Program Sivas Paşa Camii müezzini Mahmut Güven'in Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Ulu Cami imamı Ergün Ceyhan'ın dua, Sivas Belediyesi imamı Fatih Turgut'un ise sâlâ okuduğu programda İstiklal Marşı'nın ardından şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu için hazırladığımız kısa film izlendi.

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, programda şunları söyledi:
“Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, aziz şehitlerimizin kıymetli eşleri, çocukları, aile fertleri, ağabeyleri, Sayın Vali Yardımcım, kıymetli belediye başkanım, siyasi partilerimizin ve sivil toplum örgütlerimizin değerli temsilcileri ve siz çok değerli, kıymetli dava arkadaşlarım, Sivaslı kardeşlerim; hepinizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle ve Cenab-ı Hakk’ın selamıyla selamlıyorum. Selamünaleyküm.
Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, mağfireti sizlerin ve yeryüzündeki tüm kardeşlerimizin üzerine olsun. Cenab-ı Hak, yeryüzünde zulüm altında olan kardeşlerimizi, soydaşlarımızı, dindaşlarımızı ve mazlum çocukları, kadınları, insanları muhafaza eylesin inşallah, diyorum.
Sözlerimin başında, bugün burada toplanmamıza vesile olan Şehit Liderimiz, Kurucu Genel Başkanımız Muhsin Başkanımızı, onunla birlikte şehadete yürüyen Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş kardeşlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. Biz onlardan razıydık, Cenab-ı Hak da razı olsun; ruhları şad, mekânları cennet, makamları âli olsun inşallah, diyorum.
ANKARA’DAKİ ANMA VE MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN ŞAHSİYETİ
Kıymetli kardeşlerim, değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler; dün Ankara’da önce Muhsin Başkan’ın kabri başında kendisini dualarla, tekbirlerle yâd ettik. Partililerimiz, ocaklı kardeşlerimiz, onu sevenler, sayanlar, hürmet edenler, herkes oradaydı. Akabinde Ankara’da büyük bir salonda yine çok güzel bir anma ve yâd etme programını tertip ettik. Hem Muhsin Başkan’ımızı hem de onunla birlikte şehadete yürüyen arkadaşlarımızı rahmetle, minnetle ve şükranla andık.
Evet, dün oradaki konuşmamda da ifade ettim. Muhsin Yazıcıoğlu sadece bir siyasi parti genel başkanı değildi ya da bildik politikacılardan birisi değildi, profesyonel siyasetçilerden birisi değildi. O bir dava adamıydı. O, Allah’a tam inanmış bir mü’mindi. O, Kur’an’ı kendisine rehber edinmişti. O, Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’i kendisine önder edinmiş bir mü’mindi, bir Müslümandı. Biz onun yaşantısında buna şahitlik ettik.
Ve ben daha önceki konuşmalarımda da ifade ettim. Velev ki hadise bir kaza olsun ki değil, o zaman dahi şehittirler. Çünkü yolu Allah yoluydu. Davası i‘lâ-yi kelimetullah davasıydı. Ve bütün çabası da buydu. Onun için şehitlerimizi rahmetle ve şükranla yâd ediyoruz.

ŞEHADET SÜRECİ VE HUKUK MÜCADELESİ
Kıymetli kardeşlerim, onun bize bıraktığı emanetler var. Diğer arkadaşlarımızın da bize bıraktığı emanetler var. Nedir? Bunlardan birisi şehadet sürecidir. 25 Mart 2009 gününden itibaren bugüne kadar hukuk içerisinde kalarak eksiksiz bir şekilde dava süreçleri, soruşturma süreçleri takip edilmiştir.
Kim ne derse desin, hangi provokasyonu yaparsa yapsın, hangi şer odaklarının maşası olursa olsun, hangi böyle küçük siyasi hesaplar güderse gütsün, biz ne yaptığımızı biliyoruz. Biz hayatımızı da Allah’a ve hesap vereceğimiz güne göre yapıyoruz. Ve o günde şehitlerimizin yüzüne bakacak şekilde yapıyoruz. Onun için provokatörlere, sahtekârlara, münafıklara, fitnecilere kapımız da gönlümüz de kapalı. Onlar kendi fitnelerinde, kendi münafıklıklarında boğulsunlar inşallah, diyorum. Çünkü hiçbir faydaları olmadı, hep zararları oldu.
Bu süreçte iki kere ana soruşturma dosyasına takipsizlik kararı verildi. Kim kaldırttı? Kendiliğinden mi kalktı? Provokatörler mi kaldırttı? Münafıklar mı, fitneciler mi kaldırttı? Biz kaldırttık. Aileler, avukatları, hukuk içerisinde kaldırttık. Ve şimdi yine ana soruşturma dosyası devam ediyor. Öbür taraftan mahkeme devam ediyor.
Bu hadisenin geldiğimiz noktada içeriden ve dışarıdan uluslararası kahpe bir pusu olduğuyla ilgili kuvvetli şüpheler var. Ve biz ne dedik? Bu şüpheler tam manasıyla böyle cam gibi aydınlatılmadan, başta şehitlerimizin aileleri olmak üzere Muhsin Başkan’ın dava arkadaşlarının, sevenlerinin, yakınlarının ve bütün milletimizin gönlü, kalbi mutmain olmadan bu dosyanın kapatılmasına müsaade etmeyeceğiz, dedik ve bugüne kadar da etmedik Allah’ın izniyle.
Bu sürecin başarılı bir şekilde tamamlanmasının yolu da birlikten ve beraberlikten geçiyor. Küçük siyasi hesaplar yapmaktan geçmiyor. Küçük siyasi hesaplar yaparak, güya sözde Muhsin Başkanımızın ve şehitlerimizin hakkını savunuyormuş gibi ortaya çıkanların daha sonra nasıl çil yavrusu gibi dağıldıklarını ve siyasi hesapları bitince ortadan kaybolduklarını hepimiz görüyoruz. Neredeler şimdi? Neredeler? Ama biz sağlığında da yanındaydık, ölene kadar; şimdi de buradayız ve sonuna kadar da i‘lâ-yi kelimetullah için nizam-ı âlem demeye devam edeceğiz.
PARTİ, DAVA VE TEŞKİLAT EMANETİ
İkinci emaneti nedir? Partisidir, davasıdır, ocağıdır. Muhsin Yazıcıoğlu niye bu kadar çile çekti? Beş buçuk yılı hücrede, yedi buçuk yıl cezaevinde kaldı, bir gün bile ceza almadan beraat etti. Niye bir parti kurdu? Yokluk içinde, yoksulluk içinde, imkânsızlık içinde, yola çıktıklarının çoğu kendisini yarı yolda bıraktığı hâlde niye yoluna devam etti? Niye “Haksız davalarda milyonlarla yürüyeceğime, haklı davalarda tek başıma yürümeyi tercih ederim.” diye niye söyledi?
Bu yolun sonunun çileli olduğunu, bu yolun sonunda şehadet olabileceğini hepimizden daha iyi bilmiyor muydu? Yozgat’ta Ahmet Efendi’yi ziyaret ettiğinde, orada bulunanların şahitliğinden, aktardıklarından söylüyorum; daha hadiseden 8-10 sene önce, yani 2009’dan 8-10 sene önce elini öpüyor. O da Muhsin Başkan’ın elini öpmeye çalışıyor. Muhsin Başkan elini geri çekiyor. Yani diyor ki efendim, olabilir mi böyle bir şey? Tekrar hamle yapıyor ve diyor ki: “Şehit elidir, öpeceğim.” diyor.
Şimdi Muhsin Yazıcıoğlu ne yaşayacağını bilmiyor muydu? Onun için herkes Büyük Birlik Partiliyim diyen, Alperen’im diyen herkes bu şuurda olacak. Ama böyle 3-5 günlüğüne, 3-5 aylığına mevsimlik işçi gibi gelip gidenler var. Sanki davanın gerçek sahipleriymiş gibi hareket ediyorlar. Kimseyi beğenmiyorlar. Senin hiçbir fedakârlığın var mı? Yok. Zerre kadar faydan var mı? Yok. Partinin üyesi bile değilsin. 5 kuruşluk katkın yok. Sen kimsin ya? Sen kimsin, kim? Senin ne haddine?
Hiç kimse edepsizlik, terbiyesizlik, hadsizlik yapamaz. Yapan bu partiye, bu ocağa, bu davaya zarar verir. Onun için bunlara asla ve kat’a müsaade etmeyiz. Çok müsamahakâr davrandık. Ama her şeyin bir sınırı olduğunu da herkes bilecek. Herkes Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisine de ocağına da ve onun için mücadele edenlere de gerçek Büyük Birlik Partili ve Alperen’se saygı gösterecek. Biz de saygı göstereceğiz. Birbirimizi seveceğiz. En çok buna mecburuz.
Ne diyor Resulullah Efendimiz? “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız. İman etmedikçe de cennete giremezsiniz.” diyor. Şimdi bu hadisten bihaber olan adamdan Alperen ya da Büyük Birlik Partili olur mu? Peygamberin hadisinden haberi yok, Allah’ın ayetinden haberi yok. Alperen’im, alnı secdeye gitmez. Ezan okunurken kahvede okey oynamaya devam eder. Ne Alperen’i ya? Alperen dediğin adam Allah’ın varlığına şeksiz şüphesiz inanır, ahlakını Kur’an’a göre şekillendirir, yaşantısını da Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e göre yaşar.
İşte bunu yaptığımız gün biz Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayallerini gerçekleştirmiş, davasına sahip çıkmış ve davasını yüceltmiş oluruz. Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas’a belediye başkanı adayı belirlerken sabah namazı kılıp kılmadığını kontrol ediyordu. Sizin bundan haberiniz var mı? Sabah namazına kalkıp kalkmadığını kontrol ediyordu. Muhsin Yazıcıoğlu öyle ihlaslı bir adamdı.

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN DAVA ADAMLIĞI VE ULUSLARARASI MÜCADELE
Bakın, Muhsin Yazıcıoğlu öyle bir dava adamıydı ki Bosna Savaşı’nda Bosna’daydı. Çeçenistan Savaşı’nda Çeçenistan’daydı. Ve diğer İslam Türk beldelerinde...
Şu Fatih Altaylı bile ne diyor? Daha birkaç gün önce açıklama yaptı. Kim bu Fatih Altaylı? Refahyol döneminde Muhsin Başkan ve arkadaşlarımız, partimiz Refahyol’a destek verdiği için o gün program yaptığı televizyonda, canlı yayında Muhsin Başkan’a itibar suikasti yaptı. Bunun üzerine arkadaşlarımız, ağabeylerimiz ona cezasını kesecekti. Yine Muhsin Başkan’ın merhametiyle kurtuldu. Bunu da televizyonda söyledi daha sonra. “Beni Muhsin Yazıcıoğlu kurtardı.” dedi.
O bile ne diyor? “Ben gazeteci olarak, muhabir olarak Afganistan’a gittim. Orada Özbeklerle, Türklerle birlikte Ruslara karşı savaşan Türkler gördüm.” diyor. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gördüm.” diyor. “Kim diye baktım.” diyor. “Kim diye baktım.” diyor. “Büyük Birlik Partililer.” diyor. “Alperenler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun adamları.” diyor.
“Bosna’ya gittim, aynı adamları orada da gördüm.” diyor. “Kosova’ya gittim, aynı adamları orada da gördüm.” diyor. “Çeçenistan’a gittim, aynı adamları orada gördüm.” diyor. Evet, görmeye devam edeceksiniz, alışın. Bosna’ya da gittik, Kosova’ya da gittik, Çeçenistan’a da gittik, Türkmen’e de gittik, Suriye Türklerinin de yanında olduk, Gazze’ye de gittik, gitmeye de devam edeceğiz.
SİYASETİN ÖNEMİ VE İÇ BİRLİK VURGUSU
Bunun için ikinci bir mesuliyetimiz nedir? Mesuliyetimiz; partimize ve teşkilatımıza sahip çıkacağız. Ne dedi? Biraz önce burada dinledik. “Siyasetin bize farz-ı kifaye olduğunu gördüğümüz için buradayız.” dedi. “Onun için parti kurduk, siyaset yapıyoruz.” dedi. Siyaset olmasaydı, parti olmasaydı bu dosya 500 kere kapanıp gitmişti.
Onun için kimse kimseye haksızlık yapmayacak. Kimse yapmadığı işleri de bir başkasından beklemeyecek. Kendisi parmağını kımıldatmayacak, öbürü gövdesini koymuş ortaya; ona suç isnat edecek, eksiklik isnat edecek. İşte bu münafıklıktır, bu fitne çıkarmaktır.
Aramızda fitnecilere, münafıklara, provokatörlere asla müsaade etmeyeceğiz. Yapanı derhâl dışarı atacağız. Çünkü bir hareketin içine fitne girerse, münafıklar orada var olmaya devam ederse o hareket muvaffak olamaz. Değil mi? Mehmet Âkif Ersoy bunu çok net bir şekilde ifade ediyor. Birlik olmamız gerektiğini, birlik olmadığımız zaman nasıl parçalanacağımızı, yürekler toplu vurmayınca nasıl zarar göreceğimizi ifade ediyor.

DAVANIN MAHİYETİ VE KİŞİSEL ŞAHİTLİK
Onun için biz, dediğim gibi, inandığımız her şeyin yanındayız. Muhsin Yazıcıoğlu’nun davası Allah davasıydı, Kur’an davasıydı, Peygamber davasıydı, Türklük davasıydı, Türk-İslam davasıydı, i‘lâ-yi kelimetullah için nizam-ı âlem davasıydı. Bizim davamız da Allah davasıdır, Kur’an davasıdır, İslam davasıdır, Türklük davasıdır, Türk-İslam ülküsüdür, i‘lâ-yi kelimetullah için nizam-ı âlemdir.
Bakın, biz gururluyuz. Muhsin Yazıcıoğlu gibi bir liderin kardeşi olduk. Yol arkadaşı olduk. Dava arkadaşı olduk. Ben on dört yaşında Muhsin Yazıcıoğlu’nu tanıdım. Daha orta üçüncü sınıf talebesiyken. Ve o günden bugüne kadar da hep yanında oldum. Ankara İmam Hatip Lisesi, orta üçüncü sınıf talebesiydim. Yanımızda Şeker Öğrenci Yurdu vardı. Oradaki seminerde tanıştım. Ve ölene kadar da yanında durdum. Ayrılmadım.
Ve yine ayet-i kerime, hocam bahseder, açık: Allahu Zülcelal bir kulunu sevdiği zaman onun sevgisini diğer kullarının kalbine yerleştirir. Biz bunun tezahürünü gördük Muhsin Yazıcıoğlu’nda. Ne mutlu bize. Ne büyük bahtiyarlık bu bizim için.
Şu cumhuriyet tarihinde Muhsin Yazıcıoğlu, işte dün anma günüydü, onun kadar anılan, yâd edilen, dua edilen, mezarı ziyaret edilen, sadece anma gününde değil, gün 25 Mart’ta değil, 365 günün tamamında var mı ikinci bir kişi? O zaman ne bu küçük hesaplar, ne bu münafıklıklar, bu fitneler ne?
TEŞEKKÜR
Onun için tabii ki sizlere şükranlarımı sunuyorum. Bütün dava arkadaşlarıma, bütün Muhsin Yazıcıoğlu sevdalılarına, sadece Büyük Birlik Partililere, Alperenlere değil, hangi partiye mensup olursa olsun, hangi etnik kökene mensup olursa olsun, Kürt’üyle, Türkmen’iyle, Arabıyla, Çerkez’iyle, Alevisi, Sünnisi...
Dün bizim Ankara’daki anma programımızda onlarca Alevi dedesi vardı, ocakzade vardı. Evet, siz de buradasınız, hoş geldiniz. Teşekkür ediyorum. Evet, İmam Rıza Hoca. Sizin o asil davranışınız için de teşekkür ediyorum. Allah razı olsun, sağ olun.
Balkanlar başta olmak üzere Türk dünyasının her tarafından temsilciler vardı, o kadar kısa bir sürede program yapmış olmamıza rağmen. İşte bu bizim için büyük bir bahtiyarlık. Bu parti ne kadar büyürse, Türk siyasetinde ne kadar etkin hâle gelirse, ne kadar çok oy alırsa, Mecliste ne kadar güçlü bir şekilde temsil edilirse, ne kadar fazla belediyesi olursa işte bu davanın sonucunda da almak için de bu etkili olur daha çok ve onun ideallerini, fikirlerini yaşatmak da bu yolla olur.
Onun için hem davasına hem geride kalanlarına hem de ideallerine, fikirlerine sonuna kadar sahip çıkmak bizim boynumuzun borcudur. Kim ne yaparsa yapsın, biz yolumuzu aynen Muhsin Başkan’ın dediği gibi devam ediyoruz. 3-5 tane müptezelin yaptığına bakıp da yolumuzu değiştirecek ya da efendim çekilecek ya da usanacak ya da onlardan etkilenecek falan değiliz. Muhsin Başkan’ın dediği gibi, inanan adam arkasına, sağına, soluna bakmadan inandığı yolda yürür. Biz de yürüyoruz. İnanan arkadaşlarımız da sizinle birlikte ve yürümeye de devam edeceğiz inşallah.
Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kere daha şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyor; Şehit Liderimiz Muhsin Başkanımızı, onunla birlikte şehadete yürüyen Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş kardeşlerimizi rahmetle, şükranla ve özlemle yâd ediyorum. Cenab-ı Hak onlardan razı olsun, merhametiyle muamele etsin. Ruhları için El Fatiha."
ŞEHİT MURAT ÇETİNKAYA’NIN KIZI ŞEVVAL ÇETİNKAYA’NIN KONUŞMASI
Şehit olduğunda Belediye Meclis Üyesi adayımız olan merhum Murat Çetinkaya'nın kızı Şevval Çetinkaya ise duygularını şu şekilde ifade etti:

“Ben Şevval Çetinkaya. 25 Mart 2009 tarihinde, benim de lider olarak gördüğüm Şehit Muhsin Başkan’la beraber vefat eden Murat Çetinkaya’nın küçük kızıyım. Kendimi birçok farklı alanda, birçok farklı şekilde tanıttım. Ama benim için en gurur vereni bu. Çünkü davası uğruna lideriyle şehadete yürümüş bir babanın kızı olmak benim nezdimde çok kutsal ve çok şeref verici.
Bu vesileyle sizleri, Sayın Genel Başkanı Mustafa Destici, Sayın Belediye Başkanı Adem Uzun’u ve siz değerli misafirlerimizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Hepinize iyi akşamlar.
25 Mart 2009... Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen kazanın üzerinden tam 17 yıl geçti. Geçen 17 yılda bana hep bu acının geçmeyeceğini ama azalacağını söylediler. Ancak öyle olmadı. Azalmadığı gibi günler geçtikçe de arttı. Bütün kalbimi, bütün ruhumu kaplamaya başladı.

Sizlere geçirdiğim acılı günleri anlatarak olayı daha da dramatik bir hâle getirmek istemiyorum. Çünkü artık dik durup bizim canımızı bu kadar yakanlara meydan okumanın vakti geldi benim için. 17 yıldır bu davanın layığıyla sürdürülmüyor olması sadece bizi yaralayan bir durum olmaktan öte, milletimizin hukuka olan inancını da zedelemeye başladı.
Bizler bu davanın sonuçlanmasını yalnızca bizim için değil, annelerini, babalarını, evlatlarını, eşlerini ay yıldız uğruna toprağa veren tüm şehit yakınları için istiyoruz. Nitekim bu vatan, evladını hürriyet uğruna feda edip acısını kalbine gömen anne babalar sayesinde kuruldu. Bu fedakâr annelerden biri olan kendi anneme de, gözyaşını içine akıtıp bana hiç hatırlamadığım babamı detay detay anlattığı, onu kahramanım yaptığı için huzurlarınızda teşekkür ederim.
Sözlerimi bitirirken Muhsin Başkanımın çok sevdiğim bir sözünü sizinle paylaşmak istiyorum: “Yaşadığımız çile, inandığımız dava içindir.” Evet, 17 yıldır çektiğimiz bu çile, verdiğimiz bu savaş, uğruna babalarımızı feda ettiğimiz bu dava içindir. Arkasında gözyaşıyla sevdiklerini bırakan nice yiğit şehitlerimiz içindir.
Ben de hep sadece babama verdiğim sözlerin aksine, bugün hepinizin önünde Muhsin Başkanıma, babama, Erhan amcama, Yüksel amcama, İsmail amcama ve Pilot Kaya amcama söz veriyorum: Gözünüz arkada kalmasın. Sevdikleriniz Allah’a, davanız bana emanet.”
SİVAS BELEDİYE BAŞKANIMIZ SAYIN ADEM UZUN’UN KONUŞMASI
Şehit Murat Çetinkaya'nın kızı Şevval Çetinkaya’nın duygu yüklü konuşmasının ardından kürsüye gelen Sivas Belediye Başkanımız Sayın Adem Uzun ise şunları kaydetti:

“Sayın Genel Başkanım, Sayın Vali Yardımcım, çok değerli ilimizin protokolü, çok değerli misafirlerimiz, kıymetli dava arkadaşlarım...
Ben öncelikle Muhsin Başkanımız başta olmak üzere, onunla birlikte şehadete yürüyen Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ve İsmail Güneş ile pilot Kaya İstektepe’yi saygıyla ve rahmetle andığımı ifade etmek istiyorum.
Tabii 17 sene geçti. Bu on yedi senelik süre içerisinde gördük ki Muhsin Başkanımız, gerçekten yaşamış olduğu süre içerisinde sadece ülkemizde değil, Türk İslam dünyasında insanların gönlünde çok ayrı ve müstesna bir yer oluşturmuş ve geldiğimiz süre içerisinde de, bakın 17 yıl geçti, hâlen insanlar Muhsin Başkanımıza karşı büyük bir sevgi ve muhabbet besliyor. Bu aslında onun siyasi hayatında ve yaşadığı süre içerisinde aslında karakteriyle, kişiliğiyle, liderliğiyle, duruşuyla ve model bir insan olmasıyla insanların gönlünde ne kadar büyük yer teşkil ettiğini ve bizim de örnek almamız gereken bir şahsiyet olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Hepsinin mekânı cennet olsun.
Muhsin Başkanımız bize gerçekten güzel bir emanet bıraktı. Birincisi, beraber yol yürüdüğü arkadaşlarıyla birlikte aslında onun ilkelerini yaşatan, kurucusu olduğu bir parti bıraktı. Bu çok önemli. Muhsin Başkanımız, duruşuyla, hareketleriyle, tavırlarıyla, dürüstlüğüyle aslında bize dürüst siyaset yapma, ilkeli siyaset yapma, duruşu olan bir siyaset yapma konusunda büyük bir miras bıraktı. Şimdi geride şaibesi olmayan tertemiz bir siyasi geçmiş bıraktı.
Ve Sivaslılar olarak biz, tabii Muhsin Başkanımızla da onunla birlikte yol yürürken hayatını kaybeden Sivas’ın evlatlarıyla aslında bize baktığımız zaman birçok şey, birçok miras bıraktı. Biz de tabii Sivas Belediyesi olarak, geldiğimiz ilk günden itibaren, göreve aldığımız ilk günden itibaren halkın bize vermiş olduğu oyları, halkın emanetini gözeten bir siyasi anlayış, bir belediyecilik anlayışı ortaya koymaya büyük gayret gösteriyoruz.
Bakın, Muhsin Başkan denildiğinde ilk akla gelen dürüstlük. En önemli belediyecilik ilkelerimizden birisi bu. Şeffaflık, hesap verilebilirlik, istişare kültürü... Bütün bunların hepsini önemseyen bir belediyecilik ortaya koyuyoruz. Bu şehir, Muhsin Başkanımızın ifadesiyle “kara sevdam” dediği bir şehir. Hep ne diyordu? “Verin bana Sivas’ı.” diyordu. Sivaslılar Sivas’ı Muhsin Başkanın yol arkadaşlarına teslim ettiler. O zaman biz de arkadaşlarımıza şunu söyledik: Gecemizi gündüzümüze katacağız. Canla başla çalışacağız, dedik.
Ve geldiğimiz ilk günden itibaren de hayal olan, yıllardır konuşulan birçok projeyi hayata geçirmek için büyük bir mücadele içerisine girdik. Sivas halkına mahcup olmamak için, Şehit Liderimize mahcup olmamak için elimizden gelen bütün gayreti, çabayı ortaya koyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Önümüzde 3 yılımız kaldı. 3 yıllık süre içerisinde çok büyük başarılara imza atacağız.

Bakın kıymetli dava arkadaşlarım, Şehit Liderimiz Hakk’a yürüdü. Sonsuzluğun sahibine kavuştu. Dava arkadaşları onunla birlikte şehadete erişti. Bizim yapmamız gereken artık şu kısır, kendi içimizdeki küçük dedikoduları ya da bölünmeleri, parçalanmaları hepsini bir kenara bırakıp onun bize emanet etmiş olduğu partinin ilkeleri çerçevesinde, onun çizdiği hedefler çerçevesinde hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Muhsin Başkanımızın çok büyük bir hayali vardı. Bu hayal, Alevisiyle, Sünnisiyle, sağcısıyla, solcusuyla herkesin ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde yaşadığı bir Türkiye’ydi. Bu hayal, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan bir Türk dünyası hayal ediyordu. O yüzden partinin ismini Büyük Birlik koydu. Büyük Birlik demek birlik demekti, beraberlik demekti.
Ama gelinen süre içerisinde bakıyoruz. Hâlen birileri acaba sonu ne olur, acaba zarar verir miyim, Muhsin Başkanımın kemiklerini sızlatır mıyım, bakın bunları düşünmeden bencil düşüncelerle hareket ediliyor. Bunu çok doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Vefamız varsa, Muhsin Başkanımıza en ufak bir sevgimiz, muhabbetimiz varsa o zaman şehadetine neden olan neydi? Partinin yükselmesiydi. Ortaya koyduğu ilkelerdi. Değil mi? Hedefleriydi. O zaman bu hedeflere doğru yürümek bizim en önemli sorumluluklarımızın başında geliyor.
Büyük Birlik Partisi şu an itibarıyla tüm Türkiye’de duruşuyla, çizgisiyle, tavırlarıyla, politikalarıyla, her şeyle net bir parti. Bunu herkes görüyor. Muhsin Başkanımızın çizgisinden sapma var mı? Yok. Bakın net bir şekilde. İşte son yaşanan gelişmeler... Genel Başkanımızdan Allah razı olsun. Duruşu, söylemleri, her şeyi net. Ve bu tüm Türkiye’de büyük bir beğeni topluyor.
Kıymetli dava arkadaşlarım, inşallah Sivas’ta da belediyecilikte hep birlikte güzel işler yapacağız. Ülkemize hep birlikte güzel hizmetler yapacağız. Ben şuna inanıyorum: Bizi gerçekten çok güzel günler bekliyor. Muhsin Başkanımızın adını da şanını da şerefini de hepsini de yücelteceğiz.
Şevval kızımız güzel bir konuşma yaptı. Hukuka inancımız tam, Şevval. Sen bir hukukçu olacaksın. Hukuka inancımızdan vazgeçemeyiz. Allah’a inancımız da tam. Allah’ın adaletine inancımız da tam. Dün Ankara’da söyledim. En büyük adaletin teminatı ve savunucusu Allah’tır. Bir gün her şey ortaya çıkar.
Bizler Muhsin Başkanımızın bize bırakmış olduğu o siyasi hedefleri, o ilkeleri nasıl ileriye götüreceğiz, nasıl Türkiye’nin yönetimiyle ilgili söz sahibi olacağız; biz bunlara yoğunlaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Artık tamam, 17 yıl geçti. Hâlen üşüyoruz. Hâlen gerçekten içimiz yanıyor. Ama mücadeleye devam. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
Sayın Genel Başkanımızdan Allah razı olsun. Bakın, belediyecilikte her konuda yanımızda. Ankara’ya ne zaman gittiğimizde bütün kapılar bize açılıyor. Sayın Genel Başkanım sağ olsun, her konuda bize yardımcı oluyor. Sizlerin huzurlarınızda da ben Sayın Genel Başkanımıza teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Tabii sözü biraz sonra Ömer Hocam’a bırakacağız. Ben hocamıza da hoş geldiniz demek istiyorum. Sizi de Sivas’ta ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum.”
BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ SİVAS İL BAŞKANIMIZ TURAN BÜTÜN’ÜN KONUŞMASI
Programda Sivas İl Başkanımız Sayın Turan Bütün de bir konuşma yaptı. Sayın Turan Bütün konuşmasında şunları söyledi:

“Sayın Genel Başkanım, Sayın Vali Yardımcım, Sayın Genel Başkan Yardımcım, Merkez Karar üyem, kıymetli belediye başkanım, Şarkışla Belediye Başkanım, geçmiş dönem il ilçe başkanlarım, sivil toplum kuruluşlarımızın başkan ve yöneticileri, siyasi partilerimizin il başkanları, il genel ve belediye meclis üyelerimiz, muhtarlarım, hareketimizin umudu gençlerimiz, Alperenler, kıymetli hanımefendiler, beyefendiler; sizleri saygıyla, hürmetle selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Bugün mücadeleyle geçen çileli bir ömrü millete, devlete ve mukaddesatına adamış yiğit devlet adamı liderimiz Muhsin Başkan’ımızı ve kader arkadaşlarını anmak üzere toplanmış bulunuyoruz. 17 yıl geçti. Ama ne acımız azaldı ne özlemimiz dindi.
Muhsin Başkan sadece bir siyasi lider değildi. O, bu milletin vicdanıydı. Onun mücadelesi koltuk için değildi. Onun mücadelesi makam için değildi. Onun mücadelesi bayrak içindi, vatan içindi, millet içindi. O, “kara sevdam” dediği bu şehri sadece sevmedi; bu şehri yüreğine taşıdı.
Kıymetli misafirler, Allah’a hamdolsun ki Muhsin Başkan’ın “kara sevdam” dediği Sivas, son yerel seçimlerde yeniden bu davanın hizmetine emanet edilmiştir. Sivas Belediyesinin kazanılması sadece bir seçim başarısı değildir. Aynı zamanda bir vefanın, bir duruşun ve bir inancın zaferidir.
Bu büyük başarının arkasında gece gündüz demeden çalışan, ömrünü bu davaya adamış, alın teriyle, samimiyetle iz bırakmış il başkanımız merhum Ahmet Polat’ı ve ondan kısa bir süre önce kaybetmiş olduğumuz Aytekin Kulmaç Hocamızı, yeri gelmişken hasretle ve özlemle anmak istiyorum. Bizler bugün burada sadece Muhsin Başkanı değil, aynı ruhu taşıyan, aynı yolda yürüyen tüm dava büyüklerimizi anıyoruz.
Değerli dava arkadaşlarım, Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadeti sadece bir kayıp değil, aynı zamanda bizlere bırakmış olduğu büyük bir emanettir. Bu emanet doğruluktan ayrılmamaktır. Bu emanet haksızlığa karşı susmamaktır. Bu emanet milletin derdiyle dertlenmektir. Bugün bizlere düşen görev, onun bıraktığı yerden mücadeleyi sürdürmek, onun izinden yürümek ve bu kutlu davayı daha ileriye taşımaktır.
Bu dava dün olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır. Bu bayrak yere düşmemiştir, asla ve asla düşmeyecektir. Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici Beyefendi’nin liderliğinde, şehit liderimizin emanetine sahip çıkmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Değerli dava arkadaşlarım, Muhsin Başkanımızın hayatı bizlere şunları öğretti: Zor zamanlarda geri çekilmek değil, daha fazla sorumluluk almaktır asıl olan. Bugün Sivas’ın, onun “Söğüt” dediği bu topraklarda aynı inançla, aynı kararlılıkla dimdik duruyoruz. Onun hatırasını sadece anmakla yetinmeyeceğiz. Onun fikirlerini yaşatacağız, onun mücadelesini sürdüreceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki şehitler ölmez, şehitlerin davası yetim kalmaz.
Bu duygu ve düşüncelerle şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nu, beraberinde şehit düşen İl Başkanımız Erhan Üstündağ’ı, İl Başkan Yardımcımız Yüksel Yancı’yı, Belediye Meclis Üyesi adayımız Murat Çetinkaya’yı, İHA muhabiri arkadaşımız, kardeşimiz, dostumuz İsmail Güneş’i rahmetle, minnetle anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun, makamları âli olsun inşallah. Allah bizleri onların yolundan ayırmasın. Hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.”
Şehitleri Anma Programı, değerli tarihçi, saygıdeğer hocamız Ömer Demirbağ'ın sohbetiyle devam etti.

Genel Başkanımız Sayın Destici'den Sivas Helikopter Şehitliği'ne ziyaret