Biz devletimizin varlığının yanındayız. Ülkemizin bütünlüğünün yanındayız. Milletimizin birliğinin yanındayız, kardeşliğinin yanındayız. Rengini şehitlerimizin kanından alan ay yıldızlı al bayrağımızın ve minarelerden yükselen ezanlarımızın yanındayız. Biz Türk'üz, Müslümanız ve Türkistan ülkücüleriyiz.

DEVLETİMİZİN KÜRT KARDEŞLERİMİZLE PROBLEMİ YOK

Kürt kardeşlerimizle bizim ya da devletimizin bir problemi yok, onların da bizim ya da devletimizle bir problemi yok. Problem siyasi bölücülerle ve bunların büyük çoğunluğu da Kürt de değil aslında. Yani içinde her türlü etnik kökenden insan var. Ermeniler var. Avrupa kökenliler var. Siyonistler var. Ezidiler var. Keldaniler var. Var da var. Yani Mecusiler var. Hatta Türk kökenli olanlar da var. Yani biz etnik olarak bakmıyoruz ki meseleye. Meseleye devlet, millet, ülke, bayrak, ezan penceresinden bakıyoruz. Etnik olarak bakmıyoruz. Terör örgütünün yöneticileri içinde de, teröristler içinde de Türk kökenli olanlar da var. Biz meseleye Türk, Kürt, Arap diye bakmıyoruz. Meseleye terör örgütü ve terör örgütü elebaşları ve teröristler olarak bakıyoruz. Meseleye bizim bakış açımız bu. Ve ülkemizde Kürt kardeşlerimizin zaten büyük çoğunluğu bizim gibi düşünüyor. Yani devletinin yanında, ülkesinin bütünlüğünün yanında, milletinin birliğinin yanında, ay yıldızlı al bayrağının yanında, ezanının gölgesinde yaşıyor.

CHP’Lİ BELEDİYELERDEKİ SORUŞTURMALAR

Öncelikle tabii biz isteriz ki her şey demokrasi ve hukuk içerisinde yürüsün ki şu ana kadar biz bunun demokrasi ve hukuk içerisinde yürüdüğünü görüyoruz. Masumiyet karinesine başından beri dikkat edilmesini, hassasiyet gösterilmesini savunuyoruz. Bunu bir kere daha dile getiriyorum. Bir şey daha söyledim. Belki adalet gecikir ya da geç işler bizde ama mutlaka hedefe varır. Sonuçta hedefe varır. Haklı haksız mutlaka ortaya çıkar.

Şimdi ortaya dökülen, saçılan binlerce iddia, binlerce itiraf, işte etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler, bütün bunların söyledikleri, ortaya çıkan görüntüler gerçekten çok hayret verici. Yani parti ayrımı gözetmeksizin söylüyorum. Hangi partiye mensup olursa olsun, bir belediye başkanı ya da yöneticisi, başkan yardımcısı yolsuzluk yapmışsa, yolsuzluğa bulaşmışsa, hırsızlık yapmışsa, çünkü oralar beytülmaldir, bunu başta o partinin genel başkanının kulağından tutup atması ya da yargıya teslim etmesi gerekir. Ama eğer ortaya dökülen gerçekler, yayılan görüntüler gerçekse maalesef pek çok parti üst düzey yöneticisinin de bu işlerin içinde olduğu gözüküyor. Alınan paraların partiye bağış olarak alındığı dile getiriliyor. O zaman onların makbuzlarının ibraz edilmesi gerekir. Nerelere harcandığı söylenmesi gerekir.

Bir de tabii gayriahlaki iddialar ya da görüntüler var. Onlar da tam bir fecaat. Yani bunlar Türkiye'nin kurucu cumhurbaşkanı, Kurtuluş Savaşı'nın başkomutanı, ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'nın, Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinden bahsediyoruz biz. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugünkü yönetimi tarafından nasıl bir duruma sokulduğunu görüyoruz. Bunlar, her şey nerede başladı? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın, şu anda tutuklu olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın tamamen partiyi ben yöneteceğim, daha sonra cumhurbaşkanı adayı olacağım, kazanacağım, Türkiye'yi de ben yöneteceğim sevdasından ve hülyasından kaynaklandı. İşin açıkçası bu. Bunu görüyoruz. Yani eski genel başkana yapılan vefasızlık, işte kongrede yaşananlar, bütün bunları eklediğimizde; bunun diğer taraftan da evet, bir kişinin hülyasından, rüyasından, arzusundan bahsediyoruz ama bunun bir de diğer, yani gözükmeyen kısmını da bizim okuyabilmemiz lazım Türk siyasetçiler olarak.

Diğer yönüyle de bu, böyle bir kişinin, birkaç kişinin kurgulayıp uygulayabileceği bir plan ya da proje olamaz. Bunun iç ve dış destekçilerinin olduğu, planlayıcılarının olduğu, kurgulayıcılarının olduğu muhakkaktır bana göre. Ve yakında bu da ilgili kurum kuruluşlar tarafından tahmin ediyorum gerekirse ortaya da konacaktır. Yani burada aslında Cumhuriyet Halk Partisi'yle birlikte kanaatimce Türkiye hedef alınmıştır. Türkiye ele geçirilmek istenmiştir. Türkiye'yi yönetebilecekleri bir yönetim, Türkiye'de iş başına gelsin; kolay anlaşabilecekleri, planlarını uygulayabilecekleri bir yönetim iş başına gelsin anlayışıyla bütün bu süreçler yaşanmıştır. Onun için bu sadece bir AK Parti-CHP kavgası değildir. Ya da bir Cumhur İttifakı-CHP kavgası değildir. Bunun daha büyük bir kavga olduğunu biz görüyoruz. Bunun emareleri var, bunun delilleri var, bilgileri var ve mutlaka devlet bu bilgilere bizden daha çok hâkim olduğu için süreçlerin bir de bu yönüne bakmak gerektiğini düşünüyorum.

PARTİ GEÇİŞLERİNE DAİR DEĞERLENDİRME

Parti geçişleri; elbette biz de isteriz ki her seçilen milletvekili, belediye başkanı dönemini kendi partisi içerisinde tamamlasın. Doğru olan da budur. Bizim düşüncemiz, genel olarak kanaatimiz budur. Cumhuriyet Halk Partisi'nde kongre süreci sonrasında yaşananlara baktığımızda artık orada ciddi bir ayrılık meydana gelmiştir. Artık geçmişte seçilen belediye başkanları ya da milletvekilleri partilerinden dışlandıklarını iddia etmektedirler. Onun için ben onların bu kararlarının bu yönüyle de incelenmesi ve kararların daha çok Cumhuriyet Halk Partisi'yle partilerini bırakan belediye başkanları ya da milletvekilleri arasındaki sürtüşmeden, fikir ayrılığından, dışlanmadan kaynaklandığını görüyorum.

Ama bir kere daha söylüyorum. Bizim için esas olan ya da bizim temel fikrimiz, her partinin milletvekili hangi partiden seçilmişse, çok büyük olağanüstü bir olay olmadıktan sonra, belediye başkanları için de bu durum geçerlidir, dönemini kendi partisi bayrağı altında tamamlaması gerekir. Benim şahsen düşüncem budur. Ama bir partiyle bağını koparmışsa, istifa etmişse, kavga ederek ayrılmışsa elbette ondan sonra bağımsız da yürüyebilir, bir başka partiye de geçebilir. Bunu da yadırgamadığımızı ifade etmek isterim.

Galeri