Olağan Kurultayını tamamlayan Yeniden Refah Partisine “hayırlı olsun” ziyaretinde bulunan Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Sayın Fatih Erbakan’ı tebrik etti.
Sayın Mustafa Destici ve Sayın Fatih Erbakan, heyetler arasında gerçekleşen tebrik ziyareti sonrası objektiflerin karşısına geçti.
Ev sahibi Sayın Fatih Erbakan, konuşmasını yapması için Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’ye sözü bıraktı. Sayın Genel Başkanımız şunları söyledi:

MUSTAFA DESTİCİ: TÜRK-İSLAM ALEMİ İÇİN HAYIRLI OLSUN
Yeniden Refah Partimizin değerli heyeti; sizleri saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Ramazan-ı Şerif’inizi tekrar tebrik ediyorum. Cenab-ı Hak cümlemizi Ramazan’ın rahmetinden, bereketinden, mağfiretinden istifade eden kullarından eylesin, inşallah diyorum.
Biz bugün Yeniden Refah Partimizi, son yaptığı olağan kurultaydan dolayı hem Sayın Genel Başkanı hem heyetini tebrik etmek için geldik. Bir kez daha Yeniden Refah Partimizin olağan kongresinin; başta saygıdeğer Genel Başkan Fatih Erbakan olmak üzere tüm yönetimi için, tüm Yeniden Refah Partisi camiası için ve ülkemiz için, İslam âlemi için, Türk-İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Tebrik ediyorum.
DESTİCİ: NECMETTİN ERBAKAN’I RAHMETLE ANIYORUZ
İkinci olarak da biliyorsunuz; merhum başbakanlarımızdan ve Millî Görüş Hareketi’nin lideri merhum Necmettin Erbakan’ın 27 Şubat ölüm yıl dönümüydü, sene-i devriyesiydi. On beş yıl önce, yani 27 Şubat 2011’de kendisini kaybetmiştik. Bu vesileyle bir kez daha kendisini rahmetle ve şükranla yâd ediyoruz.
Ben, Yeniden Refah Partimizin İstanbul’da düzenlediği toplantıya daha önceden planlanan Sivas’taki bir programımız, iftar programımız meselesiyle katılamamıştım ama genel merkezimiz katılmıştı. Bu vesileyle merhum Başbakanımızı da rahmetle ve şükranla tekrar yâd ediyorum. Mekânı cennet olsun, makamı âli olsun, inşallah.
BÜYÜK BİRLİK, MUHSİN YAZICIOĞLU VE REFAH PARTİSİ İLİŞKİSİ
Tabii Büyük Birlik Partisiyle, şehit Muhsin Yazıcıoğlu’yla; merhum Necmettin Erbakan’ın ve Refah Partisinin çok yakın, kardeşçe ilişkisi vardı.
Biliyorsunuz, 96 yılında kurulan Refah-Yol Hükûmeti’ne Büyük Birlik Partisi, Muhsin Başkanımız ve onunla birlikte o dönem Mecliste bulunan yedi milletvekilimiz destek vererek, güven oyu vererek hükûmetin kurulmasını temin etmişti. Başbakanlık değişikliği sürecinde de, yani başbakanlığın Tansu Hanım’a devri sürecinde de yine o kararlılığını göstermişti.
Yani dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Demirel’e, merhum Demirel’e; “Biz yine üç parti beraberiz, çoğunluğumuz var. Siz hükûmeti kurma görevini Tansu Çiller’e verin.” diye... Ama buna rağmen biliyorsunuz, başka güçler devreye girdi. 28 Şubat başlangıç oldu ve neticede o görev Tansu Hanım’a verilmedi; bir başkasına verildi ve böylece de Refah-Yol yıkılmış oldu.
28 ŞUBAT’IN SONUÇLARI: DEMOKRASİ, MİLLÎ İRADE VE EKONOMİ
Tabii Refah-Yol’un yıkımı sadece Refah Partisi, Doğru Yol Partisi iktidarı kaybetmesi ya da Büyük Birlik Partisi’nin desteğinin boşa çıkmasını ifade etmiyordu. Yani o neyi ifade ediyordu?
Bir: Demokrasi büyük yara aldı.
İki: Millî irade itibarsızlaştırıldı ve yok sayıldı.
Ve düzgün giden bir ekonomik sistem vardı. Bir havuz sistemi vardı; taşlar, bilir gibi kısa bir sürede yerli yerine oturmuştu. Bu bozuldu. Çünkü Refah Hükûmeti; birilerinin, daha doğrusu işte arı kovanına bir çomak sokulmuştu. “Her şey eskisi gibi olmayacak, artık yeni şeyler yapılacak.” görüntüsü verdi. Bunu uyguladı bir de. Maalesef bu kabul görmedi. O dönemin “zinde güçleri” tarafından; tabii bunların hepsinin dış bağlantıları olduğu da daha sonraki süreçte ortaya çıktı.
Peşine de biliyorsunuz, ağır bir şekilde o 28 Şubat süreci yaşandı. Hâlâ o günkü yaşadıklarımız gözlerimizin önünde. Yeni arkadaşlarımız, gençlerimiz belki bunları anlamakta zorluk çekiyor olabilir ama biz bizzat yaşadık; o yıllarda bizzat yaşadık.
28 ŞUBAT DÖNEMİNDE YAŞANANLAR
Yani başörtülü kardeşlerimizin; bırakın normal liseleri, imam hatip liselerinden bile atıldığını, içeri alınmadığını; bırakın normal bir hukuk fakültesi ya da mühendislik fakültesini, ilahiyat fakültelerinde bile bu yasakların uygulandığını ve zorla başlarının açıldığını; efendim işte bir cadı avı misali kamuda memurların işlerine son verildiğini, hatta özel sektörde bile bu uygulamaların yaşandığını...
Daha bir sürü yapılan zulümler var, yanlış uygulamalar var. Tabii ki bunları burada anlatmaya zamanımız yok.
BİRLİK, BERABERLİK VE KARDEŞLİK İHTİYACI
Bir de tabii bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç olduğu şey ne? Hepimiz aynı şeyi söylüyoruz. Özellikle coğrafyamızda bir takım karışıklıklar olduğunda; işte Suriye savaşında ya da Suriye iç karışıklığında, Irak’ta Amerikan müdahalesi döneminde, işte Rusya-Ukrayna savaşında ve en son şimdi İsrail ve ABD’nin haksız, hukuksuz, uluslararası hiçbir hukuki temele dayanmayan bu saldırıları gerçekleştiğinde de; en çok neye ihtiyacımız olduğu söyleniyor: Yine birliğe, beraberliğe ve kardeşliğe ihtiyacımız olduğu söyleniyor.
Bu muhakkaktır. Elbette bu böyledir. Ama bunun oluşması için de ne lazım? Herkesin fikrine saygı duymak lazım. Herkesin inancına saygı duymak lazım. Ve burasının bir Müslüman Türk Devleti olduğunu bilerek herkesin hareket etmesi lazım. Dolayısıyla bu 28 Şubat süreci gibi özlemlerin de yaşanmaması gerektiğini düşünüyorum.
Onun için biz hepimiz, rahmetli Muhsin Başkanın dediği gibi, aynı kilimin desenleriyiz: Kürdüyle, Türkmeniyle, Alevisiyle, Sünnisiyle; dindar olanıyla, az dindar olanıyla... Biz hepimiz bu büyük Türk milletinin bir ferdiyiz. Farklılıklarımızı bir zenginlik olarak gördüğümüz zaman biz içeride birliğimizi sağlarız. Daha ötesine de gerek yoktur. Devletin temelini sarsacak, milletin birliğini sıkıntıya sokacak bir takım gelişmelere de ihtiyacı yoktur; milletin birliğinin sağlanması açısından. Geçmişte nasıl biri olmuşsak bugün de biri oluruz.
DESTİCİ: GÜÇLÜ DEĞİLSEN HAKLI OLMAK YETMEZ
Tabii bu vesileyle Amerika Birleşik Devletleri’nin ve İsrail’in kardeş İran’a, İran halkına yönelik bu hukuksuz, uluslararası hiçbir temele dayanmayan, hukuka dayanmayan bu saldırılarını da lanetliyoruz. Özellikle o kız çocuklarının okuduğu okula yapılan saldırı hepimizin yüreklerini parçaladı, hepimizin ciğerlerini dağladı.
Yani eğer dünyada uluslararası bir hukuk varsa, bir Birleşmiş Milletler varsa, bir ceza mahkemesi varsa, insan hakları kuruluşu varsa; bu iki haydutun, yani Trump’un ve Netanyahu’nun mutlaka ama mutlaka yargılanmaları gerekir. Eğer bunlar yargılanmazsa; bu okul saldırısından dolayı, tabii ki Gazze’de daha önce yapılan katliamlar, soykırımlar... Bu artık yol olur. Bundan sonra her ülke, istediği her ülkeye; güçsüz gördüğü her ülkeye saldırabilir. Çünkü örneği var: Birleşmiş Milletler, Amerika, İsrail’e bir şey yapamamış. Başka bir ülke bunu yaptığında ona ne yapabilecek? Hiç yapamaz.
Onun için bütün bu gördüklerimiz bize şunu söylüyor: Bu dönemde şayet güçlü değilseniz haklı olmanızın hiçbir anlamı yok. İstediğiniz kadar haklı olun. Bugün İran haklı, Filistin halkı haklı, Ukrayna haklı... Haklı olmanızın hiçbir anlamı yok. Güçlü değilseniz elin adamı, devleti gelip size her türlü fenalığı yapabiliyor ve kimse de buna ses çıkarmıyor.
Evet, ben tekrar nazik ev sahiplikleri için, misafirperverlikleri için saygıdeğer Genel Başkan’a ve heyetine; tüm Yeniden Refah Partisi camiasına da teşekkür ediyorum. Tekrar kongreleri hayırlı, mübarek olsun, diyorum.

FATİH ERBAKAN: KURTULUŞ AYI OLMASINI NİYAZ EDİYORUM
Sayın Genel Başkan’a, kıymetli heyetimin bütün Büyük Birlik Partisi camiasına hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. Bu nazik ziyaret dolayısıyla Sayın Genel Başkan’a teşekkürlerimi sunuyorum. Gerçekten de bir incelik gösterdiler ve Büyük Kongremiz dolayısıyla “hayırlı olsun” ziyaretini gerçekleştirdiler. İnşallah Büyük Kongremizin hayırlı olmasını; bu vesileyle bir kez daha Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Tabii ki Yeniden Refah Partisi teşkilatlarımızın, Büyük Birlik Partisi teşkilatlarının, camiasının; aziz milletimizin, tüm İslam âleminin mübarek Ramazan ayını tebrik ediyorum. Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum: İran’da, Gazze’de, Yemen’de, Sudan’da, Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Keşmir’de, Arakan’da; Türk dünyasında, İslam dünyasında zulüm altında inleyen kardeşlerimizin artık bunlardan kurtuluş ayı olmasını bu Ramazan’ın Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
NECMETTİN ERBAKAN’I ANMA
Değerli Genel Başkanım da ifade ettiği gibi; rahmetli Erbakan Hocamızın vefat yıl dönümünü, on beşinci vefat yıl dönümünü yaşıyoruz. On beş sene önce, 27 Şubat’ta rahmetli Rahman’a kavuştuk. Kendileriyle birlikte rahmetli Erbakan Hocamızı hayırla yâd ettik, rahmetle andık.
Gerçekten de milletimize, ülkemize, İslam âlemine çok önemli hizmetleri, katkıları olan bir büyük lider, bir büyük dava adamıydı. Ferasetiyle, cesaretiyle, dirayetiyle, hidayetiyle, merhametiyle, nezaketiyle; rahmetle andık. Hepsinin ruhlarına Fatiha okuduk. Allah gani gani rahmet eylesin.
MUHSİN YAZICIOĞLU’NU ANMA VE 28 ŞUBAT VURGUSU
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Başkanımız da; dürüstlüğüyle, samimiyetiyle, tevazusuyla, millete ve vatana olan aşkıyla ve aynı zamanda 54. Hükûmet gibi Cumhuriyet tarihinin en başarılı hükûmeti olan bir hükûmetin kurulmasına vermiş olduğu destekle, aynı zamanda da o hükûmetin yıkılması için dış güçler tarafından ortaya konulan bu oyunlara karşı, 28 Şubat operasyonlarına karşı dimdik duruşuyla; milletimizin, biz Millî Görüşçülerin ve bütün dünyanın gerçeklerinde hatırladığı, hatırlayacağı bir büyük liderdi. Allah gani gani rahmet eylesin. Her ikisinin de mekânları cennet, makamları âli olsun.
İRAN’A SALDIRI, SİYONİST İTTİFAK VE TEPKİ
Tabii Sayın Genel Başkan’la görüşmemizde değinildi. Ancak daha ziyade, tabii ki biraz evvel kendisinin ifade ettiği gibi; İran’da yaşanan hain saldırılar, yani siyonist ittifakın; kardeşimiz, komşumuz, dostumuz, D-8’lerde birlikte üye olduğumuz bir ülke olan İran’a karşı yaptıkları hain saldırılar ele alındı.
Burada tabii biz de Yeniden Refah Partisi olarak bu saldırıların haksız, hukuksuz; tırnak içerisinde “kalleş saldırılar” olduğunu ifade etmek istiyoruz. Aynı zamanda biraz evvel Batı’nın gerçek yüzü, Amerikan yönetiminin, siyonizmin gerçek yüzü bir kez daha ortaya koydu.
Gittiler; bir ilkokul bularak, yüz yetmişe yakın kız çocuğunu cesetleri tanınmayacak hâle geleceği şekilde paramparça ettiler ve gerçek yüzlerinin nasıl vahşi olduğunu, hukuk tanımaz, hak tanımaz olduğunu bir kez daha ortaya koydular. Şiddetle kınıyoruz, lanetliyoruz biz de.
TRUMP VE NETANYAHU’NUN YARGILANMASI ÇAĞRISI
Gerçekten de misafirimiz olan Sayın Destici’nin de ifade ettiği gibi; Trump’ın, Netanyahu’nun yargılanmaları, hâkim karşısına çıkmaları ve en ağır cezalara çarptırılmaları gerektiğini bizler de ifade ediyoruz.
DOĞU TÜRKİSTAN, BATI TRAKYA VE BÖLGESEL SIKINTILAR
Yine bu görüşmemizde tabii ki Doğu Türkistan’daki Türk kardeşlerimizin yaşadığı sıkıntılar da gündeme geldi. Batı Trakya’daki Türk kardeşlerimizin, soydaşlarımızın yaşadığı problemler, sıkıntılar ele alındı.
İnşallah bu ziyaretin hayırlı olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Bir kez daha Sayın Genel Başkan’a, Sayın Destici’ye; misafirlerimize, kıymetli heyetine ve genel başkan yardımcılarına bu nazik ziyaretleri için teşekkür ediyorum. Tabii ki basın mensuplarına da teşrifleri ve ilgileri dolayısıyla ayrıca teşekkür ediyorum.
Toplantımız hayırlı olsun, günümüz hayırlı olsun. Çok teşekkür ederim.

SORU-CEVAP BÖLÜMÜ
Ziyarette gazetecilerden İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve emeklilere bayram zammı tartışmalarıyla ilgili her iki genel başkana soru yöneltildi. Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, şu yanıtları verdi:
MUSTAFA DESTİCİ’DEN “EMEKLİ BAYRAM İKRAMİYESİ VE ENFLASYON” DEĞERLENDİRMESİ
Bir kere emeklinin bu anasının ak sütü gibi helal olan ikramiyesi en azından enflasyon oranında artırılmalıdır. Yıllık enflasyon kaç olarak açıklanmıştır? Yüzde 30’un üzerinde olarak açıklanmıştır. Enflasyona göre bakarsanız, 3 kere 4, 12; en az 1.200 liralık bir artış verilmelidir. Ama şahsen bana sorarsanız bu en az 10 bin lira olmalıdır.
O da ne yapar? Siz 16 milyon dediniz; 1.000 lira zam yapılsa, 16 milyon emekli var, 16 milyar yapar. 10 bin lira yapılsa ne yapar? 6 kere 6, 36; kere 16’yı çarpacağız bu sefer. 36, 96 milyar yapar. 96 milyar dediğiniz para da ne yapar? 2 milyar dolar yapar. Yani çok önemli bir para değil. Türkiye gibi büyük bir devlet için Türkiye çok rahatlıkla bu bütçeyi oluşturabilir, bu imkânı bulabilir.
Yani bizim teklifimiz 10 bindir. Ama 1.200 lira enflasyon artışına göre mutlaka verilmesi gereken; yani minimum 5.200 lira olması gerekir. Minimum. Ama bizim teklifimiz, bunun büyük bir parçası olarak bayram ikramiyelerinin 10 bin liraya yükseltilmesidir.
Bankalar bile promosyon olarak bunun çok üzerinde para dağıtıyor. Koskoca devlet 10 bin lira verse emekçisine; bir Ramazan sevinci olarak, Ramazan ikramiyesi olarak bu çok mudur? Çok değildir. Onun için biz burada netiz.
EMEKLİ MAAŞLARINDA DENGE VE 2023 OCAK KIRILMASI
Bunda birlikte şunu da söyleyeyim: Zaten emeklilerimiz 2023 Ocak’tan beri bir haksızlığa uğramış vaziyetteler. 2023 Ocak’ta en düşük memur ve en düşük kamu işçisi maaşı 11 bin, en düşük emekli maaşı 7.500. Yani emekli, çalışanın; daha doğrusu işçi, memur fark etmiyor, üçte ikisini alıyordu. Biri 3 lira alıyordu, biri 2 lira alıyordu.
Şu anda 60’a 20; üçte bire düşmüş vaziyette. Önce bu dengenin tekrar 2023 seviyesine getirilmesi gerekiyor; emeklinin tam hakkını verdik diyebilmek için.
TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL GÜCÜ VE ARABULUCULUK
Diğer soruya gelirsek; Türkiye Cumhuriyeti Devleti tabii ki bölgenin her yönüyle en güçlü devleti. Bir kere Türkiye bunun farkında, bunun idrakinde. Bölgemizdeki bütün olağan gelişmelere de bu noktadan bakıyor.
İşte Rusya-Ukrayna Savaşı’nda da biliyorsunuz Türkiye iyi bir arabulucu olarak süreci sürdürdü. Hâlen bu konumunu muhafaza ediyor ve bu sayede de işte pandemi dönemindeki bu tahıl, buğday ihtiyacı başta olmak üzere pek çok noktada da arabuluculuk yaptı ve çok büyük problemin çözülmesine de öncülük etti. Yani hem Ukrayna’yla ilişkilerini sürdürdü hem Rusya’yla. Hâlen bu şekilde de bu ilişkileri devam ettiriyor. Büyük katkı sağladı. Yani coğrafyamıza ve dünya insanlığa büyük katkılar sağladı. Büyük devlet olmanın gereğini yerine getirdi.
İRAN’A YÖNELİK SALDIRILAR VE TÜRKİYE’NİN TEPKİSİ
İkincisi; tabii ki İran’a yönelik saldırılarda da Türkiye başından itibaren net bir şekilde, hem Sayın Cumhurbaşkanımız, hem Dışişleri Bakanımız, diğer yetkililer, siyasi partilerimiz; hepimiz hep birlikte ortak bir duruş sergiledik. Nedir? Bu saldırıları kınıyoruz. Bunlar hukuksuzdur. Bunlar haksızdır. Bunların uluslararası meşruiyeti yoktur. Bunları ifade ettik, bunları söyledik.
Özellikle okula yapılan saldırı; yüz yetmişe yakın, işte yüz altmış sekiz çocuğun bedenleri parçalanarak öldürülmeleri hepimizin ciğerlerini dağladı ve Cumhurbaşkanı’ndan en aşağıdaki vatandaşına kadar bütün Türk milleti buna tepki gösterdi.
Aynı tepkiyi İran’ın dinî lideri Hamanei’nin öldürülmesinde de, bir suikastle öldürülmesinde de aynı tepkiyi koyduk. Bunun da hiçbir uluslararası meşruiyeti yok.
Yani Venezuela’da kaçırdılar; operasyonla evinden aldılar, burada geldiler bombaladılar ve öldürdüler, ailesiyle birlikte. Yani bu çağda, bu kadar uluslararası kuruluş varken; başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bunun yapılabiliyor olması gerçekten bütün dünyanın canını sıkan bir şey.
AVRUPA’NIN TUTUMU VE ÇİFTE STANDART
İşte İspanya da buna tepki gösteriyor. Ama bekliyoruz ki bütün Avrupa Birliği üyesi ülkeler aynı cesarette olsun. Bakıyorsunuz; İngiltere hemen dümen kırıyor. Almanya zaten tam baskılanmış. Gazze’de soykırım olurken de İsrail’e destek vermek zorunda kaldı.
İki ülke düşünün: Almanya, Naziler döneminde Yahudilere büyük eziyetler etmiş. İspanya da kovmuş onları. Osmanlı’ya sığındılar, biliyorsunuz; 500 bin Yahudi Osmanlı’ya sığındı. Duruşunu muhafaza ediyor İspanya; yani ne olduklarını biliyor.
Biz iyi niyetli davranmışız. Biz herkese kucak açmışız, zorda kalan herkese. Ama maalesef o kucak açtıklarımızın; işte başta bu siyonist Yahudiler olmak üzere, nasıl ihanet ettiklerini görüyoruz.
İSRAİL, TÜRKİYE’Yİ HEDEF GÖSTERME VE CAYDIRICILIK
Yani Netanyahu bir taraftan diyor ki: “Benim annem Osmanlı, yani burası Türklerin idaresindeyken doğdu.” diyor. Ama öbür taraftan işgalci olduğu yerde yüz bin, on binlerce insanı soykırıma tabi tutuyor. Türkiye’yi de hedef gösteriyor. Çünkü biliyor ki kendisini durdurabilecek tek güç var; o da Türkler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bunun bilincindeler.
Onun için sıra Türkiye’ye gelir mi, gelmez mi? Vallahi sıraya Türkiye’yi koyanlar, sıranın kendilerine geldiğini hesap etsinler o zaman. Birisi bizi sıraya koyuyorsa, Türkiye’yi; demek ki sıra onlara gelmiştir, bize değil. Türkiye’yi sıraya koyanlar akıbetlerini yaşarlar.
Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kimseden de korkusu yoktur, çekincisi de yoktur; Türk milletinin de yoktur. Bizi öyle PKK ile falan da tehdit edemezler. Dolayısıyla hiçbir güçle de bizi tehdit edemezler. İşte Yunanistan’la tehdit ediyor, adaları gündeme getiriyor; bunların hiçbirisi Türkiye’yi etkilemez.
STRATEJİK YETERLİLİK: GIDA, ENERJİ, İLAÇ VE SAVUNMA SANAYİİ
Ama daha önce de söylemiştik, son cümle olarak şunu da ifade edeyim: Türkiye olarak; her ülke için aslında bu geçerli. Bu savaşlar falan bize şunu gösterdi ki, dört konuda en azından kendi kendinize yeteceksiniz. Birincisi gıda, ikincisi enerji, üçüncüsü ilaç-aşı ve en önemlisi savunma sanayii. Çünkü böyle durumlarda paranız da olsa size bunu vermiyorlar. Bak, uçağa paramızı veriyoruz; uçağı alamıyoruz. Geçmişte de paramızı verdik; İHA’ları, SİHA’ları, gemileri alamadık.
Onun için savunma sanayiine bizim daha çok yatırım yapmamız gerekiyor. Çünkü dünyanın gittiği yer belli: Dünya bir savaşa gidiyor; açık ve net gözüküyor. Yani başlamış; yavaş yavaş bunun başlangıçlarını görüyoruz. Çünkü bu iki haydutun yönettiği ülkelerin duracağını zannetmiyorum. Ancak başlarına büyük bir musibet gelirse durabilirler. İnşallah o musibeti de yaşarlar diye ümit ediyorum.
Biliyorsunuz, ben geçtiğimiz aylarda; belki bir yıl olmuştur. Bu savunma sanayiine 750 lira destek verilsin dediğimde, biliyorsunuz bazı çevreler tepki gösterdiler. Ama bugün geldiğimiz noktada bunun ne kadar önemli olduğunu görüyoruz.
DİPLOMASİ VE DEVLETE BAŞARI DİLEĞİ
Yani ben Türkiye’nin yine sağduyuyla hareket ettiğini görüyorum. Komşularına karşı yapılan saldırılara karşı net bir duruş ortaya koyduğunu görüyoruz. Ama bunu yaparken İran’la da, Amerika’yla da; tabii Türkiye’nin şu anda İsrail’le bir diplomatik ilişkisi yok; Amerika’yla da görüşüldüğünü ve saldırıların durması noktasında da bir gayret gösterildiğini, çaba gösterildiğini görüyoruz. Bundan dolayı da devletimize de, Cumhurbaşkanımıza da, hükümetimize de başarılar diliyoruz.

FATİH ERBAKAN’DAN “EMEKLİ BAYRAM İKRAMİYESİ VE FAİZ YÜKÜ” DEĞERLENDİRMESİ
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Fatih Erbakan ise her iki soruya şu cevabı verdi:
İkinci sorudan başlayacak olursanız; tabii Sayın Genel Başkan’ın sözlerine katılmamak mümkün değil. Burada milyonlarca emeklimize bir 10 bin lira verilse ne olur? Bugün bu sene 2025 yılında, 2026 yılında bütçeden faizlere verilecek olan para 2,7 trilyon liradır. 260 milyar. Yani üç haftada, yirmi günde; üç haftada faize verilen parayla emeklilerimize kişi başına 10 bin lira bayram ikramiyesi verilmesi mümkün olur.
Bugün pastırmanın kilosunun 3 bin lira olduğu, Antep fıstığının kilosunun 1.800 lira olduğu, Giresun fındığının 1.400 liraya satıldığı; peynirin 750-800 lira, 1.000 lirayı bulduğu bir yerde bunu konuşmak bile aslında çok ayıp. Gerçekten de en azından 10 binin verilmesinin çok daha iyi olacağını biz de söyleyebiliriz. Sayın Genel Başkan’a katılıyorum. Ve bunun verilebilmesi de hiçbir şey değildir; dediğim gibi üç haftalık bir faiz parasıdır.
Bekâr çalışanın yaşama maliyetinin 45 bin liralara ulaştığı bir ülkeden bahsediyoruz. Açlık sınırının, yoksulluk sınırının 100-200-300 bin liraya geldiği bir ülkeden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu verilecek olan meblağın, bu rakamlar göz önünde bulundurularak verilmesi gerekir. Milyonlarca emeklimizin yüzünün hiç olmazsa bayramda güldürülmesi gerekir, diye ifade etmek istiyorum.
ERBAKAN HOCA’NIN ÖNGÖRÜLERİ VE BÖLGESEL TEHDİTLER
Tabii diğer taraftan rahmetli Erbakan Hocamıza vefat yıl dönümünde bir kez daha atıfta bulunalım. Çünkü yıllarca bugün Orta Doğu’da yaşadığımız olayları bize anlattı. Daha 89’da, 90’da; Birinci Körfez Savaşı, Irak’la ilgili savaş başlatılırken “Bu iş Irak’la bitmeyecek; arkasından Suriye gelecek, arkasından İran gelecek ve arkasından sıra Türkiye’ye gelecek. Korkuyorum; dövecek dizimiz kalmayacak, toprak ayağımızın altından kayıyor, karakolukları görüyorum.” sözlerini yıllar boyunca ifade etti. Oldu ve en sonunda sıra Türkiye’ye kadar geldi.
Allah ülkemizi, milletimizi bu şer odaklarının saldırılarından, şerlerinden muhafaza etsin.
MENFAAT, İMTİYAZ VE “BÜYÜK İSRAİL” HEDEFİ
Tabii yine Erbakan Hoca’mızın meşhur bir sözü vardı: “Menfaati hak sebebi sayarlar.” diyor. Yani “Benim Irak petrollerinde menfaatim var; öyleyse gider Irak’ın tepesine binerim.” Venezuela’da petrol var diyor Trump; “Benim de petrol şirketlerim var.” diyor. Dolayısıyla menfaatim olduğu için Venezuela’nın tepesine binerim. Güçlüyüm, teknolojim var, silahım var ve aynı zamanda istihbaratım var. Bu gücü ele geçirmişim; öyleyse istediğimi yaparım. Venezuela’da istediğim hainlikleri yaparım. İran’da istediğim hainlikleri yaparım. Buna inanıyorum.
“İmtiyazı hak sebebi sayarlar.” diyordu. “Biz imtiyazı bölüp parçalayacağız. Suriye’yi de, Irak’ı da bölüp parçalayacağız ve bu parçaladığımız lokmaları yutacağız. Burada Büyük İsrail’i kuracağız.” Bu amaçla, bu hedef doğrultusunda bunlar devam ediyor.
MÜZAKERELER, SALDIRILAR VE “MESELE İSRAİL’İN NE İSTEDİĞİDİR”
Yoksa biz dün İran Büyükelçisi’ni ziyaretimizde, kendisi de ifade etti. Dedi ki: Müzakerelerde biz elimizden gelen iyi niyeti ve yardımı ortaya koyduk. Müzakereler gayet güzel bir şekilde devam ediyordu. Müzakere anlamında, diplomasi anlamında herhangi bir sorun yoktu; anlaşmaya çok yakındı. Ama birdenbire bizim bakanımız daha ülkemize dönmeden bombaları yağdırmaya başladı.
İşte Amerikalı emekli albayın sözleri: “Mesele kimin ne dediği değil, mesele İsrail’in ne istediğidir.” diyordu. Daha 10-15 gün öncesinde bu emekli Amerikalı albay gerçekten de bunu gördü: Din ile Fırat arasını alacağım, “Kudüs-İsrail’i kuracağım.” Müzakereymiş, nükleer silahmış, nükleer programmış; bunların hepsi maalesef hikâye noktasında.
ÇÖZÜM: BİRLİK, SANAYİ VE ULUSLARARASI ADİL DÜZEN
Ne yapılması lazım? Sayın Destici’nin de ifade ettiği gibi; ekonomik anlamda, siyasi anlamda, teknolojik anlamda, askerî anlamda; savunma ve sağlık sanayii anlamında Müslüman ülkelerin, Türk ve Müslüman dünyasının; 57 ülkenin bir araya toplanarak Erbakan Hocamızın ortaya koyduğu hedefte olduğu gibi “T-60”ı hayata geçirmeleri önemli.
Yine 160 ezilen ülkenin de bir araya gelmesi ve İkinci Yalta Konferansı’nı gerçekleştirmeleri çok önemli. Çünkü hepimiz bu konularla ilgili açıklamalarda bulunduk: Yeni bir dünyanın, adil bir dünyanın kurulması lazım. Bunu da Müslüman ülkelerin; Türkiye’nin bir vesile oluşturacağı şekilde gerçekleştirmesi önemlidir. İnşallah bu adımların atılması bir an evvel gerçekleşecektir.
Sayın Genel Başkanımız, Keçiören İlçe Başkanlığımızın iftar programına katıldı