Sayın Genel Başkanımız, Eskişehir Olağan İl Kongremizde şu konuşmayı yaptı:
"Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, değerli dava arkadaşlarım, değerli kardeşlerim, kıymetli hemşerilerim, sevgili Eskişehirliler; öncelikle cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyor, Eskişehir Olağan İl Kongremize hoş geldiniz, şeref verdiniz, diyorum.
Öncelikle kongremizin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Cenab-ı Hak birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi her daim var eylesin. Güçlendirsin inşallah, diyorum.
3 MAYIS VE TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ
Kıymetli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli hemşerilerim; bugün 3 Mayıs. 3 Mayıs Türkçüler Günü. Türk Milliyetçileri Günü. Peki her yıl 3 Mayıs'ta biz neden Türkçülük Günü'nü kutluyoruz? Ne oldu da her yıl 3 Mayıs'ta Türkçülük Günü kutlanıyor?
Şimdi 1944 yılına gittiğimizde Türkiye'de maalesef tek parti iktidarı döneminde, Millî Şef döneminde, milliyetçilik yasak, Türk'üm demek yasak, Türk varlığını savunmak yasak, esir Türkleri savunmak yasak. Doğu Türkistan'dan, Azerbaycan'dan, Kırım'dan, Kafkaslar'daki Türk topluluklarından, Balkanlar'daki Türklerden, Türkmeneli bölgesindeki, Irak'taki, Kerkük'teki, Musul'daki, Suriye, Halep'teki, Hama'daki Türklerden bahsetmek yasak.
İşte merhum Nihal Atsız, arkadaşları, esir Türklerden bahsediyorlar. Mustafa Cemil Kırımoğlu'nun mücadelesinden bahsediyorlar. Şeyh Şamil'lerden bahsediyorlar. Kafkasların Türk liderlerinden bahsediyorlar. Doğu Türkistan'da bağımsızlık mücadelesi veren Doğu Türkistan'ın yiğitlerinden, liderlerinden, kahramanlarından bahsediyorlar. Bunlara karşı bugün herkesin adeta güzelleme yapmak için yarıştığı Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali, Rusya'nın, Sovyet Rusyası'nın, Bolşeviklerin savunuculuğunu yapıyor. Esir Türklerin mücadelesini ya da uğradıkları zulümleri dile getiren Türk milliyetçilerine, Türk mütefekkirlerine, Türk düşünce adamlarına karşı Sovyet Rusya'sını savunuyorlar.
İşte Nihal Atsız da bunlara karşı yazdığı yazılar ve arkadaşlarıyla birlikte düzenlediği toplantılar nedeniyle tutuklanıyor ve yargılanıyorlar. Bakın, bin dokuz yüz kırk dört Türkiye'sinden bahsediyorum. CHP tek parti iktidarından bahsediyorum. İnönü'den bahsediyorum. Onun döneminden bahsediyorum. Sırf Türk'üz, Türk milliyetçisiyiz, Doğu Türkistan'daki Türkleri savunuyoruz, Kırım'daki Türkleri savunuyoruz, esir Türkleri savunuyoruz, dedikleri için tutuklanıyorlar. Tutuklanmakla kalmıyorlar. İşkencelere uğruyorlar. Tabutluklarda, işkencehanelerde kendilerine işkence ediliyor. Ama tabii yıkılmıyorlar ve neticede beraat ediyorlar.
İşte bu beraat tarihi olan 3 Mayıs, mahkeme tarihi olan 3 Mayıs 1944 olayları, 3 Mayıs 1945'ten itibaren 3 Mayıs Türkçüler Günü olarak kutlanıyor, anılıyor. O dönemin millî kahramanları, Türk milliyetçiliğinin önderleri anılıyor. Biz de buradan bir kere daha, başta Nihal Atsız olmak üzere, o dönemin Türk milliyetçiliği fikriyatının önderlerini, yılmaz savunucularını bir kez daha rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun. Mekânları cennet olsun, diyorum.
Yine büyük Türk milletinin Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar, Kafkaslardan Türkmeneli'ne kadar bütün bu coğrafyada yaşayan, varlığını devam ettiren, ister Doğu Türkistan'da, ister Makedonya'da, ister Kafkaslar'da, ister Kerkük'te, ister Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, ister Azerbaycan'da, Türkmenistan'da, yani dünyanın her yerinde var olan büyük Türk milletinin 3 Mayıs Türkçüler Günü'nü, Türk Milliyetçileri Günü'nü kutluyorum ve yaşasın Türk milleti, yaşasın Türklük davası, diyorum.
Evet, göğsümüzü gere gere, haykıra haykıra söylüyoruz: Türk'üz, Turancıyız, Türk-İslam ülkücüsüyüz, diyoruz.
ATSIZ'IN KAHRAMANLIK ŞİİRİNDEN ALINTI
Kıymetli kardeşlerim, değerli hemşerilerim; bakın, merhum Atsız Türklüğü ve kahramanlığı nasıl anlatıyor? Şöyle söylüyor Kahramanlık şiirinde: "Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir. Ölmediğini düşünmek boşuna bir emektir. Ölümsüzlüğü düşünmek boşuna bir emektir. Kahramanlık saldırıp bir daha dönmemektir. Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından, koşar adım gitmeli onların arkasından. Kahramanlık, içerek acı ölüm tasından ileriye atılmak ve daha sonra dönmemektir." diyor. "Yırtıcılar az yaşar, uzun sürmez doğanlık. Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık. Atsız şanssız olsa da en büyük kahramanlık, kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir. Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Bunun için ölüme bir atılış gerekir. Atıldıktan sonra da bir daha dönmemektir." diyor.

TEŞEKKÜR VE TEŞKİLAT VURGUSU
Kıymetli hemşerilerim, değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler; bugün burada Eskişehir İl Kongremizde sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu canıgönülden ifade etmek istiyorum. Kongremize katılımınız için her birinize ayrı ayrı, şahsım, partim ve Eskişehir teşkilatımız adına, camiamız adına şükranlarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun. Allah sizlerden razı olsun inşallah, diyorum.
29 Ocak 1993 tarihinde kuruldu Büyük Birlik Partisi. Kurulduğundan beri de hep Eskişehir'de var oldu. Eskişehir'de partimizi kuran ağabeylerimize, arkadaşlarımıza, o günden bugüne kadar teşkilatımızı yaşatan, burada görev alan, emek veren her bir kardeşimize, her bir dava arkadaşımıza sizlerin huzurunda bir kere daha teşekkür ediyorum. Bu süreçte hayatını kaybedenleri, başta şehit liderimiz Muhsin Başkanımız olmak üzere cümlesini rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Mekânları cennet, makamları ali olsun inşallah, diyorum.
Bugün burada hem kongremizi hazırlayıp yapan teşkilatımıza ve bugün tekrar aday olarak görevi inşallah siz kıymetli delegelerimizin desteğiyle yeniden alacak olan avukat Taha Baksan kardeşimize ve yönetimine hem bugüne kadarki hizmetleri için teşekkür ediyor hem de yeni dönemde de başarılar diliyor, şimdiden hayırlı uğurlu olsun inşallah, diyorum.
ESKİŞEHİR'İN TARİHÎ VE KÜLTÜREL ÖNEMİ
Kıymetli hemşerilerim, kıymetli kardeşlerim; Eskişehir'imiz, adı üstünde eski şehir. Tarihî bir şehrimiz. Yani hem Selçuklu'da, özellikle Osmanlı'da çok önemli bir yerde durmuş. Karacahisar ve hemen Söğüt'le olan yakınlığı, Domaniç, bütün bu topraklar Osmanlı'nın kuruluşu, kurulduğu yerler. Osmanlı'nın ruhunun yaşadığı yerler ve yaşatıldığı yerler. O Osmanlı ruhunun canlandığı topraklar.
Yine Eskişehir sınırlarımız içine baktığımızda ondan önce Selçuklu var. Tüm gücüyle var. Selçuklu batıya doğru yürürken Konya'dan önce, işte şimdi bizim Günyüzü'nün Kuzören, Gecek, Dutlu, Yazır; bütün oralara 4-5 tane oba yerleştirmiş. Ve kimini Medrese köyü yapmış, Gecek gibi; kimini Okçular köyü yapmış, silahşorların yetiştirildiği köy yapmış. Ve Sivrihisar, bugün baktığımız zaman Erzurum, Kayseri, Sivas ve Konya'dan sonra belki de Türkiye'de en fazla Selçuklu eserinin bulunduğu bir ilçemiz. Kıymetli bir ilçemiz. Bugün de tüm ihtişamıyla varlığını devam ettirmektedir.
Ve ben Günyüzü'müzle, Sivrihisar'ımızla, Mihalıççık'ımızla, Alpu'suyla, Beylikova'sıyla, Sarıcakaya'sıyla, Mihalgazi'siyle, Han'ıyla, İnönü'süyle, Seyitgazi'siyle, Mahmudiye'siyle, Çifteler'iyle ve merkez Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerimiz; hepsiyle gurur duyuyoruz. Hepsinde yaşayan kardeşlerimizi hemşerimiz, canımız, ciğerimiz olarak görüyor, bir kere daha sevgiyle, saygıyla ve hürmetle selamlıyoruz.
ESKİŞEHİR'İN SANAYİ POTANSİYELİ
Tabii Eskişehir'imiz aynı zamanda bir sanayi kentidir. Özellikle 80'li yıllarda bizim akranımız olup da yaşımız olup da ya da bizden daha büyük olup da o dönemde lisede okuyan arkadaşlarımız, coğrafya dersinde okuduklarını herhâlde hafızalarında tutmuşlardır. Eskişehir hem nüfus olarak Türkiye'nin altıncı büyük kentiydi hem de sanayi olarak Türkiye'nin altıncı büyük kentiydi. Bugün yirminci sıralara gerilemiş vaziyette. Onun için inşallah Eskişehir'imizi tekrar ayağa kaldırmayı Cenab-ı Hak bizlere nasip ve müyesser eylesin inşallah, diyorum.
İLÇELERİN POTANSİYELİ VE ESKİŞEHİR’İN ZENGİNLİĞİ
Bütün ilçelerimizin kendine has özellikleri var. Bugün baktığınızda Sarıcakaya, Mihalgazi; o havza sadece Eskişehir'in değil, bütün İç Anadolu'nun sebze ve meyve ihtiyacını karşılamaktadır. Beylikova gibi, Mihalıççık gibi ilçelerimiz hayvancılıkta, tarımda öne çıkmaktadır. Seyitgazi'ye baktığınız zaman sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en değerli madenlerinin başında gelen bor madenlerinin neredeyse yüzde 80 rezervi Türkiye'dedir. Ve Türkiye'ye büyük güç katmaktadır. Aynı şekilde Alpu'daki nadir elementler Türkiye'nin ve Türk milletinin geleceğidir, refahının garantisidir; iyi değerlendirilirse. Aynı şey Sivrihisar'daki toryum için geçerlidir. Daha ortaya çıkarılmamış, tespit edilmemiş madenlerimiz ve en önemlisi de nadir elementlerimiz vardır. Onun için memleketimiz hem madenler açısından hem sanayi açısından büyük bir zenginliğe sahiptir.
Ve en son Türkiye'de biliyorsunuz, sanayimiz, üretimimiz, imalatımız Marmara Bölgesi'ne sıkışmış vaziyettedir. İşte burada Sakarya Erenler Belediye Başkanımız var. Sağ olsunlar. 2024 Mart 31’den beri diğer belediye başkanlarımızla birlikte inanılmaz bir çalışma gösteriyorlar. Günyüzü Belediye Başkanımız da burada aynı şekilde inanılmaz bir çalışma gösteriyorlar. Ben kendilerini tebrik ediyorum. Ve inşallah daha da başarılı olacaklar. Kendilerine emanet edilen, bize emanet edilen belediyelerde inşallah zirveyi yakalayacaklar. O şekilde çalışıyorlar.
GÜNYÜZÜ SANAYİ BÖLGESİ VE GELECEK VİZYONU
Kıymetli kardeşlerim, dolayısıyla da devletin, hükûmetin bu üretimi, imalatı, sanayi bölgelerini Anadolu'ya kaydırma, ama nereden? İşte yukarıdan aşağıya doğru Mersin Limanı'na, işte İskenderun Limanı'na, hatta Adana, buralara indirme. Beş civarında sanayi bölgesi ilan edildi, büyük sanayi bölgesi. Bizim talebimiz, gayretlerimizle sağ olsunlar Sayın Cumhurbaşkanımız da Sanayi Bakanımız da bizleri kırmadılar. Ve bunlardan bir tanesi de Günyüzü oldu. Tam 38 bin dönüm yeni sanayi bölgesi. 38 milyon metrekare.
Geçtiğimiz günlerde Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi'ni ziyaret ettiğimde başkanımıza sordum. Dedim ki: "Burası kaç metrekare?" Dedi ki: "Başkanım, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi otuz altı milyon metrekare, otuz altı bin dönüm. Ve Türkiye'nin en büyük ikinci tek parça sanayi bölgesiyiz." Günyüzü'ndeki ondan iki milyon metrekare daha fazla. İki bin dönüm daha fazla. İnşallah. İnşallah. Evet, ben de Günyüzü'lü olmaktan, Sivrihisarlı olmaktan, Gecekli olmaktan gurur duyuyorum. Evet. Eskişehirli olmaktan gurur duyuyorum.
Şimdi şunu da söyledi: "Bizim buranın tamamlanması, tekâmül etmesi 45-50 seneyi buldu." dedi. Ama Günyüzü'ndeki inşallah 15-20 senede tekâmül edecek. Yani tamamlanacak. O zaman belki de Günyüzü'nün nüfusu 300.000'in üzerine çıkacak. Yani 300.000'in üzerine çıkacak. Ve bambaşka bir Günyüzü'nü karşınızda göreceksiniz. Bu tabii ki Sivrihisar'ı da, Han'ı da, öbür tarafta Konya'ya bağlı olsa da Çeltik'i de, Polatlı'yı da, yani çevresini de etkileyecektir. Onun için biz memleketimiz için, sizler için varız, sizler için siyaset yapıyoruz ve bu düşünce ve amaçla da siyasetimize devam ediyoruz. Sizlerin desteği ne kadar güçlü olursa bizim de çalışmalarımız o kadar karşılık bulur ve Eskişehir'imiz ve ilçelerimiz o kadar fazla hizmet alır inşallah, diyorum.

KAHRAMANMARAŞ SALDIRISI VE TAZİYE
Kıymetli kardeşlerim, değerli hemşehrilerim, hanımefendiler, beyefendiler; gündemde olan bazı konularımız var. Biliyorsunuz, geçtiğimiz haftalarda Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki bir ortaokul son sınıf, 8. sınıf öğrencisi saldırganın kendi okulunda gerçekleştirdiği silahlı saldırı sonucu 9 öğrencimiz yavrumuz ve 1 öğretmenimiz, öğrencilerini kurtarmak için öğrencilerin üzerine kendini kapatan öğretmenimiz, şehit öğretmenimiz; 9 öğrencimiz ve 1 öğretmenimiz hayatlarını kaybettiler. Kendilerini bir kere daha rahmetle ve şükranla yâd ediyoruz.
Biz orayı ziyaret ettiğimizde hem şehit öğrencilerimizin ve öğretmenimizin ailelerini ziyaret ederek taziyede bulunurken aynı zamanda hastanedeki yavrularımızı da ziyaret etmiştik. Maalesef onların içinde iki tanesi ağır yaralıydı. Bugün 11 yaşındaki Almina Ağaoğlu yavrumuzun da öldüğünü, şehadete erdiğini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Onlar cennete gittiler; sahabiler, günahsızlar. Cenab-ı Hak cennetin en güzel köşesinde onları misafir etsin. Aileleri büyük acı yaşıyor. İnşallah cennetinde de onları buluştursun inşallah, diyorum.
ÇOCUKLAR, AİLE VE EĞİTİM SORUMLULUĞU
Tabii biz Büyük Birlik Partisi olarak bu suça sürüklenen çocuklar, aileden kopan çocuklar, okuldan, aileden, gerçek hayattan kopuk, dijital bağımlılığın esiri olan çocuklar; maalesef bu çocukların psikolojileri bozuluyor, ruh hâlleri bozuluyor. Ve bu dijital platformlarda bambaşka insanlar hâline gelebiliyor. İşte düşünüyor musunuz? Babasının beylik tabancalarını alıyor, okula gidiyor, dokuz öğrenciyi öldürüyor, bir öğretmeni öldürüyor, onlarcasını da yaralıyor. Yani bu hangi ruh hâlinin bir sonucudur? Var mıydı bizim toplumumuzda böyle bir şey? Asla yoktu. Hepimiz okuduk, hepimiz gördük, yoktu. İşte bunlarla ilgili geniş muhasebe yapmak zorundayız.
Biz yaptık, parti olarak üzerimize düşeni yaptık. Raporumuzu hazırladık. Hem ilgili yerlerle hem Meclisle hem de kamuoyuyla paylaştık. Dokuz maddelik bir öneri sunduk. Kısaca ifade etmek gerekirse çocuğun eğitimi ailede başlar. Ailelerin sorumluluğu büyüktür. Aile, çocuğunu okula verdikten sonra "Ben ne yapayım artık, okul ilgilensin, öğretmen ilgilensin." deme lüksüne, hele ki bu çağda, sahip olamaz. Bunu yaptığı anda çocuğunu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Okullarımızda rehberlik öğretmenleri var. Maalesef ya gereği gibi çalışılmıyor ya da onların hazırladıkları raporlar dikkate alınmıyor. Önemli sayıda velimiz çocuğunun bu ruh hâlinin bilinmesini istemiyor. Bunun kayıtlara geçmesini istemiyor. Çocuğunun hastalığını bile bile onu okula göndermeye devam ediyor. Rehberlik öğretmenlerinin raporları dikkate alınmalı. Çocuğunun durumunu bilen aileler, okulun uyarısına dahi gerek duymadan gidip "Benim çocuğumun böyle bir rahatsızlığı var. Benim çocuğum bu okulda değil, o tip öğrencilerin okuduğu hem de tedavi gördüğü okullarda eğitim görmelidir." demelidirler.
Tabii ki güvenlik önemlidir. Okulun çevre güvenliği, okul içi güvenliği önemlidir. Ama bununla birlikte, dediğim gibi, zihniyet değişimi de önemlidir. Ve temel meselenin eğitim olduğunu, temel meselenin aile kurumu olduğunu, temel meselenin ahlak olduğunu, temel meselenin inanç olduğunu asla unutmamalıyız. Biz çocuklarımıza ne verdik? Çocuklarımız ne yapıyor? Biz çocuklarımıza ne verdik? Çocuklarımızdan ne istiyoruz? Çocuk alıyor telefonu, kapanıyor odasına. Alıyor tableti, kapanıyor odasına. Ya da televizyon programları, aile yapımızı bozan, köküne dinamit koyan uygunsuz diziler...
MEDYA, REKLAM VE AİLE YAPISI ELEŞTİRİSİ
Maalesef, maalesef öyle bir hâle geldi ki şimdi kadın programlarında, o sabah kuşağı programlarında, kadın programı da demeyelim; kadın, erkek herkes izliyor. Şimdi reklamlar, dizilerden reklamlar... Konuşuyorum, arıyorum bir televizyonun genel yayın yönetmenini. Hem de daha önce de ifade ettim, desteklenen bir televizyon kanalı, en çok reklam alan bir televizyon kanalı. Diyorum ki: "Ya, bitirin bu yayını." Diyor ki: "Efendim, biz en çok reklamı o programdan alıyoruz."
Yani şu noktaya gelmişler: Bir tarafta ahlak, inanç, örf, âdet, gelenek, görenek, aile yapımız, evlilik, çocuk; bu tarafta da reklam. Bunu tercih ediyorlar. Reklamı tercih ediyorlar. Ahlakımız yerine, inancımız yerine, ailemiz yerine, çocuklarımız yerine reklamı tercih edenlere yazıklar olsun, diyoruz.
DEVLET SORUMLULUĞU VE ÖNLEYİCİ TEDBİRLER
Onlar tercih etti diye onlara bu fırsat verilmemeli. Devleti yönetenler, bu işlerden sorumlu olanlar mesuliyet sahibi olduklarını bilecekler ve buna müsaade etmeyecekler. Yoksa bu olay unutulur, unutuluyor bile. Yarın Allah muhafaza etsin, bir şok daha yaşamak zorunda kalırız. Onun için Nasrettin Hoca'nın hemşerisi olarak diyoruz ki, testiyi kırmadan, suya giderken tembihimizi yapalım, öğüdümüzü yapalım ki tekrar aynı sonuçla yüzleşmeyelim.

NÜFUS DÜŞÜŞÜ VE AİLE YAPISI
Kıymetli kardeşlerim, değerli hemşerilerim; bakın, nüfus olarak aşağıya gidiyoruz. Bundan otuz sene önce çocuk sayımız aile başı üçken, bugün bir buçuğun altına inmiş. Dünyada şu anda, dünya literatüründeki tanımıyla söylüyorum, nesli en fazla tükenmekte olan ilk beş milletin içindeyiz, ülkenin içindeyiz. Aşağı doğru gidiyor. Yani böyle gidersek hani 100 milyonu geçme hayalimiz vardı, 50 milyonun altına düşeriz 30 sene sonra. Küçülürüz. O zaman ailemizi de kaybederiz, ülkemizi de kaybederiz, topraklarımızı da kaybederiz. Onun için aile yapımıza sahip çıkmalıyız. Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar genç yaşta evlendirmeliyiz. Evliliklerini yaptıktan sonra çocuk sahibi olma noktasında açıktan teşvik etmeliyiz.
Biz daha önce de söyledik. Açık. Kim ne derse desin. Kimsenin kınamasına falan aldıracak da değiliz. Biz doğru bildiğimizi söyleriz. Ne dedik? Aile hayatını güçlendirmek, çocuk sahibi olmayı kolaylaştırmak adına ne dedik? Çalışan kadınlarımız işe bir saat geç gitsin, bir saat erken çıksın, dedik. Ne kaybeder Türkiye? Kadınlarımız bir saat geç gidecek, bir saat erken çıkacak. Neden? Çünkü evde de ağır bir yükü var. Çocuk var, ev var. Onun için bizim kadınlara bu konuda yardımcı olmamız lazım.
İki, ne dedik? İşe alımlarda evli, çocuklu olanlar tabii ki ehliyet, liyakat eşitliğinde alınmasında öncülük etsin, dedik. Bakın, bu tür radikal tedbirler alınmadan, yasal düzenlemeler yapılmadan çocuk sayımız da artmaz, evlilik sayısı da artmaz, boşanma da düşmez. Sözü icraata geçirmek zorundayız.
DEZAVANTAJLI KESİMLER VE GEÇİM DESTEĞİ ÖNERİSİ
Dezavantajlı kesimler, ekonomik olarak en büyük sıkıntı yaşayan kesimler kimler? Asgari ücretliler. Eskişehir bir sanayi kenti. Dolayısıyla da en çok işçinin çalıştığı yerlerden bir tanesi. Yine çok işçi çalıştığı için en çok emeklinin olduğu şehirlerimizin başında geliyor. Bu iki dezavantajlı kesim en çok da memleketimizde var. Her yerde var Türkiye'de ama burası en başta gelenlerden.
Onun için diyoruz ki: Madem ki toplu bir gün artıramıyorsunuz, bütçe sıkıntısı var diyorsunuz, o zaman aynen Asgari Ücret Tespit Komisyonu gibi bir asgari hane geçim rakamı tespit komisyonu kurulsun. Örneğin Eskişehir'de dört kişilik bir aile, bir hane asgari kaç liraya geçinebilir? Farzımuhal 40 bin liraya geçinebilir. Şimdi ne alıyor emekli? 20 bin alıyor. En düşükten bahsediyorum. Peki, evi varsa o kurtarıyor. Eşi de emekliyse yine kurtarıyor. Başka bir geliri varsa, ev kirası falan, o kurtarıyor. Ama bir evde sadece bir emekli var ve eşi de emekli değil, evi de kira ise işte bizim destekleyeceğimiz odur. Aradaki o 20 bin lirayı ev kirası yardımı olarak ya da çocuk yardımı olarak onlara vermek zorundayız.
Asgari ücret için de aynı durum geçerlidir. Asgari ücretli var, asgari ücret 28 bin lira ama adamın hanımı da çalışıyor, evi de kendisinin. Ama asgari ücretli var, sadece kendisi çalışıyor, hanımı çalışmıyor, üç dört tane çocuk var, evi de kira. İşte bizim desteklememiz gereken bu dezavantajlı kesimler. Bunu Türkiye yapabilir. Biz bu projemizi ilgili tüm kişi ve kurumlarla da paylaştık.
Şu anda bir vatandaşlık maaşı çalışması var. Asgari ücretin altında geliri olanlara asgari ücrete tamamlama. Ama biz onu da eksik buluyoruz. Tam olarak bizim dediğimizin yapılması lazım. Çünkü her asgari ücretli aynı pozisyonda değil. Her emekli aynı pozisyonda değil.
KURBAN BAYRAMI İKRAMİYESİ VE ASGARİ ÜCRET TALEBİ
İşte önümüzde Temmuz ayı var. Önümüzde mübarek Kurban Bayramı var. Şimdi geçtiğimiz bayramda emeklinin bayram ikramiyesine hiç zam yapılmadı. Onu da telafi etmek adına, bu bayramın Kurban Bayramı olduğunu da düşünerek, en azından bir kurban kesmeleri adına emeklimize Kurban Bayramı ikramiyesinin 10 bin lira olarak verilmesini biz teklif ediyoruz.
Asgari ücretlimiz; şimdi Temmuz'da memur, işçi, çalışan, emekli, SGK'lı, Emekli Sandığı, hepsinin maaşına enflasyon artışı oranında zam yapılacak. Hatta bunlar konuşulmaya başladı. İşte dört aylık enflasyon şu anda yüzde 13, 14’ler civarında. İki aylık daha gelirse işte kaç olur diye tahminler yapılıyor. Peki, asgari ücretli? Asgari ücretliye bir ara artış düşünülmüyor. Biz Büyük Birlik Partisi olarak diyoruz ki enflasyonun yüzde otuzlarda seyrettiği bir ülkede, bizim ülkemizde, asgari ücretli ara zam sahipsiz geçilemez. Onun için aynı enflasyon oranı en azından asgari ücrete yansıtılmalı ve asgari ücretlimizin yüzü de bir nebze olsa gülmelidir.

SAHİPSİZ SOKAK KÖPEKLERİ MESELESİ
Kıymetli hemşerilerim, kıymetli vatandaşlarım; bir de ülkemizde sahipsiz sokak köpekleri meselesi var. Bir de bunların savunucuları var. Mama lobileri var. Bunların üzerinden servetine servet katanlar var. Hayatını idame ettirenler var. Şimdi geçtiğimiz günlerde yine Van'da beş yaşındaki, bak beş yaşında bir çocuk, evinin önünde, amcasının oğluyla birlikte oynarken köpeklerin saldırısına uğruyor. Köpekler çocuğu alıyorlar, uzak bir yere götürüyorlar, parçalıyorlar, öldürüyorlar. Öbür çocuğu babası kurtarıyor. Öbüründen haberi yok.
Şimdi son olay ise Hatay Reyhanlı'da oldu. Reyhanlı ilçesi Cüdeyde Mahallesi'nde bir apartmanda yaşayan 14 ve 13 yaşındaki kız kardeşler alışveriş yapmak için markete gittikleri anda aynı kâbusu yaşadı ve markete doğru giden kardeşler köpeklerin saldırısına uğradı. Başlık aynen şöyle: "Köpekler çocukların üzerine çullandı." Köpeklerin kardeşine saldırdığını gören kızımız, köpeklerin dikkatini dağıtarak kaçmaya çalışırken ayağa takılıyor ve düşüyor. Ayağa takılan ve yere düşen çocuğun üzerine köpekler çullanıyor. Köpeklerin saldırısından kaçmak için boğuşan diğer çocuk, boğuştuğu köpeğin çivili tasmasının ayağına takılmasıyla o da düşüp yaralanıyor ve köpeklere yakalanıyor.
PARTİMİZİN TAVRI VE TEPKİ
Eskişehir'de yıllardır, şimdi oraya gelmeden, biz Büyük Birlik Partisi olarak ne dedik? Hep ne dedik? Hep şunu söyledik, şunu ifade ettik: Kardeşim, bir kere daha söylüyoruz. Bizim çocuklarımızın hayatı başıboş köpeklerden daha mı değersiz? Daha mı değersiz?
Şimdi bu köpek bekçileri, bu mama lobilerinin, bir şey söyleyeceğim de söylemeyeyim, en azından diyelim ki onların uzantıları, sözcüleri; bir köpeğe bir şey yapıldığı zaman ortalığı ayağa kaldırırlar. Ama köpekler işte çocukları parçalayıp öldürdüğünde bunların hiçbirisinden ses duymuyorsunuz. Hiçbirisinden ses duymuyorsunuz. Yani köpek toplandığı anda bile ayağa kalkanlar, çocuklar köpekler tarafından parçalandığında hiç seslerini çıkarmıyorlar. O da bize şunu gösteriyor: Normal bir insan tam tersini yapar. Eğer bunu yapmıyorsa o zaman burada bir nemalanma hadisesi var. Bir mama hadisesi var. Bu sadece köpek sevgisiyle açıklanacak bir şey değildir. Onun için bizim tavrımız net.
Şimdi buradan soruyorum: Bu duruma daha ne kadar sabredip bu durumu normal karşılayacağız? Bir yandan doğumlar azalıyor, aileler parçalanıyor diyoruz. Bir yandan da sokaktaki çocuklarımızın köpekler tarafından parçalanmasına seyirci kalıyoruz.
BAŞIBOŞ KÖPEK MESELESİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Kıymetli kardeşlerim, bu yıl başıboş köpek yılı ilan edildi de biz mi habersiziz, bizim mi haberimiz yok? Niye haberimiz yok? Köpek lobisi devletten daha mı güçlü de köpek katliamı ve başıboşluğu görmezden geliniyor? Çocuklarımızın can güvenliğini sağlayacak devlet otoritesini biz ne zaman göreceğiz? Başıboş köpek meselesi bir halk sağlığı ve halk güvenliği meselesidir.
Bizim çözüm önerilerimiz şunlardır. Belediyeler başıboş köpekleri toplayıp barınaklara almalı, kısırlaştırmalı, aşılamalı ve mümkünse sahiplendirilmelidir. Ama bunlar yapılamıyorsa elbette ki uyutulması gerekiyorsa da uyutulmalıdır. Sahipli köpeklerle ilgili hiçbir şey söylemiyoruz. Bizim bütün söylemimiz sahipsiz köpekler üzerine. Ya da sahip olduğu köpekten sıkılıyor, götürüp bırakıyor, arabasından atıyor gidiyor. Ya da özel üretiyorlar, üretip üretip sokağa gönderiyorlar. Üretip üretip sokağa gönderiyorlar. Bunlar tıpkı çeteler gibi takip edilmeli ve bunu yapanlar hukuki müeyyidelerle karşı karşıya kalmalıdır.
Bu Van'daki, Hatay'daki, nerede olursa olsun, çocuklara, kadınlara, kimeyse kime saldıran köpeklerin sahibi; bunları başıboş bıraktıkları için, sorumsuz davrandıkları için mutlaka ama mutlaka yargılanmalı ve hak ettikleri cezayı almalıdırlar. Bir insanın ölümüne sebep olmuşlarsa o ölüme sebep olmaktan yargılanmalıdırlar. Öyle üç ayla, beş ayla değil.
Kıymetli kardeşlerim, daha bununla ilgili pek çok şey söyleyebiliriz ama meramımızı biz anlattık. Dolayısıyla da bu konuda bize de saldırıyorlar. Saldırsınlar kardeşim. Biz bir çocuğumuzun daha köpekler tarafından öldürülmesini istemiyoruz. Bizim buna tahammülümüz yoktur. Biz "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." diyen Şeyh Edebali'nin neslinin devamıyız. Köpekle insanı eşitleyemezsiniz kardeşim. İnsan eşrefimahlûkattır. Ve yeryüzündeki diğer bütün canlı ve cansızlar insan için yaratılmıştır. Bu bizim inancımızda, bizim kitabımızda, Kur'an-ı Kerim'de çok net bir şekilde bize bildirilmiştir. Onun için bizim tarafımız insandır, bizim tarafımız çocuklarımızdır. Elbette ki her canlıya karşı merhametimiz vardır, hoşgörümüz vardır. Ama nasıl ki insanlara bile, suçlu olanlara, saldırgan olanlara karşı devlet gerekli tedbirleri alıyor, yasal ve hukuki müeyyideleri uyguluyorsa elbette ki köpeklerle ilgili, başıboş köpeklerle ilgili elbette ki tedbirleri de alacaktır.
Şimdi bu köpek savunucularının en çok sığındığı yerlerden birisi de Gazi Mustafa Kemal Paşa'dır, Atatürk'tür, Atatürkçülüktür, laikliktir falan filan. Mustafa Kemal Paşa'nın, Atatürk'ün 1934 yılında yayımladığı talimatname var. Özetiyle ne diyor? Sokakta sahipsiz bir köpek bulunursa yakalanacak ve itlaf edilecektir, diyor. Sahipli olsa bile, diyor, eğer tasmasız, yani ağzında bir koruyucu olmadan dolaşıyorsa o da toplanıp itlaf edilecektir, diyor. Köylerde, kırsalda gece köpekler serbest bırakılabilir, diyor, güvenlik açısından. Ama gündüz onlar da sahipsiz dolaşmayacaktır. Onlar da toplanıp itlaf edilecektir, diyor. Bunu ben söylemiyorum, bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatnamesi söylüyor. Ve böyle uygulanmış. Böyle uygulanmış. Belediye başkanlarımıza da duyurulur.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE ERTUĞRUL YILMAZ’A TAZİYE
Evet, kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; çok vaktinizi aldım. İki üç hususumuz var, kısa kısa birer cümleyle. Eskişehir'imizde yıllardır kameramanlık yapan ve birçok başarılı habere imza atan ve bizim de birçok haberimizi takip eden basın mensubu Ertuğrul Yılmaz'ın vefat ettiğini üzülerek öğrendik. Kendisine Allah'tan rahmet diliyoruz. Ailesine ve basın camiamıza da başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum. Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun.
Bugün aynı zamanda 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü. Hem ülkemizdeki tarafsız, ilkeli habercilik yapan, basın emekçiliği yapan bütün basın mensuplarımızın ve dünyada aynı şekilde görevini ifa eden tüm basın mensuplarının 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nü kutluyorum, destekliyorum. Maalesef bu dönemde başta Filistin, Gazze olmak üzere İsrail tarafından katledilen yüzün üzerinde gazetecimiz olmuştur. Dünyanın çeşitli yerlerinde yine savaş muhabirliği yapan gazetecilerimizden hayatlarını kaybedenler olmuştur. Katil ve Siyonist İsrail sadece Gazze'de masum çocukları, kadınları, yaşlıları, Müslümanları öldürmek ve soykırıma uğratmakla kalmamıştır. Aynı zamanda yüzden fazla gazeteciyi de öldürmüştür. Aynısının bir tanesi Türkiye'de olsaydı acaba Avrupa Birliği ne yapardı, Amerika ne yapardı, değil mi? Ama İsrail olunca hiçbirisinin sesi çıkmıyor. Biz tarafsız, ilkeli bir şekilde görevini yapan bütün basın mensuplarımıza karşı, onların özgürlüğünü kısıtlayan, hatta onları öldüren tüm canileri kınıyoruz, lanetliyoruz.
KADINA ŞİDDET, AİLE VE HUKUKİ DÜZENLEMELER
Bir üzücü istatistik daha var elimizde. O da ne? 2026 yılının ilk aylarındaki verilere göre Ocak ve Şubat aylarında toplam 54 kadın öldürüldü. Neredeyse her gün birkaç kadın ölümü ya da kadın öldürüldü, kaçırıldı, işte haber alınamıyor, kayboldu; bütün bu haberlerle karşı karşıya kalıyoruz. Öncelikle kadına şiddeti lanetliyoruz. Ve tüm problemlerimizi konuşarak, anlaşarak çözmemiz gerektiğini söylüyoruz. Burada ne bizim kültürümüz, Türk kültürümüz ne İslam inancımız bunu kabul etmez. Bunu kabul etmez. Devletimizin yasaları da buna müsaade etmiyor. Ama bütün bunlara rağmen bu ölümler ülkemizde yaşanmaya devam ediyor.
Birileri de kalkıp, yok efendim İstanbul Sözleşmesi'ydi, yok efendim işte kadın hakları düzenlemesi... Hiç alakası yok. İstanbul Sözleşmesi'nin kabul edildiği dönemde kadın cinayetleri neredeyse yüzde yüz daha fazla arttı. Evet, kadınlarla ilgili düzenlemelere biz de destek verdik, dönem dönem. Ama sadece kadını ya da sadece erkeği düşünerek bir düzenleme olmaz. Düzenleme ailenin hepsini düşünerek olur. Kadını ve erkeği, hepsini düşünerek olur.
Siz aileden aynen şöyle düşünün, toplumda da var. İki evli çift arasında bir problem var. Kadın, erkek. Erkeğin ailesi erkeği korumaya alsa, bütün suçu kadına atsa, siz kabul eder misiniz? Tam tersi olsa, kadının ailesi kadını korumaya alsa, tüm suçu erkeğe atsa, bu da kabul edilmez. Hak, adalet, en önemlisi aile kurumunun devamı için arayı bulmak gerekir. Kadın ve erkeğe hoşgörülü davranmaları, birbirlerine karşı yumuşak huylu ve merhametli olmaları tavsiye edilir. Affedici olmaları tavsiye edilir. Evlilik hayatını, aile hayatını kurtarmak adına bunlar söylenir.
Maalesef bizim bazı yasalarımızda buna ters düzenlemeler var. Bir anda erkeği evden atıyor, kadını evden atıyor, çocuğu ona veriyor, öbürünü buna veriyor ve devlet eliyle aileler parçalanıyor. Bunları da biz doğru bulmuyoruz. Biz kendi inancımıza ve kültürümüze göre düzenlemelerin yapılmasının bizim ailemizi, aile hayatımızı, kadınlarımızı ve çocuklarımızı koruyacağına inanıyoruz. Bütün bu saldırılarda hayatını kaybeden kadınlarımıza da Allah'tan rahmet diliyorum. Ama ailelere şunu söylüyorum: Özellikle bu genç yaşta kızlarımız, bir an önce söyledim, sahipsiz bırakılıyor, takip edilmiyor, kiminle, nerede bilinmiyor, "Benim kızım özgür, benim kızım istediğini yapar, benim oğlum istediğini yapar." Asla. İşte ne oluyor sonuçta? Birileri onu istismar ediyor. Ve istismar ettikten sonra da suçu ortaya çıkmasın diye öldürüyor. Hatta varile koyup üstüne beton döküyor. Yani hangimizin evladının başına gelse acaba ne yaşar? Allah korusun ya. Aylarca, yıllarca bulunamayan çocuklar... Bütün bunları yaşıyoruz. Onun için çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Bu bizim en önemli görevlerimizin başında geliyor. Ailemize sahip çıkmalıyız. Evlilik kurumumuza sahip çıkmalıyız. Bu hem bizler için hem toplumumuz için hem ülkemiz için hem de milletimiz için vazgeçilmezdir.
ESKİŞEHİRSPOR MESAJI
Evet, kıymetli kardeşlerim, bu duygu ve düşüncelerle Eskişehir Olağan İl Kongremizin hayırlara vesile olmasını bir kez daha Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Katılımınız için siz kıymetli hemşehrilerime, dostlarıma, arkadaşlarıma, köylülerime, hemşehrilerime, büyüklerime, küçüklerime, arkadaşlarıma, yoldaşlarıma, dava kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Divanımızı tebrik ediyorum. Kongremiz hayırlı, mübarek olsun, diyorum.
Şimdi Eskişehir, Eskişehirspor'umuz play-off turunun ilk maçını, müsabakalarını kazandı biliyorsunuz. Şimdi ikinci turu var. Ben Eskişehirspor'umuza ikinci turda da inşallah orayı da rahat bir şekilde geçeceğine inanıyorum. Play-off finalinde de başarılar diliyorum. İnşallah bu yıl ikinci lige, bir sonraki yıl birinci lige ve ondan sonra da üçüncü yılda da Süper Lig'e yükseleceğine yürekten inanıyorum. Desteğimiz Eskişehirspor'ladır, diyorum.
Sayın Destici, Sivas İl Teşkilatımıza ziyarette bulundu, gündemi değerlendirdi
ÖNCEKİ HABER
Sayın Destici’den Özbekistan’da "Dilde, Fikirde, İşte Birlik" vurgusu