Yükleniyor...
4 Mart 2026 • Büyük Birlik Partisi Genel MerkeziBüyük Birlik Partisi

Sayın Genel Başkanımız, Keçiören İlçe Başkanlığımızın iftar programına katıldı

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Keçiören İlçe Başkanlığımızın düzenlediği iftar programında teşkilat mensuplarımız ve hemşehrilerimizle bir araya geldi. Sayın Genel Başkanımız, Keçiören İlçe Başkanlığımızın iftar programına katıldı

Keçiören İlçe Başkanlığımız tarafından düzenlenen iftar programında konuşan Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici şunları söyledi:

"Kıymetli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler; Keçiörenimizin değerli Belediye Başkanı, genel başkan yardımcılarımız, sivil toplum örgütlerimizin değerli temsilcileri ve siz yüreği vatan, millet, ezan, bayrak, din ve devlet için yanıp tutuşan; ilâ-yı kelimetullah için nizam-ı âlem yolcuları Alperen kardeşlerim; cümlenizi sevgiyle, saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Hayırlı iftarlar, hayırlı akşamlar diliyorum.

Öncelikle Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. Cenab-ı Hak Ramazan’ın rahmetinden, bereketinden, mağfiretinden istifade eden kullarından eylesin, inşallah diyorum. Bu Ramazan ayının da birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize ve bu güzel duyguların pekişmesine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

MAZLUMLARIN DURUMU VE DUA

Kıymetli hanımefendiler, kıymetli kardeşlerim; Doğu Türkistan’dan Filistin’e, Kafkaslar’dan Türkmeneli’ne, Myanmar’a kadar hâlâ pek çok Türk coğrafyasında ve İslam coğrafyasında kan ve gözyaşı akmaya devam ediyor. Gazze’deki kardeşlerimiz, yıkık dökük binalar arasında Ramazan’ı geçirmeye çalışıyor. Doğu Türkistan’dakiler, Kızıl Çin’in zulmü altında Ramazan’ı karşılıyor. Myanmar’dakiler, Yemen’dekiler, Sudan’dakiler, Somali’dekiler; bir tas çorbayı bulamadan iftar yapıyor, üç hurma bulamadan sahur yapıyor.

Onun için duamız, niyazımız; bu kardeşlerimizin işgalden, zulümden kurtulması ve tam bağımsız, hür bir şekilde yaşaması, Ramazan’ı idrak etmesi içindir.

GÜÇLÜ OLMAK VE BAĞIMSIZLIK HEDEFİ

Kıymetli kardeşlerim; değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler; eğer güçlü değilseniz bu zamanda haklı olmanız hiçbir şeyi ifade etmiyor. Gazze’deki kardeşlerimiz yüzde yüz haklıydı ama güçsüzdüler. İki buçuk milyarlık İslam dünyası maalesef onlara el uzatmadı; zulmü, katliamları ve soykırımı seyretti. Hür dünya; sözde insan hakları savunucusu, sözde demokrasi havarisi Batı da, Avrupa da seyretti.

1949’dan beri Doğu Türkistan’da işgal var. Tam 76 yıl olmuş. “Türküm” diyemiyorlar, “Müslümanım” diyemiyorlar ve yaşayamıyorlar. İnşallah inanıyorum ki onların da zamanı gelecek ve Cenab-ı Hak bize Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını da Filistin’in bağımsız bir devlet olmasını da inşallah gösterecek, diyoruz.

BATI TRAKYA, EVLAD-I FATİHAN VE SOYDAŞLAR

Kıymetli kardeşlerim, değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler; dün Batı Trakya’daydık. Batı Trakya’da, biliyorsunuz, Lozan’la birlikte Yunanistan’a bırakılmış Türk topraklarıdır. Devlet-i Aliyye-i Osmaniye, İstanbul’un fethinden önce Balkanlara geçmiştir. O kadar büyük bir özgüvenle geçmiştir ki başkentini Edirne’ye taşımıştır. Çünkü hedefi neydi? İlâ-yı kelimetullah için nizam-ı âlem; yani Allah’ın ismini yeryüzüne yaymak.

Anadolu’dan oraya Türkleri taşıdı. Bizim gittiğimiz İskeçe Şahinköy, 1350’li yıllarda Lala Şahin Paşa tarafından kurulmuş. 1. Murat Hüdavendigâr döneminde; yani onlar bize Lala Şahin Paşa’nın ve 1. Murat Hüdavendigâr’ın emanetleri. Evlad-ı Fatihan’ın pak ve temiz nesli.

Hakikaten gittiğimizde şunu gördük: “Evlad-ı Fatihan’ın pak ve temiz nesli” deniyor ya; yüzde yüz pak ve temiz bir nesille karşılaştık ve çok mutlu olduk. Büyüğünden orta yaşlısına, gencinden çocuğuna, kadınından erkeğine kadar herkes Türklüğünü ve Müslümanlığını iliklerine kadar yaşıyor. Bu kadar zulüm görmüşler, bu kadar işgal görmüşler ve hâlâ yokluk içerisinde yaşıyorlar. Ama ne onurlarından, ne gururlarından, ne şereflerinden, ne inançlarından, ne kimliklerinden asla taviz vermemişler; vermeden de yaşamlarına devam ediyorlar.

Onların da sizlere selamlarını getirdim. Batı Trakyalı Türklerin, Müslümanların hepinize selamlarını getirdim.

YURT DIŞI PROGRAMLAR VE DEPREM BÖLGELERİ

Allah nasip ederse pazartesi günü de Makedonya’da, Üsküp’te olacağız. Oradaki soydaşlarımızla, dindaşlarımızla iftarı ve sahuru birlikte yapacağız. Geçen hafta Kıbrıs’taydık. Daha sonra inşallah Suriye’de, Çobanbey’de Türkmen kardeşlerimizle birlikte olacağız.

Dört günümüzü deprem bölgesine ayırdık. Hatay, Adıyaman, Maraş, Malatya; buradaki kardeşlerimizle birlikte olacağız. Üç yıl geçmesine rağmen hâlâ acıları dinmeyen depremzedelerimizin acılarını bir nebze de olsa dindirmek için onlarla birlikte olacağız.

Bir kez daha 2023 depreminde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle yâd ediyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. Depremde yaralanan kardeşlerimize de bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

TARİH ŞUURU, VATAN VE KİMLİK

Kıymetli kardeşlerim, değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler; bizler binli yıllarda bu Anadolu’ya gelmişiz, Anadolu’yu yurt edinmişiz Müslüman Türkler olarak. Büyük bedeller ödemişiz; büyük savaşlar yaşamışız. Büyük kahramanlar, kahramanlıklar gösterilmiş. Milyonlarca şehit vermişiz bu dönem içerisinde; milyonlarca gazimiz olmuş. Analar, bacılar çok büyük zorluklar çekmiş. Nene Hatunların, Şerife Bacıların, Fatma ninelerin neler çektiğini işte okuyoruz.

Onların inancı, onların iradesi, onların yılmaz vatan savunuculuğu; bugün bize bağımsız, hür, müstakil bir devlet, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti bırakmış. Biz bu toprakları emlak ofisinden falan satın almadık. Biz bu toprakları ecdadın kanıyla, şehitlerimizin kanıyla vatan yaptık. Birisi de topraklarımıza ortakçı çıkmaya çalışırsa bedeli kandır; bunu bilecektir.

Biz bu topraklarda bin yıldır Kürt’üyle, Türkmen’iyle, Çerkez’iyle, Boşnak’ıyla, Alevi’siyle, Sünni’siyle; hatta Lozan öncesi Rum’uyla, Ermeni’siyle, ecnebi’siyle birlikte yaşamışız. Bin yıl birlikte yaşamışız; ta ki ihanet ettikleri ana kadar. Komşularını kesmeye başladıkları ana kadar biz kardeşçe yaşamışız. Ama ne zaman ki ihanet etmişler, bedelini ödemişler.

Onun için şimdikilere de söylüyorum: İhanet edenlerin ne yaşadığını dönüp bir tarihe bakın. Çok geriye gitmeyin. Sadece 1915’e bakın. Sadece 1920’ye bakın. Kurtuluş Savaşı’na bakın. Orada göreceksiniz. Onun için aklınızı başınıza alın.

Bu millet canını verir ama asla dilinden vazgeçmez. Bu millet canını verir ama asla dininden, İslam’dan vazgeçmez. Bu millet canını verir ama asla kimliğinden, Türklüğünden vazgeçmez; bunu tartıştırmaz. Onun için herkes bunu bilecek ve buna göre adım atacak.

Elbette birlikten yanayız. Elbette kardeşlikten yanayız. Elbette huzurdan, mutluluktan yanayız. Ama biz bunları söylerken birileri bunu bizim bir zaafımız gibi görmesin. Bu bir zaaf değildir. Bu, Müslüman Türk milletinin hoşgörüsüdür, merhametidir ve “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diyen anlayışın bir sonucudur. Yine Yunus Emre’nin dediği gibi, “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü.” inancının bir gereğidir. Bu Anadolu topraklarının irfanının bir gereğidir. Ama birisi de bunları bizim zaafımız sayarsa, o da en ağır bedeli ödeyeceğini bilmelidir.

BÖLGESEL TEHDİTLER VE TEYAKKUZ

Kıymetli kardeşlerim; elbette ki birliğe ihtiyacımız var. Etrafımız adeta ateş topu: Yukarıda Rusya-Ukrayna savaşı, yakın zamanda sona eren Azerbaycan-Ermenistan savaşı, Suriye’de uzun yıllardır devam eden iç savaş, Irak’ın istikrarsızlığı, Yunanistan’ın Amerika ve İsrail’le birlikte Türkiye’ye karşı hasmane tutumları, Kıbrıs’ın adeta Rum kesiminin bir işgalci kuvvetler adacığına dönüşmüş olması ve en son İsrail’in, ABD ile birlikte İran’a saldırması.

Bütün bunlar elbette ki bize teyakkuzda olmamızı, tedbirli olmamızı; elbette ki içeride de birlik ve beraberlik içinde olmamızı gerektiriyor.

İRAN SALDIRISI, NÜKLEER İDDİALAR VE ÇİFTE STANDART

Şimdi baktığınız zaman Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, İran’a niye saldırdı? “Efendim İran nükleer başlık, yani silah üretecek uranyum zenginleştirmesi yapıyormuş.” Bu da yalan. Çünkü Atom Enerjisi Kurumu’nun, yani Dünya Atom Komisyonu’nun personelinin yüzde 70’i şu anda İran’da çalışıyor. Bunların böyle bir raporu yok. Hani dedi ya Trump: “Eğer müdahale etmeseydik bir hafta içinde nükleer silah yapacaklardı.” Atom Komisyonu’nun böyle bir raporu yok.

Peki, velev ki olsun; sende yok mu nükleer silah? Binlerce var. Rusya’da yok mu? Var. Çin’de yok mu? Var. Fransa’da yok mu? Var. İtalya’da, İngiltere’de yok mu? Var. Hatta İsrail’de yok mu? Var. Peki sizde olan bir başka ülkede, özellikle de bir İslam ülkesinde niye olmuyor kardeşim? Niye olmuyor?

Herkes, bütün devletler nükleer silahlarını imha edecek, toprağın altına gömecek; ya da bütün hür ve bağımsız, Birleşmiş Milletler üyesi olan her ülkenin istediği anda, elbette ki Atom Kurumu tarafından denetlenerek nükleer güce sahip olmasına da fırsat verecek. Senin hakkın olan başkasından esirgenmeyecek.

“Efendim İran Amerika’yı tehdit ediyormuş.” Ya sen 10 bin kilometre ötedesin. İran seni nasıl tehdit edecek? Ama İsrail’i tehdit edeceğinden korkuyor; İsrail’in güvenliğini önemsiyor.

İSRAİL’İN NİYETİ, VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR VE TEHLİKE

Peki bu İsrail dediğin kim? Normal bir devlet mi? Asla değil. Ne diyor Üstad Necip Fazıl: “Yıkılasın İsrail, enkazını göreyim; sana devlet diyenin yüzüne tüküreyim.” diyor. Şimdi böyle bir yapı, İsrail; devlet olmanın hiçbir gereğini yerine getirmiyor. Uluslararası hiçbir kanunu, kuruluşu tanımıyor.

Yüz binden fazla Gazzeli masum kardeşimizi soykırıma tabi tutarak katletti. Güya Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanıyor. Ama her gün bir yere gidiyor ve bu mahkemeye üye olan ülkeleri ziyaret ediyor. Tutuklanması gerekirken tutuklanmıyor.

Açıkça niyetlerinin sadece Gazze, Filistin olmadığını; kendilerine vadedilmiş topraklar olan Arz-ı Mevud’a ulaşana kadar mücadele edeceklerini, yani savaşacaklarını söylüyor. Bunu sadece kendileri söylemiyor. Amerika’nın İsrail Büyükelçisi de ne diyor? “Bu İsrail’in hakkıdır.” diyor. Yani Ürdün’ü, Lübnan’ı, Suriye’yi, Türkiye’nin bir bölümünü, Irak’ın bir bölümünü, İran’a kadar bütün bu bölgeler; “İsrail’e vaat edilmiştir, Tanrı tarafından.” diyor. Dolayısıyla bunları almak onun hakkıdır, diyor.

Nasıl bir zihniyetle karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz.

VİCDANSIZLIK, ÇOCUKLAR VE ULUSLARARASI SESSİZLİK

Bakın, bunlarda vicdan yok. Bunlarda savaşın ahlakı da yok. Bunlarda delikanlılık da yok. Saldırıların ilk günü İran’da bir kız okulunu, kız çocuk okulunu vurdular. 160’tan fazla; 7 ile 15 yaş arası kız çocuğu bombalanarak parçalandı. Şehit edildiler. Allah rahmet eylesin. Ne büyük acı. Cenab-ı Hak analarına, babalarına sabr-ı cemil nasip etsin.

Ama diğer taraftan İsrail’in ve ABD’nin ne kadar insafsız olduğunu, ne kadar vicdansız olduğunu, ne kadar insanlık düşmanı olduğunu da açık ve net bir şekilde göstermektedir. 

Neredesin ey Birleşmiş Milletler? Nerede insan hakları kuruluşları, nerede? Bu çocukların hesabını bu Trump ve Netanyahu vermeyecek mi?

Bu çocukların hesabı, Gazze’dekilerin hesabı, Suriye’dekilerin, Irak’takilerin, Afganistan’dakilerin hesabı verilmeden kimse bize demokrasiden, insan haklarından bahsetmesin. Tıpkı Mehmet Akif’in dediği gibi: “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.” Bunlar işte tam bir canavar bunlar.

İSLAM ÜLKELERİNİN TUTUMU VE TEPKİ

Ama buradan hâlâ, bugün olmuş; onlarla birlikte hareket eden, ülkelerinin başta petrol, doğal gaz olmak üzere madenlerini, kaynaklarını sırf kendi iktidarlarını korumak için ABD’ye, Batı’ya peşkeş çeken İslam ülkelerinin sözde liderlerine sesleniyorum: Cesedini görüp hâlâ Amerika’nın, İsrail’in, Trump’ın, Netanyahu’nun yanında durmaya devam ediyorsanız yazıklar olsun size. Cenab-ı Hak Kahhar ismi şerifiyle onlarla birlikte sizleri de kahr u perişan eylesin, inşallah diyoruz.

TÜRKİYE’YE PARMAK SALLAYANLARA CEVAP

Arada bir de Türkiye’ye parmak sallıyorlar. Oradan o hadsizlere diyoruz ki: Türkiye’yi, Türk milletini başkalarıyla karıştırmayın. Türkiye ne Afganistan’a benzer, ne Suriye’ye benzer, ne Irak’a benzer, ne Filistin’e benzer, ne Sudan’a, Somali’ye; ne Venezuela’ya, ne İran’a benzer. Türkiye, Türk milleti; vatanı söz konusu olduğunda canını düşünmez.

Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Başkanımızın tam buna uygun bir güzel sözü var. Ne diyordu? “Evet, biz kan dökmeyi seven bir millet değiliz; ama gerektiğinde dünyanın şah damarını kesmesini de biliriz.” diyordu. Evet.

Onun için Türkiye’ye parmak sallayanlar şunu bilsinler ki Türkiye’nin; o parmak sallayanları da, o parmakları da, onun arkasındaki güçleri de kıracak, yenecek, mağlubiyete uğratacak gücü de, azmi de, kararlılığı da vardır.

TEŞEKKÜR

Kıymetli kardeşlerim; bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Sizlerle bizleri bu güzel iftar sofrasında buluşturan Keçiören İlçe Teşkilatımıza, İlçe Başkanımız Halit kardeşime, İl Teşkilatımıza, İl Başkanımız Hamza kardeşime, diğer parti mensuplarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Bize gelerek burada, Keçiören’de ev sahipliği yaptı. Kendisine de şükranlarımı sunuyorum. Ekibiyle birlikte misafirimiz oldu. Sağ olsunlar, var olsunlar, diyorum.

Ramazanınız mübarek olsun. Sağ olun, var olun. Allah’a emanet olun."

Galeri